‘SÖZLEŞMELİ ÜRETİM ANA UNSURLARDAN BİR TANESİ’
Yumaklı, geçen yıl bitkisel üretimin 137 milyon tona ulaştığını ve bunun da cumhuriyet tarihinin rekoru olduğunu belirterek, “İnşallah bu çalışmalarımız tam manasıyla, sahaya yansıdığında bu rakamları çok daha yukarılara taşıyacağız. Elbette bu konular içerisinde sözleşmeli üretim sizleri de çok yakından ilgilendiren bir konu. Sözleşmeli üretimin, tarımsal üretimin planlanması konusunun ana unsurlarından bir tanesi olduğunu söylemem gerekir. Ülke genelinde yaygınlaşması, üretim kapasitesinin arttırılmasına yönelik çok önemli pozitif bir etki oluşturacak. Ben sizlerin bu konuya vereceğiniz desteği önemsiyorum. Bu dayanışma hem üretim hem de sektörün ana unsuru olarak sanayi kısmını da içinde alan bir bütün halinde hareket etmemizin yegane yolu sözleşme ile üretim” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, ülkenin yaklaşık 9 trilyon dolarlık bir ticaret hacminin döndüğü bir coğrafyada bulunduğunu aktararak, “Türkiye, Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika bölgesindeki en büyük tarımsal ürünlerin ihracatçısı ülkelerden birisi. 2023 yılında 212 ülke ve bölgeye 2 bin 200 çeşit tarım ürünü ihraç ederek yaklaşık 31 milyar dolarlık bir ihracat geliri elde etmiş durumdayız. Bunlar sizlerin başarınız. Bu tecrübeyi daha da etkin kullanmak gerekiyor. Bakanlık olarak bizler çok farklı vesilelerle sektörün farklı unsurlarıyla bir araya geliyoruz. Özellikle 9 farklı ülkeye tarım müşavirleri atadık. Ancak bu arkadaşlarımız sadece o ülkelerden sorumlu değil. Onlara hinterlantlar belirledik” dedi.
Bakan Yumaklı, tarım müşavirleri başta olmak üzere Bakanlığın bütün birimlerinin ihracatçıların hizmeti için hazır olduğunu ifade ederek, “Elbette hububat, baklagiller ve yağlı tohumlu bitkiler sektöründe bizlere düşen önemli sorumlulukların farkındayız. Sektördeki gelişmeleri doğru bir şekilde analiz etmeye çalışıyoruz. Etkin politika ve strateji belirlemeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
]]>‘EYLEM PLANININ YÜZDE 74’ÜNÜ GERÇEKLEŞTİRDİK’
Türkiye ve Azerbaycan iş birliğinin mevcuttaki seviyelere gelmesinde her iki ülke Cumhurbaşkanının dirayetli liderliği ve kararlılığının rolünün büyük olduğunu aktaran Yılmaz, “2 kardeş ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlenmesi yönünde KEK mekanizmasına önem veriyoruz. 10’uncu dönemde 86 maddelik bir eylem planı imzalamıştık. Bu eylemlerden, yüzde 74’ünü (64 adet) gerçekleştirdik. Yeni eylem planımızda ise ticaret, yatırım, sanayi, teknoloji, dijital dönüşüm, tarım, orman, su, gıda güvenliği, enerji, madencilik, çevre, şehircilik, eğitim, bilim, kültür, turizm, gençlik ve spor, sağlık, afet-acil durum, finans, göç ve diaspora gibi başlıklarda 120 adet eylem maddemiz bulunuyor. 11’inci Dönem Eylem Planımızda; ‘ler arasında iş birliğinin geliştirilmesi, kamu-özel sektör iş birliği alanında tecrübe paylaşımı yapılması, yeni kara yolu anlaşmasının imzalanması, Orta Koridor’da iş birliğinin güçlendirilmesi, Enerji Forumu’nun 4’üncü toplantısının düzenlenmesi, üniversiteler arası iş birliğinin geliştirilmesi, gençlik forumu düzenlenmesi, işgalden kurtarılan bölgelerin kalkınması alanında iş birliğinin güçlendirilmesi, Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması yönünde çalışmaların yapılması gibi eylemler bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde, bu eylem maddelerini Azerbaycanlı kardeşlerimizle koordinasyon içerisinde hızlı ve etkin bir şekilde hayata geçirerek ikili ilişkilerimize pek çok başlıkta ivme kazandırmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.
‘ÖNEMLİ ORTAKLARINDAN OLMAKTAN MEMNUNİYET DUYUYORUZ’
Yılmaz, ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri güçlendirme yollarına, mevcut iş birliklerinin derinleştirilmesine, yeni iş birliği alanlarının ortaya konulmasına ve ortak projeler geliştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunduklarına dikkat çekerek, “2023 yılında Azerbaycan ile ikili ticaret hacmimiz 7,5 milyar doları bulmuştur. Ülkemiz, Azerbaycan’ın ihracatında 2’nci, ithalatında ise 3’üncü sırada yer almaktadır. Azerbaycan’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Hedefimiz, Sayın Cumhurbaşkanlarımız tarafından belirlenen 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini en kısa sürede yakalamaktır. Bu kapsamda, 2021 yılında yürürlüğe giren Tercihli Ticaret Anlaşmamızın kapsamını genişlettik. Kapsamın genişletilmesine ilişkin protokole dair iç onay süreçlerini en kısa sürede tamamlamayı ve iş insanlarımızın Türkiye ve Azerbaycan pazarına erişimlerini daha avantajlı hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu çalışmalarımız, ticaret hacmi hedefimize ulaşmamızı kolaylaştıracaktır. Yatırımlara baktığımızda ise ülkemizin Azerbaycan’daki yatırımları 13 milyar seviyesine ulaşmıştır. Azerbaycan’ın ülkemizdeki yatırımlarının da 21 milyar dolar seviyesinde olduğunu görüyoruz. Müteahhitlerimiz ise Azerbaycan’da 19,3 milyar dolar değerinde 526 proje üstlenmiştir. Bundan sonraki süreçte de Azerbaycan’daki yatırımlarımızı arttırmaya ve başta işgalden kurtarılan bölgeler olmak üzere Azerbaycan’ın alt ve üstyapısının geliştirilmesine yönelik tüm projelere katkı sunma konusunda hazır ve istekliyiz” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov da Cevdet Yılmaz’a misafirperverliği için teşekkürlerini ileterek, Türkiye ve Azerbaycan’ın kardeş ülkeler olduğunu, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinde harekete geçen ilk ülkenin Azerbaycan olduğunu söyledi. Azerbaycan’ın her zaman Türkiye’nin yanında olduğunu söyleyen Asadov, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in ortak hedeflerini yerine getirmek için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı.
]]>Raporda akıllı otomasyon ve yapay zeka teknolojilerinin yükselişiyle ortaya çıkan dönüşümler ve uluslararası rekabet ortamı detaylı bir şekilde ele alınıyor. İTOSAM araştırmacıları LinkedIn verilerini kullanarak Türkiye’de 2000 yılında yapay zeka ürünleri geliştiren 5 firma varken, firma sayısının 2020’de 572’ye, 2021’de 718’e, 2022’de 860’a, 2023’te 1.012’ye ve 2024’te 1.195’e yükseldiğini tespit etti.
Araştırma için yapay zeka kapsamı içine giren makina öğrenmesi, derin öğrenme, bilgisayar görüşü, sinir ağları, doğal dil işleme, pekiştirmeli öğrenme, otonom mobil robotlar gibi kavramlar değerlendirildi.
TÜRKİYE 22 BİN 735 ROBOTLA EN FAZLA ROBOT STOKUNA SAHİP 18’İNCİ ÜLKE
Raporda Türkiye’de yapay zeka ürünleri geliştiren firmaların en yoğun olduğu sektörler de tespit edildi. Buna göre yapay zekayı en çok kullanan ilk 10 sektör bilgi teknolojileri ve hizmetleri, yazılım geliştirme, medya, eğitim, sağlık, işletme danışmanlığı ve hizmetleri, endüstriyel otomasyon, finansal hizmetler, araştırma hizmetleri ve biyoteknoloji olarak sıralandı.
İTOSAM’ın akıllı otomasyon teknolojileri raporunun dikkat çeken bir başka verisi ise Türkiye’deki endüstriyel robot stoku oldu. En fazla robot stokuna sahip 20 ülkeye ait verilere göre dünya genelinde 2022 yılı itibari ile 3,9 milyon kurulu endüstriyel robot bulunuyor. 2025 yılında endüstriyel robot stok sayısının yıllık ortalama yüzde 10 artışla 5 milyon 227 bin olması bekleniyor. Türkiye ise 22 bin 735 robot stoku ile dünya genelinde en yüksek robot stokuna sahip 18’inci ülke konumunda bulunuyor.
Çin 1 milyon 501 bin endüstriyel robot ile dünya genelinde en fazla robot stokuna sahip ülke. Çin ekonomisinin mevcut robot stoku dünya ekonomisindeki robotların yüzde 38,5’ini temsil ediyor.
MESLEKLER YAPAY ZEKA VE ROBOTLAR ÜZERİNDEN OTOMASYON RİSKİNE MARUZ KALIYOR
Yapay zekânın en fazla ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak bilişsel rutin görevler ön plana çıkarken, en az ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak ise fiziksel güç oldu.
Robotlar daha çok manuel, rutin veya fiziksel güç gerektiren görevlerde insanların yerini almaya aday. Bu sebeple yapay zekadan etkilenme ihtimali düşük meslek grupları, robotlar üzerinden otomasyon riskine maruz kalıyor.
Akıllı otomasyon teknolojilerinin bazı meslek gruplarını olumsuz etkilerken, mevcut bazı iş kollarında daha fazla istihdam fırsatı sunacağı ve bununla birlikte yeni mesleklerin ortaya çıkmasına katkı vereceği öngörülüyor. Tüm bu etkiler aynı anda ele alındığında ise net istidam tablosunun nasıl şekilleneceği halen büyük bir soru işareti iken, bu soruya kesin ve genellenebilir bir cevap bulmak şu an için mümkün görünmüyor.
Raporda, mevcut durumun analizi yapıldıktan sonra potansiyel sorunlar için önerilen çözüm ve politikalara da yer veriliyor.
RAPORDA YER ALAN BAZI ÖNERİLER
“Yüksek gelirli ülkeler ligine yükselme hedefi olan bir ülkenin akıllı otomasyon teknolojilerine yönelik net bir stratejiye sahip olması gerekiyor.
Robot ve yapay zeka gibi akıllı otomasyon teknolojilerinin hangi hızda ve hangi sektörler öncülüğünde ekonomiye adapte edileceği, nitelikli doğrudan yabancı yatırımların nasıl çekilebileceği ve zamanla bu öncü teknolojilerin yerli ve milli imkanlarla hangi düzeyde üretilebileceği gibi hususlara dair strateji ve planların iyi çalışılması gerekiyor.
Gelişen ülkeler, akıllı otomasyon çağında doğru sektörlere uygun nitelikteki çok uluslu şirketleri çekmeye çalışırken eskiye kıyasla daha seçici olmalıdır. Yatırımcı adaylarının yerli girdi kullanımı ve Ar-Ge yoğunluğu gibi faktörleri dikkate alınmalıdır.
Akıllı otomasyon teknolojileri emeğe ihtiyacı azaltarak, gelişen ülkelerin yabancı yatırım çekerek küresel tedarik zincirlerine entegre olmasına ket vurabilir.
Türkiye’nin rekabet gücünü, ürettiği mal ve hizmetlerin kalitesinden ve geliştirdiği yerli ve milli teknolojilerden sağlaması ekonomik ilerleme için son derece kritik önem arz ediyor.
Yerli ve milli teknoloji gelişiminde teknolojiler arasında seçim yaparken, teknolojinin ülkenin mevcut bilgi birikimi ve kabiliyetleriyle uyumu ile gelecek vaat eden sektörlere katkısı ve ihracat potansiyeli gibi parametreler dikkate alınmalıdır.
Geliştirilecek teknolojilerin sadece vasıflı işçilerin üretkenliğini değil, düşük vasıflı işçilerin üretkenliğini de arttırmaya odaklanması daha faydalı olacaktır.
Tekno-ekonomik paradigmadaki değişimler teknoloji makasının kısa bir süreliğine kapanmasına neden oluyor. Örneğin, elektrikli araçlara dair yaşanan teknolojik değişim yeni bir yarışın çıkmasını sağlıyor.”
AVDAGİÇ: “ÜNİVERSİTELERDE YENİ BÖLÜMLER AÇILMALI”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Yapay zeka uygulamalarında ve robotikte yetişmiş insan gücümüzü üniversitelerde daha kapsamlı ve daha etkili bölümler açarak Türkiye’de tutmalıyız” uyarısında bulundu. Özellikle yapay zekanın sanayi alanında da giderek daha da etkili bir duruma geldiğini belirten Avdagiç, “Türkiye’nin dikkat etmesi gereken konu, Batı, yapay zeka ve robotikte yetişmiş insan gücümüzün bir kısmını çok hızlı bir şekilde bizden alıp götürebiliyor. Bizim kendi ülkemizdeki yapay zeka uygulamalarını geliştirmek için üniversitelerde yeni bölümler açılmalı” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, İTO’nun iştiraki Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nde yapay zeka uygulamaları yapan girişimcilere destek verdiklerini vurguladı. Şekib Avdagiç, “Özellikle sanayinin üretim, tasarım, kalite kontrolü, paketleme dahil her aşamasında yapay zeka uygulamaları kullanılıyor. Birçok yerde insanların ortaya koyduğu çözümlerin, takiplerin, kontrollerin yapay zeka tarafından çok daha etkin bir şekilde yapıla geldiğini görüyoruz. Bu bir tarafta üretimin güvenilirliğini, kalitesini, sürekliliğini ve riskini ortadan kaldıran bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bir taraftan da maliyet tasarrufu sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, “Bugüne kadar hazırladığımız çalışmalarımıza aldığımız tepkiler, İTOSAM’ın önemli bir boşluğu doldurduğunu ve doğru yolda olduğunu gösteriyor. Deyim yerindeyse İTOSAM, 740 bin üyeli İTO camiasının think-tank’i olma yolunda. Çünkü İTOSAM araştırma ve raporlarıyla, İstanbul ve Türk iş dünyasını, durum tespitlerinden haberdar etmenin ötesinde fikir ve strateji sahibi de yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>‘REKOR BİR İHRACATA ERİŞTİK’
Güçlü bir üretim altyapısını inşa ettiklerini belirten Bakan Kacır, “Ticari araç üretiminde Avrupa lideriyiz. Askeri insansız hava aracı üretiminde, dünya lideriyiz. Beyaz eşya üretiminde Avrupa’da lideriz, dünyada ikinciyiz. Güneş paneli üretiminde Avrupa’da lideriz, dünyada dördüncüyüz. Çimento ve demir-çelik üretiminde Avrupa birincisiyiz. 2002 yılında 36 milyar seviyelerinde ihracata sahipken; son 12 ayda 257 milyar dolarlık rekor bir ihracata eriştik. Bu ihracat büyük oranda imalat sanayinden oluşuyor. Türk sanayisi; ülke ekonomisinde ve kalkınmasında ana aktör hale gelmiş durumda. Şimdi; Cumhuriyetimizin ikinci asrında Türkiye Yüzyılı’nda; yatırım, istihdam, üretim, icat ve ihracat odaklı ekonomi modelimizden taviz vermeden ülkemizi müreffeh yarınlara ulaştırmak amacıyla aşkla, şevkle çalışıyoruz. Yurdumuzun dört bir yanında planlı sanayileşme hamlelerimizi gerçekleştiriyor, katma değer içeren bir üretim anlayışı sergiliyoruz. Sanayimizdeki bu üretim anlayışımızın lokomotif sektörlerinden biri de tekstil sektörüdür. İhracat odaklı büyüme yolculuğumuzun önemli yapı taşlarından tekstil sektöründe, Avrupa’da ve dünyada kendini kanıtlamış bir ülkeyiz. Geçtiğimiz yıl 14,6 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğimiz sektörde 199 ülke ve serbest bölgeye ürün ihraç ettik. Tekstil sektörümüz, hazır giyim sektörümüzün de kuvvet çarpanı. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin toplam ihracatı 32,9 milyar dolara erişti. Sektörümüz 1 milyon vatandaşımıza doğrudan, 2 milyona yakın vatandaşımıza dolaylı olarak ekmek kapısı olarak kalkınmamızda öncü rol üstleniyor. Bizler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak Ar-Ge ve yatırım teşviklerimizle sektörümüzü güçlendiriyoruz. Son 22 yılda 15 bin 679 tekstil yatırımı için yatırım teşvik belgesi düzenledik, 1,1 trilyon liralık sabit yatırımı teşvik ederek, bir milyondan fazla yeni istihdamın önünü açtık. Bugün teknoparklarımızda, tekstilde Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin gelişiminde 45 firmamız kilit rol üstleniyor. 78 Ar-Ge ve 54 tasarım merkezimiz tekstilde üretim altyapımızın gücünü pekiştiriyor” ifadelerini kullandı.
‘ÜRETİNİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
“Önümüzdeki dönemde sektörümüzün katma değerli üretim altyapısını güçlendirerek, sanayimizin yeşil dönüşüm ve markalaşmaya yönelik adımlarını destekleyerek tekstil sanayimizin iç pazarda ve uluslararası arenada rekabetçiliğini ve marka değerini yükseltmeye devam edeceğiz” diyen Kaçır, şöyle devam etti:
“Esnek ve hızlı üretim, hızlı teslimat, hedef pazarlara olan yakınlık, kaliteli ve geniş ürün yelpazesi, yetişmiş insan gücü ve bilgi birikimiyle küresel pazarlarda ön plana çıkan Türk tekstilini dünya pazarında hak ettiği noktaya taşımak için sektör temsilcileriyle yakın iş birliği içinde bulunmaya devam edeceğiz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz toplam yatırım büyüklüğü 90 milyon dolara ulaşan Pelsan-Telasis Tekstil fabrikalarıyla da hijyen ve çatı izolasyon sektörümüzün kullandığı, önemli ölçüde dışa bağımlı olduğumuz tekstil ürünlerinin ülkemizde üretimini gerçekleştiriyoruz. Çevreye duyarlı üretim altyapısıyla organik ve sürdürülebilir üretimi hedefleyen bu tesislerimiz tam kapasiteyle üretime geçtiğinde 900 vatandaşımıza istihdam sunacak. Üretiminin yarısından fazlasını ihraç ederek çarı açığımıza azaltmaya katkı sağlayacak. Bakanlık olarak yatırım teşviklerimizle, bizler de bu iki tesisin üretim yolculuğunda gerekli desteği vermiş bulunuyoruz. Ülkemizin tüm şehirlerinde topyekün kalkınmayı sağlamak ve refahın toplumun tüm kesimlerine yayılmasını temin etmek adına yurdun dört bir yanında yatırımların önünü açmaya, üretenin yanında olmaya devam edeceğiz. Avrupa sınır kapılarına yakınlığı, Marmara Denizi ile birlikte Ege’ye ve Karadeniz’e ulaşım kolaylığı, İstanbul’a komşuluğu, cazip yatırım ortamı ve sanayi altyapısı ile Tekirdağ’ımız son 22 yılda önemli bir üretim üssüne dönüştü. Son 22 yılda şehrimizdeki yeni ya da ilave yatırımlar için 2 bin 920 yatırım teşvik belgesi düzenledik. 407 milyar lira tutarında sabit yatırımın ve104 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Şehrimizde sanayinin çarklarının daha hızlı dönmesi adına10 yeni organize sanayi bölgesi ve 2 endüstri bölgesi kurduk. Şehrimiz katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme altyapısını geliştirmek için 1 teknopark, 54 Ar-Ge merkezi ve 13 tasarım merkezini kazandırdık.
Firmalarımızın Ar-Ge ve teknoloji odaklı projelerine 12 milyar liralık destek sunduk. Teknoloji seviyesi yüksek katma değerli ürünlerin üretimini Ar-Ge’den seri üretime destekleyen Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında; Tekirdağ’da toplam yatırım büyüklüğü 5,6 milyar liraya ulaşan 9 projeyi destekliyoruz.”
Trakya’da Ergene Havzası Koruma Eylem Planı ile ilgili çalışmaların sürdüğünü ifade eden Bakan Kacır, “Sanayimizin Trakya bölgemizde çevreye etkilerini en aza indirmek üzere; Islah OSB’lerin kurulması, müşterek ileri atık su arıtma tesislerinin ve Marmara Derin Deşarj Sistemi’nin yapılması çalışmalarımıza devam ediyoruz. Toplam 16 milyar lira finansman desteği sağladığımız proje kapsamında organize sanayi bölgeleri müşterek atıksu arıtma tesislerinden 5’ini devreye aldık. Bölgede arıtılarak temiz hale gelen suların, denize deşarj edilmesi için yürütülen Derin Deşarj Projesini de tamamladık. Bu yıl da Ergene Havzası’nda bulunan 2 OSB’nin atık su arıtma tesisi inşaatı ve bölgede yer alan 4 OSB’nin atık sularının müşterek arıtma tesisine iletilmesi amacıyla yürütülen kollektör hattı inşaatını tamamlamayı hedefliyoruz. Trakya bölgemizde çevreye duyarlı sanayileşmenin öncüsü ve destekçisi olmaya devam edeceğiz. Saymakla bitmiyor. Tekirdağ için ne yapsak az gelir. Yatırımlarımızı ve desteklerimizi Tekirdağ’ın sürdürülebilir büyüme yolunda sunmaya devam edeceğiz” dedi.
‘KRİTİK TEKNOLOJİLERİ ÜRETEN TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDİYORUZ’
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, daha sonra bir enerji fabrikasının açılışını gerçekleştirdi. Burada konuşan Kacır, “Yeşil dönüşümün ve enerji bağımsızlığının öneminin her geçen gün arttığı kritik bir dönemden geçiyoruz. Aynı zamanda karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik küresel hedeflerin olduğu bir süreci yaşıyoruz. Ülkemizin yenilenebilir enerji teknolojilerinde üretim ve ihracat yetkinliklerine güç katan bu tesisin ülkemize, milletimize ve enerji sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarı, iddiası ve güçlü liderliğiyle, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın teknolojik bağımsızlığımızdan geçtiği anlayışıyla kritik teknolojileri üreten ve geliştiren Türkiye’yi inşa ediyoruz. Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerimiz doğrultusunda; savunma sanayimizin başrolde olduğu bir dönüşüme tanıklık ediyoruz. Geçmişin acı tecrübeleri bize gösterdi ki; ateş çemberi içerisinde güvenli bir liman olan Türkiye’nin bekası ancak ve ancak savunma sanayisinde milli ve özgün teknolojiler geliştirerek mümkündür. İşte bu anlayışla yürüttüğümüz çalışmalarla; 22 yılda önemli atılımlar gerçekleştirdik. Yerlilik oranımızı yüzde 80’lere çıkardığımız, ihracatımızı 5,5 milyar dolara yükselttiğimiz savunma sanayimizde 100 yıllık projeleri 22 yıla sığdırdık. Tüm dünyanın dile getirdiği gibi artık Türkiye’nin milli ve özgün savunma sanayi ürünleri, dünyada jeopolitik dengeleri ve savaş paradigmalarını alt üst etti, stratejileri değiştirdi. Mühendislerimizle, bilim insanlarımızla, teknisyenlerimizle, girişimcilerimizle Cumhuriyetimizin ikinci asrını ‘Türkiye Yüzyılı’ yapma adına, tam bağımsızlık anlayışıyla yürüyüşümüze devam ediyoruz” diye konuştu.
‘YEŞİL DÖNÜŞÜM ALTYAPISINI İVEDİLİKLE TESİS ETMEK ZORUNLULUKTUR’
Bakan Kacır, önümüzdeki dönemde Millî Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda ülkenin teknolojik bağımsızlığını tahkim ederken kritik ve stratejik tüm sektörlerde kabiliyeti güçlendirecek adımlar atmaya devam edeceklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Bunlardan biri de enerji. Son yıllardaki küresel gelişmeler, enerjide dışa bağımlı olan ülkelerin vatandaşlarına müreffeh, barış ve huzur dolu bir gelecek inşa etmekte zorlandıklarını tekrar gösterdi. Diğer yandan da fosil yakıtların neden olduğu karbon salınımı da yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi hızlandırdı. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve kullanılmasını öncelikli hale getirdi. İhracatının yüzde 40’tan fazlasını Avrupa Birliği’ne (AB) gerçekleştiren Türkiye için Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uyumlu bir yeşil dönüşüm alt yapısını ivedilikle tesis etmek, sürdürülebilir kalkınma için bir tercihten öte zorunluluktur. Bu nedenle Türkiye Yüzyılı’nda müreffeh bir ülke inşa etmenin anahtarı olarak; başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere, alternatif enerji kaynaklarının kullanımını ülkemizde sağlamayı, bu alanlarda üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi güçlendirmeyi görüyoruz. Ortaya koyduğumuz planlı, kararlı politikalarımız ve desteklerimizle elektrik üretiminde toplam kurulu güç içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 55’e çıkardık. Ayrıca yenilenebilir enerji alanında ekipman ve teknolojilerin yurt içinde imal edilmesine yönelik millî teknolojimizi geliştirerek üretim hacmimizi de artırdık. Rüzgar türbini üretiminde iddia sahibiyiz. Kule, kanat ve jeneratör üretiminde elde ettiğimiz kabiliyetler, bizi Avrupa’da rüzgar türbini bileşen üretiminde ilk 5 ülkeden biri kılıyor. Aynı zamanda rüzgar enerjisinde olduğu gibi geleceğin önemli bir enerji kaynağı olarak görülen güneş enerjisinde girişimcilerimizi, araştırmacılarımızı, yatırımcılarımızı, sanayicilerimizi çeşitli mekanizmalarla destekliyoruz. Dünya Bankası iş birliğinde, yeşil dönüşümdeki en kapsamlı ve en büyük bütçeye sahip çalışmamız Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’yle de ‘lerimizin kendi bünyelerinde güneş enerji sistemleri kurmaları için 14 milyon liraya kadar destek sağlıyoruz. Güneş paneli imalatı için 2012 yılından bu yana toplam yatırım tutarı 33,1 milyar liraya ulaşan 43 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. İnovasyon ekosistemimizin kurumsal altyapıları olan teknoparklarımızda yer alan 167 yenilikçi girişim, ve 13 Ar-Ge ve tasarım merkezinin güneş enerjisi alanında 300’den fazla Ar-Ge projesine yaklaşık 4 milyar lira destek sağladık. 2002’den günümüze kadar TÜBİTAK’ın burs ve destek programları kapsamında güneş enerjisi alanında 1500’den fazla proje ve binden fazla bilim insanına 2,6 milyar lira destek sunduk. Özellikle ülkemizin Ar-Ge altyapısını güçlendirmek amacıyla kurulan ODTÜ GÜNAM Güneş Enerjisi Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni, ulusal araştırma merkezlerimiz arasına dahil ettik. Merkezimiz bünyesinde fotovaltaik teknolojileri, modül teknolojileri, güç elektroniği, şebeke ve sistem entegrasyonu başta olmak üzere güneşten enerji üretimi ile Ar-Ge başlıklarında yürütülen projeleri destekliyoruz.”
Bakan Kacır ile beraberindekiler, açılışını gerçekleştirdikleri tesisleri gezerek incelemelerde bulundu.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, İsrail’in hükümetinin uluslararası ateşkes çabalarını karşılıksız bıraktığı ve insani yardımları engellediği vurgulandı ve “Türkiye bunun üzerine 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 54 ürün grubunun İsrail’e ihracatını kısıtlamıştır. Alınan bu kararda, İsrail Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar kısıtlama tedbirlerinin yürürlükte kalacağı vurgulanmıştır. Buna rağmen, İsrail Hükümetinin saldırgan tutumunu sürdürdüğü, Filistin’deki insani trajedinin kötüleştiği müşahede edilmektedir. Bu itibarla, devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur” denildi.
İSRAİL’DEN İLK AÇIKLAMA! KATZ’DAN ÇİRKİN SÖZLER…
Türkiye’nin aldığı kritik kararı resmi sosyal medya hesabından duyuran İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili skandal açıklamalarda bulundu.
Türkiye’yi ticaret anlaşmalarını ihlal etmekle suçlayan Katz, İsrail Dışişleri Bakanlığı’na ‘yerel üretim ve diğer ülkelerden ithalat’a odaklanarak ticarette alternatifler aranması talimatı verdiğini söyledi.

TÜRKİYE’NİN KARARI DÜNYA BASININDA: KRİZ DERİNLEŞECEK
Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhinde süren soykırım davasına müdahil olma kararı alan ve sonrasında İsrail ile olan tüm ticaretini durduran Türkiye’nin kararı bugün dış basının öne çıkan başlıklarından biri oldu.
İngiliz Guardian gazetesi Türkiye’nin Gazze’deki ‘insani trajedi’ nedeniyle İsrail’le tüm ticareti durdurduğunu yazdığı haberinde söz konusu hamlenin, eski iki yakın müttefik arasında kötüleşen gerilimi daha da derinleştireceğini iddia etti.
BBC de iki ülke arasındaki ticaretin geçtiğimiz yıl neredeyse 7 milyar dolar değerinde olduğuna dikkat çekti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana Tel Aviv yönetimini sert sözlerle eleştirdiğini hatırlattı.

“BU SADECE BİR CEPHE”
Aljazeera de iki ülke arasındaki ticaret hacmine dikkat çekerken Türkiye’nin kararının İsrail’in tepkisini çektiğini yazdı.
Fox News, Türkiye’nin Gazze’deki savaşa karşı protestosunun son hamlesi olarak İsrail ile ticareti kestiğini yazdı. İsrail’in duruma tepki gösterdiğini yazan Fox News “Bu adım Türkiye’nin İsrail’e karşı mücadelesinde sadece bir cephe. Türkiye Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhinde süren soykırım davasına müdahil olma kararı aldı.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’NİN TAVRI GİDEREK SERTLEŞİYOR”
Middle East Eye (MEE) Türk hükümetinin ilk olarak 9 Nisan’da İsrail’e 50’den fazla ürüne ihracat kısıtlaması getirdiğini, daha sonra soykırım davasına müdahil olma kararı aldığını şimdi de ülke ile olan tüm ticaretini durdurduğunu belirterek Ankara’nın tavrının giderek sertleştiğini yazdı.

İSRAİL BASININDA ÖFKE: İSRAİL KAMBUR DURUYOR
Türkiye’nin kararı sonrası İsrail medyasında gözle görülür bir öfke hakim.
Maariv gazetesi ‘Erdoğan adım atıyor, İsrail kambur duruyor’ başlıklı haberinde, Türkiye’nin kararının İsrailli iş insanları arasında öfkeye neden olduğunu yazdı.
Gazeteye konuşan Merhavim Belediye Başkanı Shay Hajaj “Defalarca uyarıda bulunduk. İsrail taze gıda üretiminde bağımsız olmalı, diğer ülkelere bağımlı olmamalıdır.” derken, Üreticiler Birliği Başkanı Dr. Ron Tomer ise, “Türkiye’den yapılan tüm ithalata hemen şimdi üç yıl süreyle %100 oranında koruyucu gümrük vergisi uygulanmalı ve bazı ürünlerin ithalatı tamamen yasaklanmalıdır.” dedi ve ekledi;
“Hükümet Türkiye’ye bağımlılıktan kurtulmak elinden gelen her şeyi yapmalıdır.”

