İzmir İktisat Kongresi Binası’nda Ege Denizi’ndeki sismik aktiviteye yönelik risk değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Basına kapalı gerçekleşen toplantıda AFADDeprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner sunum yaptı.
Toplantıya ilişkin açıklamada bulunan Vali Süleyman Elban, Ege Denizi’ndeki Santorini Adası yakınlarında 28 Ocak’ta başlayan deprem fırtınasıyla ilgili tüm gelişmelerin büyük dikkatle takip edildiğini söyledi.
Toplantıda Santorini civarında oluşacak bir depremin, volkanik patlamanın ya da tsunaminin Türkiye kıyılarına, özelde İzmir’in kıyılarına etkisinin değerlendirildiğini aktaran Elban, “Deprem hareketliliğinin başladığı günden bu yana AFAD’ımız ilimize hızlı bir şekilde mobil ikaz ve alarm sistemi gönderdi ve Seferihisar’a kuruldu. İlimizde faal şekildeki afet yönetim merkezlerini 30 ilçenin tamamına yaygınlaştırmaya başladık. AFAD’ımız diğer illerimizden 71 takviye ekip görevlendirdi. 5 ekip Seferihisar’da görev yapıyor. Diğerleri de il merkezinde, herhangi bir olası sıkıntıda görev almak üzere bekliyorlar.” diye konuştu.
Elban, toplantıdaki tüm modellemelerde Santorini civarında oluşacak bir depremin İzmir’de olumsuz sonuçlar yaratacak bir etkisi olmayacağı sonucuna varıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bölgede oluşabilecek tsunaminin gerek Ege’deki ada sayısının fazlalığı gerekse 300 kilometre uzaklığında olması nedeniyle ilimize maksimum 50-60 santimetre bir dalga yüksekliğinin gelebileceği, bunun da ilimiz kıyılarında hemen hemen hiç hissedilmeyeceği sonucu çıktı. Ayrıca bir volkan patlaması durumunda oluşacak maksimum kül oluşumunda da ilimizde sıkıntıya yol açacak bir kül taşınımı da beklenmemektedir. Dolayısıyla Santorini Adası civarında oluşacak bir deprem, tsunami ve volkanik patlama kaynaklı ilimizin etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ya da olmadığı yapılan tüm modelleme sonucunda ortaya çıkmış durumda. Ancak unutmamamız gereken bir şey var. İlimizin kendisine ait deprem riski ayrıca mevcut. Biz onu da düşünerek her türlü tedbirimizi alıyoruz. İnsanımızı, Santorini kaynaklı endişeye sevk edecek ciddi bir riskin olmadığını görmüş olduk.”
Toplantıya Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneralİrfan Özsert, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, rektörler, kaymakamlar, kurum il müdürleri, ilçe belediye başkanları da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SALİM GÜRAN SAKİN BİR ŞEKİLDE HER ŞEYİ ANLATTI”
Duruşmaya ilişkin izlenimlerini aktaran Bedia Teymur, son savunmaların alındığını belirterek ilk olarak davanın en önemli sanıklarından biri olan amca Salim Güran’ın konuştuğunu söyledi. Salim Güran’ın çok uzun bir konuşma yaptığını belirten Teymur, “Çok sakin bir şekilde tek tek olayları anlatmaya başladı ve salon gerçekten çok büyük bir sessizlikle izledi.” dedi.
“İFADELER BİRBİRİYLE ÖRTÜŞÜYOR”
Ailenin birbirlerini hiçbir şekilde suçlamadığına dikkat çeken Bedia Teymur, ifadelerin birbirleriyle örtüştüğünü belirterek, “Eğer bu bir ezberse, bu bir senaryoysa muhteşem bir şey. Çünkü fire verilmiyor, yanlış bir cümle, çelişkili bir şey söylenmiyor.” diye konuştu.
“NEVZAT BAHTİYAR BASINA GÖRE İFADESİNİ ŞEKİLLENDİRİYORDU”
Nevzat Bahtiyar’ın ifadesini değiştirdiğine şahit olduklarını aktaran Teymur, “Adım adım basından takip ederek bu olay üzerinde ifadesini şekillendiriyordu.” dedi.
“BUGÜN KARAR ÇIKMASINI BEKLEMİYORUZ”
Ailenin masum olduklarını savunduklarını ve bunu delillerle ortaya koymaya çalıştıklarını anlatan Teymur, “Savunmalar çok uzun. Bugün kararın çıkmasını beklemiyoruz açıkçası.” şeklinde konuştu.
“MEDYA OLARAK HERKESİN SESİ OLMALIYIZ”
Ailenin sıklıkla basını suçladığını ifade eden Teymur, bu serzenişlere bir nebze katıldığını aktardı. Medyanın tüm iddia ve savunmaları tarafsız bir şekilde servis etmesi gerektiğine dikkat çeken Teymur, “Bu konuda herkesin sesi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Biz objektif olarak bize gelen bilgileri aktarmakla mükellefiz.” dedi.
“ANNENİN MAĞDUR OLDUĞUNA İNANIYORUM”
Duruşmaya ilişkin kişisel değerlendirmelerini aktaran Bedia Teymur, “Kimseyi peşin olarak suçlu kabul edemeyiz. Ben özellikle anne konusunda çok hassasım. Ben annenin bu olayda gerçekten mağdur olduğuna inanıyorum. Yani suçlu mu değil mi başka bir şey. Suçluysa da zorla sürüklendiğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Bedia TeymurNarin Güran3-sayfaTürkiyeGüncelGündemHukukYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SEKTÖR ODAKLI DÖNÜŞÜM
YÖK Başkanı Erol Özvar, bir önceki yıla göre doktora mezunu sayısının artmasını sevindirici olarak değerlendirirken Türkiye’nin son 10 yılda doktora mezun sayısındaki artış oranı bakımından Avrupa’da ilk sırada yer aldığını belirtti. Doktora programlarına ilişkin yeni bir çalışma başlatıldığını bildiren Özvar, “Doktora derecesi sadece üniversiteden kadro almanın bir aracı olarak görülmekten çıkmalıdır. Artık ülkemizde doktora mezunu veren programlar sadece üniversitelere öğretim elemanı değil aynı zamanda iş dünyasına ve sanayiye hizmet verecek ve bu sektörlerde çalışmaya uygun bir şekilde yetiştirilecektir” dedi. Özvar, “Doktoraya yönelik yeni müfredat çalışmaları yürütüyoruz. Sektör ve iş dünyasının temsilcilerinin de görüşlerini alıyoruz. Artık doktora mezunlarının üniversite dışında çok daha geniş bir alanda hizmet vermesini hedefliyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YENİDOĞANA İŞİTME TARAMASI
“Sağlık Bakanlığı, yeni doğanda işitme taraması yapılmasını şart koşuyor. Hedef yaşamın ilk 3 ayında tanı koymak, 6 ay içinde çocuğu cihazlandırmak. Uygun vakalarda 1 yaşında da koklear implant uygulamaktır. 1 aylıkken bile çocuğa işitme engelli tanısı konulabiliyor ve tedavi süreci başlıyor. 6 aylıkken dış kulağa işitme cihazı takılıyor, işitme dersleri başlatılıyor. 1 yaşına geldiğinde ise artık çocuk implant takılması için hazır hale geliyor.”

İÇ KULAĞA TAKILIYOR
Ameliyata, cerrah ve odiyoloğun da girdiğini belirten Prof. Dr. Yiğit, “Cihaz, iç kulağa takılıyor. Bu, dışarıdan gelen sesi elektrik enerjisine çevirip, iç kulaktan işitme sinirine ulaştırıyor. Diğer parça ise kulak arkasına yapıştırılıyor. İlk 6 ay cihazın ses frekansları takip ediliyor” dedi.

DEVLETIMIZ YANLARINDA
Opresyondan sonra çocuğun işitme eğitiminin başladığını belirten Prof. Dr. Yiğit, “Devlet bu çocukları işitme engelli özel eğitim merkezlerine gönderiyor. Burada, işitsel ve sözel eğitim içeren bir özel eğitim programına başlıyorlar” dedi. Bu eğitimin ücretinin devlet tarafından karşılandıını söyleyen Prof. Dr. Yiğit “Sonraki süreçte işitmenin başlamasıyla çocuklar konuşmaya da başlıyor” diye konuştu.

YABANCI HASTALAR ÜLKEMİZİ TERCİH EDİYOR
PROF. Dr. Yiğit, ‘Yeni Doğan İşitme Taraması’nın, ülkemizin dünyada işitme taramasının önemini en erken fark eden ve en erken aksiyon alan ülkeler arasına soktuğunu belirterek,”Türkiye bu tür yaygın rahatsızlıkların tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde oldukça başarılı. Öyle ki birçok ülkeden çok sayıda hasta ülkemizde başarı ile uygulanan tedavilere erişmek için ülkemize geliyor” diye konuştu.
SON TEKNOLOJİK CİHAZLAR
Koklear implant cerrahisinin nörosensöriyel tip ileri ve çok ileri dereceli işitme kayıplarında uygulanabilen bir cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Yiğit, “Klasik olarak kulağa takılan konvansiyonel tip işitme cihazlarından çok daha iyi işitme kazancı ve frekans çözünürlüğü sağlamaktadır. Konuşma seslerinin iç kulağa daha iyi taşınmasını sağlar. Böylece küçük çocuklarda dil gelişimi daha da hızlanır” dedi.
ERKEN TANI VE TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ
Prof. Dr. Yiğit, ailelere de şu öğütlerde bulundu: “İşitme kaybı tanısı üzücü bir durum. Bu noktada aileleri bilgilendiriyoruz. İşitme kaybı anlamında dünyada ne uygulanabiliyorsa ülkemizde de bunları uygulayabilecek tıbbi, teknolojik ve ekonomik güce sahibiz. KBB hekimi rehberliğinde hızlıca çocuğumuzun her iki kulağının işitme cihazına başlatılması ve özel eğitime alınması gerekir. Yüzde 90’ların üzerinde tarama oranımız var. Bu da doğuştan işitme kayıplarında erken tanı ve erken tedavi imkanı sağlayan bir uygulama.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, Guinness Dünya Rekorları yetkilileri ile THY yöneticilerinin katıldığı törende yaptığı konuşmada, bugün başlatılan en yeni rota olan Şili’nin başkenti Santiago’da olmaktan ve “En Çok Ülkeye Uçan Havayolu” ünvanını burada almaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
Bu ayrıcalığa 10 yıldan fazla süredir sahip olan tek havayolu olarak, uçuş ağının gücünü gururla sergilediklerini dile getiren Ekşi, “Dünyanın dört bir yanındaki insanları, kültürleri ve destinasyonları birbirine bağlama misyonumuzu güçlendiriyoruz.” diye konuştu.
“TÜRKİYE BÜYÜYOR , THY YÜKSEKTEN UÇUYOR”
Sosyal medya hesabından da konuya ilişkin paylaşımda bulunan Ekşi şunlaır kaydetti:
“Rekorumuzun belgesi geldi. “En Çok Ülkeye Uçan Havayolu” ünvanımız Guiness tarafından Dünya Rekoru ile sertifikalandırıldı. Sertifikamızı Santiago ilk uçuşunda inişte aldık. Hep beraber söylüyoruz : Türkiye büyüyor , THY yüksekten uçuyor”
Guinness Dünya Rekorları MENA ve Türkiye Başkan Yardımcısı Talal Omar ise bugün, dünyayı birbirine bağlamaya olan kararlılığıyla havacılıkta vizyon ve mükemmelliği örnekleyen THY için seçkin bir dönüm noktasına imza attıklarını belirterek, “Bu olağanüstü başarı, diğer tüm havayollarından daha fazla uluslararası destinasyona ulaşarak küresel havacılık ortamındaki hayati rolünü teyit ediyor. THY’yi bu olağanüstü başarısından dolayı tebrik ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
THY, YALNIZCA SON 12 AYIN AKTİF ROTALARINI YANSITAN 120 ÜLKEYE UÇUŞLA REKOR KIRDI
Guinness Dünya Rekorları’nın değerlendirme kriterlerine göre, THY, yalnızca son 12 ayın aktif rotalarını yansıtan 120 ülkeye uçuşla rekor kırdı. Bununla birlikte, geçici olarak askıya alınan rotalar ve bugün Şili’ye yapılan ilk uçuş dahil olmak üzere, Türk Hava Yolları’nın uçuş ağı artık 131 ülkeyi kapsıyor.
Bu rekor, THY’nin küresel havacılık sektöründeki liderliğini bir kez daha pekiştirirken, yeni rotalarla uçuş ağını genişletmeyi sürdüren bayrak taşıyıcı, dünyayı Türkiye üzerinden buluşturmaya devam ediyor.
AMERİKA KITASINDA HİZMET VERİLEN ÜLKE SAYISI 10’A YÜKSELDİ
Yeni rota, THY’nin, Amerika kıtasında hizmet verdiği ülke sayısını 10’a yükseltmesi açısından da büyük önem taşıyor.
THY’nin bugün itibarıyla başlattığı seferler İstanbul’dan Santiago’ya, Sao Paulo aktarmalı olarak haftada 4 frekans olarak gerçekleştirilecek. Küresel uçuş ağına önemli katkı sağlaması beklenen Santiago hattıyla THY’nin Amerika kıtasındaki toplam destinasyon sayısı 26’ya yükseldi.
THY misafirleri, 31 Mart 2025’e kadar İstanbul’dan Santiago’ya 1099 dolardan, Santiago’dan İstanbul’a ise 999 dolardan seyahat edebilecek. Kampanya kapsamında geçerli olan fiyatlar, THY’nin resmi web sitesi ücretleri olmakla birlikte, bilet satış ofisleri ve acentelerde değişiklik gösterebilecek.
YENİ ROTA, TÜRKİYE İLE ŞİLİ ARASINDAKİ BAĞI GÜÇLENDİRİYOR
Zengin tarihi, kültürel merkezleri ve eşsiz Andes Dağları manzarasıyla Santiago, dünyanın dört bir yanından seyahatseverler için cazip bir destinasyon olarak öne çıkıyor. Yeni rota, yalnızca THY’nin uçuş ağını genişletmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye ile Şili arasındaki bağı da güçlendiriyor.
THY, misafirlerinin seyahatlerini daha konforlu hale getirmek adına geniş bir hizmet yelpazesi sunuyor. Bu hizmetler arasında, 20 saat veya daha uzun aktarmalı bağlantılı uçuşlar için ücretsiz otel konaklaması sağlayan “Stopover Istanbul” ve 6-24 saat arasındaki aktarmalar için İstanbul’un tarihi güzelliklerini tanıtan ücretsiz rehberli “TourIstanbul” programı yer alıyor.
THY’nin yeni rotası, Güney Amerika’ya erişimi kolaylaştırırken, Şili’nin doğal ve kültürel güzelliklerini keşfetmek isteyen misafirlere unutulmaz bir deneyim imkanı sunuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAVUNMA Sanayii Başkanı (SSB) Haluk Görgün, Portekiz Donanması’nın ihtiyaçları için üretilecek iki adet denizde ikmal ve lojistik destek gemisinin imza töreni için Lizbon’da olduklarını duyurdu. Görgün, anlaşma ile ilgili yaptığı paylaşımda, “Türkiye olarak ilk defa, bir Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyesi ülkeye askeri gemi ihracat sözleşmesi imzalamış olduk” ifadesini kullandı.
Savunma Sanayii Başkanı Görgün, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Türk Savunma Sanayii olarak bayrağımızı dünyada başarıyla dalgalandırmaya devam ediyoruz. Portekiz ile ilk savunma tedarik projemiz olan, Portekiz Donanmasının ihtiyaçları kapsamında üretilecek, iki adet Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemisinin imza töreni vesilesiyle Lizbon’dayız. Savunma Teknolojileri Mühendislik (STM) ile Portekiz Deniz Kuvvetleri arasında imzalanan ve Portekiz Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Henrique Eduardo Passaláqua de Gouveiae Melo ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz, ‘Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemisi’ törenimizde kıymetli amiraller ve subaylarla bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Sayın Amiral’e ve ekibine bizleri misafir ettikleri için teşekkür ediyorum. Türk Savunma Sanayii’ne ve denizlerimizdeki milli mühendislik gücümüz STM’ye duyulan bu güven, bizleri hem gururlandırmış hem de çalışmalarımız için motive edici bir unsur olmuştur. Türkiye olarak ilk defa, bir Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyesi ülkeye askeri gemi ihracat sözleşmesi imzalamış olduk. NATO Müttefiklerimizle güçlü bir savunma ve savunma sanayii iş birliği geliştirmeyi, Türkiye’miz için oldukça önemli görüyoruz. Bugün gerçekleştirdiğimiz imza törenimiz vesilesiyle; güçlü donanmalara sahip Portekiz ve Türkiye arasında gerçekleşen savunma sanayii alanındaki iş birliğimizin kritik öneme sahip olduğuna inanıyoruz. İş birliğimizin Portekiz ile ikili bağlarımızı güçlendirmesini, verimli, uzun vadeli bir ortaklığın yolunu açmasını temenni ediyorum. Çalışmalarda emeği olan STM Ailesi ve Başkanlığımız çalışanlarına teşekkür ediyorum. Çalışmalarımızın, savunma sanayii ihracatımızı ve dolayısıyla ülke kalkınmasına olan hizmetleri, umuyorum ki artarak devam edecek” dedi.
STM tarafından Portekiz Deniz Kuvvetleri için üretilecek Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemilerinin kabiliyetleri arasında; denizde ikmal, komuta kontrol, lojistik destek, amfibi harekat, tibbi destek, insani yardım, bölgesel güç aktarımı ile arama ve kurtarma gibi özellikler bulunmakta.
Gemiler, 4 bin metreküp F-76 yakıtı, 350 metreküp F-44 yakıtı, 650 metreküp temiz su, 700 metreküp genel kargo, 6×20 fit konteyner, 20 adet hafif taktik zırhlı araç kargo kapasitesine sahip.
Gemilerin sahip olduğu teknik özellikler ise şöyle:
“137 metre tam boy, 11 bin ton deplasman, 90 gün denizde kalma süresi, 18 Knot azami sürat, 14 knot ile 14 bin deniz mili seyir siası, 100 personel kapasitesi + 100 personel için geçici konaklama, modüler mimari, temel harp türlerine yönelik sensör ve silah sistemleri, helikopter/İHA iniş platformu ve İHA hangarı.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de 61 yıllık kanlı rejimin devrilmesinin ardından Esad’ın halkına uyguladığı işkenceler gün yüzüne çıkarak, dünya gündemine oturdu. Rejimin çöküşü sonrası ailelerin kayıp durumdaki yakınlarını bulmak için akın ettiği “Esad’ın ölüm kampı” Sednaya Hapishanesi’nde arayış sürüyor. İdam edilen tutukluların cansız bedenlerinin pres makisinden geçirildiği, kalıntılarının torbaya doldurulup dışarı atıldığı hapishanede rejimden geriye kalan belgeleri inceleyen aileler, yakınlarının izine ulaşmaya çalışıyor.
Türkiye’den yardım talebi
Hapishanede yakınlarını arayan aileler, ülkenin özgürleşmesine verilen destek nedeniyle Türkiye’ye teşekkür etti. Aileler, hapishanedeki çalışmalarda gerekli teçhizatın sağlanması için Türkiye’den yardım talep etti. Yakınını aramaya gelen bir Suriyeli, Beşar Esad’a tepki göstererek, “Bu bir cani, bir katil. Her şeyi yok etti, insanları yok etti, hayvanları, taşları bile yok etti. ABD Başkanı Donald Trump’tan Esad rejimi ve çetesinin yargılanmasını talep ediyoruz” dedi.
Başka bir Suriyeli ise ülkenin özgürleşmesine verilen desteği işaret ederek, “Türkiye’ye teşekkürler, Erdoğan’a teşekkürler. Onun sayesinde bütün bunlar gerçekleşti” diye konuştu.
Aramalar için teçhizat talebinde bulunan bir Suriyeli, “Teknoloji sadece Suriye halkının aleyhine kullanıldı. Şu an elimizde imkanlarla çocuklarımızı kurtarmaya çalışıyoruz. Bizi batıdan doğuya kadar yok eden bu teknolojiyle yer altında mahsur kalan insanlarımızı kurtarmak istiyoruz. Bunlar insandır, hayvan değildir” dedi.
Erdoğan’a teşekkür eden Suriyeli, “Bunlar Halep, Deyrizor ve büyük şehirlerden. Bunlar 2013’te Şam’da gözaltına alındılar. Bu insanları unutun diyorlar. Biz Suriyeliyiz ama Türkçe biliyoruz. Bu adamın oğlu üniversitede öğrenciydi. Lazkiye’de gözaltına alınmış. Nerede olduğunu bilmiyor. Esad rejiminin adamları her gün bir yerde olduğunu söylüyor, amaçları para almaktır” ifadelerini kullandı.
Başka biri ise kayıp yakınının fotoğrafını göstererek, 2013’ten bu yana kendisinden haber alamadıklarını dile getirdi.
Türkçe konuşarak yardım isteyen Suriyeli, “Türkiye ve bütün dünya ülkelerinden, yer altında mahsur kalan insanları kurtarmak için bize gerekli malzemeleri temin etmesini istiyoruz” dedi.
Fırınlar dikkat çekti
Rejim güçlerinin işkence yaptıkları mahkumlardan bazılarını yakarak öldürdükleri iddia edilen alanlar da görüntülendi. Sobaların içinde bulunan küller dikkat çekti. Ürkütücü karanlık odalarda yer alan birçok fırında da benzer şekilde küllerin bulunduğu görüldü.
Yatak bile olmayan hücreler
Ağır kokunun hakim olduğu hapishanede koridorlar ve diğer birçok alanda normal bir şekilde gezmenin oldukça güç olduğu gözlemlendi. Ayrıca hücrelerde yatak
bulunmadığı, yalnızca bez parçalarının yer aldığı görüldü. – ŞAM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Büyükelçi Köroğlu’na yeni görevini tebliğ etti.

BÜYÜKELÇİLİK 12 YIL ÖNCE FAALİYETLERİNİ DURDURMUŞTU
Suriye’nin Şam kentinde diplomatik misyonların yoğunlaştığı Ravda Meyda yakınlarında bulunan Türk Büyükelçiliği, rejimin barışçıl göstericilere karşı şiddete başvurduğu süreçte hizmet vermeye bir süre devam etmiş ancak 26 Mart 2012’de günlük faaliyetlerini durdurmuştu.

Büyükelçilik çalışanları ve aileleri de bu kararla Türkiye’ye dönmüştü.
Suriye’nin İstanbul Başkonsolosluğu ise faaliyetlerine devam etmişti.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rektörlükten yapılan açıklamaya göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı ve Dijital Dönüşüm Ofisi işbirliğiyle organize edilen programın Bursa EskişehirBilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) tarafından yürütülen Bursa ayağına, mühendislik fakültelerinde eğitim gören öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.
Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) ve Mudanya Üniversitesinden öğrencilerin de dahil edildiği programın ilk dersi, BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz ve BEBKA Genel Sekreteri Sabri Bayram’ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Bayram, ders öncesi yaptığı konuşmada, programın 17 kalkınma ajansı vasıtasıyla 23 ilde uygulandığını bildirdi.
BEBKA sorumluluk alanındaki illerden 5 bin 160 kişinin programa başvurduğunu belirten Bayram, “Başvurular değerlendirildi ve 944 kişi seçildi. Online eğitimlerin ardından sınava girenler arasından 85 kişi seçildi ve programa dahil edildi. Gelişen teknolojilerle ülkemizin dijital altyapısının güvenli hale getirilmesi hedefleniyor. Bunun için de sizin gibi siber güvenlik uzmanlarına ihtiyaç duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Rektör Yılmaz da eğitimlere katılmaya hak kazanan öğrencilerden çok büyük beklentileri olduğunu kaydederek, “Ülkemizin savunma ve güvenlik geleceğine değerli katkılar sunacağınıza inanıyoruz. Girişimcilik anlamında da bu eğitimlerin ardından mevcut ekosisteme dahil olabilir ve kuracağınız şirketlerde değerli projelere imza atabilirsiniz.” değerlendirmesinde bulundu.
Program kapsamında, yaklaşık 8 ay sürecek teknik eğitimleri başarıyla tamamlayacak öğrenciler, çeşitli ödevler, görevler ve sınavlar aracılığıyla değerlendirilecek. Başarılı olanlar “Bootcamp” programına katılmaya hak kazanarak, Siber Vatan takımlarına seçilecek ve Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi koordinasyonunda çeşitli firmalarda stajyer olarak istihdam edilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FKGAL Havacılık Kulübü öğrencileri, tasarladıkları insansız hava aracıyla ABD’de dünyanın dört bir yanından üniversite ve lise düzeyinde takımların yarışacağı SUAS 2025’e katılacak.
Ekibin çalışmalarını AA muhabirine anlatan öğretmen Semra Aktaş, T3 Vakfı’nda eğitim gören öğrencilerinin TEKNOFEST yarışmalarına katıldıklarını, okuldaki havacılık kulübünü ise 3 yıl önce kurduklarını söyledi.
Kulübün takım kaptanı 11. sınıf öğrencisi Mert Tayfur ise ilk sene kulübün altyapı çalışmalarının yapıldığını, sonraki yıllarda sponsorların desteğiyle okul bünyesinde atölye kurduklarını belirtti.
Atölyede 3 farklı insansız hava aracı prototipi geliştirip uçuşlarını yaptıktan sonra yurt dışındaki yarışmaları araştırmaya başladıklarını anlatan Tayfur, “Amerika’daki SUAS 2025 yarışmasına başvurduk ve kabul aldık. Yarışma 24-26 Haziran’da düzenlenecek.” dedi.
SUAS’ın dünya çapında en prestijli insansız hava aracı yarışması olduğunun altını çizen Tayfur, “Yarışmaya 20 farklı ülkenin hem askeri hem sivil yüksek öğretim kurumları katılım sağlıyor. Ülkemizde bu yarışmaya katılmış lise yok, az sayıda üniversite takımımız düzenli olarak katılıyor. Biz bu sene ilke imza atarak, bu yarışmadan kabul alan ilk Türk lise takımı olduk.” diye konuştu.
Tayfur, Türkiye’nin gelecekte daha iyi yerlerde olabilmesi için çalıştıklarını, bu nedenle bu alana yöneldiklerini sözlerine ekledi.
“Amacımız dışa bağımlılığı azaltmak”
Kulüp üyesi 11. sınıf öğrencisi Erdem Kürşat Bakır da yarışma için otonom şekilde çalışan insansız hava aracı istendiğini, tasarımını ve yazılımını yaptıktan sonra ürettikleri araçla yarışmaya kabul edildiklerini anlattı.
ABD’de düzenlenecek yarışmaya Türkiye’den 8 üniversitenin katılacağını aktaran Bakır, şunları kaydetti:
“Özellikle BAYKAR, TUSAŞ gibi şirketlere özenerek bu yola çıktık. İleride buralarda çalışma hayaliyle bu işlere başladık. Yerli ve milli teknoloji üretmek sadece bizim için değil, bütün Türkiye için önemli. Amacımız dışa bağımlılığı azaltmak.”
Okul müdürü Muhammet Atilla ise gençlerin çalışmalarını gurur ve mutlulukla takip ettiklerini dile getirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>STM’den yapılan açıklamaya göre STM, Malezya Kraliyet Donanması için LMS Batch-2 programı kapsamında inşa edeceği 3 korvetin çalışmalarına başladı. STM ana yükleniciliğinde başlayan projede, korvetlerin sac kesim töreni İstanbul Denizcilik AŞ Tersanesi’nde gerçekleştirildi.
Törene, Malezya’nın Ankara Büyükelçisi Sazali Bin Mustafa Kemal, Malezya Kraliyet Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral (ADM) Datuk Zulhelmy Bin Ithnain, Malezya Savunma Bakanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Mohd Bakhari Bin Ismail ve STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz katıldı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Güleryüz, STM’nin Türkiye’nin askeri denizcilik alanında lider firması olduğunu belirterek, Türk donanmasına modern ve milli savaş gemileri kazandırdığını ifade etti.
Türk bayrağını dünya sularında başarıyla dalgalandıracak platform ihracatlarına imza attıklarını aktaran Güleryüz, şunları kaydetti:
“Dost ve kardeş Malezya donanması için LMS Batch-II projesi kapsamında, inşa edeceğimiz 3 korvetin sac kesim törenini yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Uluslararası sularda güvenilirliğini ve etkinliğini başarıyla kanıtlamış olan Ada sınıfı tasarımına dayalı olarak 3 korvetin inşasına bu yıl başladık ve 2027 yılının sonuna kadar teslim etmeyi hedefliyoruz. Bu korvetler, Kraliyet Malezya Donanmasının çok çeşitli görevleri etkili bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak şekilde gelişmiş silah sistemleri, sensörler ve savaş yönetim sistemi ile donatılacak. İnşası Türkiye’de yapılacak bu savaş gemilerinde, Türk savunma sanayisi firmalarımızın birçok milli sistemi kullanılacak.”
Helikopter iniş platformuna ve 111 kişilik personel kapasitesine sahip olacak
STM tarafından Malezya Kraliyet Donanmasının gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanmış ve özelleştirilmiş 3 korvet, Kıyı Görev Gemisi İkinci Seri (LMSB2) Projesi kapsamında Türkiye’de inşa ediliyor. STM, tasarımdan performansa, inşadan gemilerin teslimine kadar projenin tüm aşamalarından sorumlu ana yüklenici konumunda bulunuyor.
STM, gemi tasarımı, proje yönetimi, inşaat yönetimi, malzeme/sistem tedariki, entegrasyon tasarımı ve montajı, testler ve entegre lojistik destek (ELD) faaliyetleri ile projeye ilişkin tasarım ve ELD dokümanlarının hazırlanmasını üstlenecek.
Proje kapsamında gemilerin inşası ve donatımı Türkiye’de, Türk savunma sanayisi şirketlerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirilecek. STM ana yükleniciliğinde inşa edilecek gemilerde, ASELSAN tarafından geliştirilen, 30 mm MUHAFIZ (Smash) Uzaktan Komutalı Stabilize Top Sistemi, CENK 3D Arama Radarı, ARES 2D Su Üstü Radar ED sistemi, Akrep Atış Kontrol Radarı, Chaff Aldatma Sistemi, Dost-Düşman Tanıma Sistemi IFF ve diğer elektronik sensörler; ROKETSAN tarafından geliştirilen ATMACA Gemisavar Füzesi, HAVELSAN tarafından geliştirilen Savaş Yönetim Sistemi (SYS) ve 76 mm top atış kontrol sistemi yer alacak.
Gemiler, 99,56 metre boya, 2 bin 500 ton deplasmana, 26 knot maksimum hıza, helikopter iniş platformuna ve 111 kişilik personel kapasitesine sahip olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düzce’nin en eski saat tamircilerinden olan Murat Tüfekçi geçen yıl vefat etti. Küçüklüğünden beri babasının yanında saat tamirini öğrenen, ancak babası olduğu için mesleği yapmayan Nilay Tüfekçi, babasının vefatının ardından dükkanı devraldı. Saati bozulanlar soluğu Türkiye’nin 5 kadın saat tamircisinden birisi olan Nilay Tüfekçi’nin yanında alıyor. Kadın hassasiyeti ile saatlerin mekanizmalarını açan, bozuk saatleri tamir eden Nilay Tüfekçi, teknolojiye meydan okuyarak saat kullanmaya devam edenlerin en yakın çalışma arkadaşı oluyor, hem de erkek işi gibi görülen saat tamirciliğini kadınlarında yapabileceğini gösteriyor.

“İNSANLAR ALIŞKIN DEĞİLLER”
Mesleğe başlama hikayesini anlatan Nilay Tüfekçi, “Ben babamdan saatçiliği devraldım. Yaklaşık 1 sene oldu ama küçüklüğümden beri ilkokul ve üniversite de dahil hep babamın yanına geldim gittim, küçüklüğümden beri mesleğe dahilim. Babamdan bana çok güzel bir miras olarak kaldı bu meslek. Ben de devam ediyorum. İnşallah da ömrüm boyunca devam ederim. Mesleğin çok zor kısımları var. İnsanlar bir kadın saat tamircisine alışkın değil, çok şaşırıyorlar, ‘Yanında bir erkek yok mu? Baban yok mu? Abin yok mu?’ gibi sorular da geliyor. Bazı bilinçli insanlarımızda ‘Çok güzel ilk defa bir kadın saatçi görüyorum’ dediklerinde ‘Evet Düzce’de ilkim’ diyorum. Türkiye’de ise yaptığım araştırmalarda 5 kadınız. Zorlukları tabi ki de var ama sabırlı olduktan sonra mesleğin kolaylıkla devam edebileceğini düşünüyorum” dedi.

“SAAT TUTKUNLARI VAR”
Gelişen teknolojiye rağmen saat kullananların ve meraklılarının olduğunu ifade eden Nilay Tüfekçi, “Hastalık derecesinde hala saat tutkunları var. Telefona bağımlısı olanlar, telefonlarda saat kullanıyor. Telefoncularımız sağ olsunlar bizim mesleğimizi bir tık elimizden alsalar da, akıllı saatleri bizden daha fazla satsalar da yine de saat kullanımı devam ediyor” diye konuştu.
Saat tamir etmenin kendisine hobi gibi geldiğini belirten Nilay Tüfekçi, saatlerle uğraşırken dinlendiğini de ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Özvar, Hitit ÜniversitesiÇorum Sosyal Meslek Yüksekokulu Ethem ErkoçKonferans Salonu’nda düzenlenen “Gençlik Sohbetleri-8” etkinliğinde yaptığı konuşmada, Türkiye’de 129’u devlet, 79’u vakıf üniversitesi olmak üzere 208 üniversite bulunduğunu söyledi.
Türkiye’de üniversite öğrencisi sayısının 4,8 milyonu örgün eğitimde 7,5 milyon civarında olduğunu belirten Özvar, 185 bin civarında da öğretim elemanı olduğunu ifade etti.
2000’li yıllardan sonra Türkiye’de üniversite sayısının ciddi oranda arttığını, Anadolu’nun dört bir yanına üniversite kurulduğuna dikkati çeken Özvar, “Türkiye’nin son 20-25 yılında yaptığı en önemli, büyük yatırımlardan bir tanesi, sizlerin bu salonda, bu üniversitelerde, bu okullarda okutabilme başarısı gösterebilmesidir.” dedi.
YÖK olarak öğrencilerin beklentilerini ölçmek amacıyla öğrenci memnuniyet anketi yaptıklarını belirten Özvar, “Muazzam bir katılım var. Türkiye genelinde katılan öğrenci sayısı 263 bini buldu. Üniversitelerin eğitim, öğretim, araştırma, geliştirme, kampüs, yemekhane, kafe, ders, dersin işlenişi gibi konularda öğrencilerin verdiği bilgileri çok ciddi şekilde değerlendiriyoruz. Çıkan sonuçlara göre güçlü olan tarafları devam ettirmeyi, iyileştirmeye açık olan tarafları da üniversitelerimizle paylaşıyoruz.” diye konuştu.
Öğrencilerin ankette ortalama 50 dakika kaldığını, verdikleri geri bildirimin kendileri için çok önemli olduğunu söyleyen Özvar, her yıl anket yapacaklarını dile getirdi.
Özvar, “Ankette öğrencilere, ‘Önümüzdeki 5 yıl içinde ihtiyaç duyduğunuz ve kapatmak istediğiniz beceri açığını sıralayınız’ şeklinde soru yöneltildi. İlk sırada yabancı dil, ikinci sırada iletişim çıktı. Öğrencimiz çok gerçekçi, kendisinde neyin eksik olduğuna dair çok gerçekçi kanaati var. Beşinci sırada ise kodlama var. Öğrencilerden aldığımız geri dönüşle ilgili hocalarla istişare ediyoruz. Yabancı dil konusunda böyle bir geri bildirim olunca, ‘Öğrencilerimizin uluslararası standartlarda mezun olana kadar en azından B2 düzeyinde İngilizce bilir vaziyette nasıl mezun ederiz?’ diye düşünmeye başladık. Bu konuda bir çalışma içindeyiz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de yükseköğretimde yabancı dil eğitimiyle alakalı uluslararası standart bulunmadığını, buna standart getirmeyi hedeflediklerini belirten Özvar, “Düşüncemiz, öğrencilerimizin mezun olduklarında en az B2 düzeyinde İngilizce bilerek mezun kılmak. Eğer yapabilirsek belki C1 düzeyini de düşünüyoruz.” dedi.
Özvar, daha sonra Hitit Üniversitesi Bilimsel Teknik Uygulama ve Araştırma Merkezini ziyaret ederek, burada Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk ve akademisyenlerden yürüttükleri bilimsel çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Veliaht Prens ve Prenses, Türkiye ziyareti kapsamında Çırağan Sarayı’nda, Türk Japon Vakfı’nın doğal afetlere karşı farkındalık yaratmak amacıyla öğrencilere yönelik düzenlediği afet riski azaltma projesi katılımcılarıyla bir araya geldi.
Veliaht çift, öğrencilerin yarışma kapsamında hazırladığı projeleri inceledi.
Öğrencilerden projeleri hakkında bilgi alan Veliaht Prens ve Prenses, öğrencileri ve yarışmanın kazananlarını başarılarından dolayı tebrik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) eski Başkanı Mustafa Şentop, ” Türkiye’nin, halkın seçmiş olduğu bir parlamento tarafından yapılan anayasaya ihtiyacı var. Anayasalar da yaşayan her varlık gibi zaman içerisinde eskiyor” dedi.
Samsun’a bazı ziyaretler ve etkinliklere katılmak üzere gelen eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde ‘Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset’ konulu programa katıldı. Programda Vali Orhan Tavlı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, üniversitenin öğretim görevlileri ve öğrenciler yer aldı. Burada konuşan Şentop, halkın seçmiş olduğu bir parlamento tarafından yapılan anayasaya ihtiyacı olduğunu belirterek, “Devleti ve milleti tahkim etmek gerektiğine dair genel kanaat oluştu ve hükümet sistemi değişmiş oldu. Anayasaların siyasetin alanını kapatan, örten yaklaşımı büyük ölçüde burada tasfiye edilmiş ve normalleşmiş oldu. Bir de Türkiye’nin halkın seçmiş olduğu bir parlamento tarafından yapılan bir anayasaya ihtiyacı var. Bu sadece sembolik şey değil ama öyle düşünülse bile kıymetli bir şeydir. Bugüne kadar anayasaları darbeciler yapmış. Önemli değişiklikler yapılmış amenna ama sonuçta Türkiye’de sivil, halkın seçtiklerinin bir anayasası olması lazım. Anayasalar da yaşayan her varlık gibi zaman içerisinde eskiyor. Hazırlandığı zamanki düşünceler, mülahazalar, oturmuş olan toplumsal yapı, Türkiye’nin beklentileri ve büyüklüğü-hacmi çok değişmiş. Üzerinden uzun yıllar geçmiş. Bugünün ve bundan sonraki Türkiye’nin, geleceğin Türkiye’sinin anayasasının halkın seçtiklerinin katılımı ile onların önceliği ile hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.
’14 MAYIS 1950 SİYASETİN ZAFERİ OLARAK GÖRÜLÜR’
1950 ve sonrası Türkiye’de yaşanan siyasi konularından değinen Şentop, “Ben konumuz olan anayasa ve siyaset derken bunların ilişkisinden bahsetmiyorum aslında. Siyasetin alanı olan birçok konu anayasalarda düzenlenmek suretiyle anayasaların alanını işgal etmiştir. Türkiye’de bir düşünce adamı ’27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle 2’nci Dünya Savaşı’nı darbeciler tarafından mağluplar arasında geçirilmiştir’ diyor. ve hakikaten bu anlayışla anayasa hazırlanıyor. Anayasaları ve siyaseti birbirlerinin alternatifi olarak burada tasarlıyorum. 1950’den 1960’a kadarki dönemde serbest seçimler yapılıyordu. Daha önce Türkiye’yi uzun süre yönetmiş bürokratik siyasi etik kazanamıyor. Bir siyasi parti olarak demiyorum bunu. CHP siyasi parti olarak seçimleri 14 Mayıs 1950’de kaybediyor ama o zamana kadar CHP bürokratik siyasi elitin bütünleştiği bir yapıydı. Daha sonra 1954’te, 1957’de yapılan seçimleri kaybediyor. Dolayısıyla Türkiye’de seçimle iktidara gelemeyen bir siyasi görüşün seçim olmadan nasıl iktidara gelebileceği konusu konuşuluyor. Bunun akla gelen ilk yolu da askeri darbedir. Bu darbeyle ilgili hazırlıklar zaten 1954 seçimleri sonrasında başlıyor. 14 Mayıs 1950 siyasetin zaferi olarak görülür. 27 Mayıs 1960 da bürokrasinin rövanşı olarak görülmektedir. Darbeyi yaptınız ancak Türkiye’yi bu şekilde yönetmek mümkün mü? Mümkün değildir. Çünkü Türkiye uluslararası konjonktürün etkisiyle çok partili bir hayata geçmiştir. Sizin 15 sene sonra Türkiye’yi seçimsiz tek partili döneme döndürmeniz mümkün değildir. O yüzden seçimi kazanamasa da iktidara getirecek, kaybetse de iktidarda tutacak bir formül arandı. İşte anayasa siyaset ikilemindeki anlayışla siyasetin alanını büyük ölçüde daraltan bir yaklaşımla hazırlanıyor” ifadelerini kullandı.
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın, program bitiminde Prof. Dr. Mustafa Şentop’a sertifika takdim etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ADIYMAN) –Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Adıyaman’da yıkılan, 72 kişinin hayatını kaybettiği ve 10 kişinin yaralandığı İsias Otel davası 24 Aralık’a ertelendi. Duruşma sonrası açıklama yapan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ilk defa bir davada bütünleşti, tek yürek oldu. Çünkü bu çocuklar bizim ülkenin çocuklarıdır. Onların acısını unutmak kolay değil. Ama bu acıyı unutmamak için de buna sebep olanları yargılamak için Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine sığınıyoruz” dedi.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde KKTC’li öğrencilerinin ve tur rehberlerinin de aralarında bulunduğu 72 kişiye mezar olan Adıyaman’daki Grand İsias Oteli davasının beşinci duruşması, Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Tutuklu sanıklar Ahmet Bozkurt, Fatih Bozkurt ve Erdem Yıldız’ın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldığı duruşmaya KKTC’den gelen Şampiyon Meleklerin aileleri, tur rehberlerinin aileleri, KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve bakanlar, çok sayıda siyasi parti temsilcisi ile bürokrat katıldı.
Sabah saatlerinde başlayan duruşmanın ardından Mahkeme Başkanı tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına, tutuksuz 8 sanığın adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmalarına, bir sonraki duruşmayı karar duruşması olabileceğini belirterek 24 Aralık’a erteledi.
‘Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine güveniyoruz’
Duruşma sonrası Adıyaman Adliyesi önünde açıklama yapan KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak, ilk defa bir davada bütünleşip, tek yürek olduklarını ifade etti. Depremde yaşamını yitiren çocukların acısını unutmayacaklarını söyleyen Başbakan Üstel şöyle konuştu:
“Onların acısını unutmak kolay değil. Ama bu acıyı unutmamak için de buna sebep olanları yargılamak için Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine sığınıyoruz. Bugünkü duruşmada sanıkların tutukluluk haline devam kararı verildi. Altıncı duruşma 24 Aralık’ta başlayacak. Yaklaşık 2 günü sürebilir. Büyük ihtimalle o gün dava sonuçlanacak. Hedeflediğimiz ve bütün insanlarımızın dört gözle beklediği istediğimiz cezayı yargı karşısında alırlar. En azında bir huzura kavuşmuş oluruz. Ama en önemlisi bu yargılamadan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanacak bu tip doğal afetlerin bir kere daha yaşanmaması adına bir örnek olacağını düşünüyorum. Ben hem bir başbakan hem de bir baba olarak buradayım. Çünkü bunlar benim evlatlarım. Burada olmaya devam edeceğiz. Yeter ki adalet tecelli etsin ve halkımın hukuki haklarını ve çıkarlarını sonuna kadar Adıyaman’da mahkeme salonunda hukukçularımızla birlikte savunacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine güveniyoruz ve adalet tecelli edecek. En azında bu yaşanan acılar, inşallah bundan sonraki süreçte Türkiye’de yaşanmaz diye diliyorum. 24 Aralık’ta hedeflediğimiz ve bizi manen rahatlatacak olan karar çıkar. O doğrultuda da biz, Şampiyon Meleklerimizi unutturmamak adına bu kararla da noktayı koyarız.”
‘Bilirkişi raporu bu safhada hiç tartışılmamıştı’
Başbakan Üstel’in ardından söz alan Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı ise, bugünkü duruşmanın önemli gelişmelere konu olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Sabah duruşma açılır açılmaz, mahkeme savcıya söz verdi ve savcı davaya ilişkin mütalaasını sundu. Bu aslında savcılığın davada yasal anlamda son icraatı olarak kabul edilebilir. Bu mütalaanın içinde savcının sanıklara kusur atfederken, son çıkan bilirkişi raporunu esas aldığı görülüyor. Bu anlamda çok ciddi kusurları sanıklara atfediyor. Ancak işlenen suçlara ilişkin hukuki nitelemesini bilinçli taksir seviyesinde tutuyor. Bu, bizim açımızdan sürpriz değil. Çünkü başsavcılık iddianamede, hukuki nitelemesini bilinçli taksir üzerine yapmıştı. Çerçevesini bununla sınırlı tutmuş oldu. Bu mütalaa erken safhada geldi. Bilirkişi raporu bu safhada hiç tartışılmamıştı. Sanık avukatların bu mütalaa yanıt vermek için zamana ihtiyaç olduğunu bildirdi. Ailelerimizin avukatları da aynı süreyi talep ettiler. Aslında davanın erteleneceği sabah belli olmuştu. Bugünkü duruşmada her zamanki beyanlar sunuldu. Bugün mahkeme ara kararında tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, tutuksuz sanıkların ise adli kontrol şartının devamına karar verdi.”
‘Mahkemenin mazeretli avukatların mazeretini değerlendirirken düştüğü bir kayıt önemli’
24 Aralık’taki duruşmada ana kararın çıkabileceğini belirten Esendağlı, şöyle devam etti:
“Önemli olarak sayabileceğimiz gelişme sanık avukatlarının yoğun olarak bilirkişi raporuna yaptığı itirazlar ekran polislenmesi veya başka bir heyetten bilirkişi raporu istenmesine yönelik tüm talepleri reddedildi. Kamu görevlileri ile ilgili iddianamenin dosyalanması ve birleştirilmesi noktasındaki talebimizde ilgili olarak da bu dosyanın akıbetinin başsavcılığa sorulmasına dair bir müzekkere yazılması kararını verdi mahkeme. Bunlar önemli gelişmeler. Dava ise 24 Aralık tarihine duruşma olarak konuldu. Bu noktada mahkemenin mazeretli avukatların mazeretini değerlendirirken düştüğü bir kayıt önemli. Önümüzdeki celsenin karar duruşması olabileceğine ilişkin bir uyarı yapılması noktasında da bir karar verdiği için mahkeme bu önemli. Kararı açıklayabilirim diyor 24 Aralık’ta. Ama yine karara geçmemekle birlikte 24 Aralık’ta başlayacak duruşmanın her iki tarafa avukatlarından da savcılık mütalaasına yönelik beyanlarının alınacağı uzun bir duruşma olacağı öngörülüğünden duruşmanın 25 Aralık’a sarkması kesinlikle görülüyor. Mahkeme de bu iki günü ayırdığını ifade etti. Ancak bu iki günde duruşmayı bitirme niyetinde olduğunu da ifade etti. 25 Aralık itibariyle bir karar açıklamaya hazır olurlar mı yoksa karar için başka bir erteleme yaparlar mı? Onu o tarihte göreceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği MÜSİAD Fuarı ve Uluslararası İş Forumu Kongresi’nde konuştu. Erdoğan, “Göç başlığı her açıldığında konuyu hemen düzensiz göçle mücadele parantezine alıp güvenlikleştirmek doğru bir tavır değildir. Düzensiz göç baskısıyla yüzleşen her devlet gibi elbette Türkiye’de illegal göç akınlarıyla mücadelesini tavizsiz sürdürecektir. Hudutlarımızın güvenliğini, namusumuz gibi koruyacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜYAP Fuar Merkezi’nde Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği MÜSİAD Fuarı ve Uluslararası İş Forumu Kongresi’nde konuştu. Burada 88 ülkeden gelen iş insanlarına hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası iş forumunun ‘İnsani ve iktisadi boyutuyla göç’ teması altında tertiplenmesi takdire şayandır” dedi.
‘HUDUTLARIMIZIN GÜVENLİĞİNİ, NAMUSUMUZ GİBİ KORUYACAĞIZ’
Erdoğan, “Göç konusu sadece bizim gibi geçiş güzergahındaki ülkeler için değil, gelişmiş gelişmekte olan fark etmeksizin tüm dünya için günümüzün en hassas meselelerinden biridir. Türkiye açısından göç, dünyanın birçok ülkesine kıyasla çok daha eski bir kavramdır. Biz gerek coğrafi konumumuz gerekse beşeri ve kültürel bağlarımız sebebiyle tarih boyunca göç hareketleriyle muhatap olmuş bir ülkeyiz. Osmanlı Devleti’nin toprak kayıpları 19. yüzyıldan itibaren hızlanınca Kırım’dan Kafkaslardan ve Balkanlar’dan yoğun göçler aldık. Son iki asırda başı dara düşen, sürgüne uğrayan soydaşlarımızı muhabbetle bağrımıza bastık. Müslümanlarla birlikte gün oldu Musevi ve Hristiyanlara da kapımızı açtık. 2011 yılından itibaren Suriye’deki iç savaştan kaçan komşularımıza da sahip çıkan biz olduk. Bugün çoğu Suriye’den 3,5 milyon civarında yerlerinden edilmiş insana ev sahipliği yapıyoruz. Yine bugün ekseriyeti Almanya’da olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde 6 milyonu aşkın kardeşimiz hayatlarına devam ediyor. Yaşadıkları ülkelerin ekonomisine önemli katkılar sunuyor. Kimi ülkeler, göç meselesine menfaat penceresinden yaklaşabilir, kimi ülkeler bunu etik ve kültürel bir tehdit olarak ele alabilir kimileri ise bu meseleyi sadece güvenlik ekseninden okuyabilir ama biz Türkiye olarak göç olgusunu çok boyutlu bir şekilde, özellikle insani değerleri merkeze alan bir yaklaşımla bakmak zorundayız. Şimdiye kadar sayısız toplantıya araştırmaya sempozyuma konu olan bu meseleyi bütünlüklü bir anlayışla okumak, buna göre doğru kalıcı ve uzun vadeli politikalar geliştirmek mecburiyetindeyiz. Göç başlığı her açıldığında konuyu hemen düzensiz göçle mücadele parantezine alıp güvenlikleştirmek doğru bir tavır değildir. Düzensiz göç baskısıyla yüzleşen her devlet gibi elbette Türkiye’de illegal göç akınlarıyla mücadelesini tavizsiz sürdürecektir. Hudutlarımızın güvenliğini, namusumuz gibi koruyacağız. İlave tedbirlerle daha da tahkim edeceğiz. Aynı şekilde kayıt dışılığın sıfırlanmasına yönelik kararlı politikalarımızdan geri adım atmayacağız” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Galatasaray’ın yıldız futbolcusu Mauro Icardi ile Arjantinli model Wanda Nara arasında boşanma davasının nerede açılacağı konusunda da anlaşmazlık çıktı.
Icardi’nin davanın Türkiye’de açılmasını istediği yönünde iddialar var.
Nara ise Türkiye’deki boşanma davalarında ‘zina’nın haklı gerekçe sayılmasından dolayı davanın Arjantin’de görülmesi için çabalıyor.
Çiftin her attığı adım Arjantin basınında gündem yaratıyor.

Dava Türkiye’de açılırsa Icardi’den büyük tazminat koparma peşinde olan Nara, borçlu bile çıkabilir!
Kocasını defalarca aldatan, sevgilileriyle yatakta fotoğraflar paylaşan Nara, Icardi’ye tazminat bile ödemek zorunda kalabilir.
Zaten Icardi de eşi Wanda Nara’nın “cinsiyete dayalı şiddet” suçlamasıyla kendisi hakkında açtığı davanın duruşmasına katılmadı.

Nara’nın avukatı Ana Rosenfeld ise Icardi’nin avukatının duruşmanın ertelenmesi talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı.

Ayrıca Rosenfeld, Icardi’nin Türkiye’de ikamet ettiğini hatırlatarak, “Bu dava ülke dışına taşabilir; Türkçe öğrenmek zorunda kalacağım” dedi.

Yani davanın Türkiye’ye taşınma ihtimali var ve Icardi de ‘beni Türk adaletine teslim edin’ der gibi hareket ediyor.
Bu olayda çok tartıştığımız, eksikleri bulunan Türk yargı sisteminin birçok ülkeye göre aile kurumunu koruyan daha sağlam yasalar olduğunu görmüş olduk.
Icardi gibi yakışıklı, karizmatik, milyonlarca hayranı ve serveti olan bir futbol yıldızı, yaşadığı haksızlıklara ve aldatmalara rağmen Nara’dan neden vazgeçmedi? Anlamak mümkün değil.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dava Türkiye’de açılırsa Icardi’den büyük tazminat koparma peşinde olan Nara, borçlu bile çıkabilir!
Kocasını defalarca aldatan, sevgilileriyle yatakta fotoğraflar paylaşan Nara, Icardi’ye tazminat bile ödemek zorunda kalabilir.
Zaten Icardi de eşi Wanda Nara’nın “cinsiyete dayalı şiddet” suçlamasıyla kendisi hakkında açtığı davanın duruşmasına katılmadı.
Nara’nın avukatı Ana Rosenfeld ise Icardi’nin avukatının duruşmanın ertelenmesi talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı.
Ayrıca Rosenfeld, Icardi’nin Türkiye’de ikamet ettiğini hatırlatarak, “Bu dava ülke dışına taşabilir; Türkçe öğrenmek zorunda kalacağım” dedi.
Yani davanın Türkiye’ye taşınma ihtimali var ve Icardi de ‘beni Türk adaletine teslim edin’ der gibi hareket ediyor.
Bu olayda çok tartıştığımız, eksikleri bulunan Türk yargı sisteminin birçok ülkeye göre aile kurumunu koruyan daha sağlam yasalar olduğunu görmüş olduk.
Icardi gibi yakışıklı, karizmatik, milyonlarca hayranı ve serveti olan bir futbol yıldızı, yaşadığı haksızlıklara ve aldatmalara rağmen Nara’dan neden vazgeçmedi? Anlamak mümkün değil.
Elbette Icardi’nin de hataları var. Takım arkadaşının eşiyle yaşadığı birliktelik ona Arjantin Milli Takımı’nın kapılarını kapattı.
Seri A’da üst üste gol kralı olup, Paris Saint Germain’e rekor bir ücretle transfer olan Icardi’nin hayatında Nara olmasaydı belki de bugün futbolun zirvesinde olacaktı.
Nara olmasaydı yolu Türkiye’ye de düşmezdi elbette.
***
BAKAN MEMİŞOĞLU’NU BÜYÜK BİR MÜCADELE BEKLİYOR!
Yenidoğan çetesi skandalı patladıktan sonra bu çetenin buz dağının görünen kısmı olduğunu benim gibi bazı yazar ve yorumcular gündeme getirmişti.
Özel hastanelerde gereksiz testlerden gereksiz ameliyatlara, doktorların vesikalık fotoğraf ister gibi MR istemesine ve bu alanda dünya birincisi olmamızdan sezaryen ile doğum oranlarında Avrupa birinci olmamıza kadar birçok alanda usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığı tekrar tartışma konusu olmuştu.

Zaten bazı özel hastanelerin SGK’yı zarara sokacak şekilde ticarethane gibi yönetildiğini vatandaş görüyordu.
Yenidoğan çetesi skandalından sonra beklenti özel hastanelerde kapsamlı bir mevzuat değişikliğine gidilmesiydi.
Ve önceki gün beklediğim açıklama Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’ndan geldi:
“Özel hastaneler mevzuatını tamamen yeniliyoruz…
Kamu hastaneleri, üniversite hastaneleri ve özel hastanelerin tamamı aynı standartta hizmet vermek zorunda.” Savcıların Yenidoğan çetesi soruşturmasını büyük gizlilikle yürütüp, gerekli delillerin toplamasında Bakan Memişoğlu’nun soğukkanlı ve kararlı duruşunun da etkisi oldu.
Bakan Memişoğlu’nu şimdi daha büyük bir savaş bekliyor.
Eğer özel hastanelerin mevzuatını tamamen yenilerse, çürük elmaları ayıklayıp, devleti ve vatandaşı soyan uygulamaları ortadan kaldırırsa memleket adına büyük bir işe imza atabilir.
Ama bu savaşta Bakan Memişoğlu’nun karşısında milyar dolarların döndüğü devasa bir özel hastane sektörü olacak!
Umarım Bakan Memişoğlu özel hastanelerin mevzuatında radikal değişiklik yapma konusunda samimidir.
Gerekli değişiklikler yapılırsa, kazanan devletimiz ve Türk halkı olur.
***
GÜVENLİMOTOKURYELERGELİYOR
Sayıları iki milyonu bulan motokuryelere yeni düzenlemeler geliyor.
Kurye olacak kişilerde mesleki yeterlilik sertifikası zorunlu olacak ve adli sicil kaydının temiz olması şartı aranacak.
Ayrıca geliştirilmesi düşünülen Kurye Bilgi Sistemi ile tüm kuryeler kayıt altına alınacak.
Pandemiyle birlikte sayıları hızla artan motokuryelerde büyük bir denetimsizlik vardı.

Kuryeler arasında ehliyetsiz, 18 yaşından küçük, hatta birçok suç işlemiş sabıkalı çalışanlar var.
Bu kişiler trafik kurallarına uymuyor ve bazen de güvenlik sorunu yaşatıyorlardı.
Yeni düzenlemeyle artık kapınızı açtığınız motokuryeler sertifikalı, güvenli insanlar olacak.
Tabii yeni düzenleme kâğıt üzerinde kalmazsa!
Motokuryelerin iş güvenliği açısından yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu hatırlatalım.
Sipariş başına ve bir süre kısıtlamasıyla çalıştırılan motokuryeler zamanla yarıştıkları için birçok trafik kazası yaşanıyor.
Motokuryelerden hayatını kaybedenler oluyor.
Kurye şirketleri de daha insancıl, güvenli bir çalışma sistemi oluşturmak zorunda. Devletimiz bu konuda da adımlar atmalı.
***
TRAFİK TIKANIKLIĞI FİYATLANDIRMASI
Geçtiğimiz hafta artık okulların bile kapalı olduğu günlerde İstanbul’da trafik yoğunluğunun yüzde 90’lara ulaştığını yazmıştım.
Ve trafik tıkanıklığı fiyatlandırması merkezi bölgelerde araç sayısı sınırlaması gibi bazı önerilerim olmuştu.
Dün İstanbul’da trafik tıkanıklığı fiyatlandırması kapsamında belirli noktalara araçla girişlerin ücretli olması yönünde bir çalışmanın olduğuna dair haberler çıktı.

Planın devreye alınması halinde pilot bölge olarak Eminönü seçilecek.
Daha sonra Kadıköy, Beyoğlu gibi yoğun yerlere doğru genişleyecek. Ayrıca çevreye zarar veren araçlardan daha fazla ücret alınacak.
Çevreye zarar veren araçlarla ilgili de 14 Temmuz 2023 tarihinde Paris Belediyesi’nin yoğun şehir merkezleriyle uyumsuz cip, SUV gibi araçlardan daha yüksek park ücreti alınma kararının Türkiye’de de uygulanmasını önermiştim.
Aklın yolu birdir!
Geç de olsa İstanbul trafiğini biraz olsun rahatlatacak önlemler alınacak gibi gözüküyor.
***
Altyazı
“Toplum da, içinde yer alan insanlar kadar korkaktır. Ve bu insanlar da demokrasi için fazla aptaldır. İnsanların nitelikleri bir kelimeyle ifade edilebilir: İkiyüzlülük.” (Nymphomaniac)

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Burada ne yazsam tarif etmek için yetersiz olacak. En iyisi bu muazzam tecrübeyi yerinde yaşamak. Ne yalan söyleyeyim, bu maceradan sonra ailemle birlikte piramitlere yapmayı düşündüğüm geziyi iptal ettim. Parası da cebimde kaldı…
Çıkışta ukalalık yapıp yöneticilere “Osmanlı dönemindeki Topkapı Sarayı’na ya da Kapadokya’ya bir sanal gezi hazırlamaya ne dersiniz?” diye sordum. Dedim ya ukalalık yaptım diye, meğer çoktan hazırlıklarına başlamışlar bile…
Müzeverse aylarca açık kalacak. Giriş; yetişkinler için 900, çocuklar ve gruplar için 700’er lira. Ama son kuruşuna kadar değer. Kefili benim. Maddi imkanı ve vakti müsait olanlar, özellikle çocuklarını alıp gitsinler. Eminim bol bol dua alacağım…
TRT bildiğiniz gibi
80’li yıllarda TRT’nin canlı yayınladığı maçlarda ses önceden gelir, görüntüsü ise bir-iki saniye sonra ulaşır, izleyiciler fıtık olurdu.
Çarşamba gecesi Monaco ile Benfica arasındaki Şampiyonlar Ligi maçını izlemek üzere koltuğuma kuruldum. Ne var ki TRT’nin müzmin hastalığı nüksetmişti. Spiker, maçı sanki cam küreye bakarak anlatıyor, onun “kehanetleri” iki saniye sonra ekranda gerçekleşiyordu. 6 dakika boyunca bu işkence devam etti. Sonunda bir yetkilinin kulağı çınlamış olmalı ki senkron sorununu halletti.
Yahu yıl olmuş 2024… Elâlem kafamıza gözlük geçirip bizi Mısır piramitlerinin üzerinde uçuruyor, siz hâlâ kendinizi Necefli Maşrapa döneminden kurtaramıyorsunuz…
Gerçek ne kaldı ki?
Döviz büroları sahte 50 ve 100 dolarlık banknotların artması yüzünden dolar bozmayı reddediyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın taklit ve tağşiş listesi kabardıkça kabarıyor. Arının dokunmadığı bal, içinde süt olmayan peynir ve tereyağı, zeytinden başka her bitkinin içinde yüzdüğü zeytinyağı üretmeyi başardık. (!)
Sahte emlakçılar tarafından 10 kişiye birden satılan ya da kiralanan evler, ortaokul mezunu olup da ameliyata giren sözde beyin cerrahı profesörler, kendini doktor olarak tanıtıp para karşılığı hatalı sevk yaparak yeni doğan bebeleri öldüren ambulans şoförleri, 5 dolara istediğiniz kişilerin kimlik bilgilerini paylaşan dijital mecralar…
Her şey sahte… Peki ne gerçek? Dolandırılmaya pek müsait olduğumuz…
Gaf’let kürsüsü
Hindistan’da, içinde düğünden dönenlerin olduğu ve navigasyon kullanan araç, Google Maps’in yönlendirdiği tamamlanmamış köprüden düştü. Araçtakiler hayatlarını kaybetti.
Zap’tiye
Yakında at etinin içinden sucuk çıktığına sevinir hale geleceğiz!..