İSRAİL EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ SONUÇLARI ÇOK BÜYÜK OLACAK
Calcalist, “Türk boykotunun İsrail ekonomisi üzerindeki sonuçları çok büyük olacak” başlıklı haberinde Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yigal Maor’un sözlerine yer verdi.
Türkiye’nin şimdiye kadar birçok ürünün makul fiyatlarla temin edildiği bir kaynak olduğunu söyleyen Maor, Ankara’nın hamlesinin sonuçlarının İsrail için çok ağır olacağını belirterek şunları söyledi;
“Tatlı ve konservelerden, sebze ve meyvelere kadar aklınıza gelebilecek her şey Türkiye’den geliyor. Uluslararası şirketler Türkiye’de montaj yapıyor. Örneğin Toyota Corolla Türkiye’de monte ediliyor ve şimdi İsrail’e araba göndermenin mümkün olmadığı söyleniyor. Durum gemilerin İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan geçmesinin engellenmesi veya Türkiye semalarında uçuş yasağı getirilmesiyle daha da kötüleşebilir”
]]>“GEÇEN YIL 56.7 MİLYON ZİYARETÇİ İLE 54.3 MİLYAR DOLAR TURİZM GELİRİ ELDE EDİLDİ”
Trabzon’un her yerinin bir başka güzel olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Haldizen, Karester, Şolma, Mavura, Kadırga, Sisdağı, Hıdırnebi, Beypınarı, Haçka, Sultanmurat gibi başı dumanlı yaylaları, Sümela, Uzungöl, Aygır Gölü, Balıklı Göl, Altındere Vadisi Milli Parkı, Kayabaşı Tabiat Parkı, Çalköy Mağarası, Sera Gölü ve Değirmendere gibi eşsiz doğa harikalarıyla Allah-u Teala özene bezene yaratmış. Birçok vatandaşımızın, hatta başka ülkelerin resimlerde, televizyonlarda, mecmualarda gıptayla gördüğü manzaraları biz doyasıya yaşadık, yaşıyoruz hamdolsun. Ancak elbette sadece bu değerlere sahip olmak yetmiyor. Bu eşsiz kıymetleri ilk olarak en iyi şekilde korumak ardından da tüm dünyaya tanıtmak ve ziyaretçiler ile bir araya getirmek gerekiyor. Ülke olarak turizm sektörünün önemini ve gerçek manada merhum Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal’ın turizm için kullandığı “bacasız sanayi” ifadesi ile anlamaya başladık. Geçen yıl 56,7 milyon ziyaretçiyle 54,3 milyar turizm geliri elde ettiğimizi düşünürsek bu ifadenin hiç de yersiz olmadığı görülüyor. Bu sadece turizm sektörünün başarısı değildir. Bu başarı aynı zamanda güvenlik politikalarımızın ve ulaştırma yatırımlarımızın bir tezahürüdür.” diye konuştu.
“SON 22 YILA 100 YILLIK İŞLER SIĞDIRDIK”
Türkiye’nin en ücra köşelerindeki turistik aktivitelerin yanı sıra, doğusundan batısına her bir ile güvenle ve konforla erişebildiğini belirten Uraloğlu, “Bu 22 yıllık AK Parti iktidarının istikrarlı yönetimi sayesindedir. Burada mütevazı olmayacağım: Sanayi, lojistik, haberleşme, tarım, kültür, sanat, spor birçok alana dokunduğumuz gibi turizmin bu noktaya gelmesinde de Bakanlığımızın büyük emeği vardır. Ülkemizin avantajlı coğrafi konumunun potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 22 yıla 100 yıllık işler sığdırdık. Ulaşım ve haberleşme altyapımıza 275 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Bu cennet ülke öyle bir konuma sahip ki sadece 4 saatlik uçuş süresiyle Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarındaki 1,4 milyar insanın yaşadığı ve 8 trilyon 600 milyar dolar ticaret hacmi bulunan 67 ülkenin merkezinde bir konumda. Havacılıkta dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri haline geldik. Bakınız, 57 aktif havalimanımızdan 130 ülkedeki 346 noktaya ulaşabiliyoruz. 2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayımızı da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdık.” şeklinde konuştu.
“ÜLKEMİZİ YARIM ASIRLIK HAYALİMİZ OLAN YÜKSEK HIZLI TREN İLE TANIŞTIRDIK”
On yıllarca ihmal edilen Demiryollarına 2002 yılından bu yana 57 milyar dolar üstünde yatırım gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bakan Uraloğlu, “10 bin 948 km olan hat uzunluğumuzu 13 bin 919 km’ye yükselttik. 2 bin 251 km hızlı tren hattı inşa ettik. Ülkemizi, yarım asırlık hayalimiz olan Yüksek Hızlı Tren işletmeciliği ile tanıştırdık ve Avrupa’da 6. Dünya’da 8. Hızlı tren işletmecisi yaptık. Denizcilik alanında da büyük bir başarı hikayemiz var. Cruise (Kurüz) turlarını kullanan nitelikli turistlerin uğrak noktası Türkiye olduysa bunda da Bakanlığımızın büyük emeği var. Son 22 yılda 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a çıkardık. Doğu Karadeniz Bölgesi, Avrupa ve Orta Asya’ya açılan Kafkasya koridoru üzerindeki konumu ile stratejik öneme sahiptir ve bölgedeki ülkeler için kombine taşımacılık zincirinin aktarma merkezi olacaktır.” dedi.
“BÖLÜNMÜŞ YOL AĞIMIZI 29 BİN 405 KİLOMETREYE ÇIKARDIK”
Karayollarının ulaşım yatırımlarının lokomotifi olduğunu vurgulayan Uraloğlu, 22 yıl önce bölünmüş yol ağının 6 bin 101 kilometre uzunluğunda ve sadece 6 ili birbirine bağladığını belirterek, “Bugün bölünmüş yol ağımızı toplam 29 bin 405 km’ye çıkardık ve 77 ilimizi bölünmüş yollarla bağladık. Bölünmüş yollarımızdaki hızımızı iki katından fazla yükselttik, seyahat süresini yarı yarıya azalttık. Bu sayede iş gücü ve akaryakıt tasarruflarıyla ülke ekonomisine katkı sağladık. Denizlerin ayırdığı kıtaları köprülerle birleştirdik. İnsanımızın yaşam standardı yükseldi, ulaşım alışkanlıkları değişti. Yollar aynı zamanda ticaret elçilerimiz oldu, ticaretin önündeki engelleri yollarla kaldırdık.” açıklamasında bulundu.
“TRABZON’DA 1 MİLYON 319 BİN 299 ZİYARETÇİ KONAKLADI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki tüm hükümetlerin her daim turizm sektörünün önemini bilmiş ve dünya turizm pastasından daha fazla pay alması için büyük çaba sarf ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Bugün de Trabzon’umuzun bu pastadan aldığı dilimi büyütmek için neler yapabiliriz diyerek bir beyin fırtınası gerçekleştirmek için bir aradayız. Bakın, 2023 yılında Trabzon’a gelen yerli ve yabancı turist sayısı 2022 yılına göre yüzde 38 artış gösterdi. Trabzon’da 706 bin 532 yabancı, 612 bin 767 de yerli turist olmak üzere 1 milyon 319 bin 299 ziyaretçi konakladı. Kente gelen turistler de yoğunluklu olarak; Uzungöl, Sümela Manastırı, Sera Gölü, Çal Mağarası, Şahinkaya, Boztepe, Ganita ve Ayasofya Camisi’ni ziyaret etti. Türkiye’nin önemli inanç merkezlerinden Sümela Manastırı’nı sadece geçen yıl 451 bin 453 turist gezdi. Eşsiz doğası, zengin tarih ve kültürel mirası ile Trabzon’un, turizm sezonunu sadece yaz aylarıyla sınırlamak yerine, yılın her dönemine yaymanın yollarını bulmalıyız.” şeklinde konuştu.
“ŞEHRİMİZİN TURİZM POTANSİYELİNİ VE ÇEKİCİLİĞİNİ DAHA GENİŞ KİTLELERE DUYURMALIYIZ”
Farklı kültürel etkinlikler, doğa turizmi aktiviteleri, gastronomik deneyimler ve daha birçok çeşitli turizm ürünü ile Trabzon her mevsim ziyaret edilebilir bir şehir olduğunun altını çizen Bakan Uraloğlu, “Şehrimizin turizm potansiyelini ve çekiciliğini daha geniş kitlelere duyurmak için çalışmalıyız. Burada eklemek istediğim bir önemli husus daha var, o da bizim kendi esnafımızın, taşımacımızın, turistik tesis işletmecilerimizin ve bu tesislerde çalışan arkadaşlarımızın, kamu görevlilerimizin daha doğrusu hepimizin turistlere karşı olan tutumu. Hem ülkemizin hem de Trabzon’umuzun turistlerin gözünde olumlu bir imajı olması açısından çok önemli.” ifadelerini kullandı.
“ABU DABİ – TRABZON DİREKT UÇUŞLARINI BAŞLATACAĞIZ”
Trabzon’a gelen yabancı turist sayılarındaki artışta Trabzon’un ulaşım ağının gelişmesinin ve özellikle havayolu ulaşımındaki gelişim payının çok büyük olduğunu belirten Uraloğlu, “Burada yeri gelmişken yeni bir müjdeyi daha sizinle paylaşmak istiyorum. 4 Haziran’da Trabzon ve Suudi Arabistan arasında direkt uçuşları başlatacağız. Yaz dönemi boyunca gerçekleşecek uçuşlarda Trabzon’dan direkt uçuşla hem Cidde’ye hem de Riyad’a seyahat mümkün olacak. 30 Eylül 2024 Pazartesi gününe kadar sürecek. Trabzon’dan Cidde ve Riyad’a karşılıklı haftada 5 sefer yapılacak. Bu seferler ile hem Trabzon turizmi ve ekonomisi gelişecek hem de hac ibadeti ve umre seyahatlerini gerçekleştirecek vatandaşlarımız için de büyük bir kolaylık olacak. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi’den Trabzon’a uçuş talebi var. Bunu da başlatacağız inşallah.” şeklinde konuştu.
“TRABZON’UN BÖLÜNMÜŞ YOL UZUNLUĞUNU 242 KİLOMETREYE ÇIKARDIK”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Trabzon’daki çalışmaların sadece bunlarla sınırlı olmadığını belirten Uraloğlu, Son 22 yılda Trabzon’un ulaşım ve iletişim altyapısına 147 milyar lira üstünde yatırım gerçekleştirdiklerini söyledi. Ulaşım altyapısı çok gelişmiş bir Trabzon olduğunu belirten Uraloğlu, “Trabzon’un 2003’e kadar sadece 56 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 242 kilometreye kadar çıkardık. Yollarının 89 kilometresi BSK kaplamalıydı 497 kilometreye yükselttik. Uzungöl Turizm Merkezi Yolu, Of-Çaykara Yolu Maçka-Karahava Arası Yolu gibi önemli karayolu projelerini hizmete verdik. Karadeniz sahil yolundan tutun Tanjant yoluna birçok iş yaptık. Trabzon’u Gümüşhane üzerinden Bayburt, Aşkale ve Erzurum’a bağlayan 14,5 km uzunluğunda Yeni Zigana Tüneli’ni çift tüplü olarak inşa ettik. Kanuni Bulvarı Yolu çalışmalarımız kapsamında Akyazı Tüneli, Beşirli Tüneli, Bahçecik Tüneli ve son olarak Boztepe Tüneli’ni açtık. Kanuni Bulvarı Projemizin son aşamasına doğru ilerliyoruz. Bir diğer önemli karayolu projemiz de Trabzon’umuzun şehir içi ve transit trafiğini düzenlemek için inşa ettiğimiz Güney Çevre Yolu projesidir. Üç Kısım halinde hayata geçireceğimiz çevre yolunun ilk etabının çalışmalarını hızlandırdık; onu da hızlıca bitireceğiz.” dedi.
Geçen hafta Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile Trabzon Hafif Raylı Sistemi’ni hayata geçirecek protokolü de imzaladıklarını belirten Uraloğlu, “Trabzon’umuza 31,9 kilometre uzunluğunda kent içi raylı sistemi de kazandıracağız. Trabzon Havalimanımızın genişletme çalışmalarına da başladık. Yeni Havalimanı projesini de yatırım programına aldık. 3 bin 240 metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde pist inşa ederek geniş gövdeli uçakların da inebileceği bir havalimanına kavuşacağız, yılda 15 milyon yolcuyu ağırlayabileceğiz.
Tamamlandığında Trabzon’a uzun yıllar hizmet edecek kıymetli bir eser olacak. Canı gönülden inanıyorum ki bu yatırımlar hayata geçtiğinde Trabzon’umuz sadece turizm alanında değil her alanda büyük bir sıçrayış yaşayacaktır.” şeklinde konuştu.
]]>‘AUS MİMARİSİ GELİŞTİRME ÇALIŞMALARIMIZI TAMAMLADIK’
Türkiye’nin akıllı ulaşım sistemleriyle tanışmasının ilk olarak elektronik ücret toplama sistemleriyle başladığını bildiren Bakan Uraloğlu, “Otoyol ve köprülerde 1999 yılında ilk olarak OGS (Otomatik Geçiş Sistemi) uygulanmaya başlandı. Daha sonra ise sürücülerin yanlarında taşıyabilecekleri elektronik kartlar ve ödem elektronik kartlarla ödeme yapılmasını sağlayan ‘Kartlı Geçiş Sistemi’ dediğimiz KGS sistemi devreye alındı. 1 Şubat 2013 tarihinden itibaren ise KGS tamamen kaldırılarak HGS yani; Hızlı Geçiş Sistemi uygulaması başladı. Hep daha iyi olan sisteme geçiş yaptık. Artık hepimizin en kıymetlisi zaman; yani hiçbirimiz bir yerde beklemek istemiyoruz. Onun için de biz Serbest Geçiş Sistemi’ni hayata geçirdik. Artık büyük şehirlerde uygulamaya koyduğumuz Serbest Geçiş Sistemi’ni yakında ülke genelinde de inşallah yaygınlaştıracağız. Bakanlığımız tarafından ülkemizde akıllı ulaşım sistemlerinin planlanması, tanımlanması, yaygınlaştırılması ve entegrasyonunun sağlanması adına bir çerçeve sunan ulusal AUS mimarisi geliştirme çalışmalarımızı tamamladığımızı sizlere bu vesileyle bildirmek istiyorum. Ülkemizin ulusal AUS mimarisi oluşturma sürecinde dünya literatür taraması ve iyi uygulama örneklerini inceleyerek ülkemizin mevcut ihtiyaçlarını ve gelecek perspektifini dikkate aldık. Aynı zamanda AUS mimarisini yerelleştirme ve özgünleştirme çalışmaları ile ilgili hizmet paketlerini de belirledik. Ulusal AUS mimarisine ait mimari katmanların, hizmet paketlerinin ve mimari yazılım aracının yer aldığı bir ulusal AUS platformunu da yakında kamuoyunun hizmetine sunacağız. Söz konusu platformda AUS sektörüne ait projeler, mevzuat, ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmalar ve etkinlikler de yer alacak. Bu çalışmalarla ülkemizde AUS uygulamalarının yaygınlaştırılmasında kullanılacak standartları ve haberleşme çözümlerini belirledik. Mevcut haberleşme yapılarının coğrafi koşullar nedeniyle uygun olmadığı durumlarda AUS sistemlerinin uydu üzerinden birbiriyle haberleşmesini sağladık” diye konuştu.
]]>“ÜLKEMİZİN HAVACILIK ALANINDAKİ ÜRETİMİNİN ARTIRILMASI KONUSUNDA MUTABIK KALINDI”
Uraloğlu programda yaptığı konuşmasında, “Türk Hava Yolları’nın Airbus firmasından 80 adedi kesin ve 25 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 105 adet A350 tipi ve 150 adedi kesin 100 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 250 adet A321NEO tipi uçağın satın alım anlaşmasını imzaladılar. Rolls-Royce firmasıyla da A350 uçaklarının motor bakım hizmeti ile yedek motorlarının temin edilmesi yönünde anlaşmaya vardı. Ayrıca, söz konusu uçak alımları kapsamında Airbus ve Rolls-Royce ile Rekabetçi Endüstriyel İş Birlikleri konusunda da müzakereler yapıldı. Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce arasında ülkemize yeni iş paketleri getirilmesi, yerli havacılık servis sağlayıcıları ve parça üreticilerini bu firmalarla buluşturarak ülkemizin havacılık alanındaki üretiminin artırılması konusunda mutabık kalındı” dedi.
“131 ÜLKEDE 346 NOKTAYA UÇUŞ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
2002 yılından sonra havacılığı özel sektör işletmelerine açarak rekabet ortamı oluşturduklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul Havalimanı başta olmak üzere yeni havalimanları inşa ettiklerini söyledi. İç hatlardaki aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında mevcutta 57 olan aktif havalimanı sayımızı da 61’e çıkaracağız. Hava ulaştırma anlaşmamız bulunan ülke sayısının ise 81’den 174’e çıkararak 2002 yılında dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık” şeklinde konuştu.
“UÇUŞ SAYISI BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE YÜZDE 14,9 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Geçen sene 57 havalimanında 214 milyon insanın yolculuk yaptığının altını çizen Uraloğlu, “Yolcu trafiğinde; İstanbul Havalimanımız, Avrupa’da 1’inci, dünya’da 7’inci, Antalya Havalimanımız; Avrupa’da 10’uncu dünya’da 41’inci, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise; Avrupa’da 11’inci, dünya’da 43’üncü sırada yer aldı. Avrupa birincisi olan İstanbul Havalimanımız da günlük ortalama bin 386 uçuş gerçekleşiyor. Avrupa’da ilk kez İstanbul Havalimanımız da hayata geçirilecek 3 paralel pist ile aynı anda 3 uçağın inip kalkması sağlanacak. Bu sistem hayata geçtiğinde İstanbul Havalimanının bir daha birinciliği kaptırmayacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Yani, 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti” diye konuştu.
“TÜRK HAVA YOLLARI DÜNYAYI KANATLARI ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR”
Türk Hava Yolları’nın 20 Mayıs 1933’te 5 uçak ve 30’dan az çalışanla başlayan serüveninin bugün dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam ettiğini belirten Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki bu sıra dışı başarının altında az önce sizlere anlattığım gerçekler ve yönetici kadrosundan pilotuna, teknisyeninden kabin ve kokpit ekibine Türk Hava Yolları bünyesinde geçmişten günümüze çalışan binlerce Türk Hava Yolları çalışanın gayretleri ve emekleri ile Türk Hava Yolları’nın yıllardır tıkır tıkır çalışan kusursuz organizasyonu yatıyor. Tüm bunlar sayesinde de Türk Hava Yolları, 91 yıllık bilgi birikimi, modern altyapısı ve 440 uçaklık zengin filosuyla bugün neredeyse tüm dünyayı kanatları altına almış bulunuyor” dedi.
“THY HAVA KARGO HİZMETLERİYLE, GEÇEN YIL TAŞIDIĞI ÜCRETLİ KARGO MİKTARINI YÜZDE 16 ARTIRDI”
Havacılık sektöründe büyük hedefleri olduğunu belirten Uraloğlu, “Bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek için yöneticilerinden teknisyenine tam anlamıyla kenetlenmiş bir Türk Hava Yolları emin adımlarla yoluna devam edecektir. Hiç şüphesiz Türkiye’nin en büyük markası olan Türk Hava Yolları, 85 milyon insanımızın gurur kaynağıdır. Sizlerin bu motivasyonla çalışarak önümüzdeki hedefleri yakalayacağınıza eminim. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gökyüzündeki en güçlü temsilcisi Türk Hava Yolları’dır. THY, 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını yüzde 16 artırdı. Turkish Cargo’da, Ayeta verilerine göre 2023’te dünyanın en büyük 4. Hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı sürdürdü. Hiç şüphesiz Türk Hava Yolları ülkemizin en değerli markasıdır. Yeni hamleleriyle bu başarısını sürdürmeye devam edecektir. Bu markayı çok iyi korumak ve geliştirmek 85 milyon olarak hepimizin görevidir” ifadelerine yer verdi.
“İSTANBUL HAVALİMANI 2023’TE UÇUŞ SAYISI BAKIMINDAN AVRUPA’NIN EN YOĞUN HAVALİMANI OLDU”
İstanbul Havalimanının her yıl yeni rekor ve başarılarla havacılık sektörü hizmetine devam ettiğini söyleyen Uraloğlu, “2022’de toplam 64 milyon 518 bin 73 yolcunun kullandığı havalimanımızda yüzde 18’lik bir artışla 2023 yılında 78 milyon yolculuk oldu. İstanbul havalimanımız 2023’te uçuş sayıları açısından Avrupa’nın en yoğun havalimanı oldu. Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri olan Türk Hava Yolları da İstanbul Havalimanımız ile birlikte artık dünyanın 1 numaralı havayolu şirketi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI TÜRK EKONOMİSİNE 56 MİLYAR DOLAR KAZANDIRDI”
THY’nin ekonomiye 56 milyar kazandırdığını belirten Uraloğlu, “Bu nedenle Türk Hava Yolları’nın global pazardaki rekabet gücünü daha da artırmak zorundayız. Biliyoruz ki Türk Hava Yolları, kıtalararası yolcu akışından daha büyük pay almak için de hem Avrupa hem de Orta Doğu menşeli dev havayolu firmalarıyla kıyasıya rekabet ediyor. Bu rekabet kapsamında Türk Hava Yolları uçak filosunu da her daim genç tutmayı planlıyor. Türk Hava Yolları tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar kazandırdı. 2024 yılı hedefimiz ise 63 milyar dolar. Önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık plan kapsamında da bu katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz” diye konuştu.
“İSTANBUL HAVACILIK ALANINDA GLOBAL BİR ULAŞIM ÜSSÜ OLDU”
Uraloğlu, Türk Hava Yollarının 2033 yılına kadar Uçak filosu büyüklüğünü 813’e, Yolcu sayısını 171 milyona, kargo miktarını ise 3,9 milyon tona taşımayı hedeflediğini belirterek, “Dijitalleşme hususunda havayolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve Karbon Nötr Havayolu olmayı planlıyor. Bahsettiğim hedefler ve hem ülkemiz havayolu sektörü hem de Türk Hava Yolları adına paylaştığım istatistikler iki şeyi ortaya koyuyor. Türk Hava Yolları hızla büyüyen bir hava yolu şirketi ve İstanbul da havacılık alanında global çapta önemli bir ulaşım üssü oldu” şeklinde konuştu.
“REKORLARA İMZA ATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce firmalarının karşılıklı kazanımlara dayanan uzun soluklu bir geçmişleri olduğunu belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Aramızda bulunan Airbus ve Rolls-Royce’un kıymetli yöneticileri sizler de bunları çok iyi biliyorsunuz. Bu uzun süreli ilişkiler elbette karşılıklı güvenin sonuçları. İşte bu güven ortamını kazan-kazan ilkesine dayalı yeni hamle ve yatırımlarla taçlandırarak uzun dönemli iş birliklerimize yenilerini katmalıyız. Böylece havacılık alanında hep rekorlarla geride bıraktığımız son 22 yıl gibi 2024 yılında da sizlerin çabaları ve desteğiyle inşallah yine rekorlara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu düşüncelerle Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce Firmaları arasında imzalanan stratejik iş birliklerine dayalı niyet mektubunun şimdiden başta tüm paydaşları olmak üzere Türk havacılık sektörümüze ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
“TÜRKİYE KENDİ HABERLEŞME UYDUSUNU ÜRETEBİLEN 11 ÜLKEDEN BİRİ OLACAK”
Temmuz ayında uzaya fırlatılmaya hazırlanan TÜRKSAT 6A’nın yerlilik oranı 80’in üzerinde olduğunu dile getiren Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Havacılık sanayimiz, bugün üst düzey yöneticileri bizlerle birlikte olan Airbus ve Rolls Royce başta olmak üzere, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini alıyor. Havacılık yapısallarında geçtiğimiz yıl bir milyar dolar ihracat hacmine ve 10 milyar dolar sözleşme büyüklüğüne ulaştık. Havacılık alanında kazandırdığımız tesislerle sanayimizin ihtiyaç duyduğu hassas dökümleri de ülke içerisinde gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yeni bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek adına yeni projeler başlatacağız. Yeni nesil uydu geliştirmede küresel bir oyuncu olmayı, bölgesel konumlandırma ve zamanlama sistemimizi geliştirmeyi ve uluslararası bir uzay limanı kurarak uzaya erişimi güvence altına almayı hedefliyoruz. Yerli ve millî özgün hibrit roketimizle Ay Projesi’ni gerçekleştireceğiz. Uzun süren çalışmalar sonunda, bütün kritik alt sistemlerini yerli ve millî olarak geliştirdiğimiz TÜRKSAT 6A haberleşme uydumuzun üretimini tamamladık. Temmuz ayında uzaya fırlatmaya hazırlandığımız millî haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A’nın yerlilik oranı 80’in üzerindedir. TÜRKSAT 6A’yı devreye aldığımızda, Türkiye kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacak” şeklinde konuştu.
“ÜLKEMİZİ ÇOK DAHA GÜÇLÜ EKONOMİK BÜYÜKLÜKLERE TAŞIYACAĞIZ”
Programda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise “Bu bir birlikte büyüme, birlikte gelişme kazan kazan ilişkisi olacaktır. İki tarafta bundan çok memnun kalacaktır. Biz Ticaret Bakanlığı olarak ihracatımızın hem mal ihracatında hem hizmetler ihracatında gelişimi için kendi bakanlık bütçemizden yaptığımız destek çalışmaları, Eximbank kredileri, İGE kefalet çalışmaları ile yüze yakın destekleme modülleriyle ihracatçılarımızın yanındayız ve onların hizmetindeyiz. Bu işbirliği için de faydalı olabilecek en önemli iki programımızdan birisi küresel tedarik zinciri KTZ Yetkinlik Projesi desteklerimizdir. Tasarımdan gelişmeye, üretime ve tedarike varıncaya kadar bir destek programıdır. Yüzde 50 oranında 2 yıl süresince bu programa giren başarılı olan firmalara destek sağlıyoruz. 2024 yılı itibariyle de firma başına 42 milyon lira bir destek sunduk. Şu ana kadar 172 firma 180 projede bu destek programından yararlandı. Savunma ve havacılık sanayideki şirketlerde Bu programlara katılmaktadırlar. Değerli Cumhurbaşkanımızın bizlere çizdiği Türkiye vizyonu ile ülkemizi çok daha güçlü ekonomik büyüklüklere taşıyacağız. Halkımızın refah düzeyinin, satın alma gücünün artmasını başaracağız. Türk Hava Yolları’nın şu ana kadar ki büyük başarısı ve itibarının önündeki 10 yıllık programla dünyada ilk üç arasına katılımını sağlayacak bu programda başarılı olmasını diliyorum” dedi.
]]>‘2023 YILI İÇİNDE 464 BİNİ AŞKIN KADIN İŞE YERLEŞTİRİLDİ’
2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirildiğini belirten Bakan Işıkhan, “Son 21 yılın rakamlarına baktığımızda ise, İş-Kur vasıtasıyla işe yerleştirdiğimiz 13 milyonu aşkın vatandaşımızın 4 milyondan fazlasını kadınlar oluşturmaktadır. Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un, Aktif İşgücü Programlarından yararlanan vatandaşlarımızın sayısına baktığımızda ise, yaklaşık 5 milyon insanımızın 2,5 milyonunu kadınlar oluşturmuştur. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitim, özellikle nitelikli iş gücünü artırma noktasında hayati bir öneme sahiptir. Bu sebeple kadın istihdamı konusu proje ve politikalarımızın merkezinde yer alan mühim bir konudur” diye konuştu.
‘ÇALIŞMA HAYATINA GİRİŞTEKİ HER ADIMDA KADINLARIN YANINDAYIZ’
Çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanında olduklarını belirten Bakan Işıkhan, “9 Şubat’ta başlattığımız İş Pozitif’te yaklaşık 2,5 ayda 100 binin üzerinde kadının istihdamını sağladık. Bu sayıyı her gün artırmaya devam ediyoruz. İş Pozitif ile amacımız, iş arayan ile işveren arasındaki iletişimi teknoloji çağının gereklerine uygun şekilde kolaylaştırmak ve özellikle kayıtlı kadın istihdamında önemli bir mesafe alabilmektir. Biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanındayız. Tabi biliyorsunuz ki çalışma hayatında kayıt dışılık en büyük problemlerimizden birisi” ifadelerini kullandı.
‘BİRÇOK ÜLKEDE İNSANLAR HASTA OLMAYA KORKUYOR’
Avrupa ve Amerika da dahil birçok ülkede çalışan insanların hasta olmaktan dahi korkar hale geldiğini vurgulayan Bakan Işıkhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kayıt dışı istihdam hem insanlarımızın hem de ülkemizin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bugün tüm dünyada hayranlıkla takip edilen bir sosyal güvenlik sistemimiz var. Avrupa ve Amerika dahil, dünyanın birçok ülkesinde artık insanlar hasta olmaktan dahi korkar hale geldi. Neden? Çünkü gönül rahatlığıyla güvenebilecekleri bir sosyal güvenceleri yok. Sosyal güvenlik hizmetlerinin sürdürülebilirliği noktasında birçok ülke ciddi finansal krizler yaşamaktadır. Mevcut güvenceleri için; ciddi ödemeler yapmak durumunda kalıyorlar. Sağlık problemi yaşadığında tek kuruş ödemeden tedavi alabilecekleri bir sosyal devlet anlayışları maalesef yok. Ancak bugün Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, sadece TC kimlik belgenizle istediğiniz sağlık hizmetini rahatlıkla alabiliyorsunuz. Üstelik bu hizmeti; her şehrimize adeta 5 yıldızlı otel konforunda inşa ettiğimiz; son teknoloji ürün ve cihazlarla donattığımız hastanelerimizden alabiliyorsunuz. Tüm bunları, biz sosyal güvenlik reformuyla başardık. Bu sistemin, sürdürülebilir şekilde işlemesini sağlamanın en önemli yollarından birisi de çalışan, üreten tüm vatandaşlarımızın sistemin içerisinde, yasal bir şekilde yer aldığı sosyal güvenlik sürecinden geçmektedir. O nedenle kayıtlı istihdam hepimiz için çok önemli. Kadınların işgücüne katılımı da hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda; sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir. Bu noktada hedefimiz; bu alanla ilgili daha fazla politika geliştirmektir. Ben inanıyorum ki kadınlar, ülkemizin kalkınmasındaki en önemli gücü olacaktır.”
Yüzyılın kadın istihdamını gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirten Bakan Işıkhan, “Samsun’un kahraman kadınları çok iyi bilir ki; Milli Mücadele sürecinde kadınlar büyük fedakarlıklar göstererek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Milli Mücadelenin ardından ülkemizin en zor zamanlarında çalışarak, üreterek toparlanma sürecimize omuz vermişlerdir. Bugün de yine aynı güçle çalışarak, üreterek hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmamıza katkı sağlayan emektar kadınlarımızla birlikte Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını; inşallah Türkiye Yüzyılı yapacağız. Bu yüzden, Yüzyılın Kadın İstihdamı’nı gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bu projeye Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya, Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları ismini verdik. Projemizin başta üreten tüm kadınlar olmak üzere, çalışma hayatımıza, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Kadınlara verdiği değerle, 21 yıldır kadınların hukuki, sosyal ve ekonomik özgürlük mücadelesini himaye eden Cumhurbaşkanımız, Liderimiz, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı arz ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Işıkhan, en fazla kadın istihdamı sağlayan firmalara plaket verdi. Daha sonra kadın girişimcilerin oluşturduğu İş pozitif Kadın İstihdamı Fuarı’nı gezdi.
]]>NEDİR BU TASARI
2022’de gündeme gelen plan, İngiltere’ye yasadışı yollarla giren kişilerin sığınma başvurularının Ruanda’da değerlendirilmesi ve başvuru sonucu sonrasında da sığınmacıların bu ülkede barındırılmasını öngörüyor. İngiliz hükümeti, Ruanda planının göçmenleri yola çıkmaktan alıkoyacak “caydırıcı” bir önlem olduğunu savunuyor. Bu yıl başından itibaren 6.265 kişi deniz yoluyla İngiltere’ye giriş yaptı. 2018 yılından bu yana ise toplam sayı 120 bin 500’ün üzerinde.
DÖNÜŞ MÜMKÜN DEĞİL
İngiltere Yüksek Mahkemesi, hükümetin geçen yılki girişimini Ruanda’nın güvenli ülke olmaması nedeniyle bu ülkeye sığınmacıların gönderilmesini hukuka aykırı bulan kararıyla engellenmişti. Ancak Sunak hükümeti yeni tasarıyla İngiliz bakanlara uluslararası ve İngiliz insan hakları mevzuatının bazı bölümlerini göz ardı etme yetkisi verecek. Ayrıca geçen yıl Ruanda ile sığınmacıların kendi ülkelerine yollanamayacağı ve üçüncü ülkeye sığınma başvurusu haklarının da saklı olduğuna dair anlaşma yapıldı. Sığınmacılar, İngiltere’ye ise dönemeyecek.
SUNAK BU KEZ KARARLI
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, yasayı uygulamanın “büyük sorunlara” yol açacağını belirterek İngiliz hükümetine “durun” çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler de yasanın uygulanmasının insan hakları ve mültecilerin korunmasına zarar vereceğini savunarak İngiltere’den “kararı gözden geçirmelerini” istedi. “Hiçbir yabancı mahkeme bizi durduramaz” diyen Sunak ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) olası karşı kararlarını tanımayacakları işaretini verdi.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK
İngiltere Başbakanı Sunak’ın açıklamalarına göre 10-12 hafta içinde başlayacak uçuşlar için İngiliz hükümeti bir havalimanı belirledi.
* Özel bir şirketten kiralanacak ticari uçaklarla nakillerin gerçekleştirileceğini belirten Sunak, Ruanda’ya sınır dışı edilecek düzensiz göçmenler için rezervasyonların bile yapıldığını kaydetti.
* İngiltere Başbakanı gözaltı merkezlerindeki kapasiteyi arttırdıklarını, başvuruları hızlıca işleme koymak için personeller ile mahkeme salonlarını belirlediklerini ayrıca, “yasadışı göçmenlere Ruanda’ya kadar eşlik etmeye hazır 500 yüksek eğitimli kişi” olduğunu aktardı.
* İngiliz hükümeti, Ruanda’da sığınmacılar için geçici kalma yerleri de ayarladı.
* İngiliz hükümeti, Ruanda dönüşüm ve entegrasyon fonuna 2028’e kadar yıllık yaklaşık 62 milyon dolar (202 milyon TL) ödeyecek. Ayrıca gönderilen her bir göçmen başına Ruanda’ya yaklaşık 185 bin dolar (6 milyon tl) aktarılacak.
MANŞ’TA BOT FACİASI 5 ÖLÜ
İngiltere Ruanda planını devreye sokmaya hazırlanırken, ülkeye en yoğun yasadışı göçmen akışının yaşandığı Manş Denizi’nde bir bot faciası daha yaşandı. Kapasitesinin çok üstünde göçmenle Fransa’dan İngiltere’ye geçmeye çalışan bir bot alabora oldu. Botta 110 kişinin bulunduğu ve biri 7 yaşında çocuk olmak üzere en az 5 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yaklaşık 100 kişinin kurtarıldığı ve arama, kurtarma faaliyetlerinin devam ettiği belirtildi.
]]>İSRAİL’İN HARCAMASI İKİ MİSLİ ARTTI
– Ortadoğu ülkeleri 2023 yılında önceki yıla göre yüzde 9 daha fazla harcama yaparak savunmaya 200 milyar dolar döktü.
– İsrail’in toplam savunma harcamaları önceki yıla göre yüzde 24 oranında yükselerek 27.5 milyar dolar oldu. İsrail dünya genelinde en çok savunma harcaması yapan 15’inci, Ortadoğu’da ise 2’nci ülke konumunda.
– Tel Aviv’in savunma harcamalarındaki en dikkat çekici değişim Ekim 2023 sonrası. Bu tarihe kadar aylık ortalama 1.8 milyar dolar seviyesinde olan savunma harcamaları, Aralık 2023’te iki katından fazla artarak 4.7 milyar dolara ulaşıyor.
– İsrail’in bölgedeki en büyük düşmanı olarak gördüğü ve son haftalarda karşılıklı saldırılarla gerilim yaşadığı İran’da ise dikkate değer bir değişim yok. Tahran yönetimi 2023’te önceki yıla göre yüzde 0.6 daha fazla harcamayla savunmaya toplamda 10.3 milyar dolar yatırdı.
– Ortadoğu’nun en çok savunma harcaması yapan ülkesi ise Suudi Arabistan. Dünyada bu alanda 5’inci sırada olan Riyad yönetimi, 2023’te 75.8 milyar dolar harcadı. Bu önceki yıla göre yüzde 4.3’lük bir artış anlamına geliyor.
TÜRKİYE BİR SIRA YÜKSELDİ
– Ortadoğu’nun en çok savunma harcaması yapan 3’üncü ülkesi konumundaki Türkiye, 15.8 milyar dolarlık askeri harcamayla 2022 yılına göre bir sıra yükselerek dünya genelinde 22’nci sırada yer aldı.
– Türkiye’nin askeri harcamaları 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 37 yükseldi. Ankara’nın 2014-2023 arası 9 yıllık dönemde ise savunma harcamaları toplamda yüzde 59 arttı.
– Türkiye, 2023’te GSYİH’nın yüzde 1.5’ini askeri harcamalara ayırdı, Türkiye’nin harcamalarının küresel harcamalardaki payı ise yüzde 0.6 oldu.
UKRAYNA’DA ARTIŞ
– 916 milyar dolarlık askeri harcama ile listede açık ara başı çeken ABD’yi, 296 milyar dolarla Çin ve 109 milyar dolarla Ukrayna’da savaşan Rusya izledi.
– Rusya’nın savunma harcamalarında önceki yıla göre yüzde 24’lük artış gerçekleşti. Ukrayna ise 2022’ye göre yüzde 51’lik artışla 64.8 milyar dolar harcadı.
– 2023’teki artışta, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’daki silahlı krizlerin etkili olduğu vurgulandı. Raporda, küresel askeri harcamaların son 3 yıldır rekor yenilediği kaydedilerek, küresel olarak kişi başına askeri harcamanın 306 dolarla 1990’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı ifade edildi.
Bilgi Notu: 1966 yılında kurulan SIPRI, o tarihten bu yana çatışma, silahlanma, silah kontrolü ve silahsızlanma gibi alanlarda araştırma, rapor ve analizler hazırlıyor.
]]>AKTİF HAVALİMANI SAYISI 26’DAN 57’YE ÇIKTI
Havacılık faaliyetlerinin, küresel ilişkiler ağının ve uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından biri hâline geldiğini vurgulayan Uraloğlu, aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye, Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını ise 81’den, 2023 yıl sonu itibarıyla 173’e yükselttiklerini bildirdi. Böylece dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştirildiğini söyleyen Uraloğlu, uçuş ağına 286 yeni nokta daha eklenerek 130 ülkede 346 noktaya ulaştıklarını ifade etti.
“PEGASUS 2023 YILINDA TEK BAŞINA 32 MİLYONA YAKIN MİSAFİRİ AĞIRLADI”
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdıklarını belirten Uraloğlu, “Pegasus 2023 yılında tek başına 32 milyona yakın misafiri ağırladı. Bunların yaklaşık 12 milyonu iç hat, 20 milyonu da dış hat misafiriydi. Bu sayede 2023 yılında 2 milyar doların üstünde hizmet ihracatını ülkemize kazandırdı. Geriye dönüp baktığımızda Pegasus’un tam bir başarı hikayesi olduğunu görüyoruz. 2005’te 14 uçakla 7 havalimanına sefer düzenleyen Pegasus, bugün 110 uçaklık filosuyla 35’i yurt içinde, 100’ü yurt dışında olmak üzere 52 ülkede 135 noktayı kanatları altına almış bulunuyor” şeklinde konuştu.
“PEGASUS, SEKTÖR GENELİNDE MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMESİYLE DİKKAT ÇEKMEKTE”
İstanbul Sabiha Gökçen üzerinden Türkiye ile Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya, Orta Asya arasında bağlantılı uçuşlar gerçekleştirildiğini hatırlatan Bakan Uraloğlu, 2023 yılı sonunda açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’nın 2. pistinin havalimanının hava trafik kapasitesini 2 katına çıkardığını belirtti. Uraloğlu, “Bu artış, Pegasus’un uçuş operasyonlarına çok büyük katkısı olduğunu ve yeni ufuklar açtığını düşünüyorum. Pegasus, sektör genelinde maliyetlerini düşürmesiyle dikkat çekmekte ve her daim yenilikçi, akılcı, ilkeli ve sorumlu yaklaşımıyla çalışmalarına devam ediyor. Dünyada teknolojiyi en iyi kullanan öncü hava yolları arasında olma hedefiyle, teknoloji yatırımlarını her yıl arttırıyor. Teknolojinin fark oluşturan bir değer sağladığına inanarak, yapay zeka, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, sanal gerçeklik gibi pek çok yeni teknolojiyi takip ediyor ve bu yönde önemli adımlar atıyor. Geniş bir ekosistem içerisinde, başta kolay bir seyahat deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında teknoloji yatırımları yapıyor. Bunlar geçmişi başarılarla dolu Pegasus için büyük ve yerinde adımlar” açıklamasında bulundu.
Uraloğlu, Pegasus’un 2023 yılı Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Çevresel Sürdürülebilirlik Havayolu ve Dünyanın 4. En Genç Uçak Filosu 2024 ödüllerine layık görüldüğünü hatırlatarak söz konusu ödüllerin Pegasus’un havayolu sektöründe küresel bir marka olduğunu gösterdiğini söyledi.
]]>Türkiye otomotiv endüstrisinin mart ayı ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 1,8 azalarak 3 milyar 225 milyon oldu. Türkiye ihracatında yine ilk sırada yer alan endüstrinin aldığı pay ise yüzde 14,3 olarak gerçekleşti. Yılın ilk üç ayında otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 6 artışla 9 milyar 132 milyon dolara ulaştı.
Martta en büyük ürün grubu Tedarik Endüstrisi ihracatı 1 milyar 297 milyon dolar olurken, Binek Otomobiller ihracatı yüzde 12,5 azalarak 881 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 34 artışla 647 milyon dolar, Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı yüzde 48 artışla 264 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı ise yüzde 59 azalışla 103 milyon dolar oldu.
Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye yönelik ihracat yüzde 13 geriledi. Rusya Federasyonu’na yüzde 21, Romanya’ya yüzde 52, Çekya’ya yüzde 29 ihracat artışı yaşandı. Binek otomobillerde en fazla ihracat yapılan ülke olan Fransa’ya yüzde 13 düşüş olurken, önemli pazarlardan İspanya’ya yüzde 66, Polonya’ya yüzde 31, Slovenya ve İsrail’e yüzde 16’şar düşüş, İtalya’ya yüzde 12 ve Fas’a yüzde 184 ihracat artışı kaydedildi. Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Birleşik Krallık’a yüzde 28, İtalya’ya yüzde 54, Belçika’ya yüzde 144, Hollanda’ya yüzde 214 ihracat artışı, Fransa’ya yüzde 12 ihracat düşüşü görüldü. Otobüs-Minibüs-Midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya 49, İtalya’ya yüzde 23 ve Suudi Arabistan’a da çok yüksek oranlı ihracat artışları yaşandı.
Martta yüzde 14 azalışla 409 milyon dolarlık ihracat yapılan Almanya, en fazla ihracat yapılan ülke konumunu korudu. Fransa 365 milyon dolarlık rakamla ikinci büyük pazar olurken, bu ülkeye ihracat yüzde 16 azaldı. İtalya’ya ihracat yüzde 12 artışla 330 milyon dolar oldu. Martta Belçika ve Rusya Federasyonu’na yüzde 23’er, Romanya’ya yüzde 13, Hollanda’ya yüzde 35, Fas’a yüzde 58 ihracat artışı yaşanırken, İspanya’ya yüzde 39, Polonya’ya yüzde 23, Bulgaristan’a yüzde 29 ihracat düşüşü oldu.
Ülke grubunda yüzde 70 pay ile ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 8 azalışla 2 milyar 127 milyon dolar ihracat yapıldı. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 13 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat 8 arttı. Orta Doğu Ülkeleri’ne yüzde 44 ve Afrika Ülkelerine yüzde 31 ihracat artışı yaşandı.
]]>“2023 YILINDA TOPLAM İSTİHDAM EDİLENLERİN SAYISI 880 BİN KİŞİ ARTTI”
2023 yılı işgücü verileri hakkında da bilgiler aktaran Bakan Işıkhan, 2023 yılında işsizlik oranı 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine gerilediğini ifade ederek, “Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine geldi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azaldı. Hem kadın, hem genç, hem de toplam istihdam oranı ve işgücüne katılım oranı son 22 yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Geçtiğimiz yıl özelinde baktığımızda, 2023 yılında toplam istihdam edilenlerin sayısı 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bine ulaşmıştır. Türkiye ekonomisinde 2005 yılına göre 12 milyon 275 bin kişilik yeni istihdam meydana gelmiştir. Yıllar içerisinde işsizlik oranının azalması noktasındaki olumlu ivme 2023 yılında da devam etmiş, istihdam oranımız bir önceki yıla göre 0,8 puan artarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir. 2005 yılından 2023 yılına gelindiğinde ise istihdam oranı 8,3 puan artmıştır” dedi.
“EKONOMİK BÜYÜMENİN NET BİR GÖSTERGESİ”
Bakan Işıkhan, sanayi alanındaki yatırımların işgücü istatistiklerine önemli bir yansıması olduğunu vurgulayarak, “2005 yılında sanayi istihdamı 4 milyon 140 bin kişi iken, 2023 yılında 6 milyon 711 bin kişi olarak gerçekleşmiş, ülkemizin sanayi alanındaki yatırımların, işgücü istatistiklerine önemli bir yansıması olmuştur. Hizmet sektöründe ise, 2005 yılında hizmetler istihdamı 9 milyon 176 bin kişi iken, 2023 yılında 18 milyon 230 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler hizmetler alanındaki; ekonomik büyümenin net bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca; 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına Milli Gelir de 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü” diye konuştu.
“HİZMETLERİMİZE KESİNTİSİZ DEVAM EDEBİLİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Ak Parti’nin ülkede belediyecilik anlayışını değiştirdiğini anlatan Bakan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Tüm bu veriler gösteriyor ki pandemiye rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, geçtiğimiz yıl yaşadığımız asrın felaketine rağmen, doğru yoldayız, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebiliyoruz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu inşallah sizlerin desteğiyle başaracağız. Bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Şurası çok önemli, ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar. Bildiğini gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde AK Parti, ülkemizde belediyecilik anlayışını değiştirmiş, milletimizi gerçek belediyecilikle tanıştırmıştır.”
“MEHMET SAYGILI BAŞKANIM, BU ŞEHRE EMEĞİNİ ORTAYA KOYAN ÇOK KIYMETLİ BİR YOL ARKADAŞIMIZ”
Işıkhan, “31 Mart akşamı itibariyle İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirleri gerçek belediyecilikle, ülkemizin kalkınmasına köstek değil, destek olacağı, yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum. Sözlerime son vermeden önce inşallah 31 Mart’ta Kırıkkale’de, merkezde ve tüm ilçelerinde gerçek belediyecilikle yola devam edeceğine inanıyorum. Mehmet Saygılı Başkanım, bir Kırıkkale sevdalısı olarak, bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız! Kırıkkale’nin bir kez daha bu kez görevi AK belediyecilik vizyonu ile Mehmet Başkanımıza, vereceğine inanıyorum. Bu şehre, Mehmet Başkan gibi çalışan, üreten, geliştiren yönetimler yakışır” şeklinde konuştu.
Bakan Işıkhan konuşmasının ardından Vali Mehmet Makas, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, Milletvekili Mustafa Kaplan, İl Başkanı Engin Pehlivanlı ve iş insanlarıyla birlikte basına kapalı durum değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi.
]]>Devamında sanatçı Tolga Saraçoğlu’nun ‘ney’ ile çaldığı su şiiri okundu. Programa katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, suyun doğru kullanımı ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti.
Bakan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, 31 yıl önce Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 22 Mart gününün Dünya Su Günü olarak ilan edildiğini hatırlattı.
DÜNYA SU GÜNÜ’NÜN TEMASI: BARIŞ İÇİN SUDAN FAYDALANMAK
Buradaki amacın hızla büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek olduğunu söyleyen Bakan Yumaklı, “Her yıl farklı bir tema vurgusu ile idrak edilen Dünya Su Günü’nün bu yılki teması ‘Barış için sudan faydalanmak’ olarak belirlendi. Hayatın var oluş nedeni olan su, tarih boyunca tüm medeniyetlerin varlığının ve gelişmesinin sebebi olmuştur” ifadesini kullandı.
“EN DEĞERLİ HAZİNEMİZ SU BİZLERE EMANET”
Tarım ve Orman Bakanlığının onlarca disiplinden binlerce çalışma arkadaşıyla Türkiye’nin tarımsal üretimine, gıdası ve ormanına yön verdiğini ifade eden Yumaklı, “Bu üçlü sacayağının var olma sebebi olan suyun yönetimi de bakanlığımıza ait. Yani en değerli hazinemiz su bizlere emanet. Bu emaneti koruyup, kollayıp, verimli şekilde kullanmak için, tüm zor şartlara karşı yoğun bir mesai harcıyoruz” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vatandaşımıza evlerinde 7/24 temiz ve kullanma suyu ulaştırıyoruz. Sanayicimizin ürünlerini üretmek için ihtiyacı olan suyu her daim temin ediyoruz. Gıdamızı üreten çiftçilerimizin ihtiyaç duyduğu suyu onlarla kavuşturuyoruz. Burada; büyük bir emek, bir gayret ve büyü bir yatırım olduğunun altını çizmek istiyorum.”
Suya gelecekte bugünden daha fazla ihtiyaç olacağına dikkati çeken Bakan Yumaklı, bu gerçeğin farkında olduklarını aktardı.
“TARİHTEKİ EN SICAK 10 YIL OLDU”
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin başta su kaynakları olmak üzere birçok konuyu yakından ilgilendirdiğine vurgu yapan Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO), dünyanın son 10 yılını değerlendirdiği rapordan birkaç veri vermek istiyorum. Tarihteki en sıcak 10 yıl oldu. Aşırı iklim olaylarında rekor artış gerçekleşti. Sıcak hava dalgaları, sel, kuraklık ve orman yangınlarının insan hayatını olumsuz etkiledi. Milyarlarca ekonomik zarara sebep oldu.”
2023’TE TÜRKİYE’NİN SU KAYNAKLARINDA YÜZDE 20 AZALMA BEKLENİYOR
Söz konusu durumun bir yansıması olarak Türkiye’de bir yandan kuraklık, bir yandan orman yangınları ve diğer yandan da sel felaketleriyle sık sık karşılaşıldığına dikkati çeken Bakan Yumaklı, şu ifadelere yer verdi:
“2030’da ülkemizde su kaynakları yüzde 20 azalırken, nüfusumuzun yüzde 10 oranında artacağını bekliyoruz. 2050’de durum çok daha farklı. Artan nüfusla birlikte gıda ihtiyacını karşılamak için yüzde 65 ile 70 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını, bu gıdayı üretmek için de yüzde 55 daha fazla suya ihtiyaç duyulacağını öngörüyor uzmanlar.”
“TÜRKİYE SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİLDİR”
Şu anda bin 313 metreküp kişi başı su kullanım potansiyeliyle su stresi çeken bir Türkiye olduğunu anlatan Bakan Yumaklı, bu oranın yıldan yıla azalmaya devam ettiğini belirterek, “Hiçbir şey yapmazsak 2030 yılında bin metreküpün altına düşerek su stresi çeken bir ülke olmaktan su fakiri olan bir ülkeye dönüşmek son derece mümkün. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Biz de su kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu.
MAVİ VATAN İÇİN BİN 744 BARAJ VE GÖLET İNŞA EDİLDİ
Su ve sulama alanında yapılan projelere değinen Bakan Yumaklı, “Güncel rakamlarla 2 trilyon 400 milyar lira yatırım ile 10 binden fazla projeye imza attık. Mavi vatanımızı korumak için; bin 744 baraj ve gölet inşa ettik. İçme ve kullanma suyu ihtiyacı için, içme suyu tesisleri hizmete aldık. Sulama projeleri ile bereketli topraklarımızı suya buluşturuyoruz” ifadelerine yer verdi.
Tarımsal sulamada; su kaynağından bitkiye kadarki mesafede suyu kapalı sistemde götürmek için büyük gayret gösterdiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, “Şu anda yüzde 35 kapalı devre sulama sistemlerini yüzde 50’ye öncelikle yüzde 60 ve 70 oranlarına çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ulusal Su Kurulu’nun teşkil etmesinin Türkiye’nin bütün kurumlarıyla birlikte söz konusu alanlardaki kararlılığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Yumaklı, TarımCebimde uygulamasını işaret ederek, “TarımCebimde uygulamasına eklediğimiz yeni modülle çiftçimizin ekeceği ürünle ilgili karar alma sürecini kolaylaştıracağız. Artık üreticilerimiz, yetiştirilen bitki, toprak ve sulama yöntemlerini de seçerek en doğru sulama programına en kısa yoldan ulaşabilir. Eğer bu yatırımları ve çalışmaları yapmazsak, su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız” açıklamasında bulundu.
Programın sonunda Devlet Su İşleri Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya su testisi içinde kelimeyi şehadet yazan yazılı bir tablo hediye etti.
]]>Türkiye’nin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “AK Parti aziz milletimizin teveccühüyle Türkiye’nin her aşamadaki gelişmesini, ilerlemesini sağlayan, adeta bir anahtar oldu. Milletimizin sesi oldu, gücü oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ve büyük Türkiye’nin lokomotifi oldu. Dolayısıyla bizler de bu teveccühe layık olmanın gayreti içerisindeyiz. İlk günkü aşkla, şevkle, Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu düşünen, bilen, buna inanan bir davanın mensupları olarak gece gündüz demeden çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi aşk ile koşan yorulmaz. Ülkemize yakışan vizyon ve değerlerle milletimizin duaları ve destekleriyle inşallah büyük Türkiye’yi inşa ediyoruz. Satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11’inci büyüklükteki ekonomisine sahip. 2023 yılındaki kişi başına milli gelirimiz 13 bin doları aştı. Tarımdan ulaşıma, milli uzay programından sağlık sistemine, uluslararası diplomasiye kadar Türkiye artık kendi kabına sığmayan, yeni ufuklara yelken açmış bir ülke. Yüzüncü yılını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nde ikinci yüzyılının da startını vermiş, güçlü, büyük ülke ancak benim bakanlığım, yani Tarım ve Orman Bakanlığının uhdesindeki hayat perspektiften bakacak olursak da bizler güçlü tarımın güçlü Türkiye’nin anahtarı olduğu anlayışıyla tarımda da inşallah üretimin ve üreticinin 100 yılını inşa etmiş olacağız” dedi.
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİZİM ÜLKEMİZİ DİĞER ÜLKELERDEN ÇOK DAHA FAZLA EKLEMİŞ OLACAK”
Bu günün Dünya Su Günü olduğunu hatırlatarak suyun önemine değinen Bakan Yumaklı, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü, suyu korumakla, suyu verimli kullanmakla ki Şanlıurfa herhalde bunun en çok kıymetini bilen illerimizden bir tanesi, belki de birincisi. Yaptığımız bütün işlerde, bütün üretimlerimizde, tarımsal üretimlerimizde suyun son derece büyük bir önemi var ancak bugüne mahsus, özellikle 2023 yılının ocak ayında Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde su seferberliği başlatmıştık. Daha sonra, 6 gün sonra maalesef dünyanın gördüğü en büyük felaketlerden birini ülkemiz yaşadı. Bir süre ara vermek durumunda kaldık ama yeniden 2023 yılının son çeyreğinde su seferberliği konusunu başlattık, neden, biraz önce söylediğimiz gibi güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer, güçlü tarım için de bizim su ve sulama açısından bütün unsurlarıyla hazır halde olmamız gerekir ancak bu da yetmiyor. Suyu verimli kullanmamız gerekir çünkü iklim değişikliği konusu bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak. Tarım da bunun yüzde 77’sini suyu kullandığına göre bu anlamdaki verimlilik de son derece önemliydi. Bu vesileyle Şanlıurfa’da bütün Türkiye’mize tekrar suyun hayatımızdaki öneminin bundan sonra çok daha fazla artacağını yaptığımız her işte, ister bu tarımsal üretim olsun, ister sanayi üretimi olsun, isterse diğer dallar olsun, suyun merkezde olduğunu ve olacağını tekrar belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şanlıurfa’ya yapılan tarım yatırımlarını da aktaran Bakan Yumaklı, “Tabi suyla alakalı ve sulamayla alakalı Şanlıurfa’ya yapılan, son 22 yılda tarımsal üretimi de katarsak 205 buçuk milyar liralık tarımsal yatırım ve destek söz konusu. Tarımsal ihracatının 12 katına çıktığı, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi coğrafi işaretli ürünlerin Şanlıurfa için de önemine binaen 47 ürünün coğrafya işaretli ürünler kapsamına alındığını da belirtmek istiyorum. Özellikle tarımsal desteklerimizin bu manada, 2023 yılı itibariyle 37 kat arttığını da söylemek istiyorum. Süt üretimi artışı son 22 yılda yüzde 229 oldu. Arı kovanı sayısı 8 binden 206 bine çıktı. Yani 26 kat arttı. Yine iç sulardaki balık üretimi 19 kat arttı. 5 barajımız var, 4 göletimiz, 41 sulama tesisimiz var. 3.3 milyon dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca bir HES yaptık. Şimdi Şanlıurfa’da yaklaşık 9.4 milyon dekarlık dokuz ova da yine koruma altına alınmış oldu. 2024 yılı yatırım programındaki 55 milyar lira maliyetli 164 adet su ve sulama tesisini Şanlıurfa’mıza kazandırmak için çalışıyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 29 milyon lira kaynağı olan 5 yeni projemizi bitkisel üretimi geliştirmek üzere yine Şanlıurfa’ya ayırmış durumdayız. Ormancılık alanında da istediğimiz seviyede değil, bunu da geliştirmek adına 2024 yılında yaklaşık 39 milyon liralık bir kaynak yine Şanlıurfa’mıza ayrılmış durumda. 2024’te bir bal ormanı, bir millet ormanı kurulup 166 bin fidanı da dikmeyi planlıyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
“MAZOT VE GÜBRE DESTEKLERİ BUGÜN HESAPLARA YATACAK”
Şanlıurfa’da çiftçilere müjde de veren Bakan Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bugün çiftçilerin hesabına yatırılacağını belirterek, “Hep söylediğimiz gibi ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bütün bu destekleri geçmişte söyledim ancak biliyorum Şanlıurfa’da da beklenen bir konu, pamuk üreticilerimizin destekleri konusu. Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle şimdi tek hedefimiz ve bundan sonra ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye yüzyılı hedeflerine ulaşmak. Daha fazla çalışmamız gerekiyor. Daha fazla yatırım yapmamız gerekir ancak diğer bir konuyu unutmamak gerekir o da gerçek belediyeciliği Şanlıurfa’ya devamını sağlayacak bir sonuca ulaşmak gerekir ki şehirlerimizin, ilçelerimizin gücüne güç katılmış olsun. Dolayısıyla ben halihazırda mevcut başkanımız olan ve AK Parti Şanlıurfa Belediye Başkan Adayı Zeynel Abidin Beyazgül ve bütün ilçe belediye başkanı adaylarımıza buradan başarılar diliyorum. El ele vereceğiz, inşallah Şanlıurfa’yı Türkiye 100 yılının parlayan yıldızlarından bir tanesi yapacağız” diye konuştu.
]]>ÖNEMLİ YOL KATEDİLDİ
Avrupa’nın en büyük fiber optik etkinliği olan FTTH Konferansı 19-21 Mart’ta Berlin’de gerçekleşti. Konferansta yer alan Türk Telekom fiber ağlardaki son gelişmeleri ve çalışmalarını paylaştı. Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini söyleyen Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, fiber ağlarda kat edilen mesafeye vurgu yaptı. “Fiber yatırımlarını her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere de ulaşıyoruz” diyen Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üçüncü çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık” şeklinde konuştu.

Ümit Önal
KARARLILIK GÖSTERGESİ
Türkiye’nin fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığının belirten Önal, FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine değinerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Rapora göre, eve kadar fiber erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu yılki raporda İspanya’yı arkamızda bıraktık. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici.”

‘5G’DE DENEYİMİ YAŞATTIK’
TÜRK Telekom’un 5G alanındaki çalışmalarını sürdürdüğünü söyleyen Önal, şirketin bu alandaki bazı projelerini şöyle anlattı:“Halka açık ilk bireysel 5G deneyimi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı öncülüğünde, İstanbul Havalimanı’nda başlatıldı. Türkiye’de ilk akıllı fabrika uygulamasını iş ortaklarımızla hayata geçirdik. Spor alanında ilk canlı 5G maç yayını, sağlık alanında 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat ve tarımda ilk akıllı traktör kullanımı gibi çok sayıda yenilikçi proje hayata geçirildi. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki 5G destekli kültür sanat projesini yaptık.”
Herkes için erişilebilir ve yüksek hızda iletişim sunmak amacıyla Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla ördüklerini belirten Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, sadece merkeze değil herkese hizmet anlayışıyla, ülkemizin her köşesindeki kullanıcıları yüksek hızda internetle buluşturmak için yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Yenilikçi çözümlerdeki öncü rolümüzle; bölgemizin teknoloji sağlayıcısı olmak ve Türkiye’yi yeni nesil teknolojilerde dünyaya yön veren bir konuma taşımak hedefimizle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yeni nesil teknolojilerin ve 5G’nin olmazsa olmazı fiber altyapı için de gece gündüz çalışarak 81 ilimizin her noktasına fiber taşıyoruz. Türkiye’de 5G ve yeni nesil teknolojilerin verimli çalışmasına olanak sağlayacak fiber altyapı sürecini başarılı bir strateji ile emin adımlarla yürütüyoruz. FTTH Council Europe’un güncel raporu da bu konuda ne kadar kararlı olduğumuzu kanıtlıyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de dijital dönüşüme öncülük eden Türk Telekom, herkes için erişilebilir yüksek hızda internet için fiber altyapı yatırımlarını artırarak sürdürüyor. Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla örerek fiber altyapı uzunluğunu 437 bin km’ye ulaştıran Türk Telekom, FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında ikinci sıraya taşıdı. FTTH Council Europe’un 20 Mart 2024 tarihinde Almanya Berlin’de açıkladığı Eylül 2023 tarihli FTTH/B Market Panorama in Europe raporuna göre; Türkiye FTTH/B verilerinde 18 milyon hane erişimi ile Avrupa’da Fransa’nın ardından ikinci sırada yer aldı.
Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini vurgulayan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Fiber yatırımlarımızı her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere ulaştırıyoruz. Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Raporu 3. çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık. Türkiye fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici. Türkiye Yüzyılı’nda hayatın her noktasına değer katan çalışmalarımızla, istisnasız herkes için erişilebilir bir dijital gelecek inşa etmeyi hedefliyoruz. Türk Telekom olarak, insanı merkeze alan yaklaşımımızla teknoloji birikimimizi doğru yatırımlarla güçlendirerek bu yolculuğa liderlik etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

SU KITLIĞI VE GIDA RİSKİ
Ülkemizde ortalama sıcaklıkların 4 ila 6 derece arasında artması, özellikle doğu ve güneydoğuda artış, ülke ortalamasına göre 1-2 derece daha fazla olması ve güney ve batı bölgelerde sıcaklık artışının en fazla yaz aylarında yaşanması bekleniyor. Sıcak hava dalgası beklenen gün sayısının yılda 15’ten 200’e ulaşması, 2040’a kadar ardışık kurak geçen gün sayısının 4-15 gün arasında artması öngörülüyor. Bahar aylarının sonlarında ve yaz aylarında su stresinin artacağı düşünülüyor.
Özellikle yüzyılın son çeyreğinde yüksek kotlu bölgelerde karla kaplı alan değişimlerinde yüzde 44’lere varan bir azalma, karın yerde kalma süre-sinde 45 güne varan azalmalar görülecek.
2023 yılı için ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 1.294 m3. Artan nüfusla birlikte kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2030’dan itibaren 1000 m3’ün altına düşeceği ve tedbir alınmaması halinde yakın gelecekte ülkemizin su kıtlığı çeken ülkeler sınıfında yer alacağı öngörülüyor. Ülke nüfusunun yüzde 49’unun yaşadığı ve tarımsal üretim yapılan alanın da yüzde 78’ine karşılık gelen 15 havzada su açığı ortaya çıkacak ve bu durum gıda arzıyla ilişkili riskleri de beraberinde getirecek.
BURDUR GÖLÜ KADAR SU MUHAFAZA EDİLECEK
Yerel idarelerde su verimliliğinin artırılmasıyla bütün belediyelerde su kayıp oranının 2033’e kadarı yüzde 25, 2040’a kadar yüzde 10 düşürülmesi hedefleniyor. Plan, bireysel su verimliliğiyle kişi başı günlük ortalama su tüketimini 2030’a kadar 120, 2050’ye kadar 100 litreye düşürmek.
Yağmur suyu, gri sular, deniz suyu, acı su, gibi kaynakların kullanımı yaygınlaşacak.