Ne demiş?
Yozgat’ta açılan yeni derneğin ismi: “Karısı Evde Temizlik Yapan Oturacak Yer Bulamayan Emekli Erkekler Derneği Lokali.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erdoğan ve Bin Tarık’ın huzurunda, iki ülke arasında 10 anlaşma imzalandı.
İmza altına alınan anlaşmalar şöyle:
– “Ordu Yardımlaşma Kurumu ve Umman Yatırım Otoritesi Arasında Ortak Girişim Kurulması Anlaşması”
– “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile Umman Sultanlığı Ticaret, Sanayi ve Yatırım Teşvik Bakanlığı Arasında Yatırım İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”
– “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Umman Sultanlığı Hükümeti Arasında Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık ve Su Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”
REKLAM
– “Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Umman Sultanlığı Küçük ve Ortak Ölçekli İşletmeleri Geliştirme Otoritesi Arasında Mutabakat Zaptı”
– “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Umman Sultanlığı Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliği Anlaşması”
– “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Umman Sultanlığı Merkez Bankası Arasında Mutabakat Zaptı”
– “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Umman Sultanlığı Hükümeti Arasında Çalışma ve İstihdam Alanlarında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptı”
– “Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Umman Sultanlığı Kültür, Spor ve Gençlik Bakanlığı Arasında Kültür Alanında Mutabakat Zaptı”
– “Diplomasi Akademisi tarafından temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Diplomasi Akademisi tarafından temsil edilen Umman Sultanlığı Dışişleri Bakanlığı Arasında Diplomatik Çalışmalar ve Eğitim Alanında Mutabakat Zaptı”
– “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Umman Sultanlığı Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişarelere İlişkin Mutabakat Zaptı”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan açıklamalar
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geleceğin lider adaylarına ilham veren ve onları “çift kanatlı” bakış açısıyla donatan YGA Zirvesi, Türkiye’nin en etkileyici gençlik programlarından biri olarak öne çıkıyor. YGA, sosyal fayda odaklı gençlerin, bilgiyi, donanımı ve vicdanı bir araya getirerek dünyayı daha iyi bir yer haline getirmesi için önemli bir adım atıyor. YGA zirve programı ile gençler, alanlarında uzman konuşmacılar ve rol modelleri dinleyip tanışarak, sosyal inovasyon projeleri geliştirme ve liderlik potansiyellerini güçlendirme fırsatı buluyor. Her yıl büyük bir ilgiyle takip edilen YGA Zirvesi, başvuru süreci ve içeriğiyle de dikkat çekiyor.
YGA Zirvesi Nedir?
YGA Zirvesi, Türkiye’de 2000 yılından bu yana faaliyet gösteren YGA tarafından düzenlenen bir liderlik ve sosyal inovasyon programıdır. Her yıl on binlerce gencin katılmak için başvurduğu bu zirve, gençleri sosyal projelerde liderlik yapmaya teşvik ederken, onları çift kanatlı bireyler olarak yetiştirmeyi amaçlar. Çift kanat, YGA tarafından gençlere kazandırılması hedeflenen “donanım” ve “vicdan” değerlerini ifade eder. YGA zirve programı, bu iki değer ekseninde, gençlerin yalnızca akademik başarılarına değil, toplumsal farkındalık ve empati yönlerine de odaklanır.
YGA Zirvesi’nin Amacı ve Avantajları Nedir?
YGA Zirvesi, sosyal sorumluluk ve inovasyon alanında fark yaratmak isteyen gençlerin liderlik becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Zirve, gençlerin dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmalarını sağlayacak eğitimler ve panel etkinlikleri sunar. YGA zirve programı, gençlerin yaratıcı düşünme, takım çalışması ve sosyal girişimcilik gibi konularda kendilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Zirveye katılan gençler, kendileri gibi düşünen ve topluma katkı sunmayı amaçlayan diğer gençlerle bir araya gelme fırsatını yakalar. Bu da onlara uzun vadeli bir sosyal ağ kazandırarak kariyerlerinde önemli bir avantaj sağlar. YGA zirvesi avantajları aşağıdaki gibi sıralanır:
Gençlerin liderlik ve sosyal girişimcilik becerilerini geliştirme fırsatı sunar.
Yaratıcı düşünme, takım çalışması ve problem çözme gibi yetenekleri güçlendirmeye yardımcı olur.
Katılımcılara sosyal sorumluluk bilincini derinleştiren eğitimler ve paneller sağlar.
Gençlerin farklı bakış açıları kazanmalarına ve dünyayı daha geniş bir perspektifle değerlendirmelerine olanak tanır.
Sosyal fayda odaklı projeler geliştirmek için ilham ve rehberlik sunar.
Zirveye katılanlar, kendileri gibi sosyal sorumluluk bilinci taşıyan gençlerle tanışarak uzun vadeli bir sosyal ağ kurma fırsatı elde eder.
Kariyer yolculuğunda değerli bağlantılar ve iş birlikleri kurarak, profesyonel gelişimlerinde avantaj sağlar.
Çift kanat yaklaşımıyla bilgi ve vicdan odaklı bireyler yetiştirmeye katkıda bulunur. Bu sayede katılımcıların hem bireysel hem de toplumsal alanda etkili bireyler olmalarını destekler.
YGA zirve programı, gençlere bilgi ile vicdanı dengeli bir şekilde birleştirmeleri için rehberlik eder. Zirveye katılan gençler, topluma katkı sunmayı amaçlayan, benzer hedefleri paylaşan diğer katılımcılarla bir araya gelerek değerli sosyal bağlar kurma fırsatını yakalar.
YGA Zirvesi’ne Kimler Katılabilir?
YGA Zirvesi’ne katılmak isteyen lise ve üniversite öğrencisi olan gençlerin başvuru sürecini başarılı bir şekilde geçmesi gerekmektedir. Fayda yaratma amacı güden ve kendini geliştirme isteği taşıyan herkes YGA zirve başvurusu yapabilir. Bu süreçte adaylardan sosyal sorumluluk bilincine sahip olmaları, empati yeteneklerini güçlü bir şekilde kullanmaları ve ekip çalışmasına yatkın olmaları beklenir. YGA, zirveye seçilecek adaylarda yalnızca başarı odaklı değil, vicdani değerlere önem veren bireyleri arar.
YGA Zirvesi’ne Başvuru Nasıl Sağlanır?
YGA Zirvesi başvurusu, online platform üzerinden belirli dönemlerde kabul edilmektedir. Başvuru sürecinde adaylar, özgeçmiş bilgileri, motivasyon mektubu ve referans mektupları gibi dokümanlarla değerlendirilmektedir. YGA, her başvuruyu özenle inceleyerek, sosyal fayda bilinci yüksek ve potansiyel lider özelliklerine sahip adayları seçer. Adaylar, başvuru aşamasında ayrıca mülakatlara ve grup çalışmalarına da katılarak değerlendirilir. Zirveye katılmak isteyen gençler için detaylı başvuru adımlarına “YGA Zirvesi” sayfasından ulaşmak mümkündür.
YGA programları, gençlerin liderlik potansiyellerini geliştirirken, onları toplumsal sorunlara duyarlı bireyler olarak yetiştirme amacını taşır. Sosyal sorumluluk bilincine sahip gençler için özel olarak tasarlanan bu zirve, gençlerin kariyer yolculuklarında önemli bir basamak niteliğindedir. Siz de çift kanatlı bir lider olarak topluma katkı sunmak istiyorsanız, YGA zirve başvurusu ile bu anlamlı yolculuğa adım atabilirsiniz. YGA’nın sunduğu fırsatlarla dolu bu program, gençlerin geleceğe emin adımlarla ilerlemesini desteklemeye devam etmektedir.
TeknolojiGençlikTürkiye
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çağan Irmak Kültür Merkezi’ndeki kongreye AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, AK Parti İzmir MilletvekiliMahmut Atilla Kaya ve partililer katıldı.
Kongrede mevcut başkan Serdar Kısaağa yeniden seçildi.
Saygılı, kongredeki konuşmasında, omuzlarında büyük ve güçlü Türkiye’nin sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi.
Türkiye Yüzyılı mücadelesini sürdüreceklerini anlatan Saygılı, “Bizim davamız dili dualı olanların, kalbi hasbi çarpanların, gözü kıblede olanların davasıdır. Bizim davamız bize ‘muhtar bile olamazsınız’ diyenlerin, bizi memleketin üvey evladı görenlerinin, bizi ötekileştirenlerin anlayamayacağı bir davadır.” dedi.
Saygılı, İzmir için gece gündüz çalıştıklarını, kente faydalı olma mücadelesi verdiklerini anlattı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın kentte planlanan ikinci çevre yoluyla ilgili eleştirisini hatırlatan Saygılı, şunları kaydetti:
“23 yıldır siz bu şehrin, körfezini mahvettiniz. Derelerin bütün pisliklerinden evsel atıklara kadar körfeze attınız, utanmıyorsunuz da Cumhurbaşkanımızın direkt talimatıyla, Bakanlığımızın direkt uğraşısıyla, 34 kurumdan 8 ay içerisinde alınan onaylarla, ÇED raporuyla başlanılan bir mücadele ile nasıl dalga geçersiniz. Bu nasıl bir kafa, siz bu kafayla bu şehri nasıl yöneteceksiniz. İkinci çevre yolu proje güzergahı, toplam 41 kilometre, 37,5 metre genişliğinde, üç çarpı iki şeritte bir yol.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hikmet Kiler Fen Lisesi öğrencileriyle bir araya gelen Alper Gezeravcı, ilk Türk astronot olarak uzay yolculuğu süreci hakkında bilgiler verdi. Alper Gezeravcı, Bitlis Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlikte uzay yolculuğu deneyimlerini ve Türkiye’nin uzay programı hakkında bilgiler paylaştı.
Öğrencilerin sorularını yanıtlayan Gezeravcı, onlara bilim, teknoloji ve uzay alanlarında ilham vererek kariyer hedeflerine ulaşma konusunda motivasyon sağladı. – BİTLİS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çakar, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenen Avrupa’nın en önemli teknoloji ve startup etkinliklerinden Slush 2024’te AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Slush’ın Avrupa’nın en kapsamlı teknoloji ve startup etkinliklerinden birisi olduğunu belirten Çakar, etkinliğe Türk girişimci ve yatırımcılarının ilgisinin her yıl giderek arttığını söyledi.
Çakar, etkinliğin ilk yılında Türkiye’den 40 kişilik katılım olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
“Fuarın kayıtlarına göre, bu yıl Türkiye’den iştirakçi sayımız 400 civarında. Türkiye’den öğrencilerimiz, genç girişimcilerimiz var. Burada tabii sayının bu kadar yüksek olmasında, devletimizin ve kalkınma ajanslarımızın sağladığı desteklerin de çok büyük önemi var. Girişimcilerimize ayrıca Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin de çok büyük bir katkısı var. Hem bunların eş güdümünün sağlanmasında ve hem buraya getirilmelerinde bireysel katılımcıların da kendi aralarında gruplaşarak geldiklerini görebiliyoruz. Dolayısıyla bunun verimli sonuçlarla bize döneceğine gönülden inanıyoruz.”
“Türkiye Ticaret Bakanı Finlandiya’yı ziyaret edecek”
Türkiye’nin Helsinki Büyükelçisi Deniz Çakar, Türkiye ile Finlandiya arasındaki ticari ilişkilere de değinerek, iki ülke arasındaki ticaretin istikrarlı şekilde geliştiğini belirtti.
Türkiye ile Finlandiya arasında 2023’te 2,1 milyar avroluk bir ticaret hacmine ulaşıldığını aktaran Çakar, şöyle konuştu:
“Bu konuda biz de yakın takipçisiyiz. Dolayısıyla bu yıl içinde benzer bir rakamı yakalayacağımızı düşünüyoruz. İlk 8 ay rakamları 1,2 milyar avro civarında. Bunun yıl sonuna kadar 2 milyar avroyu bulacağını tahmin ediyoruz. Şimdilik ilişkilerimiz çok farklı bir mecrada. Ticari ilişkilerimizde öncelikle 2022’de Türkiye’de Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyon toplantısı yapıldı. Şimdi bunun ikinci ayağı Şubat 2025’te yapılacak. Ticaret Bakanımızı ve büyük bir heyeti ağırlayacağız. Burada bu tür ziyaretlerin ticari ilişkilerin gelişmesine de çok büyük katkısı var. Finlandiya şirketlerinden ilgiyi görüyoruz. Türk şirketlerimizin de aynı şekilde özellikle yeşil dönüşüm, yenilenebilir enerji ve dijitalleşme konusunda bize ve firmalarımıza büyük fırsatlar olduğunu düşünüyoruz.”
Çakar, Türkiye ile Finlandiya arasındaki iyi olan ilişkilerin istikrarlı bir seviyede ve olumlu çerçevede ilerlediğini, bunun NATO şemsiyesi altına alınmasıyla savunma sanayi dahil daha farklı bir boyuta geçtiğini belirterek, şunları söyledi:
“Finlandiya ile zaten iyi olan ilişkilerimiz açıkçası 2024 itibarıyla en iyi seviyesine çıkmıştır. Tarihinin en iyi seviyesinde. Bunda NATO bünyesi çerçevesinde iki kanat ülkesi olarak, Finlandiya en kuzeyde Türkiye’de güneyde, zaten bir ortak paydamız var. Dolayısıyla üstlendiğimiz sorumluluklar arasında benzerlikler var. Ancak Finlandiya ile ilişkilerimizin bu yıl bir de 100’üncü yılını kutluyoruz. NATO çerçevesinde hem savunma alanında hem NATO’nun gereği çerçevesindeki alanlarda yakın işbirliğimiz devam ediyor. Bu işbirliğimizin derinleşmesi çerçevesinde Finlandiya ile savunma sanayii konusunda işbirliğimizin artması söz konusu. Çünkü bu ikimizin de menfaatine.”
“Görüşmeler arttıkça birbirimizi çok iyi anlamaya başladık”
Çakar, “Son iki yılda iki kere Finlandiya Cumhurbaşkanı’nı ağırladık. Türkiye ve Finlandiya ile ilişkilerimiz düzenli mekanizmalarla ilerledi. Bunlar arasında terörizm alanı olsun, İçişleri, Adalet, Dışişleri bakanlıkları olsun ve NATO üyelik sürecinde oluşturulan daimi ortak mekanizma olsun çok sık bir görüşme trafiği var.” diye konuştu.
Bütün bu görüşme trafiğinin her iki tarafın da yararına olduğuna işaret eden Çakar, “Birincisi, birbirimizi çok daha iyi anlamaya başladık. İkincisi, sorunlarımızı görüşme yoluyla aşabileceğimizi anlıyoruz ve bunlar için çözüm üretme gayretine giriyoruz ki bu da çok kıymetli iki ülke ilişkilerinde.” ifadelerini kullandı.
“Finlandiya, teknoloji, inovasyon ve startup bakımından dünya pazarlarına açılan bir kapı niteliğinde”
Deniz Çakar, Finlandiya ile ticaret, teknoloji ve yatırım fırsatlarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Slush etkinliğinde de gördüğümüz gibi Türkiye’de çok dinamik, teknoloji odaklı yetişen gençlerimiz ve girişimcilerimiz var. Bu girişimcilerimizin Finlandiya üzerinden dünya pazarlarına açılma konusunda büyük fırsatlara sahip olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla odaklandığımız alan esasen yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek teknoloji alanlarında genç girişimcilerimizin, firmalarımızın Finlandiya ile ortak işbirliği konusunda çalışması.”
Üçüncü ülkelerde işbirliği fırsatları
Çakar, Finlandiya’nın Türkiye’nin belirli coğrafyalardaki etkinliğinden çok etkilendiğini aktararak, Finlandiya yetkililerinin ve iş dünyasının Afrika ve Orta Asya bölgesinde müteahhitlik dahil Türkiye ile ortak işbirlikleri, ortak yatırımlar ve birlikte çalışma arzusu olduğunu anlattı.
Ukrayna’nın yeniden inşasına dikkati çeken Çakır, “Burada da savaş döneminde bile Ukrayna’da işlerini aksatmadan devam eden Türk inşaat sektörünün Finlandiyalı inşaat sektöründeki meslektaşlarıyla yapabilecekleri, onlara verebilecekleri bilgiye dayalı destekler var ve birlikte hareket edebilirler. Biz bunun da gerçekleşmesini öngörüyoruz ve bekliyoruz.” dedi.
“Finler ve Türkler birbirine yakın halklar”
1924’te Türkiye Finlandiya diplomatik ilişkilerini kuran anlaşmanın imzalandığını hatırlatan Çakar, şöyle konuştu:
“Bu çerçevede her iki ülkenin büyükelçiliği de hem Ankara’daki meslektaşım hem biz, burada halklarımızı daha yakınlaştırmak, kurumlarımızı daha yakınlaştırmak için ciddi gayret sarf ettik ve bunun sonuçlarını da görüyoruz. Esasen Finler ve Türkler birbirine yakın halklar. Sadece arayı çok açık tutmamak lazım. Bu ilişki sıklığının gerek halklar arasında gerek resmi makamlar arasında gerek ticaret ve ekonomi alanında ve NATO bünyesinde askeri işbirliğimiz çerçevesinde sıcak bir şekilde geliştirilmesi ve derinleştirilmesinin, her iki ülkeye de sonsuz fırsat ve yarar sağlayacağı kanaatindeyim.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Belgin Uygur; Ayvalık’ta AK Parti İlçe Başkanlığı’na Betül Akın’ın seçildiği genel kurul toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin 22 yılının Türk Milleti’nin teveccühü ile iktidarda geçtiğini belirterek, “Hem genel idarede bakanlıklarımızın eliyle, hem de yerel yönetimlerde halkımızın, vatandaşlarımızın güçlü desteğiyle 22 yıl boyunca girmiş olduğumuz 17 seçimde ipi göğüsledik. Bu süreçte Türkiye tarihinin en büyük demokrasi hamlelerini gerçekleştirdik. Buraya gelmeden önce Cuma günü MYK toplantımız vardı. Cumhurbaşkanımız sıklıkla ifade ediyor. 22 yıllık süreçte partimizin yaptığı bu dev hamleleri sıklıkla milletimize hatırlatmamız gerekiyor. Ama önce partililer olarak bizlerin bunları unutmaması lazım. Bazen içinde bulunduğumuz o döngüler içerisinde, hayat gailesi içerisinde nereden nereye geldiğimizi görmemiz lazım. Mesela ben eski başbakana yazar kasanın fırlatıldığı günü çok iyi biliyorum. Çok iyi hatırlıyorum. Mesleğe ilk başladığım ilk gündü. Türkiye’nin sadece bir saat içerisinde yaşadığı olumsuz manadaki ekonomik değişimi, o 1999 depreminin hemen akabindeki o dönemin başbakanının, “Ben yurt dışından gelen deprem yardımlarıyla memurun maaşını ödedim” dediğini ben hiçbir zaman unutmuyorum. İşte o dönemdeki Türkiye’den, İsrail’den satın alıp, bize kullandırılmayan İHA’lardan bugün yüzde 80 savunma sanayinde yerliliğe ulaştığımız bir Türkiye” dedi.
Türkiye’nin; hastanelerde rehin kalan hastalar, hastanelerde rehin kalan cenazeler, bulunamayan parayla bile satın alınamayan ilaçların olduğu karanlık dönemleri atlattığını vurgulayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Uygur, “Türkiye bunları yaşadı. Hak ve özgürlükler anlamındaki mağduriyetler hepimizin gözü önünde cereyan etti. Şimdi ise artık uluslar arası alanda da sözü dinlenen bir lider ve Türkiye var. Ülkemizde yaşayan 85 milyon her bir ferdin özlemiydi bu. “One Minute” diyebilen bir lider. “Dünya 5’ten büyüktür” diyebilen bir lider. “Daha adil bir dünya mümkündür” diyen bir lider. Dünya’daki dış politikaya yön veren bir lider. Dünya mazlumlarına umut olan bir lider. İşte Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan ile bizler Eski Türkiye’den, bu günlere geldik” ifadelerini kullandı.
“Zor demek istemiyorum ama kolay olmayan bir süreçten geçiyoruz”
Gabar’da terör ile mücadele edilirken, bugün Gabar’dan petrol çıkarıldığını aktaran Belgin Uygur, ” Hakkari’de terör ile mücadele vardı, şimdi orada turizmin zirvesindeyiz. Her gün bir şehit haberi ve terör saldırına uğradığımız bir Türkiye’den, bugünkü güçlü bir Türkiye’ye ulaştık. 11 ilimizi gerçekten çok büyük bir yıkıma uğratan bir depremin hemen akabinde; yaraların hızlıca sarılması ve konutların hızlıca yapılmasıyla, konutlar teslim ediliyor. Zor demek istemiyorum ama kolay olmayan bir süreçten geçiyoruz. Pandeminin ekonomik etkileri, Ukrayna- Rusya savaşının olumsuz etkileri ve tabii ki depremin ekonomik etkilerine karşı bir yandan ekonomik tedbirler alırken, öbür taraftan da milletimizin her bir ferdinin o kontrol alanını sıkıntıya sokmamak anlamında, devletin yine bütün imkanlarını seferber etmeye çalışıyoruz. İnşallah, Allah’ın izniyle de en kısa zamanda toparlayıp, milletimizin her bir ferdinin ekonomik manada, bu fiyat artışlarından en az etkilenmesini sağlayarak, ülke ekonomimizi refah seviyesine çıkartabilmeye yönelik çabalarımızı da olumlu yönde ilerletmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP İstanbul Milletvekili Dr. Gamze Akkuş İlgezdi, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de kadınların karşılaştığı sorunlara ve istihdama ilişkin değerlendirmede bulundu.
İlgezdi, şunları kaydetti:
“Kadınlarımız katlediliyor, şiddet görüyor, eve hapsediliyor, okutulmuyor, erken yaşta zorla evlendiriliyor, çocukken anne olmaya zorlanıyor. AKP iktidarı kadını ailenin içine hapsedici politikalarına devam ettiği için kadın istihdamı da en kötü dönemini yaşıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan, kadına yönelik şiddette her türlü indirimin uygulanmasını sağlayan AKP kadın istihdamının önündeki en büyük engeldir. Kadının gülmesinden rahatsız olan zihniyetleri kadının çalışmasına da karşı. Üstelik TÜİK’e göre kadın istihdamı Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde yüzde 18,2. Doğudaki kadınlar daha da dezavantajlı.”
“AKP kadının iş yaşamındaki yerini de yok ediyor”
Kadın istihdamında Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında son sırada yer aldığını aktaran İlgezdi, “Kosta Rika’dan Meksika’ya, Kolombiya’dan Şili’ye tüm OECD ülkeleri kadın istihdamında bizden öndeler. Kosta Rika bile bizden yüzde 6,4 daha yüksek bir oranda kadın istihdam ediyor. İzlanda ülkemizin iki katından fazla kadın istihdam oranıyla lider. Onu Hollanda, Avustralya, Norveç, İsviçre, İsveç, Kanada, İsrail ve Estonya takip ediyor. Kadın istihdamında yüzde 50’den daha az olan 11 ülke var. Bunlar sırasıyla Polonya, Fransa. Belçika, Şili, İspanya, Kolombiya, Meksika, Yunanistan, İtalya, Kosta Rika ve tabii ki son sırada AKP’nin yönettiği Türkiye. Kadın düşmanı politikaların mimarı ve uygulayıcısı AKP kadının iş yaşamındaki yerini de yok ediyor. Kadınlarımızı eve hapsediyor. AKP iktidarı ile ülkemiz kadın istihdamında Kosta Rika’nın bile gerisinde. Kadın istihdamının en yüksek olduğu İzlanda’da bu oran Türkiye’nin iki katından fazla yüzde 68,3. Kadını eve hapsetmek isteyen AKP zihniyetinin utanç göstergesidir bu”” ifadelerini kullandı.
Gamze Akkuş İlgezdiMilletvekiliPolitikaİstanbulTürkiyeGüncelKadın
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Bedensel Engelliler Spor Federasyonu 8’inci Olağan ve Mali Genel Kurulu’nda başkanlık seçimine mevcut başkan Alpaslan Erkoç tek aday olarak girdi. Erkoç, 92 oy alarak yeniden göreve seçildi.
Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu 8’inci Olağan ve Mali Genel Kurulu’na 137 delegeden 95’i katıldı. Yönetim ve mali raporların ibra edildiği seçimde 3 oy geçersiz sayılırken 92 oy alan Alpaslan Erkoç, yeniden başkan oldu.
Bedensel Engelliler Spor Federasyonu başkanlığına 4 yıllığına yeniden seçilen Alpaslan Erkoç’un yönetim kurulunda ” Ali Demirhan, Musa Tahsin Doğan, Hasan Yıldırım, Kürşat Karaca, Ercan Altın, İzzet Soydabircan, Adem Durkut, Halil Bekereci, Ahmet Ali Özduman ve Özden Aslan” yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GALLER VE KARADAĞ MAÇLARINDA YOK
UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup’ta Galler ve Karadağ ile karşılaşacak olan A Millî Futbol Takımı’nda Ahmed Kutucu aday kadrodan çıkarıldı. Türkiye Futbol Federasyonundan yapılan açıklamada sol arka adalesindeki gerilme ve ödem nedeniyle tedavisine devam edilen Ahmed Kutucu’nun yarın Kayseri’de Galler, 19 Kasım Salı günü ise deplasmanda Karadağ ile oynanacak maçlarda forma giyemeyeceği bildirildi.

TFF’den yapılan açıklama şöyle;
“ikas Eyüpspor’da forma giyen millî futbolcumuz Ahmed Kutucu, sakatlığı nedeniyle UEFA Uluslar Ligi’nde Galler ve Karadağ ile karşılaşacak A Milli Takımımızın aday kadrosundan çıkarıldı.
Geçtiğimiz hafta İkas Eyüpspor’un Adana Demirspor A.Ş. ile oynadığı müsabakada sol arka adalesinden sakatlık yaşayan futbolcunun tedavisine hafta başından itibaren A Milli Takımımızın Riva’daki kampında devam edilmekteydi. Ancak, Ahmed’in sakatlığının A Milli Takımımızın UEFA Uluslar Lig maçları sürecinde tam olarak geçmeyeceği belirlendiğinden, millî futbolcumuzun tedavisine kulübünde sürdürmesi kararlaştırıldı.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bayburt’ta Picasso tablosu bulundu… İl Jandarma Komutanlığı’nın tarihi eser ticareti ve izinsiz kazı suçlarına yönelik çalışmalarında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden çıkarılan eserlerin, batı illerine satılmak üzere hazırlandığı ve bir kısmının da yurt dışına çıkarılacağı yönünde bilgi üzerine harekete geçti.

21 şüpheliyi takibe alan ekipler, 14 ilde belirlenen ikamet, araç ve iş yerlerine eş zamanlı operasyon gerçekleştirdi. Operasyon kapsamında yapılan aramalarda; Osmanlı dönemine ait 3 bin 72 sikke, Doğu Roma ve Bizans dönemine ait yaklaşık bin yıllık olduğu değerlendirilen 178 sikke ve çeşitli tarihi eser nitelikteki objeler ele geçirildi.

Operasyonların Bayburt ayağında, şüphelilerin 6 milyon avro değer biçip satışa sundukları, ressam Pablo Picasso’ya ait olduğu ileri sürülen nü tablo da ele geçirildi.

Tablonun gerçek olup olmadığının belirlenmesi için çalışma başlatılırken, operasyon kapsamında yakalanan 21 şüpheli de gözaltına alındı.

Şüphelilerden 19’u jandarmadaki ifadeleri sonrası serbest bırakılırken, 2 şüpheli ise sevk edildiği adliyede çıkarıldıkları hakimlik tarafından adli kontrol tedbiriyle serbest kaldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Bilimler Akademisi’nden (TÜBA) Prof. Dr. Doğan Yaşar, Türkiye’nin iklimsel değişikliklerin etkilerine hazırlıklı olmadığını belirterek, “Artık klasik su kullanımından vazgeçmemiz, yer altı barajları yapmamız, tarımsal sulamada damlamaya geçmemiz, suyumuzu barajlardan kapalı ortama getirmemiz ve büyük metropollerde kanalizasyonla yağmur sularını ayırıp, yağmur sularını yeniden barajlara basacak sistemler geliştirmemiz gerekiyor. Arıtmalardan çıkan suyun tarıma verilmesi lazım” dedi.
İklim değişikliğinin neden olduğu yüksek sıcaklıklar, yağış azlığı ve aşırı buharlaşmanın etkileri, her geçen yıl artıyor. TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, kuraklık ve su kaynaklarının azalmasına karşı önlem alınması gerektiğini belirterek, iklimsel değişikliklerin etkilerine karşı hazırlık yapılmadığını söyledi. Türkiye’de 2020’den itibaren 3 yıl boyunca La-Nina dönemi yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar, “Kurak bir dönem geçti. Yağışlar 2020’de yüzde 12, 2021’de yüzde 9, 2022’de yüzde 12 eksik yağdı. 3 yıl üst üste eksik yağması çok da doğal bir durum değil. 2023’te El-Nino geldi, açığı kapattı. Deniz suları olağanüstü ısındı. Deniz suyunun ısınması buharlaşmanın ve yağışların artması demek. Hepsi de gerçekleşti. Ne kadar kurak geçerse, arkadan o kadar çok şiddetli yağışlar gelir. Doğa kendini dengeler. Önemli olan kuraklığa da yağışlı döneme de hazır olabilmek. Kuraklık olduğu için barajlar boşaldı. Barajlar boş olunca hidroelektrik santraller devre dışı kaldı, biz de bütün dünyada olduğu gibi fosil enerjiye saldırdık. Bir anda kömür ve doğal gaz fiyatları arttı” dedi.
‘GÖLLER BÖLGESİ, ÇÖLLER BÖLGESİ OLDU’
Prof. Dr. Yaşar, “Konya Ovası, obruk ovasına döndü. Bunun iklimle hiçbir alakası yok, tamamen yanlış tarım desenleri nedeniyle oldu. Türkiye’nin 25 havzası var, Tarım Bakanlığı’nın her yıl nerede, ne ekileceğini belirlemesi lazım. Çok su isteyen bitkiyi az su olan yere ekerseniz, suyu yer altından çeker. Güneyde sular, yer altından çekildi ve bütün göller kurudu. Sonuçta maalesef göller bölgesi çöller bölgesi; Konya Ovası da obruk ovası oldu. İklimleri suçluyoruz, iklimlerde suç yok. Suç bizde” diye konuştu. Prof. Dr. Yaşar, 2025 Şubat ayından önce doyurucu yağış beklemediğini söyleyerek, “‘Bugün-yarın yağışlar gelecek’ deniyor ama barajları pek hareketlendirmez. Barajları hareketlendirecek yağışları şubat ve marttan sonra bekliyorum. Normalde La-Nina dönemleri 9 ila 12 ay arası sürer. Şubattan sonra La-Nina etkisini kaybedecek, denizler ısınacak. Denizler ısındıkça buharlaşma ve yağmur artacak. Deniz suyunun çok ısınması çok fazla buharlaşma demek, çok fazla buhar demek çok fazla yağış demek” dedi.
‘HER YERDE, BÜTÜN BATI ANADOLU’DA DA TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR’
Bu yıl Batı Anadolu’da az yağış olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaşar, ” İstanbul’da barajlar, haziranda yüzde 81’di, yüzde 29’a düştü. Her yerde, bütün Batı Anadolu’da da tehlike çanları çalıyor. Artık klasik su kullanımından vazgeçmemiz, yer altı barajları yapmamız, tarımsal sulamada damlamaya geçmemiz, suyumuzu barajlardan kapalı ortama getirmemiz ve büyük metropollerde kanalizasyonla yağmur sularını ayırıp, yağmur sularını yeniden barajlara basacak sistemler geliştirmemiz gerekiyor. Arıtmalardan çıkan suyun tarıma verilmesi lazım. İzmir’de yalnızca Çiğli’den günde yaklaşık 400 bin metreküp su çıkıyor. Bu Gediz Ovası’na Menemen’e verilmeli. İzmir olarak günde yaklaşık 700 bin metreküp kullanma suyu kullanıyoruz. Suyu kullanmasını henüz bilmiyoruz. Bilimi kullanmadığınız sürece iklimleri suçluyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
KİMLER BAĞIŞ YAPABİLİR?
18 yaşını dolduran fiziksel ve akıl sağlığı yerinde olan herkesin organ bağışçısı olabileceğini belirten Doç. Dr. Karagül, beyin ölümü gerçekleşen organ bağışçısının aile onayı da alınarak, organlarının başka hastalara nakledilebileceğini söyledi. Sağlıklı kişilerin ise hayattayken de organ bağışı yapabileceğini söyleyen Doç. Dr. Karagül, “Örneğin karaciğerinin bir kısmını ya da bir böbreğini bir akrabasına bağışlayabilir. Bu durum canlı vericili organ nakli olarak adlandırılır. Ülkemizde 4’üncü dereceye kadar akrabalık durumu olan hasta için organ bağışçısı olunabilmektedir.

Eğer böyle bir akrabalık durumu yoksa o zaman organ bağışına karar vermek için belirlenmiş bir etik kurul inceleme yapar. Bu inceleme sonucunda onay alınırsa, organ bağışı kabul edilebilir” dedi. Doç. Dr. Karagül, organ bağışı yapmak isteyenlerin sağlık müdürlüklerine, devlet hastanelerine, üniversite hastanelerine, sağlık ocaklarına ve organ nakli konusunda yetki verilmiş özel hastanelere başvurabileceklerini belirterek, “Organ bağışçısı olan kişilerin bilgileri Sağlık Bakanlığı bünyesindeki bir bilgi sistemine girilir ve sadece Bakanlık yetkilileri bu bilgilere ulaşabilir” dedi.

LÖSEMİDE KEMİK İLİĞİ NAKLİ HAYAT KURTARIR
Lösemi hastalarında yüksek risk kabul edilen durumlar varlığında kemik iliği naklinin, çoğu hasta için tek hayat kurtarıcı tedavi olduğunu belirten İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Toluy Özgümüş, kemik iliği bağışçısı olmanın önemini vurgulayarak, şöyle dedi: “Çocukluk çağında yüzde 20 ila yüzde 30 arası oranlarda kemik iliği nakli gerekebilmektedir. Bu oran erişkin hastalarda çok daha yüksektir. Bu işlem, hastanın hastalıklı kemik iliğinin sağlıklı bir donörün kemik iliğiyle değiştirilmesini içerir. Donör, bir aile üyesi ya da uyumlu bir bağışçı olabilir. Uygun bir bağışçı bulunamadığında hayat kurtarıcı bu işlemin yapılması mümkün olmamaktadır.”

KIZILAY’A GİT BAĞIŞÇI OL!
Çoğu hasta için bu tedavinin yerini tutabilecek alternatif bir tedavi bulunmadığını söyleyen Uzm. Dr. Özgümüş, “Ülkemizde artık Kızılay aracılığı ile kemik iliği bağışçısı olunabilmektedir. Buna alternatif olarak İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi bünyesinde kemik iliği bankaları bulunmaktadır. Kemik iliği bağışçısı olmanın genç sağlıklı bireylerde sağlığa herhangi bir zararı bulunmamakta, alınan kemik iliği hücreleri vücut tarafından 1 hafta ile 1 ay arasında tamamen yenilenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AKILLI MOLEKÜLER İLAÇLAR
Doç. Dr. Öztürk, kanserli hücreler, hücre çekirdeğindeki DNA’ya kontrolsüz çoğalma sinyali gönderen yolaklar üzerinden gerçekleştiğini belirterek, “Bu yolakların baskılanmasının kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalmasını durdurduğu görülmüştür. Akciğer kanser hücresinin büyüme ve çoğalmasını artırdığı iyi bilinen bu yolaklar maalesef ki her akciğer kanserinde tespit edilemez. Sinyal yolağının aşırı çalıştığı hastalarda ise bu yolağı durduran ilaçlar mevcuttur. Sinyal yolağının aşırı çalışması neticesinde akciğer kanserinin ilerlediği görülen hastalarda, yolağın özelliğine göre ilaç seçimi yapılabilmektedir” dedi. Hedefli tedavilerin aşırı çalıştığı belirlenen sinyal yolağını durduran, özel ilaçlar olduğunu belirten Doç. Dr. Öztürk, “Bu açıdan bu ilaçlara, hedefli tedaviler ya da akıllı moleküler ilaçlar denilmektedir. Her ne kadar hedefli tedavi yapılabilen hasta sayıları az sayıda olsa da bu hedefli tedavileri kullanabildiğimiz hastalarda tedavi sonuçları alışılmış kemoterapi ilaçlarına kıyasla hem daha iyi, hem de tedaviye bağlı yan etkiler çok daha az sıklıkta görülmektedir” dedi.

Doç. Dr. Akın Öztürk
EN ÇOK ERKEKLERDE GÖRÜLÜYOR
MEHMET Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Çetinkaya da kansere bağlı ölümler içerisinde akciğer kanserinin yılda 1.69 milyon kayıp ile tüm dünyada ilk sırada yer aldığının altını çizerek, şu önemli bilgileri verdi: “2020 yılında dünyada yılda 2,2 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 41 bin yeni akciğer kanseri hastası tespit edilmiştir. 5 yıllık hayatta kalma oranları yüzde 20’lerin altında izlenmektedir. Ne yazık ki takip eden yıllarda bu sayıların daha da artması beklenmektedir. Türkiye, erkeklerde tüm dünyada akciğer kanserinin en sık görüldüğü ülkedir.”

Uzm. Dr. Ali Çetinkaya
SİGARA BAŞ AKTÖR
En önemli risk faktörünün tütün kullanımı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Çetinkaya, şöyle dedi: “Dünya çapındaki kanser ölümlerinin yüzde 22’sine, akciğer kanserinden kaynaklı ölümlerin ise yüzde 71’ine neden olmaktadır. Sigara ve son yıllarda gençlerde kullanımı artan elektronik sigara, akciğer kanserine yol açan en önemli nedendir. Genetik faktörler, radon gazı, asbest, çevresel toksinler gibi etkenlerde risk olarak kabul edilmektedir. Ancak yapılan çalışmalar, ülkemizde görülen akciğer kanserlerinin yüzde 90’ının sigara nedeniyle ortaya çıktığını gösteriyor. Çok sigara içen kişide risk yüzde 30’lara çıkarken, hiç sigara içmeyen kişinin akciğer kanserine yakalanma riski yüzde 1’den daha düşük. Sigaranın bırakılmasıyla kanser gelişme riski hızla azalmaya başlamaktadır. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra, akciğer kanseri riskinin yüzde 50 oranında azaldığı görülmektedir. Riskli gruptaysanız kanser tarama programlarına katılmanız faydalı olacaktır.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>1 MİLYON İNSANIN KATİLİ
Ülkemizde de özellikle son dönemde artış gösteren sahte ilaçların oluşturduğu riskleri anlatan ilaç şirketinin Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsat Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, “Sahte ilaç, dünya genelinde artan bir sorun.

Bugün küresel sahte ilaç pazarının yıllık 200 milyar ila 432 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu, yaklaşık 150 ülkenin yıllık ekonomisinden daha büyük bir rakam. Yine bu veriler, düşük ve orta gelirli ülkelerde tahminen her 10 ilaçtan 1’inin merdiven altı veya sahte olduğu anlamına geliyor. Sahte ilaç kullanımı nedeniyle dünya genelinde her yıl 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor” dedi.
YASA DIŞI İLAÇTA 5’İNCİ SIRADAYIZ
İlaç Güvenliği Enstitüsü’nün (Pharmaceutical Security Institute) verilerine göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrasya Bölgesi’nin dünyada yasa dışı ilaç faaliyetlerinin en yüksek olduğu bölgeler arasında 5’inci sırada yer aldığını belirten Dr. Bahadır, “Son dönemde ülkemizde de özellikle diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan enjeksiyon kalemlerinin sahte versiyonlarında dikkat çekici bir artış gözlemliyoruz” diye konuştu.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ UYARDI
Geçtiğimiz aylarda Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) sahte ilaçlar konusunda uyardığını belirten Dr. Bahadır, “Sahte ürün tehlikesine karşı ilaçların hekim kontrolünde kullanılması konusunda bilincimizi artırmamız gerekiyor. Biz, insanlık tarihinin en eski suçlarından biri olan ve hasta güvenliğini tehdit eden sahte ilaçlarla mücadeleye küresel ve ulusal ölçekte devam ediyoruz” dedi.
İNTERNETTEN İLAÇ ALMAYIN
Dr. Bahadır, sahte ürünlerden korunmanın en güvenli yolunun, doktor kontrolünde ilerlemek olduğunu söyleyerek, “İnternet sitelerinden, elden ve sosyal medya üzerinden ilaç satışı yapanlara itibar edilmemeli. İlaçlar, yalnızca eczanelerden temin edilmelidir” diye ekledi.

DEVLETİMİZ GÖZ AÇTIRMIYOR
“Bu mücadelemizde yalnız değiliz” diyen Dr. Bahadır, sözlerine şöyle devam etti: Türkiye’de konuyu bizim kadar önemseyen sağlık makamları, eczaneler ve sağlık mesleği mensuplarıyla yakın diyalog ve iş birliği içindeyiz. Devletimiz bütün gücüyle bu konuyla mücadele ediyor. Tüm kolluk kuvvetleri seferberlik halinde sahte ilaç operasyonları düzenliyor ve bu suçlulara göz açtırmıyor.”
NASIL AYIRT EDECEĞİZ?
DR. Bahadır, sahte ilaçları gerçek ilaçlardan nasıl ayırt edebileceğimizi ise şöyle sıraladı:
Sahte ürünün fiyatı orijinal üründen daha düşüktür. İlaç şirketlerinin fiyat tebliğleri bellidir.
Türkçe ambalajlı ve Türkçe prospektüsü vardır.
Orijinal ilaçtan kutu rengi farklı, baskı kalitesi kötü ise bu sahte ilaçtır.
İlacın rengi farklı ise yine sahteliğinden şüphelenilmelidir.
YAŞAMI TEHDİT EDİYOR
TÜRK Diyabet Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva ise obezite tedavisinde doktor kontrolü olmadan, eczaneler dışında ticareti yapılan enjeksiyon kalemlerinin kullanımının arttığına dikkat çekerek, şu uyarılarda bulundu: “Reçetesiz bir şekilde, ağırlıklı olarak internetten temin edilen bu ilaçlarda sahtelere rastlıyoruz. Bu ilaçlar reçetelidir. Denetimsiz üretilen ve zayıflama amacıyla kullanılan sahte ilaçlar, toksik kimyasallar, ağır metaller, bakteriler ile kontamine bileşikler, sibutramin, tiroid hormonu, iyot gibi bazı aktif maddeleri, efedrin, amfetamin gibi uyarıcıların toksik ve zararlı dozları dahil pek çok maddeyi içerebilmektedir. Sahte ilaçlar, yaşamı tehdit ediyor. Geçtiğimiz aylarda, sahte enjeksiyon kalemi kullanan bir hasta, kalem içerisinde insülin olması nedeniyle hayati risk taşıyan hipoglisemi (kan şekeri düşmesi) ile acile kaldırıldı. Hızlı ve doğru müdahale gerçekleşmeseydi hayatını kaybedebilirdi.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kurtulmuş, İl Genel Meclisi toplantı salonunda düzenlenen “Burdur Sivil Toplum Buluşması” programında yaptığı konuşmada, dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasinin Türk demokrasisi olduğunu söyledi.
Seçilmiş başbakanları darağacında asılmış, 70 yıllık çok partili siyasi hayatta, 5 kere darbeler ve darbe teşebbüsleriyle yolu kesilmeye çalışılmış bir milletin evlatları olduklarını ifade eden Kurtulmuş, “Her darbe teşebbüsünden sonra millet yeniden iradesine sahip çıkarak ortaya çıkmış ve kendi demokrasisini tahkim etmiştir. TBMM Başkanı olarak söyleyebilirim ki bugün dünyanın temsil gücü en yüksek parlamentolarından birisi TBMM’dir. 14 siyasi parti var, bunlardan 6 tanesinin Meclis’te grubu var. TBMM’de konuşarak, tartışarak millete ait her meselenin müzakere edilebildiği bir demokratik ortamı rahatlıkla inşa ediyor ve bu ortamı sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Kurtulmuş, Türkiye demokrasisinin kalitesini, vasıflarını artırmanın en önemli hedefleri arasında olduğunu vurgulayarak, bir diğer önemli hedefin de Türkiye’nin ekonomik gücünün daha da ileriye götürülmesi olduğunu belirtti.
Türkiye’nin alım gücü bakımından dünyanın en büyük ekonomilerinden bir tanesi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin önde gelen ekonomilerden biri haline gelmesi için her türlü ekonomik gelişmenin önünü açmak, desteklemek, güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Burada devletin, kamu kurum ve kuruluşlarının üzerine düşen sorumluluk, bu alanlarda yapılacak işleri kolaylaştırmak. Yatırımcıların, özellikle özel sektörün önünü açmak ve çok daha güçlü bir Türkiye ekonomisinin kurulabilmesi için mücadele etmektir.”
“Türk mühendisleri dünyaya öncülük edebilecek noktaya geldi”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin son yıllarda sanayi ve teknoloji alanındaki hamlelerinin dünyada ilgiyle ve dikkatle takip edildiğini söyledi.
İHA ve SiHA’larda dünyadaki en önde gelen 2-3 ülkeden birisinin Türkiye olduğunu belirten Kurtulmuş, Türkiye’nin bugün helikopter motorunun tamamını, uçak motorunun da büyük kısmını yapabildiğini belirtti.
Kurtulmuş, Türkiye’de çok güçlü bir mühendislik ordusunun yetiştiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Milli savunma sanayi sektöründe çalışan Türkiye’deki mühendislerin yaş ortalaması 33’dür. ABD’deki mühendislerin yaş ortalaması 50 küsurdur. Bundan sonra savunma sanayisinde Türk mühendisleri dünyaya öncülük edebilecek bir noktaya gelmişlerdir. Bakın, TUSAŞ’da 2 hafta önce yaşanan saldırılardan hemen sonra hastanelerde yaralılarımızı ziyaret ettik. Saldırılardan kurtulmuş, hastanede yatan insanlar, eli kolu sarılı, kafası gözü sarılı. O vaziyette ‘Kalkacağız, hemen işimizin başına gideceğiz ve daha güçlü bir şekilde üretmeye, daha güçlü bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.’ diyorlar. Allah’a şükür böylesine şuurlu bir şekilde var olan genç kadrolarımız, mühendis ve yönetici kadrolarımız var. Bu yüksek teknolojilerin sadece savunma alanında değil, her alanda fevkalade iyi yetişmiş gençlerimizin olduğunu gittiğimiz birçok kurumda görüyor ve bununla iftihar ediyoruz. Bundan 10 sene evvel, 20 sene evvel hayal zannettiğimiz alanlarda, Türkiye’nin yüksek teknolojililerle önünün hızla açılmaya başladığı, hakikaten tarihi bir fırsatın arifesinde olduğumuz açıktır. Dolayısıyla teknoloji ve sanayi alanındaki yatırımlarımızı güçlendirmeye, bu alanlarda gücümüzü artırmayı, ekonomik olarak Türkiye’nin daha güçlü bir ekonomi haline gelmesini temin edeceğiz.”
“Bundan sonra dünya tek kutuplu olmayacak”
Kurtulmuş, Türkiye’nin eğitim alanındaki öneminden bahsederek, sadece sistem kurmanın, yatırımlar yapmanın yeterli olmayacağını söyledi.
Bunları hem daha ileriye götürmek hem de daha iyi şekilde korumak için nitelikli insan gücüne ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, yeni kurulmasına rağmen Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin dünyada ilk 1500 üniversiteden biri olmasının önemli olduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, Türkiye’nin eğitim alanında önemli mesafeler aldığını, milletin hiçbir zaman bir yerde durmadığını ifade ederek, bu coğrafyada koşmaktan başka çare olmadığını vurguladı.
Herkesin aynı istikamete bakıp, aynı istikamete oklarını atacağını anlatan Kurtulmuş, “Birimiz Hanya’ya diğerimiz Konya’ya gidersek yol yürümemiz mümkün değildir. Hanya’ya gideni de avlarlar Konya’ya gideni de. Dolayısıyla milletçe hep birlikte büyük hedeflere doğru yürümek, ikinci asrına girdiğimiz Cumhuriyetimizin bu asrını tüm milletimizin seferber olma ruhuyla bir ‘Türkiye Yüzyılı’ haline getirmek, sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye’yi gerçekleştirmek hepimizin ayrı ayrı sorumluluğudur.” diye konuştu.
Türkiye’nin uluslararası alandaki gücünü tahkim ederek yola devam edeceklerini belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Dünya yeni bir döneme giriyor. ABD’nin, 2022’nin yaz aylarında Afganistan’dan apar topar çekilmesiyle dünya siyasetinde yeni bir dönemin kapıları açıldı. Nasıl Berlin duvarının yıkılması dünyada yeni bir dönemi başlattı, yani iki kutuplu bir sistemi sona erdirdiyse Amerika’nın Afganistan’dan çekilmesiyle de Amerika’nın tek başına idare ettiğini zannettiği dünya sistemi çöktü. Şimdi yeni bir sistem, Amerika son zamanlarda ne yapacak? ‘Trump geldi şöyle mi böyle mi olur?’ diye sepetlerindeki pamukları dökmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte dünya tek kutuplu bir dünya olmayacak. Bir tek ülkenin ya da bölgenin yönettiği dünya olmayacak. Dünya çok kutupluluğa doğru gidiyor. Dünyanın her bölgesinde birden fazla gücün, etkisinin olduğu çok fazla güç denklemlerinin geçerli olduğu yeni bir döneme doğru gidiyoruz.”
“Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor”
Numan Kurtulmuş, bu süreçte Türkiye’nin hem bölgesinde hem yeryüzünde etkili bir siyasal güç olarak, etkili bir ülke olarak adından en çok bahsettirecek ülkelerden birisi olduğuna işaret etti. Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Çok kutuplu dünya sisteminin içerisinde gücü hem Doğu hem Batı ile hem zengin hem gelişmekte olan ülkelerle hem Müslüman coğrafyasıyla hem diğer dünyanın bütün coğrafyasıyla Asya’sı, Afrika’sı, Latin Amerika’sı, Rusya’sı ile Çin’i ile Avrupa Birliği ile Amerika ile tüm dünya merkezleriyle bir tek eksen üzerinde ilişkilerimizi geliştireceğiz ve daha güçlü olacağız. Yıllardır ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor.’ deniyor ya Türkiye’nin ekseni kaymıyor, Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. Bizim kendi milli eksenimizi tahkim etmek, milli menfaatlerimizi esas alan dış politikayı çok daha güçlü hale getirmek mecburiyetimiz var. Nasıl içeride dirliği birliği sağladıysak, dışarda da inşallah yakın çevremizden başlayarak normalleşme süreçleri çerçevesinde bölgemizdeki ülkelerle olan sorunları da hızlı şekilde telafi edip, yolumuza devam etmek mecburiyetindeyiz.”
Türkiye’nin güçlü olabilmesinin yolunun tek tek şehirlerin gücünden geçtiğine değinen Kurtulmuş, ülkenin tüm şehirlerinin potansiyelini en iyi şekilde kullanabilmesi gerektiğini aktardı.
Kurtulmuş, Burdur’un da tarımdan tarihi yapılarına, üniversitesine kadar önemli potansiyele sahip olduğunu, sivil toplum kuruluşlarının halkın sesini siyasete yansıtabilecek güçlü çalışmalar içinde olması gerektiğini sözlerine ekledi.
(Bitti)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kazakistan, Suriye krizine çözüm bulmak amacıyla 2017 yılında başlatılan Astana süreci toplantılarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Toplantı kapsamında garantör ülkeler, Türkiye, Rusya ve İran heyetleri ile Suriye rejimi ve muhalefet temsilcileri arasındaki görüşmeler dün başlarken, bugün ise toplantının ana oturumu yapıldı. Oturumda Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Alibek Bakayev, toplantının sonuç bildirisini okudu.
Garantör ülkeler, uluslararası topluma Gazze’ye engelsiz insani erişim sağlama çağrısı yaptı
Bildiride, Astana süreci garantörleri İran, Rusya ve Türkiye’nin İsrail’in Gazze’de devam eden katliamları ve suç teşkil eden saldırılarının yanı sıra Lübnan ve Batı Şeria’daki saldırganlığını şiddetle kınadığı ve derin endişe duyduğu belirtilerek, “(Garantör ülkeler) Başta BM Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası topluma acil ve kalıcı ateşkes ve Gazze’ye engelsiz insani erişimi sağlanması çağrısı yaptı” ifadeleri kullanıldı.
Bildiride, “(Garantör ülkeler) Lübnan’da acil ateşkes çağrısında bulunmuşlar, BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 Sayılı Kararının (2006) uygulanmasının altını çizmişler ve toplu sivil ölümlerin yanı sıra büyük çaplı altyapı yıkımına uğrayan Lübnan’a acil insani yardım ulaştırılmasının lüzumunu vurgulamışlardır. İsrail silahlı kuvvetleri tarafından UNIFIL’in kasıtlı olarak hedef alınmasına dair büyük kaygılarını dile getirmişlerdir” denildi.
Garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran’ın BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), BM kuruluşları ve tüm insani yardım kuruluşlarının, Lübnan’daki çatışmaların tırmanmasının ardından Lübnan’dan Suriye’ye geçmek zorunda kalanlara yönelik acil müdahale tedbirleri geliştirmesi gerektiğini vurguladığı aktarılan bildiride, “(Garantör ülkeler) İsrail’in Suriye’deki tüm askeri saldırılarını kınadı. Bu eylemlerin uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini, bölgedeki istikrarı bozduğunu ve gerilimi tırmandırdığını kabul etmiş, bu saldırılara son verilmesi çağrısında bulundu” denildi.
Bildiride, Türkiye, Rusya ve İran’ın, Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün yanı sıra BM Şartı’nın hedef ve ilkelerine olan sarsılmaz bağlılıklarını teyit ettikleri kaydedildi.
Bildiride, “(Garantör ülkeler) Terörle mücadele, Suriyelilerin BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönmeleri için uygun koşullar oluşturmak, siyasi süreci yoğunlaştırmak ve tüm Suriyelilere engelsiz insani yardım akışını sağlamak amacıyla Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı, iyi niyet ve iyi komşuluk temelinde yeniden tesis etmeye yönelik çabaların önemini vurguladı” ifadeleri kullanıldı.
Bildiride, “(Garantör ülkeler) Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü zayıflatan ve sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere, komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlere karşı durma konularında birlikte çalışmaya devam etme yönündeki kararlılıklarını ifade etmişlerdir. 23 Ekim 2024 tarihinde Ankara’da TUSAŞ binasına yönelik gerçekleştirilen saldırı dahil olmak üzere, terörist grupların eylemlerini ve Suriye’nin muhtelif bölgelerinde, farklı isimlerle faaliyet gösteren ve sivil tesisleri hedef alarak sivil kayıplara neden olan terörist grupları kınamışlardır. Suriye’nin kuzeyine dair alınan tüm kararların bütünüyle tatbik edilmesinin lüzumuna dikkat çekmişlerdir” denildi.
Garantör ülkelerin, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ndeki (İGAB) üçüncü taraflarca durumu daha da istikrarsızlaştırabilecek her türlü yıkıcı faaliyetin önlenmesinin önemini vurguladığı kaydedilen bildiride, “(Garantör ülkeler) Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu kınadı ve bölgede kalıcı güvenlik ve istikrarın ancak bu ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması temelinde elde edilebileceğin konusunda mutabık kaldı. Suriye’ye ait olması gereken petrol ve diğer kaynakların devam eden yasadışı ele koyma ve transferini reddettiklerini yineledi. Bu unsurların ve tek taraflı yaptırımların Suriye’deki ekonomik durumu olumsuz etkilediğini vurguladı. Terör destekçisi ülkelerin, Suriye devletinin birliğine zarar veren eylemlerini kınadılar” denildi.
Bildiride, Rusya, Türkiye ve İran’ın 23. tur Astana görüşmelerinin 2025 yılının ilk yarısında yapılmasına karar verdikleri belirtildi.
BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi temsilcilerinin yer aldığı görüşmelere gözlemci olarak Ürdün, Irak ve Lübnan heyetleri de katıldı. 21. tur Astana görüşmeleri, bu yılın ocak ayında yapılmıştı. – ASTANA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Burdur’da Mehmet Akif Ersoy Bilim ve Sanat Ödülleri Töreni’ne katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş törenin ardından STK temsilcileri ile bir araya geldi. İl Genel Meclisi Toplantı Salonu’nda Burdurlu STK temsilcilerine hitap eden Numan Kurtulmuş Burdur’un tarımdan tarihi yapılarına, üniversitesine kadar önemli potansiyele sahip olduğunu belirterek sivil toplum kuruluşlarının halkın sesini siyasete yansıtabilecek güçlü çalışmalar içinde olması gerektiğini belirtti. Kurtulmuş “Anadolu coğrafyasının bugüne kadar sürekli birtakım türbülansların, mücadelelerin içinde olmuş, çok şükür bugüne kadar Türkiye güçlü bir ülke olarak varlığını sürdürmüştür. Bölgede özellikle bundan sonraki süreçte birtakım gelişmelerin ortaya çıkacağını, bu gelişmelerin artarak devam edeceğini ve hiç şüphesiz bu bölgede olan her bir gelişmenin doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’ye etkileyeceğini, etkilemekte olduğunu biliyoruz. Onun için öncelikle dünyadaki, bölgedeki gelişmelere hazırlıklı olmak, büyük devlet refleksiyle ve büyük millet refleksiyle bunlara karşı cevaplarımızı hazırlamamız, kendimizi güçlü şekilde tahkim etme mecburiyetimiz vardır. Her şeylerden önce bu bölgede güçlü şekilde ayakta durabilmenin ötesinde bizim koşmak mecburiyetimiz var. Bölge halkları Türkiye’nin güçlü bir liderliğine muhtaçtır. Bunu neredeyse gittiğimiz tüm uluslararası platformlarda açık açık yüzümüze söylüyorlar” dedi.
“Bir asır evvel ne oyunlar oynuyorlarsa şimdi de aynısını yapıyorlar”
“Bir asır evvel Osmanlı Cihan Devleti’nin dağılma sürecinde hangi oyunlar oynandıysa bugün de aynı oyunlar oynanıyor” diyen Kurtulmuş, “Kurdurulan terör örgütleriyle Osmanlı Cihan Devleti parçalanma sürecinin içerisine nasıl sürüklendiyse, bugün de aynı şekilde emperyalist güçler yıllardır bölgemizde ve Türkiye’de terör örgütlerine destek veriyorlar. Bu örgütlerin hepsinin silah destekleri, istihbarat destekleri, lojistik destekleri, siyasi destekleri kimler tarafından sağlanıyor. Bu büyük güçler, bu terör örgütlerinin arkasında durmasın inanın birkaç gün içerisinde yıkılır giderler. Afrika’da insanların içecek yarım bardak suyu yok. Yarım lokma ekmeği yok. Ellerinde on binlerce dolarlık ölüm makineleri var. Orada Boko Haram isimli örgüt kurduruyorlar. Başka uluslardaki örgütleri oraya taşıyorlar. Her ülke arasında terör örgütleri vasıtasıyla sınır ihtilafları çıkartarak birbirlerine düşman hale getiriyorlar. Bu oyunu bozmak zorundayız” ifadesinde bulundu.
“Türkiye 40 yıldır terör belasıyla uğraşan bir ülkedir”
“Türkiye 40 yıldır terör belasıyla uğraşan bir ülkedir” diyen Kurtulmuş, “Artık Allah’ın izniyle terörün sıfırlandığı, terörün artık sınırlarımız içerisinde hiçbir şekilde hüküm sürmediği bir Türkiye’yi kurmak mecburiyetindeyiz. Bunun için en büyük güvencemiz milletimizin birlik ve beraberlik ruhudur. Bu kadar çok uğraşmalarına, bu kadar çok fitne fesat çıkartmaya çalışmalarına rağmen, bu memlekette Türk’ün Kürt’le, Kürt’ün Türk’le bir problemi yoktur. Bu ülkede Alevi’yle Sünni arasındaki kadim dostluğu, kardeşliği bozacak hiçbir güç emeline ulaşamamıştır. Ne Alevi’nin Sünni’yle ne de Sünni’nin Alevi’yle bir problemi yoktur. Dolayısıyla bunu güçlü bir şekilde sağlayarak yolumuza devam edeceğiz. Siyasi görüşlerimiz, dünya görüşlerimiz, çözümlemelerimiz farklı olabilir. Türkiye’nin geleceğine yönelik tekliflerimiz farklı olabilir. Her birimizin durduğumuz noktada mezheplerimiz, meşreplerimiz, etnik kökenlerimiz farklı olabilir ama hep birlikte Türkiye’yi oluşturuyoruz ve hep birlikte 85 milyon büyük milletin fertleri olarak ay-yıldızlı bayrağın altında yaşıyoruz.” sözlerini sarf etti.
“Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasi Türk demokrasisidir”
“Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasi Türk demokrasisidir” ifadelerini kullanan Kurtulmuş “Seçilmiş başbakanları dar ağacında asılmış bir milletin evlatlarıyız. 70 yıllık çok partili siyasi hayatımızda 5 defa darbe ve darbe teşebbüsleri ile yolu kesilmeye çalışılmış bir milletiz. Ama her darbe teşebbüsünden sonra millet yeniden milli idareye sahip çıkarak ortaya çıkmış ve kendi demokrasisini tahkim etmiştir. Bugün TBMM Başkanı olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki dünyanın temsil gücü en yüksek parlamentolarından birisi TBMM’dir. Dolayısıyla bizim demokrasimizi arttırmak, Türkiye demokrasisinin vasıflarını, kalitesini arttırmakta en önemli hedeflerimizden biridir.” dedi.
“Ekonomiyi güçlendirmek için özel sektörün önünü açmamız lazım”
Bir diğer önemli hedeflerinin Türkiye’nin ekonomik gücünün daha da ileriye götürülmesi olduğunu da söyleyen TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bugün Türkiye çok şükür dünyanın alım gücü bakımından en büyük ekonomilerinden birisidir ama bu yetmez. İnşallah önümüzdeki süreçte Türkiye’nin önde gelen ekonomilerden biri haline gelmesi için her türlü ekonomik gelişmenin önünü açmak, desteklemek, güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Burada devletin, kamunun kurum ve kuruluşlarının üzerine düşen sorumluluk bu alanlarda yapılacak olan işleri kolaylaştırmak, yatırımcıların özellikle özel sektörün önünü açmak ve çok daha güçlü bir Türkiye ekonomisinin kurulabilmesi için mücadele etmektir” ifadelerine yer verdi.
“İHA ve SİHA’larda dünyanın önde gelen ülkelerinden biriyiz”
Türkiye’nin son yıllarda sanayi ve teknoloji alanındaki hamlelerinin dünyada ilgiyle ve dikkatle takip edildiğini dile getiren Kurtulmuş, “İHA ve SiHA’larda dünyadaki en önde gelen 2-3 ülkesinden birisiyiz. Türkiye’nin bugün helikopter motorunu tamamıyla yapabildiği, uçak motorunun da büyük kısmını yapabildiği Türkiye’nin önemli milli savunma araç ve gereçlerini üretebildiği bir nokta olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede Türkiye’nin sadece bu üretim kapasitesinin dışında bir de çok güçlü bir mühendislik ordusunun yetiştiğini iftihar ile söyleyebiliriz. Milli savunma sanayi sektöründe çalışan Türkiye’deki mühendislerin yaş ortalaması 33’dür. ABD’deki mühendislerin yaş ortalaması 50 küsurdur. Bundan sonra savunma sanayisinde Türk mühendisleri dünyaya öncülük edebilecek bir noktaya gelmişlerdir. Bakın, TUSAŞ’da 2 hafta önce yaşanan saldırılardan hemen sonra hastanelerde yaralılarımızı ziyaret ettik. Saldırılardan kurtulmuş, hastanede yatan insanlar, eli kolu sarılı, kafası gözü sarılı. O vaziyette ‘Kalkacağız, hemen işimizin başına gideceğiz ve daha güçlü bir şekilde üretmeye, daha güçlü bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.’ diyorlar. Allah’a şükür böylesine şuurlu bir şekilde var olan genç kadrolarımız, mühendis ve yönetici kadrolarımız var. Bu yüksek teknolojilerin sadece savunma alanında değil, her alanda fevkalade iyi yetişmiş gençlerimizin olduğunu gittiğimiz birçok kurumda görüyor ve bununla iftihar ediyoruz. Bundan 10 sene evvel, 20 sene evvel hayal zannettiğimiz alanlarda, Türkiye’nin yüksek teknolojililerle önünün hızla açılmaya başladığı, hakikaten tarihi bir fırsatın arifesinde olduğumuz açıktır. Dolayısıyla teknoloji alanında, sanayi alanındaki yatırımlarımızı güçlendirmeye, bu alanlarda gücümüzü artırmayı, ekonomik olarak Türkiye’nin daha güçlü bir ekonomi haline gelmesini temin edeceğiz” dedi.
“Dünyada artık tek güç yok birden fazla güç var”
Dünyanın yeni bir döneme girdiğini söyleyen Numan Kurtulmuş artık dünyada tek bir ülkenin hakim olduğu değil çok fazla ülkenin söz sahibi olduğu bir döneme girildiğini belirterek, “ABD’nin, 2022’nin yaz aylarında Afganistan’dan apar topar çekilmesiyle birlikte dünya siyasetinde yeni bir dönemin kapıları açıldı. Nasıl Berlin duvarının yıkılması dünyada yeni bir dönemi başlattı, yani iki kutuplu bir sistemi sona erdirdiyse Amerika’nın Afganistan’dan çekilmesiyle de Amerika’nın tek başına idare ettiğini zannettiği dünya sistemi çöktü. Şimdi yeni bir sistem, Amerika son zamanlarda ne yapacak? ‘Trump geldi şöyle mi böyle mi olur’ diye eteklerindeki pamukları dökmeye çalışıyor. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte dünya tek kutuplu bir dünya olmayacak. Bir tek ülkenin ya da bölgenin yönettiği dünya olmayacak. Dünya çok kutupluluğa doğru gidiyor. Dünyanın her bölgesinde birden fazla gücün, etkisinin olduğu çok fazla güç denklemlerinin geçerli olduğu yeni bir döneme doğru gidiyoruz” dedi.
“Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor”
Bu süreçte Türkiye’nin hem bölgesinde hem yeryüzünde etkili bir siyasal güç olarak, etkili bir ülke olarak adından en çok bahsettirecek ülkelerden birisi olduğuna belirten Kurtulmuş, “Çok kutuplu dünya sisteminin içerisinde gücü hem Doğu hem Batı ile hem zengin hem gelişmekte olan ülkelerle hem Müslüman coğrafyasıyla hem diğer dünyanın bütün coğrafyasıyla Asya’sı, Afrika’sı, Latin Amerika’sı, Rusya’sı ile Çin’i ile Avrupa Birliği ile Amerika ile tüm dünya merkezleriyle bir tek eksek üzerinde ilişkilerimizi geliştireceğiz ve daha güçlü olacağız. Yıllardır ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor’ deniyor ya Türkiye’nin ekseni kaymıyor, Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. Bizim kendi milli eksenimizi tahkim etmek, milli menfaatlerimizi esas alan dış politikayı çok daha güçlü hale getirmek mecburiyetimiz var. Nasıl içerde dirliği birliği sağladıysak dışarda da inşallah yakın çevremizden başlayarak normalleşme süreçleri çerçevesinde bölgemizdeki ülkelerle olan sorunları da hızlı şekilde telafi edip, yolumuza devam etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin güçlü olabilmesinin yolunun tek tek şehirlerin gücünden geçiyor. Ülkenin tüm şehirlerinin potansiyelini en iyi şekilde kullanabilmesi gerekiyor” diye konuştu. – BURDUR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi.
Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İzmir Valiliği’ni ziyaret etti. Burada polis tören mangası tarafından karşılanan TBMM Başkanı Kurtulmuş’a, İzmir Valisi Süleyman Elban eşlik etti. Valilik şeref defterini imzalayan Kurtulmuş, daha sonrada İzmir İktisat Kongresi Binası’na geçerek sivil toplum buluşmasına katıldı.
Siyasette çok önem verdikleri alanlardan birisinin de sivil toplumlar olduğuna dikkat çeken TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Sivil toplum; milletin gönüllü olarak organize olduğu, belli alanlarda odaklanarak, o odaklandıkları alanlarda kamunun dışında milletin menfaatlerine uygun bir şekilde faaliyet icra ettikleri alandır. Siyasetin ne kadar güçlü olduğunun önemli göstergelerinden birisi de sivil toplumun gücüdür. Sivil toplum ne kadar güçlüyse milletin siyaset mekanizmasına olan desteği ve katkısı da o kadar güçlüdür. Tarihsel olarak Cumhuriyet’imizin 2. asrını idrak ediyoruz. Bu sene Cumhuriyet’in 101. yılını kutladık. Bu 2. asrın ilk yıl dönümü demek. Önümüzde uzun bir süre var. Geçtiğimiz bir asırın içerisinde nice zorluklar ve güçlüklerle ülkemiz büyük bir mesafe kat etti. Geldiğimiz nokta hiç de küçümsenmeyecek bir noktadır. Bugün Türkiye, kendi adından dünyanın dört bir tarafında söz ettiren, sözünün kıymetinin arttığı bir ülke haline gelmiştir; ancak bizim milletimizin bir temel özelliği var. Hiçbir zaman önündeki mevcut durumla yetinmez. Mutlaka önüne yeni hedefler koyar. O hedeflere ulaşabilmek için imkanlarını seferber eder ve her hedefi gerçekleştirerek hep daha ileriye gider. Bizim de önümüzdeki hedefimiz Cumhuriyet’in ikinci asrını, dünyada birçok yerde çok daha etkili bir Türkiye haline gelmek. Bilimde, sanatta, sporda, sanayide, teknolojide, uluslararası ilişkilerde, bölgesel denklemlerde çok daha güçlü bir hale gelebilmek. Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni dönemin kapılarını sonuna kadar açmaktır. Herkesin elindeki imkanları sonuna kadar ve ortak hedefler, milli hedefler doğrultusunda kullanabilmesi lazım. Türkiye yüzyılından kastımız tek cümle; sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye demektir” açıklamalarında bulundu.
“Sivil toplumun güçlü olması, sözü güçlü Türkiye’nin önemli ayaklarından birisi olacaktır”
Bir ülkenin sözünün güçlü olması için önce millet-devlet kaynaşmasının gerçekleşmesi, devletin bütün kurumlarıyla birlikte etkin kurumsal bir kapasiteye, güçlü bir ekonomiye, güçlü bir bilim hayatına sahip olması, sanayi ve teknoloji alanında da dünya milletleriyle rekabet edebilecek bir güce ulaşabilmesi gerektiğinin altını çizen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Sivil toplumun da güçlü olması sözü güçlü Türkiye’nin önemli ayaklarından birisi olacaktır. Dosta güven düşmana korku salacak bir Türkiye. Bunu sadece savunma sanayi olarak söylemiyoruz. Dostlarımızın başarımızı gördükçe sevindiği, düşmanlarımızın görünce çekindiği bir Türkiye kurmak önümüzdeki yüzyılın asıl hedefidir. Güveni ve istikrarı sağlayarak yolumuza devam edersek, Türkiye bu hedeflerini gerçekleştirecektir. Fikirlerimiz, dünya görüşümüz, siyasetimiz farklı olsa da hepimizin aynı istikamete yürümeliyiz. Bu ülkenin daha güçlü olması için mücadele etmeli ve ülkeyi kalkındırmak için gayretli olmalıyız.”
“Yeni dönemin en avantajlı ülkesi artık Türkiye’dir”
Önümüzdeki dönemin dünyada yeni gelişmeleri yaşayacağımız bir dönem olduğunu vurgulayan Numan Kurtulmuş, artık eskisi gibi sadece bir ülke ya da güç merkezinin söylediği istikamette dünyadaki gelişmelerin olmayacağını ifade etti. Sözlerini sürdüren Kurtulmuş, şunları aktardı:
“Dünya çok kutuplu düzene gidiyor ve artık dünyanın her yerinde farklı güç merkezlerinin ortaya çıkacağı gelişmeyi yaşayacağız. Bu dönemin en avantajlı ülkesi artık Türkiye’dir. Hem nüfusu hem ekonomik potansiyeli hem okuma yazma oranı hem jeostratejik önemi itibariyle dünyanın neredeyse tam merkezinde olan bir ülkedir. Kuzeyle de batıyla da doğuyla da güneyle de iletişim kurabilen ender ülkelerden birisidir. Ukrayna ile Rusya arasında devam eden gerilim ve çatışma döneminde neredeyse dünyada her iki tarafta görüşebilen tek ülke Türkiye oldu. Bizim en temel özelliklerimiz, karşılıklı rıza ve müzakere ile işlerin çözülmesi için diplomasi masasını sürekli açık tutmaktır. En zor konularda bile karşılıklı müzakere ile çözülmesinden başka yolu yoktur. Türkiye kendi milli eksenini takip ederek önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak fırsatları değerlendirecektir.”
“Türkiye’nin bir tane eksen vardır, o da kendi milli eksenidir”
“Türkiye ne zaman tam bağımsızlık yolunda adım atsa, kendi milli menfaatleri önceleyen süreç içine girse ve bazı oluşumlara karşı şahsiyetli duruşunu ortaya koysa, birileri ‘Türkiye’nin eksenini kaydırıyorsunuz’ diyor” diye konuşan Kurtulmuş, “Türkiye ekseni ne Doğu ne Batı’dır, Türkiye’nin bir tane eksen vardır o da kendi milli eksenidir. Bu milli ekseni takip ederken Avrupa ile de Amerika ile de doğu ile de batı ile de Müslüman dünyası ile de Hıristiyan dünyası ile de görüşeceğiz, müzakere edeceğiz alışverişimiz olacak. Bizim birisine dost olmamız için başkasına düşman olmamıza gerek yok. Tek önceliğimiz ülkemizin menfaatidir. Türkiye önümüzdeki dönemde çok daha güçlü olarak yoluna devam edecektir” ifadelerine yer verdi.
“Filistin meselesi bugün başlamadı”
Orta Doğu coğrafyasında yaşananların bir tesadüf olmadığına işaret eden Kurtulmuş, ” İsrail’in saldırıları arkasında yatan husus, Filistin meselesi bugün başlamadı. 1917’de Osmanlı, Filistin topraklarından çekilmek zorunda kaldığında İngiliz manda yönetiminin oraya gelmesiyle başladı. Önce o coğrafyada Yahudi yerleşim alanlarını açmaya ve eşzamanlı terör örgütünü kurarak İsrail’in kuruluşunu hazırladılar, bu oyunun birinci perdesiydi. İkinci perde ise ABD’nin Irak’ı işgali işe başladı. Sonra bu coğrafyada iki fay hattı üzerinden ülkeleri paramparça etmeye başladılar; birisi ırkçılık, diğeri mezhep. Irak, Suriye, YemenLibya parçalandı, Mısır yönetilemez hale geldi. Hepsi bir şekilde siyasi türbülansın içine sokuldu. Bu kadar parçalanmaya çalışan bu coğrafyada istikrar adası olarak Türkiye bu günlere kadar geldi ve çok daha güçlü şekilde yoluna devam edecektir” açıklamalarına yer verdi.
“Türk’ün Kürt’ün birbirine karşı düşmanlığı yoktur, ispatı da İzmir’dir”
Kurtulmuş, şu ifadelere yer verdi:
“Öncelikle kendi içimizi düzenlememiz, memleketimize ayrılık meselesini tamamıyla kenarı bırakmamız ve özellikle terör örgütleri vasıtasıyla hizaya sokulmaya çalışılan bu coğrafyaya inat terörün sıfırlandığı bir Türkiye’yi oluşturmak mecburiyetindeyiz. 40 yılı aşkın süredir bu memlekette etnik fitneyi oluşturmaya, ayrılıkçı siyaseti terör örgütleri marifetiyle kökleştirmeye çalışmalarına rağmen bu memlekette Türk’ün Kürt’ün birbirine karşı en ufak düşmanlığı yoktur, bunun ispatı da İzmir şehrinin kendisidir.”
“Türkiye’nin teknolojide ilerleyebilmesi için her türlü çalışmayı yapacağız”
Güçlü ve büyük Türkiye etrafında buluşmaktan başka çarenin olmadığını söyleyen Kurtulmuş, “Karşımızdaki emperyal planın, böl-parçala-iradesiz hale getir ve yönet şeklindeki tecelli ettiğini gördükten sonra bizim büyük bir imparatorluk birikimine sahip millet olarak başak yolu tercih etmemiz düşünülemez. Obamızı düzenleyeceğiz, farklılıklarımız zenginlik olarak görüp yolumuza devam edeceğiz. Demokrasimizi, fikir özgürlüklerini geliştireceğiz, Türkiye’deki güçlü siyaset mekanizmalarını daha güçlü hale getireceğiz. Türkiye’nin sanayileşmesi, teknolojide ileriye gidebilmesi için her türlü çalışmayı yapacağız. Devlet ve millet olarak el ele mücadeleyi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
“Bazen STK gücü hükümetlerin gücünden daha etkilidir”
“Yüksek teknoloji ve yüksek teknolojilere dayalı Savunma Sanayi başta olmak üzere her alanda daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz” diye konuşan Kurtulmuş, şu açıklamalarda bulundu:
“Üniversitelerimizin daha güçlü hale gelmesi için hep beraber gayret edeceğiz. Bu ülkenin gençlerinin milli ve manevi değerler ekseninde daha güçlü gençler olması için gayret sarf edeceğiz. Bu fırsatların varlığı bizi çok daha dikkatli, birlik beraberlik içinde olmaya itiyor. Yardımlaşarak, birbirimize destek olarak yolumuza devam edeceğiz. Gönümüz arzu eder ki sivil toplum kuruluşlarımız kendi alanında ana akım olsun. Türkiye’nin hatta dünyanın en iyisi olsun. Bazen STK gücü hükümetlerin, devletin gücünden daha etkilidir. Devlet olarak bizim vazifemiz de sizlere, insanlığa ve ülkemize yapacağınız desteklere de sizlere yardımcı olmaktır.”
“Sivil toplumun en güçlü olduğu şehir İzmir”
İzmir Valisi Süleyman Elban ise Türkiye’de sivil toplumun en güçlü olduğu şehrin İzmir olduğunu belirterek, “Bu şehrin birçok özelliği var. Burası kurtuluşun, kuruluşun şehri. Özellikle kurtuluş mücadelesinde kahramanlıklarıyla destanlaşmış bir şehir ama bu şehir sivil toplum Türkiye’nin birçok yerinde göremeyeceğin kadar güçlü. Her birisi kurulduğu ve amaç edildiği tüzüklerinde belirtilen hedeflerine ulaşmak için samimi olarak gayret ederek kendilerinden ve enerjilerinden feragat ediyor” diye belirtti.
Programa ayrıca; önceki dönem Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, partililer ve sivil toplum kuruluşları katıldı. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi. Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Göç ve Diaspora Vakfı tarafından Fatih’te bir otelde düzenlenen basın toplantısında “Türkiye Göçmen Hareketliliği Raporu” açıklandı.
Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Recep Seyyar, hazırladıkları raporun sonuçlarına göre, Türkiye’de göçle ilgili oluşturulmuş algıların yanlış bilgiye dayandığını söyledi.
Türkiye’nin dünyanın mülteci toplanma alanı olmadığını belirten Seyyar, “Türkiye’de sığınmacı varlığı yoğunluklu olarak var. Suriyeliler ana gündemimizi oluşturuyor.” dedi.
Sığınmacıların bir ülkeye savaş, ağır insan hakları ihlali ve benzeri sebeplerle geldiğini aktaran Seyyar, “Türkiye Göçmen Hareketliliği Raporu”nda yer alan yabancı uyruklu düzenli göçmen verileri ile ilgili şu bilgileri paylaştı:
“Türkiye’ye gelen giden yabancı uyruklu düzenli göçmen verilerinin yer aldığı bir grafikte, 2022 ve 2023 yıllarında Türkiye’ye gelen düzenli göçmen sayılarında ciddi bir düşüş olduğu görülmekte. Türkiye’den ayrılan göçmen sayılarında da ciddi bir artış görülmekte. Daha önce Türkiye’ye yerleşmiş, bu ülkede yaşamak isteyen, düzenli bir şekilde hukuki, hukukun kendisine tanımladığı statüler ile burada bulunmak isteyen insanlar da artık Türkiye’den ayrılmakta.”
Uluslararası göç verileri üzerinden raporu değerlendiren Seyyar, “Türkiye, göçmen sayısı itibarıyla dünyada 12. ülke. En çok göçmeni barındıran ülke biz değiliz. 2021 yılı itibarıyla son 3 yıldır Türkiye’ye artık Suriyeli akını yok. Suriyelilere geçici koruma kimliği vermeyi durdurduk. Dolayısıyla 2021 yılından beri sığınmacı gelmemesine, gönüllü geri dönüş süreciyle 500 binden fazla Suriyelinin geri dönmüş olmasına rağmen, hala sığınmacı nüfusunda biz 2. sıradayız ama dünya göçmen varlığında 12. sıradayız.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye 2021 yılı itibariyle sığınmacı akını durdu
Vakfın “Türkiye Göç Hareketliliği Raporu”nda (2016-2023), Türkiye’nin sığınmacı sayısı bakımından dünyada 2. sırada olduğu ancak 2021 itibariyle sığınmacı akınının durduğu belirtiliyor. Türkiye’deki esas sorunun yeni sığınmacıların gelişi değil, 12 yıl önce sığınmacı olarak gelenlerin hala bu statüde kalmaya devam etmesi olduğu vurgulanan raporda, göçmen nüfusunun ülke nüfusuna oranının yüzde 7 olduğu, bu oranla dünya sıralamasında 102. sırada bulunduğu ve genel göçmen nüfusu bakımından ise dünyada 12. sırada yer aldığı bildirildi.
Türkiye’de eğitim sistemine dahil edilen sığınmacı gençlerin, eğitimlerini tamamladıktan sonra başka ülkelere göç etmeleri nedeniyle büyük bir kayıp yaşandığına dikkat çekilen raporda, Türkiye’nin eğitim süreçlerinde destek verdiği bu gençlerin, tam üretim çağında Batılı ülkeler tarafından “nitelikli göçmen” olarak kabul edilerek devşirilmesinin Türkiye için ciddi bir kayıp olduğu vurgulandı.
Bu duruma karşı çözüm olarak, eğitim süreçlerini tamamlayarak dil yeterliliği sağlayan gençlerin Türkiye’de kalıcı bir statü elde etmeleri öneriliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
9 YIL SONRA ÇANKAYA’DA KABİNE TOPLANTISI
Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki Kabine toplantısı, 9 yıl aranın ardından Beştepe’de değil Çankaya Köşkü’nde toplandı. Kritik toplantıda ekonomi, politika, diplomasiye ilişkin önemli konu başlıkları ele alındı.
“TERÖR DESTEKLİ SİYASETE YER YOK”
Toplantının ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz hafta DEM’li belediyelere atanan kayyumlarla ilgili net mesaj verdi. Terör destekli siyasete izin vermeyeceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terörün olmadığı, bölücü örgütün karanlık gölgesinin, siyasetin ve toplumun üzerinden tamamen çekildiği müreffeh, huzurlu ve güvenli bir iklimi ülkemiz genelinde mutlaka tesis ve tahkim edeceğiz. Türkiye‘nin geleceğinde terörizme yer olmadığı gibi terör destekli siyasete de yer yok.” ifadelerini kullandı.

Kader Birliği yaptığımız gönül ve kültür coğrafyamızdaki tüm kardeşlerime aynı şekilde muhabbetlerimi ifade ediyor, her birini yürekten selamlıyorum. Sözlerime başlarken, 86. Vefat yıl döneminde Milli Mücadelenin Başkomutanı, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Türkiye 100 yılı ülkümüzün sadece milletimizin fertleri arasında değil, gönül coğrafyamızda da beklentilerin çıtasını yükselttiğini görüyoruz. Ülkemize ve milletimize yönelik umutları Allah’ın izni ve yardımıyla boşa çıkarmayacağız.
“22 YILDA SAYISI PROJE HAYATA GEÇİRDİK”
Milletimizin takdiriyle 3 Kasım 2002’de Bismillah dediğimiz Türkiye’ye hizmet yolculuğumuzda 3 Kasım 2024 tarihi itibariyle 22 seneyi geride bıraktık. Hükümeti devraldığımız günden bu yana her seneyi bir önceki yıldan daha ileri bir seviyede tamamladık. İktidardaki her yeni yaşımıza daha büyük umutlarla daha büyük hedeflerle girdik. Son 22 yılda saymakla bitiremeyeceğimiz sayısız projeyi, tesisi, hizmeti, yatırımı ve icraatı Türkiye’ye kazandırmanın bahtiyarlığını yaşadım.
“YAMALI KOALİSYONLAR DÖNEMİNE BİZ SON VERDİK”
Vesayetle mağlul bir demokrasi yerine, milli iradenin üstünde hiçbir gücün, hiçbir odağın olmadığı gerçek demokrasiyi ülkemizde egemen kıldık. yönetime istikrar getirmek suretiyle Türkiye’ye güç ve enerji kaybettiren oligarşik yapıların vesayet heveslerini kamçılayan özellikle ömrü 1-2 seneyi dahi bulmayan yamalı koalisyonlar dönemine biz son verdik. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek yönetimde istikrarın kurumsallaşmasını, kalıcı ve sürekli hale gelmesini sağladık. Şunu bugün bir kez daha büyük bir gururla söylemek istiyorum. Türkiye hükümetlerimiz döneminde tartışmasız bütün alanlarda rekordan rekora koşmuş tarihe altın harflerle yazılacak başarılara imza atmıştır.
“NİCE İHANETLERE MARUZ KALDIK”
Layıkıyla sahip çıkmanın milletin teveccühüne ve güvenine mazhar olmanın Türkiye’ye hizmet sancağını şanla, şerefle, iftiharla taşımanın yani insanımıza olan şükran borcumuzu en güzel şekilde ödemenin derdindeyiz. Bunun hasbi mücadelesini veriyoruz. Elbette bugünlere kolay gelmedik. Vesayetin tuzaklarından darbe girişimlerine teröre kadar nice ihanetlere maruz kaldık. Nice sinsi saldırıyı püskürttük tek başına 15 Temmuz gecesinde istiklalimize ve istikbalimize kasteden bir alçak saldırıyı, bir alçak planı içerideki ve dışarıdaki planlayıcılarının başlarına geçirmiş olmamız bile tarihi bir başarıdır.

İktidar ve ittifak olarak milletin emanetine, sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edeceğiz. Rabbim, ömür milletimizle onay verdikçe Türkiye’ye ve Türk milletine hizmete devam edeceğiz. Bu vesileyle 3 Kasım 2002’den bugüne kadar hükümetlerimizde görev almış büyük ve güçlü Türkiye davamıza omuz vermiş ülkemizin kalkınması için taş üstüne taş koymuş her bir arkadaşıma Bakanlar Kurulu ve Kabine Üyelerimizin tamamına buradan teşekkür ediyorum. Beraber çalıştığımız, beraber mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızdan vefat edenlere Rabbimden rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum. Aynı şekilde 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz ittifakımızdaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı’na ve mensuplarına da teşekkürlerimi iletiyorum.
Şüphesiz en büyük şükranımız aziz milletimizedir hizmetkârı olmaktan daima şeref duyduğumuz Necip milletimize bize olan güvenlerinden, bize olan teveccühlerinden dolayı özellikle şükranlarımı sunuyor. Allah razı olsun diyor. Mevla dayanışmamızı ve muhabbetimizi daim eylesin diyorum. Değerli basın mensupları. Son kabine toplantımızdan bugüne dek yurt içinde ve yurt dışında yoğun programlarımız oldu. Cumhuriyetimizin ilanının 101. yıl dönümünü 81 ilimizde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve yurt dışı temsilciliklerimizde coşkuyla kutladık.
AK Parti grup toplantımızda gündemdeki meselelere dair duruşumuzu ve fikirlerimizi kamuoyumuzla paylaştık. Grup konuşmamızda detaylıca çizdiğimiz çerçeveye önümüzdeki dönem siyasetinin yol haritası olarak bakılmalıdır. Cumhuriyetimizin 101. yılını 85 milyon olarak büyük bir kucaklaşmanın vesilesi haline dönüştürmek arzusundayız.

“BİZİM ASIL MÜCADELEMİZ BUNLARI ÜZERİMİZE SALANLARLA”
Türkiye Kandil’deki terör baronlarının körüklediği bu kanlı ve kalleş ölüm tezgahını darmadağın etmekte kararlıdır. Bundan da geri adım atmayacaktır. Mücadelemiz sadece askerimize, polisimize, güvenlik korucularımıza ve sivil vatandaşlarımıza kurşun sıkanlarla sınırlı değildir. Bizim asıl mücadelemiz teröristler yanında bunları üzerimize salanlarla. Terör belasını kırk yıldır bu milletin başına musallat edenlerledir. Bakınız üzerine basa basa ifade ediyorum. Bölgemizde sınırlar kanla, bombalarla, siyasi suikastlerle yeniden çizilmeye çalışırken devlet ve millet olarak yolumuza eski tas, eski hava devam etmeyeceğiz.
“TERÖR KAMBURUNDAN ÜLKEMİZİ KURTARACAĞIZ”
Küresel sistem, soğuk savaştan beri en büyük değişimini yaşarken bizim gelişmeleri tribünden seyretme gibi bir lüksümüz bulunmuyor. Ya bu süreci cesur adımlarla bir şekilde kendi lehimize çevireceğiz ya da Allah korusun istikbalimizi ipotek altına alacak bu sorunlarla karşılaşacağız. Bunun önündeki engellerin en başında bölücü terör belası vardır. Uhdemizde bulunan tüm imkan ve araçlardan istifade etmek suretiyle bu terör kamburundan ülkemizi inşallah ebediyen kurtaracağız.
“DEMOKRASİNİN İLK ŞARTI ŞİDDETİ REDDETMEKTİR”
Bu konuda hem iktidarımızın hem de partimizin ve Cumhur İttifakı’nın iradesi azmi kararlılığı dayanışması en üst düzeydedir. Tabii bu arada şu hususun altını bir kez daha ve kuvvetle çizmek istiyorum. Demokrasi ile şiddet, sivil siyaset ile terör aynı kapta bir arada bulunmaz. bulunamaz. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde sırtını terör örgütüne dayayarak siyaset yapılmasına müsaade edilmez. Avrupa dahil dünyanın her yerinde böyle bir tavır siyasi partiler için kapatma bu siyaseti yapanlar için cezayı takip sebebidir. Çünkü demokrasinin ilk ve öncelikli şartı şiddeti reddetmek, terörle araya kalın duvarlar örmektir.
“SEÇİLMİŞ BAŞKANLAR DEĞİL ÖRGÜTÜN ATADIĞI NE İDÜĞÜ BELİRSİZ TİPLER”
Ülkemizde sivil siyasetin meşru kapıları ardına kadar açıkken hileli yöntemlerle bölücü örgüte kuklalık yapanlara müsamaha gösterilmesi asla beklenemez. Şu tutarsızlık bizim gibi milletimizin de gözünden kaçmıyor. Yargının ve idarenin bazı belediyelerle ilgili aldığı hukuki ve idari tedbirler konusunda iki haftadır ortalığı ayağa kaldıranlar maalesef Kandil’den yerel yönetimlere uzanan kirli ve kanlı elleri ısrarla görmezden gelmektedir. Seçilmiş başkanlar değil örgütün atadığı neydi belirsiz tipler tarafından yönetilen belediyelerin şehirleri yerine terör örgütüne hizmet edeceği izahtan varestedir.
“BELEDİYELERE TAHSİS EDİLEN KAYNAĞIN BÖLÜCÜ HARAMZADELERE AKTARILMASINA İZİN VEREMEYİZ”
Milletin boğazından kısarak ödediği vergilerden belediyelere tahsis edilen helal kaynağın bölücü haramzadelere aktarılmasına asla izin veremez. Terör örgütünün belediye gücüyle haraç mekanizmaları kurmasına göz yumamayız. Ölücü örgüt komiserlerinin belediye binalarının mahzenlerinde başkan tokatladığı belediye araç gereçlerinin hizmet için değil çukur kazmak için kullanıldığı bir manzarayı bu ülkeye ve şehirlerimize kesinlikle yaşatmayacağız. İnanıyorum ki böyle bir tabloya bizim gibi akıl ve vicdan sahibi hiç kimse rıza göstermez. Hiç kimse kayıtsız kalamaz. Bunu tasvip edemez. Aziz milletim görevden alınan tüm belediyelerde olan işte budur.

“KAĞIT ÜZERİNDE BAŞKA BİR PARTİNİN MENSUBU”
Esenyurt Başkanı’nın kağıt üzerinde bir başka partinin mensubu gözükmesi, bu hakikati değiştirmiyor. Asıl üzüntü verici olan ise devletin bu çerçevede hayata geçirdiği meşru tasarrufları karşısında adeta aslan kesilenlerin. polisimize, jandarmamıza atılan taşlar bombalar karşısında süt dökmüş kediye dönmeleridir. kürsüden savcıları, kaymakamları, valileri pervasızca tehdit edenlerin, bölücü örgütün şehirdeki uzantılarının estirdikleri terör karşısında tek bir cümle dahi kurmadıklarını, daha doğrusu kuramadıklarını ibretle takip ediyoruz. Bunun adı korkaklıktır. İki özelliktir. Teröre teslim olmak, kendi çıkarları için koskoca bir milletin geleceğini tehlikeye atmaktır. Meselenin daha vahim tarafı ülkenin ikinci büyük partisinin dümeni kırılmış gemi gibi misali sürekli sağa sola savrulmasıdır.
“ARTIK ANA MUHALEFET YOK, MUHALEFET VAR”
Bakıyorsunuz bir gün bu partinin Sayın Genel Başkanı Ankara’da vatan millet, bayrak, cumhuriyet edebiyatı yapıyor aynı kişi ertesi gün bakıyorsunuz ülkenin bir başka köşesinde Türkiye’yi açıkça tehdit edenlerle, alçak terör eylemlerini övenlerle ve şehir eşkıyalarıyla aynı otobüsün üzerinde korsan miting düzenliyor. Esasında tüm bu yaşananlar bize şunu gösteriyor. Ülkenin en eski partisinin birilerinin kişisel kariyeri uğruna kurduğu ittifakın müttefiklerini özellikle Türkiyelileştirmek yerine ana muhalefetin kendisini enfekte etmekte, zehirlemekte, kurucu değerlerinden saptırmaktadır. Görüyoruz ki artık ana muhalefet yok tabi, muhalefet var. Bu parti giderek ittifak ortaklarının rengini alıyor. Nitekim bu benzerlik siyaset diline ve üslubuna da yansımıştır. Yani ataların deyimiyle üzüm üzüme bakarak kararıyor. Bu dejenerasyona söz konusu partinin kendi bünyesinden de haklı itirazların yükseldiğini duyuyoruz, okuyoruz. Tekrar söylüyorum.
“TÜM ADIMLARIMIZI HUKUK VE DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNDE ATTIK”
Hangi siyasi partiye mensup olursa olsun milletten sandıkta aldığı yetkiyi millet için kullananlarla hiç kimsenin bir sorunu olamaz. Teröre, teröristlere ve Kandil’in komiserlerine iradesini teslim etmeyenlere devlet olarak gereken desteği sağlamaktan imtina etmeyiz. Nitekim bu doğrultuda irade gösteren belediye başkanlarına seçildiği yere bakmaksızın devletimiz tüm imkanlarıyla sahip çıkmakta destek vermektedir. Ama milletin emanetinin ülkenin ve milletin imkanlarının terör baronlarına peşkeş çekilmesine de yine partisine bakmaksızın Kusura bakmasınlar eyvallah edemeyiz. Bugüne kadar tüm adımlarımızı hukuk ve demokrasi çerçevesinde attık. Yargı ve mahkeme kararları çerçevesinde attık. Bundan sonra da hukukun üstünlüğü ve milli iradenin hakimiyeti ilkesine göre hareket edeceğiz.
“GARDIROP ATATÜRKÇÜLERİ HER FIRSATI İSTİSMAR EDİYOR
Bu sabah Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun yeni binasını hizmete açtık. Kabine toplantımız öncesinde de Gazi Paşa’nın 1921-1932 yılları arasında Ankara’da ikamet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk resmi konutu da olan Atatürk Müze Köşkü’nün restorasyon sonrası açılışını gerçekleştirdik. Burada bir üzüntümü de ifade etmek isterim. Ülkemizde bir kesim Cumhuriyetin özüne ve asli kimliğine dönmesinden ciddi manada rahatsızlık duymaktadır. Bizim gardırop Atatürkçüleri ve son dönemde de sosyal medya Atatürkçüleri olarak tarif ettiğimiz bu malum çevreler imtiyazlarını kaybetmemek uğruna ellerine geçirdikleri her fırsatı istismar ediyorlar.
Rahatsızlıklarının sebebini açıkça söylemek yerine saçma sapan ikilikler ihtiyaç ederek Türkiye’nin sembolleri arasında zıtlık çıkarmaya daha doğru bir ifade ile fitne çıkarmaya Gayret ediyorlar. Bunun en son örneği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile Çankaya Köşkü’dür.

15 Temmuz gecesi FETÖ’cü alçaklar tarafından hedef alınan etrafında 29 insanımızın şehit olduğu gazi bir mekanla gazinin emaneti olan Çankaya Köşkü’nü karşı karşıya getirmek nifak tüccarlığından başka bir şey değildir.
“ÇANKAYA KÖŞKÜ’NE HAK ETTİĞİ DEĞERİ VERECEĞİZ”
Külliye milletin evidir. Köşk ise Gazi Mustafa Kemal’in ve bizden önce görev yapan cumhurbaşkanlarının hatırasının olduğu cumhuriyetin anıt yapılarından birisidir. Biz birini diğeriyle tokuşturmak, birini diğerinin karşısına konumlandırmak yerine her ikisine de hak ettiği değeri veriyoruz, vereceğiz. İşte bugün tüm bu senaryoları yırtıp attığımız bir toplantıyı kabinemizin 28. toplantısını burada gerçekleştirdik.
EKİM AYINDA İHRACATTA REKOR
Aziz milletim değerli basın mensupları son toplantımızdan bu yana ekonomimizle ilgili sevindirici haberleri arka arkaya aldık. Kasım ayının ilk cumartesi günü ihracat rakamları açıklandı. Ekonomimizin lokomotifi olarak gördüğümüz ihracatımızdaki yükseliş kesintisiz sürüyor. Ekim ayı ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde üç virgül altı artış ile yirmi üç virgül altı milyar dolara çıktı.
Ekim ayında da gelen rekor ile son on beş ayın onunda o ayın ihracat rekoru kırıldı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise %3,1 artışla toplam 262,3 milyar doları buldu. Ekim ayı itibariyle son 12 ayda yıllıklandırılmış dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre 35,1 milyar dolar azaldı. Mal ihracatına bağlı olarak Dünya hizmet ihracatında da payımızı istikrarlı bir şekilde artırıyoruz. Yılın ilk 8 ayında hizmet ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %7,3 artışla toplam 74 milyar dolara yükseldi. Ekim ayında yıllıklandırılmış cari işlemler açığının 9-10 milyar dolar aralığına kadar gerilemesini öngörüyoruz.,
“MERKEZ BANKAMIZIN BÜRÜT REZERVLERİ TARİHİMİZİN EN YÜKSEK SEVİYESİNDE”
Merkez Bankamızın bürüt rezervlerinin 159 milyar dolarla tarihimizin en yüksek seviyesine çıktığının müjdesini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye gerek uyguladığı program gerekse sahip olduğu potansiyelle gelişmekte olan ülkeler içinde pozitif yönde ayrışmaktadır. Üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu tarafından notu ikişer kademe arttırılan tek ülke olmamız elbette tesadüf değildir. Ekonomi programımızı kararlı bir şekilde uyguladıkça daha pek çok alanda olumlu neticeleri almaya devam edeceğiz. Turizm yine bu dönemde başarı hikayesi yazdığımız bir başka alandır.
Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK tarafından açıklanan 2024 yılının 3 çeyrek turizm rakamları burada da çok ciddi bir ivme yakaladığımızı gösteriyor. Buna göre Temmuz, Ağustos, Eylül dönemini kapsayan 3. çeyrek turizm gelirimiz bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3,9 oranında artarak 23,2 milyar dolara çıktı.
Böylelikle bir çeyrekte elde edilen en yüksek turizm gelirine ulaştık. Ziyaretçi sayısı yine aynı dönemde 2023’ün aynı çeyreğine göre yüzde 3,5 artarak 23,2 milyon kişiye yükseldi. İlk 9 ayda toplam 47 milyar dolar turizm gelirine ulaşarak bu alanda da rekor kırdık. Turizmde 2024 sonu hedefimiz 61 milyon turist ve 60 milyar dolar turizm geliridir. Bölgesel krizlere rağmen inşallah bu rakamları yakalayacağız. Buradan tüm bu başarılara imza atan turizmcilerimize ve ihracatçılarımıza ülkem ve milletim adına kalpten teşekkür ediyorum.
ERDOĞAN RİYAD YOLCUSU
Kasım ayını yurt dışı toplantılar bağlamında oldukça yoğun geçiriyoruz. İnşallah yarın sabah İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Ortak Zirvesi için Riyad’a gidiyoruz.
Gazze başlı olmak üzere işgal altındaki Filistin toprakları ve Lübnan’daki katliamları görüşeceğimiz toplantının hemen ardından salı günü Dünya İklim Eylem Zirvesi’ne katılmak üzere Bakü’ye geçeceğiz. Hafta sonu ise G20’nin Rio’ya yapılacak Liderler Zirvesi’ne iştirak etmek için Brezilya’ya hareket edeceğiz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Bu duygularla toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bir kez daha hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.”
Çankaya KöşküPolitikaTürkiyeSiyasetGüncelKayyumKabineTerör
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
KURTULMUŞ, G20 PARLAMENTO BAŞKANLARI ZİRVESİ’NE KATILDI
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Brezilya’daki G20 Parlamento Başkanları (P20) Zirvesi dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Zirvede, işgalci İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğinin askıya alınması teklifinde bulunduklarını aktaran Kurtulmuş, BM ile diğer uluslararası kuruluşların, siyasal ve finansal eşitsizlik ve adaletsizliklere çözüm üretemediği, barış, istikrar ve güvenceyi sağlayamadığı gerekçesiyle acilen yeni bir küresel, siyasal ve finansal mimariye ihtiyaç duyulduğu ve bu konuda gerekli adımların atılması gerektiğini söylediklerini belirtti.
BİLDİRİDE “GAZZE” YER ALMADI
Kurtulmuş, zirvenin ortak bildirisinde Orta Doğu ve Gazze konusunda bir paragraf yer almasını istediklerini ancak bazı üye ülkelerin itirazları nedeniyle bunun gerçekleşmediğini anlattı. Kurtulmuş, Brezilya Temsilciler Meclisi Başkanlığının açıklamasında Orta Doğu’daki gelişmeler, Gazze’deki vahşet ve Lübnan konularında bazı üye ülkelerin görüşlerini belirttiği, diğer ülkelerin de bu tür konuların P20’de yer almaması gerektiğini söylediklerini ifade etti.
“BU PARLAMENTO ANAYASA YAPMAYA ÇOK DAHA YAKIN”
Kurtulmuş, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin sorular üzerine, şu ifadeleri kullandı: “Anayasa müzakereleri çok zorlu bir süreç. En başından itibaren bunu biliyoruz. Ama imkansız değil. Hatta tam tersine, ben bu parlamentonun anayasa yapmaya çok daha yetkin, çok daha yakın bir parlamento olduğunu düşünüyorum. Çünkü temsil gücü çok yüksek bir parlamento, halkın yüzde 95’inin oyları Meclis’te temsil ediliyor, 14 siyasi parti var, bunlardan 6 tanesinin de Meclis’te grubu var. Monoloğun değil, çok sesliliğin olduğu bir parlamentoya sahibiz. Partilerimiz müzakere yöntemlerini iyi tespit eder, önyargısız, ‘Ben istemem, kapıyı kapatıyorum’ demeden bu konuya yaklaşırlarsa sonuç alınabileceğini düşünüyorum.”
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş
BAHÇELİ’NİN “ÖCALAN” ÇAĞRISI
Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, “Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın DEM Parti Meclis Grup Toplantısında konuşarak terörün tamamen bittiğini ve PKK’nın lağvedildiğini açıklaması” önerisiyle ilgili soruya ise şu yanıtı verdi: “Emperyalizmin hedefi çok açık. Ne Türkleri ne Kürtleri ne Arapları ne Acemleri ne Şiileri severler ne de Sünnileri… Kullanabilecekleri gruplarla, böl-parçala-yönet politikalarının gerçekleşmesi için çaba gösterirler. Şimdi, oynanan oyunu görüyorsak, üzerimize düşen; bölgedeki ayrışmaları, farklılıkları, çatışmaları artıracak söylemler, politikalar üretmek değil, tam aksine entegrasyonu, işbirliğini, dayanışmayı, dostluğu arttırmaktır.
“TERÖRÜN ORTADAN KALKMASI İÇİN HER TÜRLÜ ÇABAYI ORTAYA KOYACAĞIZ”
Kaldı ki Türkiye, sadece Irak’ın işgaliyle birlikte artan terörden değil, ondan önceki süreçte de terörden fevkalade mustarip olmuş, büyük bedeller ödemiş olan bir ülkedir. Tabii ki siyasetin önemli görevlerinden birisi de topraklarımızdaki terörün sıfırlanmasıdır. Bir karar vermek zorundayız. Ya emperyalizmin kurbanı olarak herkes kendi sırasının gelmesini bekleyecek ya da hep birlikte, demokratik yöntemler ve süreçler çerçevesinde Türkiye’de terörün ortadan kalkması için her türlü çabayı ortaya koyacağız.
“BİR ELİ SİLAHTA, BİR ELİ SANDIKTA SİYASET OLMAZ”
Bir eli silahta, bir eli sandıkta siyaset olmaz. Siyasetin sandıktan başka hiçbir yere el atmaması, milli iradenin haricinde başka hiçbir iradeden emir, talimat almaması, onların güdümünde hareket etmemesi lazım. Bu konuda atılacak adımlar Türkiye’yi rahatlatır. Bütün bu müzakerelerin yapılacağı yer de milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Ümit ederim ki terörün konuşulmadığı, terörün sıfırlandığı bir döneme geçeriz. Milletçe çok büyük bedeller ödedik, yeter artık.”
“TÜRKİYE’NİN ŞU ANDA ERKEN SEÇİM GÜNDEMİ YOK”
Kurtulmuş erken seçimle ilgili soru üzerine, “Türkiye’nin şu anda bir erken seçim gündemi yok. Oluşmayan bir gündem üzerinden konuşmanın, siyasi tartışma yapmanın çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de parlamento seçilmiş ve 2028 yılına kadar görevinin başındadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2028’e kadar görevinin başındadır. Milletin verdiği, yüklediği sorumluluk budur.” değerlendirmesini yaptı.
Uluslararası İlişkilerNuman KurtulmuşAbdullah ÖcalanDevlet BahçeliOrta DoğuPolitikaBrezilyaTürkiyeSiyasetGüncelTerörPKK
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kazancı, ” Uluslar Ligi‘nde 4 maç geride kaldı. A Milli Takım’ın performansını nasıl buldunuz?” sorusuna, “Deplasmandaki Galler maçı dışında performans olarak çok iyiydi takım. Şimdi iş Galler maçına kaldı. Kayseri’deki karşılaşmayı kazanırsak Karadağ’a kalmadan, hem A Ligi’ne yükselmiş oluyoruz hem de bizim için daha büyük önem arz eden konu Dünya Kupası Elemeleri için play-off bileti alıyoruz. İnşallah Galler’i yenip, Karadağ’a hazırlık maçı hüviyetinde gitmek istiyoruz” yanıtını verdi.
“MONTELLA BİZİMLE KALACAK”
“Montella, “Roma’dan bir teklif gelirse çok zor durumda kalırım” dedi. Böyle bir teklif olursa ne olur?” sorusunu yanıtlayan Kazancı, “Roma’nın efsanelerinden hoca, bu gayet doğal. Bizim 2026 Dünya Kupası sonuna kadar sözleşmemiz var. Kendisi burada çok mutlu ve yüzde 100 konsantre. Başarılı hocaların adının bazı büyük kulüplerle anılmasından daha doğal bir şey olamaz. En az Dünya Kupası sonuna kadar bizimle olacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye Futbol FederasyonuA Milli Futbol TakımıVincenzo MontellaCeyhun KazancıUluslar LigiMilli TakımTürkiyeSpor
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin Dublin Büyükelçisi Hakan Olcay’ın ev sahipliğinde Herbert Park Oteli’nde yapılan resepsiyona, İrlanda Meclisi, Senatosu ve Dışişleri Bakanlığından davetlilerin yanı sıra ülkedeki diplomatik misyon şefleri ile Türk vatandaşları katıldı.
Türkiye ve İrlanda’nın ulusal marşlarının okunmasıyla başlayan programda konuşan Büyükelçi Olcay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayram tebrik mesajını okudu.
Olcay, konuşmasında geçen hafta Ankara’da düzenlenen terör saldırısında hayatını kaybedenler için taziyede bulundu.
Resepsiyonda, İrlanda adına konuşan Senatör Gerry Horkan da iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde en iyi dönemin yaşandığını ve ticari ilişkilerin güçlü olduğunu söyledi.
Bu yıl 163 binden fazla İrlandalının tatilini Türkiye’de geçirdiğini kaydeden Horkan, yaklaşık 20 bin İrlandalının Türkiye’de mülk sahibi olduğunu ifade etti.
Horkan, iki ülke arasında 5 hava yolu şirketi üzerinden bağlantı kurulduğuna işaret ederek, Türkiye’nin çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapmasının önemini vurguladı.
Senatör Horkan, Türkiye’de yaşanan son terör saldırısı nedeniyle taziyelerini de iletti.
Öte yandan, Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Dublin’in sembollerinden Samuel Beckett Köprüsü’ne Türk bayrağı yansıtıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin Üsküp Büyükelçisi Fatih Ulusoy’un ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska Davkova, Meclis Başkanı Afrim Gashi, Başbakan Hristijan Mickoski, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Sashko Lafçiski, bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, ülkedeki Türk kurum ve kuruluşların temsilcileri ile sayıda konuk katıldı.
İstiklal Marşı ve Kuzey Makedonya milli marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Büyükelçi Ulusoy, burada yaptığı konuşmada, bu yıl Türkiye’nin büyük önem atfettiği Kuzey Makedonya’daki büyükelçilik görevinde ilk yılı olduğunu anımsatarak müttefik, dost ve kardeş bir ülkede görev yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ’nin (TUSAŞ) tesislerine düzenlenen hain terör saldırısını lanetleyen Ulusoy, şehitlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralı vatandaşlara acil şifa diledi.
Ulusoy, terör saldırı sonrası dayanışma ve başsağlığı mesajları için Kuzey Makedonya makamlarına teşekkür etti.
Ülkedeki Türk kurumları tarafından 29 Ekim vesilesiyle farklı etkinlikler düzenlendiğini hatırlatan Ulusoy, Yunus Emre Enstitüsü ve Anadolu Ajansının (AA) geçmiş yıllardaki Cumhuriyet kutlamalarını içeren sergiyi düzenlediklerini söyledi.
Ulusoy, “Yeni yönetimiyle Üsküp’teki yeni ofisine taşınan Anadolu Ajansına da hayırlı olsun diyoruz.” dedi.
“Türkiye, Balkanlar’ın ayrılmaz bir parçasıdır”
Balkanlar’ın Türkiye’nin dış politika sahasında büyük önem atfettiği bölgelerin başında geldiğini vurgulayan Ulusoy, “Türkiye, Balkanlar’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Bir yıl süreyle üstlendiği (NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü) KFOR komutasını bu ay içinde devreden Türkiye, Bosna Hersek’teki ALTHEA harekatında Kuzey Makedonya birliğiyle evvelce olduğu gibi yeni dönemde de faaliyet gösterecektir.” diye konuştu.
Türkiye’nin Kuzey Makedonya’yı anayasal adıyla tanıyan ve Üsküp’te büyükelçilik atayan ilk ülke olduğunu hatırlatan Ulusoy, bağımsızlığından bu yana yakın tarihi ve beşeri münasebetlerinin bulunduğu bu dost ülkeye her alanda destek verdiklerini ve vermeye devam edeceklerini kaydetti.
Kuzey Makedonya’daki yeni hükümetin göreve gelmesinin ardından dışişleri bakanı düzeyinde ülkeye ilk resmi ziyaretin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından gerçekleştirildiğini aktaran Ulusoy, iki ülkenin üst düzey yetkililerinin bu süreç içerisinde karşılıklı ziyaretlerde bulunduğuna işaret etti.
Türkiye’de geçen yıl meydana gelen depremlerin ardından Kuzey Makedonya’nın yardım elini uzatan ülkelerden olduğunu belirten Ulusoy, Türkiye’nin de yaz döneminde Kuzey Makedonya’da çıkan orman yangınlarında yardım söndürme uçakları ve helikopter gönderen ilk ülke olduğunu ifade etti.
Türk firmalarının sağlık sektöründen bankacılığa, gıdadan turizme, eğitimden enerjiye birçok alanda Kuzey Makedonya’nın altyapısına, istihdamına ve ekonomisine halihazırda önemli katkılar sağladığına dikkati çeken Ulusoy, “Türk firmalarını Kuzey Makedonya’ya yatırım yapma konusunda teşvike devam ediyoruz. İkili ticaret hacmimizi artırma maksadıyla çabalarımıza hız verdik. Kuzey Makedonya hükümetinin de yabancı yatırımcıyı teşvik edici adımlar atması ve cazip koşullar sağlaması önem taşımaktadır.” diye konuştu.
Farklı kültür ve etnik toplulukların barış ve uyum içerisinde yaşadığı bir ülke olması açısından Kuzey Makedonya’nın bir örnek teşkil ettiğini kaydeden Ulusoy, “Kuzey Makedonya Türk toplumu ülkelerimiz arasında Vardar Nehri’ndeki Taş Köprü gibi sağlam bir bağ teşkil ediyor. Türk toplumunun bu ülkenin sadık vatandaşları olarak diğer tüm etnik topluluklarla uyum içerisinde olmasından memnunuz. Türk toplumu daima ülkenin kalkınması ve refahı için çaba göstermektedir.” ifadelerini kullandı.
Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı, AA standını ziyaret etti
Resepsiyon kapsamında Yunus Emre Enstitüsü ile AA işbirliğinde, geçen yıllara ait Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının AA foto muhabirleri tarafından çekilen fotoğraflarından oluşan sergi konukların ilgisine sunuldu.
Ayrıca resepsiyon kapsamında başta AA Arnavutça ve Makedonca servisi olmak üzere ülkede bulunan Türk kurumları kendilerine ayırılan stantlardan, gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında davetlileri bilgilendirdi.
Öte yandan, resepsiyona katılan Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Davkova ve Meclis Başkanı Gashi de AA’nın standını ziyaret etti, kendilerine AA’nın çalışmaları hakkında bilgi verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Sabri Tunç Angılı’nın ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Kosova Başbakanı Albin Kurti, Kosova Bölgesel Kalkınma Bakanı ve Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı Fikrim Damka’nın yanı sıra bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri, ülkede görevli Türk kurum temsilcileri ile Kosova Türklerini temsilen çok sayıda konuk katıldı.
İstiklal Marşı ve Kosova milli marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Büyükelçi Angılı, burada yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yıl dönümünü Kosova’da kutlamanın özel bir anlam taşıdığını söyledi.
Kosova ve Türkiye halklarının kalıcı dostluğunun olduğunu belirten Angılı, “Kosova boyut olarak küçük bir ülke olabilir ama Türk halkının kalbindeki yeri çok büyüktür. Güçlü bağlarımız ve köklü dostluğumuz nedeniyle burada kendimizi ikinci evimizde gibi hissediyoruz.” diye konuştu.
Başbakan Kurti de Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Anonim Şirketi’nin (TUSAŞ) Kahramankazan’daki yerleşkesine düzenlenen terör saldırısında hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi.
Başbakanlığı döneminde iki ülke arasındaki işbirliğinin artmasından gurur duyduğunu belirten Kurti, “Ortak tarihi başarılarımızı, sürekli artan işbirliğimizi ve ortaklar, müttefikler ve her şeyden önce dostlar olarak birlikte geçireceğimiz parlak geleceğimizi gururla kutlayalım. Cumhuriyet Bayramı’nız kutlu olsun.” dedi.
Kurti ayrıca Türk yatırımcıları Kosova’da yatırım yapmaya davet etti.
Konuşmaların ardından, Türk Armoni Yıldızları Orkestrası (TÜRKAY) konser verdi.
Tören, katılımcılara ikramda bulunulmasıyla sona erdi.
Bosna Hersek
Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçiliğindeki resepsiyona, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Denis Becirovic, Demokratik Eylem Partisi (SDA) Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç, bakanlar, farklı ülkelerin diplomatik temsilcileri ve büyükelçilik çalışanlarının yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.
İstiklal Marşı ve Bosna Hersek milli marşı ile başlayan resepsiyonda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı izletildi.
Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisi Sadık Babür Girgin, burada yaptığı konuşmada, resepsiyona gelen davetlilere teşekkür etti.
Resepsiyonda, Türkiye’nin büyük projeleri ve önemli olaylarının anlatıldığı fotoğraf sergisi de açıldı.
Öte yandan Banja Luka Başkonsolosluğunun düzenlediği resepsiyona da yerel yetkililer katıldı.
Başkonsolos Can Aygün, yaptığı konuşmada Türkiye’nin giderek güçlenen bir ülke olduğunu, birçok alanda güçlü imkanlara sahip olduğunu söyledi.
Aygün, Türkiye’nin Balkanlar bölgesini çok önemsediğini belirterek bölgede istikrarı, refahı ve halklar arasındaki ortaklığı desteklediklerini kaydetti.
Sırbistan
Türkiye’nin Belgrad Büyükelçiliği tarafından düzenlenen resepsiyona yerel yetkililerin yanı sıra diğer ülkelerin diplomatik temsilcileri ve davetliler katıldı.
Belgrad Büyükelçisi Hami Aksoy, konuşmasında Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde büyük ilerleme kaydettiğini ve birçok başarıya ulaştığını aktardı.
Dış politikada barış, istikrar ve refahı hedeflediklerini dile getiren Aksoy, “İslamofobi, yabancı düşmanlığı, düzensiz göç, iklim değişikliği, gıda ve enerji güvenliğindeki bozulmalar jeopolitik türbülansı artırmaktadır. Bunun en güncel örneği Gazze başta olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında yaşanıyor. İsrail durdurulmalı ve kalıcı bir ateşkesi kabul etmeye zorlanmalıdır ki yıkım sona ersin.” dedi.
Aksoy, Sırbistan’daki büyükelçilik görevinin yakında sona ereceğini, iki ülke arasındaki ilişkilerin yüksek düzeyde olduğunu ifade etti.
Hırvatistan
Türkiye’nin Zagreb Büyükelçiliğinin düzenlediği resepsiyona yerel yetkililer ve çok sayıda davetli katıldı.
Zagreb Büyükelçisi Nurdan Erpulat Altuntaş, yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin 101. kuruluş yılını kutlamanın onurunu ve mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Cumhuriyet’in özellikle kadınlar ve gençler için taşıdığı anlamın çok büyük olduğunu belirten Altuntaş, şöyle konuştu:
“Eğitim, çalışma hayatı, siyasete katılım gibi alanlarda elde edilen kazanımlar, kadınlarımızın topluma katkıda bulunmalarına olanak tanırken, çocuklarımıza da güçlü birer rol model olmalarını sağlamıştır. Milli savunma sanayimizin öncü kuruluşlarından biri olan TUSAŞ’a karşı geçtiğimiz hafta düzenlenen hain terör saldırısı hepimizi derinden üzdü. Bu alçak saldırıda şehit olan vatandaşlarımıza rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın belirttikleri gibi ‘Türkiye’ye uzanan kirli eller mutlaka kırılacak, güvenliğimize kasteden hiçbir yapı, hiçbir terör örgütü, hiçbir şer odağı emellerine ulaşamayacaktır.'”
Karadağ
Türkiye’nin Podgoritsa Büyükelçiliği tarafından düzenlenen resepsiyona katılan Karadağ Dışişleri Bakanı Ervin İbrahimovic, burada yaptığı konuşmada, 29 Ekim 1923’te Türkiye’nin modernleşmesinin ve kalkınmasının temellerinin atıldığını söyledi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminin en önemli reformcularından biri olduğunu aktaran İbrahimovic, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin önemli bir bölgesel güç durumuna geldiğini belirtti.
İbrahimovic, Türkiye’yi önemli bir müttefik olarak gördüklerini dile getirerek “Bugün işbirliği yapmadığımız neredeyse hiçbir alan yoktur. Esaslı siyasi ilişkiler ekonomi, altyapı, tarım, güvenlik, sağlık, eğitim ve kültür alanlarındaki işbirliğini olumlu yönde etkilemiştir. Türk Ticaret Odası, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Karadağ’daki faaliyetlerini takdirle karşıladığımız Yunus Emre Enstitüsü bu işbirliğini kolaylaştıran diğer kurumlardır.” ifadelerini kullandı.
Podgoritsa Büyükelçisi Barış Kalkavan da dünyada çatışmaların sürdüğünü belirterek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çerçevesinde barış için tüm güçleriyle çaba gösterdiklerine işaret etti.
Türkiye ve Karadağ arasındaki ilişkilerin her alanda geliştiğini aktaran Kalkavan, şöyle devam etti:
“Büyükelçiliğimiz ve bağlı kurumları olarak Karadağ’daki mevcudiyetimizi güçlendiriyoruz. Eylül ayında Karadağ’da ilk mukim askeri ataşeliğimizi açtık. Bölgemizde bir güvenlik çıpası olarak gördüğümüz müttefikimiz Karadağ ile askeri ve savunma alanında işbirliğimizi daha da öteye taşıyacağız. Ekonomik ilişkilerimizdeki ve ikili ticaretimizdeki ivmeden memnuniyet duyuyoruz. 2024 yılının ilk sekiz ayında ticaret hacmimiz 145 milyon dolara ulaştı. Ancak bu yeterli değil, potansiyelimizin altında.”
Podgoritsa’da bulunan Milenyum Köprüsü, akşam saatlerinde Türk bayrağı renkleriyle ışıklandırıldı.
Romanya
Romanya’nın başkenti Bükreş’te de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıl dönümü dolayısıyla resepsiyon düzenlendi.
Türkiye’nin Bükreş Büyükelçiliği tarafından Büyükelçi Özgür Kıvanç Altan’ın ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu ve Romanya İçişleri Bakanı Catalin Predoiu da katıldı.
Ateneul Roman Opera Salonu’nda düzenlenen resepsiyon sonrasında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası da bir konser verdi.
Yaklaşık 1000 kişinin katıldığı resepsiyonda konuşma yapan Bakan Predoiu, konuşmasını Türkçe olarak söylediği “Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Türk milleti.” sözleriyle bitirdi.
Belçika
Brüksel Büyükelçisi Bekir Uysal’ın ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyon, başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile terör saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlar için saygı duruşuyla başladı.
İstiklal Marşı ve Belçika milli marşının okunmasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüntülü mesajı paylaşıldı.
Büyükelçi Uysal konuşmasında Türkiye’nin kuruluşundan bu yana geçen sürede dünyanın farklı coğrafyalarındaki diplomatik ve askeri başarılarından, insani yardımda söz ederek “Bu evrimi Cumhuriyet’imize borçluyuz.” dedi.
İçinde bulunulan yılın İş Gücü Anlaşması’yla Türk toplumunun Belçika’da varlık göstermesinin 60. yılı olduğuna değinen Uysal, “İkili siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin gelişimi cesaret verici.” ifadesini kullandı.
Ardından TRT’nin hazırladığı “Bir Valiz 60 Yıl” belgeselinin tanıtıldığı resepsiyon, konservatuar öğrencisi Türk gençlerinin müzik dinletisiyle devam etti.
Resepsiyona katılan çok sayıda Türk ve yabancı konuğa Türk lezzetleri ikram edildi.
Yunanistan
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıl dönümü, Yunanistan’ın başkenti Atina’da, Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Çağatay Erciyes’in ev sahipliğinde, Büyükelçilik konutunda öğle ve akşam saatlerinde düzenlenen resepsiyonlarla kutlandı.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı ile diğer Yunan kamu kurum temsilcileri, yabancı ülkelerin Atina’daki diplomatik misyon şefleri, askeri ataşeleri, sanatçı, akademisyenler, iş insanları, vatandaşlar ve soydaşların da aralarında yer aldığı yaklaşık 800 kişi kutlamalara katıldı.
Kutlamaya katılanlar arasında Turizm Bakanı Olga Kefaloyanni, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandra Papadopulu, Yunanistan İstihbarat Teşkilatı (EYP) Başkanı Themistoklis Demiris, hükümet sözcü yardımcısı Aristotelia Peloni, Yunanistan Merkez Bankası Başkanı Yannis Sturnaras ve ABD’nin Atina Büyükelçisi George Tsunis de vardı.
İstiklal Marşı ve Yunan milli marşının okunmasıyla başlayan törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 29 Ekim video mesajı izlendi.
Büyükelçi Erciyes, törende yaptığı konuşmada, kuruluşundan 101 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin, güçlü ekonomisi, dinamik ve eğitimli genç nüfusu ve sağlam demokratik temelleri ile uluslararası toplumun güçlü, sorumlu ve aktif bir üyesi olduğunu belirtti.
TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısı nedeniyle Büyükelçiliğe gönderilen taziye ve dayanışma mesajlarına teşekkür eden Erciyes, konuşmasında Türk-Yunan ilişkilerine de değindi.
Büyükelçi Erciyes, iki ülke arasındaki işbirliğinin iki ülkenin de ortak menfaatine olduğunu belirterek bu vizyonla hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Kiryakos Mitsotakis’in son 16 ayda 6 kez bir araya geldiğini hatırlattı.
Bu çerçevede iki ülke arasında tüm diyalog kanallarının yeniden işletildiğine, üst düzey ve teknik temasların arttırıldığına, birçok ortak projenin hayata geçirildiğine dikkati çeken Erciyes, işbirliğinin somut sonuçlarının ekonomi, ticaret, yatırımlar, turizm ve kültür alanlarında görülmeye başlandığını kaydetti.
Erciyes, iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin yıl sonunda 6,2 milyar doları aşmasının beklendiğini belirterek iki ülke arasında karşılıklı turist sayılarının da bu sene sonunda rekor seviyeye ulaşmasının beklendiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yakın bir tarihte Atina’yı ziyaret edeceğini ve 2025’in ilk aylarında Ankara’da iki ülke arasında Yüksek Düzeyli İş Konseyi (YDİK) toplantısının yapılacağını belirten Erciyes, ikili ilişkilerdeki bu pozitif iklimin Türkiye ile Yunanistan arasındaki tüm meselelerin çözümü için de bir fırsat sunduğunu ancak bunun siyasi, psikolojik ve tarihi zorluklar nedeniyle kolay olmadığını dile getirdi.
Büyükelçi Erciyes, iki ülke arasındaki tüm ihtilafların, uluslararası hukuka ve iyi komşuluğa dayanarak samimi ve anlamlı bir diyalogla, meşru hak ve çıkarlara karşılıklı saygı gösterilmesi ve tarihten husumet yerine uyum çıkarılması suretiyle çözülebileceğine inandığını belirtti.
Bu arada, A Milli Basketbol Takımı ve Yunanistan’ın Panathinaikos ekibinin başantrenörü Ergin Ataman da Atina’daki kutlamalara katıldı.
Hem Türk hem de Yunan misafirlerin ilgi odağı olan Ataman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Cumhuriyet’imizin 101. yılını gururla kutluyoruz. Atina’dan tüm Türk halkına, Türk ulusuna selam ve sevgilerimi sunuyorum. Tabii ki bu güzel günde Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle anıyorum.” dedi.
Diğer yandan, Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğu tarafından da Cumhuriyet’in kuruluşunun 101. yılı vesilesiyle Yatsı Köy’de, yaklaşık 3 bin soydaşın katılımıyla resepsiyon düzenlendi.
Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Aykut Ünal, bu etkinliğe ev sahipliği yapmanın ve Yunanistan’daki soydaşlarla bir araya gelmenin kendileri için bir onur olduğunu söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün olan 29 Ekim 1923’e atıfta bulunan Ünal, Atatürk’ün Cumhuriyet’in ilanının ardından yaptığı konuşmayı anımsattı.
Ünal, Atatürk’ün “Türk milletinin yüksek kabiliyetlere sahip olduğunu” belirttiğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “mesut, muvaffak ve muzaffer olacağı” inancını dile getirdiğini hatırlattı.
Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anarak konuşmasını sürdüren Ünal, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerine de değindi.
Ünal, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine yönelik çalışmaların önemine dikkati çekerek yüksek düzeyde ziyaretlerin artarak devam etmesi temennisinin gerçekleştiğini belirtti.
Bu işbirliği sürecinin turizmin ötesine geçerek halklar arasındaki dostluğu pekiştirdiğini ve halkların birbirini yeniden tanıma fırsatı bulduğunu ifade eden Ünal, Türk-Yunan dostluğunu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’ye bıraktığı bir miras olarak nitelendirdi.
Batı Trakyalı Türklere de seslenen Başkonsolos, “Sizler iki ülke arasında dostluk, kültür ve gönül köprüsüsünüz.” diyerek, Türklerin kültür ve kimliklerini koruyarak gelecek nesillere aktarmalarının önemini vurguladı.
Ünal’ın konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 101. yıl mesajı gösterildi.
Resepsiyonda, Cumhuriyetin 101. yılına özel hazırlanan video gösterimi de katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü.
Resepsiyona, Başkonsolos Ünal’ın yanı sıra Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, Dostluk Eşitlik Barış Partisi (DEB) Başkanı Çiğdem Asafoğlu, DEB Partisi Onursal Başkanı Işık Ahmet, Soydaş milletvekilleri Hüseyin Zeybek ve Özgür Ferhat ile Türk azınlık kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
Bulgaristan
Türkiye’nin Sofya Büyükelçiliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıldönümü münasebetiyle başkent Sofya’da bir otelde resepsiyon düzenledi.
Resepsiyona, Bulgaristan İçişleri Bakanı Atanas İlkov, Turizm Bakanı Evtim Miloşev, Çalışma ve Sosyal Bakanı İvaylo İvanov, Adalet Bakanı Mariya Pavlova, Dışişleri Bakan Yardımcısı Elena Şekerletova, Bulgaristan Müslümanları Başmüftüsü Mustafa Aliş Haci, milletvekilleri, Sofya’da görevli diplomat ve askeri misyon temsilcileri, Türkiye dostu kültür, sanat ve edebiyat temsilcileri katıldı.
Sofya’daki kutlama İstiklal Marşı ve Bulgaristan ulusal marşıyla başladı.
Kutlamanın ev sahipliğini yapan Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Mehmet Sait Uyanık, “Bu kutlu günde, Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını şükranla anıyor, bize miras bıraktıkları Cumhuriyet’in kazanımlarını hep birlikte coşkuyla kutluyoruz.” dedi.
Türkiye ve Bulgaristan arasındaki dostane ilişkilerin, her zaman büyük önem taşıdığını belirten Uyanık, “Ortak değerlerimiz, aramızdaki bağları güçlendirmekte ve iş birliğimizi her geçen gün daha da ileriye taşımaktadır. Ticaretten güvenliğe, turizmden kültüre kadar pek çok alanda gelişen ilişkilerimiz, iki ülke halklarının yararına hizmet etmekte, bölgemize de istikrar ve refah getirmektedir.” dedi.
Türk iş adamların, Bulgaristan’daki yatırımlarının 2,5 milyar avroya ulaştığına ve 15 binden fazla kişiye istihdam sağladığına işaret eden Uyanık, “Yaklaşık 7 milyar dolar olan ikili ticaretimizi 10 milyar dolara yükseltme yönündeki ortak hedefe doğru emin adımlarla ilerliyoruz.” ifadesini kullandı.
Etkinlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın video mesajı gösterilmesinin ardından Büyükelçi Uyanık Cumhuriyet’in 101. yıl dönümüne özel hazırlanan pastayı kesti.
İsviçre
İsviçre’nin Cenevre kentinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in 101. yıl dönümü dolayısıyla resepsiyon düzenlendi.
Resepsiyon, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Burak Akçapar, Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Alparslan Acarsoy ve Cenevre Başkonsolosu İpek Zeytinoğlu Özkan’ın ev sahipliğinde düzenlendi.
BM’ye bağlı Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nde (WIPO) düzenlenen resepsiyona, BM Cenevre Ofisi Medeniyetler İttifakı Özel Temsilcisi Büyükelçi Hakan Kıvanç, Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cenevre Temsilcisi Kemal Köprülü, yabancı diplomatlar, Cenevre’deki uluslararası kuruluşların temsilcileri, Türk vatandaşları ve diğer davetliler katıldı.
Resepsiyon, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Büyükelçi Akçapar, yaptığı konuşmada, böyle önemli bir gün için düzenlenen programa katılan tüm konuklara teşekkür etti.
Akçapar, “Cumhuriyet’imizin başarılarıyla övünüyoruz. Birlik ve beraberliğimizden güç alarak Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemizi hep daha da ileri noktalara taşımak için canla başla çalışıyoruz. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Cumhuriyet’in ilke ve değerlerine bağlı şekilde ilerlemeye devam ediyoruz.” dedi.
Etkinlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Türkiye’nin Bern Büyükelçiliğinde de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla resepsiyon düzenlendi.
Türkiye’nin Bern Büyükelçisi Emine Ece Özbayoğlu Acarsoy ve Zürih Başkonsolosu Fazlı Çorman ev sahipliğinde düzenlenen programa, yabancı diplomatlar, İsviçre Türk Toplumu (İTT) Genel Başkanı Suat Şahin, Bern’deki uluslararası kuruluşların temsilcileri, İsviçre Türk toplumunun temsilcileri ve diğer davetliler katıldı.
Büyükelçi Acarsoy, burada yaptığı konuşmada, davetlilere programa katıldıkları için teşekkür etti ve Cumhuriyet’in 101. yılını coşkuyla kutladıklarını söyledi.
İsviçre’de görev süresi sona eren Acarsoy, göreve başlamasından bu yana İsviçre makamlarına ve buradaki Türk toplumunun kendisine verdiği destekten dolayı minnettar olduğunu kaydetti.
Başkonsolos Çorman da konuşmasında katılımcılara teşekkür etti.
Etkinlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Arnavutluk
Arnavutluk’un başkenti Tiran’da da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıl dönümü dolayısıyla resepsiyon düzenlendi.
Türkiye’nin Tiran Büyükelçisi Tayyar Kağan Atay’ın ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona Arnavutluk Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanı Albana Koçiu’nun yanı sıra kurum temsilcileri, büyükelçiler, ülkedeki Türk kurumlarının temsilcileriyle çok sayıda davetli katıldı.
İstiklal Marşı ve Arnavutluk milli marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Büyükelçi Atay, törende yaptığı konuşmada, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki ilişkileri özel olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın son dönemde Arnavutluk’a yaptığı ziyaretlere de değinen Atay, 2024 yılını oldukça verimli bir yıl olduğunu kaydetti.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101. yıl dönümü dolayısıyla Tiran’ın merkezinde bulunan Politeknik Üniversitesi binasına Türk bayrağı yansıtıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Londra’daki ünlü Ulusal Galeri’de gerçekleştirilen etkinliğe Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, Avrupa, Kuzey Amerika ve Denizaşırı Topraklardan Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Doughty, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği İletişim Müşaviri Büşra Karaduman Aktuna, İngiltere Parlamentosu üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.
İstiklal Marşı ve İngiltere milli marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video mesajı gösterildi.
Etkinliğe görüntülü kutlama mesajı gönderen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak bu coşkuyu paylaşan herkese teşekkür etti.
Büyükelçi Ertaş da yaptığı konuşmada, Ankara’da geçen hafta düzenlenen terör saldırısı nedeniyle bu yılki Cumhuriyet Bayramı’na buruk girildiğini kaydetti.
Ertaş, “Bizler büyük bir ailenin fertleriyiz. Sevinçte de kederde de biriz. Farklı coğrafyalarda yaşasak da Türkiye sevgisi ve Cumhuriyet coşkusu hepimizi bir araya getiriyor, getirecek. Güzel ülkemizi, Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği muasır medeniyet seviyesinin üzerine, el birliğiyle çıkaracağız.” diye konuştu.
İngiliz Bakan Doughty de konuşmasında Ankara’daki terör saldırısından dolayı Türkiye’ye başsağlığı diledi.
İki ülke arasında terörle mücadelenin önemli bir bağ oluşturduğunu kaydeden Doughty, Türkiye ziyaretinde ikili ilişkileri geliştirmek için çok sayıda görüşme yaptığını ifade etti.
Doughty, hükümetin de ilişkileri derinleştirmekten yana olduğunu anlatarak “Bu nedenle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ziyareti ve Dışişleri Bakanı David Lammy’yle buluşmasından mutluluk duyuyoruz.” dedi.
Türkiye’nin Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir konumda bulunduğunu hatırlatan Doughty, Türkiye’nin barışın sağlanması ve insani çabalarda önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Fidan-Lammy görüşmesinde Orta Doğu’nun da ele alınacağını kaydeden Doughty, “Ülkelerimiz ateşkesin sağlanması ve bölgedeki siviller için çok kötü şartlardaki insani durumun iyileştirilmesi için çalışıyor.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından davetlilere piyano dinletisi sunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum’da Vali Mustafa Çiftçi’nin Valilik binasında tebrikleri kabul etmesinin ardından Hastaneler Caddesinde kutlama programı gerçekleştirildi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı okundu.
Vali Çiftçi, törendeki konuşmasında, milletin ezelden beri hür yaşama iradesini Cumhuriyet ile tüm dünyaya ilan ettiğini belirterek, “Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde devletimiz ve hükumetimiz bölgemizde barışı, istikrarı ve adaleti tesise yönelik gayretlerini sürdürmektedir. Gözünü Türkiye’ye dikmiş, ümidini memleketimize bağlamış mazlumların duası ile bizi biz yapan değerlerimizi daha da yüceltmeli, İstiklal Mücadelesinde olduğu gibi tek ses ve tek yürek olmalıyız.” dedi.
Konuşmanın ardından Büyükşehir Belediyesi mehteran ve bar ekibi gösteri yaptı.
Tören, günün anlamına yönelik okunan şiirlerin ardından başta asker ve emniyet ekipleri olmak üzere kentteki diğer kurumları temsilen araçların geçişiyle sona erdi.
Ardahan
Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla makamında tebrikleri kabul etti.
Kongre Caddesi’nde PTT kavşağındaki tören, saygı duruşun bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Törende, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okundu.
Vali Çiçek, törendeki konuşmasında, bugün Cumhuriyet’in 101. yılını kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, ülke olarak terör saldırıları ve tüm olumsuzluklara rağmen daha çok çalışacaklarını söyledi.
Tören, şiir okunması, müzik dinletisi, halk oyunları ekiplerinin gösterisi, jandarma komandolarının gösterisinin ardından geçit töreniyle sona erdi.
Tunceli
Tunceli’de de Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Valilik binasında tebrikleri kabul etmesinin ardından Atatürk Stadı’nda kutlama programı gerçekleştirildi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı okundu.
Vali Tekbıyıkoğlu, törendeki konuşmasında, devletin en büyük gününü kutlamak için bir araya geldikleri söyledi.
Cumhuriyeti kuranlara şükran hislerini sunduklarını belirten Tekbıyıkoğlu, “Yıllar önce sabrımızı, gücümüzü ve azmimizi gösterdiğimiz yedi düvele bu sefer birliğimizi, dirliğimizi, sevincimizi ve saadetimizi göstermek için toplandık. Cumhuriyetimizin 101. yılı kutlu olsun.” dedi.
Programda şiirler okundu, müzik dinletisi, halk oyunları ve Kafkas dansı gösterileri yapıldı.
Jandarma komando timlerinin de gösteri yaptığı program, yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verilmesi ve resmi geçit töreniyle tamamlandı.
Törene, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bülent Baykal, Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, İl Emniyet Müdürü Hakan Duman, vali yardımcıları, kurum müdürleri, gaziler, şehit yakınları, öğretmenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Kentin Ovacık, Pertek, Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Pülümür ve Nazımiye ilçelerinde de kaymakamların katılımıyla törenler düzenlendi.
Erzincan
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla makamında tebrikleri kabul etti.
Kentte Ordu Caddesi’nde düzenlenen törende, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okundu.
Programda, 3. Ordu Komutanlığına bağlı bando takımı çeşitli marşlar seslendirdi.
Aydoğdu, törendeki konuşmasında, Cumhuriyet’in ilanının 101. yıl dönümünün milletçe büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandığını belirtti.
Herkesin göz diktiği bu yerde, asırlarca kalabilmenin ağır bedellerinin olduğunu anlatan Aydoğdu, şöyle konuştu:
“Cumhuriyet’in ilanı sadece bir yönetim şekli değişikliği değildir. Kıtalara hükmeden Osmanlı güç kaybetmiş, Emperyalist güçlerde muhteris emelleri için harekete geçmişti. Amaç, Türkleri Anadolu’dan tamamen söküp atmaktı. Bilmiyorlardı ki bizim bir damla kanımız toprağa düşmüşse o toprak artık kıyamete kadar bizimdir. Aziz milletimizin makus talihi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da tersine çevrilmiş, Gelenler, geldikleri gibi gitmiş, gitmek istemeyenler de denize dökülmüştür.”
Törene, Belediye Başkanı Bekir Aksun, 3. Ordu Kurmay Başkanı ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Murat Ataç, CHP Erzincan MilletvekiliMustafa Sarıgül, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Ali Öztürk, Erzincan Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkan Mehdi Ünal, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Veysel Yanık, İl Emniyet Müdürü Zafer Baybaba, siyasi parti temsilcileri, kurum müdürleri, öğrenciler ile vatandaş lar katıldı.
Ağrı
Ağrı Valisi Mustafa Koç, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla makamında tebrikleri kabul etti.
Ağrı Adliyesi önünde devam eden program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başladı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı okundu.
Vali Koç, törendeki konuşmasında, Cumhuriyet’in kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm kahramanları rahmet ve minnetle andığını dile getirdi.
Cumhuriyet’in, binlerce yıllık kesintisiz devlet geleneğinin, kadim medeniyet birikiminin modern dünyaya mirası olduğunu belirten Koç, “Bizlere, atalarımızdan emanet edilen bu topraklar üzerinde varlık gösterebilmek ve bağımsız yaşayabilmek, her birimizin omuzlarında taşıdığı ağır ama bir o kadar da şerefli bir sorumluluktur.” dedi.
Şiirlerin okunmasıyla devam eden program, askeri, öğrenci ve araç geçit töreninin ardından sona erdi.
Programa, Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı Adem Çalış, 25. Hudut Ardahan Garnizon ve Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmet Cihanoğlu, İl Emniyet Müdürü Yılmaz İpar, il protokolü, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Kars
Kars Valisi Ziya Polat, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla makamında tebrikleri kabul etti.
Hükümet Konağı önünde devam eden programda, Vali Polat, 14. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Şahin Yenilmez, Kars Belediye Başkanı Ötüken Senger, tören aracından vatandaşları selamladı, bayramlarını kutladı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okundu.
Tören, Kars İl Jandarma Komutanlığı Kağızman Jandarma Komando Taburu ile Kafkas Halk Oyunları ekibinin gösterileriyle devam etti.
AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın, CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp ile diğer ilgililerin de katıldığı program, geçit töreni ile sona erdi.
Program askeri, öğrenci ve araç geçit töreninin ardından sona erdi.
Iğdır
Iğdır Valisi Ercan Turan, Valilikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla tebrikleri kabul etmesinin ardından Zübeyde Hanım Bulvarı’nda kutlama programı gerçekleştirildi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayan programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı okundu.
Turan, törendeki konuşmasında, bugün Türkiye’nin, bir yandan köklerine daha sıkı sarılan, diğer yandan semaya doğru daha fazla yükselen, kendi gövdesiyle birlikte geniş bir coğrafyada güvenin, huzurun, umudun adı olan bir devlet olduğunu söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayallerini gerçekleştirmiş bir Türkiye olduğunu dile getiren Turan, “Cumhurbaşkanımızın Türkiye Yüzyılı vizyonuyla Cumhuriyetimizi daha nice yıllara çok daha güçlü, çok daha müreffeh, çok daha itibarlı bir şekilde taşıma azmindeyiz. Tarihi eşsiz zaferlerle dolu büyük bir milletin evlatları olarak Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin mesut, muvaffak ve muzaffer olmasının’ önüne hiçbir emperyalist güç geçemeyecektir.” ifadelerini kullandı.
Şiirlerin okunması ve halk oyunları gösterileri ile devam eden törende, İl Jandarma Komutanlığına bağlı komandoların gösterisine vatandaşlar ilgi gösterdi.
Garnizon Komutanı Tuğgeneral Cavit Tütüncü, protokol üyeleri, öğrenciler ve vatandaşların katıldığı program, tören geçişinin ardından sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Van Valisi Ozan Balcı’nın Valilik binasında tebrikleri kabul etmesiyle başlayan tören, Beşyol Meydanı’nda devam etti.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayan programda, öğrenciler şiir okudu.
Vali Balcı, yaptığı konuşmada, “Cumhuriyet, bizim için sadece bir yönetim şekli değil, aynı zamanda tarihimizin en kapsamlı çağdaşlaşma hamlesi, toplumsal ve siyasal değişim projesidir. Cumhuriyet’in ilanı, milletimizin şanlı tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biridir.” dedi.
Eskrim, jimnastik ve halk oyunları gösterilerinin yapıldığı törende sporculara ödülleri verildi.
Tören geçişinin ardından Vali Balcı ve protokol üyeleri, öğrenci ve vatandaşlarla bayramlaştı, gazilerle fotoğraf çektirdi.
Törene JandarmaAsayiş Kolordu Komutanı Tümgeneral Ünsal Bulut, Cumhuriyet Başsavcısı Harun Karahan, İl Jandarma Komutanı TuğgeneralAdem Şen, İl Emniyet Müdürü Murat Mutlu, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, MHP İl Başkanı Salih Güngöralp ve kurum amirleri katıldı.
Erciş ilçesinde de öğrenciler stadyumda Türk bayrağı kartografisi oluşturdu, Jandarma ekipleri de özel eğitimle köpeklerle gösteri yaptı.
Kutlama programına katılan Kırgız Türkleri, yöresel kıyafetleriyle etkinliklere renk kattı.
Torunlarıyla etkinliğin yapıldığı alana gelen 77 yaşındaki Sabiha Yavuz, “Bayramın ülkenin huzur ve mutluluğuna vesile olmasını diliyorum. Gençlerimizi, Atatürk’ün izinden gitmeye davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Hakkari
Hakkari’de Merzan Futbol Sahası’nda düzenlenen programda Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, öğrenci ve katılımcıların bayramını kutladı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kutlama mesajı okundu.
Çelik, programda yaptığı konuşmada, büyük mirasın aziz milletin bağımsızlık tutkusunun, sabrının ve fedakarlığının eseri olduğunu söyledi.
Cumhuriyet’in, küllerinden doğan bir milletin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde hiç kimseye boyun eğmeden yoluna devam ettiği en büyük zaferidir olduğunu belirten Çelik, ” Dumlupınar’da kazanılan büyük zaferin bayramı, yüz binlerce şehidin adıdır Cumhuriyet. Emektir, mücadeledir, kardeşliktir, özgürlüktür, kederde ve sevinçte bir olmaktır. Hakkari’nin en ücra köylerinden büyük şehirlerin kalabalıklarına kadar herkes bu bayrağın altında eşittir. Cumhuriyet, adaletin ve eşitliğin teminatı, her bireyi aynı sevgiyle kucaklayan bir mucizenin adıdır. Bizler teröre, düşmanlığa ve ayrımcılığa karşı birliğimizi korudukça güçleneceğiz. Ne olursa olsun, bu topraklarda kardeşliğimizi bozmaya çalışan hiçbir güç başarılı olamayacak.” diye konuştu.
Gösterilerin yapıldığı, müzik dinletisinin sunulduğu programda, yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri verildi.
Tören geçişiyle sona eren programa Yüksekova 3. Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Ferat Vural, Cumhuriyet Başsavcısı Harun Ünlüsoy, Adalet Komisyonu Başkanı Bahadır Sami Nesil, Hakkari Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Pakiş, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Necip Çarıkcıoğlu, İl Emniyet Müdürü İdris Yılmaz, kurum amirleri, siyasi parti temsilcileri, asker, polis, öğrenci, öğretmen ve vatandaşlar katıldı.
Bitlis
Bitlis’te Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen kutlama programında Vali Ahmet Karakaya, Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay ve Kara Kuvvetleri EDOK Kurmay Başkanı ve Bitlis Garnizon Komutanı Tümgeneral Mücahit Zorlutuna, törene katılanların bayramını kutladı.
Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunduğu törende, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okundu.
Vali Karakaya, yaptığı konuşmada, “Bizim Cumhuriyet’imiz, bedeli Sakarya’da, Dumlupınar’da, Afyon ovalarında ve Çanakkale’de ödenen büyük bir destan ve emanettir. Devraldığımız bu değerli emaneti aynı yüksek ruh ve şuurla her geçen gün daha da güçlendirerek, Türkiye’yi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaya kararlıyız.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerin şiir okuduğu ve çeşitli gösteriler düzenlediği program, tören geçişiyle sona erdi.
Törene, Cumhuriyet Başsavcısı Emre Genç, Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Elmastaş, siyasi parti temsilcileri, kurum amirleri, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
Muş
Muş Valisi Avni Çakır’ın makamında tebrikleri kabul etmesiyle başlayan program, kent meydanında saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti.
Törene katılanların bayramına kutlayan bugün geçmişten aldıkları güçle, ezelden ebede büyük umutlar ve emin adımlarla yürürken, dirilişin sembolü Cumhuriyet’in kuruluşunun 101. yılını kutlamanın gururunu yaşadıklarını belirtti.
Cumhuriyet’in, bedeli Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Afyon ovalarında şehitlerin kanlarıyla ödenen Milli Mücadele’nin taçlanmış hali olduğunu vurgulayan Çakır, şunları kaydetti:
” Sultan Alparslan’ın cesareti ve stratejik zekası ile açılan Anadolu’nun kapıları bugün 101. yılını kutladığımız Cumhuriyet’imizin temellerini oluşturmuştur. Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 101. yılını yeni ve büyük kazanımlarla, daha büyük bir coşku içinde idrak ediyoruz. Millet olarak birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece aziz milletimizin yükselişini durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Cumhuriyet’i biz kurduk, onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz.’ sözleri, 101 yıl sonra bile aynı derecede önemli ve anlamlıdır.”
Gösterilerin sunulduğu, etkinliklerin yapıldığı törene Vali Avni Çakır’ın eşi Bahar Çakır, İl Jandarma Komutanı Albay Yılmaz Kırgel, Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kantar, İl Emniyet Müdürü Serkan Karaman, vali yardımcıları, kurum amirleri, sporcular ve vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO’nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR) bünyesinde görev yapan Türk Temsil Heyet Başkanlığınca, Sultan Murat Kışlası’nda etkinlik düzenlendi.
Türk Armoni Yıldızları Orkestrası (TÜRKAY), etkinlik kapsamında konser verdi.
Konsere, Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Sabri Tunç Angılı, Prizren Başkonsolosu Celal Doğan, Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka, CHP MersinMilletvekiliTalat Dinçer, KDTP milletvekilleri Fidan Brina Jılta ve Enis Kervan, Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanı Albay Zafer Sağlam ile çok sayıda davetli katıldı.
Konser öncesi selamlama konuşması yapan Albay Sağlam, davetlilerin Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle andı.
Yaklaşık 2 saat süren konserde Türkiye ve Kosova’nın sevilen şarkıları, TÜRKAY sanatçıları tarafından seslendirildi.
Konserde ayrıca Kosovalı sanatçılar Tolga Kazaz ve Ela Kazaz da sahne aldı.
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 101. yılı, Kosova’da düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlandı.
Priştine Yunus Emre Enstitüsünce, Türkiye’nin Priştine Büyükelçiliği ve Ziraat Bankası’nın destekleriyle Priştine’de, Kosova, Türkiye ve Arnavutluk’tan gelen sanatçıların eserlerinin yer aldığı “Sanatın dilinden Türkiye Cumhuriyeti’nin 101. yılı” sergisi açıldı.
Yenilikçi Türk Hareket Partisi de Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Prizren’de geniş katılımlı resepsiyon verdi.
Ayrıca Türk Gençleri Platformu ve Tüm Gençler El Ele Derneği tarafından Prizren Yunus Emre Enstitüsü salonunda “Atatürk ve Cumhuriyet” paneli düzenlendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bulgaristan Kültür Bakanı Nayden Todorov ve Türkiye Sofya Büyükelçisi Mehmet Sait Uyanık’ın organizasyonu ile Bulgaristan’da faaliyet gösteren Türk Alkomet şirketinin desteği ile düzenlenen konser, başkent Sofya’nın ‘Bılgariya” Salonunda yapıldı.
Konserde, orkestra şefi Gürer Aykal’ın yönetiminde, piyanist Gökhan Aybulus’un eşlik ettiği Tchaikovsky, Liszt ve Ulvi Cemal Erkin’in eserleri dinleyicilerle buluştu. Türkiye’nin Cumhuriyet Bayramı mutluluğu yaşatıldığı konserde, müziğin evrensel diliyle dostluk mesajı verildi.
Şef Aykal, konser öncesinde AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ” Müzik, her zaman kültürler arasında en güçlü köprü olmuştur. Müzik, aramızdaki sınırları kaldırarak bizleri birbirimize yaklaştırır.” dedi.
Müzikte Bulgaristan ile işbirliğinin 1970’li yıllara dayanan bir geçmişi olduğunu anlatan Aykal, “Bir Bulgar’ı veya bir Türk’ü, herhangi bir yerde bir arada görürseniz, onlar kardeş gibiler. Türk ve Bulgar olarak zevklerimiz, yemek yiyişimiz bile aynı. Aramızda hiçbir şey değişik değil.” diye konuştu.
Türk müzik kültürünü dünyaya tanıtma misyonu
Aykal, inkılap tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimlerden önemlilerinden birinin de müzik devrimi olduğunu söyledi.
Atatürk’ün 1913-1915 döneminde askeri ateşe olarak görev yaptığı Sofya’daki opera kültürüne tanık olduğunu ve bu kültürü Türkiye’ye de yaşatmak istediğini belirten Aykal, gittiği her ülkede Türk müzik kültürünü tanıtma misyonunu taşıdığını aktardı.
Türk müziğinin aslında dünyada çok çalınmaya başlandığına işaret eden Aykal, “Özellikle Ahmet Adnan Saygın çok çalınıyor, çok biliniyor. Saygın’ı Amerika’da çok yönettim. Burada da tanıtmak isterim.” diye konuştu.
Bulgarları dost ve komşu bildiğini belirten Aykal, “Sofya’da kendi evimdeki gibiyim. Her zaman burada bu huzur ve rahatlığı hissettim.” dedi.
“İnsanoğlunun buluştuğu en güzel sanat müziktir”
Müzik sevgisinin babasından miras kaldığını dile getiren Aykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sokakta duyduğum hiçbir sesi ses olarak değil, nota olarak duyuyorum, araba kornalarına kadar, hepsi benim için notadır. İnsanoğlunun buluştuğu en güzel sanat müziktir. Müzik insan varlığında insan eder, insanları düşünceye sevk eder.”
Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçe” bestesini sunarken, bu bestenin hem Türk, hem de Bulgar müzik geleneğini birleştirdiğini anlatan Aykal, “Genç piyanistimiz Gökhan Aybuluş, o kadar yetenekli ki, resmen piyanoyu yürütür. Çok sevdiğimiz bu yetenek, Franz Liszt konçertosunu çalacak.” dedi.
Aykal, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne denk gelmesinin, konserine ayrı bir değer kazandırdığını, Bulgar sanat severlerin bu konserde komşu ve dost Türkiye’nin sıcaklığını yanlarında hissetmelerine vesile olacağını belirtti.
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın 50. yıl dönümü
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası Müdürü Keman Sanatçısı Özge Tanrıver de Cumhuriyet’in 101’inci yıl dönümünde, Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı haftada Sofya’da olmaktan dolayı çok heyecanlı olduğunu söyledi.
Tanrıver, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın 50’nci kuruluş yıl dönümünü bu yıl kutladıklarını belirterek, “Bu konseri Bulgaristan’da gerçekleştirmemize sebep olan Bulgaristan Kültür Bakanı ve ünlü orkestra şefi Nayden Todorov’un uzun yıllar önce orkestramızla bir konser yönetmesi ile oluşan dostluğumuzdan sonra yaptığı davetiyle, Sofya Büyükelçimiz Mehmet Sait Uyanık’ın da katkıları ile burada olmaktan dolayı çok mutluyuz.” dedi.
“Karşılaştığım en etkileyici orkestralarda”
Bulgaristan Kültür Bakan Todorov, konserin açılışında yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin milli bayramının arifesinde Türk müzik kültürünü sevenler ile burada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.” diye konuştu.
Todorov, “İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın Bulgaristan Konser Salonu’ndaki özel performansıyla kutlamak beni ayrıca gururlandırıyor. Karşılaştığım en etkileyici orkestralardan biri olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Mehmet Sait Uyanık da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanının 101. yıl dönümüne günler kala, Cumhuriyet değerlerini şekillendirirken Atatürk’e ilham veren müzikle bayramı kutlamanın kendileri için büyük bir mutluluk olduğunu belirtti.
Uyanık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kültürel bağlarımızı güçlendirme konusundaki sürekli desteği ve bağlılığı için Sayın Bakan Todorov’a şahsen teşekkür etmek istiyorum. Bu konseri düzenleme fikri bizzat İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı daha önce yönetmiş olan Bakan Todorov’dan geldi. Bu orkestraya olan derin takdiri, bu etkinliği hayata geçirmemiz için bizlere ilham verdi.”
Konserde, başkent Sofya’da görev yapan çok sayıda büyükelçi ve diplomatın yanı sıra Türk kültürüne ilgi duyan Bulgar sanatçı, müzisyen ve kültür çevreleri temsilcileri de hazır bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA – Son haftalarda Avrupa’daki büyükbaş hayvanlarda mavi dil hastalığı görülmesi üzerine birçok Avrupa ülkesi ihracatı durdurdu.
Yaklaşık bir ay içerisinde birçok Avrupa ülkesindeki hayvanlarda mavi dil hastalığı görüldü. Hastalığın kısa süre içerisinde yayılması üzerine bazı Avrupa ülkeleri ihracatı durdurdu. Sadece Polonya ve Macaristan’da ihracatın açık olduğunu söyleyen uzmanlar Türkiye’nin tedbir olarak hayvan ithalatını durdurduğunu söyledi. Ayrıca üreticilerin kendi çiftliklerinde biyogüvenlik tedbirlerini arttırmaları gerektiğini söyleyen uzmanlar tedbirlerin en üst seviyede tutulmasını açıkladı.
“Polonya ve Macaristan’da ihracat açılması yüksek görülüyor”
Polonya ve Macaristanda henüz vaka görülmediğini fakat orada da yoğun test süreci gerçekleştiğini söyleyen damızlık hayvan yetiştiricisi Tarkan Gani, “Mavi Dil hastalığı şu anda Hollanda, Danimarka, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde görüldü. Son bir ayda çok sık görüldüğünden dolayı bu ülkeler hayvan ihracatlarını yasakladılar. Şu anda hayvanları satışa sunmuyorlar ve dışarıya göndermiyorlar. Sadece Macaristan ve Polonya’da vaka görülmedi ama hükümetimiz tedbir olarak orayı da ithalata kapatmış durumda. Avrupa’dan şu an için hiçbir damızlık hayvan ithalatı söz konusu değil. Daha öncesinden izinlerini almış işletmecilerimiz ve yetiştiricilerimiz var. Hatta oralara kaparo vermiş işletmeler var. Onlarda şu an bekliyorlar, yoğun bir test süreci geçiriyorlar. Test sürecinin ardından Macaristan ve Polonya’nın ithalata açılması yüksek görülüyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’de henüz resmi kaynaktan açıklanan bir vaka yok
Türkiye’nin gerekli tedbirleri aldığını vurgulayan Gani, “Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en ağır sağlık şartnamesini kullanıyor. Çok kolay bir şekilde hayvan getirilmiyor. Hayvanlar belirli testlere tabi tutuluyor. Türkiye’ye getirilmelerinin ardından tekrar kanları alınıyor. Olumsuz bir şey olduğunda hayvanlar kesime sevk ediliyor. Ülkemizde şu an için resmi kaynaklardan ben Mavi Dil açıklaması duymadım. Devletimizin tüm çabaları bu hastalığın ülkemize gelmemesi için” dedi.
Tedbirlerin üst düzeyde tutulması şart
Gani, “Dünyada çeşitli sığır hastalıkları var. Bu hastalıklardan biri de mavi dil. Şu ana kadar insana bir etkisi ortaya çıkmadı. Fakat mavi dil bulaşan hayvanda yüksek ateş yavru atımı yapıyor. Bu da bizim milli ekonomimize çok ciddi zararlar veriyor. Bu nedenle devletimizin aldığı tedbirler gayet doğru. Tüm çiftliklerde sadece mavi dil için değil biyogüvenlik tedbirleri alınması lazım. Sönmüş kireçleri çiftliklerde kullanabilirler. En bulunabilir ve masrafsız olanı bu yöntem. Çiftliklere galoşsuz kimseyi almamamız gerekiyor. Tek kullanımlık önlük kullanabilirler. Zaten dışarıdan misafir kabul etmiyoruz. Kabul ettiğimiz zamanlarda da bu biyogüvenlik şartlarını uyguluyoruz. Çiftliğimizde binlerce hayvan var. Burada birine hastalık bulaşması hepsinin hasta olması anlamına geliyor. Bu nedenle tedbirlerimizi en üst düzeyde tutmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Basketbol Süper Ligi’nde mücadele MersinSpor Kulübü (MSK), hafta sonu evinde konuk edeceği Manisa Basket maçına hazırlanıyor.
Türkiye Basketbol Süper Ligi’ne deplasmanda Merkezefendi Belediyesi Denizli Basket ve ardından kendi taraftarı önünde Aliağa Petkimspor galibiyetleri ile hızlı bir giriş yapan MSK Erkek Basketbol Takımı, gözünü hafta sonu oynayacağı Manisa Basket maçına çevirdi. Servet Tazegül Spor Salonu’nda oynanacak karşılaşma öncesi hazırlıklarına başlayan Mersin temsilcisinde tek hedef galibiyet. Sezon sonu hedefe ulaşabilmek adına tüm maçların çok önemli olduğunu ancak iç sahada oynanacak maçların ayrı bir önemi olduğunu söyleyen Başantrenör Can Sevim, taraftarlarının da desteği ile sahadan galip geleceklerine yürekten inandıklarını söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erciyes 38 Futbol Kulübü, ligin 8. haftasında sahasında oynayacağı İzmir Çoruhluspor maçının hazırlıklarına başladı. Antrenör Uğur Kulaksız nezaretinde çalışmalarına başlayan Erciyes 38 takımı, 26 Ekim Cumartesi günü oynanacak maça hazırlanıyor. Geride kalan haftayı Niğde Belediyespor karşısında aldığı yenilgi ile noktalayan mavi-siyahlılar, bu hafta 3 puanı hanesine yazdırıp yeniden çıkışa geçmek istiyor.
Erciyes 38 takımı ile İzmir ekibi Çoruhluspor, geride kalan 7 haftada 8’er puan toplamayı başardı. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erenköy Kur’an Kursu’nda eğitimini tamamlayan 40 hafız için Pendik Müftülüğü tarafından Çarşı Camisi’nde “Erenköy Kuran Kursu 8. Hafızlık İcazet Merasimi” düzenlendi.
Törende, hafız öğrenciler, Diyanet İşleri Başkanı Erbaş ve Reis-ül Kurra Mustafa Demirkan’ın karşısında Kur’an tilaveti yaptı.
Törende konuşan Erbaş, hayırlı bir merasimde bulunduklarını vurgulayarak, “Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki ‘Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretenlerinizdir’. Kur’an’ı öğrenenler, onların hocaları yani öğretenler burada. En hayırlı insanların bulunduğu yerdeki merasim de en hayırlı merasimdir. Bu hafızlık merasimi, sevgili Peygamberimizin bu müjdesine nail olmamıza vesile olur inşallah.” diye konuştu.
Kur’an-ı Kerim’in hıfzının Allah tarafından bir müjde olarak anlatıldığını belirten Erbaş, şöyle devam etti:
“‘Şüphesiz Kur’an-ı biz indirdik, onun muhafaza edeni de biziz’. Rabb’imiz böyle buyuruyor. Hafızlarımız eliyle zihinleri ve gönülleri vasıtasıyla Cenabıhak, Kur’an-ı Kerim’i muhafaza ediyor. Ne mutlu hafızlarımızın buna vesile olması. İlk günden, Peygamber Efendimizin zamanından itibaren bugüne kadar milyonlarca hafızımız buna vesile oldu. Kıyamete kadar da milyonlarca, belki milyarlarca hafızımız buna vesile olacak, bu müjdeye nail olacak. Peygamber Efendimiz, onları şu hadisi şerifiyle müjdeliyor, ‘Kur’an-ı Kerim’i hıfzedip okuyan kimseler, Allah’ın şerefli melekleriyle beraberdir’. Ne mutlu Allah’ın şerefli melekleriyle birlikte olmak, hafızlarımız için büyük bir müjde.”
Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hafızlık geleneği ve faaliyetlerini günbegün artırıp geliştirdiklerini dile getiren Erbaş, “2 bini aşkın yatılı Kur’an kursumuz oldu artık ülkemizde. Yatılı Kur’an kurslarımıza, hafızlık yaptırdığımız bu kurslara desteği olan bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun. 85 bin kadar talebemiz, Kur’an kurslarımızda hafızlık yapıyorlar. Onlar için dua ediyoruz. Rabb’im onlara kolaylık versin.” ifadesini kullandı.
“Kur’an’ın ilkelerini, emirlerini bütün insanlığa hatırlatmaya devam edeceğiz”
Erbaş, Kur’an-ı Kerim’e hayat kitabı ve rehberi denildiğini aktararak, şunları kaydetti:
“Kur’an-ı Kerim’i öğrenmekten amaç anlamak. anlamaktan amaç yaşamak, hayatımızı Kur’an-ı Kerim’e göre tanzim etmek. Rehberimiz Kur’an’dır, Peygamber Efendimizdir. Peygamber Efendimize nasip olmuş en büyük mucize Kur’an-ı Kerim’dir. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilen bir kitaptır. Onun için çoluğumuzla çocuğumuzla ailemizle akrabalarımızla komşularımızla hep birlikte Kur’an’ın rehberliğinde hayatımızı devam ettirmeye gayret edelim. Peygamber Efendimiz bütün insanlara Kur’an-ı hatırlattı. Şimdi sıra bizde. Bizler de hatırlatacağız. Kur’an’ın ilkelerini, emirlerini, bütün insanlığa, ailemize, gençlerimize, çocuklarımıza hatırlatmaya devam edeceğiz. Bu bize verilmiş en büyük vazifedir, Cenabıhakk’ın emridir. Hatırlatmaktan geri durmayalım, hatırlatmayı ihmal etmeyelim. Çocuklarımıza ibadetlerini, namaz kılmalarını hatırlatalım.”
Ali Erbaş, hafızları ve eğitim veren hocaları tebrik etti.
Konuşmaların ardından 40 hafız, Reis-ül Kurra Mustafa Demirkan riyasetinde icazetlerini aldı. Hafızlara icazet belgelerini, Diyanet İşleri Başkanı Erbaş verdi.
Törene, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü Öğrenme Süreçleri ve Sosyal Etkinlikler Daire Başkanı İhsan Erkul, Zümrüt Vakfı Başkanı Cihat Aslanoğlu ile Pendik kaymakamı, ilçe milli eğitim müdürü ve belediye başkanı da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Durumu öğrendiğimde transferin iç yüzünü biraz araştırdım.
Orchard’ın son dönemde Türk müzik piyasasına yaptığı yatırımlar ve buna bağlı yükselişinin yanı sıra farklı sebeplere de ulaştım.