Sulama randımanında her yüzde 1’lik artış, İstanbul’un 6 aylık su ihtiyacına karşılık geliyor. Sanayide kaynaktan daha az su çekerek yüzde 50’ye varan su kazanımı sağlanması planlanıyor. Bu tedbirler Burdur Gölü’nün hacmine eşdeğer büyüklükte suyu muhafaza edecek. Binalarda Su Verimliliği Hedefi ve Uygulama Kılavuzu ve Binalarda Su Verimliliği Sistem Kurulumu Talimatı hazırlandı.
SU TASARRUFU TEDBİRLERİ
Kuraklık risklerinin en aza indirilmesi için kuraklık erken uyarı sistemi hayata geçiriliyor. Kuraklık yönetim planları kapsamında, mevcut ve gelecek su potansiyeli tespit edilerek olası kuraklık durumlarına hazırlıklı olunması amacıyla tedbirler belirleniyor.
Kuraklık Yönetim Planları kapsamındaki tedbirlerin uygulanması ile yılda 10 bin 962 hm3 su tasarrufu sağlanabilecek. Bu miktar İstanbul’un 9 yıllık su ihtiyacına, Ankara’nın 23 yıllık su ihtiyacına veya Konya Havzasının iki yıllık toplam su ihtiyacına eşit olacak.
İKLİM KRİZİ SAĞLIĞI DA TEHDİT EDİYOR
TÜRK Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Arıcı da iklim krizinin yarattığı kuraklık riskinin sağlığı tendit ettiğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Arıcı’nın verdiği bilgilere göre özellikle su tüketiminin hayati değerde olduğu böbrek sağlığı sorunları artıyor. Arıcı, “Normalin üzerinde seyreden mevsim sıcaklıkları, susuz kalmaya bağlı olarak böbrek hastalıklarında da artışa yol açıyor. Ayrıca çevre kirliliği ve temiz suya erişim zorluğu da bir etken. İklim krizi en çok böbrekleri vuruyor” dedi.
Türk Nefroloji Derneği, kronik böbrek hastalığının önemine dikkat çekmek için her yıl mart ayının ikinci perşembe günü olarak belirlenen ‘Dünya Böbrek Günü’ kapsamında, “Böbrek Candır” temalı bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantının ana konusu, birçok etkinlikte olduğu gibi yine iklim kriziydi. Prof. Dr. Arıcı da konuşmasında iklim krizinin sağlığa etkilerini ve sağlık harcamalarına yansımalarını odağına aldı. Arıcı, “Çevre kirliliğinin (örneğin aşırı egzoz dumanına maruz kalmak), hem kalp damar hastalıkları hem böbrek hastalıkları açısından riski artırdığı bilimsel olarak gösterildi. Küresel ısınmanın getirdiği sıcak havalar da böbreğin dehidrate (susuz) kalmasına, su tüketiminin azalması ya da sağlıklı su kaynaklarının bulunmamasına yol açarak böbrek sağlığını tehdit ediyor. Bugün dünyanın bazı sıcak bölgelerinde, örneğin Orta Amerika’da tam nedeni bilinmeyen böbrek hastalığı artışları var. Bu artışın tarım ürünlerinde kullanılan zehirli gübreler vs. nedeniyle mi yoksa tamamen sıcak havalarla mı ilişkili olduğu nefroloji dünyasında hala tartışma konusu. Ama iklim krizinin ilerleyen yıllarda böbrek hastalıklarını artıracağı tehdidi, önemli bir konu olarak gündemde” ifadelerini kullandı.
Türkiye Cumhuriyet ’nın (TCMB) sıkılaşma adımları ile ilgili değerlendirmede bulunan Avdagiç, “Bizim ülke olarak en kısa zamanda, etkili bir şekilde enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok” dedi.
Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri, konseptleri olduğunu kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti:
“Türkiye de Orta Vadeli Program’la (OVP) enflasyonla mücadele için bir kurallar manzumesi ortaya koydu. Bununla ilgili 6-8 ay civarında elde edilen çıktılar, yüzde yüz beklentiyi karşılamasa da ağırlıklı olarak trendler bu istikamette makul bir şekilde ilerliyor. Bundan sonra bazı mikro konulardan hareket ederek kısır döngüye itmememiz lazım. Burada zaman içinde tabii ki dokunuşlar yapılacak ama biz kalıcı ve hızlı bir şekilde enflasyonu düşürmek zorunda olan bir ülkeyiz. Hepimizin selameti için, iş dünyası açısından, vatandaşlar açısından, hükümet açısından, uluslararası itibarımız açısından, daha uygun şartlarda iç ve dış borçlanmanın sağlanması açısından, fiyat istikrarı açısından her yönden bizim en öncelikli hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek. Dolayısıyla bunu düşürmek için ortaya konan paketin sıhhatli çalışması konusunda hep beraber gayret göstermemiz lazım. Bu sadece iş dünyasının, ihracatçıların, ithalatçıların, kamunun yapacağı bir adımla olmaz. Topyekun, toplum olarak bunu benimsemeli, özümsemeli, içselleştirmeliyiz. Politikanın uygun bir şekilde yürütülebilmesi için 85 milyonun, çocukları çıkartırsak 65-70 milyonun ortak sorumluluğu var. Bu ortak sorumluluk içinde bunu en kısa zamanda başarabiliyor olmamız lazım.”
Avdagiç, ekonomi politikalarıyla alakalı olarak rasyonel bir sürecin devam ettiğini, burada bazı bireysel irrasyonel çıkışların genelleme yapılıp oradan hareket edilmemesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, son 12 aylık enflasyonla son 12 aylık kur değişimi arasında bir korelasyon olduğunu, şu anda kurla enflasyon arasındaki ilişkinin makul bir dengede gittiğini aktardı.
ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILACAK MI?
Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin olarak asgari ücretin yıl başında 1 yıllık açıklandığını dolayısıyla bütün iş dünyasının bütçelerini buna göre yaptığını belirterek, “Bizim spekülasyonlarla işimiz yok. Biz İstanbul Ticaret Odası’yız. Kamunun belirlediği bir asgari ücret var. Bunu belirlerken ortaya koyduğu bir çerçeve var. Biz ve temsil ettiğimiz şirketler, kamunun ortaya koyduğu bu çerçeveyi ve buradaki takdiri gündeme alarak bütçemizi yaptık. Devletin bununla ilgili gündeme getirdiği bir söylem var biz bu söylemin bu sene geçerli olduğunu öngörüyoruz” dedi.

MESAİ SAATLERİNİN KISALTILMASI İLE İLGİLİ TARTIŞMALAR
Mesai saatlerinin kısaltılması ile ilgili tartışmalarla ilgili gelen bir soru üzerine İş kanununun kümülatif olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Avdagiç, mesai saatlerinin kısaltılması gibi sadece bir iki alt başlığın tek başına değerlendirilmesinin doğru olmayacağını dile getirdi.
Avdagiç, yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1” numara olduğunu aktardı. Böyle bir katılığı Türk iş dünyasının uzun bir süre kaldıramayacağını dile getiren Avdagiç, bütün ülkelerde iş güvencesi açısından bazı başlıklar bulunduğunu ancak Türkiye’de bu başlıkların daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Bu başlıkların, kıdem tazminatı, işverenin emeklilik durumunda karşı karşıya kaldığı ilave yük, işsizlik sigortası, iş güvencesi, sendikal tazminat olduğunu bildiren Avdagiç, Türkiye’nin bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülke olduğunu kaydetti.
Avdagiç, bu katılıkla Türk iş dünyasının rekabetçiliğini sağlamasının mümkün olamayacağını belirterek, “İstihdam üzerindeki yüklerde çok aşamalı bir konu var. Kıdem tazminatı var. Her yıla 30 gün. İşveren, emeklilikle ilave bir yükle karşı karşıya. İşsizlik sigortamız var. Defakto olarak bunu da işveren ödüyor. İş güvencesi var. İşten çıkardığınız zaman 8 ay artı 4 ay işe iade tazminatı var. Ve sendikal tazminat var en az 12 ay. Dolayısıyla bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülkeyiz. OECD ve AB ülkelerinde böyle 5’li bir yapı yok. Çalışan ben gidiyorum dediği zaman gidiyor, onunla ilgili işvereni koruyan hiçbir şey yok. En fazla ihbar süresi kadar bir çalışma mecburiyeti var. Dolayısıyla bu katılıkla önümüzdeki dönemde Türk iş dünyasının rekabetçiliğinin sağlanması mümkün değil. Yani istihdamın üzerinde hem kamunun yüklerini azaltması lazım hem de bu 5 aşamalı katılığın azalması lazım.”
Şekib Avdagiç, aylık 100 bin lira brüt maaş aldığınızda işverenin toplam maliyetiyle çalışanın eline geçenin oranının yüzde 55 olduğunu söyledi. Yani işverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor. Bu konudaki düzenlemeleri gözden geçirmemiz gerekiyor” dedi.
Bunun sadece işveren olayı olmadığını vurgulayan Avdagiç, “Kayıt dışılığı önlemeyi, çalışanların herhangi bir hak kaybı olmamasını, işverenlerin daha rekabetçi olmasını konuşuyoruz. Hem çalışan ve ücretler üzerindeki kamu yükünü optimize etmemiz lazım hem de bu 5’li mekanizmayı gözden geçirmemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu.
EXİMBANK KREDİLERİ 40-50 MİLYAR SEVİYELERİNE YÜKSELMELİ
Eximbank’ın ihracatçılara verdiği desteğin ticaretin seyrini çok olumlu etkilediğini ifade eden Avdagiç, ancak reeskont kredisi kullanan firmaların bunu amacına uygun kullanması gerektiğini dile getirdi.
Avdagiç, reeskont kredilerinin ihracatı daha rekabetçi hale getirecek firmalara kullandırılması gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Daha evvelki KGF kredilerinde olduğu gibi bir kısım reeskont kredisi kullanıcıları bunu gerçek amacı dışında kullanırlarsa, bu sefer devlet reeskont kredisi kullananların tamamıyla ilgili tedbir almak zorunda kalır” dedi.
Beklentilerinin Eximbank kredilerinin Türkiye’nin 2 aylık ihracatına kadar yani 40-45 milyar seviyelerine yükselmesi yönünde olduğunu kaydeden Avdagiç, bunun gerçekleşmesi durumunda sürecin daha rahat yürütülebileceğini aktardı.
Savunma sanayisinde atılan adımları çok değerli bulduklarını vurgulayan Avdagiç, Türkiye’de son 20 yılda bunun da özellikle son 12 yılında savunma sanayisinde aritmetik bir yükselmeden ziyade geometrik bir yükselme olduğunu kaydetti.
Türkiye’de savunma sanayisi konusunda ciddi bir ekosistem oluştuğunu dile getiren Avdagiç, “Burada sadece ana savunma sanayi şirketlerinin olması yetmez. Alt ürün, hizmet, sistem üreten firmaların oluşması da önemli. Türkiye’nin dünya savunma sanayisi pazarında da şu andakinden çok daha etkili bir noktaya doğru hızla gittiğini görüyorum. Bu Türkiye’nin dış politikasına da çok ciddi bir katkı sağlayan unsur durumuna gelmiştir” ifadelerini kullandı.
‘KIRMIZI ETTE SÜRECİ İYİ TAKİP ETMEK GEREKİYOR’
Avdagiç, bir soru üzerine, kırmızı et fiyatlarıyla ilgili süreci iyi takip etmek gerektiğini vurguladı. Son bir yılda yem fiyatlarının yüzde 27 arttığını, kırmızı et fiyatlarının ise yüzde 100’ün üzerinde zam gördüğünü dile getiren Avdagiç, bunun rasyonel bir karşılığı olmadığını kaydetti.
Avdagiç, belli market zincirlerinin kırmızı et fiyatlarının en azından Ramazan ayı boyunca sabit kalması konusundaki adımlarının etkili olduğunu belirterek, buna karşılık kırmızı et fiyatlarının daha makul bir noktaya gelmesi gerektiğini aktardı.
Kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadığını dile getiren Avdagiç, “Atılan adımlar olumlu ancak yeterli değil. Önümüzdeki süreçte kırmızı et fiyatları daha makul bir düzeye gelecektir” ifadelerini kullandı.
]]>“RAMAZAN AYINDA DAHA UZUN SÜRELİ ATEŞKES OLMALI”
Konuşmasında Gazze’de yaşananlara da dikkat çeken Başbakan Scolz, “Ramazan ayı aynı zamanda zor durumda olanları, savaş ve şiddeti yaşayanları hatırlama zamanıdır. Bugünlerde Müslümanlar duygu ve düşünceleri ile özellikle yakın doğudaki, kadın, erkek, çocuklarla birlikte. Birçoğunun orada endişe ettiği arkadaşları ve aileleri var. Duyulan üzüntüde yalnız değilsiniz. Almanya’daki pek çok kişi de öldürülen ve kaçırılan İsrailliler ve Gazze’de masumca öldürülenlerin, yaralıların ve acı çekenlerin akıbeti konusunda derin endişe duyuyor ve acılarını paylaşıyor. Bu acıları ben de paylaşıyorum“ ifadelerini kullandı.
Scholz, Gazze’de barış yolunda atılacak önemli adımlardan birisinin, Ramazan ayında daha uzun süreli bir ateşkes olacağını dile getirdi. İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına uymak ve sivilleri korumak zorunda olduğunu vurguladı. Almanya’nın, Gazze Şeridi’ne gıda, ilaç ve diğer yardım malzemelerini göndererek yardım sağladığını hatırlatan Olaf Scholz, “ABD’den sonra dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla yardım yapıyoruz. İsraillilerin ve Filistinlilerin büyük çoğunluğunun aynı şeyi istediğinden eminim. Barış istiyorlar. Bu yönde atılacak adımlardan biri, tercihen Ramazan ayında daha uzun süreli bir ateşkes olacaktır. Böyle bir ateşkes Gazze’ye daha fazla insani yardımın ulaşmasını sağlayacaktır. ABD Başkanı Joe Biden, ben ve diğer pek çok kişi bunun için tüm gücümüzle çalışıyoruz” dedi.
“TÜM MÜSLÜMANLAR ALMANYA’YA AİTTİR”
Aşırı sağcı AfD Partisinin, ülkedeki yabancıları sınır dışı etme planları ile ilgili sürekli sorular aldığını belirten Scholz ülkedeki ırkçılık ve ayrımcılık hakkında şu ifadelere yer verdi, “Ramazan ayının başlangıcında düşüncelerim, aynı zamanda dayanışma konusunda endişe duyan Almanya’daki Müslümanlarla birlikte. Aşırı sağcıların ırkçı sınır dışı etme planlarına ilişkin haberlerin ardından, gelecekle ilgili endişeli sorular duymaya devam ediyorum. Bu iç karartıcı bir durum. Çünkü bu soruları soranlar bizim iş arkadaşlarımız, okul ve spor kulübünden bizim arkadaşlarımız ve bizim komşularımız. Bence buna cevabımız çok net olmalı. Ülke olarak bölünmeye izin vermeyeceğiz. Tüm vatandaşlarımız, göç geçmişi olsun ya da olmasın Almanya’ya aittir. Müslümanlar da tıpkı Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer din ve dünya görüşüne mensup olanlar gibi Almanya’ya aittir”
Mesajına, nefret dolu, ayrımcı yorumların geleceğini bildiğini söyleyen Almanya Başbakanı konuşmasını, “Bunun bizi yıldırmasına izin vermeyelim. Sanal ortamda çıkan seslerin bizi aldatmasına izin vermeyelim. Biz çoğunluğuz, biz daha fazlayız, biz hep birlikte dünyaya daha açık, daha hoşgörülü ve demokratik bir ülkeyi ifade ediyoruz. Bilhassa şimdi ramazan başlangıcında“ sözleriyle bitirdi.
]]>Üstelik Güney Kutbu’ndan sadece bir hafta önce yani Ocak 2024 başlarında Antarktika’nın en yüksek zirvesi olan Vinson Masifi’ne de tırmanmıştı Ward. Bir başka deyişle dünyada çok az insana nasip olacak iki başarıya, birkaç gün arayla imza atmıştı.
Aslında Ward böyle ilklere alışkın bir insan. 2017 yılında dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret eden ilk İrlandalı olarak tarihe geçti Ward. O sırada henüz 33 yaşındaydı.
Ömrünün çok büyük bir kısmını seyahatlerde ve tırmanışlarda geçiren Ward, bugün bir başka ilki daha başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyor. Ultimate Explorer’s Grand Slam olarak adlandırdığı bu hedef kapsamında Ward, hem Kuzey hem de Güney Kutbu’nu ziyaret etti ve tüm kıtaların en yüksek dağlarının zirvelerine tırmandı.

Ward’un blog’unda Kapadokya’dan pek çok fotoğraf var
Ward, geçtiğimiz günlerde CNN Travel’a yaptığı açıklamada, 4.892 metre yüksekliğindeki Vinson Masifi’ne tırmanıp 12 Ocak günü Güney Kutbu’na ayak bastıktan sonra “rahatlamış hissettiğini” belirtti ve ekledi:
“Ama dünya çapında bir sporcu olmadığımın, normal bir adam olduğumun farkındayım. Dolayısıyla bence bunu başarmamın ardında herhangi bir beceriden ziyade azim ve kararlılık yatıyordu.”
Bütün bunlar inanılmaz geliyor. Her zaman tüm dünyayı görmek istediğimi söylemişimdir. Elbette tüm dünyayı gördüm diyemem ama elimden geleni fazlasıyla yaptım. Çok mutluyum ve bunu yaptığım için çok gururluyum. Ben havalı bir şey yapmaya karar veren normal bir insanım. Bu süreçte inanılmaz şeyler yapan insanların farklı olmadığını öğrendim. Tek fark şu: Ben bu konuda kararlılık gösterdim. Her şeyi yapabiliriz. Yeter ki harekete geçin.
Johnny Ward
KITALARI TEKER TEKER TAMAMLIYORDU
Ward’un ilk hedefi 30 yaşına gelmeden 100 ülke görmekti. 5 yıl boyunca sırt çantasıyla seyahat eden Ward, ayda 500 sterlin kazanmasına rağmen bu hedefi “az daha” yakaladığını belirterek, “Her zaman özgür olmak istedim. Başlangıçta en özgür olmanın yolunun her ülkeyi ziyaret etmek olduğunu düşünüyordum. 100 ülkeye yaklaştığımda, kendime her ülkeyi ziyaret etmiş ilk İrlandalı olma hedefini koydum. Üstelik o dönemde bu işi yapan ilk kişi olacaktım” dedi.
2007-2017 arasında dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret etmeyi başaran Ward, bu dönemde günde ortalama 10 sterlin harcıyordu. Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkenin yanı sıra Vatikan, Filistin toprakları, Tayvan ve Kosova’yı ziyaret eden Ward, bu akıl almaz yolculuklar esnasında konteyner gemisiyle Umman’dan Yemen’in Sokotra adasına gitti, karayoluyla Kahire’den Cape Town’a uzandı, otobüs ve gemiyle Güney Kore’den Avustralya’ya yolculuk yaptı.

Ward, ziyaret ettiği ülkelerin 70’ine annesiyle 50’sine de eşiyle gittiğini söyledi
Ward, fazla para harcamamak için yabancıların evlerinde kalıyor, otobüs terminallerinde uyuyor, otostop yapıyor, trenlerle ve halk otobüsleriyle seyahat ediyordu. Mümkün olduğunca uçağa binmekten kaçınıyor sadece kıtalar arası seyahati uçakla yapıyor, ardından aylar boyunca kara yoluyla bir ülkeden öbürüne geçiyordu.
Ward, “Kıtaları teker teker tamamlıyordum. Çok korkutucu yerlere ya da çok pahalı yerlere gitmiyordum. Yaşım ilerledikçe ve daha fazla param oldukça buralara giderim diye düşünüyordum. Sonlara yaklaştığımda blog’um bana para kazandırmaya başlamıştı. Bu sayede geri dönüp atladığım yerlere de gittim. Kendimi gerçekten özgür hissetmek istiyordum. Bu nedenle her ülkede 2-3 hafta geçiriyordum. Sanırım bu yüzden dünyayı tamamlamak 11 yıl sürdü” dedi.
Ward, seyahatleri boyunca pek çok tehlike atlattı. Everest’in zirvesinde ölümden döndü, Angola’ya adım attıktan 10 dakika sonra bir adamın öldürülmesine şahit oldu, Ebola krizi sırasında Fildişi Sahili’nde iki kez göz altına alındı ve -36 derecede hayatta kalmayı başardı. Sonlara doğru Somali, Kongo, Çad ve Yemen’e giden Ward’un nihai destinasyonu Norveç oldu. Ward bunun sebebini, “Aşağı yukarı 150 ülkeyi tamamladığım günlerde, seyahatimi Avrupa’da bir ülkede tamamlamaya karar verdim. Ailemin gelip benimle birlikte kutlama yapabileceği bir yer olmasını istedim” sözleriyle açıkladı.
YOLCULUKLAR SONA ERİNCE BOŞLUĞA DÜŞTÜ
Ancak bu hedefe ulaştıktan sonra bir duygusal çöküntü yaşadığını ifade eden Ward, “Çok büyük bir hedefti. Hayatımın 10 yılından fazlasını buna adamıştım. Bitince biraz kayboldum. Kötü beslenmeye başladım, kilo adım ve işimi ihmal ettim” diye konuştu.
Yaşadığı bu çöküntüden çıkmanın en iyi yolunun kendisine yeniden meydan okumak olduğuna karar veren Ward, ultra maratonlara katılmaya ve dağcılığa başladı. Kısa süre içinde bu uç hedefler, Ward’a hayatı tekrar sevdirdi.
Ward, “Ben de bunu kabullenip yoluma devam ettim. Eğer koşacaksan dünyanın en zor yarışını koşmalısın diye düşündüm. Aynı şekilde dağlara tırmanacaksam hedefim Everest olmalıydı” ifadelerini kullandı. Dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret ederek yaklaşık 250 kişilik elit bir grubun üyesi haline gelmiş olan Ward, gözünü bir başka büyük hedefe dikti ve Explorer’s Grand Slam’i tamamlamaya karar verdi.
Bu zorlu grand slam, Kuzey ve Güney Kutbu’na gitmenin yanı sıra her kıtadaki en yüksek zirveler olan Everest, Denali, Kilimanjaro, Aconcagua, Elbruz, Puncak Jaya, Vinson Masifi’ne tırmanmayı gerektiriyor. Şu ana kadar bu hedefe ulaşabilmiş kişi sayısı 70 civarında.
Ward, hem her ülkeyi ziyaret etmiş hem de Explorer’s Grand Slam’i tamamlamış ilk kişi olabileceğini fark ettiğinde hedefini hayata geçirmesi gerektiğine daha da fazla inandı. Bunun için yedi yılını dağcılık eğitimlerine ve tırmanışlara ayırdı.

Ward’un Everest tırmanışından
“UMARIM YAKINDA BAŞKALARI DA OLACAK”
Ultimate Explorer’s Grand Slam adını verdiği hedefine ulaştıktan sonra konuşan Ward, “İlk olmak nasıl bir duygu mu? Çılgınlık. Bu hedefe ulaşmak isteyen başkalarına yardımcı olabilmek için bir internet sitesi kuracağım. Umarım kısa süre içinde bu unvanı taşıyan başkaları da olacak” dedi.
Ward’a göre, bu hedeflerin en zor yanı lojistik, antrenmanlar ya da fiziksel zindelik değil, yolculukları yapmak için gerekli para. Her ülkeyi ziyaret etmenin kendine göre masrafları olduğunu ancak örneğin Everest’e tırmanmak için 77.000 dolar harcadığını belirten Ward, “Üstelik bu 7 zirveden sadece bir tanesi” dedi.
Ward, zirve tırmanışlarının masraflarının yanı sıra Kuzey ve Güney Kutbu yolculukları için de hatırı sayılır ödemeler yaptığını belirtti.
Dağcılık geçmişi olmadığından “kolay olsun diye” Kilimanjaro ile işe başlayan Ward, 2023 yılında tırmandığı Everest’in favori zirvesi olduğunu belirtti. Everest’e tırmanmayı “hayatında yaptığı en zor iş” olarak nitelendiren Ward, 7 Ocak’ta zirve tırmanışı yaptığı Vinson Masifi’nin nispeten kolay ancak çok soğuk olduğunu sözlerine ekledi. Kuzey Kutbu’nun sonu gelmeyen buzlarla kaplı bir hiçlik olarak tanımlayan Ward, Güney Kutbu’nun ise Amerikan üssü nedeniyle o kadar boş hissettirmediğini ifade etti.
ÇOK ZOR BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİ
Seyahatlerinin masraflarını kendi girişimleriyle karşıladığını da sözlerine ekleyen Ward, bugün yaşadığı hayatı çocukken hayal bile edemeyeceğini ifade etti.
İrlanda’nın Galway şehrinde dünyaya gelen Ward, aile içi problemler nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte ülkeden kaçıp isim değiştirmek ve Birleşik Krallık sınırları içinde bulunan Kuzey İrlanda’ya yerleşmek zorunda kaldı. O dönemde Ward’un babası da hapisteydi.
Sonraki 10 yıl boyunca devlet yardımlarıyla geçindiklerini söyleyen Ward, “Okul arkadaşlarımın tatilde İspanya’ya ya da Florida’ya gittiklerini hatırlıyorum. Onları çok kıskanırdım. Belki de içimdeki seyahat aşkının fitilini ateşleyen şey bu olmuştur. Üniversiteden mezun olmamın üzerinden 12 saat geçmeden bir uçağa atladım. New York’a indim ve o günden sonra bir daha hiç Birleşik Krallık’ta ya da İrlanda’da yaşamadım” dedi.
“O andan sonra hayatım bir maceraya dönüştü. Yurt dışında yaşamaya ve hayatta olduğumu hissetmeye adeta âşık olmuştum” diyen Ward şu an eşi Jaa ile birlikte Tayland’da Chiang Mai’de yaşıyor.
Ward hayatında ilk kez 14-15 yaşlarındayken yurt dışına çıktığını belirterek, “10 yılı aşkın süre yardımlarla yaşadık. Ben o yaştayken annem çalışmaya başladı ve nihayet ilk arabamızı aldık ve Fransa’daki bir kamp alanına gittik. Feribottan indiğimde yüzüme çarpan sıcağı ve ‘Vay canına burası İrlanda gibi değilmiş’ dediğimi hatırlıyorum O zamanlar her şey bir heyecandı. Yeni yemekler, yeni para birimleri, yeni bina şekilleri. Bayılmıştım. Hep özgür olmak istedim; hem finansal anlamda hem de zaman anlamında.” ifadelerini kullandı.

BLOG’U SAYESİNDE MİLYONER OLDU
Gezilerinin finansmanı için Tayland ve Güney Kore’de İngilizce dersleri veren, Avustralya’da çalışan hatta 5 hafta boyunca Belfast’ta yapılan bir tıp araştırmasında gönüllü katılımcı olan Ward, bu süreçte “One Step 4 Ward” isimli seyahat blog’unu hayata geçirdi. Blog’un zamanla ulaştığı başarı sayesinde bir milyonere dönüşen Ward, “Gerçekten önemli ne yaptığımdan emin değilim” ifadelerini kullandı ve ekledi:
“Ama benim gibi bir geçmişe sahip kişilere güzel bir mesaj verdiğimi düşünüyorum. Benim gibi insanlar da hayatlarında oldukça havalı şeyler yapabilirler. Varlıklı bir aileye ya da doğru okullara gitmenize gerek yok. Herkes rüyalarını gerçekleştirebilir.”
Ward’u tarif etmek için “hırslı” kelimesi yetersiz kalıyor. Örneğin Güney Kutup yolculuğu öncesi havanın düzelmesini beklediği sırada boş kalmamak için Antarktik Maratonu’na katılan Ward, bir hedefi daha tamamlamanın yarattığı boşlukla yine sağlıksız yaşam tarzına dönmekten endişe ediyor.
Son yıllarda Ward’unki gibi seyahat hedefleri adeta bir yarışa dönüştü. Örneğin dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret eden en genç kişi rekorunu elinde tutan gezgin, listeyi tamamladığında henüz 21 yaşındaydı. Bu durum böyle büyük hedefleri hem daha zor hem de daha abartılı ve masraflı hale getiriyor.
SIRADA NE VAR?
Peki Ward’un bir sonraki destinasyonu neresi? Uzaya mı gidecek? Okyanusların en derin noktası olan Mariana Çukuru’nun dibine mi inecek? Yoksa tüm ülkeleri ziyaret etme hedefine baştan mı başlayacak?
Ward, “Çok iyi bir soru. Sosyal medya çağında herkes muğlak da olsa bir şeyler arıyor. Ama umarım başkaları da Ultimate Explorer’s Grand Slam’de bana katılır. Oldukça etkileyici bir kulüp olur bu” diye yanıtladı bu soruyu.
Şu an var gücüyle başkalarının seyahat hedeflerini hayata geçirmesine yardım ettiğini ifade eden Ward, insanları konfor alanlarından çıkarmak için bir dizi dayanıklılık etkinliğini de hayata geçirdiğini söyledi.
Bunların ilki Aralık 2024’te Sahra Çölü’nde yapılacak üç günlük ve 150 kilometrelik bir ultra maraton.

Listesinde daha sıradan bir hedef olduğunu da ifade eden Ward, sözlerini, “Yakın zamanda 40 yaşıma girdim. Baba olmak istiyorum. Bu kesinlikle büyük bir plan. Macera açısından ise ‘normal’ insanlara gerçekten ama gerçekten çılgın tecrübelerden ne kadar fayda sağlayabileceklerini göstermek istiyorum. İyi olan her şeyin öncesinde acı çekilir. Bunu insanlarla paylaşmak istiyorum. Bir sonraki planım bu” ifadeleriyle noktaladı.
CNN Travel’ın “He’s visited every corner of the Earth. Now he wants to try a very different challenge” ve Daily Mail’in “‘That’s the Ultimate Explorer’s Grand Slam ticked off’: Meet the ‘normal guy from the UK’ who’s become the world’s first person to climb the highest mountain on every continent, visit the North and South Poles… and all 197 countries” başlıklı haberlerinden derlenmiştir.
]]>‘POLİTİKALAR ETKİLİ OLDU’
Şimşek, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, bu başarıya kayıtsız kalmayarak kredi notumuzu bir kademe yükseltirken, görünümümüzü pozitife çevirdi” diye konuştu. “Pozitif görünüm önümüzdeki dönemde not artışının süreceğine işaret ediyor” diyen Şimşek, 12 yıl sonra gelen bu not artışında, Türkiye’nin uluslararası normlara uyan, kural bazlı ve öngörülebilir politikalarının etkili olduğuna dikkat çekti ve şöyle devam etti:
“Makro-finansal istikrarın daha da güçlenmesiyle böyle olumlu gelişmeler artarak devam edecek. Yılın ikinci yarısında dezenflasyon, daralan cari açık ve bütçe disiplini sayesinde makro finansal istikrar daha da pekişecek ve kredi notumuz yükselecektir.”
NOT ARTIŞI NE ANLAMA GELİYOR
FITCH, Moody’s ve S&P gibi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, ülkelerin finansal yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitelerinin yani, kredi risklerinin bir göstergesi olarak kabul edilen kredi notlarını açıklıyor. Basitçe, A derecelendirme notu ilgili ülkenin düşük kredi riski bulunduğunu, B orta düzeyde kredi riski bulunduğunu ve C/D ise yüksek kredi riski bulunduğunu ifade ediyor.
Öyleyse, not artırımı ya da not görünümünün durağandan pozitife çevrilmesi ne anlama geliyor?
– ‘Negatif görünüm’ notun düşebileceğini, ‘pozitif görünüm’ artabileceğini işaret ederken, görünümün ‘durağan’ olması ise önemli bir değişiklik olmadıkça kredi notu aynı kalacak anlamına geliyor.
– Not artırımı ise, ülkelerin hem daha ucuza finansman bulmasını sağlıyor hem de o ülkeye daha fazla dış kaynak gelmesinin önünü açıyor. Aynı zamanda, ülke ekonomisiyle ilgili pozitifliğin de artmasını sağlıyor.

GÖRÜNÜMDE İYİLEŞME BEKLENİRKEN NOT ARTIŞI GELDİ
PİYASALAR, haftanın son işlem gününde Fitch’in Türkiye’ye yönelik yapacağı değerlendirmeye odaklanmıştı ancak bu değerlendirmede Türkiye’nin not görünümünün ‘pozitif’e çevrilmesi, not artışının ise eylül ayında gelmesi bekleniyordu. Dün gece kararını yayımlayan Fitch, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltirken, not görünümünü ‘durağan’dan ‘pozitif’e çıkardı. Peki Fitch, hem notu hem görünümü neden yükseltti?
GEREKÇESİ NE
Notun yükselmesine ilişkin ‘yeni ekonomi yönetiminin Haziran 2023’ten bu yana uyguladığı politikalara’, ‘para politikasında önden yüklemeli sıkılaşmaya’ ve ‘makroekonomik ve dış kırılganlıklardaki azalmaya’ dikkat çekiliyor.
Görünümün pozitife çevrilmesinde etkili olan nedenler ise şöyle sıralandı: “Türkiye’nin genel makroekonomik politika duruşunun enflasyondaki belirgin düşüşle tutarlı olması, daha düşük cari açık ile daha güçlü likidite tamponları açısından dış kırılganlıkların azalmaya devam etmesi yönündeki beklenti.”
Ayrıca, enflasyonun 2024’te ortalama yüzde 58 olacağını tahmin eden Fitch, yıl sonunda ise yüzde 40 olacağı öngörüsünde bulundu.
‘YEREL SEÇİM ETKİLEMEZ’
Açıklamada, mart ayındaki yerel seçimlerin sonucunun politika değişikliğine yol açmasının beklenmediği ifade edildi.
Fitch’in takvimine göre, Türkiye’ye ilişkin bir sonraki değerlendirmenin 6 Eylül’de açıklanması bekleniyor.
F-16 İLE İLGİLİ PRATİK SÜREÇ DEVAM EDİYOR
Enerji güvenliği konusunda da özellikle LNG alımı ve nükleer enerji üretimi konusunda iş birliğinin ilerletilmesi konusunda da görüş alışverişinde bulunulduğu ve önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Fidan, “İki ülke arasındaki askeri iş birliği, özellikle savunma sanayiindeki iş birliği konuları ele alındı. Biliyorsunuz, F-16 ile ilgili siyasi onay sürecinin Kongre’de tamamlamasını müteakiben başlayan pratik bir süreç var. O devam ediyor. Fakat bununla birlikte bizim özellikle önceki yıllardan kalmış, bekleyen bazı daha taktik nitelikteki malzeme alımlarımızın bir süreç muhasebesini de yaptık. Bekleyen konular var. Onları ben hem Kongre’deki yaptığım görüşmelerde, hem Blinken’la yaptığım görüşmelerde gündeme getirdim. Onlarda da yakın zamanda bir ilerleme kat edeceğimizi umuyorum” dedi.
GAZZE MESELESİ GÖRÜŞMELERİMİZDE UZUN BİR YER TUTTU
Fidan özellikle bölgesel konularda ciddi görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, “Gazze meselesinde hassasiyetimizi biliyorsunuz. Özellikle son aylarda giderek artan insani trajedinin dayanılmaz bir hal alması neticesinde uluslararası toplumun bir an önce amasız, fakatsız, beklemeden insani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilişkin hayata geçirilmesine yönelik düşüncelerimizi, duygularımızı ve görüşlerimizi paylaştık. Burada atılabilecek adımlar neler, bunları görüştük. Tabi devam eden bir ateşkes görüşmeleri süreci var. Burada son durum nedir, bu konuda bir görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye olarak biz üzerimize neler düşüyor, bunları tekrar bir gözden geçirdik. Amerika tarafından beklentilerimizi bu konuda tekrar dile getirme imkanımız oldu. Gazze meselesi görüşmelerimizde uzun bir yer tuttu. Çok detaylı bir şekilde bu meseleyi tartıştık. Filistin devletinin kurulması, iki devletli çözüm meselesi konusunu da özellikle gündeme getirdik ki yürüyen çalışmaların daha nitelikli bir sonuç üretmesinin şartı olarak. Diğer taraftan özellikle Rusya-Ukrayna savaşını ele aldık. Özellikle bölgemiz için oluşturduğu riskleri tekrar ifade ettik ve bu savaşın bir an önce durması ve muhtemel yayılmasını önlemesi konusundaki hassasiyet ve görüşlerimizi de dile getirdik. Burada biliyorsunuz önemli olan şu ana kadar 500 bin civarında ölü ve yaralının olduğu bir savaş Avrupa’nın ortasında cereyan etmekte. Yani bölge için de çok ciddi bir risk oluşturmakta. Başta Karadeniz’in güvenliği, tahıl güvenliği olmak üzere birçok çevresel tehditleri de beraberinde getirmekte. Bu savaş bir an önce nasıl durdurulabilir bu konuda görüş alışverişinde de bulunduk” şeklinde konuştu.q

SURİYE’DE YPG İLE OLAN İLİŞKİLERDEN MEMNUNİYETSİZLİĞİMİZİ DİLE GETİRDİK
Terörle mücadele konusunda da iki ülkenin görüşlerini paylaştığını aktaran Fidan, “Bu konudaki çalışan ihtisas komitesinin de ürettiği düşüncelerin neticesi olan bazı politika tercihlerimizi, pozisyonlarımızı kendilerine ilettik. Özellikle zaten Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi, bunun iki ülke arasında, iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik. O konuda hangi adımlar atılabilir, bu konuları tekrar gözden geçirdik. FETÖ’yle ilgili hassasiyetimizi, FETÖ’nün Amerika’daki faaliyetlerinin bizim için teşkil ettiği tehdidi tekrar hassasiyetle vurguladık” dedi.
Fidan, “Diğer taraftan buradaki seyahatim esnasında Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan ile bir araya gelme imkanım oldu. Orada da başta Gazze meselesi olmak üzere, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler olmak üzere diğer bölgesel konuları derinlemesine ele alma imkanımız oldu. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve üyeleriyle ve istihbarat komitesi başkanıyla ayrı ayrı görüşmelerimiz oldu. Yine iki ülke arasındaki ilişkiler, bölgesel güvenlik, NATO’nun genişlemesi ve diğer konuları ele aldık başta Gazze olmak üzere. Yine Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines ile bir araya geldik ve bu görüşmelerde de benzer konuları bu sefer istihbari perspektiften ele alma imkanı oldu. Bugün de Antony Blinken ile bir araya gelerek heyetlerimizle görüşmelerimizin resmi boyutunu tamamlamış olduk. Amerika’daki ziyaretimiz esnasında iki düşünce kuruluşunda konuşma yapma imkanımız oldu. Ağırlıklı olarak soru cevap formatında cereyan etti. Atlantik Konseyi ve SETA’da iki ayrı görüşme, konuşmamız oldu. Diğer taraftan Washington Post Editörler Kuruluyla bir görüşmemiz oldu. Yani ülkemizin özellikle kritik konulardaki pozisyonu ve duruşu, fikirleri ve bu konuları ilgili çevrelere aktarma fırsatımız oldu. Bu yoğun mesai ve temas trafiğinin arkasından da bugün itibariyle Ankara’ya dönmek üzere inşallah yola çıkıyorum” ifadelerini kullandı.
ABD İLE YENİ SAYFA MESAJI
Fidan, daha sonra gazetecilerin sorularını cevapladı. Türkiye-ABD iş birliğinin ilerleyen dönemde derinleşip derinleşmeyeceği sorulan Fidan, “Yani şu anda özellikle geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var. Biliyorsunuz Türk-Amerikan ilişkileri yani uzun mazisi olan bir ilişki ve geçmişte pek çok krizleri de yaşadı ve o krizleri yönetme konusunda da iki ülke arasında bir hafıza ve refleks var. Şu anda yaşadığımız sorunları da bir taraftan yönetirken, diğer taraftan iki ülkenin üretebileceği ortak potansiyeli, keşfedebileceği fırsatları da hayata geçirmek önem taşımakta. Bu tabi belli bir zihinsel çerçeveyi, belli bir diplomatik esnekliği ve kabiliyeti de beraberinde getiren bir husus. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonunu biliyorsunuz. Yani ülkemizin menfaatlerini, pozisyonunu yani sımsıkı koruyarak olabildiğince ortaklarımızla, dostlarımızla ilişkilerimizi ilerletme yolunda bir irade ortaya koyuyoruz” şeklinde cevapladı.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Türkiye’nin Ukrayna’daki savaşta ateşkes, barış veya diplomatik bir çözümde rol oynaması yönünde herhangi bir konunun gündeme gelip gelmediği yönünde soruyu cevaplayan Fidan, “Görüşmelerimizde bu konuları biz kendimiz gündeme getiriyoruz, karşı tarafın da perspektifini açıkçası alıyoruz. Yani şu andaki izlenimimiz, bu yıl içerisinde tarafların belli bir konuşma zeminini yakalama, oluşturma yönünde bir isteklilik açıkçası biz görmüyoruz. Ama bu biraz da tabi savaşmanın doğasında olan bir konu. Savaşan taraflar biz konuşmaya hazırız diyerek yani kendilerini bir zayıf taraf pozisyonda olduğunu göstermek istemezler. Bu anlaşılabilir bir şey. Onun için biz dışarıdan üçüncü bir göz olarak yani burada artık bir konuşma zeminine ihtiyaç var. Bu savaşın durmasına ihtiyaç var. Daha büyük risklerin, yayılmanın önlenmesi için bir diyalog zeminine ihtiyaç var tezini savunuyoruz. Yani buna bir davette, çağrıda bulunuyoruz. Türkiye gibi büyük bir ülkenin ve aynı zamanda bölge ülkesinin ve konuyu da yakından takip eden bir ülkenin böyle bir görüşü dillendiriyor olması tabi ki aslında aynı zamanda bölgedeki krizin başka bir şekilde seyretmesine bir imkan da sağlıyor diplomatik olarak. Tabi eğer kullanırlarsa” dedi.
F-35’LER VE F-16 SÜRECİ
F-16’ların Türkiye’ye teslim tarihi ve Türkiye’nin yeniden F-35 programına dahil edilme ihtimali sorulan Fidan, “F-16 ile ilgili olarak yani olayın iki aşaması var. Birisi siyasi onay sürecinin tamamlanmasıyla alakalı, bu biliyorsunuz özetleyecek olursak yani Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de bu geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç diye tanımlandırılan savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç. Bu da geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz Savunma Bakanlığımız tarafından duyurulan aslında Amerika’dan gelen teklif mektubunun, yani anlaşma sürecini başlatacak teklif mektubunun geldiğini söylediler. Bu mektubun zaten gelmesi için siyasi onay sürecinin tamamlanması gerekiyordu. Amerikan iç hukukuna göre bunu tamamlamasını müteakip bu mektubu gönderdiler. Bundan sonra yani Savunma Bakanlığımız, ilgili birimlerimiz Amerikan tarafıyla gerek resmi tarafıyla, gerek şirketleriyle kendi ihtiyaçlarına göre Hava Kuvvetlerimizin modernizasyon ve yeni uçak ihtiyacına göre artık gerekli görüşmeler yapılacak. Bundan sonrası uzman kuruluşlar arasında yapılacak olan görüşme” ifadelerini kullandı.
Fidan, “F-35 konusunda biliyorsunuz yani bu programın bir ortağıydık, bir parçasıydık. Daha sonra haksız yere buradan bir çıkarılma söz konusu oldu S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz. Yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, katkı var, almamız gereken mukabilinde uçaklar var. Türkiye tabi bu konuları geniş fikirle, açık bir şekilde konuşmaya, tartışmaya her zaman hazır. Yani geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Yani Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz. Yani bazı görüş alışverişleri var, bunu da ifade edeyim” dedi.
GAZZE AÇIKLAMASI
Gazze konusunda Türkiye’nin ABD’ye ilettiği mesajları sorulan Fidan, “Türkiye’nin de dahil olduğu bir grup ülkenin gerçekten sürdürdüğü yoğun diplomatik temas, baskı ve kamuoyu oluşturma çalışmaları neticesinde aslında daha önce benzeri görülmemiş bir denkleme ulaştık. Yani şu anda arazideki sonuçlardan hareketle bu geldiğimiz noktaları çok fazla göremiyoruz ama ileride ortaya konacak belki çözüm çabalarında bu sonucun ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. O da şu. Hemen hemen bütün ülkeler, daha önce dünyadaki hiçbir olayda bu derece üstünde bir oydaşma sağlamamıştı. Şu konularda hemfikirler, ateşkesin olması. Bazıları buna insani ateşkes diyor, bazıları bizim gibi kesintisiz, sürekli bir ateşkes. İnsani yardımların girmesi ve sivillerin öldürülmesinin bir an önce durması ve iki devletli çözüm arkadaşlar, sadece ateşkes değil, hemen beraberinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesi. Şimdi bunun üzerinde bütün dünya hemen hemen hemfikir olmuş durumda. Bu şunun için önemli. Bu hemfikirlik, belli ülkeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Yani ülkeler kendi meşruiyetlerini korumak için belli miktar buna karşı durabilirler ama ilanihaye karşı duramazlar. Dün Başkan Biden’ın yaptığı açıklamayla biliyorsunuz bir deniz köprüsü üzerinden Gazze’ye yardım götürme aslında planı, bunun bir neticesi. Yani dünya kamuoyunun tepkisinin, ortaya koyduğu tavrın Amerika üzerinde oluşturduğu baskı, aynı zamanda iç politikada da ortaya çıkan bir baskı var ve neticesi olarak bu türden bir karar alınıyor. Beraberinde diğer uluslararası kuruluşların başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülke bir şey yapmak zorunda hissediyor kendisini özellikle insani konularda. Çünkü bu sadece vicdanlara ağır bir yük değil, aynı zamanda ülkelerin kendi toplumlarını beklenmedik şekilde harekete geçirecek, ateşleyecek bir fitil gibi duruyor. Dolayısıyla Gazzeli kardeşlerimizin yaşamış olduğu bu büyük trajediyi, bu büyük katliamı bir an önce sonlandırmak, buna yönelik somut adımların atılmasını sağlamak artık vazgeçilmez bir sorumluluk oldu. Ülkeler bu konuda kendilerini suçlu hissediyorlar ve bir şey yapma zorunda hissediyorlar” ifadelerini kullandı.
Fidan, “Konu tabi ki İsrail olduğu zaman, malumunuz olduğu üzere, uzun zamandır uluslararası sistemin, özellikle Batı merkezli sistemin kör, sağır ve dilsiz olduğunu biz biliyoruz. Yani bu artık dünyada herkesin bildiği, artık söylemekten bile çekindiği bazı insanların da artık söylemekten yorulduğu bir gerçeklik. Fakat Gazze olayında 30 binden fazla masum sivilin bilinçli bir şekilde katledilmesi tabi artık zulümde yeni bir noktayı teşkil ediyor, temsil ediyor. Dolayısıyla bunun bu şekilde devam etmesinin uluslararası sistemde oluşturacağı kriz, bölgede meydana getireceği patlamalar artık kaldırılamaz bir gerçeklik ve devletler buna göre harekete geçmek zorunda” dedi.
TEPKİ ÇEKEN TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ZİYARETİ
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) terör örgütü YPG ziyareti sorulan Fidan, “Amerika’nın oraya yaptığı topyekun destek, topyekun faaliyete baktığınız zaman zaten o bir faaliyetin, bir resmin çok fazla bir ehemmiyeti yok. O bir sembolizm. Esas itibariyle aktarılan silahlar, aktarılan kapasite, verilen eğitim, verilen nakit paralar, oluşturulan kurumsallaşma, bir terör örgütü üzerinden tehdit olan bu. Yani bunun yönetilmesine ilişkin modalitenin ne olması gerektiği önemli. Bizim şu pozisyonumuz var, kendileri de biliyorlar. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırların içinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odaklarıyla meşru uluslararası hukuk, ulusal hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Yani bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz. Amerikalı dostlarımızın bölgedeki varlığını biz aramızda oluşturduğumuz bir çatışmasızlık mekanizmasıyla onların zarar görmesini engelleyecek şekilde devam ettiriyoruz. Ama şunu da söylüyoruz. Yani sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığı dönüşmesinin, iki ülke arasındaki yani stratejik ilişkinin ilerlemesinde önündeki en büyük engel olduğunu, yani bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi, aksi takdirde her zaman için iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor bu terör örgütü üzerinden. Şimdi bu tabi iki ülkenin de aslında menfaatine olan bir konu değil. Tabi önceki yönetimler döneminde başlatılmış bir konu. Amerikan yönetimi bu konu içerisinden nasıl çıkar, ne türden adımlar atar bunu hep beraber göreceğiz. Bu yöndeki konuşmalar, görüşmeler tabi ki yoğun bir şekilde devam ediyor” dedi.
]]>Bulancak 2. OSB’deki Teknoparkta düzenlenen törende konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Giresun’umuza, sanayimizin katma değerli üretim gücünü arttıracak, şehrimizin bilimsel ve teknoloji tabanlı kalkınmasını daha da ivmelendirecek yeni tesisler, yeni eserler kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Dünya, savaşlar, salgınlar, ekonomik ve jeopolitik krizlerin küresel dengeleri kökten değiştirdiği, ticaret kurallarının yeniden yazıldığı çalkantılı ve zorlu bir dönemden geçiyor.
Bu fırtınalı denizde birçok ülke rotasını kaybetmişken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda oluşturduğumuz siyasi istikrar iklimi, rekabetçi, sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısı, güçlü AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle sayısız vizyon projeye imza attık. Başkalarının hayal bile edemeyeceği asırlık projeleri çeyrek asra sığdırarak ülkemizin tarihine ve talihine yeni bir istikamet kazandırdık. Askerî insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento üretiminde Avrupa’da birinci olan Türk sanayisini inşa ettik. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızca kurulan sayısını 22 yılda 2’den 101’e yükselttiğimiz teknoloji geliştirme bölgeleri ve desteklediğimiz bin 298 Ar-Ge ve 327 tasarım merkezi ile ülkemizde teknoloji seviyesi yüksek üretim kapasitesi inşa ettik” dedi.
“KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR DE ARTTI”
Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî gelirin 13 bin 110 dolara, millî geliri ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardıklarını da belirten Bakan Kacır, “Küresel tedarik zincirlerinde ve enerji arzında yaşanan kırılmalara, yaşadığımız deprem felaketlerine rağmen 255,8 milyar dolarla ihracatımızda tarihi bir rekora imza attık. Girişimcilik ekosistemimiz milyar değerlemeyi aşan 7 Türk teknoloji girişimi çıkardı ve bunların 6’sı Ar-Ge teşviklerimizle başarıya ulaştı. Savunma sanayinde ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı millî otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük.
Astronotumuz Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğuna 85 milyon vatandaşımızla birlikte tanıklık ettik.
Türkiye Yüzyılı’nda da yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıracak, ülkemizi küresel düzeyde ileri teknoloji üretim merkezi hâline getirecek, bilgi temelli dijital ekonomiyi büyütecek, yenilikçi ve girişimci insan kaynağımızı güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz. Millî Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda ülkemizi teknolojiyi üreten ve geliştiren ülke hâline dönüştürmek, küresel pazarda ülkemizin etkinliğini artırmak ve dünya çapında bir üretim merkezi olarak konumumuzu pekiştirmek amacıyla, altyapısı güçlü ve çevre dostu planlı sanayi alanları sunuyoruz. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî geliri 13 bin 110 dolara, millî gelirimizi ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardık” dedi.
“OSB’LER KALKINMANIN KALBİNDE YER ALIYOR”
Son 22 yılda Organize Sanayi Bölgelerinin sayısını 192’den 361’e, OSB’lerimizde istihdamı 415 binden 2,6 milyona çıkardıklarını da açıklayan Bakan Kacır, ”OSB’si olmayan il bırakmadık. Giresun’umuz da bu planlı sanayileşme hamlemizden payını ziyadesiyle aldı. 22 yıl önce sadece bir organize sanayi bölgesi bulunan şehrimize 3 yeni OSB kazandırarak Giresun’umuzu sanayi yatırımları için cazibe merkezine dönüştürdük. Giresun 2. Organize Sanayi Bölgemizle de yaklaşık 49 hektarlık alanda sanayicilerimize altyapısı güçlü ve çevre dostu modern planlı sanayi alanları sunuyoruz. Bugün de Giresun 2. OSB bünyesinde orman ürünlerinden savunma sanayine, mobilyadan gıda sanayine farklı sektörlerde faaliyet gösteren 6 üretim tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. 4 adet üretim tesisimizin temelini atıyoruz. 790 istihdam oluşturacak bu 10 fabrika ile OSB’miz inşallah 3 binden fazla vatandaşımız için ekmek kapısı olacak. Tabi şehrimize yeni üretim alanları kazandırmak kadar önem verdiğimiz bir diğer husus Giresun ekonomisinin teknoloji odaklı dönüşümünü sağlamak. Bu doğrultuda bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Giresun Teknokent’i şehrimize kazandırdık. Teknokentimizi üniversite ve sanayi iş birliğini kuvvetlendiği, bilgi ve üretimin buluştuğu, yenilikçi fikirlerin ürüne dönüştüğü öncü merkez olarak konumlandırdık. Bin 275 metrekare kiralanabilir alana sahip Giresun Teknoloji Geliştirme Bölgemizle, şehrimizin katma değerli ve teknoloji odaklı kalkınmasına yeni bir ivme kazandıracağız. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak 45,6 milyon lira destek sağladığımız bu altyapıyla Giresun’umuzun yıldızı daha da parlayacak. İnanıyorum ki teknoparkımız alanında öncü, lider teknoloji girişimlerine ev sahipliği yapacak. Önümüzdeki dönemde Giresun’un kalkınmasına ivme kazandıracak yatırımların önünü daha da açacağız. Mevcut üretimi, ihracatı, istihdamı çok daha ileri noktalara çıkaracağız” dedi.
Yapılan konuşmanın ardından törenle Giresun’da 2. Organize Sanayi Bölgesinde yeni fabrikalar açılış, temel atma ve Giresun Teknopark açılışını gerçekleştirdi.
]]>‘ARTIK 2071’İ PLANLIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, bulunduğu coğrafi konumun Türkiye’ye olan avantajlarına işaret ederek, “Dört saatlik uçuşla 67 ülkeye gidebiliyoruz. Yani Afrika’dan Uzak Doğu’ya, Avrupa’ya kadar. Burada yaklaşık 40 trilyon dolarlık bir gayrisafi milli hasıla var. Yaklaşık 1,5 milyar insan var. Yine yaklaşık 8,5 trilyon dolarlık bir ticaret hacmi var. Böyle bir coğrafyada bulunuyoruz. Biz Ulaştırma Bakanlığı olarak ne yapıyoruz; insan, yük ve veri taşıyoruz. Bunun sonucunda yönetiyoruz. Oralara hizmet ediyoruz. Kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve haberleşme alanımızda olan vizyonumuz, misyonumuz; yani bunlar bizim daha iyi nasıl hizmet edebileceğimizin göstergeleri. Ülke insanlarına, coğrafyaya 2053’e kadar yapmayı planladığımız yatırımların ayrıntıları var. Biz artık 2071’i planlıyoruz. 90’lı yıllarda, ‘Ertesi gün bankamatiğe acaba maaşımız yatacak mı? Devlet bunu yaptırabilecek mi’ diye endişe eden bir ülkeden bugün 2071’leri planlayan bir ülkede yaşıyoruz çok şükür. Bunda da tabii Cumhurbaşkanımızın bize açtığı ufuk gerçekten kıymetlidir. 272 milyar dolarlık bir yatırım yapmayı planlıyoruz ve ağırlıklı olarak demir yollarını yapmayı planlıyoruz” dedi.
‘2028 YILINA KADAR PROJESİNİ BİTİRECEĞİZ’
Ardından, ulaştırma yatırımlarına değinen Uraloğlu, Ankara-İstanbul arasındaki yeni hızlı tren projesi ile seyahat süresinin 80 dakikaya indirilmesini amaçladıklarını kaydederek, şöyle konuştu:
“Proje çalışmalarına başladık. Tamamen yeni bir hat, biz bunun 2028 yılına kadar projesini bitireceğiz inşallah. Yapım çalışmalarına başladık. Bu sadece, bir ulaşım aracının Türkiye’ye kazandırılması değildir. Aynı zamanda 350 kilometre hızla seyahat eden bir tren teknolojisini de bu vesileyle ülkemize kazandırmaktır. Yine yerli elektrikli lokomotifimizin seri üretimine önümüzdeki günlerde başlıyoruz. Biz şehirlerarası değil, şehir içindeki metro hatlarıyla da bakanlık olarak, metro çalışmalarımız, planlamalarımız var. Bunları da şehrin ulaşımına katkı sağlamak için yapıyoruz, destekliyoruz belediyelerimizi. Hava yoluna bakacak olursak çok tartışılan, ‘İstanbul’a yeni bir havalimanı gerekli miydi’ denilen havalimanı, şimdi Avrupa’da birinci, dünyada yedinci sırada. Geçen günkü yolcu sayısı 77 milyonu geçti. Hedefimiz, oradaki planımız 200 milyon yolcunun buradan hareket etmesi. Şimdi İstanbul Havalimanı’ndan sadece Türkiye nüfusu kadar insan seyahat etti bir yılda. Yani onun için ne kadar gerekliydi, görüyoruz. 174 ülkeyle havacılık anlaşmamız var. Neredeyse olmayan ülke kalmadı. Yani bundan sonra bence hedefimiz bu olmalı. İstanbul’da eski Haliç’e bir yat limanı kompleksi ve bir alışveriş merkezi yapıyoruz. Tarihi yapısını da koruyarak ülkemiz için kıymetli bir proje olacak. Bu sene içerisinde bunun da önemli bir bölümünü açmayı düşünüyoruz.”
‘6’NCI UYDUMUZ HAZİRANDA FIRLATILACAK’
İletişim ve haberleşme çalışmalarından da bahseden Uraloğlu, “Mesela geçtiğimiz günlerde Zeki Müren’in sesinden bir güncel parça seslendirildi değil mi? Birisi şimdi bir başkasının sesinden sizi arayabilir. Onun için mutlaka yerli ve milli iletişim araçlarını geliştirmemiz lazım. Haziran ayı içerisinde inşallah fırlatma rampalarımızdan Amerika’da göndermeyi planlıyoruz. Bu da 6’ncı uydumuz olacak ve kapsama alanı da çok ciddi bir şekilde Afrika’nın ve Orta Doğu’nun önemli bir bölümünü de ilave olarak kapsayacak. Bu da bizim için heyecan verici bir proje. Sizlerin yakından takip ettiği, beklediği 5G teknolojisine uygun zamanda doğru piyasa şartlarıyla geçmeyi düşünüyoruz. Muhtemelen 2026 yılında 5G’ye geçeceğiz; ama İstanbul Havalimanı’nda uyumlu olan telefonlar bunu deneyimleyebiliyor. Bazı üretim tesislerinde de deneme amaçlı ruhsat verdiğimizi söylemek isterim” diye konuştu.
]]>CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz oturumda, “Ekonomimiz 1 trilyon seviyesini geçti tarihinde ilk defa. 1 trilyon 119 milyar dolar oldu ve kişi başına gelirimiz de 13 bin doları aşarak 13 bin 110 dolar olarak hesaplandı. Bu tarihimizin en yüksek rakamları, dolar bazında konuşacak olursak Türkiye bu rakamlarla dünyanın 17 büyük ekonomisi konumunda. Satın alma gücü dediğimiz bir hesap var ona göre ise 11 konumda” diye konuştu.
Gelişmiş ülkelerde bu yılın ikinci yarısından başlayarak daha genişlemeci politikalar beklediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Yani faiz oranlarını muhtemelen yavaş yavaş düşürmeye başlayacaklar. Bu da gelişmekte olan ülkelere yeni bir sermaye akımı doğuracak. Bu yeni akımdan da siyasi güven ve istikrar ortamında izlediğimiz etkili politikalarla daha çok istifade edeceğiz inşallah. Daha fazla sermaye ama neyi istiyoruz biz? Uzun vadeli kalıcı sermaye gelsin diyoruz. Bu çerçevede de yurt dışında da gidip tanıtıyoruz. Yeni politikalarımızı anlatıyoruz. Yabancılarda da artık Türkiye’deki ortama bakarak yeni yatırımlar yapmak istiyorlar. Önümüzdeki dönem bunları da daha çok göreceğiz inşallah” dedi.
Uluslararası ticaret ile ilgili konuların konuşulduğu oturumda konuşan Antalya Diplomasi Forumu’nun ana destekçisi Hepsiburada’nın Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan ise, ticaretin dünyada birçok şeyin üstesinden gelebileceğini söyledi. Doğan, “2’nci Dünya Savaşından sonra alışık olduğumuz dünya düzeni tamamen değişti. Artık bir takım başka önlemleri düşünmemiz gerekiyor. Küresel ticaretteki yavaşlaman durgunluktan ziyade coğrafi ayrışma ve siyaset temelli. Gümrük tarifeleri ve ikili sözleşmeler artık yeni dünyada geçerliliğini yitirmiş durumunda. Geleneksel mal ve hizmet ticaretinden ziyade yazılım ve teknolojik ürünlerin ticaretinden bahsetmemiz gerekiyor. Yapay zeka gibi teknolojik gelişimler bizleri çağımıza tekrardan kavuşturabilir. Teknolojinin birçok problemimizi çözebileceğimizi düşünüyorum” dedi.
Gelecekteki umudun teknolojide yattığını belirten Doğan, “Teknoloji geliştirme ve yaratımı tüm ülkelere açık olmalı. ‘Big Tech’ olarak da bilinen büyük teknoloji şirketleri, teknoloji odaklı küresel refahın geleceği için yapısal bir tehdit olma riski taşıyor. ‘Big Tech’, teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline gelmiş durumda. Big Tech, hem ABD hem de Çin için teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline geldi. Bu iki güç ülkeleri seçmek zorunda bırakıyor. Ancak çoğu ülke ABD ve Çin arasında seçim yapmaya zorlanmak istemiyor” diye konuştu.
Kuzey ülkelerinin Google’la muhatap olabilmek için diplomatlar atadığını söyleyen Doğan, “Firmaların ağ etkileri ve finansal güçleri sayesinde etki kapasiteleri çok artıyor. Bu durumda ülkelerin kendi ulusal teknoloji şirketlerini çıkarmaları oldukça güç bir hale geliyor. Bu da kapsayıcı küresel teknoloji ve dijital ticaretin geleceği için sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Bu alana yeni girenlere ve daha küçük ülkelerdeki oyunculara küresel ilerlemeye katkıda bulunmaları için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde adil bir rekabet ortamı sağlanması gerekiyor. Sorumlu teknoloji uygulamaları küresel ticaret, entegrasyon, verimlilik, büyüme ve barış için temel olacaktır” dedi.
Büyük teknoloji şirketlerinin birçok şeyi etkileyebileceğini söyleyen Doğan, “Gelecekte umut teknoloji de yatıyor. Yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bu büyük güçlerin ya da büyük teknolojinin tekelinde olamaz. Bu, eşit şartlar altında refaha giden adil bir şekilde paylaşılan bir yol olmalıdır” diye konuştu.
]]>TAM İSABETLE VURDU
Roketsan tarafından milli olarak geliştirilen Türkiye’nin ilk havadan karaya süpersonik füzesi olan İHA-230 Füzesi ile 2 Mart 2024’te gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı. Tekirdağ’ın Çorlu ilçesindeki AKINCI Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nden havalanan Bayraktar AKINCI, uzun menzilli atış testi icra etmek üzere Sinop’a yol aldı. Bayraktar AKINCI’nın Sinop Atış Alanı’nda ateşlediği KKS/ANS güdümlü İHA-230 Füzesi, Karadeniz üzerinde uzak mesafedeki noktayı tam isabetle vurdu.

AKINCI C GÖKYÜZÜNDE
24 Şubat’ta gerçekleştirilen test faaliyetinde Bayraktar AKINCI C, 1 saatten fazla havada kaldı. Uçuş sırasında aerodinamik parametre adımları başarıyla test edildi. Bayraktar AKINCI C, 2 X 850 HP olmak üzere toplamda 1700 HP sahip olduğu güç ile sınıfının en etkili ve kabiliyeti muharip platformu olacak. İlk uçuşunu 6 Aralık 2019’da yapan Bayraktar AKINCI TİHA, 29 Ağustos 2021’de envantere girdi. Yakın dönemde 2X450 HP gücündeki Bayraktar AKINCI A ve 2X750 HP gücündeki Bayraktar AKINCI B, Türk güvenlik güçlerinin yanı sıra başta Azerbaycan olmak üzere dost ve müttefik ülkelerin envanterine de katılmaya başladı.
EN BÜYÜK İHRACAT ANLAŞMASI
Azerbaycan envanterine giren Bayraktar AKINCI TİHA’nın 9 Şubat’ta gerçekleştirdiği ilk uçuşunu Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar birlikte izledi. Suudi Arabistan Krallığı ile geçen yıl yapılan ihracat ve iş birliği anlaşması, Cumhuriyet tarihinde Türk savunma ve havacılık sanayisinin tek seferde yaptığı en büyük ihracat anlaşması oldu.