Belive’in bir müzik dağıtım şirketi olmakla birlikte bu yıl yaptığı satın almayla müzik yapımcılığına girmesi, dolayısıyla sektördeki tekelleşme çabasının yanı sıra altyapısal sorunların da bu dev transferin gerçekleşmesinde büyük rol aldığı söylentiler arasında.
Neticede bize transferin iki ucunda yer alan şirketi de tebrik etmek düşer.
ÇEVRE DUYARLILIĞI İÇİN KOLLARI SIVADI
Türkiye’yi karış karış gezerek sokakların ve çevrenin temiz tutulması, atıkların doğru yönetimi, çevre bilincinin artırılması için çalışmalarını sürdüren Atma Derneği, projeyi anlatmak üzere geçtiğimiz hafta Balıkesir’deydi.

Atma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Pervin Ersoy, “Böyle etkinlikler toplumun çevre duyarlılığını geliştirmek açısından büyük önem taşımakta. Bu yolda amacımız doğaya karşı daha duyarlı ve farkındalıklı toplum haline dönüşebilmek” dedi. Türkiye’nin sokaklarını temiz tutmak için toplumun her kesiminde farkındalık yaratmayı amaçlayan Atma Derneği için Sinan Akçıl da ‘Atma’ şarkısını yeniden düzenlemişti.
SANATI GENİŞKİTLELERE ULAŞTIRACAK
Sanatın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamak amacıyla İva Sanat’ın dijital platformunda yer alan sanatçılar ilk kez fiziksel olarak ‘Sanatta Hayat Var’ karma sergisi ile Ortaköy’de sanatseverler ile buluştu.

Hayat’ın organizasyonuyla gerçekleşen sergide en dikkatimi çeken daha önce Eskişehir’de 7’ncisi düzenlenen Uluslararası Ahşap Heykel Festivali’nde yer alan ahşap sanatçısı Aytekin Batmaz’ın eserleri oldu. Hobi olarak başladığı ahşap oymaya tutku ile bağlanıp Ortaköy’de atölye açan Aytekin Batmaz, ahşap oyma sanatını ileri seviyeye taşıyarak yaptığı eserlerle oradaydı. Yaklaşık 120 eserin bulunduğu karma sergi, 27 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek.

ABİLİK YAPTI
Saruhan Hünel, kardeşi Aslı Hünel’e ilginç bir sürpriz yaptı. Saruhan Hünel, ‘İstanbul Bundan Bahsetsin’ single’ını çıkaran Aslı Hünel’in albüm ilanlarını İstanbul’un birçok yerindeki billboardlara koydurdu. Hünel, abisinin bu sürprizi karşısında çok mutlu oldu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
EK PUAN YENİDEN GÜNDEMDE
Tüm bu açıklamaların ardından gözler merkezi sınavlara çevrildi. MEB ve ÖSYM merkezi sınavların geleceğini gündemine aldı. Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ve Liselere Geçiş Sınavı’nın (LGS) uygulanması, sosyal projelerin puanlamaya dahil edilmesi, öğrencilerin spor ve sanat aktivitelerinin de değerlendirilmesi yönünde bir sistemin hayata geçirilmesi için çalışmalar başladı. Spor ve sanat dallarında başarılı olan öğrencilere merkezi sınavlarda ek puan verilmesi konusu da yeniden gündeme alındı.

SEMPOZYUM DÜZENLENECEK
Merkezi sınavlara ilişkin ÖSYM, Milli Eğitim Bakanlığı ile 4-6 Ekim 2024’te Ankara’da Uluslararası Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Sempozyumu düzenleyecek. Ölçme ve değerlendirme alanında kapsamlı araştırmaların sunulacağı sempozyumda, Türkiye’de ilköğretimden ortaöğretim kademesine geçişte uygulanan Liselere Geçiş Sınavı (LGS), ortaöğretimden yükseköğretim kademesine geçişte uygulanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ve geleceğin sınav modelleri de masaya yatırılacak. Ölçme ve değerlendirmede dijitalleşme, yenilikçi ölçme ve değerlendirme uygulamaları, ölçme ve değerlendirmede yapay zekâ uygulamaları, ölçme ve değerlendirmede alternatif materyaller (VR/AR, Göz izleme, EEG vb.), becerilerin ölçülmesi gibi konular da sempozyumda ele alınacak konular arasında yer alıyor.
EZBERE YÖNLENDİRİYOR
Türkiye’nin eğitim alanındaki en büyük düşünce kuruluşlarından biri olan TEDMEM de konuyu ”Yeni Bir Eğitim Anlayışı Şart” başlıklı raporunda gündeme getirmişti. Raporda sınavlarla ilgili dikkat çeken bazı tespitler şöyle:
Türkiye’de kademeler arası geçişte uygulanan sınavlar eğitim öğretime hizmet etme aracı olmaktan çıkarak amaç haline gelmiştir.
Sınavların yapısı, kapsamı ve bireylerin gelecek hayatlarına etkisi üzerinden oluşan kitlesel rekabet, öğrencileri okul dışı kaynaklara, özel derslere ve özel öğretim kurslarına mecbur bırakmaktadır. Bu durum eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirmektedir.
Okul dışı kaynaklar velilere ağır bir ekonomik yük getirmekte, bir yandan da öğrenci, öğretmen ve velileri etkileyerek toplumsal travmaya neden olmaktadır. Ailelerin aile yaşamı ve düzeni büyük ölçüde sınava endeksli hale gelmektedir.
Okulda verilen eğitim, yalnızca sınavda çıkacak dersler ve konulara indirgenmektedir. Sınav odaklı bir eğitim sistemi, temel eğitimde dahi öğrencilerin yalnızca ölçülebilir ve ezberlenmiş bilgilerini kıymetlendirilmekte, öğrencilerin bütünsel gelişimini ve iyi olma halini arka plana itmektedir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’de her zaman özel günlere ayrı önem verildiğini belirten Tekin, çocukların da okula başlama tarihlerini unutmamasını istediklerini söyledi.
Besni’de eğitim konusunda gösterdikleri duyarlılıklarından dolayı hayırseverlere teşekkür eden Tekin, şöyle konuştu:
“Elimizden geldiğince depremin yaralarını sarmak için üstümüze düşeni yapmaya gayret ediyoruz. Depremin yaralarını sarmak adına okul yatırımları da yapıyoruz. Cumhurbaşkanımız ‘6 Şubat günü kaç derslik varsa 11 ilimizde yüzde 10 derslik sayısını artırmamız lazım’ diye talimat verdi. Besni’de 6 Şubat’taki derslik sayısının yüzde 13 üstüne çıktık. Besni özelinde depremi yaşadığınız günkü okul sayısına ek olarak 13 okul, 133 derslik, mevcutları yapıyoruz. Bunu sadece biz değil bu anlamda hayırseverlerimizin katkıları da var. Onlara teşekkür ediyoruz.”
Bakan Tekin, eğitimin sadece okullarda verilen bilgi odaklı bir şey olmadığını, aynı zamanda toplumun değerlerini sahiplenme ve gelecek kuşaklara aktarma meselesi olduğunu ifade etti.
Hayırseverlerin yaptığı okulların açılışlarına katılmaya çalıştığını anlatan Tekin, emek veren ve birikimini eğitime yatıran duyarlı vatandaşlara teşekkür etti.
Bakan Tekin, daha sonra sanatçı Latif Doğan tarafından yaptırılan Ayşe-Seydi Vakkas Doğan Camisi’nin açılışını gerçekleştirdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER: Rapora göre, Türkiye’deki üniversitelerde uluslararası öğrenci ve öğretim elemanı sayısında artış kaydedildi. Uluslararası öğrenci oranı yüzde 6.23’ten yüzde 7.1’e yükselirken, değişim programları kapsamında Türkiye’ye gelen öğretim elemanı sayısı da arttı. Değişim programları kapsamında üniversite başına düşen uluslararası öğretim elemanı oranı, 2023 yılında 13.2’den 16.6’ya çıkarak gelişim gösterdi.

BİLİMSEL ÜRETKENLİK: 2022 yılında endeksli dergi ve kitaplarda kurum adresli yayın sayısı 87 bin 355 iken, 2023 yılında bu sayı 89 bin 334’e yükseldi. 2023 yılında Türkiye’deki 188 üniversitenin endeksli dergi ve kitaplarda ulusal işbirlikli yayın ortalaması yüzde 52 seviyesinde gerçekleşti. Üniversitesektör işbirliğiyle yapılan yayınların oranı da yükselirken, 63 üniversitenin yayınlarına yapılan atıf sayısı dünya ortalamasının üzerinde oldu. YÜKSELİŞ DEVAM EDİYOR:
THE SIRALAMASINDA 75 ÜNİVERSİTE: Türk üniversiteleri dünya üniversite sıralama sistemlerinde yükselmeye devam ediyor. 2022 yılında Times Higher Education (THE) sıralamasında Türkiye’den 58 üniversite yer alırken, 2023 yılında bu sayı 75’e yükseldi. Quacquarelli Symonds (QS) sıralama sisteminde ise 2022’de 24 üniversite bulunurken, 2023’te 25 üniversite sıralamada yer aldı. Ayrıca dünyanın en prestijli sıralamaları olan THE’da 3, QS’te ise 2 Türk üniversitesi, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına girme başarısını gösterdi.
SOSYAL SORUMLULUK: 4 bin 827 sosyal sorumluluk projesi ile sosyal entegrasyon ve kapsayıcılığa yönelik 8 bin 763 faaliyet gerçekleştirilirken, öğrenciler tarafından 10 bin 75 sosyal sorumluluk projesi yürütüldü. Yaklaşık 2 milyon öğrenci, Türkiye’deki üniversite kulüplerinde aktif olarak görev aldı. Toplamda 15 bin 194 öğrenci, kulübü ile sosyal sorumluluk projelerine katılarak topluma katkı sağladı. 98 üniversiteden 337 öğrenci topluluğu, uluslararası kuruluşlara üyelikleriyle de global düzeyde etkileşimde bulundu.

ÖZVAR’DAN YAPAY ZEKÂ VURGUSU
Raporla ilgili değerlendirmede bulunan YÖK Başkanı Erol Özvar üniversitelerdeki yapay zekâ çalışmalarına vurgu yaptı. Özvar “Dünyada yaşanan son derece hızlı ve köklü teknolojik gelişmeler yükseköğretimin yapısının yeniden tanımlanmasını ve organizasyonunu zorunlu hale getirmiştir. Özellikle yapay zekâ alanındaki gelişmeler yükseköğretimde çok derin bir etki oluşturmuştur” dedi. Uluslararasılaşma konusunda önemli gelişmeler yaşandığına vurgu yapan Özvar, “Gerçekleştirilen çok sayıdaki çalışma ve projeden iki başlık öne çıkmaktadır: Türkiye- Azerbaycan Üniversitesi’nin kurulması ve ‘Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi’ hazırlık çalışmalarının başlatılması” bilgisini verdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“HİÇBİR ZAMAN SİYASİ PARTİ OLARAK KABUL ETMEDİK VE ETMEYECEĞİZ”
Bir süredir, ‘çözüm süreci’, ‘diyalog’ ve ‘uzlaşma’ terimleri üzerinden terör örgütü uzantılarını meşrulaştırma çabalarının gündeme taşındığını söyleyen Destici, “Gazeteci arkadaşlarımızın soru sormalarına gerek kalmadan, hiçbir zaman değişmemiş ve değişmeyecek olan duruşumuzu, düşüncelerimizi, tekrar anlamayanların, anlamazlıktan gelenlerin ya da anlamamakta direnenlerin anlayacağı şekilde anlatmak istiyorum. Terör örgütünün talimatı ile kurulmuş, yöneticilerini, adaylarını, politikalarını, söylemlerini kanlı bir terör örgütünün belirlediği bir topluluğu hiçbir zaman siyasi parti olarak kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Ülkelerinde şiddetle iltisaklı olan, şiddeti yöntem olarak belirlemiş hiçbir yapılanma ve faaliyetin demokrasi zemininde hiçbir yerde bulunmasına izin vermeyen Batılı ülkeler, 40 binin üzerinde ölüme neden olmuş bir terör örgütünün uzantılarını, bağrımıza, devletimize, demokrasimize, sosyal hayatımıza hançer gibi sokmalarında iyi niyet görmüyorum, aramıyorum” diye konuştu.
“AYNI YILANLARA ISIRILMAMALIYIZ”
“Duruşumuzun çok iyi anlaşılması bakımından bir kere daha altını çizerek söylüyorum; çözüm süreci, diyalog, uzlaşma gibi şekere bulanmış zehirlerin, milletimize yeniden yutturulmasına asla rıza göstermeyecek ve izin vermeyeceğiz” diyen Destici, “Bakınız, terör örgütünün siyasi partisi pazar günü Diyarbakır’da, İmralı canisi, 40 bin kişinin katili, terörist başına, özgürlük diye miting yapmak istiyor. Bakın, çözüm sürecinin sözünün bile edilmesi nelere cesaret veriyor, bunu görmek lazım. Geçmişte yaşananları hepimiz biliyoruz. Aynı yılanlara, aynı deliklerden ısırılmamalıyız. Valiler, ‘Hiçbir siyasi partinin bu eylemlerine müsaade yoktur’ diyor. Hasta adam Ahmet Türk çıkıyor, diyor ki; ‘Geri adım atmayacağız.’ Ne oldu? Sen ne zaman iyileştin? Ölüyordun hastanede. Bir başka terörist milletvekili çıkıyor, devlete meydan okuyor ama Diyarbakır Valimizi ve İçişleri Bakanlığımızı tebrik ediyorum” dedi.
“İDAM CEZASI MUTLAKA GERİ GETİRİLMELİDİR”
Son günlerde yaşanan toplumsal olayların infiale neden olduğunu söyleyen Destici, infaz sisteminde değişiklikler yapılması gerektiğini ve caydırıcılık ilkesinin yeniden tesis edilebilmesi için ceza oranlarının artırılması önerisinde bulundu. Destici, “Tahliyesiz müebbet hapis cezası geri getirilmelidir. İdam, Türkiye ve Müslüman Türk milleti için bir zarurettir. İdam cezası, bugünün Türkiye’si için mecburiyettir ve idam cezası mutlaka ama mutlaka geri getirilmelidir. Bu gerçekleri ilk kez ve sadece BBP dile getirdi ve dile getirmeye devam edecektir. Çünkü BBP milletin vicdanı ve güvencesidir” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL’in saldırı başlattığı Lübnan’dan ayrılan, aralarında Türklerin de olduğu 358 kişi Mersin’in Silifke ilçesine geldi.
İsrail’in saldırı düzenlediği Lübnan’dan ayrılmak isteyen farklı ülke vatandaşları, bindirildikleri 4’üncü gemiyle Tripoli limanından yola çıktı. Silifke ilçesindeki Taşucu Limanı’na yanaşan gemiden inen, aralarında çocukların da olduğu 358 kişi, işlemlerinin tamamlanmasının ardından minibüslerle ilçeden ayrıldı. Yabancı uyrukluların, Türkiye’deki farklı havalimanlarından ülkelerine gönderileceği öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Adana’da ilk kez gerçekleştirilen TEKNOFEST’e katılan TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank ile Komisyon üyeleri, Demirören Medya Grubu’nun standını ziyaret etti. Komisyon üyeleri, Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileriyle de bir araya geldi. Komisyon Başkanı Mustafa Varank da stand içerisinde yer alan podcast odasında Radyo D’nin konuğu oldu.
‘TÜRKİYE’NİN SAHİPLENDİĞİ BİR MARKA’
TEKNOFEST’in Türkiye’nin sahiplendiği bir marka haline geldiğini anlatan Varank, “TEKNOFEST’te yarışmacı kardeşlerimize farklı kategorilerde yarışacakları görevler veriyoruz. Bu alanda proje ve fikirlerini ortaya koyan gençlerimiz yarışıyorlar. Neticede en güzel fikir ve ürünü ortaya koymaya çalışıyorlar. Gençlerimiz aynı zamanda insansız sualtı araçlarından nükleer teknolojilere kadar farklı alanlarda projeler ortaya koyarak yarışmayı gerçekleştiriyor. İlerde bu alanlarda çalışma yapacak gençlerimizi yönlendirebilmek, onlara yatırım yapabilmek ve onların eğitimlerine katkı sağlayabilmek adına çok önemli” dedi.
‘BU YIL TEKNOFEST’E 1 MİLYON 650 BİN GENÇ KATILDI’
TEKNOFEST’e vatandaşların ilgisinin yoğun olduğunu belirten Varank, festivalin çok güzel geçtiğini kaydetti. Varank, gençlere, hayallerinin peşinden koşmaları ve ‘Ben yapamam’ dememeleri konusunda cesaret veren Varank, devletin bu alanda çeşitli destekler sunduğunu da vurgulayarak, “Gençlere öğüdümüz şu olsun; mutlaka hayallerinin peşinden koşsunlar, ‘Ben yapamam’ demesinler, ‘Ben başaramam’ demesinler, ‘Bu zor’ demesinler. Hayal etsinler ve o hayallerinin peşinden gitsinler. Bu yıl TEKNOFEST’e 1 milyon 650 bin genç katıldı. Dünyada bu manada çok gencin katıldığı teknoloji etkinliği yok. İnşallah önümüzdeki dönemde bu ilgi artarak devam edecek” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL’in saldırı başlattığı Lübnan’dan ayrılan aralarında Türklerin de olduğu 310 kişi daha Mersin’in Silifke ilçesine geldi.
İsrail’in saldırı düzenlediği Lübnan’dan ayrılmak isteyen farklı yabancı ülke vatandaşları, bindirildikleri gemiyle Tripoli Limanı’ndan yola çıktı. Silifke ilçesindeki Taşucu Limanı’na yanaşan gemiden inen, aralarında çocukların da olduğu 310 kişi, işlemlerinin tamamlanmasının ardından minibüslerle ilçeden ayrıldı. Yabancı uyrukluların, Türkiye’deki farklı havalimanlarından ülkelerine gönderileceği öğrenildi.
‘UÇUŞLAR İPTAL EDİLDİ’
Lübnan’dan ayrılan Türk vatandaşı Yusuf Akdağ, “Lübnan’a yönelik son 1 aydır başlayan ataklar vardı. Zamanla artmaya başladı. Son 3 gündür saldırıların şiddeti artınca apar topar evlerimizi boşalttık. Yaklaşık 1500 rakımlı bir yere çıktık. Bombaların düşüşünü oradan seyrettik. Uçak bileti almıştık ancak uçuşlar iptal oldu. Biz de feribotlara binip yola çıktık. Umarım orada her şey yoluna girer” dedi.
İsrail’in saldırı başlattığı Lübnan’dan Türkiye’ye gelen, aralarında Almanya, Fransa, Avustralya, Kanada, İsveç, Suriye ve Lübnan vatandaşlarının da olduğu yolcu sayısı 1002 oldu.
Haber-Kamera: Mehmet OKUR/SİLİFKE (Mersin),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“SİYASETİN ÇÖZMESİ GEREKEN KONULAR VAR”
Saadet Partisi Milletvekili Çalışkan şöyle konuştu: “Temmuz tatili oluşunda çok gergin bir dönem yaşadık. Bu başlangıçta muhtemelen yarım kalan dosyaların tamamlanması, o gerginliğin devam edeceği anlaşılıyor. Ülkemizde birtakım insanlar ülkenin gergin ortamından menfaat elde ettiğini düşünüyor. Bu doğru değil. Siyasetin çözmesi gereken sorunlar var. Geçtiğimiz yıl toplam 70 kanun görüşüldü, 50’si uluslararası sözleşmeler. Yalnızca 20’si, ki bunların 13’ü torba yasa. Dolayısıyla çıkan 7 tane yasa var. Maden yasası, turizm yasası, vergi yasası gibi ve çok kadük kalan bir dönem yaşadık. Temennim, bu dönem biraz daha faydalı bir dönem olsun. Dolu konular, milletin, memleketin yararına kanunlar müzakere edilsin, ama bugünden ortaya çıkan tabloya bakacak olursak, iyimser misiniz derseniz çok iyimser olduğumu söyleyemem ama artık ateş bacayı sardı.
“CUMHURBAŞKANI TEHLİKEYİ GÖRDÜ”
Bir yılı aşkın bir süredir Gazze’de devam eden savaş yeni bir boyut kazandı. Küresel statüye geçti. Siyonist işgalci katiller sadece Gazze’de soykırım uygulamıyor, Lübnan’a, Suriye‘ye, Irak’a, İran‘a, Yemen’e aynı anda 5 ayrı hedef seçtiler ama şunu net bilmeliyiz ki bu 5 hedeften sonraki hedef direkt Türkiye. Artık bunu da Sayın Cumhurbaşkanı gördüğü için bir taraftan Mısır Cumhurbaşkanı ile barış imzalama noktasına gitti, bir taraftan da Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a zeytin dalı uzatıyor. Netice alınmıyor henüz ama mutlaka yapılması gerekir, çünkü gerçekten çok tehlikeli boyuttayız.
“TÜRKİYE BÖLGE ÜLKELERİYLE ORTAK ADIMLAR ATMALI”
Önümüzdeki yasama döneminde cari kanunlar mutlaka görüşülecek, ama esas gündemde olması gereken şey şu: etrafımızdaki ateş çemberi. Buna yönelik hangi adımlar atılabilir, bunlar olmalı. Bugüne kadar yapıldığı gibi tribünlere mesaj vererek “Katil İsrail” deyip de üçüncü ülkeler üzerinden eğer İsrail‘e yakıt göndermeye devam edersek bu ateş bizi bizzat yakar. Bir kere samimiyet gerekir. Bugün tehlike çok ciddi boyutta. Bu bir felaket tellallığı değil, düpedüz yaşadığımız hadiseler. Bu açıdan Türkiye eğer adım atarsa yeterince kararlı bir duruş ortaya koymalı, sonra da bölgedeki, mesela İran ile, Suriye ile, Mısır ile, Pakistan ile bölge ülkeleriyle adım atarak bu ateşin frenlenmesine katkısı olabilir. İsrail bölgede bir ada ülkesi. Etrafı tümüyle Müslüman ülkelerle kuşatılmış, sarılmış ülke. Dolayısıyla bu işgalci katillere hava sahamızı, kara sularımızı kapatsak İsrail nefes bile alamaz. Ama görüyoruz ki bugün iktidar, ülkemizdeki protestoları bile yönlendiriyor. Gidin falanca kafeyi basın ama sakın BOTAŞ’a laf etmeyin. Gidin falan meydanda fotoğraf sergisi düzenleyin, ama bir taraftan da iktidara yönelecek gerçekçi adım isteyen protesto olursa yabancıysa sınır dışı ediliyor, yerliyse coplanıyor. Böyle bir ikiyüzlü tavırla maalesef karşı karşıyayız. Gazze’de yaşanan, Lübnan’da yaşanan soykırıma acilen samimi adım atılmalı, derhal tepki gösterilmeli.
Deprem bölgesindeki insanların mağduriyetleri aynen sürüyor. Bu noktada bölgeye günübirlik bakan göndererek, poz vererek değil, gerçekçi adımlar atılarak iş yapılmalı. Elbette bazı adımlar atıldı ama ihtiyaç karşısında bu yapılanlar son derece yetersiz.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Muhalefete yüklenen Özdağ, “Muhalefetin bugün Meclis’te çıkan hiçbir kanuna kesinlikle dahli olmuyor. Komisyonlardan rahatlıkla geçiyor, geliyor. Ve milletimize sesleniyorum. Bizi ne bekliyor, onları ne bekliyor? Bu 15 ay içinde çıkardıkları bu 70 kanun sizi zengin ettiyse, mutlu ettiyse bunlara oy vermeye devam edin. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde parlamento çok güçlü olacaktı, parlamento milletvekillerinin kanun teklifleriyle yönetilecekti; asla böyle bir şey söz konusu değil.” ifadelerini kullandı.
“2027’DE ERKEN SEÇİM OLACAK”
Özdağ açıklamasına şöyle devam etti: “Sayın Erdoğan geçmişte de Sayın Devlet Bahçeli ile beraber seçim olmayacağını söyledi. 15 gün sonra erken seçim kararı almışlardı. Sayın Erdoğan ve arkadaşları kendilerinin lehine ne zaman olacaksa o zaman erken seçim kararı alırlar çünkü kendisi tekrar aday olmak istiyor. Bugün getirmiş oldukları Anayasa değişikliği teklifi de Sayın Erdoğan’ı tekrar aday yapmak adına yapılacak bir anayasa değişikliği teklifidir. Dördüncü kez seçtirmek içindir. %40+1’i oluşturmak için yapılan bir hamledir. Erken seçim olacak ama 2027’de olacak.”
“SİYASİ PARTİ KANUNUNA İHYACIMIZ VAR”
Türkiye‘nin bir anayasaya ihtiyacı var mı? Var. Ama bu anayasayı bu Meclis yapamaz. Mevcut anayasaya uymayanlar yeni anayasa yapamazlar. Bizim Bakanlara verdiğimiz önerilere cevap verilmiyor. Buna cevap vermemenin cezası müebbet hapistir. Siyasi parti kanununa ihtiyacımız var. Meclis iç tüzüğüne ihtiyacımız var.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Dönem 3. Yasama Yılı resepsiyonunda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ile Milletçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli kısa süre sohbet etti.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından verilen TBMM 28. Dönem 3. Yasama Yılı resepsiyonunda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir araya gelerek tokalaştı. Bahçeli ve Özel, ayaküstü kısa bir süre sohbet etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEMOKRASİ ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, ” Türkiye’yi bu iki kutuplu siyasete hapsetmeyen bir çıkış kapısını önemli görüyoruz” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Tören Salonu’nda 28’inci Dönem 3’üncü Yasama Yılı açılışı nedeniyle düzenlenen resepsiyona katıldı. Burada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Babacan, Gelecek Partisi ile birleşme konusunun gündeme gelmesi hakkında sorulan soruyu, “Gelecek Partisi’nden arkadaşlarımız çok sevdiğimiz arkadaşlarımız, yıllarca beraber emek harcadığımız arkadaşlarımız. Dolayısıyla, birlikte olma arzusu var ama bugün olmaz yarın olur, bakarız” diye yanıtladı.
DEVA partisinin yeni yasama yılında mecliste grup kurup kuramayacağı ile ilgili soruyu değerlendiren Babacan, “Demokrat Partili bazı arkadaşlar tarafından dillendirildi. Ama öyle anlıyoruz ki parti genel merkezlerinde henüz bu formülle ilgili bir değerlendirme yapılmamış. Parti genel merkezlerinde konuşulur, ondan sonra ne yapılır bilemiyorum. Bütün partilerle şu anda iletişim içerisindeyiz. Milletvekillerimiz bütün partilerle iletişim içerisinde. Ama şu önemli; Türkiye için daha geniş bir birliktelik, beraberlik ve Türkiye’yi bu iki kutuplu siyasete hapsetmeyen bir çıkış kapısını önemli görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ARDA GÜLER’E 10 MİLYONLUK HEDİYE
Real Madrid’in sponsorluk anlaşması kapsamında milli yıldızımız Arda Güler’e hediye edilen aracın fiyatı da bir hayli yüksek. Arda’ya verilen lüks araba, Türkiye’deki yaklaşık 10.7 milyon liralık satış fiyatıyla dudak uçuklattı.

ANCELOTTI’Yİ SOLLADI
Real Madrid takımı futbolcuları kulübün sponsorluk anlaşması gereği her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni araçlarını teslim aldı. Ünlü otomobil markası, Arda Güler de dahil olmak üzere elektrikli modellerini yıldız futbolcularla buluşturdu. Arda’ya verilen modelin teknik direktör Ancelotti’nin arabasının fiyatını sollaması dikkatlerden kaçmadı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vakıflar Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, 81 il 25 bölge müdürlüğünde başlatılan projeyle Türkiye’deki 6 bin 178 yeni vakfa eğitimler veriliyor.
Eğitimlerde, kamu ve sivil toplum kuruluşu işbirliğinin geliştirilmesine katkı sağlamak, vakıfların ihtiyaçları ve sorunları hakkında istişarelerde bulunmak, vakıflara mevzuat ve uygulamalar hakkında bilgilendirme yapmak amaçlanıyor.
Bu kapsamda, Ankara Bölge Müdürlüğünce verilen eğitimlere 534 vakıf temsilcisi katıldı.
Eğitimler, Türkiye genelinde bölge müdürlükleri aracılığıyla devam edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erdoğan, artık bir gelenek haline gelen bu buluşmanın iki ülke iş çevrelerine yeni işbirlikleri ve ortaklıklar için önemli bir imkan sunduğuna inandığını belirterek, “Ekonomik ve ticari konular Amerika’yla münasebetlerimizin en önemli boyutlarından birini teşkil ediyor. Amerika son iki senedir en fazla ihracat yaptığımız ikinci, en fazla ithalat yaptığımız beşinci ülke oldu. İkili ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl 30 milyar doları aştı. Pek çok defa ifade ettiğim üzere ikili ticaret göstergelerini istikrarlı şekilde arttırmak için büyük bir potansiyele sahibiz” ifadelerini kullandı.
Ticarette 100 milyar dolarlık ortak hedefe iyi bir planlamayla ulaşabileceğine bütün samimiyetiyle inandığını ifade eden Erdoğan, “Bunun için demir çelik ve alüminyum sektöründeki ilave gümrük vergileri, soruşturmalar ve CAATSA yaptırımları gibi tek taraflı uygulamaların artık terk edilmesi gerekiyor. Siz sektör temsilcilerinden de ilgili kurumlar nezdinde karşılıklı olarak kaybetmemize neden olan engellemelerin kaldırılması amacıyla gerekli girişimlerde bulunmanızı bekliyoruz” diye konuştu.
Erdoğan, Türkiye’nin büyük, güçlü ve potansiyeli son derece yüksek bir ekonomiye sahip olduğunu, bugün dünyada hem nüfusu 85 milyon hem de kişi başına geliri 13 bin doların üzerinde olan ABD, Japonya, Rusya, Meksika ile 5 ülkeden biri olduğunu dile getirdi.

“ALTYAPIYA 270 MİLYAR DOLARDAN FAZLA YATIRIM YAPTIK”
Başkan Erdoğan, Türkiye’nin son 20 yılda ortalama yüzde 5,4 oranında büyüdüğünü aktararak, şöyle devam etti:
“Son 20 yılda altyapıya 270 milyar dolardan fazla yatırım yaptık. Havalimanı sayımızı 2 katından fazla artırdık. İhracatımız 20 yılda 20 kattan fazla arttı. Dünya ihracatından aldığımız payı ikiye katladık. Savunma ve havacılık sanayinde ilk sıralardayız. Dünyanın en büyük SİHA tedarikçisiyiz. Şeffaf, öngörülebilir ve yatırımcı dostu politikalarımız sayesinde son 20 yılda 270 milyar dolara yakın uluslararası doğrudan yatırım çektik. Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sahibi sayısı 6 binden 83 bine çıktı.”
“2024’TE KREDİ NOTU 3 KURULUŞ TARAFINDAN ARTIRILAN TEK ÜLKE TÜRKİYE OLDU”
Erdoğan, bölgede yaşanan sıkıntılara rağmen ihracatta, istihdamda, üretimde, turizmde büyümeyi sürdürdüklerini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Güçlü bir şekilde desteklediğimiz ve son bir yıldır uygulamakta olduğumuz ekonomi programının meyvelerini topluyoruz. Tüm dünya ile birlikte ülkemizin de sorunu olan enflasyonda kalıcı ve belirgin bir düşüş sürecine girdik. İşsizlik oranı hedeflerimiz ötesinde iyileşti. Depremin etkilerine rağmen kamu maliyesini hızla toparladık. Rezervleri artık bir endişe kaynağı olmaktan çıkardık. Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının tamamı bu gelişmelere kayıtsız kalmadı. 2024 yılında kredi notu 3 kuruluş tarafından artırılan tek ülke Türkiye oldu.”

Başkan Erdoğan, makro finansal istikrarı kalıcı hale getirmek suretiyle Türkiye’yi yüksek gelirli ülkeler ligine çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.
Yüksek katma değerli, sürdürülebilir dijital dönüşümü destekleyen, ileri teknolojiye dayalı ve nitelikli istihdam sağlayan yatırımları Türkiye’ye daha fazla çekmek istediklerini ifade eden Erdoğan, “Bu amaçla yeni uluslararası doğrudan yatırım stratejisini hazırladık. Böylece ülkemizin küresel yatırım pastasından aldığı mevcut yüzde 1’lik payı 2028 yılı itibarıyla yüzde 1,5’e çıkaracağız. Yenilenebilir enerji, savunma sanayi, biyoteknoloji ve otomotiv sektörleri keza özel ilgi gösterdiğimiz ve Amerikan firmalarıyla müşterek çalışmalara imza atabileceğimiz alanlar olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.
Erdoğan, Türkiye’nin 2030 yılına kadar yüksek teknoloji yatırımlarının odak noktası haline gelmesini hedeflediklerini belirterek, “Bu maksatla yarı iletkenler, yeşil enerji, ileri imalat, sağlıklı yaşam, dijital teknolojiler, haberleşme ve uzay gibi 30’un üzerindeki başlıkta yapılacak yatırımlara nitelikli destekler sağlayacağız. Sizleri de bu desteklerden istifade etmeye, gelişen Türkiye’yle birlikte büyümeye davet ediyorum” dedi.
Amerika ile gerek karşılıklı iş heyetleri ziyaretleri, gerek resmi temaslar açısından verimli bir yıl geçirdiklerini söyleyen Erdoğan, şunları dile getirdi:
“Bu temaslarda Orta Asya ve Afrika gibi coğrafyalar başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde de ortak iş yapabilme fırsatları öne çıktı. Bu potansiyeli Eximbank, IFC gibi kuruluşlarında aktif desteğiyle hayata geçirebiliriz. 2016 yılında Amerika’dan LNG ithalatına başlamamızın ardından enerji alanında da işbirliğimizin gelişiyor olması memnuniyet vericidir. Bugün Amerika bu alandaki en büyük tedarikçimiz haline gelmiş olup bu ilişkiyi uzun vadeli bir sözleşmeyle taçlandırmak arzusundayız. Mayıs ayında enerji şirketimiz BOTAŞ ile Amerikalı enerji şirketi Exxon Mobil arasında imzalanan niyet mektubu önemli bir adımdı.”