ASELFLIR-500 İLE VURDU
22 Şubat’ta icra edilen test kapsamında Bayraktar AKINCI, tarafından milli olarak geliştirilen ASELFLIR-500 Elektro-Optik Keşif, Gözetleme ve Hedefleme Sistemi’ni kullanarak deniz üstünde seyreden Albatros İDA’yı başarıyla imha etti.
40 BİN SAATTİR GÖKLERDE
Türkiye’nin ilk milli insansız hava araçlarını üreten Baykar’ın milli ve özgün olarak geliştirdiği Bayraktar AKINCI TİHA, 40 bin uçuş saatini başarıyla tamamlayarak Türk havacılık tarihinde önemli bir kilometre taşını daha geride bıraktı.
3 ÜLKEYİ UÇARAK GEÇTİ
45 bin 118 feet ile milli havacılık irtifa rekoruna sahip olan Bayraktar AKINCI, 2023 yılında 3 ülkeyi uçarak geçmek suretiyle Bakü’ye gitti. Bu uçuş için Tekirdağ-Çorlu’dan havalanan TİHA, Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’ı bir uçtan bir uca katetti. Ayrıca, 2022 yılında Efes Tatbikatı kapsamında Batman’dan kalkarak İzmir’deki hedefleri başarıyla vurmuştu.
İHRACAT ŞAMPİYONU
Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHA Ar-Ge sürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. 2021 ve 2022 yıllarında Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından 2023’te de sektörün ihracat şampiyonu olduğu açıklanan Baykar, geçen yıl 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Son yıllarda gelirlerinin %90’ından fazlasını ihracattan elde eden Baykar, 2023’te savunma ve havacılık sektöründeki ihracatın 3’te 1’ini tek başına yaptı. Bayraktar TB2 SİHA için 33 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 9 ülke ile olmak üzere toplam 34 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı.
]]>5.7 TONLUK PATATES ÜRETİMİ VAR
“Dünyada farklı örnekleri belki vardır ama burası son derece özel. Hem havalandırma için hem de diğer hususlar için herhangi bir enerji harcamaya gerek kalmaksızın başta patates olmak üzere farklı ürünlerin depolanabildiği doğal bir alandayız. Ülkemizde 5.7 milyon tonluk patates üretimi var. Kullanılan tohumların tamamı sertifikalı. Bu, verimlilik açısından son derece önemli. Dünyadaki örneklerinden yaklaşık yüzde 80’e yakın daha fazla verim alınması söz konusu. Türkiye, tohumculukta dünyada söz sahibi ülkelerden bir tanesi. Hatta ilk 10 ülke arasında.
TOHUMLARIN YÜZDE 97’Sİ YERLİ
Türkiye’de üretimde kullandığımız tohumların yüzde 97’si bu ülkenin topraklarında. Bizim tohum açısından ya da bitkisel üretim açısından herhangi bir problemimiz yok. Ancak bazı ürünler var ki bunların tohumlarıyla alakalı henüz istediğimiz seviyede değiliz. Bunlardan biri de patates tohumu ancak bu konuda işletmelerimiz, firmalarımız AR-GE yaparak patatesteki tohum üretimini yüzde 15’ten yüzde 60 lara çıkarmaya çalışıyor.
PATATESTE FAZLA VAR
Geçtiğimiz yıllarda soğan ve patates konusunda çok kısa olan sorunlu bir dönemi, üretim döneminin tamamında varmış gibi lanse etmekle alakalı gündemlerimiz oldu. Sadece Nevşehir’de sezonun toplamında şu anda 660 bin tonluk bir patates stoğu var. Diğer illerimizde yeteri kadar ürünümüz bulunuyor, hatta fazlamız var. Türkiye, bazı ürünlerin üretimi konusunda kendine yeterli. Ülkeye gelen turistlerin ihtiyacını karşılamak anlamında da yeterli. Yeterli olmadığımız konularda da yüzde 100’e tamamlamak için büyük bir çaba gösteriyoruz.
TÜKETİCİYE ZARAR VERECEK EYLEMLERE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ
Bu dönemde artık hepimiz biliyoruz, ne patates ne de soğanla alakalı bir sorun söz konusu değil. Aldığımız önlemler neticesinde, olmadı ve olmayacaktır da. Yalnızca bu ürünlerde değil haksız ortamların oluşmasına sebep olan bütün hususlara da müdahil olacağız. Bu konuda Ticaret Bakanımız ile koordineli bir şekilde çalışıyoruz. Türkiye’nin gıda arzı ile ilgili olarak hiçbir problemi yok. Fiyat hareketlerini gıda arz güvenliği açısından yorumlamak doğru değil. Dolayısıyla bunun dışındaki hususlara tüketicinin zararına olacak eylemlere müsaade etmeyeceğiz. İki bakanlık olarak fazlasıyla kararlıyız.”Bakan Yumaklı Nevşehir’de patates konusunda çalışma yapan bir laboratuvarı da ziyaret etti:
TOHUM LABORATUVARINDA 23 TESCİLLİ PATATES
Doğa tohumculuk doku kültür laboratuvarında 23 yıllık ıslah çalışmaları sonucunda, yerli ve milli 23 adet tescilli patates çeşidi bulunuyor. Yıllık 1 milyon 600 adet mini yumru üretimi yapılıyor. Bunun 1 milyon 200 adedi yerli ıslah çeşitleri. Yerli ve milli 23 adet tescilli patates çeşidinde yıllık toplam 20 bin ton sertifikalı patates tohumluğu üretimi gerçekleştiriliyor. Ülkemiz genelinde her yıl ortalama 300 bin sertifikalı patates tohumluğu üretimi yapıldığı göz önüne alındığında bu tesis Ülke toplam üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini karşılıyor.
]]>‘JEOPOLİTİK GELİŞMELER TÜRKİYE’NİN ROLÜNÜ ORTAYA KOYMUŞTUR’
Yılmaz, önümüzdeki dönemde yıllık ortalama 3 bin megavat güneş, 1500 megavat da rüzgar enerjisi santralinin devreye alınmasının planlandığını vurgulayarak, “Toplam 5 bin megavat deniz üstü rüzgar enerjisi kurulu gücünü enerji portföyümüze katmayı da planlıyoruz. Yerli ve yenilebilir enerjiyi güçlendirerek cari açığa katkı sağlama yönünde çalışıyoruz. Biliyorsunuz; Türkiye’nin temel problemlerinden biri, cari açık. Burada enerjinin, enerji ithalatının rolü var. Bir taraftan kendi doğal gazımızı, petrolümüzü artırırken, nükleer enerjiye yatırım yaparken, diğer taraftan yenilebilir enerji kaynaklarımızı hayata geçirerek ve enerji verimliliğini artırarak, enerjide dışa bağımlılığımızı en alt düzeylere çekme gayreti içerisindeyiz. Aynı zamanda bölgesel ve küresel enerji güvenliğine katkıda bulunmak ve enerjide bölgesel bir ticaret merkezi olmak hedeflerimiz arasında. Jeopolitik gelişmeler, özellikle Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde Türkiye’nin rolünü bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye sadece kendi enerji ihtiyacını karşılamanın ötesinde bölgesel hub olarak, ticaret merkezi olarak geniş bir coğrafyanın enerji arz güvenliği konusunda da önemli bir rol oynayacak konumdadır” diye konuştu.
‘ÇİN’E İHRACATIN ARTMASI LAZIM’
Türkiye’nin 2003’ten bu yana toplamda 261,3 milyar dolarlık uluslararası yatırım aldığını hatırlatan Yılmaz, “Önümüzdeki dönemde de bu alanda güçlü politikalarla yolumuza devam edeceğiz. Bir yandan da 2053 itibarıyla karbon nötr ekonomiye ulaşma hedefimiz var. Türkiye, bu anlamda çok önemli yatırımların yapılacağı bir ülke konumunda. Burada Çin ile ilgili de bir kısa değerlendirme yapmak isterim; dış ticarette 50 milyar doları aşan bir hacme ulaşmış durumdayız. Yalnız burada çok dengesiz bir yapı var ve bunun sürdürülebilir olması mümkün değil. Dolayısıyla bu konuda çok boyutlu bir yaklaşımla ilişkileri optimize etmemiz gerekiyor. Bir taraftan Türkiye’den Çin’e değişik sektörlerde ihracatın artması lazım. Bu konuda 2 ülke arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi lazım. Diğer yandan ticaretteki dengesizlikleri telafi edici bir anlayış içerisinde turizm ve doğrudan yatırımların desteklenmesi gerekiyor. Daha fazla Çinli turisti, Türkiye’de görmek istiyoruz. Daha fazla Çin’den doğrudan yatırımı, Türkiye’de görmek istiyoruz. Bunları yaptığımız zaman ticaretteki durumu da dengeleyici bir rol oynayacaktır diye inanıyorum. Bu konularda Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti olarak daha fazla iş birliği yapmamız lazım” dedi.
]]>Konuşmasında Buravov, “Șubat 2014’te yaşanan ve sadece kan dökülmesiyle kalmayan, aynı zamanda bu ülkede kanlı bir iç savaşın da başlamasına sebep olan devlet darbesinden bahsediyoruz. Bunun sonuçlarını hala görüyoruz, 2 yıl önce yine şubatta Rusya’nın Ukrayna’da başladığı özel harekatı kastediyorum.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Birliği’nin o zaman konuya “Ya bizimlesiniz ya da Ruslarla” şeklinde yaklaştığını kaydeden Buravov, “Ukrayna ile ülkemiz arasındaki yakın ekonomik ve diğer bağlar çerçevesinde Ukraynalı yetkililer, bu sürecin tüm artılarını ve eksilerini tartmaya karar verdiler ancak daha sonra hükümet karşıtı ayaklanmaya dönüşen bu protestolar, Batı’nın aktif teşvikiyle milliyetçi ve Rus karşıtı çevrelerin hükümete baskı aracı haline geldi.” dedi.
YAŞANANLARIN SEBEBİ BATI POLİTİKALARI
Buravov, 16 Mart 2014’te Kırım halkının “demokratik bir referandum” ile Rusya’ya katıldığını ve eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in görevi devretmesinden sonra yeni Kiev yönetiminin kendi halkına karşı kanlı bir savaş başlattığını öne sürdü.
Yaşananların sebebi olarak Batı ülkelerinin politikalarına işaret eden Buravov, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, Batı’nın farklı ülke ve halkları birbirine düşüren, devletler arası çatışmaları kışkırtan ‘böl ve yönet’ politikasının bir başka sonucudur. Bağımsızlığını kazandığı andan itibaren Ukrayna, Batı tarafından, Kiev yetkililerinin Nazi ve Rus düşmanı ideolojisini ve uygulamalarını teşvik eden Rusya karşıtı bir sıçrama tahtası olarak görüldü.”
Buravov, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı zorunlu bir harekat başlattığını, harekatın Rusya’nın güvenliği sağlanmadan, Rus ve Rusça konuşan nüfusun meşru çıkarları güvence altına alınmadan sona ermeyeceğini belirtti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatı devam ettiği sürece çatışmaların süreceğini kaydeden Buravov, Rusya’nın amacının “Ukrayna’yı askersizleştirmek” olduğunu ve Rusya’nın NATO ülkelerinden birine saldırı gerçekleştirebileceği yönündeki iddiaları reddettiklerini kaydetti.
“ÇOK CİDDİ SONUÇLARI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”
Buravov, Montrö Sözleşmesi’nin 1936’de imzalanmasına karşın bugün de sükunetin sağlanması açısından güncelliğini ve önemini aynen koruduğunu dile getirdi.
Türkiye ile Rusya’nın bu konuda aynı fikirde olduklarına dikkati çeken Buravov, “Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerinin yerine getirilmesi çok önemli ve bunun devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Buravov, “Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askeri güçlerinin, mayın arama faaliyeti kisvesi altında Karadeniz’e girmeye çalışmasını güçlü şekilde reddediyoruz. Bunun çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ VURGUSU
Gazze konusunda Rusya’nın tutumunun bilindiğini dile getiren Buravov, sorunun temelinde Filistin devleti konusundaki çözümsüzlüğün yattığını söyledi.
Buravov, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde çözüm konusunda birçok kez adım attığını ve ABD’nin tutumu sebebiyle ülkesinin başta yardımların Gazze’ye ulaştırılması olmak üzere çözüm tekliflerinin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Gazze’de sivillerin hayatını kaybettiğinin altını çizen Buravov, “Bu sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor. Bunu gerçekleştirmek için Rusya, çeşitli seviyelerde girişimlerde bulunuyor, elinden geleni yapmaya çalışıyor.” dedi.
Buravov, Türkiye’nin “garantörlük” teklifine ilişkin, çeşitli fikirlerin ortaya çıktığını ve Rusya’nın da bu konuda girişimlerde bulunmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.
NAVALNİ MESAJI
Rus muhalif aktivist Aleksey Navalni’nin cezaevinde hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturmanın sürdüğünü belirten Buravov, “Tüm detaylarıyla inceleniyor. Somut bir bilgi olmadan Rusya’ya yönelik suçlamalar doğru değildir. Kim olursa olsun bir insanın ölümü trajedidir” dedi
]]>“CENNET GİBİ BİR VATANA SAHİBİZ”
Depremde hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1 ay içerisinde deprem bölgesinde teslim edilecek konut sayısının 75 bin olacağını anlatarak, “Öncelikle başımız sağ olsun. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Bin yıllık Anadolu medeniyetini kurduğumuz bu güzel topraklarda başımıza gelen en büyük felaket bu depremlerdir. Allah bir daha böyle felaket yaşatmasın. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık diliyoruz. Hasarları giderip yaraları sarmak hepimizin ve devletimizin görevi. Mutluyuz, binlerce hak sahibini evlerine kavuşturduk. Gece-gündüz çalıştık ve hiç ara vermedik. Bu 1 ay içerisinde 46 bin konutu, gelecek ay vereceklerimizle birlikte 75 bin konutu vatandaşlarımıza vermiş olacağız. Bütün herkesten helallik alana kadar buradan gitmeyeceğiz. Bu coğrafya en eski yerleşim yeri olarak geçiyor. Medeniyet bu topraklardan, bilim bu topraklardan yayılmış. Cennet gibi bir vatana sahibiz. Bizim bu topraklarımızın da 2 kusuru var birisi depremsellik, diğeri de fitne odakları bitmiyor” ifadelerini kullandı.
“ARTIK ŞEHİRLERİMİZ, DAĞLARIMIZ, İLÇELERİMİZ TERTEMİZ”
Türkiye’nin birçok bölücü örgüt ile mücadele ettiğini aktaran Özhaseki, “Birçoğunuzun yaşı geçmişi hatırlamaya yeter. Bir taraftan PKK gibi bölücü bir örgüt, bir taraftan meseleye diğer taraftan girip FETÖ’cü bir yapı, IŞİD gibi sapık bir grup. Hepsi aynı ülkeler tarafından destekleniyor. Bir seferinde Cizre’de yapılan açılış öncesi beni sosyal medyadan linç ettiler. Sabah ise onlara cevap verdim. Bana laf ediyorsunuz ama karşınızda Amerika’nın üsleri var dedim. Bana ise onlar demokrasi getiriyor dediler. Bunlar nereye gittiler de demokrasi, eşitlik götürdüler. Bunlar gittikleri her yere kan, bela, gözyaşı götürdüler. Yıllardır mücadele veriyoruz. Allah’a şükürler olsun artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz. Asker ve polislerimiz mücadelelerini hep sürdürüyor. Allah bu yavrularımızın ayaklarına taş değirmesin. Arada bir sızma yaparak canlarımızı yakmaya çalışıyorlar ama onlarla mücadele edecek gücümüz var” diye konuştu.
“5 RİSKLİ ÜLKEDEN BİRİSİ TÜRKİYE”
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor. Bu ülke bir deprem ülkesidir. Her ne yaparsak onu bilerek yapacağız. Evlerimizi, iş yerlerimizi nereyi yaparsak yapalım bu deprem gerçeğini unutmamak gerek. 5 tane riskli ülke var ve birisi Türkiye. En riskli şehir ise İstanbul’dur. Yıkıcı deprem sayısı 231. Neredeyse her sene 2-3 yıkıcı deprem olmuş. 5 ve altındakileri saymıyoruz bile. Maddi hasar milyarlarca . Biz doğa ile savaşamayız ve ona kafa tutamayız. İçeri de bir enerji var ve dışarı vuruyor. Biz bunu bilerek hareket edeceğiz. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Her işimizi tedbirli, doğru yapmak zorundayız. Akıl, dize vurup ah etmek için değildir. Bizde böylece hareket etmek durumundayız. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta çok şiddetli, yıkıcı ve uzun süren deprem meydana geldi. 11 ilimiz doğrudan hasar gördü. 14 milyon insanımız hasar gördü. 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Böyle bir felaket ile karşı karşıya kaldık. Allah böyle bir acıyı bir daha göstermesin.”
“ONLARI VİCDANLARIYLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUZ”
Depremde birçok siyasi partinin deprem bölgesinde hizmet verdiğini ancak bazı kişilerin göstermelik hareketler yaptığını aktaran Bakan Özhaseki, “Depremin manevi hasarı ölçecek alet ortaya çıkmadı. Biz şu ana kadar girdiğimiz bütün evlerden ağlayarak çıkıyoruz. O evlerden acı tütmeye devam ediyor. 04.17’de Cumhurbaşkanımıza haber verildi. Oda ilk MYK toplantısında bize neler yaptığını anlattı. Bizde ona neler yaptığımızı anlattık. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Partili. Ben o gün, bütün belediye başkanlarını arayıp hepsine işlerini bırakıp deprem bölgelerine gitmelerini söyledim. Sağ olsun bazı CHP’li belediye başkanları da gelip deprem bölgesinde çalıştı. Fakat milyonlarca nüfusu olduğu halde, ellerinde koca koca imkanları ve ordusu olduğu halde bazı kişiler sosyal medya orduysa gelip öz çekim yapıp gittiler. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” dedi.
“1 BUÇUK SENE İÇERİSİNDE BÜTÜN EVLERİ TESLİM EDECEĞİZ”
Depremde tüm Türkiye’nin ve birçok kardeş ülkenin kenetlendiğini anlatan Özhaseki, “85 milyon bir millet evinde sıcak çorbasını içmedi, doğru dürüst uyumadı. Haccını erteleyenleri mi dersiniz, küçücük eski arabasıyla gelen kardeşlerimizi mi dersiniz hepsinden Allah razı olsun. Bu milletin içinde bir birey olmak bile yeter. İnsanoğlu dünyaya gelirken Allah’a dilekçe vermiyor. Öyle bir şey yok. Allah’ın takdiriyle dünyaya geliyoruz. Bu dünyadaki yaptıklarımızdan sorumluyuz. Hepimiz kol kola girdik ve asrın dayanışmasını gerçekleştirdik. Mart, Nisan aylarında sağlam zeminleri tespit edip inşaatlara başladık. Şu anda deprem bölgesindeki rezerv alanlarda 207 bin bağımsız bölümün yapımı devam ediyor. Şehir merkezlerinde 50 bin konutun, köylerde ise 50 bin çelik köy evinin de yapımına başlanmış durumda. Toplamda 307 bin konutumuzun inşası hızla devam ediyor. Yerinde dönüşüm için bir proje açıkladık ve binlerce kardeşimiz müracaat etti. 256 bin kardeşimiz müracaat etti. Köy evlerini çelikten yapıyoruz. 9 şiddetinde bile depremde yıkılmayacak evler yapıyoruz. Bir fon bulduk ve bütün illerimizde altyapıyı baştan yapıyoruz. Toplam altyapı civarı 60 milyar lira civarında. Adana içinde 3 milyar liralık proje hazırladık. Bu yaz itibariyle başlayıp hiçbir belediyeye yük getirmeden altyapıyı biz yapıyoruz. Diyarbakır’da dağıtılacak konutlarla bugün 46 bin konut dağıtmış olacağız. Ondan sonrada her ay gelip konutları dağıtmaya devam edeceğiz. Bugün bin 589 konutu dağıtıyoruz. Adana’da 8 bin 138 konutun ihalesi yapılmış, devam ediyor. Onları da dağıtacağız 1 buçuk sene içerisinde” ifadelerini kullandı.
“KOL KOLA GİRELİM VE BİRLİĞİMİZİ DEVAM ETTİRELİM”
Depremden 2 ay sonra sağlam zeminde inşaat çalışmalarına başladıklarını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, muhalefetin kendilerini eleştirdiklerini kaydederek, “Deprem olmuş 1 gün sonra muhalefetteki partinin ileri gelenleri, ‘Bu deprem iktidarı alır götürür’ diyor. Herkes enkazın altında ailesini kurtarmaya çalışıyorken bu laflar neyin nesi. Hangi hesabı yapıyorsunuz. İlk günlerde temel atarken ‘Acelenize ne oluyor’ diyorlardı. Aradan 1 sene geçince ise muhalefet çıkmış verilen 25 konut var diyor. Ben 75 binden bahsediyorum onlar ne söylüyor. Allah bunları ıslah etsin. 75 bin konut dağıtıyoruz. Geçen bir törende 1 tane tanıdığımız var mı diye soruyorum ama kimse çıkmadı. Burada hak yenmez. Deprem üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset olmaz. Eğer görmek istiyorlarsa tek tek gelsinler göstereceğim, inşaatları gezdireceğim. Bütün evleri 1, 1 buçuk sene içerisinde teslim edeceğiz. Nereden geldiğiniz hiç önemli değil, bizler Allah’ın kullarıyız. O yüzden kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim” diye konuştu.
Öte yandan Bakan Özhaseki, vatandaşlara evleri teslim edilene kadar kira yardımlarının süreceğini söyledi.
Törene Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’in yanı sıra kent protokolü ve vatandaşlar katıldı.
Engin Aksoy uluslararası yatırımcıların 2024 gündemindeki en önemli iki konuyu ise şöyle özetledi: “Bunlardan biri kişisel verilerin yurtdışına aktarılmasını düzenleyen KVKK 9. Madde değişikliği, diğeri de İklim Kanunu ve dolayısıyla Emisyon Ticaret Sistemi’nin uygulamaya alınması konularındaki düzenlemelerin gerçekleşmesi. Bu konularda sonuca varılmasının 2024 yılı yatırımları için teşvik edici olacağını özellikle vurgulamak istiyorum.”
‘TEMKİNLİ İYİMSERLİK HÂKİM’
Engin Aksoy, hafta başı açıklanan Ödemeler Dengesi son istatistiki verilerine göre Türkiye’ye geçen 10.6 milyar düzeyinde UDY girişi gerçekleştiğini söyledi. Geçtiğimiz yıl bu rakamın 13.7 milyar dolar olduğunu hatırlatan Aksoy, 2024’te küresel UDY akışlarında da yavaş bir seyrin öngörüldüğüne dikkat çekti. Aksoy, “Şirketlerimiz dünyada bu sermayeden daha fazla pay alabilmek ve rakiplerini geçebilmek için çalışıyor. Onların Türkiye’deki rekabet güçlerinin artırılması, yurtdışındaki rekabetlerini olumlu şekilde etkilerken ülkemizin uluslararası yatırım pastasından alacağı payın artırılmasını da sağlıyor” dedi. YASED olarak, Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel ile dünyada en fazla uluslararası doğrudan yatırımı çeken ilk 10 ülke içinde olması gerektiğine inandıklarını söyleyen Engin Aksoy, 2018’den bu yana her yıl yenilenen Türkiye’nin UDY Rekabetçilik Endeksi çalışmasının güncel sonuçlarını şöyle özetledi:
8 BAŞLIKTAN DÖRDÜNDE İYİYİZ
“Uluslararası yatırım kararlarında, Türkiye ile kısa listeye alınan ülkelerin UDY çekiciliğini, ülkemiz ile sayısal olarak UDY Rekabetçilik Endeks çalışmamızda karşılaştırıyoruz. Bu çalışma, uluslararası veri tabanlarından yararlanılarak gerçekleştiriliyor. Yani dışardan bakan, Türkiye’yi ve diğer alternatifleri nasıl görüyor, bunu takip ediyor. İki hafta önce yapılan son çalışmada sekiz ana başlık, bunların altında da 42 alt başlık var. Bu sekiz ana başlığın ikisinde çok iyi, üçünde orta, üçünde ise gelişmesi gereken alanları olan bir sonuç çıktı. Buna göre Türkiye maliyetler açısından hala cazip; ilk dörtteyken ikinci sıradayız. Pazar büyüklüğünde 85 milyon nüfus, genç işgücü ile bizim gibi dünyada 10 ülke var. Ekosistem konusu da çok gelişmiş durumda. İnsan kalitesi ve tedarik sistemi çok güçlü. Ama risk göstergesi ve düzenleyici çerçeve başlıklarında performansımız düşük. 21 ülke arasında ikinci 10’dayız. Diğer iki başlık olan makroekonomik istikrar ve lojistik-altyapı konularında da son dönemde önemli iyileştirmeler gözlemliyoruz. Yeni ekonomi yönetiminin uyguladığı para politikası, OVP olumlu karşılandı. Gelişme alanları var.”
‘YATIRIMI 3’E KATLAMAK MÜMKÜN AMA’
Engin Aksoy, UDY Rekabetçilik endeksinin son verilerini paylaştıktan sonra yeni yapılan YASED PULSE anketine dikkat çekti. “Sonuçlar endeksi doğruluyor” diyen Aksoy, “Türkiye’deki uluslararası yatırım sermayesinin yüzde 85’ini temsil eden üyelerimizin CEO’larına, Türkiye’deki iş ortamında gelişmeler yaşanırsa, genel merkezlerinden ne kadarlık bir yatırım gelmesini öngördüklerini sorduk. Gelen yanıtlardan iş ve yatırım ortamında iyileşmeler yaşanırsa, sadece önümüzdeki 6 ay içerisinde 18.6 milyar dolar değerinde ilave bir yatırım potansiyeli olduğunu tespit ettik. Üyelerimizin yüzde 85’i makroekonomik performansa da dayanan risk göstergelerinde iyileşmeler beklediklerini belirttiler. Yüzde 78’i ise düzenleyici çerçeve başlığında iyileşme olursa yatırımlarını artıracağını söyledi” dedi.
Aksoy, YASED üye CEO’larının katılımıyla ikinci kez gerçekleştirdikleri güncel ankette, ayrıca Türkiye’nin bu yatırımlar için Avrupa ve Amerika’dan gelişmiş ekonomilerle de rekabet içerisinde olduğunu bir kez daha gördüklerini belirtti. Ayrıca uluslararası yatırımcıların bir önceki ankete kıyasla 2024’ün ilk yarısı için daha olumlu beklentileri olduğunu da vurgulayan Aksoy, Türkiye’nin bu potansiyele ulaşması yönünde çalıştıklarının altını çizdi.
]]>Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, burada yaptığı konuşmada, Çevresel ve Sosyal Yönetim Sistemin faydalarına işaret ederek, ülkelerin politikalarını bu sistemi kullanmak için teşvik ettiklerini aktardı.
Lopez, söz konusu sisteme girmek için Türkiye’nin önemli bir adım attığını vurgulayarak, şöyle konuştu: “Ülkelerin dünya bankasından daha fazla faydalanabilmesi için önemli bir imkan ve araç. Bu sistem sayesinde operasyonların sürdürülebilirliğe imkan sağlıyoruz. Operasyonlarımızın çok daha üst düzeyde hareket edeceğinin garantisini vermiş oluyoruz. Bizim de ana gündemimiz de çevresel ve sosyal ülkelerin ihtiyacını alma konusunda önem gösteriyoruz. Ancak ülkeleri bu noktada ikna etmede zorlanıyoruz. Bu sistemleri varsa güncelleme konusunda yoksa ise sürekli teşvik etmeye çalışıyoruz.”
Bakan Özhaseki ise yaptığı konuşmada, 6 Şubat depremleri sonrasında bölgede yapılan çalışmalara ve beklenen Marmara depremine karşı yoğunlaştıklarına dikkati çekti.
“680 BİN CİVARINDA KONUT 70 BİN CİVARINDA İŞ YERİ YIKILDI”
6 Şubat depremlerinin yıkıcı etkisini hatırlatan Bakan Özhaseki, “Neredeyse 3 dakikaya yakın yüzeyde yerleşim yerlerine çok yakın mesafede 7.6 ve 7.7 gibi büyük bir deprem atlattık. Bu depremin hasarı çok büyük oldu. 14 milyon insanımız etkilendi ve 11 tane şehrimiz doğrudan hasar gördü. Bu depremlerde 53 bin 500 kardeşimizi toprağa verdik. Yıkılan ve yıkılmak zorunda kalan binaların toplam sayısına baktığımız zaman 680 bin civarında konut 70 bin civarında iş yeri yıkıldığını gördük” ifadelerine yer verdi.
“KÖYLERİMİZDE 50 BİN CİVARINDA ÇELİK EV YAPIYORUZ”
Depremde evleri yıkılan hak sahipleri için 307 bin konutun bazı bölümlerinde ihalelerin bittiğine bazı bölümlerinde ise kaba inşaatın tamamlandığını anlatan Bakan Özhaseki, “Köylerimizde 50 bin civarında çelik ev yapıyoruz. Şehirlerin meydanının yapıyoruz. İLBANK’ın temin ettiği kredileri alt yapı konusunda kullanıyoruz” ifadesini kullandı.
“BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİ BÖYLE BİR DEPREMİN ALTINDAN KALKAMAZ”
Deprem bölgesine yurt dışından yabancı misyon şeflerinin inceleme yapmak için geldiklerini belirten Özhaseki, “Türkiye’yi yakından tanıyan bizim dost ülkelerin insanların incelemelerinde, çalışmalarında hep ifade ettiklerin bir konu vardı. Bu deprem büyük bir deprem. Birçok Avrupa ülkesi böyle bir depremin altından kalkamaz. ‘Bizim temsil ettiğimiz bazı ülkelerde bu depremin yarısı bile olsa emin olun biz altından kalkamayız’ diye ifadelere çok rastladık” diye konuştu.
Deprem bölgesinde geçen hafta 46 bin konutu teslim ettiklerini hatırlatan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki, “Bir iki ay içerisinde 30 bin konutu daha teslim edeceğiz. Bunlar dile kolay. Söylemesi o kadar kolay ki 50 bin ve 100 bin gibi rakamları bir çırpıda telaffuz ediyoruz. Bazen inşaat işleri ile ilgili ileri geri konuşanlara diyorum ki. Evinizde bir banyonuzu tadil etmek isteyin. Fayanslarını ve musluklarını değiştirmek isteyin kaç gününüzü alıyor?” açıklamasında bulundu.
Bakan Özhaseki’nin açıklamalarının ardından hatıra fotoğraflı çektirildi.
]]>Ömer Bolat, şu ifadeleri kullandı: “Gençlerimizin ve girişimcilerimizin potansiyelini azami düzeye çıkarmayı ve uluslararası rekabet güçlerini artırmayı hedefleyerek, sürdürülebilir girişimleri desteklemek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Güçlü ihracat yapabilmek ve sürdürülebilir olmak açısından inovatif, yenilikçi, katma değeri ve markalaşma potansiyeli yüksek ürünler önemli. Ancak böyle başarabiliriz. 2002 yılında kilogramı 0.55 olan ihracatımız bugün 1.37 dolar konumunda ve biz bunu daha da yukarılara, katma değeri ve marka değeri yüksek ürünlerle çıkarabileceğiz. Artık sizin için pazar sadece kendi köyünüz, kasabanız, ilçeniz, şehriniz, bölgeniz, ülkeniz değil ve yetmeyecek. Mutlaka küresel pazarları da hedeflemek zorundasınız. Siz hedeflemezseniz küresel pazardaki rakipler gelecek, sizi ülkenizde rekabete zorlayacak. Siz onların evine gitmediğiniz takdirde onlar sizin kapınızı çalacaktır.”

İŞ DÜNYASINA ÇAĞRI
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ise girişimci gençlere destek olmak için aile ve gençlik fonu kurulduğunu hatırlattı. Bakan Osman Aşkın Bak, şöyle konuştu: “Bu fonla gençlerimizin girişimciliklerini desteklemek için çalışmalar yapılacak. Gençlik merkezlerimizde yaptığımız teknoloji atölyeleri var. Orada fırsatları takip eden gençlerimiz yetişiyor. Ben yurtdışından döndüğümde yapay zekâyı konuşuyorduk. Şimdi pek çok yenilik var. Ben sizlere, Genç MÜSİAD’lılara, işadamlarına özellikle bir şey söylemek istiyorum; insana, gençlere, okuyan çocuklara yatırım yapın, mühendislere, üniversitedeki pırıl pırıl gençlere, Türkiye’nin geleceğine yatırım yapın. İşte örneklerden biri benim. Bana burs veren herkese çok teşekkür ediyorum. Bu ülkede güzel şeyler oluyor. Türkiye Yüzyılı’nda güzel şeyler olmaya devam edecek.”
BİR GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ GİBİYİZ
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, “Adeta bir girişimcilik merkezi gibi çalışan Genç MÜSİAD’ımız sektöre yeni ticari diplomasi uzmanları katmak için beşerî sermayeye katkıda bulunacak kaliteli çalışmalar yapmaktadır” dedi. Genç MÜSİAD Başkanı Cahit Ertemel, kolektif girişimciliğin bayrak taşıyıcısı olduklarını belirterek şunları söyledi: “Genç Ticaret Elçileri projesi ile ülkemizde bulunan uluslararası öğrencilere dış ticaret eğitimi verip firmalarla buluşturarak, ülkemiz ihracatına şimdiye kadar 500 milyon dolardan fazla katkı sağladık. Yapay zekada, dijital çözümlerde, siber güvenlikte, akıllı tarımda, katma değerli sanayi ve üretimde bu bayrağ ticaretimizle taşıyacağız.”