“MÜŞTEREK GÜVENLİĞİMİZE KATKI SAĞLAYACAK YENİ ORTAKLIKLAR KURMAK İÇİN SİZLERİN DESTEĞİ MÜHİMDİR”
Başkan Erdoğan, “Savunma sanayi alanındaki işbirliğimiz son yıllarda kısıtlamalar nedeniyle maalesef potansiyelinin çok gerisinde kaldı. F-16 modernizasyon projesiyle yeni bir sayfa açtığımızı temenni ediyor, bu alandaki ihracat engellerinin kalıcı şekilde kaldırılmasını bekliyoruz” dedi.
Türk savunma sanayinin dinamizminin küresel tedarik zincirleri bakımından da rakipsiz bir fırsat sunduğunu kaydeden Erdoğan, 155 milimetre kalibrelik top mermilerinin üretim ve tedarikinde tesis edilen işbirliğinin bunun en somut örneklerinden olduğunu kaydetti.
Firmaların Teksas’ta faaliyete geçirecekleri üretim tesislerinin bu alandaki tedarik süreçlerine seviye atlatacağını belirten Erdoğan, “Mevcut projelerimizi ilerletmek, müşterek güvenliğimize katkı sağlayacak yeni ortaklıklar kurmak için sizlerin desteği mühimdir. Amerikan iş dünyasının gayretlerimizin desteklenmesi noktasında daha etkin roller üstlenebileceği kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.
“VİZE BAŞTA OLMAK ÜZERE GEREKLİ KOLAYLIKLARIN SAĞLANMASINDA AKTİF DESTEĞİNİZİ BEKLİYORUM”
Toplantıda bulunan şirketlerin Türkiye’de önemli yatırımlarının olduğunu aktaran Erdoğan, “Sizlerle birlikte yeni yatırımcıları da Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağımızı bilmenizi isterim. Türk firmalarının da Amerikan pazarına girişleri noktasında vize başta olmak üzere gerekli kolaylıkların sağlanmasında aktif desteğinizi bekliyorum.” diye konuştu.
Türkiye ABD münasebetlerinin ilerletilmesi için özel sektörün çabalarını takdir ettiğini söyleyen Erdoğan, işbirlikleri için de herkese teşekkür ederek, çalışmalarında başarılar diledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara TZOB Otel’de gerçekleşen genel kurulda başkanlık için, mevcut başkan Nahit Şahin ile bir önceki başkan Murat Pazan yarıştı.
Başkanlık için oylama öncesi yönetim kurulu faaliyet ve mali açıdan ibra edildi.
Toplam 218 delegenin katıldığı genel kurulda 128 oy alan Nahit Şahin, yeniden başkan oldu. Murat Pazan ise 89 oy aldı, 1 oy ise geçersiz sayıldı.
Seçimden sonra camiaya seslenen Nahit Şahin, hep beraber federasyona katkı sağlayacaklarını belirterek, “Biz bir aileyiz, herkesin başkanıyız. Bütün kulüplerimize aynı davranacağız. Herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Hafta sonu milli maçımız var. Yarın işbaşı yapmamız lazım, herkese tekrar teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
Nahit Şahin’in yönetim kurulu asil üyeleri şu şekilde:
Nahit Şahin, Şefik Aygöl, Osman Yurt, Tuncay Gündüz, Sercan İlker Ertan, Hüseyin Kuriş, Selçuk Görgülü, Emir Can Kefeli, Yavuz Kaan Akın, Engin Kömürcü, Hamza Taş.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
45. Dünya Satranç Olimpiyatı, 10-23 Eylül tarihlerinde Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlendi. Olimpiyata, Türkiye’nin genç büyük ustaları GM Ediz Gürel ve GM Yağız Kaan Erdoğmuş dünya gündemine oturdu. Dünyanın ünlü otoriteleri, Erkek A Milli Takımı’nda mücadele eden 15 yaşındaki GM Ediz Gürel ile dünyanın en genç büyükustası ünvanına sahip 13 yaşındaki GM Yağız Kaan Erdoğmuş’u, “satrancın dahileri” olarak tanımladı. Satranç otoriteleri, iki genç yetenekli sporcuyu, “Türk satrancının ve dünya satrancının geleceği” olarak gösterdi. Satranç Olimpiyatı’nda, Büyükusta (GM) Ediz Gürel, olimpiyatı namağlup tamamladı ve 2. Masa üçüncüsü olarak bronz madalya almaya hak kazandı. Kadın Uluslararası Usta (WIM) Gülenay Aydın da çok iyi bir performans sergileyerek dikkat çeken genç Türk satranççılar arasında yer aldı. Satranç Olimpiyatı’nda GM Mustafa Yılmaz Dünya’nın 1 numarası GM Magnus Carlsen’den puan alan ilk Türk satranççı olarak tarihe geçti.
“Onlar satrancın geleceği”
Genç yıldızlar GM Ediz Gürel ve GM Yağız Kaan Erdoğmuş Satranç Olimpiyatı’nda ilgiyle izlendi, adlarından övgüyle bahsedildi. Uluslararası Satranç Federasyonu’nun (FIDE), “X” hesabında, GM Ediz Gürel için, “Ediz Gürel: Türkiye’nin 15 yaşındaki satranç dahisi parlıyor” ifadeleri kullanıldı.
Ünlü Macar asıllı Amerikalı kadın satranç ustası ve eski Kadınlar Dünya Şampiyonu GM Susan Polgar, Satranç Olimpiyatı devam ederken sosyal medya hesabındaki mesajında, “15 yaşındaki Türk yıldız GM Gürel Ediz, 9 oyunda 2820 gibi şaşırtıcı bir performansla 8 puana sahip. 13 yaşındaki GM Erdoğmuş Yağız Kaan’ın 9 maçta 6,5 puanı ve 2600’ün üzerinde performansı var. Onlar Türk satrancının geleceği” diyerek genç yıldızlara övgüler dizdi. Polgar, yine “X” hesabında başka bir mesajında, “Genç Türk yıldızları: Gürel (15) ve Erdoğmuş (13). Her ikisi için de büyük bir gelecek var” ifadelerine yer verdi.
Hindistan’ın en popüler satranç platformu “ChessBase India”nın sosyal medya hesabında genç yetenekler için, “Türkiye, Yağız Kaan Erdoğmuş ve Ediz Gürel gibi iki genç sayesinde yakında satranç dünyasında bir güç merkezi olacak. Her ikisi de olimpiyatta mükemmel satranç oynadılar” değerlendirmesini yaptı.
GM Yağız Kaan Erdoğmuş, 10. turda Polonyalı rakibi GM Kacper Piorun’u mağlup ederken, rakibinin terk etmeden önce Yağız’ın mükemmel oyununu alkışlaması da olimpiyatta gözlerden kaçmadı.
İngiliz The Guardian gazetesinin ünlü satranç yazarı ve satranç ustası Leonard Barden, Yağız Kaan Erdoğmuş ile ilgili gazetede, “on chess” adlı köşesinde yayınladığı “Satranç: 13 yaşındaki Yağız Kaan Erdoğmuş 2600’ün eşiğinde ve dünya yaş rekoruna yaklaşıyor” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yağız Kaan Erdoğmuş’un en fazla umut vadeden uluslararası yetenekler arasında yer aldığını ve dinamik klasik stiliyle giderek daha fazla övgü kazandığını vurgulayan Barden, “Yağız Kaan Erdoğmuş, Magnus Carlsen, Alireza Firouzja, Fabiano Caruana ve diğerlerinin ayak izlerini takip eden, erken rekorlarla dolu bir kariyer yolunda ilerliyor” demişti.
İlk kez olimpiyata katılan GM Yağız Kaan Erdoğmuş, 2.600 eloya ulaşan en genç sporcu ve olimpiyatta da yarışan en genç büyükusta oldu. 13 yaşındaki Erdoğmuş, ekim ayı reyting listesinde 2.600’ü resmen geçerek 2.600’ü geçen en genç sporcu olarak kayıtlara geçecek.
Olimpiyatta, GM Ediz Gürel 11 maçta 7 galibiyet, 4 beraberlikle 9 puan topladı. Gürel, +23,1 Elo kazandı. GM Yağız Kaan Erdoğmuş ilk kez katıldığı olimpiyatta 11 maçta 7 galibiyet, 2 yenilgi ve 2 beraberlikle 8 puan topladı. Erdoğmuş, +9,4 Elo kazandı. WIM Gülenay Aydın 10 maçta 6 galibiyet, 1 yenilgi ve 3 beraberlikle 7,5 puan topladı. Aydın, +52,4 Elo kazandı.
GM Ediz Gürel’den GM Yağız Kaan Erdoğmuş’a övgü: “Şu anda dünyanın en büyük yeteneği gibi”
Uluslararası Satranç Federasyonu (FIDE) CEO’su Emil Sutovsky’nin, “Ülkesinde satrancın gelişmesine öncülük etmesini bekliyorum” ifadesini kullandığı GM Ediz Gürel, olimpiyatta ilgi odağı oldu. Performansıyla dünya satranç gündemine oturan Ediz Gürel için FIDE CEO’su Sutovsky daha önce Ediz Gürel ve Magnus Carlsen’in röportajlarında verdiği “Ediz Gürel: Düşünmek.. Satrancı bu yüzden seviyorum’. Magnus Carlsen: ‘Klasik satranç sıkıcı” aralarındaki farka ironi yaparak dikkat çekmişti.
Ediz Gürel, FIDE’nin en çok röportaj yaptığı sporcular arasında yer aldı ve akıcı İngilizcesi ile verdiği mesajlarla dikkat çekti. Budapeşte’de olimpiyatta FIDE Youtube kanalında verdiği röportajda, maçlara hazırlanmak için çok çalıştığını belirten Gürel, “Hazırlık aşamasında her maç için üç dört saat harcıyorum ve maç sırasında çok fazla odaklanmaya çalışıyorum. Aslında takım için elimden gelenin en iyisini yapıyorum” diye konuştu. Takımdaki herkesin elinden geleni yaptığını, Budapeşte’de maçlara ara verdikleri günde tarihi yerleri gezdiklerini söyleyen Gürel, şiddetli yağışların yol açtığı sellere atıfta bulunarak, “Bence burası çok güzel bir yer. Budapeşte’de harika zaman geçiriyorum, eğer yüzmek zorunda kalmazsak harika olur, çünkü etrafta sel var” dedi.
Gürel’in, röportajda takım arkadaşı GM Yağız Kaan Erdoğmuş için övgü dolu sözler kullanması ise otoritelerin takdirini kazanan önemli başlıklar arasında yer aldı. Gürel, “Takım arkadaşınız Yağız da gerçekten genç bir süperstar, hiç birlikte çalıştınız mı” sorusuna, “Pek değil, ama biraz konuşuyoruz ve açıkçası onun takımımda olmasından gurur duyuyorum, şu anda dünyanın en büyük yeteneği gibi. İkimizde şimdiye kadar harika gidiyoruz, bakalım bunu sürdürebilecek miyiz” yanıtını verdi.
GM Mustafa Yılmaz Dünya’nın 1 Numarası GM Carlsen ile berabere kaldı
Çok çekişmeli ve heyecanlı maçlara sahne olan 45. Dünya Satranç Olimpiyatı’nda, başarılı milli sporcumuz GM Mustafa Yılmaz’ın Dünya’nın 1 numarası Norveçli GM Magnus Carlsen ile 5. turda berabere kalması akıllara yer etti. GM Mustafa Yılmaz, GM Carlsen’den puan alan ilk Türk satranççı olmayı başardı.
Uluslararası Satranç Federasyonu’nun (FIDE) instagram hesabı “fide_chess”te, bu karşılaşmayla ilgili “Mustafa oyunun ortasında daha iyi bir pozisyona sahipti, ancak oyunun sonunda eşitliği sağlamayı başaran Dünya’nın 1 numarası karşısında oyunu çeviremedi” ifadesi kullanıldı.
A Milliler başarılı müsabakalara imza attı
Budapeşte’deki Satranç Olimpiyatı’nda, Erkek A Milli Takımı 12’nci, Kadın A Milli Takımı 26’ncı sırada yer aldı. Açık kategoride 194 ülkenin yarıştığı olimpiyatta, GM Ediz Gürel, GM Yağız Kaan Erdoğmuş, GM Mustafa Yılmaz, GM Vahap Şanal ve GM Emre Can’dan oluşan Erkek A Milli Takımı 6 galibiyet, 4 beraberlik ve 1 yenilgi aldı.
180 ülkenin yarıştığı kadınlar kategorisinde ise Uluslararası Usta (IM) Ekaterina Atalık, Kadın Büyükusta (WGM) Betül Cemre Yıldız Kadıoğlu, WGM Kübra Öztürk Örenli, Kadın Uluslararası Usta (WIM) Gülenay Aydın ve WIM Hayale İsgenderova’dan oluşan Kadın A Milli Takımı 6 galibiyet, 2 beraberlik ve 3 yenilgi aldı.
TSF Başkanı Tulay: “Türk satrancının da dünya satrancının da geleceği bizim gençlerimiz olacak”
TSF Başkanı Gülkız Tulay, Satranç Olimpiyatı’nda çekişmeli ve heyecanı yüksek maçlara tanıklık ettiklerini, Türk sporcuların ülkemizi büyük bir başarıyla temsil ettiklerini söyledi. Türk satrancına 12 yıldır başkanlık yapan ve FIDE tarafından “Avrupa kıtasının en başarılı yöneticisi” seçilen Tulay, Türkiye’nin satrançta Avrupa’da zirveye ulaştığını, dünyanın da en başarılı ülkelerinden biri olduğunu ifade etti. Avrupa ve dünya başarısı için çok çalıştıklarını belirten Tulay, şunları kaydetti:
“Olimpiyatta çok heyecanlandık, çok gururlandık. Türk satrancının gençleri dünyaya damga vurdu. Dünyanın satrançta en iyi 12 ülkesinden biri olmamız önemli. Biz dünya sıralamasında 40’lı sıralardan geldik buralara. Çin, Hindistan, Özbekistan, Rusya gibi ülkeler satranca çok ciddi yatırım yapıyor. Biz de son 12 yıldır alt yapıya yatırım yapıyoruz. Türkiye’nin çok büyük potansiyeli var. Türkiye satrancı sevdi. Türkiye’de lisanslı sporcuda lideriz, ama bu durumu Avrupa açısından da söyleyebiliriz. Genç yıldızlarımız dünyada ilk sıralarda.
Türk satrancının da dünya satrancının da geleceği bizim gençlerimiz olacak. Dünya otoriteleri Ediz ve Yağız’ı şu anda yakından ilgiyle takip ediyor, onlarla ilgili bizleri gururlandıran ifadeler kullanıyorlar. O övgü cümleleri bize müthiş duygular yaşattı, bizleri onurlandırdı. Çok iyi oynadılar, müthiş performans sergilediler. Dünyanın en güçlü satranç sporcularıyla oynadılar. Onları rakipleri bile alkışladı. ve çok başarılı oldular. Gülenay Aydın da çok iyi maçlar çıkardı. Mustafa Yılmaz, dünyanın bir numarası karşısında kazanma şansı olan bir maçta berabere kaldı. A millilerimizin hepsi de çok iyiydi, bizleri çok iyi temsil ettikleri için hepsiyle gurur duyuyor, hepsini tek tek tebrik ediyorum. Ayrıca Olimpiyata hazırlık sürecinde bizlerden desteğini esirgemeyen Gençlik ve Spor Bakanlığımız ile sporcularımızın olimpiyata çok iyi hazırlanmasına olanak sağlayan ana sponsorumuz Türkiye İş Bankası’na da çok teşekkür ediyorum.”
Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sözen “Artık bir satranç ekosistemi gelişmiş durumda”
Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, TSF ile 2005’te başlayan yol arkadaşlıkları boyunca temel amaçlarının satrancın planlı hareket etmenin önemini kavratma; konsantrasyon, hızlı ve doğru düşünme gibi beceriler kazandırma, kendine güven duygusu aşılama, sistemli ve disiplinli çalışmanın önemini ortaya koyma gibi faydalarını olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmak için çalıştıklarını belirtti.
Bu yüzden satranca verdikleri desteği daha çok bir eğitim sponsorluğu kategorisinde değerlendirdiklerini ifade eden Sözen, satrancın faydalarından daha fazla çocuk ve gencin yararlanması için harcanan çabaların ardından önemli başarıların doğduğunu söyledi. Aradan geçen 19 yılda lisanslı sporcu sayısının 30 binden 1 milyon 311 bine; antrenör sayısının 2 binden 87 bine; kulüp sayısının 600’den 2 bin 200’e; Büyükusta, Uluslararası Usta gibi unvanlara sahip sporcuların sayısının ise 6’dan 253’e yükseldiğini söyleyen Sözen, “Artık bir satranç ekosistemi gelişmiş durumda. Kulüpleriyle, antrenörleriyle, hakemleriyle kendi içinde bir dünya, bir ekonomi oluştu.Bu çok kıymetli çünkü ekosistemi sağladığınız zaman sistem kendi kendine çalışabilir hale geliyor” diye konuştu.
“Başarının önündeki cam duvarları yıkmak için..”
Bir önceki olimpiyata göre başarısını önemli ölçüde artıran milli takım oyuncularına ve bu süreçte her türlü desteği sağlamak için büyük çaba harcayan TSF Başkanı Gülkız Tulay başta olmak üzere tüm TSF ekibine teşekkür eden Sözen, şunları söyledi:
“Bu sportif başarılar tüm ülkemize gurur veriyor. Ayrıca başarılarıyla öne çıkan sporcularımız, çocuklarımız ve gençlerimiz tarafından yeni rol modeller olarak benimseniyor. En önemlisi de bu alanda da bir başarının mümkün olduğu görünür hale geliyor. Olimpiyat gibi önemli organizasyonlarda başarı elde edilmesinin önünde var olduğunu düşündüğüm cam duvarların kaldırılmasının önemli olduğuna inanıyorum. Daha önce bir sporcunun bu başarıyı elde ettiğini görmeyince genç bir sporcu için böyle bir hedef koymak kolay olmuyor. Bir kere bu duvarın aşılmasını sağlarsak, arkadan gelenlere de çok önemli yollar açılmış olacak. Bizim esasen Olimpiyat desteğimizin temel amacı da bu cam duvarların yıkılabilmesi; ülkemiz çocuklarının ve gençlerinin istediklerinde ve gayret ettiklerinde neleri başarabileceklerini görmeleridir. 45. Dünya Satranç Olimpiyatı’nda da önemli başarılara imza atan Milli Takım sporcularımız bu amaca büyük katkı sağladılar. Kendilerini yürekten tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.”
Açık kategori ve kadınlar kategorisinde Hindistan şampiyon oldu
45. Dünya Satranç Olimpiyatı’nda, açık kategori ve kadınlar kategorisinde Hindistan şampiyon oldu. Açık kategoride ABD ikinci ve Özbekistan üçüncü olurken, kadınlar kategorisinde Kazakistan ikinci ve ABD üçüncü sırada yer aldı.
FIDE’nin, dünya satrancının en önemli organizasyonlarından biri olan ve iki yılda bir düzenlediği 45. Dünya Satranç Olimpiyatı’nda, açık kategoride 194 ülkeden 977 sporcu, kadınlar kategorisinde 180 ülkeden 907 sporcu hamle yaptı. Olimpiyat, açık ve kadınlar olmak üzere 2 kategoride düzenlendi. Takımlar her iki kategoride de 4 asil ve 1 yedek sporcuyla yarıştı.
Açılış töreni 10 Eylül’de yapılan ve ilk turu 11 Eylül’de başlayan 45. Dünya Satranç Olimpiyatı’nda sporcular 11 tur boyunca hamle yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bir dizi program için Sakarya’ya gelen Dervişoğlu, Ferizli Belediyesini ziyaret etti, Belediye Başkanı Mehmet Ata’dan çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Daha sonra Ferizli Tarım Festivali’nin açılışına katılan Dervişoğlu, 15 Eylül’de Hendek ilçesindeki makarna fabrikasında meydana gelen patlamada hayatını kaybeden işçiye Allah’tan rahmet, yaralılara geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Dervişoğlu, Türkiye’de tarımın iktidarın yıllardır süregelen yanlış politikaları nedeniyle bitme noktasına getirildiğini savundu.
“Üreticilere fırsat eşitliği sağlamak en temel önceliğimizdir”
Dervişoğlu, tarıma yönelik planladıkları çalışmalardan bahsederek, şunları kaydetti:
“Adalet, hürriyet ve eşitlik özlemimiz ve ihtiyacımız var. Bütün bu problemleri, bunun için yaşıyoruz. İYİ Parti olarak tarım sektörünün her bir paydaşına, her çiftçiye, her işçiye sözümüz; bu üç vazgeçilmez unsuru yeniden tesis etmek olacaktır. Üreticilere fırsat eşitliği sağlamak en temel önceliğimizdir. Türkiye’nin neresinden olursa olsun her çiftçimiz, aynı desteklere ve aynı imkanlara sahip olmalıdır. Tarım desteklemeleri adil bir şekilde dağıtılmalı ve yalnızca belirli bölgeler değil, tüm Türkiye’nin üreticileri kazanmalıdır. Bu ülkenin her köşesindeki çiftçiye aynı fırsatları sunacağız ki herkesin ürünü aynı bereketle buluşsun.”
Çiftçinin emeğinin karşılığını alamadığını belirten Dervişoğlu, hükümetin tarım politikalarını eleştirdi.
Dervişoğlu, Türkiye’nin fındık üretiminde dünyanın ihtiyacının yüzde 70’ini karşıladığını dile getirerek, “Ancak fındık üreticilerimiz de tıpkı diğer tarım sektörleri gibi adaletsiz fiyat politikalarına maruz kalıyor. Fındık hem Ferizli hem de Türkiye’nin ekonomisi için vazgeçilmez bir değerdir. Bu değeri koruyacak politikalar üretmek de kaçınılmazdır. Benim inancım; bir elin verdiği alın terinin diğer elde ekmeğe dönüşmediği bir düzenin adaletsiz olduğu şeklindedir. Biz teri alın terine, emeği hakka çevirecek bir adalet sistemini kuracağız ki her vatandaş ülkesinden ve o ülkeyi yönetenlerden razı olsun.” ifadelerini kullandı.
Yerli üretimi teşvik edip çiftçiye üretimde bağımsızlık kazandırmanın öncelik olması gerektiğine işaret eden Dervişoğlu, “Toprağına zincir vurulan çiftçi bize göre hür değildir. Allah’ın izniyle bu zincirleri hep birlikte kıracak, çiftçimizi toprağında özgür hale getireceğiz. Tarım bu coğrafyanın, güzel ülkemizin en güçlü miraslarından biridir. Bu mirası gelecek kuşaklara taşımakla mükellefiz.” diye konuştu.
Ferizli Belediye Başkanı Ata, Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç ve Sakarya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Ali Şener Bayraktar’ın da konuşma yaptığı programa, Ferizli Kaymakamı Hasan Balcı, İYİ Parti İl Başkanı Ahmet Uçak, parti yöneticileri, ilçe belediye başkanları ile partililer ve vatandaşlar katıldı.
Konuşmaların ardından Dervişoğlu ve katılımcılar, festival alanını gezdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2013’ten beri kalıpları kırmayı ve cinsiyet eşitliğini sporla desteklemeyi hedefleyen, hem Türkiye’de hem de yurtdışında büyük değer gören Kızlar Sahada’nın düzenlediği İstanbul Kupası’na başvurular başladı. 9 yıldır çalışmalarını sürdüren Kızlar Sahada ekibi; umutları yeşertmek ve farkındalığı artırmak için 10. kez İstanbul Kupası’na ev sahipliği yapıyor. “Yapamazsın” diye kodlanan toplumsal cinsiyet kalıplarını kırmak, kız çocuklarının ve her yaştan kadınların futbol yoluyla güçlenmesini sağlamak amacıyla çıkılan bu yolda; şirketlerin, daha önce futbol oynamamış olan kadın çalışanlarına yeni bir alan oluşturarak; yeşil sahada da fırsat eşitliği oluşturabilmeleri için son kayıt tarihi 14 Kasım 2024 olarak belirlendi.
Turnuvadan elde edilecek gelirler ihtiyaç sahiplerine bağışlanacak
Taraftarlara açık olacak turnuvadan elde edilen gelirler; çocuklara, gençlere ve kadınlara destek veren anlaşmalı sivil toplum kuruluşları ve vakıflara aktarılacak. Turnuvaya başvurular, info@kizlarsahada.com adresinden yapılacak.
Kızlar Sahada hakkında
Kızlar Sahada, 2013 yılında kadınların futbol yoluyla güçlenmesi amacıyla kuruldu. Turnuvalar, kurumsal eğitimler, akademi, futbol okulları, futbolcu gelişim programı ve süregelen birçok projeyle, kurulduğu günden bu yana cinsiyet eşitsizliğinin önüne futbol yoluyla geçmek için çalışmalarını sürdürüyor.
Kızlar Sahada, Gençlik Kupası ile üniversite ve liselerdeki futbol oynamak isteyen kadınların ve kız çocuklarının sahaya çıkmasını ve sosyal güçlenmeyi artırmayı amaçlıyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DERS İÇERİKLERİ SADELEŞTİRİLDİ
Hayata geçirilen yeni müfredat ise kademeli olarak uygulanmaya başlayacak. Anasınıflarının yanı sıra 1, 5 ve 9. sınıflarda uygulanacak olan müfredat ile ders içeriklerinin yüzde 35 oranında sadeleştirilmesi sağlandı.

Hazırlanan yeni kitaplarda, karekodlar içerisinde etkinlikler, animasyonlar, simülasyonlar, dijital tarih, artırılmış gerçeklik ve yapay zekayla desteklenmiş uygulamalara da yer verilecek. Öğrencilere ücretsiz ders kitaplarının dağıtımı tamamlanırken, yeni modele ilişkin öğretmenlere de gerekli eğitimlerin verildiği açıklandı. Bu yıl mesleki ve teknik eğitimi güçlendirecek bir dizi yeni uygulama da hayata geçirilecek. Üretim sektöründeki nitelikli eleman teminini hızlandıracak adımlar çerçevesinde, bu yıldan itibaren mesleki ve teknik Anadolu liselerinin bünyelerinde meslek ortaokulları açılacak. 9 ilde belirlenen 9 spor lisesi bünyesinde de ülkenin ilk “spor ortaokulları” öğrencilerini ağırlamaya başlayacak.

SINIF ANNESİ UYGULAMASI YOK
Öte yandan ilkokul 1. sınıf şubeleri ile sınıf öğretmenleri ve ortaokul 5. sınıf şubeleri, e-Okul sistemi üzerinden otomatik olarak ilk kez belirlendi. Bakanlıkça bu yıl okul ile aile işbirliğini güçlendirmek amacıyla “Velivizyon” platformu da hayata geçirildi. Sınıf annesi uygulamasına ise bu yıl da izin verilmeyecek. Ayrıca veliler randevusuz şekilde okula gelemeyecek. Sınıflarda cep telefonu kullanımı yasağı sürecek. İlkokul ve ortaokula başlayan öğrenciler, belirlenen alanlarda ağaç dikecek ve öğrenim süreci boyunca diktiği ağacın takibini yapacak. Okullarda su tasarrufu, atık yönetimi, çevre bilinciyle ilgili eğitimler verilecek. Okul bahçelerinin daha çevreci görünüme kavuşması için çaba gösterilecek.
TATİL TARİHLERİ
Birinci dönem ara tatil tarihi 11-15 Kasım olarak belirlendi. Yeni eğitim öğretim yılı birinci dönemi 17 Ocak 2025 Cuma günü tamamlanacak. Yarıyıl tatili, 20 Ocak 2025 Pazartesi günü başlayacak ve 31 Ocak’ta sona erecek. 3 Şubat’ta başlayacak olan ikinci dönem, 20 Haziran 2025 Cuma günü son bulacak. İkinci dönem ara tatili ise 31 Mart 2025 Pazartesi günü başlayıp, 4 Nisan’da tamamlanacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Operasyon sürecinde şüphelilerin uzun süre izlendiği ve terör örgütüyle olan bağlantılarının net bir şekilde ortaya konduğu öğrenildi. Kırıkkale Emniyeti’nin başarılı operasyonuyla gözaltına alınan şahıslar, emniyetteki sorgularının ardından sınır dışı edilmek üzere ilgili kurumlara teslim edildi. Söz konusu operasyon, terör örgütü DEAŞ’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin önlenmesi adına önemli bir adım olarak görüldü
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Taşköprü Belediyesinin organizasyonları için CIOFF aracılığıyla ilçeye gelen Güney Kore Halk Dansları ekibi, Toplu Sünnet Töreni’nde gösteri sundu.
Ekiple ilçeye gelen Muammer Arslan, AA muhabirine, CIOFF’un dünyanın en büyük kültür kuruluşlarından biri olduğunu söyledi.
CIOFF’un UNESCO’nun yol arkadaşı olduğuna işaret eden Arslan, “Dünyada 125’e yakın üye ülkesi, 350’ye yakın da uluslararası festivali vardır. Taşköprü Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali, bu 350’nin içindeki bir festival. Bu sene 36’ncısını yapacaktık fakat tasarruf tedbirleri nedeniyle iptal edildi. Biletlerini alan grupları misafir ediyoruz, o nedenle Kore grubunu ilçemizde misafir ettik.” diye konuştu.
Gönüllülük esasına göre çalışan bir kuruluş olduklarını dile getiren Arslan, “CIOFF gönüllülük esasına göre çalışan bir kuruluştur. Profesyonel değildir, tamamen amatördür. Amacımız, kültürel değişime yardımcı olmaktır.” diye konuştu.
Festivallere yurt dışından yabancı halk oyunları gruplarını getirdiklerini, Türkiye’den de yurt dışındaki festivallere Türk grupların gönderilmesine yardımcı olduklarını anlatan Arslan, bu sayede kültürel değişime büyük katkı sağladıklarını vurguladı.
Arslan, dünyanın en çok festival yapılan ülkelerinden birinin Türkiye olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin 81 ilinin 81’inde de uluslararası festival yapılmaktadır. 23 Nisan’da çocuk festivalleri vardır. Biz, Türkiye’de 12 festivali organize ediyoruz. Bunların bir kısmı çocuk, bir kısmı da büyüklerin geldiği festivaldir. Her yıl 1200-1500 arası folklorcu Türkiye’deki festivallere katılmak için geliyor. Türkiye’den de pandemiden önce her yıl yaklaşık 15 grubu festivallere gönderiyorduk. Bu sene şu ana kadar 5 grubu uluslararası festivallere ülkemizi temsilen gönderdik. Vize problemleri nedeniyle gruplarımızı göndermede zorluk yaşıyoruz.”
Özellikle çocuk festivallerinde kültürel kaynaşmanın daha fazla gerçekleştiğinin altını çizen Arslan, “23 Nisan, büyük kaynaşma sağlıyor. 9-12 yaş arasındaki çocukları Türkiye’de aynı yaştaki çocukları bulunan ailelerin yanında misafir ediyoruz. O çocuk 1 hafta aile ile Türk kültürünü yaşıyor, öğreniyor. Onları da kendi ülkesine davet ediyor. Böylece kültürel değişim yaşanıyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Marmaris Uluslararası Yat Kulübünün (MİYC) düzenlediği yarışlarda Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve Bulgaristan’dan 12 yelkenli yat ile 100 sporcu mücadele ediyor.
Netsel Marina’dan ayrılan yatlar, ilk yarış başlamadan körfezde antrenman turları attı.
Sınıflarına göre start alan yatlar, ORC-1 ve ORC-2 olmak üzene 2 yanış yaptı.
Organizasyonda 11 Eylüle kadar 6 yarış gerçekleştirecek.
Marmaris Uluslararası Yat Kulübü Başkanı Zafer Öznur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilk kez düzenledikleri kupanın heyecanı içinde olduklarını söyledi.
İlk gün yapılan iki yarış sonucunda ilk üçe giren yat ve sahipleri şöyle:
ORC-1
1- Mersin Yelken Akademisi (Oytun Çalışlar)
2- Matrak 2 (Orhan Özdaş)
3- Anyway-SEC (David Tsogoev)
ORC-2
1- Mousmoulo (Nikolaos Koumnakis)
2-VMG (Doğukan Kandemir)
3-Stormy (Tunca Çalışkan)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD merkezli teknoloji devi Apple, 9 Eylül akşamı merakla beklenen iPhone 16 modellerini tanıtacak.
Ancak yeni iPhone serisi, Türkiye’deki fiyat artışını da beraberinde getirecek. Gelen bilgilere göre şirket, iPhone 16 lansmanı sonrasında ülkemizde satılan tüm ürünlerine zam yapabilir.
SON ZAM MART AYINDA YAPILMIŞTI
4 Mart’taki son zamdan bu yana dolar kurundaki yükseliş, şirketin bu kararı almasında en büyük etken olarak gösteriliyor.
Henüz resmi bir fiyat listesi açıklanmasa da sektör uzmanları ve geçmişteki zam oranlarına bakarak bazı tahminlerde bulunabiliriz.
Döviz kurundaki artışın doğrudan yansımasıyla birlikte, yüzde 6 ile 10 arasında bir fiyat artışı yaşanabileceği öngörülüyor.

Apple, 4 Mart 2024 tarihinde iPhone 15 Pro’nun fiyatını 69 bin 999 TL’den 75 bin 499 TL’ye yükseltmişti.
Bu artış, o dönemde 1 doların 31 TL, 1 euronun ise 34 TL seviyelerinde olmasıyla ilişkilendirilmişti.
3 Eylül itibarıyla, 1 dolar neredeyse 34 TL, 1 euro ise 37 TL seviyesine ulaştı. Bu kur değişimleri, Apple’ın Türkiye’deki ürün fiyatlarını tekrar gözden geçirmesine neden olacak.
Bu nedenle, iPhone 16 serisinin Türkiye başlangıç fiyatının 79 bin 999 TL seviyesinde olabileceği, hatta daha yüksek fiyatların da gündeme gelebileceği düşünülüyor.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kıbrıs Barış Harekatı, Türklere olduğu kadar Rumlara da barış getirdi.
Netflix’in “Famagusta” (Gazimağusa) dizisi, Türkiye’yi Kıbrıs’ta “savaş suçlusu” yaptı.
BÜYÜK TEPKİ ÇEKTİ
Dijital yayın platformu Netflix’in, bu gerçeği yok sayan ve Türk askerini karalayan bir diziyi yayınlama kararı büyük tepki çekti.
Diziye IMDB’de Yunanlar 10 yıldız, Türkler 1 yıldız verdi.
YAYINLANMAYACAK
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, Türk düşmanı dizi “Famagusta” isimli yapımın, Türkiye’de veya herhangi bir ülkede yayınlanmayacağını açıkladı.
“KABUL EDİLEMEZ BİR YANLIŞ”
“Kıbrıs Türkü’nün haklı davasının savunulmasını, zulme uğrayan soydaşlarımızın kurtarılmasını amaçlayan “Kıbrıs Barış Harekâtı”, adının hakkını vererek hukuk çerçevesinde Ada’ya huzur getirdi.” diyen Şahin, “Kahraman Türk askeri Kıbrıs’a barış ve huzur götürmüş, akan kan durmuş, mazlumun gözyaşları silindi. Tarihi gerçekler ortadayken bazı çevrelerin art niyetli olarak Türkleri, ülkemizi ve kahraman ordumuzu kötüleyen bir filmle ortaya çıkması kabul edilemez bir yanlış.” ifadelerini kullandı.

“NETFLİX İLE GEREKLİ GÖRÜŞMELER YAPILDI”
Yapımın, daha önce menşe ülkesindeki televizyonlarda yayınlanmış ve sonrasında Netflix tarafından lisanslandığını belirten RTÜK Başkanı Şahin, dizinin Türkiye’de veya herhangi bir ülkede yayınlanmayacağını açıkladı:
Ülkemizdeki dijital yayın hizmetlerini düzenleyen ve denetleyen kuruluş olarak Üst Kurulumuz, yayıncı Netflix ile gerekli görüşmeleri yapmış ve yapımın yayınlanmayacağına dair anlayış birliğine varıldı. Söz konusu yapım, sadece daha önce yayınlandığı ülkede (Yunanistan) Netflix kataloğuna girecek, Türkiye’de veya herhangi bir ülke kataloğunda yer almayacak.

BATUHAN MUMCU’DAN İLK DEĞERLENDİRME
Karara ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, alınan kararı memnuniyetle karşıladığını söyledi.
“MEMNUNİYETLE ÖĞRENDİM”
Bakan Yardımcısı Mumcu açıklamalarında şunları söyledi:
Radyo Televizyon Üst Kurulumuz’un dijital yayıncı Netflix ile yaptığı görüşmeler neticesinde; haklı davamız Kıbrıs Barış Harekatı’mıza Rum tarafının tarihin gerçekleriyle örtüşmeyen tezleri üzerinden gölge düşürme çabalarının bir ürünü olan “Famagusta” isimli yapımın, ülkemizde ve herhangi bir ülke kataloğunda yer almayacağı konusunda anlaşmaya varıldığını memnuniyetle öğrendim.
“NETFLİX’İ ÖZENLİ OLMAYA DAVET EDİYORUM”
Kıymetli Başkanımız Ebubekir Şahin’e etkili girişimi için teşekkür ediyorum. Ancak tarihi gerçekleri apaçık şekilde çarpıtan söz konusu yapımın, daha önce yayımlandığı Yunanistan’ın Netflix kataloğunda yer almaya devam etmesinin iki ülke arasındaki dostluğa zarar vereceği ve barışı zedeleyeceğinden, kabul edilmesinin mümkün olmadığı görüşümü yineliyorum. Netflix’i tarihi yapımlar konusunda özenli olmaya davet ediyorum.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yeni Girne Askeri Hastanesi’nin hizmete başlaması, KKTC vatandaşı şehit yakınları ve gazilere Türkiye’de tanınacak haklara ilişkin iki ayrı protokol imzaladı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Yeni Girne Askeri Hastanesi’nin hizmete açılmasıyla ilgili açıklamasında, “İlk olarak, Sayın Başbakan ile Yeni Girne Askeri Hastanesinin KKTC’li vatandaşlarımıza hizmet etmesine yönelik Protokolü imza altına aldık. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte adada hastane seviyesinde sağlık hizmeti sunumuna başlayan asker hastanemiz, çeşitli lokasyonlarda farklı isimlerle varlığını devam ettirmiştir. 2005 yılından itibaren Girne Asker Hastanesi ismiyle hizmet veren hastanemiz, gerek fiziki gerek sosyal gerekse de tıbbi imkanları geliştirilerek yeni binasına taşınmıştır ve yakın zamanda tam kapasite ile faaliyete geçecektir. Mevcut durumda Hastanemiz; Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve ailelerine, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve Kuzey Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri personeline hizmet vermekteydi. Başbakan Üstel ile bugün imzaladığımız Protokol ile hastanenin, yeni dönemde hizmeti aksatmayacak ölçüde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarına ve burada yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da sağlık hizmeti sunması sağlanacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sağlık sistemine önemli katkı sağlayacağı değerlendirilen ve modern sistemlerle donatılan yeni hastanemizde hak sahiplerine üstün donanımda ve kaliteli sağlık hizmeti sunulması amaçlanmaktadır. Bu vesileyle hastanenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
‘AYRIM YAPMADIĞIMIZIN GÖSTERGESİDİR’
Yılmaz, imzalanan diğer protokolün ise Kıbrıs Türkleri’nin hürriyeti için elli yıl önce omuz omuza çarpışanlar arasında ayrım yapılmadığının göstergesi olduğunu belirtti. Yılmaz şu ifadeleri kullandı:
“Ayrıca KKTC vatandaşı şehit yakınları ve gazilere Türkiye’de tanınacak haklara ilişkin bir protokol daha imzaladık. Bu protokol ile KKTC vatandaşı şehit yakını ve gazilerin, Türkiye’de bulundukları süre zarfınca, ülkemizdeki şehit yakını ve gazilere sağlanan haklardan yararlandırılması sağlanacaktır. Böylece, KKTC vatandaşı şehit yakını ve gazilerimiz sosyal tesislerden yararlanma hakkı, Kredi ve Yurtlar Kurumu burs önceliği gibi birçok hak, indirim ve muafiyetten yararlanabilecek. Bu protokol, Kıbrıs Türkleri’nin hürriyeti için elli yıl önce omuz omuza çarpışan, kanları kanlarına karışan Mehmetçiklerimiz ve Mücahitlerimiz arasında bir ayrım yapmadığımızın da bir göstergesidir. Yarım asır önce olduğu gibi bugün de yine tek yüreğiz, sırt sırtayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın da vurguladıkları üzere KKTC bizim göz bebeğimizdir, canımızdan bir parçadır. Önümüzdeki dönemde Türkiye Cumhuriyetinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarına her alanda desteği artarak devam edecektir. Anavatan olarak tüm imkan ve kabiliyetlerimizle KKTC’nin yanında olduğumuzu ve Ada’daki kardeşlerimizin huzur ve güvenliğine desteğimizi her daim sürdüreceğimizi ifade etmek isterim. Kendi kendine yeten bir KKTC’nin inşası ve müreffeh yarınlara ulaşması için Türkiye olarak elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Yurdu yaşatmak için can veren kahraman şehitlerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum. Vatan, bayrak, istiklal ve istikbalimiz için toprağa düşen yiğitlerin aziz ruhları şad olsun. Kıbrıs Türkü’nün varlığı, hakları ve hürriyeti için cesaretle savaşan gazilerimize şükranlarımı sunuyor, sağlıklı, hayırlı ve bereketli ömürler diliyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİT Başkanı Kalın’ın Libya’da gerçekleştirdiği temaslarda güncel siyasi ve askeri gelişmeler ele alındı. Türkiye’nin Libya’nın istikrarına ve birliğine yönelik yaklaşımları yinelendi. Libya’daki ihtilafların ulusal uzlaşı ile aşılması ve çatışmasızlığın sürdürülmesi temennisinde bulunuldu. MİT Başkanı Kalın ve Milli Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dubeybe’nin ikili görüşmesinde masada Türkiye ve Libya arasındaki ikili ilişkiler, ortak çıkar konuları ve Gazze’deki güncel olaylar yer aldı. Orta Doğu’daki gelişmelerin değerlendirildiği görüşmede siyasi ve güvenlik alanlarında iş birliğinin arttırılması, bölgesel istikrarı desteklemek ve sivilleri korumak için ortak harekete geçilmesi gerektiği konusunun altı çizildi. (DHA)
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İstanbul’da 28-31 Ağustos’ta düzenlenen şampiyonada 45 yaş üstü kategoride yarışan 51 yaşındaki Uygur, makamında gazetecilere, İzmir’de narkotik biriminde çalışan polis babası Tamer Uygur’un 1985 yılında şehit düştüğünü, babasının mesleğini sürdürmekten gurur duyduğunu dile getirdi.
Spora 14 yaşında polis kolejinde başladığını anlatan Uygur, “Kolejde uzun mesafe cross koşuyordum. Cirit, gülle attım daha sonra akademiye geçtiğimde judo ile ilgilendim. Judoda Türkiye şampiyonluğu elde ettim. Akademinin buz hokeyi takımında 4 yıl oynadım. Mesleğe başlayınca fitness ile ilgilenmeye başladım. Vücudumu dinamik tutmak için. Malum mesleğimiz gereği üniformanın yakışması lazım ve dinamik olmamız lazım.” diye konuştu.
Meslektaşlarına örnek olmak istiyor
Meslektaşlarına örnek olup onları da spora teşvik etmek istediğini anlatan Uygur, eşinin de desteğiyle kendini üst seviyeye taşımak için yarışmaya katıldığını ve güzel derece elde ettiğini söyledi.
Uygur, başarısının ardından meslektaşlarının “Yarın spor salonuna yazılacağım. Hemen bugün spora tekrar başlayacağım” yazan mesajlar attıklarını aktararak, “Bunlar beni çok mutlu etti çünkü amacım buydu. Meslektaşlarıma, mesleğin her türlü zorluğuna rağmen sporu hayatlarından çıkarmamaları gerektiğini, üniformaya saygı ve sevgilerini sporla perçinleyip daha nizami görüntü, daha güzel duruş sergilemeleri için sporun olmazsa olmaz olduğunu kanıtladım, bu yaşta. Çok mutluyum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye şampiyonasındaki üçüncülüğünün ardından yeni misyonlar edindiğini dile getiren Uygur, “Hedefimiz Avrupa şampiyonluğu, hatta dünya şampiyonluğu inşallah. Onun için uğraşacağım, vazgeçmeyeceğim, durmayacağım.” dedi.
“Emniyet kulübü olur, emniyet gücü olur”
Uygur, yurt içi ve dışındaki organizasyonlara katılmak için emniyet kulübü kurmak istediklerine değindi.
Emniyet teşkilatında sporu tekrar yaygın hale getirmeyi planladığını anlatan Uygur, şöyle devam etti:
“Hatta sporla benden daha güzel başarılar elde etmiş bir sürü meslektaşım var. Onlar bunu duyuramadılar, ses getiremediler. Benim şahsıma, yaşımdan ya da rütbemden kaynaklı güzel ses getirdi. Hepsini inşallah bir çatı altına toplayacağız. Emniyet kulübü olur, emniyet gücü olur. Bir takım kuracağız. Yurt içinde, yurt dışında şampiyonalara, yarışmalara katılacağız. Niyetimiz bu yönde inşallah, becerebilirsek.”
Beslenmenin işin en zor tarafı olduğunu ve günlük antrenman programı uyguladığını ifade eden Uygur, günde 1-2 saat antrenman yaptığını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Milli para atlet Serkan Yıldırım erkekler T12 100 metre finalinde 10.70’lik derecesiyle Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda altın madalyaya uzandı. IPC, yarışın ardından “Yarışmaya uygun değil” kararını gerekçe göstererek, Serkan Yıldırım’ın madalyasını geri aldı ve önümüzdeki günlerde yapılacak 400 metre yarışlarından Serkan Yıldırım’ın adını sildi.
Serkan Yıldırım, Mayıs 2024’te Dünya Para Şampiyonası’nda 100 metrede şampiyona rekoru ve 400 metrede ise dünya rekoru kırarak altın madalya kazanmıştı. Haziran ayında IPC’ye bağlı Dünya Para Atletizm Federasyonu’nun (WPA) başlattığı süreç ile Serkan Yıldırım’ın onaylanmış sınıflandırması, tekrar incelemeye alınmıştı. Yıldırım’ın durumunun “inceleniyor” olarak değiştirilmesiyle Serkan Yıldırım’ın Paris 2024 Paralimpik Oyunlarda yarışamayacağı söylenmişti.
Bunun üzerine Türkiye Paralimpik Komitesi’nin, Almanya yasalarına tabi olan IPC’ye karşı Alman mahkemesine açtığı davanın sonucu Serkan Yıldırım’ın Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda yarışacağı kararı verildi. IPC bu kararı üst mahkemeye taşıdı.
Serkan Yıldırım’ın erkekler T12 100 metrede altın madalya kazanmasının ardından üst mahkemeden çıkan kararı gerekçe göstererek, Serkan Yıldırım’ın altın madalyasını geri aldı. Bunun üzerine Türkiye Paralimpik Komitesi açıklama yaptı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“IPC Serkan Yıldırım için ‘Yarışmaya uygun değil’ yönünde karar çıkarttı. Şampiyon atletimiz, bu nedenle 400 metre yarışının listelerinden çıkarıldı. Ayrıca yasal sürecin bir parçası olarak 100 metre madalyası alındı Türkiye Milli Paralimpik Komitesi olarak sporcumuzun Haziran ayından beri verdiği hukuk mücadelesine devam edeceğiz ve pistte kazanılan başarıların yargıda kaybedilmemesi için Serkan Yıldırım’ın yanında olacağız. 100 metre madalyasını geri almak için yasal haklarımızı kullanıyoruz ve sporcumuzun hakkını sonuna kadar arayacağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’de tarihi eserleri gün yüzüne çıkartmak için yapılan çalışmalar aynı anda farklı bölgelerde devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde gerçekleşen 3 bin 750 yıl öncesine ait eserlerin görsellerini kamuoyu ile paylaştı.
Kazılarda bulunan silindir mühür, Anadolu’nun doğu ile batı arasındaki ticaret yollarındaki kritik rolü açısından önem taşıyor.
KEŞİF, ANADOLU’NUN TİCARET YOLLARINDAKİ ROLÜNÜ SERGİLEDİ
Bakan Ersoy’un, “Tavşanlı Höyük’te 3 bin 750 yıllık keşif” başlığı ile aktardığı bilgiler şöyle:
Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde gerçekleştirdiğimiz kazılar, 3 bin 750 yıllık bir silindir mührün gün yüzüne çıkmasıyla Anadolu’nun tarihine yeni bir ışık tuttu. Bu değerli bulgu, Anadolu’nun doğu ile batı arasındaki ticaret yollarındaki kritik rolünü gözler önüne seriyor. Tavşanlı Höyük, kültürel mirasımızın zenginliğini ve çeşitliliğini bir kez daha kanıtladı.
“ÇALIŞMALARA DEVAM…”
Ersoy, paylaşımında Türkiye’nin dört bir yanındaki kültürel değerleri koruma ve geleceğe miras bırakma yolunda kararlılıkla çalışmaya devam edildiğini belirterek, projede çalışan Kazılar ve Araştırmalar Dairesi Başkanlığı ve kazı ekibine teşekkür etti.



Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgilere göre, 53 yaşındaki Faslı Dr. Mahmad Rafie, eşi ve çocukları ile birlikte geçtiğimiz Perşembe günü havayolu üzerinden uçakla İstanbul Havalimanı’na geldi. Dünya Müslüman Alimler Birliği üyesi ve aynı zamanda Hayırsever ve Adalet Grubu’nun Bilim Kurulu Üyesi olan Dr. Rafie’nin, aile üyeleri ile birlikte turistik gezi için gittiği üçüncü bir ülkeden Fas’ın başkenti Rabat’a dönmek üzere geldiği Türkiye’de İstanbul Havaalanı’nda pasaport polisi tarafından gözaltına alındı. Rafie’nin, Türkiye’ye “girişi yasaklı” listesinde adı geçtiği ve pasaportundaki ‘tahdit’ gerekçesi ile bu işleme tabi tutulduğu öğrenildi. Rafie’nin, sınır dışı işlemi için İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nün İstanbul’daki geri gönderme merkezlerinden birine götürüldüğü aktarıldı.
İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınan ve götürüldüğü Geri Gönderme Merkezi’nde 5 gündür tutulan Dr. Mahmad Rafie’nin aile üyelerinin ise ülkelerine gittikleri belirtildi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÜMÜŞ MADALYA ALDI
Aysel Özgan 231.1 puanla finali tamamlayarak gümüş madalya kazandı. Ayşaegül Pehlivanlar ise 190.9 puanla bu kategoride paralimpik oyunlar 4’üncüsü oldu. Atıcılık P2 10 metre havalı tabanca SH 1 sınıfında altın madalyayı İran’dan Sarah Javenmardi, bronz madalyayı ise Hindistan’dan Rubina Francis aldı.
MADALYA SAYIMIZ 7’YE YÜKSELDİ
Türkiye, oyunlardaki madalya sayısını 1’i altın, 4’ü gümüş, 2’si bronz olmak üzere 7’ye çıkardı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ALMANYA’DA HAYAT VAR”
Çektiği videoda Mercedes marka araçların fiyatlarını tek tek aktaran Türk vatandaşı, “Almanya’da hayat var. Yemekler ucuz, eşyalar ucuz… Alım gücü desen var” ifadelerine yer verdi.
“ÇILDIRACAĞIM”
Kısa sürede viral olan videonun altına “Türkiye dünyanın en pahalı ülkesidir”, “Biz o paralara 2021 model Clio’nun başında birbirimizi yiyoruz”, “Biz hayatımız boyunca çalışsak alamayız burada”, “Çıldıracağım. Haram zıkkım olsun hakkımızı yiyenlere”, “Hayat gurbetçilere güzel” şeklinde yorumlar yaptı.
Olgun KızıltepeHaberler.com – Otomobil
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı İstihbarat Şube Müdürlüğü Polisleri, terör örgütü DEAŞ’ın İstanbul’da eylem hazırlığında olduğunu tespit etti. Yapılan çalışmalarda Suriye’de bomba yapımı ve bombalı terör saldırısı eğitimleri alan Cemal A.Y.’nin, terör örgütü DEAŞ’ın sözde üst düzey sorumlularından terör saldırısı talimatı aldıktan sonra kaçak yollarla ülkemize geldiği tespit edildi. İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, terörist Cemal A.Y.’nın DEAŞ tarafından Bağcılar’da bir adrese yerleştirildiği ve burada saklandığını tespit etti.
İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Polisleri harekete geçti ve söz konusu adrese Özel Harekat destekli operasyon düzenledi. İstanbul’da bombalı terör saldırısı hazırlığında olduğu tespit edilen Cemal A.Y., terör örgütü DEAŞ’ın hedeflediği terör saldırısını gerçekleştiremeden operasyonla yakalanarak gözaltına alındı.
Baskın düzenlenen adreste çok sayıda örgütsel içerikli doküman ve dijital materyal bulundu. El konulan doküman ve dijital materyaller incelemeye alındı. Adresteki yatağın altından da bir kılıç ele geçirildi.
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen terörist Cemal A.Y. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çin Halk Kurtuluş Ordusunun yayın organı “PLA Daily” gazetesinde yayımlanan makalede projenin ortaya çıkış hikayesinin yanı sıra savaş uçağının özelliklerine geniş yer verildi.

KAAN’IN ÖZELLİKLERİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Makalede KAAN’ın “Türkiye’nin bağımsız geliştirdiği yerli beşinci nesil uçak” olduğu, süper manevra, süpersonik seyir, radar gizliliği ve süper algılama kabiliyetleri bakımından “beşinci nesil” olarak adlandırılmayı hak ettiği vurgulandı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

TÜRKİYE’NİN PROJEYİ HAYATA GEÇİRMESİNE ETKİ EDEN SEBEPLERE DEĞİNİLDİ
Savunma Sanayii İcra Komitesinin, Milli Muharip Uçak Projesi’nin başlatıldığını 2010 yılının sonunda duyurduğu, Ağustos 2016’da Savunma Bakanlığı ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Anonim Şirketi (TUSAŞ) arasında 20 milyar dolar geliştirme bütçesi öngörülen sözleşmenin imzalandığı kaydedilen makalede, Türkiye’nin projeyi hayata geçirmesine etki eden sebeplere değinildi.

Makalede NATO üyesi Türkiye’nin uzun yıllar ABD ile askeri ve siyasi işbirliğini sürdürdüğü, 2002 gibi erken bir tarihte F-35 savaş uçağı programına katıldığı ve 900’den fazla parçanın üretiminde yer aldığı ancak Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini alacağının ortaya çıkmasıyla ABD’nin anlaşmayı tek taraflı feshederek Türkiye’yi F-35 Projesi’nden dışladığı belirtildi.

“DÜNYADA ‘BEŞİNCİ NESİL UÇAK KULÜBÜ’NE GİREN AZ SAYIDA ÜLKEDEN BİRİ…”
Bu durumun Türk Hava Kuvvetlerinin güç inşasına ciddi darbe vurduğu fakat Türkiye’yi kendi beşinci nesil savaş uçağını geliştirme konusunda daha kararlı hale getirdiği vurgulanan makalede, “Dünyada ‘beşinci nesil uçak kulübüne’ giren az sayıda ülkeden biri olmak, Türk halkını mutlu ediyor.” ifadesine yer verildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye İş Bankasının katkılarıyla Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünün düzenlediği festivali bu yıl, 13 bin 500 yerli ve yabancı sanatseverin izlediği belirtildi.
3-22 Ağustos’ta Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği’nde, İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen “Kuğu Gölü” balesiyle açılışı gerçekleşen festivalde, Samsun Devlet Operası “Carmen”, Mersin Devlet Opera ve Balesi “Muhteşem Gatsby”, İstanbul Devlet Opera ve Balesi “Güldestan” misafir konuk Basıleu Franca Topluluğu “Ballet Latino Tango” kapanışı ise Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen ve seyirciden büyük beğeni alan “Zorba” balesiyle gerçekleştirildi.
Ünlü Yunan edebiyatçı Nikos Kazancakis’in aynı adlı eserinden esinlenilen Mikis Theodorakis’in müzikleri ile enerji ve tutkunun dansla buluştuğu Zorba balesi, Ege’nin bu ünlü hikayesini bale adımları ile sahneye taşıdı. Librettosu ve koreografisi ise Lorca Massine imzası taşıyor.
Zorba balesi, yaşama sevincinin, umudun, dostluğun ve tesellinin anlatıldığı hikayesi ile kültürler arası bir köprü kuruyor.
Eserde küçük bir Yunan kasabasına gelen John isimli Amerikalının güzel dul Marina’ya aşık olması ve Zorba ile tanışmasıyla başlayan hüzünlü hikayesi anlatılıyor.
Uluslararası yıldız sanatçıların ve grupların da katılımıyla gerçekleşen festivalde 6 eser 11 temsil sahneleyerek rekor seyirci sayısına ulaşıldığı bildirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri… Trendyol Süper Lig’de şampiyonluk hedefi bulunan Galatasaray ve Fenerbahçe, Barcelona’dan ayrılmaya hazır olan İlkay Gündoğan’ı gündeminde tutuyordu.

İki Süper Lig devi de yıldız futbolcu için teklif yapmaya hazırlanırken transferle ilgili flaş gelişmeler yaşandı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

MİLLİ TAKIMI BIRAKTI
İspanya ekibi Barcelona’nın Türk asıllı Alman futbolcusu İlkay Gündoğan, milli takım kariyerini sonlandırdığını duyurdu.

33 yaşındaki futbolcu, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, “Birkaç hafta düşündükten sonra milli takım kariyerimi sonlandırma zamanının geldiği sonucuna vardım.” ifadesini kullandı.

Almanya Milli Takımı’yla oynadığı 82 maç dolayısıyla gurur duyduğunu aktaran İlkay Gündoğan, şu görüşleri paylaştı:
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
31. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak filmleri belli oldu. 16 kategoride Altın Koza Ödülleri’nin sahiplerini bulacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak 11 film, Feride Çiçekoğlu, Janet Barış ve Mehmet Açar’dan oluşan seçici kurulun değerlendirmesi sonucu belirlendi.
11 film yarışacak
Bu yıl jüri karşısına, Vuslat Saraçoğlu’nun “Bildiğiniz Gibi Değil”, Erkan Tahhuşoğlu’nun “Döngü”, Türker Süer’in “Gecenin Kıyısı”, Hikmet Kerem Özcan’ın “Hakkı”, Murat Fıratoğlu’nun “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri”, Burak Çevik’in “Hiçbir Şey Yerinde Değil”, Ceylan Özgün Özçelik’in “On Saniye”, Doğuş Algün’ün “Ölü Mevsim”, Zeynep Köprülü’nün “Su Yüzü”, Orhan İnce’nin “Umut” (Hevi) ve Gürcan Keltek’in “Yeni Şafak Solarken” adlı filmleri çıkacak ve sinemaseverlere Altın Koza heyecanı yaşatacaklar.
Türkiye’de ilk kez Adana’da
Eylül’de Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapacak “Gecenin Kıyısı” ve “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri”, Karlovy Vary Film Festivali’nde gösterilen “Hiçbir Şey Yerinde Değil” ve Locarno Film Festivali’nin Ana Yarışması’nda gösterilen “Yeni Şafak Solarken”, Türkiye’de ilk kez Adana’da izleyici karşısına çıkacak.
“Döngü”, “On Saniye”, “Ölü Mevsim”, “Su Yüzü” ve “Umut” (Hevi) dünya prömiyerlerini Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaparken, finalistlerden ayrıca, “Gecenin Kıyısı”, “Ölü Mevsim”, “Su Yüzü” ve “Umut” (Hevi) da yönetmenlerin ilk uzun filmleri olarak festivalde seyirciyle buluşacak.
En iyi filme 1,5 Milyon TL
En İyi Film Ödülü’nün 1 Milyon 500 Bin TL para ödülüyle destekleneceği Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın Nuri Bilge Ceylan başkanlığındaki jürisinde, oyuncu ve yönetmen Mehmet Aslantuğ, oyuncu Serenay Sarıkaya, yazar ve senarist Nermin Yıldırım, yönetmen ve senarist Mustafa Kara, kurgucu Ayris Alptekin ile film eleştirmeni ve küratör Müge Turan yer alıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ortaokul yıllarında tiyatroya merak salan ve alaylı olarak özel tiyatrolarda çalışıp kendini geliştiren 40 yaşındaki Beyaztaş, 2011 yılında yurt dışından bir vantriloğun (karından konuşma sanatçısı) gösterisinden etkilenerek bu alanda çalışmaya başladı.
Eğitim almadan kukla yapımına başlayan Beyaztaş, atölyesinde 9 farklı türde kukla geliştirdi. Özgün ve yöresel tiplemeler, Yeşilçam sanatçıları ve dünya starlarının da kuklalarını yapan Beyaztaş, başta kukla oynatım sanatçıları olmak üzere yurdun dört bir yanına ürün gönderiyor.
Vantrilokluk ile kukla yapım ve oynatımı sanatçılığını sürdüren Beyaztaş, atölyesindeki 300’ü aşkın kuklayla gösteriler hazırlayıp programlara, festivallere ve fuarlara katılarak izleyenlere keyifli anlar yaşatıyor.
Abdullah Beyaztaş, AA muhabirine, kukla yapma ve oynatmanın dışında farklı yaş gruplarına yönelik eğitimler verdiğini söyledi.
İnternette bir vantriloğun videosundan etkilenip bu konuda kendini geliştirmeye çalıştığını belirten Beyaztaş, “Acaba ben de yapabilir miyim diye düşündüm. Çünkü karından konuşma tekliğinde gırtlak aksanı gerekiyor. Belli bir çalışmadan sonra yapabileceğimi gördüm ama biraz yetenek de gerekiyor.” dedi.
Vantriloklukta kendini geliştirdikten sonra 2015’te bir yetenek yarışmasına katıldığını anlatan Beyaztaş, Türkiye’de bu tekniği uygulamalı gösteren ilk kişilerden olduğunu dile getirdi.
“Hayalim, Türkiye’de bu sanat dalında en iyisi olabilmek”
Beyaztaş, vantrilokluğu “Alfabedeki 29 harfin 29’unu da çıkararak ve farklı bir ses tonu kullanarak, kuklayla yapılan komedi ağırlıklı bir stand-up gösterisi” diye tanımladı.
Mesleğini çok sevdiğini ve izleyicilerin tepkisinin kendisi için çok önemli olduğunu vurgulayan Beyaztaş, şunları kaydetti:
“Hayalim, Türkiye’de bu sanat dalında en iyisi olabilmek. Hep yıllarca bunu düşündüm. Aslında ilk hedefim o. Türkiye’de olmayan nitelikte bir kukla atölyesi yapmak istiyorum. Çeşit çeşit, rengarenk, farklı kuklaların bir araya geldiği bu görsel şölen hoşuma gidiyor. Hedefim, Türkiye’nin en iyisi olabilmek; onun için uğraşıyorum. Yeni nesle, bizden sonra gelecek nesle de en güzelini nasıl gösterebiliriz, daha iyisini nasıl yansıtabiliriz; aslında düşüncem bu.”
Vantrilok Beyaztaş, kuklaları sünger, ip, çorap, kil ve çeşitli malzemeler kullanarak yaptığını belirtti.
Bunların tiyatro oyunlarında kullanıldığını dile getiren Beyaztaş, “Bu mesleğe gönül veren, özellikle vantrilok olmak isteyen öğretmenler var. Onların istediği tarzda yapıp gönderiyorum. Ürünlerimizi kukla sanatçılarına, tiyatro sanatçılarına gönderiyoruz. Türkiye’nin birçok yerine, birçok şehrine gönderdim. Belki ileride bir gün yurt dışına da üretimlerimiz olur. Onu da zaman gösterecek.” diye konuştu.
Beyaztaş, çocuklara ve yetişkinlere yönelik projelerinin de olduğunu aktardı.
Kukla ve insan karışımı bir sitcom yapmayı istediğini anlatan Beyaztaş, “Komedi ağırlıklı, dizi formatında, hatta yazdığım bir sinopsis ve bir kara metin var, bir bölümlük. Bunun dışında spor programıyla alakalı bir düşüncem var; komedi ağırlıklı. Çocuklar için yaptığım bir proje var. Farklı bir formatı var ve Türkiye’de bilinmeyen bir alan.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>23-29 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek 31. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin merakla beklenen Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda finale kalan 11 film belli oldu. 10’u Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak filmlerden, 5’i de dünya prömiyerini festivalde yapacak.
23-29 Eylül 2024 tarihleri arasında yapılacak 31. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak filmleri belli oldu. 16 kategoride Altın Koza Ödülleri’nin sahiplerini bulacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak 11 film, Feride Çiçekoğlu, Janet Barış ve Mehmet Açar’dan oluşan seçici kurulun değerlendirmesi sonucu belirlendi. Bu yıl jüri karşısına, Vuslat Saraçoğlu’nun ‘Bildiğiniz Gibi Değil’, Erkan Tahhuşoğlu’nun ‘Döngü’, Türker Süer’in ‘Gecenin Kıyısı’, Hikmet Kerem Özcan’ın ‘Hakkı’, Murat Fıratoğlu’nun ‘Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’, Burak Çevik’in ‘Hiçbir Şey Yerinde Değil’, Ceylan Özgün Özçelik’in ‘On Saniye’, Doğuş Algün’ün ‘Ölü Mevsim’, Zeynep Köprülü’nün ‘Su Yüzü’, Orhan İnce’nin ‘Umut (Hevi)’ ve Gürcan Keltek’in ‘Yeni Şafak Solarken’ adlı filmleri çıkacak ve sinemaseverlere Altın Koza heyecanı yaşatacaklar.
TÜRKİYE’DE İLK KEZ ADANA’DA
Eylül’de Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapacak ‘Gecenin Kıyısı’ ve ‘Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’, Karlovy Vary Film Festivali’nde gösterilen ‘Hiçbir Şey Yerinde Değil’ ve Locarno Film Festivali’nin Ana Yarışması’nda gösterilen ‘Yeni Şafak Solarken’, Türkiye’de ilk kez Adana’da izleyici karşısına çıkacak. ‘Döngü’, ‘On Saniye’, ‘Ölü Mevsim’, ‘Su Yüzü’ ve ‘Umut (Hevi)’ dünya prömiyerlerini Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaparken, finalistlerden ayrıca ‘Gecenin Kıyısı’, ‘Ölü Mevsim’, ‘Su Yüzü’ ve ‘Umut (Hevi)’ da yönetmenlerin ilk uzun filmleri olarak festivalde seyirciyle buluşacak.
1,5 MİLYON LİRA ÖDÜL
En İyi Film Ödülü’nün 1 milyon 500 bin TL ödülüyle destekleneceği Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın Nuri Bilge Ceylan başkanlığındaki jürisinde, oyuncu ve yönetmen Mehmet Aslantuğ, oyuncu Serenay Sarıkaya, yazar ve senarist Nermin Yıldırım, yönetmen ve senarist Mustafa Kara, kurgucu Ayris Alptekin ile film eleştirmeni ve küratör Müge Turan yer alıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta gerçekleştirilen müzakerelerde istenilen sonuç elde edilemedi.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Hamas yetkilileri, hafta sonu Türkiye’yle temas kurarak, İsrail ile müzakere sürecine dair bilgi verdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Hamas yetkilileri, ABD’lilerin müzakerelerin gidişatına ilişkin “pembe bir tablo çizdiğini” ancak müzakerelerdeki gerçek durumun böyle olmadığına dikkati çekti.

Hamas’a göre, İsrail’in öne sürdüğü şartlar daha önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 10 Haziran’da desteklenen senaryonun ve Hamas’ın 2 Temmuz’da onayladığı şartların bile gerisine düşmüş durumda.

Buna göre İsrail, Hamas’ın İsrail’in Philadelphi Koridoru’ndaki varlığını kabul etmesini; Netzarim Koridoru’ndaki kontrol noktaları ile güneyden kuzeye geçen Gazzelileri denetlemeyi ve Hamas’ın serbest bırakılmasını istediği yaklaşık 300 mahkumdan oluşan listeden 100 ismi veto edebilmeyi istiyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİRİNCİ DEĞİŞMEDİ
Sıralamada Türkiye’den en iyi dereceyi 52’inci olan Koç Üniversitesi aldı. Koç Üniversitesi genç yıl aynı listede 55’inci sıradaydı. 2023’te 89’uncu sırada olan Sabancı Üniversitesi ise bu yıl 54’üncü sıraya yükseldi. Böylelikle listede ilk 100’de Türkiye’den iki üniversite yer aldı. Üçüncü sırayı 201–250 bandından 154’üncülüğe yükselen Bilkent Üniversitesi aldı. Bilkent’i de 173’üncü sırada yer alan Bahçeşehir Üniversitesi takip etti.
ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ GERİLEDİ
Geçen yıl Türkiye üniversiteleri arasında 5’inci sırada yer alan Çankaya Üniversitesi Türkiye sıralamasındaki yerini korumakla birlikte 101–150 bandından 201–250 bandına geriledi. Geçen yıl 251–300 bandında olan Özyeğin Üniversitesi de bu yıl 201-250 bandına yükseldi. . Akdeniz Üniversitesi ise 501 bandından yükselerek 251–300 aralığına girerek Türkiye’nin en iyi 7’inci genç üniversitesi oldu. Necmettin Erbakan ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji üniversiteleri de aynı bantta sıralandı. Türkiye’nin 10’uncu en genç üniversitesi olan Bartın Üniversitesi ise bu yıl ilk kez sıralamada yer aldı.
YERİNİ KİMSEYE KAPTIRMADI
THE Dünya üniversiteleri sıralamasında 32’inci olan ve en genç üniversiteler sıralamasında geçtiğimiz yıl ilk sırada yer alan Nanyang Teknoloji Üniversitesi yerini bu sene de korudu. Paris Araştırma Üniversitesi geçtiğimiz yıl üçüncüyken bu yıl ikinciliğe yükseldi. Bu yıl ilk 10’da Fransa’dan 4 üniversite yer aldı. Geçen yılın ikincisi Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ise bu yıl üçüncülüğe geriledi.
LARİLK 500’DEKİ GENÇ TÜRK ÜNİVERSİTELERİ
| Koç Üniversitesi | 52 |
| Sabancı Üniversitesi | 54 |
| Bilkent Üniversitesi | 154 |
| Bahçeşehir Üniversitesi | 173 |
| Çankaya Üniversitesi | 201–250 |
| Özyegin Üniversitesi | 201–250 |
| Akdeniz Üniversitesi | 251–300 |
| Necmettin Erbakan Üniversitesi | 301–350 |
| TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi | 301–350 |
| Bartin Üniversitesi | 351–400 |
| Firat Üniversitesi | 351–400 |
| Istanbul Bilgi Üniversitesi | 351–400 |
| Bezmiâlem Vakif Üniversitesi | 401–500 |
| Dokuz Eylül Üniversitesi | 401–500 |
| Düzce Üniversitesi | 401–500 |
| Erciyes Üniversitesi | 401–500 |
| Gebze Teknik Üniversitesi | 401–500 |
| İstanbul Medeniyet Üniversitesi | 401–500 |
| İzmir Teknoloji Enstitüsü | 401–500 |
| Selçuk Üniversitesi | 401–500 |
| Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi | 401–500 |
DÜNYANIN EN İYİ 10 GENÇ ÜNİVERSİTESİ
| Kurum adı | Ülke |
| 1) Nanyang Teknoloji Üniversitesi | Singapur |
| 2) Paris Sciences et Lettres – PSL Araştırma Üniversitesi | Fransa |
| 3) Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi | Hong Kong |
| 4) Hong Kong Şehir Üniversitesi | Hong Kong |
| 5) Paris-Saclay Üniversitesi | Fransa |
| 6) Paris Politeknik Enstitüsü | Fransa |
| 7) Hong Kong Politeknik Enstitüsü | Hong Kong |
| 8) Sorbonne Üniversitesi | Fransa |
| 9) Pohang Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (POSTECH) | Güney Kore |
| 10) Maastricht Üniversitesi | Hollanda |

MUTLULUK VE GURUR VERİCİ
Prof. Dr. Yusuf Leblebici – Sabancı Üniversitesi Rektörü: “Dünyanın En İyi Üniversiteleri Listesi’nin yayınlandığı Times Higher Education (THE) 2024 sıralamasında bir kez daha başarıyla yer almaktan onur duyuyoruz. Sıralama özelinde Türkiye’den ilk yüze giren en genç üniversitelerin başında yer almak ve dünya sıralamasına da ilk yüz arasına, 54’üncü sıradan girmiş olmak ayrıca mutluluk ve gurur verici. Her zaman altını çizdiğimiz gibi akademik olarak fark yaratan disiplinlerarası çalışmalar ve yenilikçi eğitim anlayışımızla birçok araştırma projesini hayata geçiriyor ve bu anlamda bir dünya üniversitesi olarak örnek olmayı hedefliyoruz. Bir araştırma üniversitesi olarak tüm fakülte ve merkezlerimizde geliştirdiğimiz projelerimizde uluslararası destek alıyoruz. Dünya çapında ses getiren çalışmalarımız ile Türkiye’nin en iyisi olmayı sürdürmek dışında dünya genelinde önde gelen bir araştırma üniversitesi olma hedefiyle ilerliyoruz. Bu sıralama sonuçları da gösteriyor ki hedefimize doğru sağlam adımlarla yaklaşıyoruz. Akademik kadromuz ve öğrencilerimiz ile çok daha büyük başarılar bizi bekliyor.”
Miçotakis Hamas için ‘terör örgütü’ derken, Erdoğan birden fazla kez buna katılmadığını söyledi, Hamas’ı ‘direniş örgütü’ olarak tanımladı ve Türkiye’de 1000’e yakın Hamas mensubunun tedavi gördüğünü ifade etti.
Ankara’daki zirve ve Erdoğan’ın Hamas mesajı dünya basınında geniş yer buldu.
ABD merkezli Bloomberg ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas’a verdiği desteğin altını çizerek, örgütün binden fazla üyesinin Türkiye’de tedavi gördüğünü söyledi’ dedi. İngiliz Telegraph haberinde şu ifadelere yer verdi;
‘Erdoğan, Türkiye’de 1000’den fazla Hamas üyesinin tedavi gördüğünü söyledi. Türkiye cumhurbaşkanı ayrıca Filistinli grubu terör örgütü olarak tanımlamanın ‘zalimce’ olacağını söyledi.’

İSRAİL BASINI: ERDOĞAN HAMAS’I SAVUNUYOR
Erdoğan’ın açıklamalarını İsrail basını da yakından takip etti. Jerusalem Post ‘Erdoğan Hamas’ı savunuyor, onların direniş savaşçısı olduğunu söylüyor’ dedi.
Times of Israel Erdoğan’ın Hamas’ı bir direniş hareketi olarak gördüğünü yinelediğine dikkat çekti. Haberde ‘Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis ile Ankara’da yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında konuşan Erdoğan, Yunanistan’ın Hamas’ı terör örgütü olarak görmesinden de üzüntü duyduğunu söyledi’ ifadesine yer verildi.
Al Arabiya da Erdoğan’ın Hamas mesajını öne çıkardı Suudi haber platformu ‘Erdoğan Hamas’ın bir direniş hareketi olduğu yönündeki tutumunu yineledi’ dedi.
‘Erdoğan NATO Müttefikini Hamas’tan Dolayı Eleştiriyor’ başlığını atan Hindustan Times, ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ı açıkça desteklerken bir yandan da NATO üyesi bir lideri eleştirdi’ dedi.

Euronews ‘Liderler Yunanistan ve Türkiye ilişkilerini çözmek için bir araya geldi’ başlıklı haberinde ‘Yunanistan ve Türkiye liderleri, onlarca yıllık anlaşmazlıkları bir kenara bırakma çabalarının altını çizmeyi amaçlayan görüşmeler için Pazartesi günü bir araya geldi, ancak aynı zamanda İsrail-Hamas savaşıyla ilgili derin görüş ayrılıklarını da ortaya çıkardı’ dedi.
Katar merkezli Al Jazeera Ankara’daki zirveyi ‘Türk lider Erdoğan Yunanistan Başbakanı ile görüştü, ilişkilerde ‘çözülemeyen bir sorun’ görmüyor’ manşeti ile okurlarına duyurdu.
Voice of America‘nın manşeti ‘Bölgesel rakipler ilişkileri iyileştirmeye çalışırken Yunanistan başbakanı Türkiye’de’ oldu.
Çin merkezli Xinhua ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı ilişkilerdeki olumlu ivmenin sürdürüldüğünü vurguladı’ başlıklı haberinde ‘Türkiye cumhurbaşkanı, iki tarafın Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki sorunları ele alarak yapıcı bir diyalog yürüttüğünü ve ikili ticaret hacminin 10 milyar ABD doları olarak hedeflenmesi konusunda mutabakata vardığını söyledi’ ifadesine yer verdi.
Asharq al Awsat ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Pazar günü yaptığı açıklamada, Filistinli grup Hamas’ın ateşkes teklifini kabul etme hamlesinin ardından ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail’e Gazze’de ateşkesi kabul etmesi yönünde baskı yapmak için yeterince çaba göstermediğini söyledi’ dedi.

YUNAN BASINI: LİDERLER DİYALOG MASASINDA KALMAK İSTİYOR
Proto Thema zirve ile ilgili ‘Dün öğleden sonra Ankara’da Yunan ve Türk yetkililer arasında bolca gülümseme yaşandı. Bu karmaşık ikili ilişkinin zorlukları ve engelleri birdenbire ve sihirli bir şekilde ortadan kalkmış değil, ancak iki ülkenin bir yıldan fazla bir süredir bilinçli olarak mümkün olduğunca gerilimi düşürme ve iş birliği yolunu seçmiş olduğu görülüyor’ değerlendirmesinde bulundu.
Kathimerini Miçotakis’in mesajını öne çıkardı. Haberde ‘Başbakan Kyriakos Mitsotakis, Ankara ziyaretini ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi anlatarak misafirperverliğinden dolayı teşekkür etti’ denildi.
In.gr ‘İki lider, 7 Aralık 2023’te Atina’da düzenlenen 5. Yüksek Düzeyli İş birliği Konseyi’nin sonuçlarını gözden geçirdi ve o tarihten bu yana Siyasi Diyalog’un temel direkleri olan Pozitif Gündem temelinde yapılan toplantılarda kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi’ dedi.
CNN Yunanistan zirvenin Washington’da memnuniyetle karşılandığını yazdı. Haberde ‘Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Kyriakos Mitsotakis’in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da yaptığı görüşmenin ardından, ABD’nin Ege’de sükunetin korunmasını ve anlaşmazlıkların Uluslararası Hukuka uygun olarak çözülmesini teşvik ettiğini belirtti’ denildi.
Ethnos iki liderin görüşmeye devam etme kararlılığına vurgu yaptı ve fikir ayrılıklarına rağmen Kyriakos Mitsotakis ve Recep Tayyip Erdoğan diyalog masasında kalmamızı istediklerini gösterdiler ve bir sonraki randevularını şimdiden aldılar’ dedi.
]]>Bakan Kacır’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Türkiye’nin uydu geliştirme hayali 40 yıllık bir hayal. İMECE uydusuyla birlikte Türkiye bu seviyede başarı elde edebilen sayılı ülkeler arasına girmiş oldu.
“TÜRKİYE’NİN SINIF ATLADIĞI BİR PROJE OLDU”
Haberleşme uyduları konusunda yerlileşme ve millileşme çok hızlı gerçekleşmedi. Türksat 6A, Türkiye’nin sınıf atladığı bir proje oldu. 8 Temmuz haftasında uzaya fırlatılmış olacak. Türkiye, Türksat 6A’yı üreterek milli haberleşme uydusu üretebilen 11 ülkeden biri haline geldi. Uydunun tüm fonksiyonlarının uzay ortamında çalışacağı belirlendi.
Türkiye yüksek teknolojide bu ana kadar ürettiği en yüksek pahaya sahip teknoloji platformunu çalışır hale getirmiş olacak. Türksat 6A projesi hem platform üzeyinden kilogram yük olarak en yüksek değere sahip proje, hem de Türkiye’nin bugüne kadar geliştirdiği milli teknoloji platformları içinde bir platformun en yüksek kıymete sahip olduğu proje.
84 farklı yerli ekipmanı Türksat 6A’da konumlandırmış olduk. Bu teknolojilerde yerlilik çok kritik. Türksat 6A’nın yüzde 81 düzeyinde yerlilikle üretilmiş olması Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığı açısından çok önemli.
Türksat 6A’nın Türksat 5A ve 5B’den farkı, haberleşme uydusu teknolojisinde millilik kazanmak. Bu kabiliyetin kazanımı önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yeni haberleşme uydu projelerini beraberinde getiriyor olacak.
“ÇOK GENİŞ COĞRAFYAYA ERİŞİM İMKANI SAĞLAYACAK”
Ekonomik değer açısından en büyük faydası 1,5 milyarlık Güneydoğu Asya coğrafyasına Türkiye’nin haberleşme uydularıyla erişim kazanması olacak önceki Türksat uydularına ilave olarak.
Türksat 6A, çok geniş bir coğrafyaya erişim imkanı sağlayacak. Türkiye 4,5 milyarlık nüfusa hizmet sunabilir hale gelmiş olacak.
“HEDEFİMİZ UZAY TEKNOLOJİLERİNDE TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”
Türkiye artık yılda birkaç kez uzay heyecanı yaşayan bir ülke. Bunları çoğaltacağız. Nihai hedefimiz uzay teknolojilerinde tam bağımsız Türkiye.
İki astronotumuzun her ikisi de ilk misyonu gerçekleştirmek üzere eğitimlerini başarıyla tamamladılar. İki astronot yetiştirmek önemliydi. Tuva Cihangir Atasever de Alper Gezeravcı gibi yetişmiş oldu. Yörünge altı araştırma uçuşu projenin başında planlanmış oldu. Tuva Cihangir Atasever de ilk günden planladığımız gibi ilave bir maliyet getirmeyen yörünge altı araştırma uçuşu misyonunu haziran ayında gerçekleştirmiş olacak. Normal bir yolcu uçağının kazanacağı irtifanın 10 kat üzerine çıkılacak.
Türkiye, uzay sınırını aşan mikro yer çekimini tecrübe eden ve bu ortamda araştırmalar yapan bir değil iki astronota sahip olmuş olacak.
“KAAN’LA HEDEFE ADIM ADIM İLERLİYORUZ”
KAAN’da ilk hedef 2028 yılında 20 KAAN’ın TSK envanterine girebilecek noktaya gelmesi ve TSK’ya teslim edilmesi. TUSAŞ muazzam bir gayretle bu projeyi sürdürüyor.
Türkiye’nin dünyada bir elin parmağını geçmeyen sayıda 5. nesil savaş uçağı geliştirebilen ülkelerden biri olması hedefine adım adım ilerliyoruz. Türkiye artık her alanda savunma sanayiine benzer atılımlar içerisinde. Savunma sanayii Türkiye’ye yüksek teknoloji geliştirme tecrübesi kazandırmış oldu.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekleştirdiğimiz ekonomi programımızın da en önemli bileşenlerinden biri yeni nesil sanayi politikasıdır. Türkiye benzer başarı hikayelerini her alanda adım adım gerçekleştiriyor, gerçekleştirecek.
Güneş paneli üretiminde Türkiye Avrupa 1.’si, dünya 4.’sü. Hem yerli güneş enerjisi yatırımlarımızı hem Avrupa’nın talebini Türkiye’nin güneş panelleri ve güneş hücreleriyle karşılamayı hedefliyoruz.
Rüzgar türbinlerinde Türkiye, Avrupa’da ilk 5 üreticiden biri. Önümüzdeki 12 yıl içinde yaklaşık 15 gigavat daha kapasite ilave edeceğiz. Türkiye 9 özel sektör firmasıyla biyoteknolojik ilaç üretimi konusunda da kabiliyet sahibi.
“30 BİNE YAKIN TOGG, YOLLARDA”
Sadece yeni bir otomobil markasının değil, tüm sektörü dönüştürmeye öncülük eden bir markanın doğuşuna şahitlik ediyoruz. Bugün yollardaki Togg’lar 30 bine yaklaştı.
Togg hem elektrikli araç sınıfında lider hem de kendi modeli olan SUV araçlar arasında pazar lideri.
Türkiye önümüzdeki dönemde dünyada önemli bir batarya üretim üslerinden biri haline gelecek. Otonom sürüş, yapay zeka konusunda Togg’un önümüzdeki dönemde kabiliyetlerini geliştirmek çok önemli olacak.
“2025 BAŞINDA ALMANYA’DA SATIŞA ÇIKACAK”
Tüm sektörü dönüştürmeye öncülük eden bir markanın doğuşuna şahitlik ediyoruz. Togg, 2025 yılının başında Almanya’ya adım atacak, Avrupa pazarına girmiş olacak.
Yine aynı tarihlerde, geçtiğimiz aylarda Las Vegas’ta tanıtılan ‘fastback’ modelinin de pazara çıkması hedefleniyor. Önümüzdeki dönemde Togg’un yeni atılımları da olacak.
Bir yandan da yazılım geliştirmeleri devam ediyor. Son yeniliklerden biri de yüz tanıma oldu.
“TEKNOFEST’E BAŞVURU SAYISI 1 MİLYON 600 BİNİ AŞTI”
Çukurova bölgesi, bugüne kadar Teknofest yarışmalarına en fazla katılımın olduğu bölge. Dolayısıyla bu açıdan orada Teknofest’in çok farklı bir heyecan ortaya çıkaracağına inanıyoruz.
Yarışma başvurusu açısından yeni rekorlar kırdık. Başvuru sayısı şimdiden 1 milyon 600 bini aştı. Başvuru rekoru milli teknoloji hamlesinin sahiplendiğinin kanıtı.
“KAMUDA TOGG KULLANIMI GİDEREK DAHA DA YAYGINLAŞACAK”
Bugün paylaşılan “Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” çok yönlü bir çalışma. Bakanlık ve tüm bağlı kurumlarla bu gösterilen hedeflerin en etkin şekilde gerçekleşmesi için gerekli adımları atacağız.
Özellikle pakette yer alan taşıt konusunda katkılarımız olacak. Kamuda Togg kullanımı giderek daha da yaygınlaşacak. Biz de şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Bakanlık olarak bu sürece öncülük etmeye devam edeceğiz. İleriki dönemde yöneticilerimize ve kamudaki tüm mecralarda Togg tercihinin daha da yaygınlaşmasını sağlayacağız.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e araç tasarrufuna ilişkin bir teklifimiz var. Biz bir kamu araç havuzu programı geliştireceğiz. Tekil araç kullanımından ziyade ortak havuzlardan çok kullanışlı dijital uygulamalar vasıtasıyla kamunun kendi içindeki araçlardan yararlanmasını temin edeceğiz. Böylelikle tasarrufun yanında verimlilik unsuru da öne çıkmış olacak. Öncelikli olmayan harcama ve giderleri azaltarak elde edeceğimiz kaynağı verimli, katma değerli alanlara, yüksek teknolojiye, üretime ve ihracata ayıracağız.
“CUMHURBAŞKANI’MIZ DÜNYAYA YENİ BİR TEKNOLOJİ TEŞVİK PROGRAMI İLAN EDECEK”
Bu stratejiyle Türkiye’nin istihdamına, üretimine, ihracatına nihayetinde büyüme hikayesine katkı vereceğiz.
Organize sanayi bölgelerinin limanlara bağlanmasına ilişkin altyapı çalışmalarını, buradan tasarruf ettiğimiz kaynaklarla çok daha hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönem Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan dünyaya yeni bir teknoloji teşvik programı ilan edecek. Türkiye’nin çip teknolojilerinden batarya teknolojilerine tüm yeni nesil teknoloji alanlarında hem milli projelerini hızlandırmaya hem de küresel yatırımları çekmeye yönelik yeni bir yüksek teknoloji yatırım programını Cumhurbaşkanı’mız dünyaya duyurmuş olacak. Böylelikle aslında ekonomi programımızın ana dinamiği çalışıyor olacak.
52 BİN 290 KOBİ’YE 16,8 MİLYAR LİRA DESTEK
Deprem bölgesindeki çalışmalarda konut yapımlarının yanında ekonomik faaliyetlerin de hızlanması önemli. Bu kapsamda özellikle ‘lere destek oluyoruz.
Dünya Bankasından ve Japon Kalkınma Ajansından temin edilen uluslararası kaynaklarla deprem bölgesindeki 52 bin 290 işletmemize aralık ve ocak aylarında yaklaşık 16 milyar 800 milyon lira KOSGEB kaynağı aktardık. 2 yıl geri ödemesiz, faizsiz, 3’üncü yıl geri ödenecek şekilde KOBİ’lerimize 750 bin liraya kadar destek olmuş olduk.
]]>“EN ÖNEMLİ GÜVENCEMİZ GENÇLERİMİZ”
Bu dönemde oluşturulan tarım politikalarının dünya ile rekabet etmesi için bilim ve teknolojiyle desteklendiğini belirten Bakan Yumaklı, “Bu çalışmaları yaparken en önemli güvencemiz dinamizmiyle gençlerimiz. Ankara Üniversitesi’nin düzenlediği Uluslararası Tarım Teknolojileri Festivalini önemsiyorum. Hem sektörümüz hem de akademik camiamız için hayırlı uğurlu olur” ifadesini kullandı.
“YILLIK 69,2 MİLYAR DOLARLIK HASILAYLA AVRUPA’DA BİRİNCİ OLDUK”
Tarımsal üretimin geliştirmesi için atılan adımları dile getiren Bakan Yumaklı “Bitkisel üretimden hayvansal üretime, su ürünleri üretiminden tarımsal Ar-Ge’ye, kırsal kalkınma yatırımlarından, su ve sulama yatırımlarına, birçok alanda üreticilerimizi destekledik ve desteklemeye de devam edeceğiz. Yıllık 69,2 milyar dolarlık hasılayla Avrupa’da birinci, dünyada ilk 10 ülke arasındayız” diye konuştu.
“31 MİLYAR DOLAR İHRACATI SAĞLAYABİLİR NOKTADAYIZ”
Tarımsal hasıla ile tüm vatandaşların ve Türkiye’ye gelen turistlerin gıda ihtiyacının sorunsuz karşılandığını aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:
“31 milyar ihracatı sağlayabilir noktadayız. Hem ihtiyacımız olan gıdayı üretiyoruz hem de ürettiğimizin fazlasını ihraç ediyoruz. Ancak bu bizde rehavet oluşturmamalı. Son 10 yıl içinde içerisinde içinde bulunduğumuz coğrafyada değişimleri takip ediyoruz. Savaşlar, pandemi, iklim değişikliği ve birçok etken bizim şuandaki birçok avantajımızı gelecekte farklı noktaya evirebilir.”
“2050 YILINDA TÜRKİYE NÜFUSU 105 MİLYON OLMASI BEKLENİYOR”
Yumaklı sıraladığı risk faktörlerini “yeni normal” şeklinde tanımladıklarını kaydederek, “Uzun değil, 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyar, Türkiye nüfusu da 105 milyona ulaşması bekleniyor. Bu konuda bir takım tahminler yapılıyor. Gıdaya ihtiyacı konusunda yüzde 70 gıdaya daha fazla ihtiyaç oluşacağı sonucunu getiriyor” şeklinde konuştu.
“6 BİN 500 ARKADAŞIMIZ GECE VE GÜNDÜZ ÇALIŞMAKTA”
Tarım ve Orman Bakanlığının politikalarında Ar-Ge ve inovasyona önem verildiğini vurgulayan Yumaklı, “Tarımsal Ar-Ge anlamında; 49 Araştırma Enstitümüz, 300 laboratuvarımız, 2 binden fazlası akademik seviyede olmak üzere 6 bin 500 arkadaşımız ile Türkiye’nin ihtiyacı olan tarımsal üretiminin gelişmesi için gece ve gündüz çalışmakta” diye konuştu.
“318 BİN GENETİK MATERYAL, GEN BANKALARIMIZDA KORUMA ALTINDA”
Gerçekleştirilen Ar-Ge çalışmaları ile üreticiden verimli ve kaliteli ürünler alındığını söyleyen Yumaklı, şu ifadelere yer verdi:
“Tarla bitkilerinde bin 4, bahçe bitkilerinde bin 41 yerli ve milli tohumluk çeşidi geliştirildi. Ata Tohumu kapsamında, 37 yerel çeşit sertifikalandı ve koruma altına alındı. Tarımsal üretimin teminatı olan 318 bin genetik materyal, gen bankalarımızda koruma altında. Küresel iklim değişikliğinin her geçen gün etkisini daha fazla hissettiğimiz bir dönemde kuraklığa ve iklim değişikliğine dayanıklı tohum çeşitleri geliştirmek üzere arkadaşlarımız yoğun bir çaba sarf ediyor.”
“KIRSAL KALKINMADA PROJE LİMİTLERİNİ YÜZDE 100 ARTTIRDIK”
Bu yıl gençlere verilen hibeler noktasında yenilikler kazandırdıklarının altını çizen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programında, hibe desteğine esas kırsal kalkınmada proje limitlerini yüzde 100 arttırdık. 7 Milyon TL’den 14 Milyon TL’ye yükselttik. Yeni hayvancılık yol haritamızı açıkladık. Hayvansal üretimin arttırılması konusunda mevcut potansiyelimizi kullanma noktasında bu pozitif ayrımcılıkların yer aldığını söylemek istiyorum” şeklinde konuştu.
]]>“YENİ EKONOMİ PROGRAMINI YENİ BİR KALKINMA HİKAYESİNE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”
Enflasyonla mücadeleye dikkati çeken Avdagiç, enflasyonun baz etkisi ile yıllık bazda düşüyor olmasının önemli olmakla beraber, asıl takip edilmesi gereken verinin aylık enflasyon oranları olduğunu vurguladı. Avdagiç, “Önemle üzerinde durduğumuz bir husus da, daha evvel de ifade ettiğimiz gibi ile enflasyon arasındaki korelasyonun bozulmaması gerektiğidir. Enflasyonla mücadele çok önemli. Bu süreçte aynı zamanda ihracatçının rekabetçiliğini zora sokacak ve ithalatın cazibesini artıracak kur politikasının oluşturduğu riskleri de yakından takip etmek ve bu konuda da gerekli tedbirleri almak çok önemlidir.” değerlendirmesini yaptı.
“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz” diyen Şekib Avdagiç, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek için, ‘yüksek teknolojiye dayalı üretim ve ihracat stratejileri geliştirmemizin’ zorunlu hale geldiğini kaydetti.
“SON GELİŞMELER DE İYİMSER BEKLENTİLERİMİZİ ARTIRIYOR”
Avdagiç, “Biz Türkiye’nin, sadece rakamsal büyümeyi değil, gerçek refahı tesis edecek kalkınma hikâyesini yazacağına inanıyoruz” dedi.
Bu hikâyenin iki temel unsurunun, ‘iyi yönetişim’ ile ‘kaynak-harcama dengesi’ olduğuna inandıklarını kaydeden Şekib Avdagiç, “Bu kapsamda yatırım ortamını iyileştirecek iklimin tesisi, eğitim sisteminin yüksek teknolojili üretimi ve mesleki eğitimi güçlendirecek şekilde yeniden kurgulanması, rekabetçi üretimin desteklenmesi, denk bütçe ve hukuksal reformlar da son derece önemli başlıklar” diye konuştu.
Avdagiç, mevcut ekonomi programının iyi çalışmasının gelecek için iş dünyasını ümitlendirdiğini kaydetti. Avdagiç, “Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor. Ayrıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar programına güveni teyit ediyor. Fitch Ratings’in ardından S&P de Türkiye’nin kredi notunu yükseltti. İlave olarak her iki kuruluşun değerlendirmesinde de görünümün “pozitif” olması, bir sonraki notun potansiyel olarak artışa işaret etmesi bakımından ayrıca önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“TEMMUZ AYI İLE TÜRKİYE DEZENFLASYONİST SÜRECE GİRMİŞ OLACAKTIR”
Avdagiç, hem IMF hem de Dünya Bankası yetkililerinin “Türkiye’nin doğru yolda ilerlediği” yönündeki beyanlarının, programın uluslararası alanda da kabul gördüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Avdagiç, şunları söyledi: “Bunları çok önemsiyoruz. Çünkü bize iki fayda sağlıyor: Birincisi Türkiye’nin ve Türk şirketlerin yurtdışı borçlanma maliyetini aşağı çekiyor. İkincisi de yabancı yatırımcı girişinde önemli bir katalizör işlevi görüyor. Bunlar bileşik kaplar gibi birbiriyle bağlantılı. Gerek yabancı sermaye girişi, gerekse dış kaynak maliyetindeki ucuzlama döviz kurundaki oynaklıkları da azaltacaktır.”
]]>Raporda akıllı otomasyon ve yapay zeka teknolojilerinin yükselişiyle ortaya çıkan dönüşümler ve uluslararası rekabet ortamı detaylı bir şekilde ele alınıyor. İTOSAM araştırmacıları LinkedIn verilerini kullanarak Türkiye’de 2000 yılında yapay zeka ürünleri geliştiren 5 firma varken, firma sayısının 2020’de 572’ye, 2021’de 718’e, 2022’de 860’a, 2023’te 1.012’ye ve 2024’te 1.195’e yükseldiğini tespit etti.
Araştırma için yapay zeka kapsamı içine giren makina öğrenmesi, derin öğrenme, bilgisayar görüşü, sinir ağları, doğal dil işleme, pekiştirmeli öğrenme, otonom mobil robotlar gibi kavramlar değerlendirildi.
TÜRKİYE 22 BİN 735 ROBOTLA EN FAZLA ROBOT STOKUNA SAHİP 18’İNCİ ÜLKE
Raporda Türkiye’de yapay zeka ürünleri geliştiren firmaların en yoğun olduğu sektörler de tespit edildi. Buna göre yapay zekayı en çok kullanan ilk 10 sektör bilgi teknolojileri ve hizmetleri, yazılım geliştirme, medya, eğitim, sağlık, işletme danışmanlığı ve hizmetleri, endüstriyel otomasyon, finansal hizmetler, araştırma hizmetleri ve biyoteknoloji olarak sıralandı.
İTOSAM’ın akıllı otomasyon teknolojileri raporunun dikkat çeken bir başka verisi ise Türkiye’deki endüstriyel robot stoku oldu. En fazla robot stokuna sahip 20 ülkeye ait verilere göre dünya genelinde 2022 yılı itibari ile 3,9 milyon kurulu endüstriyel robot bulunuyor. 2025 yılında endüstriyel robot stok sayısının yıllık ortalama yüzde 10 artışla 5 milyon 227 bin olması bekleniyor. Türkiye ise 22 bin 735 robot stoku ile dünya genelinde en yüksek robot stokuna sahip 18’inci ülke konumunda bulunuyor.
Çin 1 milyon 501 bin endüstriyel robot ile dünya genelinde en fazla robot stokuna sahip ülke. Çin ekonomisinin mevcut robot stoku dünya ekonomisindeki robotların yüzde 38,5’ini temsil ediyor.
MESLEKLER YAPAY ZEKA VE ROBOTLAR ÜZERİNDEN OTOMASYON RİSKİNE MARUZ KALIYOR
Yapay zekânın en fazla ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak bilişsel rutin görevler ön plana çıkarken, en az ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak ise fiziksel güç oldu.
Robotlar daha çok manuel, rutin veya fiziksel güç gerektiren görevlerde insanların yerini almaya aday. Bu sebeple yapay zekadan etkilenme ihtimali düşük meslek grupları, robotlar üzerinden otomasyon riskine maruz kalıyor.
Akıllı otomasyon teknolojilerinin bazı meslek gruplarını olumsuz etkilerken, mevcut bazı iş kollarında daha fazla istihdam fırsatı sunacağı ve bununla birlikte yeni mesleklerin ortaya çıkmasına katkı vereceği öngörülüyor. Tüm bu etkiler aynı anda ele alındığında ise net istidam tablosunun nasıl şekilleneceği halen büyük bir soru işareti iken, bu soruya kesin ve genellenebilir bir cevap bulmak şu an için mümkün görünmüyor.
Raporda, mevcut durumun analizi yapıldıktan sonra potansiyel sorunlar için önerilen çözüm ve politikalara da yer veriliyor.
RAPORDA YER ALAN BAZI ÖNERİLER
“Yüksek gelirli ülkeler ligine yükselme hedefi olan bir ülkenin akıllı otomasyon teknolojilerine yönelik net bir stratejiye sahip olması gerekiyor.
Robot ve yapay zeka gibi akıllı otomasyon teknolojilerinin hangi hızda ve hangi sektörler öncülüğünde ekonomiye adapte edileceği, nitelikli doğrudan yabancı yatırımların nasıl çekilebileceği ve zamanla bu öncü teknolojilerin yerli ve milli imkanlarla hangi düzeyde üretilebileceği gibi hususlara dair strateji ve planların iyi çalışılması gerekiyor.
Gelişen ülkeler, akıllı otomasyon çağında doğru sektörlere uygun nitelikteki çok uluslu şirketleri çekmeye çalışırken eskiye kıyasla daha seçici olmalıdır. Yatırımcı adaylarının yerli girdi kullanımı ve Ar-Ge yoğunluğu gibi faktörleri dikkate alınmalıdır.
Akıllı otomasyon teknolojileri emeğe ihtiyacı azaltarak, gelişen ülkelerin yabancı yatırım çekerek küresel tedarik zincirlerine entegre olmasına ket vurabilir.
Türkiye’nin rekabet gücünü, ürettiği mal ve hizmetlerin kalitesinden ve geliştirdiği yerli ve milli teknolojilerden sağlaması ekonomik ilerleme için son derece kritik önem arz ediyor.
Yerli ve milli teknoloji gelişiminde teknolojiler arasında seçim yaparken, teknolojinin ülkenin mevcut bilgi birikimi ve kabiliyetleriyle uyumu ile gelecek vaat eden sektörlere katkısı ve ihracat potansiyeli gibi parametreler dikkate alınmalıdır.
Geliştirilecek teknolojilerin sadece vasıflı işçilerin üretkenliğini değil, düşük vasıflı işçilerin üretkenliğini de arttırmaya odaklanması daha faydalı olacaktır.
Tekno-ekonomik paradigmadaki değişimler teknoloji makasının kısa bir süreliğine kapanmasına neden oluyor. Örneğin, elektrikli araçlara dair yaşanan teknolojik değişim yeni bir yarışın çıkmasını sağlıyor.”
AVDAGİÇ: “ÜNİVERSİTELERDE YENİ BÖLÜMLER AÇILMALI”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Yapay zeka uygulamalarında ve robotikte yetişmiş insan gücümüzü üniversitelerde daha kapsamlı ve daha etkili bölümler açarak Türkiye’de tutmalıyız” uyarısında bulundu. Özellikle yapay zekanın sanayi alanında da giderek daha da etkili bir duruma geldiğini belirten Avdagiç, “Türkiye’nin dikkat etmesi gereken konu, Batı, yapay zeka ve robotikte yetişmiş insan gücümüzün bir kısmını çok hızlı bir şekilde bizden alıp götürebiliyor. Bizim kendi ülkemizdeki yapay zeka uygulamalarını geliştirmek için üniversitelerde yeni bölümler açılmalı” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, İTO’nun iştiraki Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nde yapay zeka uygulamaları yapan girişimcilere destek verdiklerini vurguladı. Şekib Avdagiç, “Özellikle sanayinin üretim, tasarım, kalite kontrolü, paketleme dahil her aşamasında yapay zeka uygulamaları kullanılıyor. Birçok yerde insanların ortaya koyduğu çözümlerin, takiplerin, kontrollerin yapay zeka tarafından çok daha etkin bir şekilde yapıla geldiğini görüyoruz. Bu bir tarafta üretimin güvenilirliğini, kalitesini, sürekliliğini ve riskini ortadan kaldıran bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bir taraftan da maliyet tasarrufu sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, “Bugüne kadar hazırladığımız çalışmalarımıza aldığımız tepkiler, İTOSAM’ın önemli bir boşluğu doldurduğunu ve doğru yolda olduğunu gösteriyor. Deyim yerindeyse İTOSAM, 740 bin üyeli İTO camiasının think-tank’i olma yolunda. Çünkü İTOSAM araştırma ve raporlarıyla, İstanbul ve Türk iş dünyasını, durum tespitlerinden haberdar etmenin ötesinde fikir ve strateji sahibi de yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Geçtiğimiz günlerde bir araya geldiğimiz Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, ülkenin ve ayakkabı endüstrisinin yurt dışındaki imajını olumsuz etkileyen taklit sorununun sektörün ‘kanayan yarası’ haline geldiğini söyledi. İçten’in verdiği göre, çakma (sahte, taklit) ayakkabıların yüzde 40’ı online, yüzde 60’ı fiziksek kanallarda satılıyor. İçten, Anadolu’daki mağaza raflarının yüzde 60-70’inin çakma ürünlerden oluştuğunu söyledi.

Berke İçten
MALİYETİ 30 MİLYAR TL
Sektörün taklit üretim nedeniyle büyük bir mağduriyet yaşadığını belirten İçten, “Vergi ve istihdam kayıplarını hesapladığımızda çakma ayakkabının Türkiye’ye yıllık maliyeti en az 30 milyar lirayı buluyor” dedi. “Şubat ayında 6 bakanlık temsilcisiyle bir çalıştay yaptık, taklit ürünlerin satış kanallarının kapatılmasını önerdik. Cezai yaptırımlar başladı. Ancak çok ciddi cezalar uygulanmasını istiyoruz” diyen İçten, şu öneride bulundu: “Bu firmalar bu kalitede üretim konusunda kendilerini geliştirmişlerse, bir proje geliştirilip markaları ikna edip bu ürünlerin orijinallerini üretmeleri için onları destekleyebiliriz.”
FİYATTA NAPOLİ’Yİ SOLLADIK
İçten’in aktardıklarına göre, yüksek ham madde fiyatlarından dolayı Türkiye’de üretim yapmak, çoğu zaman İtalya’dan bile daha pahalı hale geldi. Bu da yurt içinde markalı üretim yapan fabrikaların ya kapanmasına ya da kapasitelerini daraltmalarına yol açtı. Türkiye’deki ham madde fiyatlarının yüksekliği nedeniyle Vietnam’da 11 dolara üretilen bir spor ayakkabının Türkiye’de 17 dolara üretildiğini söyleyen İçten, “Hindistan’da 15 dolara, Çin’de 17 dolara, Napoli’de 37 dolara üretilen bir deri ayakkabı ise Türkiye’de 39 dolara mal oluyor” dedi.
‘MARKALAR YATIRIMA GEREK DUYMUYOR’
“Vietnam’dan malı yükleyip Türkiye’ye getirdiğimizde, vergiler dahil uygun hale geliyor” diyen İçten, “Bu yüzden markalar Türkiye’de yatırım yapmaya gerek duymuyor; ‘niye yatırım yapalım ki’ diyorlar. Türkiye’ye yatırımının teşvik edilmesi için bakanlıkla görüşüyoruz” dedi.
GENEL GİDERLERDE İNDİRİM TALEBİ
İçten, sektör adına şu talepte bulundu: “Ayakkabı gibi Türkiye’nin küresel ölçekte söz sahibi olduğu sektörlerde faaliyet gösteren firmalara üretimi ve ihracatıyla orantılı olarak SGK primi, elektrik ve doğalgaz faturaları ile vergilerde, yani genel giderlerde indirim uygulanabilir. Bu zorlu süreç atlatılana kadar ayakkabı sektörü için kısa çalışma ödeneğine benzer bir destek gündeme alınmalı.”
İSTİHDAMDA 100 BİN KİŞİLİK KAYIP
TASD Başkanı Berke İçten, “Kapasite geçen yıla göre yüzde 50 düştü. Fabrikalar yüzde 20-25 oranında kapandı. İstihdamda en az yüzde 25’lik kayıp yaşandı. Bu da bir yıllık dönemde yaklaşık 100 bin kişiye tekabül ediyor” dedi. Kaybettikleri personelleri başka sektörlere kaptırdıklarını anlatan İçten, “Yarın öbürgün işler açıldığında, yeniden siparişler gelmeye başladığında personelimizi geri kazanamayacağımız endişesi yaşıyoruz” diye konuştu. Ayrıca, İstanbul Hadımköy’de 80 kişi çalışan bir fabrikanın 30 kişiye düştüğü; 55 çalışanlı başka bir küçük ölçekli işletmenin ise 17 kişiye gerilediği bilgisini veren İçten, bu örneklerle kapanmak için sırada bekleyen firmaların olduğuna dikkat çekti.
İHRACATTA SERT DÜŞÜŞ
YÜKSEK maliyetler nedeniyle rekabetçiliğini kaybeden ayakkabı sektörünün ihracatı azalırken ithalatı sert artıyor. Bu da, yıllardır cari fazla veren sektörün artık açık veren bir konuma düşmesine yol açıyor.“2023’te ise 299 milyon çift ihracat karşılığında 1.2 milyar gelir elde edebildik” diyen İçten, “İhracatımız geçen yıl adet olarak yüzde 21, değer bazında yüzde 3.2 geriledi. Aynı dönemde ithalatta ise olağanüstü bir artışla karşı karşıya kaldık. Son yıllarda 400-500 milyon dolar cari fazla veren sektör, 2023’ü 130 milyon dolar açıkla kapattı” dedi. Tablonun ağırlaştığını belirten İçten, “İlk dört ayda 120 milyon doların üzerinde cari açığımız var” diye konuştu.
‘FABRİKALARIN YÜZDE 30’UNU KAYBEDEBİLİRİZ’
TASD Başkanı Berke İçten, yıl sonu beklentilerine yönelik de tahminlerde bulundu. Devletten bekledikleri destek talepleri karşılık bulmazsa ihracatın yıl sonunda yıllık bazda yaklaşık yüzde 35-40 gerileyeceği öngörüsünde bulunan İçten, “Bu da ihracatın 700-800 milyon dolara gerilemesi demek. İthalat da 1.6 milyar dolara ulaşır. Fabrikaların da bir kısmını kaybetmiştik, koşullarımızda bir değişiklik olmazsa kalanların da yüzde 30’unu kaybedeceğimizi değerlendiriyoruz” dedi.
Zhang Guibing, bu mesajı geçtiğimiz hafta şirketin genel merkezinin bulunduğu Çin’in Wuhu kentinde, Türkiye’den gazeteciler olarak bir araya geldiğimiz Chery üst yönetimiyle gerçekleşen toplantıda verdi. Toplantıya şirketin en tepe yöneticisi Chery Group Başkanı Yin Tongyue, Chery Türkiye Başkanı Fenghuo Si ve Chery Türkiye Başkan Yardımcısı Ahu Turan da katıldı. Chery Uluslararası Başkanı Zhang Guibing, “Türkiye’de yüksek satış adetlerine ulaşmanıza rağmen neden yatırım için İspanya’yı seçtiniz?” sorumuzu şu şekilde yanıtladı:
‘TÜRKİYE’DE OLASI FABRİKA ORTADOĞU’YU DA BESLER’
“Yatırımın İspanya’da olması Türkiye’de olmayacağı anlamına kesinlikle gelmiyor. Çok yakın bir geçmişte Türkiye’den ilgili Bakanlıklarla görüştük hatta Mr. Si daha iki gün önce (26 Nisan) Türkiye’de bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Yatırım projesi oldukça büyük ve uzun dönemli bir proje, derin bir araştırmaya ihtiyaç var. İki tarafın da mutlu olacağı bir anlaşma istiyoruz. Bu yüzden biz görüşmelerimize devam ediyoruz. Coğrafi olarak İspanya aslında daha fazla Avrupa’yı beslerken Türkiye’de olası bir fabrika hem Avrupa hem Ortadoğu’yu besleyecek bir merkez olabilir.”

‘AR-GE MERKEZİ İÇİN YER BAKIYORUZ’
Önce Ar-Ge merkezi yatırımını Türkiye’de hayata geçireceklerini belirten Guibing, “Bununla ilgili işe alımlar bile yaptık. Türkiye çok önemli ve büyük pazarlarımızdan bir tanesi. Burada bizim müşterilerimizi doğru anlamamız gerekir. Derin araştırmalar yapıyoruz ve Ar-Ge merkezi bu sebeple buraya şart. Halen lokasyon için bakıyoruz hatta test araçları gönderdik doğru lokasyon seçmek için. Çok yakında bununla ilgili bir haber alırsınız” dedi. Chery Türkiye Başkan Yardımcısı Ahu Turan ise, “Türkiye’de 50’den fazla çalışanımız var. Ar-Ge merkezi daha teknik bir konu, global tarafta bir takım işe alımlarımız başladı. Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları ile yakın temastayız” bilgisini verdi.
Chery markası Türkiye pazarına girdiği 1.5 yılda üç SUV modelle 60 bin adedin üzerinde satış gerçekleştirdi. Şirket, geçtiğimiz hafta Nissan’ın 2021 yılında boşalttığı İspanya’daki fabrikada ‘Omoda’ markalı otomobillerini üreteceğini açıklayarak Avrupa’daki ilk yatırımını resmen duyurdu.
EN TEPEDEN MESAJ: BURADA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR
CHERY Group Başkanı Yin Tongyue ise Türkiye’ye olası fabrika yatırımı ve Ar-Ge merkezi hazırlıklarıyla ilgili konuşmaları, “Türkiye’de yapacağımız çok fazla iş var” sözleriyle destekledi. Geçen yıl 1.9 milyon adet satışla Çin’in iki numaralı markası olduklarının altını çizen Tongyue, “Çin’in en hızlı büyüyen markasıyız. Belki de dünyanın en hızlı büyüyen markası olabiliriz. Satışlarımızın yüzde 50’si ihracattan ve Çin’in en büyük SUV üreticisi konumundayız. Bir pazarlama stratejimiz var. Bu sebeple Omoda, Jaecoo gibi markalarımız ayrı bir marka olarak konumlanmış durumda. Türkiye de bu planlar içerisinde önemli bir yer tutuyor. Türkiye jeopolitik olarak çok önemli bir noktada, burada çok dikkatli hareket ediyoruz ve yatırımlarımızı ona göre seçiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yin Tongyue
‘YENİ TEBLİĞ UZUN VADELİ PLANLARIMIZI ETKİLEMEDİ’
TİCARET Bakanlığı’nın en çok Çin’den ithal edilen elektrikli araçları etkileyen yeni tebliğiyle ilgili soruları da yanıtlayan Chery Uluslararası Başkanı Zhang Guibing, “Biz globalde iş yapan bir markayız ve biz bu ülkelerin kendi kurallarına uyuyoruz, saygı duyuyoruz. Kısa zamanda planlarımızı buna göre yapıyoruz. Ancak biz Türkiye’de kısa dönemli bir plan yapmadık çok uzun dönemli bir plan yaptık. Kısa dönemdeki bazı planlarımızı etkilemiş olsa da uzun dönemli planlarımızı etkilemedi. Bu konuyla ilgili tüm yetkili Bakanlıklarla görüşmelerimizi yapıyoruz” diye konuştu.
FİYATLAR ARTACAK
İsrail medyası, halihazırda gıda, tek kullanımlık eşyalar ve kişisel bakım ürünleri gibi birçok ürünü Türkiye’den ithal ettiğini, bu sebeple de ithalatın durmasının fiyatların yükselmesine neden olacağını öne sürdü. Ülkenin en yaygın süpermarket zincirlerindn Good Pharm’ın sahibi ve CEO’su Adam Friedler, Ankara’nın aldığı kararı, ‘İsrail ekonomisini çok daha pahalı alternatifler aramaya zorlayacak bir darbe’ olarak yorumladı. İsrail medyasına konuşan Friedler, birçok ürünün coğrafi yakınlık sebebiyle Türkiye’den ithal edildiğini, yasağın İsrail’e çok pahalıya patlayacağını ifade etti.
ANKARA’YA ‘FİLİSTİN’ TEHDİDİ
İsrail Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin İsrail ile tüm ticari faaliyetlerini durdurma kararının ardından Türkiye’ye karşı çeşitli tedbirler alınacağını duyurdu. Yapılan açıklamada, Dışişleri ve Ekonomi bakanlıklarının yanı sıra İsrail Vergi Dairesi’nden üst düzey yetkililerin de yaptığı görüşmede, Türkiye ile Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin yönetimi arasındaki her türlü ekonomik bağlantının azaltılması yönünde çalışma yapılmasına karar verildiği aktarıldı. Türkiye’nin Filistin Yönetimi’nin en büyük ithalatçı ülkesi olduğuna dikkat çekildi. İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Ankara’nın İsrail’e zarar vermeye çalışırken aslında Filistinlilere zarar verdiğini öne sürdü.
OECD’YE ŞİKÂYET ETTİ
Türkiye’yi OECD’ye (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) şikâyet ettiklerini belirten İsrail Ekonomi Bakanı Nir Barkat, OECD Başkanı Mathias Cormann’a Ankara’nın aldığı kararın Avrupa ekonomisinin tamamına zarar verdiğini ve örgütün Türkiye’ye karşı harekete geçmesi gerektiğini söylediğini savundu. OECD’nin kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye, başta Filistinli yetkililer olmak üzere birçok kuruluşun İsrail’in OECD’ye üye olmaması için veto kullaması çağrısına rağmen Tel Aviv’in üyeliğine karşı çıkmamış, İsrail oybirliği ile resmi olarak 2010’da OECD’ye üye olmuştu.
TÜRKİYE’YE YÖNELMİŞTİ
Son iki yılda Ukrayna’daki savaşın sebebiyle de İsrailli firmalar Türkiye’ye yönelmişti. Çocuk bezi, deodorant, pamuk gibi pamuklu ürünler ve temizlik maddelerinde ilk adres Türkiye olmuştu. Ayrıca İsrail’de satılan beyaz eşyanın yüzde 30’u Türk ve yabancı firmalar tarafından Türkiye’de üretiliyor. İsrail’in en büyük demir-çelik ihracatçısı Türkiye olduğu için yasakla birlikte inşaat maliyetinin artacağı bunun da ev fiyatlarına yansıyacağı öngörülüyor.
RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR
– Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2023’te Türkiye, İsrail’e 5.43 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştirdi. Bu sayı 2022’de 7.03 milyar dolar; 2021’de ise 6.36 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.
– Türkiye’nin İsrail’den ithalatı ise 2023 yılında toplam 1.64 milyar dolar oldu. Bu miktar 2022’de 2.45 milyar dolar; 2021’de ise 2.05 milyar dolar seviyesindeydi.
– 2023 yılında İsrail, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 13’üncü ülke oldu.
– Gazze operasyonlarının başlamasından sonra ise Türkiye’nin İsrail ile ihracat ve ithalatı düştü. 2023 Ekim-Aralık döneminde Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 34 geriledi. (Necdet Burak Özyurt)
FİLİSTİN YASAĞA TAKILDI ANKARA FORMÜL ARIYOR
Türkiye’nin İsrail’e getirdiği ticaret yasağı Filistin ile ticareti de olumsuz etkileyeceğe benziyor. Ankara’nın sıkıntıyı ortadan kaldırmak için Filistin ekonomi yönetimiyle çalıştığı belirtiliyor.
KARARLARI DESTEKLİYORUZ
Hürriyet’e konuşan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetimi Kurulu Üyesi, Lider Gübre Limited Şirketi sahibi Hakan Pakalın, “Ülkemizin haklı nedenlerle aldığı kararları elbette biz de destekliyoruz. Ancak ihracat sadece İsrail’e yapılmıyor. Filistin’e giden çok önemli ürünler var. Mesela gübre. Biz şirket olarak Filistin’e çok önemli miktarlarda gübre gönderiyorduk. Ancak Filistin’e giden ürünler Aşdod Limanı’na yanaştığı için Filistinlilerin ihtiyacı olan ürünlerde yasaklara takıldı” dedi.
YOLA ÇIKMIŞ ÜRÜNLER NE OLACAK
Faturalarda Filistin ibaresi bulunmasına rağmen gemilerin Mersin Limanı’ndan çıkamadığını kaydeden Pakalın, şöyle devam etti: “Bu konunun çözülmesi için Ankara ile temasa geçtik. Bu esnada Filistin Ticaret Odası da resmi yazı ile ‘Türkiye’nin ürünlerine ihtiyacımız’ var talebini iletti. İsrail’e yaptırım uygulayalım ancak aynı uygulamalar içinde Filistin’i cezalandırmayalım. Derdimiz oradaki halkın daha zor duruma düşmesini engellemek.”
Antalya İhracatçılar Birliği Başkanı Ümit Mirza Çavuşoğlu, “Filistin’e gönderilen ürünler yasaklardan etkileniyor. Biz bu durumu ilgili bakanlıkların tamamıyla paylaştık ve bir çözüm bulunmasını istedik. Ayrıca konteynerlere yüklenmiş ve yola çıkmış ihracat ürünleri de var. Bu ürünler İsrail’e ulaştığında neler olacak bekleyip göreceğiz” dedi. (Salim Uzun)
]]>S&P RAPORU NE DİYOR?
Bu hafta Borsa İstanbul BIST 100 endeksinin tarihinde ilk kez 10 bin puan seviyesini aşmasında, cuma akşamı S&P’den gelmesi beklenen not artışı da etkili olmuş; günler öncesinden bu artış fiyatlanmaya başlamıştı.
Peki S&P’nin Türkiye raporu ne diyor, hangi mesajları veriyor?
– Yerel seçimlerin ardından dış dengelenmenin de etkisiyle para, maliye ve gelirler politikası arasındaki koordinasyonun iyileşeceği tahmininde bulunan S&P, Türkiye’de gelecek iki yıl içinde portföy girişlerinin artacağı, cari açıkların daralacağı, enflasyon ve dolarizasyonun ise düşeceği öngörüsünde bulundu.
– Açıklamada politika yapıcıların, cari açığın daraldığı ve dolarizasyonun tersine döndüğü ortamda enflasyonu düşürmeyi ve TL’ye olan güveni yeni-den tesis etmeyi başarması halinde Türkiye’nin kredi notunun yükseltilebileceğine dikkat çekildi.
– Ayrıca, ülke ekonomisine yönelik tahminler de raporda yer aldı. Buna göre S&P, Türkiye ekonomisinin bu sene ve gelecek yıl yüzde 3 büyümesini bekliyor. Tüketici fiyat artışlarının ise bu yıl yüzde 55.8, gelecek yıl ise yüzde 27.3 olacağı tahmin ediliyor.

PİYASA NASIL TEPKİ VERDİ?
S&P’nin Türkiye kararıyla ilgili Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan İnfo Yatırım Stratejisti Çağlar Toros, “Yaklaşık bir yıl önce ekonomi yöne-timinin değişmesi ile birlikte para ve maliye politikalarında da değişiklikler meydana geldi. Rasyonalite çerçevesi içerisinde başlayan adımların rakamlara da sirayet etmesi, yabancı algısı açısından Türkiye ekonomisine olan güvenin artmasına sebebiyet verdi” dedi.
“Özellikle ’ndaki (TCMB) başkan değişikliği (Karahan – Erkan) sonrasında ‘politikalarda değişiklik olur mu’ algısı yaratılmadan verilen mesajlar, piyasaları rahatlattı” diyen Toros, sözlerini şöyle sürdürdü: “Enflasyonun kontrol altına alınamaması ile 2023’teki karar metninde faiz artırımının sona erdiğine ilişkin mesajın tersine, mart ayında 500 baz puanlık faiz artırımı ‘rasyonalitenin devamı’ olarak anlamlandırılarak yabancı yatırımların ilgisini daha da fazla çekmişti.”
‘YABANCI GÜVENİ ARTTI’
Toros’a göre ekonomi yönetiminin OVP sonrasında ‘görüşülmedik yatırımcı kalmayacak’ açıklaması ile başlayan ve yurtdışı ziyaretleri ile devam eden süreç, kredi derecelendirme kuruluşları ve yabancı kurumların Türkiye’ye ilişkin olumlu mesajları ile perçinlendi. Ekonomik güvenin, atılan adımların devamı ile daha da artacağını söyleyen Toros, “Enflasyon gelişmeleri ve mevduata geçişler yukarı yönlü revizyonda etkili olurken, rezervlerdeki düzelme beklentileri ile daha da yukarı not olabileceği sinyalleri verildi. Bu durumda da yabancıların Türkiye’ye olan güveninin arttığını görüyoruz” dedi.
1- Moody’s ocak ayında Türkiye’nin kredi notunu ‘B3’ olarak teyit ederken, not görünümünü de ‘durağan’dan ‘pozitif’e çıkardı. Görünümün pozitife çevrilmesi ise, ilerleyen dönemde not artışı yapılabileceğine işaret ediyordu.
2- FItch mart ayında, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltti. Not görünümünü de ‘durağan’dan ‘pozitif’e çevirdi. Fitch böylece, hem notu artırıp hem de gelecek dönemde yeni bir not artışı daha yapacağının sinyalini verdi.
3- S&P bu cuma akşamı yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin kredi notunu B’den B+’ya yükseltti, görünümü ise pozitif olarak korudu. S&P’ye göre, Türkiye’ye portföy girişleri artacak, cari açıklar daralacak, enflasyon ve dolarizasyon düşecek.
NOT ARTIŞI NE ANLAMA GELİYOR
FITCH, Moody’s ve S&P gibi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, ülkelerin finansal yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitelerinin yani, kredi risklerinin bir göstergesi olarak kabul edilen kredi notlarını açıklıyor. Basitçe, A derecelendirme notu ilgili ülkenin düşük kredi riski bulunduğunu, B orta düzeyde kredi riski bulunduğunu ve C ve D ise yüksek kredi riski bulunduğunu ifade ediyor.
Peki, not artırımı ya da not görünümünün durağandan pozitife çevrilmesi ne anlama geliyor?
– ‘Negatif görünüm’ notun düşebileceğini, ‘pozitif görünüm’ artabileceğini işaret ederken, görünümün ‘durağan’ olması ise önemli bir değişiklik olmadıkça kredi notu aynı kalacak anlamına geliyor.
– Not artırımı, o ülkeye daha fazla dış kaynak gelmesinin önünü açarken; pozitif görünüm ise ilerleyen dönemde yeniden not artışı olabileceğine işaret ediyor.
ŞİMŞEK: 11 YILIN ARDINDAN İLK
HAZİNE ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, not artırımına yönelik “Programımızın olumlu sonuçları kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarına yansıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“S&P ülke kredi notumuzu 11 yılın ardından bir kademe artırırken görünümü pozitif olarak korudu” diyen Şimşek, şöyle devam etti: “S&P, Fitch ve Moody’s’in pozitif not görünümleri not artışlarının devamının habercisi. Güçlendirerek uygulamaya devam ettiğimiz programımızla ülkemize duyulan güveni en üst seviyeye taşımakta kararlıyız.”