Mahmut Asmalı
YATIRIM PASTASINDA ALINAN PAY ARTACAK
‘Küresel Fırsatlar ve Kolektif Girişimcilik’ başlıklı panelde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 20 yılda 260 milyar doların üzerinde yatırım çektiğini söyleyen Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, “Türkiye, 2002 yılı öncesinde dünyadaki uluslararası doğrudan yatırım hareketlerin yalnızca binde 2’sini çeken bir ülke iken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği döneminde dünyadaki yatırımların kabaca yüzde 1’ini çeken bir ülke oldu” dedi. Türkiye’nin, ikinci yüzyılında dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı hedeflediğini dile getiren Dağlıoğlu, bu hedefe ulaşma kapsamında uluslararası doğrudan yatırımlar pastasından alınan payı yüzde 1.5’e çıkarmak istediklerini anlattı.
]]>“EKONOMİMİZİN ORTA VADELİ PROGRAM’DA ÖN GÖRDÜĞÜMÜZ 4.4 BÜYÜMEYE RAHATLIKLA ULAŞABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Ekonomideki bütün zorluklara rağmen milli birlik ve beraberliğini koruyarak milletin olumsuzlukların üstesinden geldiğini ve gelmeye devam ettiğini aktaran Yılmaz, “Cumhuriyetimizin 100. yılında ekonomimiz son 13 çeyrekte aralıksız büyümesini sürdürmüş, 2023 yılının ilk çeyreğinde yüzde 4, ikinci çeyreğinde yüzde 3,9, üçüncü çeyrekte ise yüzde 5,9 büyümüştür. İlk 9 aylık ortalama büyümemiz 4.7 seviyelerine ulaşmıştır. Bu son çeyrek verilerini de bu ay sonu itibarıyla göreceğiz inşallah. Ekonomimizin Orta Vadeli Program’da ön gördüğümüz 4.4 büyümeye rahatlıkla ulaşabileceğini düşünüyoruz. bazında da 1.1 trilyon rakam civarında bir ekonomik büyüklüğe ulaşacağız. IMF’nin yaptığı tahminlere göre nominal olarak 17. büyük ekonomi satın alma gücü paritesiyle 11. büyük ekonomi olarak geçen yılı kapatmış olacağız” ifadelerini kullandı.
“CARİ İŞLEMLER AÇIĞIMIZIN AZALMA EĞİLİMİNDE OLDUĞUNU VE ÜLKEMİZE DAHA ÇOK SERMAYE GİRİŞİ OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”
2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatın 7 kattan fazla artarak 2022 yılında 254 milyara ulaştığını ifade eden Yılmaz, “2023’te ise 256 milyar dolara ulaşarak tarihi bir seviyeye geldiğini görüyoruz. Dünyadaki sıkıntılara rağmen, temel ihraç pazarımız olan Avrupa’daki daralmalara rağmen, içeride yaşadığımız deprem afetine rağmen ihracatçılarımızın gerçekleştirdiği bu performansı gönülden tebrik ediyorum. Cari işlemler açığımızın azalma eğiliminde olduğunu ve ülkemize daha çok sermaye girişi olduğunu görüyoruz. Son 21 yılda gösterdiğimiz performans ortada. 2003 yılından bu yana ülkemize gelen doğrudan uluslararası yatırım toplamda 261,3 milyar doları bulmuştur. Bunu daha yukarı rakamlara ulaştırmak istiyoruz” diye konuştu.
2023 yılında Kırgızistan’ın milli gelirinin yüzde 27 artarak 12 milyar doları aştığını söyleyen Yılmaz, “İnşallah 2018-2040 yılları için Milli Kalkınma Stratejisi gerçekleşmesinde elimizden gelen tüm desteği sağlayacağız. Gerek Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında yürüttüğümüz çok taraflı iş birlikleri, gerek ikili ilişiklerimizin artan ivmesiyle Türkiye olarak üzerimize düşen katkıyı her platformda vermeye devam edeceğiz” dedi.
Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ticaret hacminin 1 milyar dolar seviyesine çıkartılmasının hedeflendiğini hatırlatan Yılmaz, söz konusu hedefin 2022 yılında aşıldığını ve 2023 yılı itibarıyla da yüzde 42 bir artış olduğunu kaydetti. Mevcut veriler ışığında Kırgızistan’daki Türk yatırımlarının 2 milyar dolara yaklaştığını söyleyen Yılmaz, “Ayrıca ülkemiz, Kırgızistan’a en çok yatırım yapan 5. ülke konumundadır. Kırgızistan’da yaklaşık 2 bin Türk sermayeli şirketimiz kayıtlıdır. Bunlardan hâlihazırda yaklaşık 350 şirket aktif faaliyet göstermektedir. Ülkemizde ise 269 adet Kırgızistan sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Müteahhitlik firmalarımız, Kırgızistan’da bugüne kadar 971 milyon dolar değerinde 93 proje üstlenmiştir. Firmalarımızın karşılıklı yatırım ve müteahhitlik ilişkilerinin gelişmesi, kalkınma ve istihdam hamlelerimize olumlu katkılar sunmaktadır. Buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki, iş insanlarımızdan Kırgızistan’da gerçekleştirilecek kalkınma projelerinde yer almak için kararlı adımlar bekliyoruz. Bizler siyasi alanda her türlü girişimde bulunurken, sizlerin de sahada Kırgızistan’ın gelişimine katkı sunacak her adımı cesaretle atmanızı bekliyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Gençlik yıllarında babasının iş yerinin telefon numarasını hala ezbere bildiğini söyleyen Uraloğlu, “Bugün içinde bulunduğumuz dördüncü sanayi devrimini, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojileri oluşturuyor. Sosyal medya ağları ve dijital platformlar da önemini ve faaliyet sahasını sürekli artırıyor, genişletiyor. Artık dijital teknolojiler, yeni ürün ve piyasaların gelişmesine yol açarak, ekonomik büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir” diye konuştu.
’15 YILDA 90 KAT ARTMIŞ OLACAK’
2027 yılında akıllı telefon kullanıcı sayısının 7,7 milyara ulaşmasının beklendiğini söyleyen Uraloğlu, “Teknoloji dünyasında çığır açan 5G ağlarının, ekonomik değerde trilyonlarca ve milyonlarca iş fırsatı yaratacağı öngörülmektedir. Küresel mobil veri trafiğinin ise 2030 yılına kadar 80 kattan fazla artışla aylık 5 bin eksabaytı aşacağı düşünülmektedir. Her geçen gün veri trafiğinin katlanarak arttığı bir dönemdeyiz. Veri hacmi 2010 yılında 2 zetabayt seviyesinde iken; 2020’de 64 zetabayt olduğu, 2025’te 181 zetabayta ulaşacağı tahmin ediliyor. 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacak. Hem ihtiyacı karşılama hem de Türkiye’yi bölgenin veri üssü yapma hedefiyle çalışıyoruz. Hem devlet hem de özel sektör olarak yeni yatırımlarımız ve iş birliklerimizle Türkiye’yi telekomünikasyon merkezi haline getiriyoruz” dedi.
FİBERİ ARTIRMA HEDEFİ
Toplam 94,3 milyon genişbant internet abonesi olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre. Fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye, 2028 yılına kadar 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Fiberin toplam sabit genişbanttaki payını 2024’te yüzde 35’e ulaştırmayı, mobil genişbant penetrasyon oranını yüzde 90’a çıkarmayı planlıyoruz. Ayrıca bugün ülkemiz, OECD ülkeleri içinde 2021-2022 yılları arasındaki 1 yıllık süreçte sabit internet yaygınlığı en çok artan ülkeler arasında yer almaktadır” diye konuştu. TÜRKSAT 6A HAZİRANDA
Yerli ve milli üretime büyük önem verdiklerini belirten Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile çalışmalarında yerli ve milli çerçevede ilerlerken; bir yandan da 6G teknolojisinde neler yapabiliriz, onları konuşuyoruz. 5G’nin yaygınlaştırılması için gerekli imkana sahip bir Türkiye var. Yerli üretim ile yüksek teknolojili küresel markalar çıkaracağız. Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz. İlk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. Bu sayede Türkiye, haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. İnşallah Türksat 6A’yı, önümüzdeki haziran ayında yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
GEZERAVCI, 16.30’DA DÜNYAYA İNECEK
Uydu ve uzay çalışmaları alanında uluslararası bir oyuncu olma yolunda önemli adımlar attıklarını söyleyen Uraloğlu, “İlk defa ülkemizin insanlı uzay misyonu bir Türk astronotumuzu uzaya göndererek hem havacılık hem de uzay çalışmalarımız bakımından çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Astronotumuz Alper Gezeravcı, 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük etti ve yepyeni gelişmelerin kapılarını araladı. Dünyaya dönüş yolculuğunda. Bugün saat 16.30 gibi sağ salim dünyaya inmesini bekliyoruz” diye konuştu.
]]>OİB yetkilisi, “Bu yılın ilk ayında otomotiv endüstrisi tarihindeki en yüksek ocak ayına ulaştık” dedi. Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ve Otobüs Minibüs Midibüs ihracatı çift haneli arttı. İtalya, Slovenya ve Romanya’ya yüksek oranlı artışlar kaydettik” dedi.
TEDARİK ENDÜSTRİSİNDE YÜZDE 3 ARTIŞ
En büyük ürün grubu Tedarik Endüstrisi ihracatı ocakta yüzde 3 artarak 1 milyar 171 milyon dolar oldu. Binek Otomobil ihracatı yüzde 13 azalarak 773 milyon dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 27 artarak 505 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı yüzde 61 artarak 161 milyon dolar olurken, Çekiciler ihracatı da yüzde 10 azaldı.
Tedarik endüstrisinde en büyük pazar olan Almanya’ya ihracatta yüzde 2 oranında düşüş görülürken, önemli pazarlardan ABD’ye yüzde 21, Birleşik Krallık’a yüzde 15, Romanya’ya yüzde 49, Fas’a yüzde 31, Çekya’ya yüzde 23 ihracat artışı, İspanya’ya ise yüzde 16 ihracat düşüşü yaşandı.
Binek otomobillerde önemli pazarlar olan Birleşik Krallık’a yüzde 24, Fransa’ya yüzde 11, İspanya’ya yüzde 42, Polonya’ya yüzde 43, Slovenya’ya yüzde 38, Belçika’ya yüzde 21 ihracat düşüşü görülürken, İtalya’ya yüzde 85, Almanya’ya yüzde 20, Hollanda’ya yüzde 47, Cezayir’e yüzde 100 ihracat artışı oldu.
Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda en fazla ihracat yapılan ülke olan Birleşik Krallık’a yüzde 60, önemli pazarlardan Slovenya’ya yüzde 72, İtalya’ya yüzde 35, Fransa’ya yüzde 45, Belçika’ya yüzde 55 ihracat artışı yaşanırken, İspanya’ya yüzde 68, ABD’ye yüzde 100 ihracat düşüşü görüldü.
Otobüs-Minibüs-Midibüs ürün grubunda ise en fazla ihracat yapılan ülke olan İspanya’ya yüzde 132, Almanya’ya yüzde 29, Birleşik Krallık’a yüzde 270 ihracat artışı yaşandı.
ALMANYA EN BÜYÜK PAZAR
En büyük pazar olan Almanya’ya 417 milyon dolarlık ihracat yapılırken, Birleşik Krallık 333 milyon dolarlık ihracat rakamı ile ikinci büyük pazar oldu. Bu ülkeye yönelik otomotiv ihracatı geçen yıla göre yüzde 11 arttı. Üçüncü büyük pazar olan Fransa’ya ise yüzde 4 azalarak 272 milyon dolar ihracat oldu. Geçen ay İtalya’ya yüzde 31, Slovenya’ya yüzde 19, Romanya’ya yüzde 19, Fas’a yüzde 39, Portekiz’e yüzde 41, Cezayir’e yüzde 424 ihracat artışı görülürken, İspanya’ya yüzde 22, ABD’ye yüzde 21, İsrail’e yüzde 14, İsveç’e yüzde 48 ihracat düşüşü yaşandı.
AB ÜLKELERİNE OCAKTA YÜZDE 1 ARTIŞ
Geçen ay Avrupa Birliği ülkeleri yüzde 67,5 pay ve 1 milyar 877 milyon dolar ile ülke grubu bazında ihracatta yine ilk sırada yer aldı. AB ülkelerine yönelik ihracat yüzde 1 arttı. Diğer Avrupa ülkelerine yüzde 12, Afrika ülkelerine de yüzde 35 ihracat artışı yaşandı.
]]>DÜŞÜK GELİRLİ ÜLKE VURGUSU
Son DSÖ raporunda en çok dikkat çeken konuların başında kanser vakası artışlarının ülkeler arasında eşit şekilde hissedilmeyeceği oldu. Öyle ki, rapor en yüksek gelirli ülkelerin 2050 yılında 4.8 milyon yeni vaka kaydedeceğini ancak vakalarda en büyük oransal artışın düşük gelirli ülkelerde yaşanacağını öngörüyor. Bu ülkelerdeki kanser ölümlerinin neredeyse iki katına çıkması bekleniyor. Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Departmanı Direktörü Bente Mikkelsen, araştırmanın dünya genelinde kansere yönelik büyük eşitsizliklere dikkati çektiğini belirterek özellikle düşük gelirli ülkelerdeki nüfus, kanserle ilgili temel tedaviye erişmediğinin altını çizdi.
DSÖ’nün herkes için kanser bakımını teşvik edecek politikaları geliştirmek, finanse etmek ve uygulamak için 75’ten fazla ülkeyle yoğun olarak çalıştığını belirten Mikkelsen, “Çalışmayı genişletmek için kanser sonuçlarındaki küresel eşitsizlikleri giderecek büyük yatırımlara acilen ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

5 KİŞİDEN 1’İ YAKALANIYOR
Küresel kanser yükünün hızla arttığına değinilen raporda, tütün, alkol ve obezitenin kanser vakalarının artmasının ardındaki temel faktörler olduğu bildirildi. Hava kirliliğinin ise kanser için “çevresel risk faktörlerinin” temel etkenlerinden biri olduğu da hatırlatıldı. Kanser teşhisi konulan ve takip eden 5 yıl içerisinde hayatta kalan tahmini kişi sayısının ise 2022’de 53.5 milyon olduğu kaydedilen raporda, “Dünya genelinde yaklaşık her 5 kişiden 1’i hayatı boyunca kansere yakalanıyor. 9 erkekten 1’i ve 12 kadından 1’i ise kanser nedeniyle ölüyor” ifadeleri dikkat çekti.
EN ÇOK GÖRÜLEN TÜRLER
Dünya genelinde 2022’de akciğer, meme ve kolorektal kanserlerinin dünya genelinde en sık görüldüğü bildirilen DSÖ araştırmasında “2.5 milyon akciğer kanseri vakası görüldü ve yeni vakaların yüzde 12.4’ünü oluşturdu. Akciğer kanseri küresel olarak en sık görülen kanser türü oldu. Kadınlarda 2.3 milyon meme ve 1.9 milyon kolorektal ve 1.5 milyon prostat ve 970 bin ise mide kanseri vakası görüldü” denildi. En fazla ölümün 1.8 milyon ile akciğer kanseri nedeniyle yaşandığı kaydedilirken, bunun kanserden yaşanan can kayıplarının yüzde 18.7’sini karşılık geldiği açıklandı. Akciğer kanserinin en sık görülen kanser türü olmasının nedeni ise Asya’daki yaygın sigara kullanımı oldu. Raporda ayrıca, 2022’de kolorektal kanser nedeniyle yaşanan ölümlerin sayısı 900 bin olurken, bu vakayı 760 bin ile karaciğer, 670 bin ile meme ve 660 bin ile mide kanseri izledi. En ölümcül olan kanser türünün ise kadınlarda meme kanseri, erkeklerde ise akciğer kanseri olduğu aktarıldı.
TÜRKİYE’DE 240 BİN VAKA
-DSÖ raporunda Türkiye’de 2022 yılında toplamda 240 bin kanser vakasının görüldüğü belirtildi. Bununla birlikte, erkeklerde 132 bin 476 ve kadınlarda 107 bin 537 kanser vakası tespit edildiği kaydedildi. Aynı dönemde Türkiye’de en çok tespit edilen kanser türleri ise akciğer, meme ve kolorektal oldu. Türkiye’de kansere yakalanan erkeklerde akciğer, prostat ve kolorektal en yaygın üç kanser türü olurken; kadınlarda meme, tiroid ve kolorektal en yaygın kanser türleri olarak gerçekleşti.
]]>135 YENİ BAŞKAN SEÇİLDİ
DEİK’te 151 iş konseyi bulunduğunu ve geçtiğimiz haftalarda bu konseylerin yönetim kadrolarının seçildiğini belirten Nail Olpak, “Bu yıl yeni kriterler getirdik. 16 iş konseyinde başkan seçilmedi. 70 konseyde de başkan değişti. Toplam 135 konseyde yeni dönem başkan ve yürütme kurulu üyeleri seçildi” dedi.
İş konseyi başkanlarından kesinlikle ilgili ülkeyle ithalat, ihracat, yatırım gibi ispat edilebilen ilişkiler beklediklerini aksi takdirde yeniden başkan adayı olmama şartı getirdiklerini vurgulayan Olpak, yeni yönetimlerle bir kamp düzenlediklerini ve yeni yol haritasının paylaşıldığını ifade etti.
“2024 için yol haritamız hazır” diyen Olpak, bu haritanın ana arterlerini şöyle açıkladı…
İSRAİL SÜRECİ TAKİP EDİLİYOR
“Rotamızda daha fazla ticaret, radarımızda yeni ticaret koridorları ve ajandamızda ise ülke ve bölge bazlı spesifik hedeflerimiz var.
COVID-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünya büyük bir değişime girdi. Elbette şu an İsrail ile Filistin arasındaki süreç de yüreğimizi yakıyor. Ama önemli olan bundan sonrası için dünyanın İsrail’e karşı nasıl bir tutum
ve duruş sergileyeceği. Bunu iyi takip etmek lazım.
YEŞİL DÖNÜŞÜM MÜ BARİYER Mİ?
Avrupa Birliği özelinde takip ettiğimiz en önemli konu AB Yeşil Mutabakatı ile Sınırda Karbon Düzenlemesi. Dolayısıyla gündemimiz yeşil dönüşüm ve yeşil ekonomi. Yeşil dönüşüm mü yoksa yeşil bariyer mi? Bu da önemli. Esasında karşımızda yeni bir yeşil ekonomi tarifi var: Buna uymayanlar, sürece adapte olamayanlar yeşil bariyerle karşı karşıya kalacaklar. Bu yeni sürece hazırlanmamız lazım. Bunun yanında dijital ekonomiyi konuşmalıyız. Dijital Teknolojiler İş Konseyi’mizde sağlıktan fintech’e
kadar 10 ayrı disiplinde çalışan komitelerimiz var.
ÜLKE VE EYALET BAZLI ÇALIŞMA İSTİYORUZ
2024-2025 dönemi içinde DEİK olarak iş konseylerimizden bölge ve hedef bazlı çalışmalarını istiyoruz. Örneğin Amerika’yı iki ayrı direktörlüğe böldük. Latin Amerika ve Karayipler için ayrı bir direktörlük kurduk. ABD özelinde DEİK olarak sekiz eyalet komitemiz ile her eyalette 1 milyar dolarlık ticaret hedefimiz var. 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi için 50 eyaletin olduğu dev bir ülke olan ABD’de eyalet bazında çalışacağız.
Cari açığımızı en fazla hangi bölgelerde veriyorsak, DEİK olarak bu açığı kapatmak üzere oraya ağırlık veren bir ticari diplomasi yaklaşımı içinde olacağız.
ORTADOĞU ROTASI
Önümüzdeki dönemde Ortadoğu ve Körfez rotası odağımızda olacak. BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) özelinde enerji alanında yeniden Türkiye’ye ilgi var ve yeşil projelerle ilgileniyorlar. Yatırım için Türkiye’ye gelmek istiyorlar. Sudi Arabistan, Türk iş dünyasını Saudi 2030 vizyonu için davet ediyor. En büyük problemleri de iş yapacak firma bulamıyorlar. Ekiden orada iş yapmak için Suudlu ortağınız olması gerekiyordu ama artık böyle bir engel yok.”
TRANSİT AVANTAJINI KULLANALIM
-Transit avantajları kullanmak önemli. Özellikle bizim ülkemize uğramayan transit ticaretten söz ediyorum. Özellikle ticaretinde sık kullanılan bu ticarette trilyon dolarlardan söz ediyoruz. İsviçre, Hollanda, Singapur ve Dubai buna iyi örnek ülkeler olarak başı çekiyor. Peki bu nasıl oluyor? Mesela Hollanda diyor ki; gel şirketinin benim ülkemde kur, ben de sana vergi avantajı sunayım. Biz de farklı ülkelerin birbirleriyle olan ticaretinin bölgedeki merkez ofislerine Türkiye olarak ev sahipliği yapmalıyız.”
MÜŞAVİRLİK FİRMALARI SATIN ALALIM
-Müteahhitlerimiz, yurtdışından iş alırken yanlarında müşavirlerimiz oluyor. Her şeyi müşavirlik firmaları dizayn ediyor. Ticaret Bakanlığımız da onları destekliyor. Buna ilaveten özel bir teşvik mekanizması daha oluşturup, müteahhitlik firmalarının dünyada önde gelen bazı müşavirlik firmalarını satın almalarını da sağlamalıyız. Dünya boyutunda dev projelerin kapısını aralarız.”
]]>Daha önce bakanlar seviyesindeyken ilk kez liderlerin katılımıyla düzenlenen zirve, İtalya’nın G7 başkanlığını yılbaşında üstlenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk uluslararası etkinlik olma özelliğini taşıyor. Ev sahibi Başbakan Giorgia Meloni, bu girişimin, G7 gündeminde Afrika’ya onurlu bir yer verilmesine yol açacak son derece kesin bir dış politika tercihinin sonucu olduğunu ifade etti.
MATTEI PLANI
Afrika’dan Avrupa’ya göç akışının önüne geçmek için göçe yol açan sebepleri zayıflatarak bu kıtadaki ülkeleri ekonomik açıdan istikrara kavuşturmayı amaçlayan İtalya’nın Mattei Planı adını, enerji devi ENI’nin kurucusu Enrico Mattei’den alıyor. Bunun için Afrika ülkeleriyle ikili ilişkilerin güçlendirilmesinin yanı sıra, Afrika Kalkınma Bankası bünyesinde çok taraflı bir fon oluşturulması da bekleniyor.
5.5 MİLYAR EUROLUK PİLOT PROJELER
2022’nin sonbaharında bu göreve gelmesinden önce seçim kampanyasının hatırı sayılır bir kısmını Afrika’dan göç akışına karşıtlık üzerine kurarak “Bu meseleyi kaynağından çözmek gerek” diye Afrika’yı işaret etmiş olan Meloni, Roma’daki zirvenin başarılı geçtiğini, ancak önlerinde yapacak çok iş olduğunu söyledi. İlk etapta 9 Afrika ülkesinde başlatılacak eğitim ve öğretim ile sağlık, tarım, enerji ve su alanlarında bazı pilot projeleri hayata geçirmeyi hedefleyen İtalya, 5.5 milyarlık Euroluk bir kaynakla bu planı devreye soktu.
Başbakan Meloni, bunun 3 milyar Euro’sunun ülkesinin iklim fonundan, 2.5 milyar Euro’sunun ise kalkınma işbirliği fonundan sağlandığını aktardı. Meloni, bunun yeterli olmadığını, bu nedenle uluslararası kuruluşların ve bağışçıların bu plana dahil olmasının gerekliliğini de ifade etti.
“AFRİKALILAR GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALMAMALI”
Afrika uluslarıyla işbirliği, kalkınma ve eşit ortaklık modeli yoluyla birlikte büyümeyi hedefleyen Mattei Planı’nın başarılı olacağına inanan Başbakan Meloni, Afrikalı gençlerin göç etmek zorunda kalmaması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Bu, Afrika’nın enerjisinin özgürleşmesine katkı sağlamasını istediğimiz bir müdahale planıdır. Aynı zamanda oradaki genç nesillerin şimdiye kadar reddedilen hakkını garanti altına almak istiyoruz; Avrupa’da sık sık göç etme hakkından bahsettik, ancak göç etmeye zorlanmama hakkının nasıl garanti altına alınacağından neredeyse hiç bahsetmedik. Onlar, Avrupa’da elde edilmesi giderek zorlaşan daha iyi bir yaşam arayışı için köklerinden kopmak zorunda kalmamalı.”
Başbakan Meloni, eğer Afrika’daki insanların evini terk etmeye iten nedenler ele alınmazsa kitlesel yasadışı göçün asla durdurulamayacağını ve insan kaçakçılarının asla yenilmeyeceğini de ekleyerek, “Bir yandan üçüncü binyılın köle tüccarlarına savaş ilan edip, diğer yandan Afrika halklarına fırsatlar, iş, eğitim ve yasal göç yollarından oluşan bir alternatif sunmaya çalışmak, yapmak istediğimiz şey tam olarak budur,” diye sözlerini sürdürdü.
MELONI: ZENGİN OLANIN DOĞAL, FAKİR OLANIN SENTETİK GIDA YEMESİNE MÜSAADE EDEMEYİZ
Zirvede konuşan Başbakan Giorgia Meloni, Afrika’yı İtalya’nın stratejik önceliği olarak tanımlarken Afrika ülkeleri olmadan geleceği düşünemeyeceklerini söyleyerek, “Afrika’nın fakir bir kıta olduğuna ilişkin bazı yanlış anlatıları ortadan kaldırmalıyız. Çünkü öyle değil; Afrika dünya maden kaynaklarının yüzde 30’unu, ekilebilir arazinin de yüzde 60’ını barındırıyor. Nüfusunun yüzde 60’ı 25 yaşın altında; dünyanın en genç kıtası ve bu aynı zamanda onu insan sermayesi için muazzam potansiyele sahip bir ülke haline getiriyor,” ifadelerini kullandı.
Bugün Afrika ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldığını belirten Meloni, “Hayırsever ya da vahşi bir tavırla değil, eşitlerin işbirliğinden bahsedilen bir işbirliğini düşünüyoruz,” dedi.
Zirvenin önemli başlıklarından biri olan tarıma ve gıda güvenliğine de değinen Meloni, Afrika kıtasındaki ekilebilir arazilerin çoğunun bir dizi nedenden dolayı kullanılamadığını ve amaçlarının onları kullanmaya uygun hale getirmek olduğunu dile getirerek, “Amaçlarımızdan biri herkese sadece güvenli gıda değil, kaliteli gıda da sağlamak. Zengin olanın parası olduğu için doğal gıdayı yiyebilmesi ve fakirin de sentetik gıdaya muhtaç edilmesi, inşa etmek istediğimiz bir dünyayı temsil etmiyor,” diye konuştu.
Zirveye katılan Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Moussa Faki Mahammed, kıtada büyük sorunlar olduğunu, ancak bu planla ilgili kendilerine danışılmadığını söyleyerek soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu. Muhammed, yine de bu planı tartışmaya hazır olduklarını, verilen sözlerin ötesine giderek artık harekete geçilmesi gerektiğini dile getirerek, “Hiçbir zaman yerine getirilmeyen basit vaatlerle artık bizi mutlu etmelerine izin veremeyiz,” dedi.
]]>

TÜRKİYE’nin öncü ulaşım uygulamalarından Martı’nın paylaşımlı yolculuğa imkân tanıyan ancak Türkiye’de henüz bu alanda bir yönetmelik bulunmadığı için ‘hatır taşımacılığı’ olarak kullanılan hizmeti TAG, İstanbul’da tam 100 bin sürücüye ulaştı. Şirket, 100 bin sürücüye ulaşmanın sevincini geçtiğimiz gün İstanbul’daki Ora Arena’da bir festival düzenleyerek kutladı. Martı kullanıcıları, TAG sürücüleri ve ailelerinin katıldığı TAGFest’e ünlü sanatçı İrem Derici de sahne aldı. Etkinlikte bir araya geldiğimiz Martı Kurucusu ve CEO’su Oğuz Alper Öktem, İstanbul’daki 100 bin TAG sürücüsü ve ailelerinin Paylaşımlı Yolculuk Yönetmeliği’nin hayata geçirilmesini istediğini belirtti.
‘BİR TEK TÜRKİYE KALDI’
Oğuz Alper Öktem, “2009 yılından bu yana dünyanın birçok yerinde uygulanan paylaşımlı yolculuk, çevreci taşımacılığın ve güvenli ulaşımın temel taşıdır. Türkiye’nin de en kısa zamanda bu yönetmeliği benimsemesi gerekiyor. Bu, teknolojik ve ekonomik ilerlemenin bir parçası” dedi. Dünyanın en büyük 50 ekonomisi arasında paylaşımlı yolculuk yönetmeliğine sahip olmayan tek ülke olarak Türkiye’nin bu alandaki eksikliğine de dikkat çeken Öktem, “Dünyanın 150’den fazla ülkesinde ve 10.000’den fazla şehirde bu hizmet mevcut. Bizim de global ekonomideki yerimizi sağlamlaştırmamız ve bu modern taşımacılık modelini benimsememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
NEDİR BU PAYLAŞIMLI YOLCULUK
Paylaşımlı yolculuğun 2009 yılında bu yana dünyada uygulanan yeni nesil çevreci bir taşımacılık türü olduğunu belirten Öktem, bu ulaşım çözümünün hızla yayılmasının sebeplerini ise şu şekilde sıraladı: “Paylaşımlı yolculuk çok daha güvenli, kaliteli ve düşük maliyetli bir şehir içi ulaşım hizmeti sunmaktadır. Yine uygulanan ülkelerde kamu otoritelerinin taksi sistemini düzeltmesinin önünü açmakta ve nihayetinde taksilerin hizmet kalitesinin artmasını da sağlamıştır. İnsanlara, araçlarını evlerinde bırakarak da bir yerlere gitme özgürlüğü sunmuştur. Bireysel araç kullanımını değil, araç paylaşımını teşvik ettiği için büyükşehirlerdeki karbon emisyonunun düşmesine katkıda bulunmuştur. Bu özellikleri sayesinde de tüm dünyada yeşil dönüşümün ve paylaşım ekonomisinin en önemli unsuru haline gelmiştir.”