İŞ DÜNYASINDAN ‘DEVAM’ MESAJI: PROGRAMA DUYULAN GÜVENİ GÖSTERİYOR
ULUSLARARASI Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Engin Aksoy, S&P’nin not artırımını “Ekonomi programına duyulan güvenin ifadesi” olarak değerlendirdi. Aksoy, Hürriyet’e yaptığı yorumda, uluslararası değerlendirme kuruluşlarının not raporlarının tüm dünyada yakından takip edildiğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu notlar ülkelerin dışarıdan görünümü ile ilgili bir referans noktası oluyor. Elbette Fitch sonrası S&P’nin not artışı olumlu bir gelişme. Biz bunu daha çok orta vadede istikrara yönelik olumlu adımlar atılmış olması ve ekonomik verilerin programa uyumlu şekilde ilerlemesine bağlıyoruz. Ancak yabancı yatırımın artması daha uzun vadeli bir iş. YOİK’te belirlenen yol haritasının da makro ekonomik istikrar ile paralel götürülmesi gerekiyor. Bunun için regülasyonlar takip ediliyor. Özetle not artışı doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor.”
İTO’DAN İSTİKRAR VURGUSU
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de not artırımına ilişkin “Gelen artışlar ile ufukta görülen not artırımları piyasa motivasyonuna büyük katkı verecek. Not artışlarında ihtiyacımız olan yeni mesafeleri almak için uyguladığımız ekonomi programını istikrarla sürdürmemiz çok önemli” değerlendirmesinde bulundu.
“Özellikle yılın ikinci yarısında dezenflasyon sürecinin de başlamasıyla hem yurtiçinde hem de dışında ekonomiye olan güven daha da artacak, dış sermaye akışı hızlanacaktır” diyen Avdagiç, “Enflasyonla mücadelemiz eş güdümle ve kararlılıkla sürdükçe kazanan Türkiye ekonomisi olacak” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’nin ticareti durdurması, taze meyve sebzeden, ev aletlerine kadar çoğu şeyi Türkiye’den alan İsrail’de öfkeye neden oldu.
İsrail dün akşam yaptığı açıklamada Türkiye’nin İsrail ile tüm ticaretini durdurma kararına karşılık olarak Türkiye’nin Filistin Yönetimi ile ticaretini sınırlandıracağını ve Ankara’ya yaptırım uygulayacağını duyurdu.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise başbakan Binyamin Netanyahu’ya bir mektup yazarak Türkiye’nin ateşkes görüşmelerinden çıkarılması için çağrıda bulundu.
Türkiye’nin İsrail ile olan tüm ticaretini durdurmasının dünya basınındaki yankıları bugün de devam etti. ABD’li New York Times gazetesi, Türkiye’nin Gazze Şeridi’nde “kalıcı ateşkes” sağlanana kadar İsrail ile tüm ticareti askıya aldığını duyurdu ve bunun Tel Aviv yönetimine yönelik son uluslararası yaptırım olduğunu ve giderek artan küresel baskının altını çizdiğini yazdı.
NYT’ye göre, İsrail’in Gazze’deki yıkıcı askeri saldırısı ilerledikçe uluslararası izolasyonu da arttı. Bazı ülkeler bağların derecesini düşürürken bazıları da tamamen kesti. Her ne kadar ABD, İngiltere ve Almanya gibi yakın ortakları İsrail’i desteklemeye devam etse de onlar bile İsrail’in bölgedeki eylemlerini yüksek sesle eleştirmeye başladılar.
Kolombiya,Bolivya ve Belize’nin ardından Orta ve Güney Amerika’da İsrail ile bağlarını koparan son ülke oldu. Kolombiya, Şili ve Honduras İsrail’deki büyükelçilerini zaten önce geri çağırmışlardı. Ürdün ve Bahreyn gibi Arap devletleri de kamuoyundan gelen tepkiler üzerine büyükelçilerini ülkelerine göndermişti.
İsrail’in Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den bu yana devam eden saldırıları, ABD başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki üniversitelerde tepki çekmeye devam ediyor. ABD’nin New Jersey eyaletindeki Princeton Üniversitesi’nde devam eden Filistin’e destek gösterileri farklı bir aşamaya geçti. Öğrenciler yayımladıkları bildiriyle açlık grevi başlattıklarını bildirdi.
Yapılan açıklamada, “Katılımcılar, taleplerimiz karşılanana kadar su hariç her türlü yiyecek ve içecekten uzak duracaklar. Bedenlerimizi Filistin’in özgürleşmesine adıyoruz. Princeton, şimdi bizi duy! Bir yere gitmiyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Köln kentindeki üniversitede öğrencilerin ve akademisyenlerin yanı sıra yaklaşık 300 kişinin katıldığı gösteride, “Filistin’e özgürlük”, “Almanya silah desteği veriyor, Filistinliler öldürülüyor”, “Yaşasın uluslararası dayanışma” sloganları atıldı. Protesto alanını Gazze’de öldürülen insanların fotoğraflarının yer aldığı bildiriler ile donatan göstericiler, “İnsanlık onuru için Filistin’e barış”, “Katliamı durdurun” yazan pankartlar taşıdı. Ellerinde İsrail bayrağı taşıyan yaklaşık 10 kişiyi ise bir polis grubunun koruduğu görüldü.
Akademisyen ve öğrencilerin yaptığı konuşmalarda, Filistin’de gerçekleştirilen katliamın durdurulması gerektiğine vurgu yapılırken, İsrail’e destek veren Alman hükümeti eleştirildi.
İsrail Gazze Şeridi’nin dört bir yanında sivilleri hedef almaya devam ederken, güneydeki Refah kentine planladığı geniş çaplı kara saldırısı endişeye yol açıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Sekreteri Tedros Ghebreyesus yaptığı açıklamada, tahmini 1,2 milyon Filistinlinin barındığı Refah’ta herhangi bir kara saldırısının büyük bir felakete yol açacağı konusunda uyarılarda bulundu. Ghebreyesus, “Refah kentinde geniş çaplı bir askeri operasyonun kan gölüne yol açmasından ve zaten çökmüş olan sağlık sistemini daha da zayıflatmasından derin endişe duyuyoruz” dedi.
Refah’ta gerçekleştirilecek bir saldırının ölüm ve hastalık oranlarını önemli ölçüde artıracağını belirten Ghebreyesus, “Yeni bir yerinden edilme dalgası aşırı kalabalığı daha da arttıracak, gıda, su, sağlık ve temizlik hizmetlerine erişimi daha da kısıtlayacak, hastalık salgınlarının artmasına, açlığın kötüleşmesine, daha fazla can kaybına yol açacaktır” ifadelerini kullandı.
İsrail ile Hamas arasındaki esir takası ve ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler bugün Mısır’da devam edecek. Hamas daha önce teklife yazılı bir cevap vereceğini duyurmuştu.
Hamas’ın üst düzey yetkilisi Husam Badran, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ateşkes ihtimalinin baltalamaya yönelik açıklamalar yapmakla suçladı. Badran, Netanyahu’nun Refah’a askeri güç gönderme konusunda ısrar eden açıklamalarının “anlaşmaya varılması ihtimalini ortadan kaldırmaya” yönelik olduğu uyarısında bulundu.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun daha önceki müzakerelerde de engelleyici olduğunu vurgulayan Badran, “Bir anlaşmaya varmakla ilgilenmiyor. Bu nedenle mevcut çabaları engellemek için açıklamalar yapıyor” dedi.
Canlı Anlatım Özeti
İsrail’de öfke büyüyor
NYT: Son adımı Türkiye attı, İsrail giderek yalnızlaşıyor
Gazze protestoları devam ediyor
DSÖ’den Refah uyarısı
Hamas heyeti İsrail’in teklifine yanıt vermek için Mısır’a gidiyorCari dengedeki düzelme, Orta Vadeli Program’ın düzgün işlemesi, enflasyonist ortamın yerini dezenflasyonist ortama bırakması beklentisi, kurlarındaki stabilite, seçimsiz 4 yıl sürenin bulunması ve ekonomiye yönelik mali disiplinin uygulanıyor olması Türkiye’nin not kredibilitesini yükseltmeye devam ediyor.
NOT TRAFİĞİ HIZLANDI
Mart ayında kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu “B” seviyesinden “B+”ya yükseltti. Fitch, Türkiye’nin kredi görünümünü de “durağan”dan “pozitif”e çevirmişti.
Daha öncesinde Moody’s ve S&P de Türkiye’nin kredi görünümünü yükseltmişti. Moody’s 13 Ocak 2024’te Türkiye’nin kredi notunu “B3” olarak teyit ederken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çevirmişti.
S&P Global Ratings, Aralık 2023’te Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife revize etmişti.
S&P Global ayrıca, Türkiye’nin yabancı ve yerel para cinsinden kredi notlarını “B” olarak teyit etti.
S&P’nin bu gece yarısına kadar Türkiye’ye ilişkin değerlendirmesini yayınlaması bekleniyor. Kuruluş isterse değerlendirme yayınlamayabiliyor.
“S&P SİNYALİ VERMİŞTİ”
Eral Karayazıcı – Inveo Portföy Fon Yönetim Müdürü
Inveo Portföy Fon Yönetim Müdürü Eral Karayazıcı, S&P’nin Türkiye’nin notunu yükseltmek için sinyali daha önce verdiğini söyledi.
Karayazıcı’nın değerlendirmesi şöyle:
Üç büyük kredi kuruluşundan biri olan S&P, 5 ay kadar önce Türkiye’nin not görünümünü pozitife alarak 12-18 ay içinde not artırımı yapabileceği sinyalini vermişti.
Bugün o gün mü derseniz pekala mümkün ama bence olasılığı görece düşük.
Çünkü hele de S&P not artışı kararı alırken acele etmiyor ve genelde görünüm değişiklerinden 8-12 ay sonra not artışı kararına imza atıyor.
Bu değerlendirmede not değişmezse bence negatif bir piyasa etkisi yaratmaz.
Diğer senaryoda yani notun artması durumunda ise refleks fiyatlama dediğimiz ilk perdede net pozitif etki görebileceksek de orta vadeli seyahat koordinatlarında bir değişiklik olmayacağını düşünüyorum.
Türkiye, toparlanan ileriye dönük enflasyon beklentileri, görece azalan risk primi ve oluşan rezerv birikimi ile pozitif bir patikada ilerliyor.
Bu da piyasalara yansıyor ve sene başından bugüne borsa yükseliyor, döviz kurlarındaki artış da enflasyon oranının altında seyrediyor.
“KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI POZİTİF DEĞERLENDİRMEDE BULUNMUŞTU”
Rıdvan Baştürk – Baştürk Finansal Danışmanlık Kurucusu
Baştürk Finansal Danışmanlık Kurucusu Rıdvan Baştürk, S&P’nin pozitif değerlendirmelerde bulunduğunu ancak enflasyon konusunda net pozitif çerçevenin oluşmadığını, beklentilerin pozitif olması durumunda not ve görünümün daha da pozitife gidebileceğini söyledi.
Baştürk’ün değerlendirmeleri şöyle:
Bu gece kredi derecelendirme kuruluşlarından S&P’nin Türkiye ile ilgili açıklama yapması bekleniyor. Türkiye’de Mayıs seçimlerinin ardından uygulanan para politikaları neticesinde kredi derecelendirme kuruluşları pozitif değerlendirmelerde bulunmuştu.
Mart ayında Fitch Türkiye’nin notunu uzun bir aradan sonra yükseltmişti. Diğer bir kurum olan Moody’s ise Aralık 2023’te pozitif beklentilere rağmen not ve görünümde bir değişikliğe gitmedi. S&P ise Kasım 2023’te notu sabit bırakırken görünümü yukarı çekmişti.
Piyasa beklentileri hem S&P’nin notu yukarı çekmesi yönünde. Not artışı gelse dahi Türkiye hala “büyük ölçüde spekülatif” kategorisinde yer alacak. Mayıs seçimlerinden sonra not ve görünüm tarafında pozitif gelişmeler olsa da Türkiye hala net bir yatırım yapılabilir ülke statüsünden uzak duruyor.
TCMB yaptığı son toplantıda faizi yüzde 50 seviyesinde bırakmıştı. Enflasyon konusunda ise beklentiler net bir pozitif çerçeve oluşturulamadı. Bu nedenle TCMB’nin faiz artırımına ara vermesi kredi derecelendirme kuruluşları açısından geleceğe dair bir negatif algı oluşmasına neden olabilir. Para ve maliye politika gerektiği gibi işler ve bu durum beklentilere net pozitif şekilde yansırsa gelecek süreçte not ve görünüm tarafı daha da pozitife gidebilir.
Bu geceki not artırım beklentisinin önemli bir kısmının borsa açısından fiyatlandığını düşünüyorum. Bu nedenle artırım gelmesi durumunda ekstra bir pozitif durum yaşanmasını beklemiyorum. Fakat bu beklenti gerçekleşmezse Pazartesi günü negatif hareketler izleyebiliriz. Borsada ana hikâye reel getiri üzerinden dönüyor. Türkiye’de cazip bir reel getiri oluşmaması nedeniyle borsa hala ön planda kalıyor. Çünkü kurunun neredeyse kapalı bir piyasa haline geldiğini görmekteyiz. Yüksek faizler konut ve araç piyasasını da negatif etkilediği için getiri arayışında olanlar için borsa ön planda kalmaya devam ediyor. S&P’den gelecek pozitif veya negatif kararın TL kurları açısından önemli bir etkisi olmayacaktır.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, İsrail’in hükümetinin uluslararası ateşkes çabalarını karşılıksız bıraktığı ve insani yardımları engellediği vurgulandı ve “Türkiye bunun üzerine 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 54 ürün grubunun İsrail’e ihracatını kısıtlamıştır. Alınan bu kararda, İsrail Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar kısıtlama tedbirlerinin yürürlükte kalacağı vurgulanmıştır. Buna rağmen, İsrail Hükümetinin saldırgan tutumunu sürdürdüğü, Filistin’deki insani trajedinin kötüleştiği müşahede edilmektedir. Bu itibarla, devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur” denildi.
İSRAİL’DEN İLK AÇIKLAMA! KATZ’DAN ÇİRKİN SÖZLER…
Türkiye’nin aldığı kritik kararı resmi sosyal medya hesabından duyuran İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili skandal açıklamalarda bulundu.
Türkiye’yi ticaret anlaşmalarını ihlal etmekle suçlayan Katz, İsrail Dışişleri Bakanlığı’na ‘yerel üretim ve diğer ülkelerden ithalat’a odaklanarak ticarette alternatifler aranması talimatı verdiğini söyledi.

TÜRKİYE’NİN KARARI DÜNYA BASININDA: KRİZ DERİNLEŞECEK
Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhinde süren soykırım davasına müdahil olma kararı alan ve sonrasında İsrail ile olan tüm ticaretini durduran Türkiye’nin kararı bugün dış basının öne çıkan başlıklarından biri oldu.
İngiliz Guardian gazetesi Türkiye’nin Gazze’deki ‘insani trajedi’ nedeniyle İsrail’le tüm ticareti durdurduğunu yazdığı haberinde söz konusu hamlenin, eski iki yakın müttefik arasında kötüleşen gerilimi daha da derinleştireceğini iddia etti.
BBC de iki ülke arasındaki ticaretin geçtiğimiz yıl neredeyse 7 milyar dolar değerinde olduğuna dikkat çekti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana Tel Aviv yönetimini sert sözlerle eleştirdiğini hatırlattı.

“BU SADECE BİR CEPHE”
Aljazeera de iki ülke arasındaki ticaret hacmine dikkat çekerken Türkiye’nin kararının İsrail’in tepkisini çektiğini yazdı.
Fox News, Türkiye’nin Gazze’deki savaşa karşı protestosunun son hamlesi olarak İsrail ile ticareti kestiğini yazdı. İsrail’in duruma tepki gösterdiğini yazan Fox News “Bu adım Türkiye’nin İsrail’e karşı mücadelesinde sadece bir cephe. Türkiye Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhinde süren soykırım davasına müdahil olma kararı aldı.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’NİN TAVRI GİDEREK SERTLEŞİYOR”
Middle East Eye (MEE) Türk hükümetinin ilk olarak 9 Nisan’da İsrail’e 50’den fazla ürüne ihracat kısıtlaması getirdiğini, daha sonra soykırım davasına müdahil olma kararı aldığını şimdi de ülke ile olan tüm ticaretini durdurduğunu belirterek Ankara’nın tavrının giderek sertleştiğini yazdı.

İSRAİL BASININDA ÖFKE: İSRAİL KAMBUR DURUYOR
Türkiye’nin kararı sonrası İsrail medyasında gözle görülür bir öfke hakim.
Maariv gazetesi ‘Erdoğan adım atıyor, İsrail kambur duruyor’ başlıklı haberinde, Türkiye’nin kararının İsrailli iş insanları arasında öfkeye neden olduğunu yazdı.
Gazeteye konuşan Merhavim Belediye Başkanı Shay Hajaj “Defalarca uyarıda bulunduk. İsrail taze gıda üretiminde bağımsız olmalı, diğer ülkelere bağımlı olmamalıdır.” derken, Üreticiler Birliği Başkanı Dr. Ron Tomer ise, “Türkiye’den yapılan tüm ithalata hemen şimdi üç yıl süreyle %100 oranında koruyucu gümrük vergisi uygulanmalı ve bazı ürünlerin ithalatı tamamen yasaklanmalıdır.” dedi ve ekledi;
“Hükümet Türkiye’ye bağımlılıktan kurtulmak elinden gelen her şeyi yapmalıdır.”

İSRAİL EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ SONUÇLARI ÇOK BÜYÜK OLACAK
Calcalist, “Türk boykotunun İsrail ekonomisi üzerindeki sonuçları çok büyük olacak” başlıklı haberinde Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yigal Maor’un sözlerine yer verdi.
Türkiye’nin şimdiye kadar birçok ürünün makul fiyatlarla temin edildiği bir kaynak olduğunu söyleyen Maor, Ankara’nın hamlesinin sonuçlarının İsrail için çok ağır olacağını belirterek şunları söyledi;
“Tatlı ve konservelerden, sebze ve meyvelere kadar aklınıza gelebilecek her şey Türkiye’den geliyor. Uluslararası şirketler Türkiye’de montaj yapıyor. Örneğin Toyota Corolla Türkiye’de monte ediliyor ve şimdi İsrail’e araba göndermenin mümkün olmadığı söyleniyor. Durum gemilerin İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan geçmesinin engellenmesi veya Türkiye semalarında uçuş yasağı getirilmesiyle daha da kötüleşebilir”
]]>
TÜRKİYE’NİN DAVAYA ETKİSİ
Kolombiya ve Nikaragua’nın ardından Filistin lehine İsrail’in soykırım davasına müdahil olmaya hazırlanan Türkiye, davada sözlü ve yazılı beyanda bulunma hakkına sahip alacak. Mahkemeye delil, fikir ve görüş sunabilecek. Türkiye davaya müdahil olan ilk Müslüman ülke olması açısında önem taşırken, Türkiye’nin bu tavrının diğer İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyelerini de etkileyeceği değerlendiriliyor. Türkiye, Ocak ayında Adalet Divanı’ndaki dava için ağırlıklı olarak görsel belgeler sağlamıştı.
AVRUPA’DA FARKLI SESLER
7 Ekim’den bu yana İsrail’i destekleyen ve silah tedarik eden Almanya, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde de hukuksal olarak İsrail’i destekleme niyetinde. Almanya Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, geçtiğimiz günlerde, “2’nci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Yahudilere yönelik soykırımı nedeniyle İsrail’e karşı özel bir sorumluluk taşıdıklarını” belirterek, Tel Aviv’i desteklemeyi sürdüreceklerini söylemişti.
Öte yandan tarih boyunca Filistin’e verdiği güçlü destekle diğer Avrupa ülkelerinden belirgin şekilde ayrılan İrlanda’nın Filistin desteğinin sürmesi öngörülüyor. 1980 yılında Filistin devletinin kurulmasını destekleyen ilk AB üyesi olan İrlanda’da siyasetçilerin Filistinlileri savunan ve İsrail hükümetini eleştiren videoları sosyal medyada da geniş kesimlere ulaşıyor.
LATİN SOLU FİLİSTİN’DEN YANA
Latin Amerika’daki sol hükümetler geleneksel olarak İsrail-Filistin çatışmasında Filistin’e destekleri biliyor ve bugüne kadar Filistin davasının destekçisi oldular. Anti-emperyalist çizgideki birçok Latin Amerika hükümeti bu nedenden dolayı İsrail’i Filistin topraklarında emperyalistlerin kurduğu bir yapı olarak görüyor. Nikaragua ve Kolombiya da Filistin’de iki devletli çözümü ve Filistin davasını savunan başlıca ülkeler arasında yer alıyor. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, 1 Mayıs’ta yaptığı konuşmada, “İnsanlığın gözleri önünde bütün bir halkın yok edilmesine seyirci kalamayız, Filistin ölürse insanlık da ölür. İsrail ile diplomatik ilişkileri keseceğiz” mesajı verdi. (Selçuk BÖKE/ANKARA)

MECLİS’TEN LAHEY’E DELİL GİDECEK
Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail aleyhinde açılan soykırım davasında müdahillik talebinin ardından yeni bir girişim de Meclis’ten geldi. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) İsrail hükümeti hakkında yürüyen soruşturmaya katkıda bulunmak amacıyla Lahey’e ek dosyalar götüreceklerini açıkladı. “Siyasi bir müdahale olmazsa” UCM’den İsrail yetkilileri hakkında yakalama kararı çıkmasının “kuvvetle muhtemel” olduğunu belirten Yüksel, “İsrail’in savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım fiillerini fütursuzca işlemesinin en büyük nedeninin dünya kamuoyundaki cezasızlık algısı” olduğunu ve “yıllar süren saldırganlığından hesap sorulmamasının İsrail’i daha cesaretlendirdiğini” belirtti. (Bülent SARIOĞLU / ANKARA)

NETANYAHU’NUN ETEKLERİ TUTUŞTU
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Gazze’de gerçekleşen savaş suçlarından dolayı İsrailli politikacılar hakkında tutuklama kararı alma olasılığı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eteklerini tutuşturmuş durumda. Netanyahu’nun ABD Başkanı Joe Biden’dan UCM’yi engellemesini istediği iddiasının ardından Tel Aviv elini yükseltti. Axios’un ABD’li ve İsrailli yetkililere dayandırdığı haberine göre İsrailli yetkililer, Netanyahu’nun yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi hakkında tutuklama emri çıkarılması halinde Filistin Yönetimi’nin çökmesine yol açabilecek misilleme adımları atılacağı konusunda Washington’ı uyardı.
‘BENİM İÇİN LOBİ YAPIN’
İsrail’in atması en muhtemel adım İsrali’in vergi gelirlerinden Filistin Yönetimi’ne aktardığı bütçeyi dondurmak olabilir. Söz konusu yardım olmadan Ramallah yönetiminin kısa sürede iflas edeceği öngörülüyor.
Öte yandan İsrail medyası Netanyahu’nun İsrailli rehinelerin ailelerinden UCM’nin olası tutuklama kararına karşı kendisi adına ‘lobi faaliyeti’ yürütmelerini istediği öne sürdü. Kanal 12 Televizyonu, Netanyahu’nun UCM Başsavcısı Karim Khan ile aileler arasındaki görüşmelerden haberdar olduktan sonra ailelerden olası tutuklama kararı verme planından vazgeçmesi için Khan’ı ikna etmeleri yönünde ricada bulunduğu belirtildi.
]]>Doğal gaz boru hatlarıyla, Türkiye’nin Rusya, Azerbaycan ve İran’dan uzun yıllar doğal gaz tedariki yaptığını hatırlatan Bayraktar, 2016 yılından sonra “Milli Enerji ve Maden Politikası” kapsamında doğal gazı sıvılaştırılmış şekilde alabilmek için altyapıyı şekillendirmeye başladıklarını ifade etti. Bu hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin yaklaşık 30 milyon metreküp günlük sıvılaştırılmış LNG alabildiğini söyleyen Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bugün itibarıyla 160 milyon metreküp doğal gazı sıvı halde alabilecek hale geldik. Bu bir anlamda Türkiye’deki hane halkının kışın en soğuk zamanında ihtiyacı olan gazı, sıvı olarak gemilerle tedarik edebilecek altyapıya sahip olduğumuz anlamına geliyor. Hem boru hatları hem de LNG alabilecek altyapılarımızı gerçekleştirdik.”
Tuz Gölü Yer Altı Doğal Gaz Depolama Projesi’nin çok önemli olduğunun altını çizen Bayraktar, “Burada da hem kapasite artışı, ikinci faz, üçüncü fazda da Türkiye’nin doğal gaz depolama kapasitesini artırmayı ve doğal gazdaki arz güvenliğimizi daha güçlü hale getirmeyi hedefliyoruz. Doğal gazda bir başka önemli hamlemiz, yeni boru hatları, depolama tesislerimiz” dedi.
“1 MİLYON 800 BİN HANENİN DOĞAL GAZINI KENDİ DOĞAL GAZIMIZDAN KARŞILAR HALE GELDİK”
Sıvı olarak doğal gazı almanın ötesinde Türkiye’nin şimdi de kendi doğal gazını üretir hale geldiğini vurgulayan Bayraktar, “Bugün itibarıyla üretimimiz yaklaşık 4,6 milyon metreküp günü buldu. 1 milyon 800 bin hanenin doğal gazını kendi doğal gazımızdan karşılar hale geldik. Bunu da artırmayı hedefliyoruz. İlk etapta, önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe ulaşmış olacağız” diye konuştu.
Son 8 yılda yaklaşık 4,3 milyar altyapı yatırımlarına kaynak ayırdıklarını ve yatırım yaptıklarını belirten Bayraktar, depolamada ve tesislerin kapasitesinin artırılmasında yatırımların yaklaşık 4.3 milyar doları bulduğunu ifade etti.
“TÜRKİYE YAKLAŞIK 5.8 MİLYAR METREKÜP GAZINI DEPOLUYOR”
Özellikle Tuz Gölü’nde çok büyük bir depolama potansiyelinin var olduğunu aktaran Bayraktar, “Türkiye yaklaşık 5.8 milyar metreküp gazını depoluyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde yani 2028 yılına geldiğimizde Türkiye kullandığı yıllık doğal gazın yüzde 20’sini depolar hale gelecek. Türkiye’nin tüm ihtiyacının yüzde 50’sini depolayabilecek altyapıya sahip olabiliriz. Bu yatırımları hedefliyoruz. Hem bu bölgede hem de diğer bölgelerde hızlı bir şekilde bu yatırımlarla Türkiye’nin arz güvenliğini tamamen sağlamış olacağız. Onun ötesinde bütün bunlar kendi üretimimiz, farklı kaynaklardan doğal gazı almamızla beraber Türkiye’yi bir doğal gaz merkezi haline getirmiş olacağız. Bu proje bizim için çok önem arz ediyor. Onun için ara ara buraya geliyoruz” şeklinde konuştu.
Bakan Bayraktar basın açıklamasının ardından yetkililerle ve işçiler ile yemek yedi.
Işıkhan, tüm işçilerin ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak sözlerine başladı. 1 Mayıs’ın, günün anlam ve önemine uygun olarak barış içinde ve bayram havasında geçmesini, emekçilerin esenliğine vesile olmasını temenni ettiğini belitti. Işıkhan, Çalışma Meclisi’nin bugün ve yarın; ‘Çalışma hayatında insana yakışır iş’, ‘Yeşil ve dijital dönüşümün iş günü piyasalarına etkileri ve adil çözüm’, ‘Sendikal örgütlenmede yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri’, ‘Toplu sözleşme sürecinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri’ şeklinde 4 oturum olarak gerçekleşeceğini, bu toplantılarda çalışma hayatının sadece mevcut durumunun değil, geleceğe dair vizyonunun da tartışılacağını söyledi.
‘KADIN VE GENÇ İSTİHDAMINA ÖZEL POLİTİKALAR GELİŞTİRİYORUZ’
Hem dünyada hem de bölgede jeopolitik gerilimler ve ekonomik dalgalanmalar yaşandığına işaret eden Işıkhan, “Bunlara ilaveten, pandemi gibi salgın hastalıklar, doğal afetler, göç hareketleri, savaşlar, su, gıda ve enerji krizleri; ne yazık ki beraberinde yeni riskler ve belirsizlikler getiriyor. Türkiye olarak, bu belirsizliklerin getireceği her türlü riske karşı alınacak tedbirlere yönelik dikkatli bir şekilde çalışıyoruz. Bakanlık olarak; küresel riskleri analiz ederek ve ülkemizin yapısal dinamiklerini dikkate alarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ile daha güçlü, daha kapsayıcı ve daha sürdürülebilir bir sosyoekonomik kalkınmayı sağlayacak politikaları uygulamaya devam ediyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak 12’nci Kalkınma Planı ile Orta Vadeli Programı da dikkate alarak; genel istihdamın yanı sıra; özellikle kadın ve genç istihdamında artış sağlayacak, özel politikalar geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz ise ‘Türkiye Yüzyılı’nı; emeğin, yatırımın, üretimin, büyümenin, kalkınmanın ve refahın yüzyılı yapmaktır” dedi.
‘SENDİKALARIMIZI DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Çalışma hayatının hızla değişen ekonomik, teknolojik ve sosyal dinamiklerle karşı karşıya olduğunu belirten Işıkhan; dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon gibi faktörlerin çalışma hayatındaki rolleri, becerileri ve gereksinimleri yeniden tanımladığını kaydetti. Işıkhan, “Bu anlamda günümüz itibarıyla gerçek bir dönüşümün içindeyiz. Bu dönüşümün, çalışanları nasıl etkilediğini, iş gücü piyasasında hangi alanlarda yeni fırsatlar ve hangi alanlarda tehditler oluşturduğunu anlamak, geleceğe dair stratejiler belirlemede kritik bir öneme sahiptir. Ancak unutmamalıyız ki, yaşadığımız dönüşümün merkezinde her zaman insan ve emek olmalıdır. İnsan onurunu koruyarak, adil çalışma koşullarını sağlayarak ve çalışan haklarını güvence altına alarak bu dönüşümü yönlendirmeliyiz. Sendikal örgütlenme, bu noktada vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bu süreçte sendikalar, çalışanların haklarını savunmak, onları temsil etmek ve güçlendirmek için kritik bir görev üstlenirler. Çalışma hayatındaki sosyal diyaloğun kurumsal, kapsayıcı ve şeffaf biçimde işlemesinde önemli bir rol üstlenen sendikalarımızı destekledik ve desteklemeye de devam edeceğiz. Ancak, değişen iş yapısı ve çalışma koşulları karşısında, sendikal hareketlerin de güçlenmeye devam etmesi gerekmektedir” diye konuştu.
‘ÇALIŞMA HAYATININ TÜM TARAFLARIYLA İSTİŞARE EDİLİYOR’
İstihdamın geleceği konusunda ise sadece işsizlik rakamlarına odaklanılmasının yeterli olmadığını dile getiren Işıkhan, istihdamın niteliği, güvencesi ve insana uygunluğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayarak, “Biz hükümet olarak, imkanların el verdiği azami ölçüde, hem çalışanlarımız, hem de işverenlerimiz için dengesizliğe yol açmayacak şekilde, en iyisini ve en güzelini yapmak için büyük gayret sarf ediyoruz. Jeopolitik riskler ve yüksek enflasyon nedeniyle bozulan küresel ekonominin olumsuzlukları ülkemizi de etkilemektedir. Çalışanlarımızı enflasyonun tahribatına karşı koruma anlayışımızı sürdürüyoruz. Ancak ülkemiz, küresel olarak yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen büyümeyi sürdürmektedir. İstihdam sayılarında ise tarihin en yüksek seviyelerine ulaştık. Bakanlık olarak çalışma hayatının tüm taraflarıyla istişare ve diyalog mekanizmalarını sürekli canlı tutuyoruz. Sizlerin de katılımıyla; Üçlü Danışma Kurulumuzu ve Kamu Personeli Danışma Kurulumuzu uzun bir aradan sonra yeniden toplamıştık. 5 yıl aradan sonra bugün de 13’üncü Çalışma Meclisimizi topluyoruz” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKENİN KALKINMASI İÇİN BİR ARADAYIZ’
Işıkhan’ın açılış konuşmasının ardından Çalışma Meclisi’nin ilk paneli gerçekleştirildi. Sendika ve meslek odalarının temsilcileri, çalışma hayatına dair taleplerini iletti.
Panelin kapanış konuşmasını da yapan Bakan Işıkhan, “Bu Meclis’te ele alınan ve dile getirilen eleştirileri, çözüm odaklı olarak dinledik, notlarımızı aldık. Hepimiz bu ülkenin büyümesi ve kalkınması için bir aradayız ve beraber çalışacağız. Tek tek cevap vermek istemiyorum ama coğrafyamızda maalesef savaşlar var. Ama altını çizmek isterim ki, bizde bir savaş yok, bizde bir terörle mücadele sorunu bulunmakta. Masum coğrafyalardaki her bir insana Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne kadar yardım eli uzattığını da sizler biliyorsunuz. Bizim medeniyetimiz tarih boyunca hep insani konularda sorumluluk üstlenmiştir” dedi.
Işıkhan, talep ve önerilerini dile getiren paydaşlara teşekkür etti.
]]>“TÜRKİYE’NİN İÇİNDEN VE DIŞINDAN POMPALANAN YABANCI KARŞITLIĞI, BİRÇOK MİSAFİRİMİZİN TÜRKİYE’YE GELMESİNE ENGEL OLUYOR”
İstanbul’a ve Türkiye’ye turist gelmesinde hep beraber karşı durulması gereken bir konunun da Türkiye’nin ‘yabancı karşıtlığı’ olduğunu kaydeden Avdagiç, “Türkiye’nin içinden ve dışından pompalanan yabancı karşıtlığı, birçok misafirimizin Türkiye’ye gelmesine engel oluyor. Olumsuz bir atmosfer oluşturuyor. Bu Türkiye’nin kuralsız, tüm yabancıları ülkeye kabul etmesi anlamına asla gelmiyor. Mutlaka bir sınır güvenliği kontrolü ülkenin bekası anlamında en önemli konulardan bir tanesi. Ancak kurumlar ve kişiler olarak hem yurtiçinde hem yurtdışında abartılı ve rasyonel karşılığı olmayan söylemleri gündeme getirenlere karşı çok net, açık ve sürekli tavır almamız lazım. Aksi halde Türkiye hiçbir yabancının gelmesinin istenmediği bir ülke durumuna düşer ki, bu turizm için benim şu an yakın ve orta vadede gördüğüm en büyük tehdit. Bu insanların açık tepki vermeden kararlarıyla sizi cezalandırdığı bir sürece dönüşüyor. Yani ülkenize gelmeyerek, otomatikman siz ülke olarak belirli bir kaynaktan mahrum kalıyorsunuz” şeklinde konuştu.
“YABANCILAR ‘CASH ON THE TABLE (NAKİT)’ DAİRE, ARSA ALIYORLARDI”
Yabancı karşıtlığının olumsuz sonuçlar doğurabileceğini kaydeden Avdagiç, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye genelinde yabancılara konut satışları 6 milyar dolardan 3 milyar seviyesine geldi ve bu azalış devam ediyor. Aynı şekilde İstanbul’da satılan konutların yüzde 10’u yabancılara satılıyordu, şu anda bu yüzde 5’lere düştü. Yabancı yatırımcı teminat mektubu ve kredi kullanmıyor, ‘cash on the table (nakit)’ daire, arsa alıyorlardı. Bir bu var, bir de almış olanların da bir kısmı satışa geçti. Bunun dengesi iyi ayarlanmalıdır. Bu yaklaşım yabancıları rahatsız ediyor, rakip ülke yabancı medyasında da takip edilip kullanılıyor. Onlar da bu durumdan ister istemez etkileniyorlar.”
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’ye girişte uygulanan vize ücretlerinin gözden geçirilmesinin de turizm sektörüne katkı vereceğini belirtti.
Şekib Avdagiç, “Türkiye’nin bazı ülkelere uyguladığı vize bedeli ciddi rakamlara ulaşıyor. AB’nin bize uyguladığı vize bedellerinden çok şikayet ediyoruz. Türkiye’nin de belirli ülkelere uyguladığı vize bedellerinin gözden geçirilmesinde turizm açısından fayda var. Özellikle aile seyahatlerinde vize ücreti ciddi bir rakam olduğu zaman, insanlar Türkiye yerine farklı turizm destinasyonlarını tercih edebiliyorlar” dedi.
Avdagiç, Türkiye’nin kendine has ılıman iklimi, kaliteli tesisleri, yetişmiş insan gücü, gastronomideki çeşitliliği ve sunumunu yerli ürünle yapıyor olmasının önemli avantajlar olduğuna dikkati çekti.
“TURİZMDE ARTIK YENİ BİR KONSEPT VE STRATEJİ BELİRLEMENİN ZAMANI GELDİ”
Şekib Avdagiç, bununla birlikte Türkiye’nin turizmde konseptini gözden geçirmesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Avdagiç, “Turizmde artık yeni bir konsept ve strateji belirlemenin zamanı geldi. Türkiye orta ve uzun vadede turizmde konseptini, fiyat stratejisini ve hizmetlerini baştan aşağı gözden geçirmeli. Çünkü hiç gündemde olmayan yeni rakiplerimiz belli bir süre sonra devreye girecek. Türkiye turizmdeki dinamik gücünü, belirli aralıklarla strateji ve hizmet niteliklerini yenileyerek sürdürebilir” diye konuştu.
Türkiye’nin şu anda yatak kapasitesini geliştiren bir ülke olmasının önemine dikkati çeken Avdagiç, “Türkiye genelinde turizmde 2 milyon yatağımız var. Buna bağlı olarak Akdeniz çanağında yeni destinasyonlar hızla devreye giriyor. Mısır ve Kuzey Afrika’nın bazı ülkeleri burada öne çıkıyor. Suudi Arabistan kıyı şeridi için NEOM Projesi ile bağlantılı önemli bir yatırım paketi açıkladı. Turizmcilerin tabiri ile 500 bin anahtar, yani 500 bin odalık kapasite oluşturma sürecini devreye aldılar. Bizim de bugünden bütün konseptimizi gözden geçirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Turizm yatırımcıları için yüksek nitelikli otel odası maliyetlerinin giderek arttığını kaydeden Avdagiç, “Bir örnek verirsek, Türkiye’de yüksek nitelikli bir odanın yatırım maliyeti 250 bin dolar iken, Mısır’da aynı nitelikli bir odanın maliyeti 135 bin dolar. Bu durum bizi bugünden yarına hemen olumsuz etkilemeyecektir ama yatırım anlamında ve birim fiyat anlamında rekabetçiliğimizde bir gerileme var, bu konunun üzerinde çalışmamız gerekiyor” dedi.
]]>GELİR ADALETİ VURGUSU
ABD ziyareti sonrası katıldığı etkinlikte “Küresel Görünüm ve Türkiye” konulu bir sunum yapan Bakan Şimşek, küresel ekonomide Türkiye lehine daha olumlu bir arka plan oluştuğunu belirterek, “Türkiye için fiyat istikrarı en önemli bileşen. Kaynakların tahsis edilebilirliği açısından fiyat istikrarı çok önemli. Sürdürülebilir yüksek büyüme fiyat istikrarı ile mümkündür. Gelir dağılımındaki adalet enflasyonun etkisi açısından önemlidir. Dezenflasyon bu yılın ikinci yarısında başlayacak” ifadelerine yer verdi.
YAZ AYLARINDA HIZLI DÜŞECEK
Orta Vadeli Program’ın (OVP) çalıştığını ifade eden Şimşek, “Enflasyonda yaz aylarında hızlı bir şekilde düşecek. 2023-2024 Haziran dönemi bir dezenflasyon dönemi değil geçiş dönemi. Dezenflasyon bu yılın ikinci yarısında başlayacak. Enflasyon yaz aylarında çok hızlı düşecek. Piyasa 3-4 ay gecikmeyle hedeflerimizi yakalayacağımızı gösteriyor. Ekim ayında 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 45’ti, bugün yüzde 35. Yaz aylarında hızlı düşüş olacak. Bunda baz etkisi var ama program etkisi de var. Şu anda piyasa, 3-4 aylık gecikmeyle hedefi yakalayacaksınız diyor” dedi.
EKONOMİDE KÖTÜMSERLİĞE YER YOK
Gelişmelerin Türkiye’nin kredi notlarına da yansıdığını aktaran Şimşek, “Kredi notu artışları çok hızlı bir şekilde gelecek. Mevcut kredi notunun iki kat üzerinde bize fiyatlama yapıyorlar. Biz doğruları yapacağız. Önünde sonunda bu doğruların takdir edileceğini biliyoruz, farkındayız. Kötümserliğe yer yok, makroekonomik sorunları çözme konusunda güçlü bir irade ortaya koyduk. İç tutarlılığı olan program sonuç verecek, veriyor zaten. Türkiye’nin 1.1 trilyon doların üzerinde ekonomisi var. Performansımız küresel bölgesel ve içerideki şoklara rağmen reel olarak Türkiye ekonomisi 100’den 301’e çıkmış. Gelişmekte olan ekonomilere oranla güçlü, büyük ve göreceli bir performansımız var. Bu sene yüksek gelirli ülkeler grubuna gireceğiz, Dünya Bankası’nın tanımına göre. 1950’lerde orta gelirli ülkeler grubuna girdi Türkiye. Bu sene yüksek gelirli ülkeler grubuna girme ihtimalimiz var” dedi.
KAMUDA TASARRUF GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE DEVREYE GİRECEK
Bu sene harcama ayağına odaklanacaklarını dile getiren Bakan Şimşek, “Kamuda tasarruf planı üzerinde çalışıyoruz. Harcamaların gözden geçirilmesi süreci ve konusunda nihai noktaya geldik. Bazı hususları paylaşacak, gerekli adımları atacağız. Plan güçlü şekilde devreye girecek” dedi. Bakan Şimşek, kayıt dışı ile mücadelede de güçlü bir şekilde devrede olacaklarını vurgulayarak, “Kayıtdışı ile mücadele eylem planı açıklamayacağız. Uygulama yapacağız” diye konuştu. Enerji alanında yaşanan gelişmelere de değinen Bakan Şimşek, “Önümüzdeki 10 yıllık dönemde enerji alanında yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım olacak. Nükleer de devreye girecek. Nükleer enerji de temiz enerji grubunda sınıflandırıldı. Önümüzdeki yıllarda belki ülkemizin yüzde 25 petrol ve doğalgaz ihtiyacını Türkiye’den karşılayabileceğiz” şeklinde konuştu.
]]>‘DAHA ÇOK YOLU VAR’
Bu alanda küresel piyasaların önde gelen platformlarından olan Binance’in CEO’su Richard Teng, Hürriyet’e hem Türkiye hem de uluslararası piyasalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Genel olarak kripto paralarda olumlu trendler yaşandığını söyleyen Richard Teng, “2023 itibarıyla, küresel kripto varlık piyasası dünya çapında 420 milyondan fazla kullanıcıyı kendine çekti. Binance ise 181 milyondan fazla kullanıcıya sahip. Kripto varlıkların günlük hayatımızdaki yerinin artışına rağmen, küresel piyasa penetrasyon oranı sadece yüzde 4.2 olduğundan, sektörde hala önemli bir büyüme potansiyeli söz konusu” dedi.
4’ÜNCÜ BÜYÜK PAZAR
Asya-Pasifik, Latin Amerika ve Türkiye gibi bölgelerin kripto varlık benimsemesinde öncü olduğunu anlatan Richard Teng, “Türkiye, etkileyici benimseme oranıyla öne çıkıyor. Son üç yılda, Türkiye’deki kripto benimseme oranı yüzde 16’dan yüzde 40’a çıkarak iki kattan fazla arttı. Dahası, Chainalysis’in verilerine göre Türkiye, tahmini işlem hacmi açısından küresel olarak dördüncü en büyük kripto pazarı olarak yer alıyor. Ülkenize geldiğimizde de bu dinamizmi sahada görüyoruz. Kripto varlıkların günlük hayattaki yaygınlığı Türkiye’nin kripto için gelişen bir merkez olarak yerini güçlendiriyor” diye konuştu.
YÜKSEK GETİRİ BEKLENTİSİ
Türkiye’nin küresel kripto trendlerinin şekillendiği bir market konumunu aldığını vurgulayan Richard Teng, “Türkiye’nin kriptoya en çok yatırım yapan ülkeler arasında yer almasının önemli bir nedeni, kripto ve altında yatan blok zinciri teknolojisine yoğun ilgi gösteren genç nüfus… Anketlerimize göre, Türk yatırımcıların yaklaşık yüzde 40’ının kriptoya yatırım yapmalarının birincil nedeninin, sadece finansal getirilerin ötesinde, yüksek bir potansiyel vaat eden blokzinciri teknolojisi olduğunu ortaya koydu. Türk kullanıcıların yeni teknolojilere açık oluşu, ülkedeki canlı kripto topluluğunu teşvik ederek, yüksek düzeyde benimsemeyi, dinamik yatırım ortamını ve startup ekosistemini de besliyor” ifadelerini kullandı.
ABD’DE ZHAO İÇİN 3 YIL HAPİS CEZASI İSTENDİ
-ABD’de, dünyanın en büyük kripto para borsası Binance’in kurucusu ve eski CEO’su Changpeng Zhao’nun kara para akladığını itiraf etmesinin ardından savcılık üç yıl hapis cezası isteminde bulundu. ABD yasaları 18 aya kadar hapis cezası alabileceğini öngörüyor. Savcılık ise kasıtlı ihlaller nedeniyle iki katı hapis cezası talebinde bulunuyor. Zhao, kasımda kara para aklamayı önleme gerekliliklerine uymadığını itiraf etmiş ve istifa etmişti.
‘KRİPTO FİYATLARININ ARTACAĞINA İNANIYOR’
-Türk kullanıcıların yeniliklere karşı oldukça açık olduğunun altını çizen Binance CEO’su Richard Teng, “Türk kullanıcıların, yaklaşık dörtte üçü önümüzdeki beş yıl içinde kripto fiyatlarının artacağına inanıyor. Bunun yanı sıra, Türk kripto kullanıcıları oldukça pratikler ve yeni teknolojiler konusunda meraklılar. Türk kullanıcılarımıza yaptığımız ankette, portföy takibinin kolaylığı ve blokzinciri teknolojisine duyulan ilgi, potansiyel kazançların ardından Türk bireylerin kriptoya çekilmesinin en önemli iki nedeni olarak yer aldı” dedi.
‘TÜRKİYE’DEKİ ÖNCELİĞİMİZ MEVZUATLARA UYUM’
-Enflasyon ile kripto varlıklara olan ilgi arasındaki bağlantının ‘servetini koruma ihtiyacından’ kaynaklandığını belirten Binance CEO’su Richard Teng, “Enflasyon, paranın satın alma gücünü zamanla düşürdüğünden, insanlar da genellikle zaman içinde değerini koruyan varlıklara yatırım yaparak kendilerini koruyor” dedi. Küresel ölçüde atılan düzenleme adımlarının sektöre olan güveni arttırdığını söyleyen Richard Teng, “Türkiye’deki kripto düzenlemeleriyle birlikte, piyasadaki tüm oyuncular için açık kurallar sağlayan kapsamlı bir lisanslama rejimi uygulanacak. Kripto piyasasını etkin bir şekilde düzenlemek ve küresel bir örnek oluşturmak için bu düzenlemelerin uygulanmasını kuvvetle destekliyoruz. Uygulamaya yaklaşırken, şu anda Türkiye’deki birincil odağımız gelecek mezvuatlara tam uyumu sağlamaktır” diye konuştu.
]]>“AB YAPILARINA KATILIMIMIZIN ARTMASI YÖNÜNDE ÖNEMLİ İSTİŞARELERDE BULUNDUK”
AB ile ikili ilişkileri en üst seviyede ele alarak görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Kacır, “Bugün Sayın Ivanova ile birlikte bilim, araştırma, teknoloji ve yenilikçilik alanında Yüksek Düzeyli Diyalog mekanizmasının ikinci toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdik. Yüksek Düzeyli Diyalog, ikili ilişkileri daha odaklı bir şekilde, en üst mercilerden ele almayı amaçlayan bir mekanizma. AB ile ikili ilişkilerimizi en üst seviyede ele alarak önemli ve kapsamlı bir gündem etrafında verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Bilim ve teknoloji politikalarından, sanayinin yeşil ve dijital dönüşümüne; ülkemizin AB fonlarından daha etkin yararlanmasından bilim ve Ar-Ge ile ilgili AB yapılarına katılımımızın artması yönünde önemli istişarelerde bulunduk. Ülkemizin Avrupa Araştırma Alanı’na entegrasyonunu arttırabilmek amacıyla önerilerimizi ve iyi uygulama örneklerimizi karşılıklı olarak paylaştık. Bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarımızdaki önceliklerimizi ortaya koyduk. Yeşil ve dijital dönüşüm alanında son dönemde kaydettiğimiz ilerlemeleri paylaştık. İkiz dönüşümde ortak hedeflerimizin gerçekleştirilmesi için Ufuk Avrupa ve Dijital Avrupa başta olmak üzere Birlik programları ile Katılım Öncesi Yardım Aracı arasındaki sinerjinin arttırılması gerekliliğini ele aldık. Son olarak inovasyon eko-sistemlerimizin entegrasyonunu sağlamak amacıyla teknoloji transferi ve girişimcilik alanında işbirliği fırsatlarını değerlendirdik. Bugün gerçekleştirdiğimiz Yüksek Düzeyli Diyalog Toplantısı aynı zamanda ülkemizdeki önemli başarıların ödüllendirilmesine de vesile oldu” ifadelerini kullandı.
“2021 YILINDAN BU YANA 243,4 MİLYON AVRO HİBE DESTEĞİNİ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIK”
Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda, ülkedeki Ar-Ge ve inovasyon altyapısını adım adım güçlendirerek teknolojide öncü Türkiye’yi inşa ettiklerini ifade eden Bakan Kacır, “Bilimde, teknolojide ve inovasyonda uluslararası iş birliklerini bu vizyonun olmazsa olmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bu bakış açısıyla; araştırmacılarımıza, girişimcilerimize, sanayicilerimize ve ’lerimize Avrupalı ortaklarıyla beraber çalışma imkanı sunan AB Programlarına katılımı ve bu programların sunduğu imkanlardan en üst düzeyde yararlanmayı stratejik öncelik olarak belirledik. 2003 yılından bu yana aktif olarak yer aldığımız AB Araştırma ve yenilik Programlarında son yıllarda elde ettiğimiz başarılar, Türkiye’nin Avrupa araştırma ve inovasyon ekosisteminin önde gelen paydaşları arasında olduğunu göstermekte. Türk araştırmacılar ve yenilikçi firmalarımız; bu programlardan etkin faydalanmamızda en fazla katkı sağlayan başat aktörler olarak öne çıkmakta. Araştırma ve inovasyon alanında, Avrupalı ortaklarımızla somut iş birliğimizin örnekleri arasında dünyanın en büyük sivil Ar-Ge programı Ufuk Avrupa’da ülkemizin başarı grafiği yer alıyor. 2021 – 2027 yıllarını kapsayan Ufuk Avrupa Programı’nda; 2021 yılından bu yana bin 107 Türk yürütücünün dahil olduğu 486 proje aracılığıyla; 243,4 Milyon Avro hibe desteğini ülkemize kazandırdık” diye konuştu.
“TÜRKİYE; GÜÇLÜ AR-GE VE TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİ İLE AVRUPA’NIN KALBİNDE YER ALMAKTA”
Avrupa ve Türk Araştırma Alanının entegrasyonunu sağlamak adına somut işbirliği mekanizmaları geliştirdiklerini aktaran Bakan Kacır, “Araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı endüstri alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla küresel bir üretim üssü haline gelen ülkemiz sanayisi, her geçen gün Avrupa değer zincirindeki güçlü rolünü perçinlemeye devam ediyor. Güneş paneli, beyaz eşya, ticari araç, düz cam ve çimento gibi birçok alanda Avrupa’da lider konumda olan sanayimizin rekabetçiliğini korumak ve 2053 net sıfır emisyon hedefimizi hayata geçirebilmek amacıyla ikiz dönüşümü her daim ajandamızın en üst sıralarında tutuyoruz. Türkiye; güçlü Ar-Ge ve teknoloji ekosistemi, nitelikli nüfusu ve yenilikçi girişimcileri ile Avrupa’nın kalbinde yer almakta. Avrupa ve Türk Araştırma Alanının entegrasyonunu sağlamak adına somut işbirliği mekanizmaları geliştiriyoruz. Bu mekanizmaları ve programları sadece ülkemize kazandırdığımız fon ve finansal imkanlar olarak görmüyoruz. Aynı zamanda Türk ve diğer Avrupalı paydaşları bir araya getiren, birlikte çalışmaları için fırsat sağlayan yapılar olarak görüyoruz. Bu nedenle; Türk araştırmacılarımızın, mühendislerimizin ve yenilikçi firmalarımızın diğer Avrupalılarla birlikte çalışmalarını; teknoloji ve Ar-Ge transferlerini kolaylaştırmak adına yapay engelleri kaldırmamız elzem. Avrupa’nın inovasyon ve teknoloji ekosistemine dinamizm ve ivme kazandıran genç araştırmacılarımız ve girişimcilerimiz için vize muafiyetinin kritik önemi haiz olduğunu belirtmek istiyorum” dedi.
]]>“TÜRKİYE VE KAZAKİSTAN’IN GÖSTERDİĞİ BÜYÜME PERFORMANSI TAKDİRE ŞAYAN”
Yılmaz, “Önümüzdeki dönem bir taraftan iki kardeş ülke olarak büyümeye devam edeceğiz. Diğer taraftan da aramızdaki ekonomik ilişkileri büyüteceğiz. 2023 yılında Orta Vadeli Programımız çerçevesinde az da olsa hedefimizin üstünde büyüdük. 4,5 oranında bir büyüme kaydettik. Kazakistan’da geçen yıl yanlış hatırlamıyorsam yüzde 5 oranında bir büyüme kaydetti. Dünyanın bu zor şartlarına rağmen Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan. Böylece 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi sürdürüyoruz. Büyüme performansı açısından ülkemiz 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Dış ticaretimiz de yukarı yönlü ivmesini sürdürmektedir. Geçen yıl ihracatımız 256 miyar dolarla rekor bir seviyeye ulaştı. Bu yılki hedefimiz 267 milyar dolara ulaşmak. 2026 hedefimiz ise 300 milyar doları aşan bir ihracat performansı sergilemek” şeklinde konuştu.
“TÜRK VE KAZAK İŞ DÜNYASINI TEBRİK EDİYORUM”
Ticaret ve ekonomide yakaladıkları pozitif atmosferin dost ve kardeş ülke Kazakistan ile ikili ticaretlerine de olumlu yansıdığını gördüklerini belirten Yılmaz, “Sayın cumhurbaşkanlarımız geçmişte 10 milyar dolar ticaret hedefi koymuşlardı. 2023 yılında bu hedefi aşmış durumdayız. Artık yeni hedefler belirleme zamanı. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 20 civarında bir atış oldu ticaretimizde. Bu konu da iş dünyamızın, ihracatçılarımızın, yatırımcılarımızın büyük bir katkısı var. Ben sizlerin huzurunda Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ise yaptığı konuşmada, “Biz Kazakistan ile ilişkilerimize tek millet iki devlet olarak bakıyoruz. Kazakistan’ın güçlü oluşu, zenginliği ve uluslararası arenadaki saygınlığı bize hep gurur vermiştir” değerlendirmesini yaptı.
“TÜRKİYE İLE KAZAKİSTAN İKİLİ VE TRANSİT TAŞIMACILIK GEÇİŞ BELGESİ SAYISI İHTİYACA CEVAP VERECEK DÜZEYE MUTLAKA ÇIKARILMALIDIR”
Hisarcıklıoğlu, “Biz TOBB ve Türk iş dünyası olarak ata yurdumuz Kazakistan’a daha fazla yatırım yapmaları için desteğimizi sürdüreceğiz. Rusya-Ukrayna savaşından sonra aslında Kazakistan enerji kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesi için ciddi fırsatlar da ortaya çıkmıştır. Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Yatırım çekme konusunda Kazak yetkililerin çok iyi çalıştığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Enerji dışı yatırımlarda Türkiye, Kazakistan’da 5 milyar doları bulan doğrudan yatırım sağladı şu ana kadar. Neredeyse her hafta bir firmamızdan Kazakistan’da yatırım haberleri alıyoruz. Ayrıca kurulan şirketler sıralamasında Kazakistan’da iki numaraya yükseldik. Kazakistan’da 5 bine yakın kurulu şirketimiz var. Kazak firmalarını da ülkemize sanayii üretimi dahil büyük ölçeklerde yatırım yapmaya davet ediyoruz.”
]]>“TÜRKİYE VE KAZAKİSTAN’IN GÖSTERDİĞİ BÜYÜME PERFORMANSI TAKDİRE ŞAYAN”
Yılmaz, “Önümüzdeki dönem bir taraftan iki kardeş ülke olarak büyümeye devam edeceğiz. Diğer taraftan da aramızdaki ekonomik ilişkileri büyüteceğiz. 2023 yılında Orta Vadeli Programımız çerçevesinde az da olsa hedefimizin üstünde büyüdük. 4,5 oranında bir büyüme kaydettik. Kazakistan’da geçen yıl yanlış hatırlamıyorsam yüzde 5 oranında bir büyüme kaydetti. Dünyanın bu zor şartlarına rağmen Türkiye ve Kazakistan’ın gösterdiği büyüme performansı takdire şayan. Böylece 14 çeyrektir aralıksız büyümeyi sürdürüyoruz. Büyüme performansı açısından ülkemiz 2023 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Dış ticaretimiz de yukarı yönlü ivmesini sürdürmektedir. Geçen yıl ihracatımız 256 miyar dolarla rekor bir seviyeye ulaştı. Bu yılki hedefimiz 267 milyar dolara ulaşmak. 2026 hedefimiz ise 300 milyar doları aşan bir ihracat performansı sergilemek” şeklinde konuştu.
“TÜRK VE KAZAK İŞ DÜNYASINI TEBRİK EDİYORUM”
Ticaret ve ekonomide yakaladıkları pozitif atmosferin dost ve kardeş ülke Kazakistan ile ikili ticaretlerine de olumlu yansıdığını gördüklerini belirten Yılmaz, “Sayın cumhurbaşkanlarımız geçmişte 10 milyar dolar ticaret hedefi koymuşlardı. 2023 yılında bu hedefi aşmış durumdayız. Artık yeni hedefler belirleme zamanı. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 20 civarında bir atış oldu ticaretimizde. Bu konu da iş dünyamızın, ihracatçılarımızın, yatırımcılarımızın büyük bir katkısı var. Ben sizlerin huzurunda Türk ve Kazak iş dünyasını tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ise yaptığı konuşmada, “Biz Kazakistan ile ilişkilerimize tek millet iki devlet olarak bakıyoruz. Kazakistan’ın güçlü oluşu, zenginliği ve uluslararası arenadaki saygınlığı bize hep gurur vermiştir” değerlendirmesini yaptı.
“TÜRKİYE İLE KAZAKİSTAN İKİLİ VE TRANSİT TAŞIMACILIK GEÇİŞ BELGESİ SAYISI İHTİYACA CEVAP VERECEK DÜZEYE MUTLAKA ÇIKARILMALIDIR”
Hisarcıklıoğlu, “Biz TOBB ve Türk iş dünyası olarak ata yurdumuz Kazakistan’a daha fazla yatırım yapmaları için desteğimizi sürdüreceğiz. Rusya-Ukrayna savaşından sonra aslında Kazakistan enerji kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesi için ciddi fırsatlar da ortaya çıkmıştır. Türkiye ile Kazakistan ikili ve transit taşımacılık geçiş belgesi sayısı ihtiyaca cevap verecek düzeye mutlaka çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Yatırım çekme konusunda Kazak yetkililerin çok iyi çalıştığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Enerji dışı yatırımlarda Türkiye, Kazakistan’da 5 milyar doları bulan doğrudan yatırım sağladı şu ana kadar. Neredeyse her hafta bir firmamızdan Kazakistan’da yatırım haberleri alıyoruz. Ayrıca kurulan şirketler sıralamasında Kazakistan’da iki numaraya yükseldik. Kazakistan’da 5 bine yakın kurulu şirketimiz var. Kazak firmalarını da ülkemize sanayii üretimi dahil büyük ölçeklerde yatırım yapmaya davet ediyoruz.”
BU SİLAHLAR ERMENİSTAN’A TESLİM EDİLİYOR
Ermenistan’ın içişlerine, uzaktaki ülkelerle ilişkilerine karışmadıklarını belirten Aliyev, “Hiçbir ülkenin içişlerine asla karışmayız ve bunu bütün komşularımız biliyor. Ama bu bizim ulusal güvenliğimizle ilgili bir konu. Fransa, Hindistan ve Yunanistan’ın Ermenistan’ı bize karşı nasıl silahlandırdığını, bunu bize bir şeyi kanıtlamak istercesine açıkça yaptıklarını görerek sessizce oturup bekleyemeyiz” diye konuştu.
Azerbaycan’ın tavrını Ermenistan hükümetine ve şu anda Ermenistan’a sahip çıkmak isteyenlere de ifade ettiğini vurgulayan Aliyev, “Bize karşı ciddi bir tehdit görürsek ciddi önlemler almak zorunda kalacağız. Bazıları tehlikeli, bazıları değil ama bu o kadar da önemli değil, bu silahlar Ermenistan’a teslim ediliyor. Bu nedenle yine bu platformu kullanan Ermenistan’a mesajım, bunu yapmamanız gerektiğidir. Tekrar söylüyorum mesajım kibirli bir uyarı olarak algılanmamalıdır” ifadelerini kullandı.
“ENDİŞELENMEYE HAKKIMIZ VAR”
Ermenistan’a karışmayacaklarını söyleyen Aliyev, “Bu onların hayatı ve onların ülkesi. Ama bize karşı askeri güç gösterdiklerinde, bazen birliklerini sınırımıza yoğunlaştırdıklarında biz sessizce oturamıyoruz. Bu bizim güvenliğimiz ve endişelenmeye hakkımız var. Bu nedenle onlara ve onları Azerbaycan’a karşı cephe olarak kullanmak isteyenlere mesajım şudur: Yapmayın. Ermenistan’a ne kadar silah gönderilirse gönderilsin bize karşı hiçbir şansları yok” şeklinde konuştu.
İkinci Karabağ Savaşı’nın da bunu gösterdiğini aktaran Aliyev, “Sadece 44 gün boyunca sıradan insanların tırmanamayacağı dağlara tırmandık ve bunu hafif silahlarla yaparak onların ordusunu tamamen yok ettik” dedi.
Savaşlarla karşılaştıklarını ve şimdi bu sayfayı çevirme şanslarının olduğunu belirten Aliyev, “Bugün Ermenistan-Azerbaycan sınırında gördükleriniz, perde arkasında göremedikleriniz, iki ülke temsilcileri arasındaki temaslar, daha açık ve yapıcı tartışmalar da bununla ilgilidir. Sınırların belirlenmesi konusunda Azerbaycan ve Ermenistan oldukça yapıcı davranışlar sergiliyor. Görülen onun bir parçasıdır, bu bir sonuçtur. Ancak bu sonuç düzenli temaslardan ve olumlu dinamiklerden geliyor. Bu çalışmayı pekiştirip ilerlememiz gerekiyor” diye konuştu.
Zengezur Koridoru konusuna değinen Aliyev, “Evet Üçlü Deklarasyon’da ‘Zengezur Koridoru’ kelimesi geçmedi ama Azerbaycan’ın doğusu ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında ulaşım bağlantısı olması ve Rusya sınır güvenlik güçlerinin kontrolü sağlaması gerektiği söylendi. Bu belge Başkan Putin, Başbakan Paşinyan ve ben tarafından imzalandı. Şimdi Ermenistan 3 yılı aşkın süredir bu hükmü fiilen ihlal ediyor. Artık dedikleri gibi bu paragraftan kurtulmak istiyorlar. Ancak bu mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Ermenistan’ın Nahçıvan ile kara bağlantısı kurma ihtimalini engellediğini kaydeden Aliyev, “Bu davranış kesinlikle çok hayal kırıklığına neden oluyor. Deklarasyonda Ermenistan Başbakanı’nın imzası vardı ve buna saygı duyulması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“KESİNLİKLE KABUL EDİLEMEZ”
Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi süreci çerçevesinde çalışmalar yapıldığını vurgulayan Aliyev, “Bunu biz de destekliyoruz. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinden yana olduğumuzu açıkça ifade ettik. Ermenistan’ın sadece Azerbaycan’dan değil, Türkiye’den de toprak iddiası olduğunu ve bu sorunun çözülmesi gerektiğini muhtemelen biliyorsunuzdur. Ermenistan’ın ulusal simgesinin Ağrı Dağı olduğunu, ‘Ararat’ adını verdikleri dağın Türkiye’de bulunduğunu eminim biliyorsunuzdur. Bana göre bu kesinlikle kabul edilemez. Benim şahsi kanaatim kendi toplumlarına böyle bir mesaj vermelerinin tamamen yanlış olduğu yönünde” dedi.
TÜRKİYE VURGUSU
Türkiye ve Azerbaycan’nın küresel ölçekte birbirine en yakın iki ülke olduğunun altını çizen Aliyev, “Bizi birleştiren pek çok şey var. Yani Türkiye-Azerbaycan birliği bölgesel güvenlik ve istikrarın önemli bir unsurudur. İki sürecin paralel ilerlemesi konusunda net bir tutum var: Türkiye-Ermenistan yakınlaşması ve Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi. Bu bizim konumumuzdur. Bu aynı zamanda Türkiye Cumhurbaşkanı’nın da tutumudur. İdeal durum, bir günde iki anlaşmanın imzalanması olacaktır: Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşması ve Ermenistan ile Türkiye arasında tüm iletişimin açılmasını içeren bir normalleşme anlaşması. Onlarca yıllık nefreti sona erdirmek, sayfayı çevirmek ve normal gelişime başlamak için bir fırsat olacak” ifadelerini kullandı.
]]>“21’İNCİ YÜZYIL AFRİKA VE TÜRKİYE YÜZYILI OLACAKTIR”
Türkiye, Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmiştir. İyileşen yatırım ortamı ve olası iş birliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Ticaret hacmimizi ilk etapta 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. 21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bazı kıtaların bazı ülkelerin Avrupa gibi yaşlandığını görüyoruz. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına inanıyorum. Tanzanya ekonomisi geçen yıl yüzde 6 büyüdü. Türkiye olarak biz de geçen yıl yüzde 4,5 büyüdük. Dünya ise 3 büyüdü” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE-TANZANYA İKİLİ TİCARİ, İLİŞKİLERİNDE ULAŞILAN RAKAMLARIN AŞILACAĞINA İNANIYORUM”
Ülkemiz firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadetmekte ve örnek olmakta olduğunu belirten Yılmaz, “Özellikle Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkânları olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağlantılar önemlidir. Dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri gibi; Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyelimizi tam olarak kullanmanın zamanı artık gelmiştir.
Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat bir şekilde aşacağınıza inanıyorum. Bu değerli iş forumu vesilesiyle Türk yatırımcıları Tanzanya’da yatırım yapmaya teşvik ediyorum” dedi.
Toplantıya, Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Dr. Ashatu K. Kijaji, Büyükelçi Mehmet Güllüoğlu ve Iddi Seif Bakari, Ticaret Bakan Yardımcı Mustafa Tuzcu, DEİK/Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu, Tanzanya Özel Sektör Kurumu Başkanı Angelina Ngalula ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldı.
]]>Bakan Bayraktar’ın açıklamaları şöyle:
Gabar’a giden yol 2016’da Türkiye Petrolleri o gün için günlük 33 bin varil petrol üreten, 600 bin metreküp doğalgaz üreten milli şirketimizdi. 2016 yılında milli enerji ve maden politikası ve strateji değişikliği üzerinde çalışmaya başladık.
“VAZGEÇİLMİŞ COĞRAFYALARA GİDİP FARKLI DEĞERLENDİRME YAPACAĞIZ DİYE KARAR ALDIK”
Ve karar çerçevesinde oluşturduğumuz stratejik adımları uygulamaya başladık. Arama ve üretim alanında stratejik hedefler koyduk. Bir; Türkiye’de gidilmemiş herhangi bir coğrafya kalmayacak. Daha önce gidilmiş aramadan vazgeçilmiş coğrafyalara gidip, farklı bir değerlendirmeyle oraları değerlendireceğiz diye karar aldık. Gabar bu stratejinin sonucudur.
“KENDİ FİLOMUZU OLUŞTURDUK”
İkinci husus; biz mutlak suretle denizlerimizde özellikle derin deniz aramacılığında, kendi gemilerimizle olacağız dedik. Bizim o güne kadar Akdeniz’de aramamız yoktu. Karadeniz’de vardı ama uluslararası şirketlerle yaptığımız aramalar vardı. Kendi filomuzu oluşturduk, dolayısıyla Türkiye Petrolleri’ni şu anda dünyanın en önemli deniz filolarından birine sahip şirket haline getirdik.
“GABAR CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK KEŞFİ”
Gabar keşfi Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin en büyük keşfidir. Şırnak ilimiz Türkiye’nin açık ara en çok petrol üreten ili haline geldi. Türkiye Petrolleri 2016’nın başında 33 bin varil petrol üretiyordu. Bugün sadece Gabar günlük 40 bin varil üretimi geçmiş durumda. Hedefimiz Gabar’ın yıl sonunda günlük 100 bin varil üretimine ulaşmak. Bu konuda yoğun bir çalışma devam ediyor. Gabar’da biz 100 bin varile ulaştığımızda, bugünkü petrol fiyatlarıyla konuşursak, 3 milyar dolarlık ekonomik bir büyüklüktür. Biz bunu ithal etmiyoruz, ülkemizde kalıyor.
Hakkari, Van, Gabar’ın kuzey batısı ve tam sınırda kazmayı düşündüğümüz kuyular var. 2024 yılı için çok iddialı bir arama programımız var. 2024 yılında 140 kuyu açacağız. Buralardan da inşallah yeni rezervleri mevcut rezervlerimize ekleyeceğiz.
IRAK-TÜRKİYE BORU HATTI
Irak-Türkiye Boru Hattı 1970’lere kadar giden, Irak’la komşuluk ilişkimizin yansıması. Bölge ve dünya petrol piyasası açısından önemli bir proje… Irak’ın yaşadığı savaşlardan dolayı akamete uğrayan çalışmalar oldu. Hattın, bizim sınırlarımızdaki bölümünü hep çalışır vaziyette tuttuk. Bu hattın tamamının bakımı için bir çalışma yaptık. Depremden etkilenen lokasyonlarda gerekli bakımları tamamladık.
Geçen yıl ekim ayında bunu dünyaya ilan ettim. Biz 4 Ekim 2023 itibarıyla petrol boru hattımız teknik olarak çalışmaya hazır dedim. O gün bugündür hala boru hattından bir akış yok. Irak’la devam eden bir davamız var. Sıkıntıların müsebbibi Türkiye değildir. Burada Kuzey Irak yönetimiyle merkezi yönetim arasındaki anlaşmazlıktan dolayı bir sıkıntı var.
Pazartesi günü sayın Cumhurbaşkanımızın Bağdat ziyareti var. Biz de heyette onunla beraber olacağız. İstiyoruz ki bu hat tamamen kullanılsın. Irak petrolü ve Türkiye’nin ürettiği petrolün Ceyhan’a ulaşması gerekiyor.
SOMALİ’DE PETROL ARAMASI
Somali deniz tarafında petrol rezervi olabileceğini düşündüğümüz bir yer. Sismik çalışmaya başlayacağız, 2025 yılında derin deniz sondajı yapmayı istiyoruz.
DOĞALGAZ DESTEĞİ DEVAM EDECEK Mİ?
Sosyal açıdan desteklenmesi gereken grupları desteklemeye devam edeceğiz. Belki bütün kesimlerin desteklenmesi gibi bir süreç doğru olmayabilir. Maliyetleri belli ölçüde de karşılamamız gerekecek. Burada imkanlarımız dahilinde yapılabilecek ne varsa onları yapmaya devam edeceğiz.
]]>‘KIBRIS’A İNDİRGENEMEZ’
Dışişleri açıklamasında AB’ye uyarı yapılarak, “Aday ülke Türkiye, AB üyeliği konusunda kararlılığını korumaktadır. Bununla beraber, işbirliğimizin seçici bir anlayışla, bazı alanlarla sınırlanmasını reddediyoruz. AB ile diyaloğumuzu, mütekabiliyet çerçevesinde, AB’nin önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yönelik adımlarının hızı, düzeyi ve kapsamına göre ele alacağız” ifadeleri kullanıldı. Çok yönlü Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununa indirgenmemesi gerektiğinin altının çizildiği açıklamada, “Türkiye-AB ilişkilerinde ilerleme sağlanmasıyla Kıbrıs sorununun ilintilendirilmesi tarafımızdan hiçbir zaman kabul görmeyecektir” denildi.