‘TÜRKİYE FIRSATA ÇEVİREBİLİR’
“BUGÜN Paylaşımlı Yolculuğun Türkiye’de olmaması, renkli televizyonun veya internetin olmaması gibi bir şey” diyen Martı Kurucusu ve CEO’su Oğuz Alper Öktem, sözlerine şöyle devam etti: “Dünya üzerindeki 206 ülkenin 150’sinden fazlasında, 10 binden fazla şehirde paylaşımlı yolculuk hizmeti o ülkelerin yasal mevzuatı çerçevesinde sunulabiliyor. Kişi başına geliri 2 bin doların üzerinde olan tüm ülkelerde paylaşımlı yolculuk yasal, sadece çok küçük nüfuslu veya çok yoksul ülkelerde paylaşımlı yolculuk hizmeti bulunmuyor. Dünyadaki 6 kıta içerisinde sadece Antarktika’da Paylaşımlı Yolculuk yok. Onun haricinde, Avrupa kıtasının (Türkiye hariç) tamamında, Amerika kıtasının (Küba hariç) tamamında, Asya kıtasının (Kuzey Kore hariç) tamamında, Avustralya kıtasının tamamında, Afrika’da ise (Eritre ve Kongo gibi küçük ve yoksul ülkeleri hariç) birçok ülkede Paylaşımlı Yolculuk hizmeti var. Diğer taraftan Türkiye’nin Paylaşımlı Yolculuk’ta 15 yıl geriden gelmesi, bu konuda dünyada birçok farklı uygulamadan en iyi örnekleri görmesini sağlayacağı için, şu anda günümüzün en modern ve en iyi mevzuatını yazma imkânı da sağlayacaktır.”
]]>14 MİLYONA YAKIN SATIŞ
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) 2023 yılına ilişkin sıfır otomobil satış istatistiklerini geçtiğimiz perşembe günü açıkladı. 2023 yılının tamamında Avrupa Birliği’ndeki otomobil satışları bir önceki yıla göre yüzde 13.9 artarak 10.5 milyon adede yükseldi. Birleşik Krallık, EFTA ülkeleri ve Türkiye de dahil edildiğinde 2023 yılında Avrupa genelinde satılan sıfır otomobil sayısı bir önceki yıla göre yüzde 16.2 oranında artarak 13 milyon 814 bin 822 adede ulaştı. ACEA’dan derlediğimiz verilere göre, 2023 yılında en çok sıfır otomobil satılan ülke 2.8 milyon adetle Almanya olurken, bu ülkeyi 1.9 milyon adetlik satışla Birleşik Krallık, 1.7 milyon adetle Fransa, 1.5 milyon adetle İtalya takip etti.
BÜYÜMEDE FARK AÇTI
Türkiye, 2023 yılında gerçekleştirdiği 967 bin adetlik satışla İspanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en büyük 5’inci otomobil pazarı oldu. Türkiye’yi 949 bin adetle İspanya, 476 bin adetle Belçika, 475 bin adetle Polonya, 369 bin adetle Hollanda ve 289 bin adetle İsveç izledi. Bu dönemde sıfır otomobil pazarında en çok büyüyen ülke de yüzde 63.2 ile Türkiye oldu. Türkiye dışında sıfır otomobil satışlarını en çok arttıran ülkeler yüzde 18.9 ile İtalya, yüzde 16.7 ile İspanya ve yüzde 16.1 ile Fransa olarak kaydedildi.
16 AY SONRA İLK FREN
ACEA’nın son verilerinde Aralık 2023’te Avrupa pazarındaki yavaşlama da dikkatleri çekti. Buna göre, Avrupa Birliği’nde yeni otomobil satışları, Almanya’daki talebin yavaşlamasıyla aralık ayında yüzde 3.3 gerileyerek 16 ay sonra ilk kez düşüş kaydetti. ACEA açıklamasında bu düşüşte geçen yıl aralık ayındaki güçlü baz etkisinin belirleyici olduğu belirtildi. ACEA verilerine göre AB, Birleşik Krallık ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği’nde (EFTA) ise yeni otomobil satışları Aralık 2023’te 2022 yılının aynı dönemine göre yüzde 3.8 düşüşle 1.05 milyona geriledi.
ELEKTRİKLİ ARAÇTA BÜYÜK SIÇRAMA
2022 yılında sadece 7 bin 733 adet elektrikli otomobilin satıldığı Türkiye’de geçen yıl başta Togg ve Tesla olmak üzere pazara giren yeni modellerle birlikte elektrikli otomobil satışları adeta patlama yaptı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği’nin açıkladığı verilere göre, 2023 yılında Türkiye’de 73 bin 179 adet elektrikli otomobil satılmıştı. Bu alanda satışlarını bir yılda yüzde 833 oranında arttıran Türkiye, Avrupa’da en çok elektrikli otomobil satılan 8’inci ülkesi konumuna da yükseldi. Diğer yandan, 2023 yılında Avrupa’da en çok elektrikli otomobilin satıldığı ilk 3 ülke sırasıyla Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa oldu. Bu dönemde, Avrupa’da elektrikli otomobillerin satışlardaki payı yüzde 14.6 olarak gerçekleşti.
]]>
ŞEHİTLERİMİZE MİNNET BORCUMUZU ‘ÇOK ÇALIŞARAK’ ÖDEYECEĞİZ
Uraloğlu, 85 milyonun güven ve huzur içinde yaşaması için gözlerini kırpmadan şehit düşen askerlerin her birine Türk milletinin minnet borcu olduğunu ifade etti. Uraloğlu, “Bu borcu daha çok çalışarak, ülkemizi dünyanın en güçlü ülkeleri arasına sokarak ödeyebiliriz. Ben şahsen güvenlik güçlerimizin mücadelesiyle savunma sanayi, teknoloji, bilişim ve akademi alanında yapılan çalışmaları birbirinden ayırt etmiyorum. Ülkemizin her alanda ileriye gitmesi bizim için asırlık hayallerimizin sembolü olan kızıl elmamız; Türkiye Yüzyılı hedeflerimize daha da yaklaşmak anlamını taşımaktadır.” dedi.
YAPAY ZEKÂ TEKNOLOJİLERİNİN EKONOMİK BÜYÜKLÜĞÜ 250 MİLYAR DOLARI AŞTI
İlk Sanayi Devriminden içinde bulunulan Dördüncü Sanayi Devrimine varıncaya kadar iş yapma, üretme felsefemizden araçları kullanma pratiklerimize birçok alanda büyük bir değişim yaşandığını kaydeden Uraloğlu, “Bugün üretim-tüketim dengesini sağlamak isteyen tüm sektörler nesnelerin internetini, kuantum bilgisayarları, bulut bilişimi, makineler arası iletişimi, blok zincir uygulamalarını ve bugünkü zirvemizin teması olan Yapay Zekâ Teknolojilerini konuşmaktadır.” diye konuştu.
‘Yapay zekâ teknolojilerinin, bir insanın yapabileceği birçok görevi daha fazla veriyle daha hızlı bir şekilde yapılmasına imkân tanıyor’ diyen Uraloğlu, “Sağlıkta; tıbbi teşhis ve tedavi süreçlerinde, ulaşımda; sürücüsüz araç teknolojilerinde, ekonomide; finans sektöründeki müşteri hizmetleri ve dolandırıcılık tespiti konularında, hukukta, tarımda, eğitimde, mimaride neredeyse hayatımızın her safhasında kullanılıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin dünya genelindeki ekonomik büyüklüğünün bu yıl 250 milyar doları aşması, 2030 yılında ise 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor.” şeklinde konuştu.
YAPAY ZEKÂ’NIN BERABERİNDE GETİRDİĞİ BÜYÜK RİSKLERİ GÖRÜYOR ÖNLEM ALIYORUZ
Yeni teknoloji ‘yapay zekâ’nın aynı zamanda büyük riskleri de beraberinde getirdiğine dikkati çeken Uraloğlu, yapay zekâ projelerinin sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için güçlü bir siber güvenlik altyapısına ihtiyaç olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Maalesef, yapay zekâların sunduğu imkânlar kötü niyetli kişiler, yabancı istihbaratlar ve terör örgütleri tarafından da kullanılabiliyor. Geçtiğimiz hafta Türk müziğinde, unutulmaz sesi ve yorumuyla iz bırakan rahmetli Zeki Müren’in sesinin yapay zekâ yardımıyla yeni bir parçayı seslendirmesi için kullanılmasına şahit olduk. Yine, geçtiğimiz yıl yapay zekâ yardımıyla Cumhurbaşkanımızın sesini taklit edip, bazı iş insanları ile üst düzey kamu yöneticilerini arayarak çıkar sağlamaya çalışan bir kişi oldu. Ama failleri süratle tespit edildi ve yakalandı.” ifadelerini kullandı.
‘YERLİ VE MİLLİ’ OLARAK GELİŞTİRDİĞİMİZ YAZILIMLARIMIZLA ‘SAYISIZ SİBER SALDIRIYI’ ENGELLEDİK
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Türkiye’nin dijital alanda güvenliğini sağlamaya odaklandıklarını kaydeden Uraloğlu, “Siber güvenlik konusunda Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezimiz üzerinden ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleri kurarak, siber tehditlere karşı etkin bir mücadele yürütüyoruz. Gururla altını çizmek istiyorum ki tamamen yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz ‘Avcı, Azad, Kasırga, Atmaca ve Kule’ gibi uygulamalarımız ile ülkemizin siber güvenliğini sağlıyoruz. Bugüne kadar kendi yazılımlarımızla sayısız siber saldırıyı engelledik.” açıklamasında bulundu.
ÜÇ SANAYİ DEVRİMİNİ KAÇIRDIK, DÖRDÜNCÜSÜNÜ KAÇIRMAYA NİYETİMİZ YOK
‘Üç sanayi devrimini kaçırdık, dördüncüsünü kaçırmaya niyetimiz yok.’ diyen Uraloğlu, “Her şeyin birbiri ile iletişim halinde olacağı bağlantılı dünyanın yakıtı ‘veri’ motoru ‘yapay zekâ’ yolları ‘mobil iletişim’ şebekeleri olacaktır. Özel sektördeki ve kamudaki tüm kurum ve kuruluşlarımızla birlikte var gücümüzle çalışacağız. Yapılan araştırmalara göre; bilişim alanında çalışanların yüzde 54’ü, veri mühendislerinin yüzde 35’i , veri güvenliği uzmanlarının yüzde 26’sı yapay zekâdan yararlanmaktadır. Pazar payının her geçen gün arttığı bu teknoloji için ülkeler de teknoloji yarışı içerisindedir.” diye konuştu.
TÜRKİYE 193 ÜLKE ARASINDA 47. SIRADA
Uraloğlu, Oxford Insight’ın 2023 yılında hükümetlerin kamu hizmetlerinde yapay zekâ kullanımı açısından ne kadar hazır olduğunu ortaya koymak amacıyla yayınlamış olduğu ‘hükümet yapay zekâ endeksi” raporuna göre; 193 ülke arasında Türkiye, 47. sıradadır. Güney ve Orta Asya ülkeleri arasındaki sıralamada ise 2. sıradadır.” dedi.
ÜLKEMİZDE 250 VE ÜZERİ ÇALIŞANI OLAN GİRİŞİMLERİN YÜZDE 18,5’İ ‘YAPAY ZEKÂ’ KULLANIYOR
Türkiye’de de yapay zekâ teknolojisine ilişkin girişimlerinde hızla arttığını kaydeden Uraloğlu, “TÜİK 2023 verilerine göre ülkemizde 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerin yüzde 18,5’inin yapay zekâ teknolojilerini kullanmaktadır. Bunun yanı sıra TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zekâ Enstitüsü, belirlediği beş alanda ‘Yapay Zekâ̂ Ekosistem 2023 Çağrısı’nda bulunmuştur. Bu kapsamda 17 proje destek almıştır.” ifadelerine yer verdi.
2020’DE 64 ZETABYTE OLAN VERİ HACMİ 2025’TE 181 ZETABYTE’A ULAŞACAK
Dünyada üretilen, kopyalanan ve tüketilen verinin büyük bir hızla arttığına dikkati çeken Uraloğlu, “2010 yılında 2 Zetabyte, 2020’de 64 Zetabyte olan veri hacminin 2025’te 181 Zetabyte’a ulaşacağı öngörülmektedir. Yani sadece 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacaktır. 2028 yılında bu sektörün de dünya çapında 69 milyar büyüklüğe erişmesi beklenmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Hitaplar sonrası Bakan Uraloğlu ve Yükseöğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr.Erol Özvar himayelerinde iki kurum arasında iş birliği protokolü imzalandı. Bakan Uraloğlu, imza töreni sonrası zirveye katılan öğrencilerle bir araya geldi. Öğrencilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan Uraloğlu, öğrencilerle ‘yapay zeka’ teknolojileri hakkında sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>REKOR CİNAYET SAYISI
COVID-19 pandemisinden bu yana güvenlik sorunu büyüyen ülkede 2023 yılında işlenen cinayet sayısı, 2022 yılına göre neredeyse yüzde 100’lük bir artışla 4 bin 500’den 8 bine yükseldi. Yolsuzluk ve çetelere karşı kampanya yürüten devlet başkanı adayı Fernando Villavicencio’nun geçen ağustos ayında suikasta kurban gitmesi ise bardağı taşıran son damla olmuştu. 36 yaşındaki işinsanı Daniel Noboa, ekim ayındaki seçimden zaferle ayrılmasının ardından ilk hedefinin ülkesini şiddet sarmalından kurtarmak olduğunu dile getirmişti.
ŞİDDETLE MÜCADELE SÖZÜ
Dünyanın en büyük kokain üreticisi iki ülkesi olan Kolombiya ve Peru arasında kalan Ekvador, uyuşturucu çetelerinin merkezi haline gelmiş durumda. Seçim döneminde ‘Phoenix Planı’ ile yeni bir istihbarat birimi, güvenlik güçleri için taktik silahlar edinilmesi, yüksek güvenlikli hapishanelerin kurulması, limanlarda ve havalimanlarında güvenliğin arttırılması sözünü veren Noboa, Los Choneros suç çetesinin lideri Adolfo Macias’ın hapishaneden kaçmasıyla düğmeye bastı.

Ekvador’un başkenti Kito’da Başkanlık Sarayı etrafında askerler sürekli devriye görevi yapıyor. Okullar ve alışveriş merkezleri de büyükşehirlerde kapatıldı.
ÇETELER TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ
Ülke tarihinin en genç devlet başkanı olan Noboa, OHAL kapsamında ülkede faaliyet gösteren 22 çeteyi ‘terör örgütü’ olarak ilan etti ve bu çetelerin üyelerinin de güvenlik güçlerinin meşru hedefleri olduğunu duyurdu. Emniyet biriminin 3 bin güvenlik personeliyle çetelere yönelik operasyon başlatması sonrası suç örgütleri sokaklara indi. Guayaquil’de bulunan bir üniversite ve bir televizyon kanalını basan eli silahlı gruplar, onlarca kişiyi rehin aldı. Polis, resmi hesapları üzerinden, televizyon kanalını ve üniversiteyi basan çete üyelerinin yakalandığı görüntüleri paylaştı. Sokaklarda da karışıklığın hakim olduğu ülkede gece 23.00 ile 05.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağının uygulanacağı bildirildi.
Güvenlik yetkilileri dün itibarıyla, ülke genelinde en az 70 kişinin tutuklandığını açıkladı. Sekiz patlayıcı madde, 15 molotof kokteyli, onlarca ateşli silah, yüzlerce silah mermisi, altı motosiklet ve altı aracın ele geçirildiği belirtilirken terör örgütü ilan edilen çetelerle sonuna kadar mücadele edileceği vurgulandı.
KİM BU FİTO
Los Choneros çetesinin Fito lakaplı lideri Jose Adolfo Macias Villamar, Guayaquil Hapishanesi’nden kaçmasının ardından tüm dünyanın konuştuğu isimlerden biri oldu. Ülkenin en tehlikeli suçlusu olarak kabul edilen 45 yaşındaki Fito, 2011 yılından bu yana 34 yıllık cezasını çekmek için cezaevinde bulunuyordu. Ekvador medyasına göre Fito, Aralık 2020’de ‘Rasquina’ olarak bilinen suç örgütünün liderinin öldürülmesinin ardından Los Choneros’un yeni lideri olarak tanınmaya başladı.
Son olarak suikasta uğrayan devlet başkanı adayı Fernando Villavicencio’nun ölüm emrini vermekle suçlanan Villamar, 2013 yılında da cezaevinden kaçmayı başarmış, üç ay sonra yakalanmıştı. Yetkililer, ‘Fito’nun bu sefer, tutulduğu hapishaneye yönelik bir polis operasyonundan önce firar ettiğine inanıyor. Ekvadorlu gazeteciler, Fito’nun rüşvet ağıyla başta yargı olmak üzere Ekvador devleti içinde önemli bir güce sahip olduğunu iddia ediyor.
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, konuşmasında, ulaşım ve altyapı alanında yaptıkları çalışmaları anlatarak, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, ‘Siyaset demek; ülke için eser üretmek, millete hizmet etmek’ demektir. Son 21 yıldır bu anlayışla çalışıyor, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin her köşesini büyük eser ve hizmetlerle buluşturuyoruz. Birbiri ardına tamamladığımız projeleri, eser ve hizmet siyasetimizin en önemli unsuru olarak görüyor, milli kalkınma yolunda hızla ilerliyoruz. Ulaşım, haberleşme ve şehircilik alanında gerçekleştirilen yatırımlarla çehresi aydınlanan Türkiye’mizin gelecek vizyonunu; dünyanın nabzını tutarak, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek ve daima entegrasyonu merkeze koyarak şekillendiriyoruz. Tesis ettiğimiz ulaşım ağlarıyla, ekonomik faaliyetlerin, kültür ve medeniyetin yurt sathına yayılması idealine tüm imkan ve gayretimizle hizmet etmekteyiz. Güçlü, modern ve sağlam altyapı ve üstyapı temelinde ‘Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edecek, milletimizin hayat kalitesini devamlı yükselteceğiz. Ulaşım ve iletişim yatırımlarını; kesintisiz kalkınmanın, rekabetçi bir ekonominin, sosyal etkileşimin, sürdürülebilir şehirciliğin ve refahın temeli olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 21 yıla 100 yıllık işler sığdırdık. Ülkemizin ulaşım ve haberleşme altyapısına yaklaşık 250 milyar yatırım gerçekleştirdik. Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim, Osmangazi, 1915 Çanakkale köprüleri, İzmir-İstanbul, Ankara-Niğde ve Kuzey Marmara Otoyolları gibi dev projeleri birbiri ardına hayata geçirdik. Yüksek standartlı, bölünmüş yollarla ülkemizin her noktasını hızlı, güvenli ve konforlu bir şekilde erişim sağlar hale getirdik” diye konuştu.
‘YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜNDEN DEMİR YOLUNU GEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞILIYOR’
Bakan Uraloğlu, açıklamasında, “6 bin 100 kilometre olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 kilometreye, 1714 kilometre olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 kilometreye yükselttik. 10 bin 948 kilometre olan demir yolu ağımızı 14 bin 165 kilometreye yükselttik. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye ve terminal kapasitemizi 55 milyon yolcudan 337,5 milyon yolcuya çıkardık. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken, uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 343 noktaya yükselttik. Denizcilik alanında 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a, 37 olan tersane sayımızı 85’e, 8 bin 500 olan yat bağlama kapasitemizi de 25 binin üzerine çıkardık. 12’nci Kalkınma Planımız doğrultusunda 2028 yılında bölünmüş yol ağımızı 31 bin kilometrenin üzerine, 2053 hedefimiz kapsamında ise 38 bin kilometrenin üzerine çıkarmayı planlıyoruz. Avrasya Tüneli ve Marmaray ile İstanbul Boğazı’nın altından hem kara yolu hem de demir yolu geçişi tesis ettik. Kara yolu geçişini hizmete aldığımız Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden şimdi de demir yolunu geçirmek için çalışmalar yürütüyoruz. Geleceği bugünden tasarlarken; lojistik, mobilite ve dijitalleşme odağında, bilimsel temelli, çevreci, sürdürülebilir ve tarihe duyarlı bir ulaşım altyapısını ülkemize kazandırmak için çalışmaya devam ediyoruz. 2053 vizyonumuzla ülkemizin ihtiyaç duyduğu ulaştırma ve altyapı yatırımlarını önümüzdeki 30 yıl için planladık” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKEMİZ ÖNEMLİ HAVZALARDA BULUNUYOR’
Yer altı kaynakları açısından Türkiye’nin önemli noktada olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip Orta Doğu ve Hazar Havzası, önemli deniz ulaştırma yollarının kavşağı durumunda bulunan Akdeniz Havzası, tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Karadeniz Havzası ve Türk boğazlarının oluşturduğu coğrafyanın merkezinde etkili bir konumda bulunuyor. Konumumuzun avantajından hareketle ulaşım stratejilerimizi küresel ve bölgesel şartlar ışığında yeniden tanımlamak ve bu stratejileri her daim güncel tutmak Türkiye için vazgeçilmezdir. Bu kapsamda ülkemiz, ‘Orta Koridor’ güzergahının kısa, orta ve uzun vadede geliştirilmesinde ve iyileştirilmesinde kararlıdır. Gerek son dönemde yaşanan gelişmeler sebebiyle, kuzey koridoru yerine orta koridoru kullanma isteği gerekse giderek artan ticaret hacmi, Orta Koridor’da yük taşımacılığı hacmini arttırmak için tarihi bir fırsat ortaya koymaktadır. Bunun sağlanması için de büyük projeler üstlenerek hem Orta Doğu hem de Afrika kıtasıyla ortak projeler geliştirmeye odaklanmış durumdayız” dedi.
‘İPEK YOLU’NU AVRUPA’YA BAĞLIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, İpek Yolu’nun Marmaray aracılığıyla Avrupa’ya bağlanacağını belirterek, “Bakü-Tiflis-Kars demir yolu ile Çin’den ülkemize ulaşan yeni İpek Yolu’nu Marmaray üzerinden Avrupa’ya bağlıyoruz. Azerbaycan ile ülkemiz arasındaki mesafeleri kısaltacak olan Zengezur Koridoru ile Bakü Limanı doğrudan ülkemize bağlanacaktır. Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi üzerinden Irak’a gelecek yükleri Avrupa’ya ulaştıracak Kalkınma Yolu projesinde çalışmalar devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
‘YATIRIMLARIMIZI ARTAN NÜFUSU KARŞILAYACAK ŞEKİLDE YAPIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, yatırımları illerin büyümesine göre planladıklarını ifade ederek, “Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde 2007 yılında nüfusun yüzde 70’i il ve ilçelerde yaşarken, bugün 85 milyonu aşan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 93’ünün il ve ilçelerde yaşadığını görüyoruz. İl ve ilçe merkezlerinde yaşanan bu nüfus artışına paralel olarak şehirlerimiz de yeni konut projeleriyle büyük bir değişim içine girmiş durumda. Ancak tabii ki sadece konut yapmayla iş bitmiyor. Bu değişim yanında ulaşım ve lojistik hizmetleri, etkili sağlık hizmetleri, gelişmiş eğitim hizmetleri ve benzeri tüm konularda yeni ihtiyaçları ortaya çıkarıyor. Artan nüfus oranları da artık geleneksel yaklaşımların dışında, sürdürülebilir politika ve projelerle, ileri teknolojileri içeren çözüm arayışlarını zorunlu kılıyor. Bu noktada bugün hem ülkemizde hem de dünyada birçok şehrin dijital dönüşüm sürecinden geçtiğini ve bu değişeme adapte olmayı çalıştığını görüyoruz” dedi.
]]>‘ATEŞKES DİYEMEYEN ÜLKELER VAR’
Sözlerini sürdüren Bakan Özhaseki, “Bugün Filistin’de katliama göz yumanların kimler olduğunu biliyorsunuz değil mi? Çocuklar, kadınlar öldürülüyor, hastaneler bombalanıyor, ‘ateşkes’ diyemeyen ülkeler var. Başta ABD olmak üzere ateşkesi engelleyen ülkeler var. Bizdeki PKK’ya da FETÖ kahpesine de destek veren emin olun bunlar. Aynı adamlar. Hiç farkları yok. İstekleri tek belli. Bu ülke bölünsün istiyorlar. Bizim bu konudaki savaşımız onlarla devam ediyor. Sonuna kadar da Allah’ın izniyle devam edeceğiz. Sizler bize yetki verdiğiniz sürece biz bu kahpelerle savaşa devam edeceğiz. Hiç endişeniz olmasın. ‘Avrupa Birliği yerel yönetimler özerklik şartını tanıyacağız’ diyerek bunlara asla kapı açmayacağız. Bölücülüğe giden yoldan bu tür teşnelik yapanlara da asla yüz vermeyeceğiz. Hiç merak etmeyin” ifadelerini kullandı.
‘İŞİMİZİ SIFIR TÖLERANSLA GÖTÜRMEMİZ LAZIM’
Deprem konusuna değinen Bakan Özhaseki, “Bir başka zorluğumuz daha var. O da depremsellik. 1900’lü yılların başından itibaren aletli ölçümler başlar. Bu ülkenin denizlerinde ve karalarından 230’dan fazla yıkıcı deprem var. 6’nın üzerinde şiddette. Topraklarımızın yüzde 66’sı, nüfusumuzun da yüzde 70’den fazlası bu birinci ve ikinci derecede deprem bölgesinde yaşıyor. Kayseri’de üçte ve dörtte ayrı bir şey. Çok emin vaziyette değiliz. Türkiye’de 500’e yakın şu anda hareketli fay hattı var. Yani her an, her yerde 4, 5, 6 ve 7’ye kadar yükselen bir deprem olabilir. Bunu niye söylüyorum? Bizim bir an önce kaldığımız konutları depreme dirençli yapmamız lazım. Sağlıklı yapmamız lazım. Rastgele yapmamamız lazım. ‘Bir şey olmaz’ diyerek ‘bir kat daha at, zemin etüdüne de dikkat etme ne olur ki’ diyerek hareket edemeyiz. Her işimizi dikkatli ve sıfır toleransla götürmemiz lazım. Böyle olursa evimiz yüksekte de olsa sallansa bile Allah’ın izniyle yıkılmaz. Emniyetli ve güvenli bir şekilde oturabiliriz” dedi.
‘680 BİN EV YIKILDI’
6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta iki büyük depremin yaşandığını söyleyen Özhaseki, şöyle konuştu:
“En son aslın afeti olarak nitelendirilen iki tane Kahramanmaraş merkezli bir deprem yaşadık. Orada 18 ilimiz etkilendi. 680 bin ev yıkıldı. 175 bin kadar da dükkan ve iş yeri tahrip oldu. Neredeyse Kayseri gibi 4 veya 5 tane şehir yerle yeksan oldu. Hatay’ın merkezi Antakya’nın yüzde 90’ı yıkıldı. Kolay değil ama bunların altından kalkmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde bizler gece, gündüz demeden çalışıyoruz. Şimdi oralarda binlerce ev yapılıyor. En kısa süre içerisinde de zaten teslimlerine başlayacağız. Yaraları sarmak için büyük bir gayret içindeyiz. Bütçemizde sıkıntı vardı, yoktu. Enflasyonu tetikliyordu, tetiklemiyordu. Artık bunlara bakmadan o bölgelerdeki yaraları sarmaya gayret ediyoruz. Çünkü halen evinden dışarıda kalan 1 milyon 900 bin vatandaşımız var. Konteynırda kalıyor, kira yardımı alıyor. Onlar evine oturuncaya kadar biz rahat edemeyiz. İnşallah gece- gündüz çalışacağız.”
‘KENTİMİZİ DEPREME HAZIR HALE GETİRECEĞİZ’
Deprem bölgesi şehirlerin güvenli hale getirilmesi için çalışmaların yürütüldüğünü belirten Özhaseki, “Gerek İstanbul’umuzu, gerekse diğer şehirlerimizi daha güvenli hale getirebilmek için büyük bir çaba içindeyiz. Kentsel dönüşüm başkanlığını kurduk. Meclisten geçirdik. Yasalarını çıkardık. Çok hızlı vaziyette hareket edebileceğimiz bir ortam doğdu. İstanbul’da kötü niyetlilerin özellikle önümüzü kestiği ne kadar madde varsa tek tek ele alıp onları açtık. Şimdi hızlı bir vaziyette birçok kentimizi depreme hazır hale getireceğiz. Bundan başka çaremiz yok bizim zaten. Fakat iyi niyetli insanların dualarını büyük oranda aldığımız gibi ufak tefek de olsa aradaki temelinde örgüt olan fakat vatandaşları tahrik ederek sokağa dökmeye çalışan grupları da görüyoruz. Bunların da farkındayız” diye konuştu.
‘ŞEYTAN TAŞLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Sözlerine devam eden Özhaseki, şöyle konuştu:
“Çukur eylemleri sırasında benim ilk bakanlığımdı. Teröristlerin yaktığı, yıktığı evleri yapmak için ben ömrümde ilk defa Cizre’ye gittim. Sur, Nusaybin, İdil, Silopi ve Yüksekova’ya gittim. Orada evleri yaparken karşıma çıkanlar o PKK’lılardı. Onların siyasi uzantılarıydı, sivil uzantılarıydı. Orada bizim yaptığımız evlere karşı çıktılar. Evleri bitirdik, vatandaşa dağıttığımıza karşı çıktılar. Bunları hep yaşadım ben zamanında. Şimdi de çıkardığımız yasaya ara ara sağda solda böyle çatlak sesler çıkıyor. Onların da farkındayız. Onlar da sütünün hükmünü işliyorlar. Biz Allah’ın izniyle milletimize verdiğimiz sözü yerine getireceğiz. Çalışacağız, gayret edeceğiz. Gece gündüz demeden uğraşacağız. Onları evlerine oturtacağız. Ülkemizi dönüştürüp güvenli hale getireceğiz. Bir taraftan da eskiden hacdan gelen ağabeylerimize ‘hacda ne yaptın’ derdik. ‘Oğlum ne yapalım ibadet ettik. Biraz da şeytan taşladık, geldik’ derlerdi. Şeytan taşlamaya da devam edeceğiz. O şeytanların da başına inşallah dünyayı yıkacağız, dar edeceğiz. Burada yaşayamayacaklar.”
]]>Araştırma dünya genelinde 37 ülkede 40 binden fazla tüketicinin son 12 aydaki seyahatleri ve gelecek 12 ay için olan seyahat planları ile ilgili yapılan anket sonuçlarını kapsıyor. Ayrıca araştırma, pandemiden bu yana seyahat ve ödeme davranışlarının nasıl değiştiğini, sürdürülebilirlik ve deneyimsel seyahatin giderek artan önemini, yükselen maliyetlerin seyahatle ilgili tutumlara ve gelecekteki niyetlere olan etkisini de ortaya koyuyor.
Tabii ki Visa için Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmanın Türkiye bölümüne odaklandım. Ülkemizi son 12 ayda ziyaret eden turistlerle Nisan-Haziran 2023 döneminde gerçekleştirilen araştırmada oldukça ilginç bilgiler var. Haydi gelin birlikte göz atalım.

ÇOĞUNLUK KARTLA ÖDEME TERCİH EDİYOR
* Araştırmaya göre turistlerin yüzde 57’si ödemelerini kartla yapmayı tercih ediyor.
* Kart kullananların yüzde 83’ü ise temassız ödeme yapmayı tercih ediyor.
* Turistlerin kart kullanımını başlıca tercih sebepleri kart kabulünün yaygınlığı, kartların ATM’lerde geçerliliği ve kişisel tercih olarak kart kullanımını tercih etmeleri olarak sıralanıyor.

ORTALAMA 11 GECE KONAKLIYORLAR
* Konaklama tercihleri açısından bakıldığında, yabancı turistler genellikle Türkiye’de ortalama 11 gece konaklıyor.
* Güvenlik, temizlik ve konum ülkemizi ziyaret eden turistler için konaklamada temel kriterler olarak gösteriliyor.
* Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin yüzde 80’i konaklamak için otelleri tercih ediyor. Bu alanda BAE (yüzde 91), Almanya (yüzde 89) ve İngiltere (yüzde 84) öne çıkıyor.
SEYAHAT BAŞINA 2 BİN 900 DOLAR HARCIYORLAR
* Visa 2023 Global Seyahat Trendleri Araştırması’na göre ülkemizi ziyaret eden yabancı turistler seyahat başına ortalama 2 bin 900 harcıyor.
* Türkiye’ye gelen turistler arasında seyahat başına en yüksek harcamayı 4 bin 15 dolar ile 12 yaşından büyük çocuklarla seyahat eden aileler gerçekleştiriyor.
‘TÜRKİYE’NİN TURİZM GELİRLERİNİ 40 YILDIR DESTEKLİYORUZ’

Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin, “Visa Global Seyahat Trendleri Araştırması’ndan çıkan sonuçlar, ülkemizdeki turizm sektörü için önemli içgörüler barındırıyor. 2024, Visa’nın Türkiye’deki varlığının 40. yıldönümü. Visa olarak ilk günden bu yana ülkemizi ziyaret eden yabancı turistlerin her zaman rahat ve güvenli ödeme yapabilmeleri yolunda bir köprü olduk. Ülkemize bazlı turizm gelirlerinin akışını sağlayan altyapımız sayesinde bu rolümüzü en iyi şekilde yerine getirmenin gururunu yaşıyoruz” dedi.
YÜZDE 50’Sİ REZERVASYONUNU KENDİSİ YAPIYOR
* Turistlerin yüzde 29’u “her şey dahil”, yüzde 21’i “kısmi paket” tercih ederken, yüzde 50’si kendi rezervasyonu-nu yapmayı tercih ediyor.
* Arkadaş veya aile önerileri, seyahat edenler için önemli bir referans kaynağı. Seyahat inceleme siteleri, arama motoru sonuçları ve sosyal medya da etkili oluyor.
* Turistler konaklamada bir ay önce, restoranda ise ülkeye giriş yaptıktan sonra rezervasyonlar yaptığını belirtiyor.
]]>