Rum lider Nikos Hristodulidis ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in şakalaşırkenki görüntüleri dikkat çekti.
ÜÇ TALEP VARDI
Mevcut durumda üyelik müzakerelerinde ya da teknik pürüzlerin henüz giderilemediği gümrük birliği modernizasyonunda ilerlemenin beklenmediği bir ortamda Ankara önceliklerini yaptırım kapsamında olan dört alandaki (siyasi, ekonomik, enerji, ulaştırma) üst düzeyli diyalog toplantılarının başlatılması, Ortaklık Konseyi’nin toplanması ve Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’deki faaliyetlerinin normale döndürülmesi olarak belirlemişti. AB ise bu alanlarda somut sinyal vermedi. İlişkilerin ilerletilmesi görevi de dikkat çeken bir şekilde AB Daimi Temsilciler Komitesi’ne (Coreper) verildi.
ALMANYA BASTIRDI
Zirve sırasında Türkiye’ye somut bir sinyal verilmesini isteyen ülkelerin başını Almanya çekti. İtalya ve İspanya da bu çizgiyi benimseyen ülkeler arasındaydı. Bununla birlikte başta Türkiye konusunun gündeme gelmesini engellemeye çalışan ama başaramayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sonrasında kendi tezlerinin kapsamlı şekilde metne yansımasını sağladı. Kıbrıs paragraflarının çıkarılması ya da değiştirilmesine ilişkin çabalar olduysa da sonuç vermedi. Somut bir adım gelmemesi halinde Türkiye’nin önümüzdeki dönemde AB’nin tercihi olan alanlardaki üst düzeyli diyalog toplantılarına yönelik hamleleri gündeme gelebilir.
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NE DEMİRTAŞ VE KAVALA ŞARTI
AB’nin eski Türkiye raportörü Kati Piri ve Hollanda’nın ilk Süryani vekili İsa Kahraman’ın Hollanda meclisine sunduğu önerge ile Amsterdam, Türkiye ile AB nezdinde Gümrük Birliği modernizasyonu görüşmelerini Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın durumuna bağladı. Piri ve Kahraman’ın önergesinde, AİHM’in Demirtaş ve Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki kararı uygulanmadığı takdirde, Hollanda görüşmeleri bloke edecek.
RUMLAR MUTLU KKTC’DEN TEPKİ
Türkiye ile ilişkilerin ele alındığı AB liderler zirvesinin sonuç bildirisinde Kıbrıs sorununda ilerleme talep edilmesi, Rum yönetimini mutlu ederken, KKTC tepki gösterdi. AB zirvesine katılan Rum lider Nikos Hristodulidis, Türkiye-AB ilişkilerinin kendi girişimleri ile Kıbrıs sorununa bağlandığını ileri sürdü. KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ise AB’nin Kıbrıs sorununa müdahil olma çabalarına izin vermeyeceklerini söyledi.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis-AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen
RUM LİDER: ‘BAŞARDIK’
Brüksel’deki zirve sonrasında kameralar karşısına geçen Rum lider Hristodulidis, “Uzun süredir amaçladığımız sonucu aldık. AB, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde ve Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde çözümüne destek verdi, bu desteği de Türkiye AB ilişkilerine bağladı. Türkiye kabul etsin ya da etmesin, AB ile ilişkiler Kıbrıs sorunundan geçer” dedi.
‘AB MÜDAHİL OLAMAZ’
KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ise, AB bildirisine yazılı tepki gösterdi. “Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs konusuna rehin tutulmaya çalışıldığını belirten” Ertuğruloğlu, ayrıca AB’nin Rum yanlısı bir tutum sergilediğini ve Kıbrıs meselesine AB’nin müdahil olmasını kabul etmenin mümkün olmadığını vurguladı.
]]>
(Not: Markaların Hürriyet’le paylaştığı yıl sonu tahmini satış öngörüleri ile basına açıkladığı 2024 hedeflerinden derlenmiştir. BYD, FIAT, Jeep, Skywell, Leapmotor gibi markalar listeye dahil edilememiştir. Diğer markalarla birlikte satışların 120 bin adede ulaşması beklenmektedir.)
AB’DE İLK 5’İ ZORLUYORUZ
Eğer hedefler tutarsa, yaklaşık 700 bin adetle kapanacağı öngörülen 2024 yılı Türkiye otomobil pazarında elektriklilerin payı yüzde 17’lere kadar çıkacak. Başka bir ifadeyle neredeyse satılan her 10 otomobilden 2’si elektrikli olacak. Türkiye yollarındaki toplam elektrikli otomobil sayısı 210 bine ulaşacak. Diğer bir önemli nokta ise muhtemelen elektrikli otomobillerin, hibrit ve dizelleri geçerek motor tiplerine göre benzinlilerden sonra en çok satılan ikinci motor tipine yükselmesi olacak. Diğer yandan, 120 bin adedin üzerinde bir elektrikli otomobil satışı Avrupa’da (İngiltere dahil) Belçika ve Norveç’i sollayarak 6. sırayı, AB ülkeleri içerisinde ise ilk 5’i zorlamamız anlamına da geliyor.
STELLANTIS VE VW SIÇRAMA YAPACAK
Markaların Hürriyet ile paylaştığı ve sene başında basına açıkladığı hedeflere göre, 2024 yılının en çok elektrikli otomobil satışını yine Togg’un gerçekleştirmesi bekleniyor. Şirket bu yıl 2 bin adedi yurtdışına olmak üzere toplamda 47 bin adet üretim planlıyor. Yükselen fiyatlarıyla doğru orantılı olarak satışları düşmeye devam eden Tesla’nın yerini ise 2024’te Stellantis Grubu almaya aday. Grup Peugeot, Citroen ve Opel’de satışlarının yüzde 15’ini elektrikli modellerin oluşturmasını hedefliyor. Bu da söz konusu 3 markanın aşağı yukarı 30 bin adet satış hedeflediği anlamına geliyor ve bu 3 markayı Togg’un ardından üst sıralara yerleştiriyor. Tesla için tahminler 1.300 civarında satış yapacağı yönünde.
2024’te nihayet elektrikli modellerini Türkiye’ye getirmeye hazırlanan Alman üretici Volkswagen 7 bin adet satış hedefiyle en çok elektrikli otomobil satacak markalar arasında ilk 5’e girmeye hazırlanıyor. Bu markayı yaklaşık 6 bin 250 adetle Mercedes-Benz ve 5 bin adetle Hyundai izliyor.

EN UCUZ BENZİNLİNİN ÖTV’Sİ %80 İKEN ELEKTRİKLİDE %10
REKORLARIN kırıldığı ilk çeyrekte elektrikli otomobiller satışlarının artış hızı biraz yavaşladı. ODMD verilerine göre, elektrikli otomobillerin pazardan aldığı pay Ocak-Mart 2024 döneminde 16 bin 556 adetle yüzde 7.1 oldu. İlk çeyrekteki satışlarda ÖTV muafiyetli satışlar ve filo talebi etkiliydi. Yılın geri kalanında ise elektrikli otomobillere olan talebin pazara girecek yeni modeller ve yüksek vergi avantajı nedeniyle yeniden ivme kazanması bekleniyor. Öyle ki, bugün en uygun fiyatlı içten yanmalı (benzinli/dizel) motora sahip bir otomobilden bile yüzde 80 ÖTV alınırken, gücü 160 kW’yı geçmeyen elektrikli otomobillerden alınan ÖTV oranı sadece yüzde 10. Kimi sektör temsilcilerine göre, bu oran araç başına yaklaşık 8 bin ’luk bir avantaj anlamına da geliyor.

YA ÇİNLİLER GELEBİLSEYDİ
TİCARET Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıl devreye aldığı yeni tebliğ ile AB ve STA yapılan 39 ülke haricindeki ülkelerden gelecek elektrikli araçlar için 7 bölgede kendisine ait en az 20 servis kurma, 40 çağrı merkezi çalışanı, Türkiye’de temsilci bulundurma gibi zorunluluklar getirilmişti. Bu tebliğten en çok etkilenen markalar beklenildiği gibi elektrikli araçlarda sıçrama yapan Çinliler oldu. Örneğin, tebliğ olmasa BYD markasının 2024 yılına ait satış hedefi 10 bin adetti. Yine başta MG olmak üzere Skywell, Leapmotor, Chery gibi Çinli markaların yanında Çin menşeli Volvo EX30 ve Dacia Spring gibi modellerin de pazarı büyütmesi bekleniyordu. Bu doğrultuda, pazara Çinli markaların katkısının en az 15-20 bin adet bandında olabilirdi.
2023’TE HANGİ MARKA NE KADAR SATMIŞTI

UNICORN OLMAYA HAZIRLANIYOR
7 yıldır üzerinde çalışılan 2 yıldır ise Marmara Bölgesi için hazır olan sistemin 5 yıl içinde Türkiye geneline yayılması bekleniyor. Hatta şu anda EDİS, Türkiye’de kamu yatırımı ile devleşen bir unicorn olma yolunda. Şimdilik hangi kamu kurumunun bu yatırımı yapacağı saklı tutulsa da Türkiye Cumhuriyeti, yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla bu sistemden her konut ve binanın yararlanmasını amaçlıyor.
İLK TALİPLİ MEKSİKA
Uygulamayı Türkiye’de Artaş İnşaat, Akçansa, Bayer, Esas Holding, Vadi İstanbul, Karaca, Arçelik, Vakıfbank, Ziraat Bankası, BOTAŞ, İnovia, Botaş, Akmerkez, Rönesans Holding, Pegasus gibi kurumlar kullanmaya başlarken ABD, Meksika, Japonya, Tacikistan, Pakistan, Yunanistan ve Fas gibi ülkeler de şimdiden görüşmelere başlamış durumda. Bu konuda en fazla ilerleme kaydedilen ülke ise Meksika. Bu ülkeyle anlaşma sağlanması durumunda 300 milyon dolarlık yeni bir yatırım yapılacak ve Meksika’nın başkenti deprem hazırlıklarının arasına EDİS’i de dahil edecek.
‘KAÇIŞ İÇİN ZAMAN TANIYOR’
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (YTÜ) bulunan Yıldız Teknopark içerisindeki ofislerinde Hürriyet’e açıklamalarda bulunan EDİS Türkiye Kurucu Ortağı ve CEO’su Ali Emre Erişen, “Biz depremi önceden haber vermiyoruz. Tıpkı yangın alarmları gibi deprem anında bildiriyoruz. Ancak depremin merkezi ile sizin olduğunuz yer arasında mesafe bazen hayat kurtarıyor. Sistemimiz P dalgalarını tespit eder etmez tüm alıcılara alarm gönderiyor. Ve yıkıcı olan S dalgaları size ulaşmadan depremin geleceğini haber veriyor. Deprem dalgaları saniyede en fazla 3.5 kilometre hızla ilerliyor. Olası bir İstanbul depreminde en kötü senaryoda 5-6 saniye daha iyi ihtimallerde ise 30-40 saniyelik bir zaman var. Heybeliada’da deprem olursa Şişli’de oturan birisi 20 saniyenin üzerinde zamana sahip. 6 şubat depremlerinde Hatay bu sistemini kullansaydı yaklaşık 1 dakika önceden herkesin haberi olabilirdi” ifadelerini kullandı. Erişen, son depremlerde uygulamanın hatasız çalıştığını belirtti.

Ali Emre Erişen
UYARI SİSTEMİ NASIL ÇALIŞIYOR
EDİS Türkiye Kurucu Ortağı ve CEO’su Ali Emre Erişen, sistem en hayati bölümünün fay hatlarına koyulan hassas sensörlere sahip istasyonlar olduğunu söylüyor. Yapay zekâ ile donatılmış sistemde tanesi 340 bin olan bu istasyonlar fay hatları kazılarak yer altına gömülüyor. Marmara Denizi’nde daha önce de benzer bir sistemin denendiğini hatırlatan Erişen, “O zaman bakım maliyetleri ve balıkçılar yüzünden proje yarıda kaldı. Şimdi tonlarca ağırlığa sahip beton blokların içine istasyonları yerleştirip gemilerle fay hattının üzerine yerleştiriyoruz. Çoğu noktada birden fazla sensör var. Farklı noktalardaki istasyonlar gemi geçişine kapalı alanlarda ve burayı Sahil Güvenlik sürekli koruyor. Yalova’dan Marmara Ereğlisi’ne kadar farklı noktalardaki istasyonlar deprem anında milisaniyeler içerisinde iletişime geçip depremin hangi noktada patladığını ve nereye doğru ilerlediğini belirliyor. Ardından uyarı cihazlarına bildirim gidiyor” şeklinde konuştu.

MALİYETİ NE KADAR
EDİS’in vatandaşı ilgilendiren bölümünde iki tip cihaz ve bir mobil uygulama var. Birincisi daha çok otomasyon sistemlerine entegre edilebilen; büyük siteler, AVM’ler, bankalar, hastaneler, okullar ve sanayi tesisleri gibi binaların kullandığı büyük cihazlar. Bu cihazlar deprem anında tüm binaların kontrolünü devralıyor, asansörleri kata çekiyor, yürüyen merdivenleri durduruyor, doğalgazı kapatıyor ve en önemlisi ilk saniyelerden itibaren yüksek sesle tüm insanları uyarıyor. Bu cihazın satış fiyatı şu an 1500 Euro. İkincisi ise ev tipi olarak adlandırılan ve avuç içi kadar büyüklüğe sahip, modem benzeri bir cihaz. Bir yıldır üretilen bu ev tipi cihazları sadece internete bağlamak yetiyor. 300 Euro’luk bir satış fiyatı belirlenen bu cihazlar Yıldız Teknopark’ta üretildikten sonra satılıyor. Ancak beklenen yatırımları aldıktan sonra çok daha fazla üretilmesi planlanıyor.

‘MOBİL ÜCRETSİZ OLACAK’
Bir de mobil uygulama var. Ancak Ali Emre Erişen’e göre telefonun çekmediği alanlar, cihazların uçak moduna alınması ve şebeke problemleri gibi nedenler yüzünden mobil uygulama yüzde 100 verimli çalışamıyor. Buna rağmen tüm geliştirmeleri yaptıklarını ve mobil tarafta hata payını en aza indirmeyi hedeflediklerini söyleyen Erişen, mobil uygulamanın da tüm vatandaşlara ücretsiz kullandırılmasını hedeflediklerini açıkladı.
]]>‘AÇLIKTAN ÖLÜMLER ARTTI’
İsrail’in uluslararası hukuku alenen çiğnemeye devam ettiği, uluslararası camianın sayısız siyasi ve hukuki ateşkes ve kesintisiz insani yardım sağlama çağrılarını yok saydığı belirtilen bakanlık açıklaması özetle şöyle devam etti:
“İsrail’in, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, 6 ayı aşkın süredir Gazze Şeridi’nde yürüttüğü ve ayrım gözetmeden masum Filistin halkına ve sivil yerleşim yerlerine yönelik topyekün katliamda hayatını kaybeden Filistinli kardeşlerimizin sayısı 33 binin, yaralı sayısı yüz binlerin üzerindedir. Bunların büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Gazze Şeridi yerle bir olmuş, büyük bir yıkıma uğramıştır. Gazze Şeridi’nde hayata tutunmaya çalışan Filistin halkı, çağımızda benzeri görülmemiş biçimde açlıkla ve her türlü yoklukla mücadele etmekte, en temel gıda maddelerine, tıbbi yardım ve malzemeye ulaşmaları İsrail tarafından engellenmektedir. Açlıktan ölümler artmakta, salgın hastalıklar yayılmaktadır.
DERHAL UYGULANACAK
BM ve Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı kararları hukuken bağlayıcıdır. Türkiye, tüm bu kararların uygulanmasının takipçisi olacağını defaatle açıklamıştır. Bu doğrultuda Türkiye, 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren, ilk aşamada Ek’te belirtilen ürün grupları altında yer alan ürünlerin İsrail’e ihracatını kısıtlama kararı almış bulunmaktadır. Bu kararın gerekleri Ticaret Bakanlığı tarafından derhal yürütülecektir.
ASKERİ ÜRÜNE İZİN VERİLMEDİ
Esasen, çok önceden bu yana, İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek herhangi bir ürün veya hizmetin satışına ülkemizce izin verilmemiştir ve verilmemektedir.

DÜNYAYA ÇAĞRI
Gazze Şeridi’nde gelinen vahim aşama çerçevesinde, uluslararası camianın tüm üyelerine çağrımız, İsrail’in uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerine uymasını teminen, üzerine düşenleri yerine getirmeleridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkı olarak, bugüne kadar olduğu gibi Filistin’in ve halkının yanında yer almaya ve desteklemeye devam edeceğiz.”
İSRAİL’E İHRACI KISITLANAN ÜRÜN GRUPLARI
Alüminyum profiller, alüminyum teller, boyalar, bakır profiller, çubuklar ve teller, beton mikserleri, çelik borular ve bağlantı parçaları, çelik filmaşin, çelik kaplar ve depolar, çelik köprü aksamı, çelik kuleler, çelik profiller, çimento; çimentodan, betondan veya suni taştan inşaat için bloklar ve levhalar, demir çelikten tüm inşaat malzemeleri, demir-çelik tüm teller, ekskavatörler, elektrik kabloları, elektrik panoları, fayanslar, fiberoptik kablolar ve elektrik iletkenleri, forkliftler, granit, halat ve kablolar, hırdavat ürünleri, hidrolik yağlar, inşaat demiri, inşaat makinaları, inşaat yalıtım malzemeleri, inşaatta kullanılan camlar, kimyasal bileşikler, kimyasal gübreler, klinker, kovalar, kepçeler, kürekler, kıskaçlar ve kancalar, kükürt, madeni yağlar, makaralı zincirler, mermer, metal işleme makinaları, metallerin işlenmesinde kullanılan kimyasallar, mineral gübreler, motor yağları, paletler, plastik borular, sandviç paneller, Seramikler, solvent boyalar, tel çekme makinaları, testere makineleri, tuğlalar, uçak benzini ve jet yakıtı, vernikler, vinçler, yapıştırıcılar ve tutkallar, yassı çelik ürünleri.
KARARIN ZAMANLAMASI İSTİŞAREYLE BELİRLENDİ
YETKİLİLER, İsrail’e yönelik ihracat sınırlaması kararının neden daha önce alınmadığı sorusuna, “İlgili bakanlıklarla toplantılar yapıldı. Zaten bir süreç vardı, dün bir adım öteye geçildi” bilgisini verdi.
Yetkililer kararın zamanlamasının yapılan istişarelerle belirlendiği bilgisini verirken, “Bu karar alınana kadar İsrail’in uluslararası kararlara uyması için çok sayıda diplomatik görüşme yapıldı. Ayrıca ilgili bakanlıklarla toplantılar oldu, kabinede durum değerlendirildi ve dünkü karar alındı. Kısıtlama kararı öncesinde de zaten hem ihracatta hem ithalatta yavaşlama söz konusuydu. Dünkü kararla bir adım öteye geçildi” dedi.
İSRAİL’DEN MİSİLLEME ÇIKIŞI: BİZ DE KISITLAMA GETİRECEĞİZ
İHRACAT kısıtlaması açıklamasına Tel Aviv yönetiminden de yanıt geldi. İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Hamas’ı desteklemek için Türkiye’nin çıkarlarını feda ettiğini” savundu. İsrail’in de Türkiye’den gelen ürünlere yönelik kendi ticari kısıtlamalarını hazırlayacağını söyleyen Katz ayrıca, “ABD’deki kuruluşlarla ve ülkelerle temasa geçilmesi, Türkiye’deki yatırımların durdurulması, Türkiye’den ürün ithalatının engellenmesi ve Amerikan Kongresi’ndeki dostlarımıza boykot yasalarının ihlalinin incelenmesi ve buna göre Türkiye’ye yaptırım uygulanması talimatını verdim” ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan bu yıl yapılan Dışişleri Toplantısı’nın NATO’nun kuruluşunun 75’inci yıldönümüne denk geldiğini belirterek, “Bu yılın Dışişleri Bakanları toplantısı aynı zamanda NATO’nun 75’inci kuruluş yıldönümüne denk geldi. Türkiye’de 72 yıldır NATO’nun önemli bir üyesi. İki gündür süren toplantılarımız toplam üç oturumda gerçekleşti. Birinci oturumda NATO üyesi ülkeler bir araya geldik. İkinci oturumda NATO-Ukrayna toplantısı yapıldı. Üçüncü oturumda ise NATO Dışişleri Bakanlarıyla Asya Pasifik ülkesi 4 ülke Dışişleri Bakanları bir araya geldik” dedi.
Dışişleri Toplantısı’nın ilk gün yapılan oturumunda güvenlik konularının ele alındığının altını çizen Hakan Fidan, “Başta Ukrayna krizi olmak üzere ve NATO’nun Ukrayna’ya yönelik değerlendirmeleri dikkate alındı. Biz Türkiye olarak görüşlerimizi ortaya koyduk. Aynı zamanda NATO üyesi ülkelerden Türkiye güvenliği konusunda beklentilerimizi dile getirdik. Başlıca 3 tane konuda bunu gündeme getiriyoruz. Birincisi özellikle terörle mücadelede NATO üyesi ülkelerin Türkiye’ye destek vermeleri, terörle mücadelede Türkiye’nin yanında olmaları. Özellikle Suriye’de olduğu gibi bazı NATO üyesi ülkelerin geçici maskesiyle de olsa terör örgütleriyle iş birliği yapmaması gerektiğinin altını çizdik. Bunun son derece NATO ittifakının ruhuna aykırı olduğu konusunda görüşlerimizi beyan ettik.
“AB, ÜYESİ OLMAYAN ÜLKELERİN GÜVENLİĞİNE YETERLİ DİKKATİ VERMİYOR”
İkinci olarak belli konularda kısıtlamalar söz konusu, savunma sanayinde bu konunun da yine müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığını bu konudaki kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini ifade ettik. Üçüncü olarak da Avrupa Birliği’nin, NATO içerisinde giderek daha belirleyici pozisyona ulaşırken Avrupa toplumunun geri kalanını dışarıda bırakması AB üyesi olmayan ülkelerin güvenlik ihtiyaçlarını ve stratejik perspektiflerine yeterli dikkati vermemesi hususu var. Bu giderek daha belirginleşen ve gündemimizi işgal eden bir konu haline dönüyor. Biz Türkiye olarak bu konuyu da son aylarda bir çerçeveye oturtturarak stratejik toplantılarda gündeme getirmeye başladık” ifadelerini kullandı.
Fidan ikinci gün yapılan NATO- Ukrayna Konseyi Toplantısı ile ilgili olarak, “Ukrayna Dışişleri Bakanı Sayın Kuleba bizlere arazi ile ilgili gerekli bilgileri verdi. Kendi (Ukrayna) ihtiyaçlarını anlattı. Biz Türkiye olarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarının yanında olduğumuzu vurguladık. Aynı şekilde var olan savaşın aslında bir doyum noktasına ulaştığını bundan sonra savaşı durdurmak için alternatif yollar aranmalı tezini yine söyledik. Barışa ve ateşkese giden yolların aranması gerektiğinin altını çizdik” dedi. NATO ve Asya Pasifik ülkelerinin Dışişleri Bakanlarının katılımıyla gerçekleşen toplantıya ilişkin konuşan Fidan, “Özellikle NATO ve Asya Pasifik’te bulunan dört ülke Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya ile iş birliği nasıl geliştirilebilir iki pakt arasında alışveriş ve münasebetler nasıl gerçekleşebilir bu konuda yoğunlaşma yapıldı. Biz de Türkiye olarak bu konudaki pozisyonumuzu zirvede gündeme getirdik” dedi.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ABD ZİYARETİ
ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile ikili görüşmesinde çok çeşitli konulara değindiklerini ifade eden Fidan, konular arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden’ın daveti üzerine ABD ziyaretinin tarihinin de bulunduğunu söyledi. Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde ikili ve bölgesel ilişkiler başta olmak üzere çok çeşitli konuların bulunacağını, bunlar arasında Gazze meselesinin ilk sırada yer aldığını belirterek, “Bu iki savaş bölgemizi ilgilendiriyor. Aynı zamanda küresel fay hatlarını da hem tetikliyor hem tetikleyeceği başka risk alanları da var. Onlara da Cumhurbaşkanımız dikkati çekmeye, bu konulardaki hassasiyetlerimizi vurgulamaya devam edecek” diye konuştu.
NATO GENEL SEKRETERLİĞİ SEÇİMİ
Fidan, NATO Genel Sekreterliği adaylarından Hollanda Başbakanı Mark Rutte’yle iki hafta önce Brüksel’de Nükleer Enerji Zirvesi’nde görüştüğünü belirterek, “Yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret etmesi söz konusu. Tarih üzerinde çalışıyoruz” dedi. Fidan NATO Genel Sekreterliği seçimleri hakkında , “Bizim şimdiki NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le iki yıldır yürüttüğümüz bir süreç var. Özellikle Madrid ve Vilnius’ta alınan zirve kararları, Türkiye’nin terörle mücadelede hangi terör örgütleriyle nasıl mücadele ettiği konusundaki hassasiyeti ve bu konuda NATO’nun ve bazı NATO ülkelerinin nerede durması gerektiği konusuyla, özellikle savunma sanayi işbirliğindeki kısıtlamaların kaldırılması yönündeki ortak anlayışın devam ettirilmesi konusunda bir iradenin yeni Genel Sekreter tarafından da ortaya konulması beklentimiz son derece kuvvetli şekilde ifade edildi. Bu konudaki netleşme zannediyorum ki çok yakın zaman içerisinde olacak. Sayın Cumhurbaşkanımız da kararını açıklayacak diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan toplantı kapsamında yaptığı ikili görüşmelerde mevkidaşlarıyla Gazze’deki durumla ilgili görüş alışverişinde bulunduğuna dikkat çekerek, “Bütün muhataplarımızla Gazze ile ilgili endişelerimizi, konunun artık taşınamayacak noktaya geldiğini vurguladık. Özellikle ateşkese, acil insani yardıma ve iki devletli çözüm perspektifine olan ihtiyacı tekrar tekrar gündeme getirdik. İyi olan şu. Artık bütün muhataplarımız bizimle hemen hemen aynı fikirde. Süreç içerisinde uluslararası toplumun bu anlayışa ulaşmış olması diplomatik kazanım açısından önemli ama arazide bir şey değiştirme anlamında daha fazla şeylerin yapılması gerekiyor. Bu konudaki kararlılığımız devam ediyor.”
Fidan ayrıca, NATO’nun 2025’de yapılacak olan gayri resmi Dışişleri Toplantısı’nın Türkiye’de yapılacağını açıkladı.
]]>MEHRABİAN: TÜRKİYE ELEKTRİĞE İHTİYAÇ DUYAN VE TÜKETEN BİR ÜLKE
Mehrabian, “Türkiye Enerji Bakanı Sayın Bayraktar ile enerji alanında işbirliğini artırma ve geliştirmeye yönelik olumlu bir görüşme gerçekleştirdik. İki ülke enerji ve özellikle elektrik alanında çok iyi potansiyellere sahip. Türkiye elektriğe ihtiyaç duyan ve tüketen bir ülke. Diğer yandan elektrik tüketimi fazla olan Avrupa ülkeleri ile de bağlantısı bulunmakta. İran elektrik üreten ve tüketen ülke olarak bu alanda önemli işbirliği potansiyeli olan bir ülkedir” dedi.
Yapılan görüşmelerde söz konusu potansiyeller ve işbirliği fırsatlarının ele alındığını belirten Mehrabian, “Görüşmeler neticesinde iki ülke arasında elektrik alışverişinin sağlanması konusunda olumlu anlaşmalara varıldı. En kısa zamanda iki ülke uzman heyetleri varılan anlaşmaların uygulanması noktasında gerekli çalışmaları başlatacaklar” ifadelerini kullandı.
BAKAN BAYRAKTAR: ELEKTRİK TİCARETİ İKİ ÜLKE ARASINDA BAŞLAYACAK
Bakan Bayraktar ise, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak İran’a ilk resmi ziyaretimizi yapmış oluyoruz. Esas itibariyle bu ziyaretimizin temel amacı, ocak ayında Sayın Devlet Başkanı Reisi’nin Cumhurbaşkanımızı Ankara’da ziyareti, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin 8’inci toplantısı vesilesiyle alınan kararları takip etmek, uygulamaya geçilecek projeleri birlikte değerli meslektaşlarımızla müzakere etmek ve konuşmak için buraya geldik” dedi.
Bakan Bayraktar, “Enerji dediğimizde sadece doğalgaz ağırlıklı, petrol ve petrol ürünleri ağırlıklı alanın yanında, aynı zamanda elektrik ticaretinde de iki ülke arasında çok önemli fırsatlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda Türkiye aslında tüm komşuları ile ama dost ve kardeş ülke İran ile de elektrik iletim şebekesini birbirine bağlayan ve bu kapasiteyi artıran çok önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Türkiye’ye İran’dan elektrik iletimi ve zaman zaman da Türkiye’den ihtiyaç duyulan saatlerde İran’a elektriğin ihraç edilmesi noktasında görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah en kısa süre içerisinde, belki birkaç ay içinde bu çalışmalarımız neticesinde elektrik ticareti iki ülke arasında başlayacaktır” ifadelerini kullandı.
YENİLENEBİLİR ENERJİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ
Bakan Bayraktar, “Bugün Sayın Bakan ile üzerinde konuştuğumuz iki önemli konu daha var. Bunlardan bir tanesi yenilenebilir enerji alanında işbirliği. Türkiye’de bugün ulaştığımız, rüzgarda ve güneşte toplam 25 bin megawattlık kapasite ile oluşturduğumuz bu müktesebatı ve buradaki tecrübeyi şirketlerimiz vasıtasıyla inşallah İran’ın çok önemli yenilenebilir kapasitesini, potansiyelini hayata geçirme noktasında da çalışmalarımızı sürdürme kararı aldık. Son olarak diğer alanımız da enerji borsamız EPİAŞ’ın kazanımları ve tecrübelerini de yine İran’da oluşturulması planlanan enerji borsasına aktarabilmek ve burada da iki kurumun bir arada işbirliğini önümüzdeki süreçte daha da artırarak devam ettirmek” dedi.
]]>“İŞ BİRLİĞİNİ ARTIRMAYA HAZIRIZ”
Ovci ise, “Ayrıca Türkiye ile İran arasında enerji iş birliğini artırmak, Türk şirketlerinin İran’da enerji alanına yatırım yapabilmeleri konularını ele aldık. Bu konuda Türkiye’nin önde gelen şirketleri bize tanıtıldı ve biz de bugünden itibaren iş birliğini artırmaya yönelik çalışmalarımıza başlayacağız. Sayın Bayraktar ile görüşmemizde, petrol ve doğal gaz sahalarının kalkındırılması, petrol tesisleri ve petrokimya sektörlerinde iş birliğini artırmaya Tahran olarak hazır olduğumuzu belirttik” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE İLE İRAN’IN TİCARET HACMİNİ ORTA VADEDE 30 MİLYAR DOLARA ÇIKARMA HEDEFİ KOYULDU”
Bakan Bayraktar ise konuşmasında Tahran’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, “Buraya birçok kez geldim. Ama şimdi burada Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak bulunuyorum. Bu çalışma toplantımızın esas sebebi ocak ayında Sayın İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin ülkemizi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyareti ve Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantılarında alınan kararların ve orada imzalamış olduğumuz enerji mutabakatı anlaşmasının takibi ve onun kararlarını yerine getirmek için burada bulunuyoruz” dedi.
Bayraktar, “Çok kıymetli kardeşim ve meslektaşım Cevad Bey’in belirttiği gibi iki ülke sayın cumhurbaşkanları Türkiye ile İran’ın ticaret hacmini orta vadede 30 milyar dolara çıkarma hedefini koydular. Dolayısıyla bu ticaret hacmine ulaşılabilmek için özellikle bizim alanımızda, enerji ve tabii kaynaklar alanında, petrol, doğal gaz ve elektrik alanında iki ülkenin yapacakları birçok iş birliği alanları var” ifadelerini kullandı.
“İRAN, BİZİM ÇOK ÖNEMLİ BİR TEDARİKÇİMİZ”
Doğal gaz alanında İran ile 30 yıla yaklaşan ticaret işbirlikleri olduğunu belirten Bayraktar, “Doğal gaz Türkiye için oldukça önemli. Çünkü biz doğal gazı sanayide, evlerimizde ve elektrik üretiminde kullanıyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nın doğal gaz arzını kesintisiz bir şekilde sağlaması için birçok farklı kaynaktan doğal gaz ithalatı söz konusu. İran da bu anlamda bizim çok önemli bir tedarikçimiz. İnşallah bundan sonraki dönemde bugün itibariyle başladığımız müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırıp, bu gaz tedarik anlaşmamızı daha da ileri götürecek adımları atmış oluruz” dedi.
Bayraktar, “Bugün bu projelerin hem teknik olarak çalışma grupları arasında müzakerelerin başladığı ve özellikle ticaret hacmini daha ileri götürecek adımları atmakla alakalı bir çalışma ziyareti bugün gerçekleştirmiş oluyoruz. Özellikle konuştuğumuz konulardan bir tanesi, doğal gaz sahalarının, doğal gaz üretiminin geliştirilmesi ve doğal gaz altyapı projelerine yatırım yapılması, bu projelerin gerçekleştirilmesi. Dolayısıyla bu konular da gündemimizdeydi. Hem sayın bakanla hem de ilgi şirketlerle bu projeleri de görüştük ve görüşmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>KAPSAMI GENİŞLİYOR
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından varlığı sorgulanan, geçtiğimiz yıllarda beyin ölümünün gerçekleştiği yorumları yapılan NATO, 75 yıldır küresel güvenlik ortamındaki çalkantılı değişimlere rağmen ayakta kalmayı bildi ve koşullara uyum sağladı. Ukrayna savaşının etkisiyle NATO’ya yeni bir enerji geldiğini ve İttifak’ın fabrika ayarlarına döndüğünü söylemek mümkün. Bununla birlikte NATO içinde bazı siyasi kırılganlıklar ve zorluklar yaşandığı da sır değil. Avrupa-Atlantik güvenliğinin kilit taşı ve temel sağlayıcısı olmaya devam eden NATO sadece bu rolle yetinmiyor. Terörle mücadele, stratejik rekabet, Afrika ve Ortadoğu’daki ihtilaflar, siber güvenlik, uzay, hibrit ve asimetrik tehditler, küresel ortaklıklar NATO’nun ilgi alanında.
RUSYA VE DİĞERLERİ
Kısa vadede NATO’nun önünde üç sınama var. Bunlardan ilki Rusya’nın Ukrayna’ya karşı açtığı savaşta Kiev’e desteği sürdürmek ve Moskova’nın zafer kazanmasını önlemek. İkincisi, Washington Zirvesi’nin yapılacağı temmuza kadar on yıldır görevde olan Genel Sekreter Jens Stoltenberg’in halefini belirlemek. Üçüncüsü de ABD’deki olası ikinci Donald Trump dönemine hazır olmak.
TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ KATKI
Soğuk Savaş döneminde NATO’nun güneydoğu kanat ülkesi olarak son derece önemli bir işleve sahip olan Türkiye, sonraki dönemlerde de İttifak içindeki öneminden hiçbir şey kaybetmedi hatta üstlendiği rollerle önemine önem kattı. İttifak’ın en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, sadece jeostratejik konumuyla değil elindeki dış politika araçları, askeri imkan ve yetenekleriyle NATO’ya çok önemli katkı sağlamaya devam ediyor. NATO’nun sağladığı ortak savunma güvencesi ve caydırıcılık, zorlu bir coğrafyada bulunan ve aynı anda çok sayıda sınamayla karşı karşıya olan Türkiye’nin güvenliği için yaşamsal öneme sahip olmayı sürdürüyor.
İSVEÇLİ BAKAN İLE SICAK SOHBET
-BRÜKSEL’de yapılan iki günlük NATO Dışişleri Bakanları Toplantısında Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor. Fidan’ın toplantının ilk gün oturumları öncesinde ayaküstü sohbet ettiği mevkidaşları arasında İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de yer aldı. Türkiye’nin adaylığını onaylamadan önce bazı şartları yerine getirmesini beklediği İsveç’in temsilcisi ilk kez üye olarak zirveye katıldı. İsveç oturma düzeninde Türkiye ile İspanya arasında yer almaya başladı.
UKRAYNA’YA 100 MİLYAR DOLARLIK DESTEK FONU
-DÜN başlayan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısının en önemli gündem maddelerinden biri Ukrayna’ya destekti. Bu çerçevede beş yıl için 100 milyar dolarlık (yaklaşık 3,2 trilyon TL) bir fon oluşturulması fikri masadaydı. ABD’de Ukrayna’ya destek konusunda yaşanan sorunların ve Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı olma olasılığının şekillendirdiği fon fikri daha az gönüllü katkıdan daha fazla NATO taahhüdüne ve kısa vadeliden çok yıllık taahhüde geçilmesini öngörüyor.
]]>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu: “Yerel seçimin ardından dört yıllık seçimsiz bir dönem ülkemiz için önemli bir fırsat. Ekonomide atılacak çok adım, yapılacak çok iş var. Tüm gücümüzle enflasyonla mücadeleye odaklanmalıyız. Enflasyonla mücadele para ve maliye politikası eşgüdümünde daha başarılı olacaktır. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar ile öngörülebilirlik güçlenecektir. Böylece teknoloji içeriği ve katma değeri yüksek yatırımlar artacaktır. Ülkemizin üretim gücünün korunması ve firmaların sürdürülebilirliğinin zarar görmemesi de önem arz ediyor. Yapısal reformlar konusunda etkin ve kararlı adımlar atmalıyız.”
‘YAPISAL REFORM ZAMANI’
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği: “Yerel yönetimlere kentlerde tüm vatandaşlarımız için yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, iyi yönetişim ve etkin hizmet sunumuna yönelik çalışmalarında başarılar diliyoruz. Başta afet yönetimi olmak üzere tüm konularda merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında işbirliğinin güçlendiği bir dönem olmasını temenni ediyoruz. Yerel seçimlerin ardından ekonomimizi, demokrasimizi ve hukuk sistemimizi güçlendirecek yapısal reformlara hızla odaklanarak daha gelişmiş, saygın, adil ve çevreci Türkiye hedefine ulaşmak üzere elbirliğiyle çalışmalıyız.”

‘TEMPOYU ARTIRMALIYIZ’
İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan: “Seçim nedeniyle ekonomiye ve bu alandaki reformlara yönelik tempo maalesef arzu edilen seviyede olmadı. Artık çok ivedi bir şekilde ekonomiye ve sorunlara odaklanmak gerekiyor. Yerel seçim sonuçlarının başta İstanbul olmak üzere memleketimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye’nin yıldız şehiri İstanbul’a yeniden Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’nu kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.”

‘PROGRAM DEVAM ETMELİ’
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç: “İş dünyası olarak Türkiye’nin bu seçimden sonra uygulanmakta olan ekonomik programa odaklanması gerektiğine inanıyoruz. Önümüzde dönem, enflasyon ve yapısal reformların hayata geçirilmesi başta olmak üzere birçok sorunla kalıcı, sürdürülebilir ve rasyonel bir mücadele için çok iyi değerlendirilmelidir. Bu sayede, çevresinde çatışma ve savaşların kol gezdiği Türkiye, daha da güçlenen ekonomisi ve demokrasisiyle güvenli bir liman olmayı sürdürecektir.”

‘GÜN BİRLİK GÜNÜ’
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez: “Artık gerçek gündemimiz olan ekonomiye dönmeliyiz. TÜRKONFED olarak her zaman olduğu gibi bu süreçte de elimizi taşın altına koymaya; kamu, yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında köprü vazifesi görmeye hazırız. Gün birlik ve beraberlik günüdür. Bizim gündemimiz artık çalışanlarımız, emeklilerimiz, çocuklarımız, barınma ve diğer ekonomik sorunlar nedeniyle kazandıkları üniversiteleri terk eden veya hiç gidemeyen gençlerimizdir. Bizim gündemimiz toplumsal cinsiyet eşitsizliği, iklim krizi, yeşil dönüşüm, dijitalleşmede Avrupa’daki rakiplerinin gerisinde kalan ’lerimiz, yanı başımızdaki savaşlar, ihracat pazarlarımızdaki durgunluk, mülteci sorunudur.”

İŞ DÜNYASINA DAHA ÇOK KULAK VERİLMELİ
Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, “Önümüzdeki dört yıllık seçimsiz dönemde iş dünyasının sesine daha çok kulak verilmesi gerekiyor. İş dünyası ile daha yakın çalışılacak bir sürecin başlamasını ve özellikle son dönemde rekabetçiliğini büyük ölçüde kaybeden ayakkabı endüstrimiz için bu sürecin en iyi şekilde değerlendirilmesini diliyorum.”

SABANCI: PROGRAMA DEVAM ETMELİYİZ
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı “Seçimin galibi Türkiye demokrasisidir” dedi ve şu ifadeleri kullandı: “Önümüzde dört yıllık seçimsiz bir dönem bulunuyor. Bu kesintisiz dönem, enflasyonunu düşürmüş, makro dengelerini kurmuş, sürdürülebilir büyüme yoluna geri dönmeye hazır bir Türkiye ekonomisi için büyük bir fırsattır. Ülke olarak muazzam bir potansiyelimiz var. Mevcut ekonomik programa ve normalleşme adımlarına kararlılıkla devam etmeliyiz.”

‘ARTIK İŞİMİZE ODAKLANACAĞIZ’
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak: “Önümüzde seçim gündemini geride bıraktığımız çok önemli bir süreç var. Bu süreçte, başta enflasyonla mücadele olmak üzere, yapısal reformlar dahil atılacak tüm adımların bir an önce ve kararlılıkla yapılması geleceğimiz için çok önemli. Ülkemizin ekonomik hedeflerine hızla ulaşması, küresel ticaretteki yükselişini sürdürmesi, daha fazla istihdam sağlaması için daha fazla çalışmaya devam edeceğiz.”

‘GÜÇLÜ EKONOMİ İÇİN ADIMLAR ATILMALI’
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe: “Sandıktan çıkan mesajın en iyi şekilde okunup, ekonomimizi güçlendirecek adımların atılacağına inanıyoruz. İhracat Türkiye ekonomisi için lokomotif rolü üstleniyor. Önümüzde seçimsiz 4 yıllık dönemin ülkemiz ve ihracatımız açısından en iyi şekilde değerlendirileceğine ve 2028’de mal ihracatında 375, hizmet ihracatında da 200 milyar dolarlık hedefi yakalayıp geçeceğimize inanıyorum.”

‘ÖNCELİK ENFLASYON’
Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel: “Dört yıllık seçimsiz bir döneme girilmesi ekonomi yönetiminin elini rahatlatacak. Enflasyonla mücadele yeni dönemde en öncelikli gündem başlığı olacak. BMD olarak her türlü katkıyı vermeye devam edeceğiz. Ekonomi yönetiminin de son dönemde yüksek maliyet ve yüksek faiz kıskacında sıkışan perakende sektörünün elini güçlendirecek adımları atacağına inanıyoruz.”

Ortaya konulan rakamlara göre 2023’te sağlık turizmi Akdeniz havzasında turizm harcamalarının ortalama yüzde 2’sini oluştururken, bu rakam ülkemizde turist harcamalarının yüzde 6’sına denk geliyor. Rakamlar Türkiye’nin bu alanda stratejik bir rekabet gücü elde ettiğine işaret ediyor.
Visa Türkiye Genel Müdürü Samile Mümin, “Analizin en çarpıcı bulgularından biri 2022 yılında Türkiye’yi ziyaret eden her 5 turistten birinin 2023’te yine Türkiye’yi tercih etmiş olması, ve ülkemize ikinci defa gelen bu turistlerin ortalama bir turistten yaklaşık yüzde 60 daha fazla kart kullanımı gerçekleştirmesidir. Bu sonuç, ülkemizin turizm gelirleri açısından desteklenmeye değer stratejik bir alana işaret etmektedir. Ayrıca Analiz, yabancı turistlerin ATM’lerden nakit çekim oranlarında azalma trendinin 2023’te de devam ettiği, buna karşın kartlarıyla daha fazla harcama yaptıklarını ortaya koyuyor. Bu da kartlı ödemeler sayesinde turizm gelirlerinin kayıtlı ekonomiyi büyüterek arttığına işaret ediyor. Visa olarak 40. yılımızı kutladığımız bu yılda, 40 yıldır olduğu gibi şimdi de ülkemize girişinde güvenli bir köprü olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.
Şirketin Güney Avrupa Danışmanlık ve Analitik Başkanı Sertan Şener ise, “Bu yıl beşincisini gerçekleştirdiğimiz analize göre Akdeniz havzasında turizmde kart harcamalarının son 5 yılda en çok arttığı ülke Türkiye oldu. Analiz sonuçlarına göre Türkiye’de yabancı kartlarla gerçekleştirilen sağlık harcamalarının toplam turizme katkısı, Akdeniz Havzası ortalamasının 3 katı kadar gerçekleşmektedir. Benzer şekilde en çok büyüme kaydeden kuyum-aksesuar ile yeme-içme kategorileri de ülkemizin rekabetçi olduğu alanlara işaret etmektedir. Kartlı ve yenilikçi ödeme çözümlerinin, turizmin lokomotifi olduğunu gözlemliyoruz. Analiz sonuçlarının turizm sektörümüzün tüm paydaşlarına analitik veriler ile fayda sağlayacağını düşünüyor ve paydaşların görüşleri dahilinde önümüzdeki yıllarda daha da derinleştirmeyi planlıyoruz ” diye konuştu.
Öte yandan turistlerin Türkiye’de yaptıkları harcamalarda perakende alışverişler açık ara ile önde geliyor (yüzde 40’a yakın). Türkiye bu yönüyle de konaklama ve yeme-içmenin ön planda olduğu diğer Akdeniz ülkelerine göre ayrışıyor. Turistlerin Türkiye’de en çok harcama yaptıkları ikinci önemli kategori ise yüzde 30 ile konaklama ve yeme-içme olarak öne çıkıyor.
Analizde ülkemizde son 1 yıl içerisinde 30 günden fazla kartını kullanan uzun süreli ziyaretçilerin, Türkiye’deki yabancı kart kullanımının önemli bir kısmını oluşturduğu görülüyor. Uzun süreli ziyaretçiler ortalama bir ziyaretçiden 5 kat daha fazla kişi başı kart kullanımı yapıyor.
Analize göre 2023’te Türkiye’ye gelen kartlı ziyaretçi sayısında ilk dört turizm koridoru sırasıyla İngiltere, Amerika, Almanya ve Suudi Arabistan olurken kart başına kullanımlara bakıldığında sıralama Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ilk dört sıraya yerleşiyor.
Türkiye’deki her 100 yüz yüze yabancı kart işleminin 83’ü temassız gerçekleşiyor. Turistlerin fiziki işlem adedi bazında mobil cüzdan kullanım payının bir önceki yıla göre yüzde 7 artması ödeme tercihleri bakımından dikkat çekiyor.
Analize göre 2023’te turistlerin kart kullanımında öne çıkan iller 2022’ye göre değişmedi. Kart kullanımında ilk sırada gelen İstanbul’u sırasıyla Antalya ve Muğla takip ediyor. İstanbul’da kartlarıyla en çok Suudi Arabistan’dan gelen turistler ve Amerikalılar harcama yaparken, Antalya’da İngiltere ve Almanya’dan gelenler, Muğla’da ise İngiltere ve Amerika’dan gelenler en çok kartlı harcama yapan turistler konumunda.
]]>
ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN BORCU 4,5 MİLYAR LİRA
30 büyükşehir belediyesinin borcunun açıklanması yönünde bir talep geldiğini söyleyen Bakan Işıkhan, “Ben de şimdi, büyükşehir borçları ile ilgili bilgileri vermek istiyorum. Aziz milletimiz, görsün, takdir etsin. Ankara, İzmir, İstanbul, Adana büyükşehir belediyelerinin borcu tüm büyükşehirleri aşmış durumda, Türkiye’de 30 büyükşehir belediyesi var. Bu 30 belediyenin toplam borcu 20 milyar lira. 30 büyükşehirden 11’i CHP’li. ve bu 11 CHP’li belediyenin toplam borcu 15 milyar lira. Yani; 30 büyükşehirden yalnızca 11’i CHP’li olmasına rağmen, 30 büyükşehir belediyesinin toplam borcunun yüzde 75’i tek başına CHP’ye ait. Ankara için durum daha da vahim. 30 büyükşehrin toplam borcunun yüzde 25’i tek başına Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin borcu 4,5 milyar lira ve CHP’li olmayan 19 büyükşehir belediyesinin tamamının borcu toplamına eşit düzeyde. Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yaşayan vatandaşlarımızın dikkatini çekmek istiyorum” diye konuştu.
ÜLKEMİZİN DE BU VİZYONSUZLUKTAN ARTIK KURTULMAYA İHTİYACI VAR
Bakan Işıkhan, CHP’nin zihniyet değişimine ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, “Ortada borcunu 20 kata kadar artıran bu belediyelerin yaptıkları elle tutulur bir hizmet de yok, yatırım da yok. Peki, bu kadar parayı nereye harcıyorlar? Bu çok haklı ve yerinde bir soru. Bu kritik sorunun cevabını da ben aziz milletimizin takdirine bırakıyorum. Diğer yandan, büyüklükleri bakımından önemli olan büyükşehirlerin CHP’li ilçeleri için de tablo; Ankara’yla, İstanbul’la, İzmir’le aynı derecede kötü vaziyette. Bu kadar yatırım, hizmet olmayıp da bu kadar borca batmanın tek bir açıklaması olabilir; belediyeyi talan etmek. Bir de şunu söylüyorlar; neden seçim öncesinde bu konuda açıklama yapmışız. Bu konu, sık sık gündeme gelen bir konu ve herkesin az çok bildiği bir şey. Bu kez ciddi bir şekilde kamuoyunda yankı bulmuş olması, gerçeği değiştirmiyor. CHP’nin, böyle bahanelerin arkasına sığınmak yerine artık bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var. Ülkemizin de bu vizyonsuzluktan artık kurtulmaya ihtiyacı var” dedi.
‘YENİ BİR DÖNEM BAŞLAYACAK’
Bakan Işıkhan, 31 Mart sonrası Türkiye’de yeni bir dönemin başlayacağını ümit ettiğini belirterek, “Biz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak, bu borçların tahsili noktasında elbette ki gereğini yapıyoruz, bundan sonra da yapacağız. Devletimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı hedefine ulaşmak için, onca felakete, onca badireye rağmen var gücüyle çalışırken; bizi paçalarımızdan aşağı çeken her ne varsa o engellerden kurtulmamız gerekiyor. Bu farkındalıkla inşallah 31 Mart akşamı itibarıyla; İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerimizin gerçek belediyecilikle, ülkemizin kalkınmasına köstek değil destek olacağı, yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Bakan Işıkhan’ın sanayicilerle toplantısı basına kapalı olarak devam etti.
Bakan Işıkhan, Türkiye Yüzyılı’nda Çalışma Hayatı Buluşmaları’ programının ardından Amasya’ya hareket etti.
]]>Mücadeleye hızlı başlayan Trabzonspor, karşılaşmanın 14. dakikasında Paul Onuachu'nun attığı güzel golle 1-0 öne geçti. Bu golün ardından baskısını arttıran Beşiktaş, ilk yarının uzatma dakikalarında bordo-mavili futbolcu Enis Bardhi'nin eline çarpan top sonrasında penaltı kazandı. Kazanılan penaltıyı 45+3. dakikada gole çeviren Rachid Ghezzal, ilk yarının skorunu belirledi ve ilk 45 dakika 1-1 beraberlikle tamamlandı.
İkinci yarıda da baskılı oyununu sürdüren Beşiktaş'ta Salih Uçan, Jackson Muleka'nın ortasında düzgün bir kafa vuruşu yaparak topu filelere yolladı ve takımını 2-1 öne geçirdi. Bordo-mavililer, bu gole 89. dakikada Nicolas Pepe ile karşılık verdi ve skor 2-2 oldu.
Son bölümde yediği golün şokunu atlatan Kartal, 90+4. dakikada Al-Musrati'nin golüyle yeniden deneme bonusu veren siteler öne geçmeyi başardı. Savunmanın uzaklaştıramadığı topu ceza sahası dışında önünde bulan Al-Musrati, gelişini düzgün bir vuruşla Uğurcan Çakır'ımağlup ederek takımını 3-2 üstünlüğe taşıdı. Beşiktaş, bu sonuçla Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürdü.
17. kez finalde mücadele eden Beşiktaş, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek 11. kez Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürmeyi başardı. Siyah-beyazlı ekip, bu sezon 62.'si düzenlenen 1974-1975, 1988-1989, 1989-1990, 1993-1994, 1997-1998, 2005-2006, 2006-2007, 2008-2009, 2010-2011 ve 2020-2021 sezonlarında kupanın sahibi oldu.
Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş, gelecek sezon UEFA Avrupa Ligi'ne Play-Off Turu'ndan katılacak. Ligde 3. sırayı garantileyen Trabzonspor ise Avrupa Ligi'ne ön eleme turundan katılmayı garantilemişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş'ı tebrik etti. Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "2024 Ziraat Türkiye Kupası Şampiyonu Beşiktaş'ı, tüm camiasını ve taraftarını canıgönülden tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye’ye yönelik nükleer enerji yatırımlarından ve gelecek hedeflerinden de söz eden Komarov, “Hepimiz Türkiye elektrik şebekesinde ilk nükleer elektriğin verileceği anı sabırsızlıkla bekliyoruz. Türkiye’nin sadece bir NGS inşa etmekle yetinmek istememesi önemlidir. Türkiye ekonomisi iyi düzeyde gelişiyor ve elektrik ihtiyacı her yıl artıyor. Gelecekteki enerji tüketimi artışına ilişkin tahmin ise oldukça etkileyici. Hükümetinizin de ifade ettiği gibi, 2-3 büyük santralin yanı sıra belki daha 3 büyük ya da birçok küçük santrale daha ihtiyacınız var. Bu nedenle, Türkiye’de nükleer enerjinin geliştirilmesine yönelik hedeflerin olması son derece olumlu bir adım” dedi.
“RUS TEKNOLOJİSİNİ KULLANARAK BAŞKA BİR SANTRAL İNŞA ETMEK ÖNEMLİ”
Türkiye’deki öncelikli gündemlerinin Akkuyu olduğunu söyleyen Komarov, “Bugün gündemimizde Türkiye’deki amiral gemimiz Akkuyu Nükleer Santrali var. Bu proje bizim için çok önemli bir proje. Sorumluluk ve yatırım açısından da çok büyük bir proje. Türk medyasının temsilcileri olarak sizler, Türkiye’nin yap-sahip ol-işlet modeliyle nükleer santral inşaatını uygulayan ilk ülke olduğunu biliyorsunuz. Yani Rosatom aynı anda hem teknolojinin sahibi hem yatırımcı, hem santralin sahibi, hem de tesisi inşa eden yüklenici olarak hareket etmektedir. Bu nedenle nihai sonuçtan tamamen biz sorumluyuz. Türkiye’de yapmamız gereken ilk şey, santralin hükümetler arası anlaşmamızda belirtilen süre içerisinde inşa edilmesini sağlamaktır. Dört ünitenin de 2028 yılı sonuna kadar tamamlanması gerekmektedir. İlk ünitede şu anda çok yüksek tempoda hazırlık var. Devreye alma çalışmaları devam ediyor. Akkuyu projesiyle ilgilenmeye başladığımız 2011 yılından bu yana edindiğimiz deneyimleri sizinle paylaşacağım. Akkuyu projesi sayesinde çok sayıda Türk şirketi nükleer sanayi için çalışmayı öğrendi. Artık bu şirketler önemli deneyimler elde ettiler, ekipman da üretebiliyorlar. İnsanlar nükleer güç santrallerinin inşasında zor işleri de yerine getirebilirler. Bu deneyimleri kaybetmek üzücü olur. Bu benzersiz uzmanlık alanında binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor. Akkuyu sahasında çoğu Türk vatandaşı olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Dolayısıyla, bu kadar çok deneyim ve bilgi birikimine sahip olan tüm bu insanların deneyim ve bilgilerini daha fazla kullanabilmelerini istiyoruz. Elbette bunun için en iyi yol, Rus teknolojisini kullanarak başka bir santral inşa etmek olacaktır” diye konuştu.
“TÜRK HÜKÜMETİYLE GÖRÜŞÜYORUZ”
Sinop’ta kurulması planlanan ikinci bir nükleer santralin inşası ile ilgili projeye yönelik de açıklamalarda bulunan Komarov, “Sinop Nükleer Güç Santrali’nde Rus teknolojisine dayalı bir projenin hayata geçirilmesi olasılığını Türk hükümetiyle görüşüyoruz. Bugün, henüz görüşmelerin ilk aşamasındayız, dolayısıyla tam olarak nasıl bir model olacağını, tarifenin ve zaman çerçevesinin ne olacağını söylemek için çok erken. Ancak kendi adımıza, biriktirdiğimiz tüm deneyimin ve en önemlisi Türk şirketlerinin ve ortaklarımızın bu projede edindikleri deneyimin bir sonraki NGS’nin inşasına yansıtılmasını sağlamak için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtmek isterim. Bugün Akkuyu NGS projesi çerçevesinde Türk şirketleriyle 5 milyar doların üzerinde sözleşme imzalanmış durumdayız. 5 milyar , sadece Türk şirketlerinin Akkuyu için halihazırda yaptığı iş içindir ve bununla bitmeyecektir. Şu anda ilk reaktörü tamamlama aşamasındayız, dolayısıyla bu rakamlarda da bir büyüme gerçekleşecektir. Biz bu projede kazanılan deneyimin bir sonraki nükleer santralin inşasına yansıtılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Dünyada nükleer enerjiye olan talep ve ilginin arttığını ifade eden Komarov, Türkiye, Mısır, Bangladeş, İran ve Çin gibi farklı coğrafyalarda nükleer enerji alanında çalışmaların devam ettiğini de aktardı.
]]>Devamında sanatçı Tolga Saraçoğlu’nun ‘ney’ ile çaldığı su şiiri okundu. Programa katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, suyun doğru kullanımı ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti.
Bakan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, 31 yıl önce Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 22 Mart gününün Dünya Su Günü olarak ilan edildiğini hatırlattı.
DÜNYA SU GÜNÜ’NÜN TEMASI: BARIŞ İÇİN SUDAN FAYDALANMAK
Buradaki amacın hızla büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek olduğunu söyleyen Bakan Yumaklı, “Her yıl farklı bir tema vurgusu ile idrak edilen Dünya Su Günü’nün bu yılki teması ‘Barış için sudan faydalanmak’ olarak belirlendi. Hayatın var oluş nedeni olan su, tarih boyunca tüm medeniyetlerin varlığının ve gelişmesinin sebebi olmuştur” ifadesini kullandı.
“EN DEĞERLİ HAZİNEMİZ SU BİZLERE EMANET”
Tarım ve Orman Bakanlığının onlarca disiplinden binlerce çalışma arkadaşıyla Türkiye’nin tarımsal üretimine, gıdası ve ormanına yön verdiğini ifade eden Yumaklı, “Bu üçlü sacayağının var olma sebebi olan suyun yönetimi de bakanlığımıza ait. Yani en değerli hazinemiz su bizlere emanet. Bu emaneti koruyup, kollayıp, verimli şekilde kullanmak için, tüm zor şartlara karşı yoğun bir mesai harcıyoruz” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vatandaşımıza evlerinde 7/24 temiz ve kullanma suyu ulaştırıyoruz. Sanayicimizin ürünlerini üretmek için ihtiyacı olan suyu her daim temin ediyoruz. Gıdamızı üreten çiftçilerimizin ihtiyaç duyduğu suyu onlarla kavuşturuyoruz. Burada; büyük bir emek, bir gayret ve büyü bir yatırım olduğunun altını çizmek istiyorum.”
Suya gelecekte bugünden daha fazla ihtiyaç olacağına dikkati çeken Bakan Yumaklı, bu gerçeğin farkında olduklarını aktardı.
“TARİHTEKİ EN SICAK 10 YIL OLDU”
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin başta su kaynakları olmak üzere birçok konuyu yakından ilgilendirdiğine vurgu yapan Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO), dünyanın son 10 yılını değerlendirdiği rapordan birkaç veri vermek istiyorum. Tarihteki en sıcak 10 yıl oldu. Aşırı iklim olaylarında rekor artış gerçekleşti. Sıcak hava dalgaları, sel, kuraklık ve orman yangınlarının insan hayatını olumsuz etkiledi. Milyarlarca ekonomik zarara sebep oldu.”
2023’TE TÜRKİYE’NİN SU KAYNAKLARINDA YÜZDE 20 AZALMA BEKLENİYOR
Söz konusu durumun bir yansıması olarak Türkiye’de bir yandan kuraklık, bir yandan orman yangınları ve diğer yandan da sel felaketleriyle sık sık karşılaşıldığına dikkati çeken Bakan Yumaklı, şu ifadelere yer verdi:
“2030’da ülkemizde su kaynakları yüzde 20 azalırken, nüfusumuzun yüzde 10 oranında artacağını bekliyoruz. 2050’de durum çok daha farklı. Artan nüfusla birlikte gıda ihtiyacını karşılamak için yüzde 65 ile 70 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını, bu gıdayı üretmek için de yüzde 55 daha fazla suya ihtiyaç duyulacağını öngörüyor uzmanlar.”
“TÜRKİYE SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİLDİR”
Şu anda bin 313 metreküp kişi başı su kullanım potansiyeliyle su stresi çeken bir Türkiye olduğunu anlatan Bakan Yumaklı, bu oranın yıldan yıla azalmaya devam ettiğini belirterek, “Hiçbir şey yapmazsak 2030 yılında bin metreküpün altına düşerek su stresi çeken bir ülke olmaktan su fakiri olan bir ülkeye dönüşmek son derece mümkün. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Biz de su kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu.
MAVİ VATAN İÇİN BİN 744 BARAJ VE GÖLET İNŞA EDİLDİ
Su ve sulama alanında yapılan projelere değinen Bakan Yumaklı, “Güncel rakamlarla 2 trilyon 400 milyar lira yatırım ile 10 binden fazla projeye imza attık. Mavi vatanımızı korumak için; bin 744 baraj ve gölet inşa ettik. İçme ve kullanma suyu ihtiyacı için, içme suyu tesisleri hizmete aldık. Sulama projeleri ile bereketli topraklarımızı suya buluşturuyoruz” ifadelerine yer verdi.
Tarımsal sulamada; su kaynağından bitkiye kadarki mesafede suyu kapalı sistemde götürmek için büyük gayret gösterdiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, “Şu anda yüzde 35 kapalı devre sulama sistemlerini yüzde 50’ye öncelikle yüzde 60 ve 70 oranlarına çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ulusal Su Kurulu’nun teşkil etmesinin Türkiye’nin bütün kurumlarıyla birlikte söz konusu alanlardaki kararlılığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Yumaklı, TarımCebimde uygulamasını işaret ederek, “TarımCebimde uygulamasına eklediğimiz yeni modülle çiftçimizin ekeceği ürünle ilgili karar alma sürecini kolaylaştıracağız. Artık üreticilerimiz, yetiştirilen bitki, toprak ve sulama yöntemlerini de seçerek en doğru sulama programına en kısa yoldan ulaşabilir. Eğer bu yatırımları ve çalışmaları yapmazsak, su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız” açıklamasında bulundu.
Programın sonunda Devlet Su İşleri Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya su testisi içinde kelimeyi şehadet yazan yazılı bir tablo hediye etti.
]]>18 BÜYÜK PROJE
Kaynak, Çevre ve İklim Derneği (REC) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Rifat Ünal Sayman’a göre burada ‘sınırlı’ da olsa bir katkı mevcut. “Karbon yakalama ve kullanma (KYK) ile Karbon yakalama ve depolama (KYD), kısaca Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama (KYKD) teknolojilerinin bir çoğu ticarileşmiş düzeyde” diyen Sayman, dünya genelinde 18 büyük ölçekli karbon yakalama ve depolama projesinin faaliyette olduğunu söylüyor. KYKD teknolojileri özellikle ABD, Çin, Kanada, Avustralya ve Norveç gibi petrol geri kazanımı ve kömür üretiminin yaygın olduğu ülkelerde yoğunlaşıyor.
YÜZDE 60’I PETROL İÇİN
Yılda yaklaşık 40 milyon ton karbondioksit yakalama kapasitesi kurulu olduğunu ifade eden Sayman, “Bu yakalama kapasitesi kapsamında bügüne kadar 230 Mt CO2 yeraltına enjekte edildi. Yakalama kapasitesi kurulu tesisler arasında yüzde 33 ile doğalgaz, yüzde 20 ile elektrik üretimi ve yüzde 11 ile kimyasal üretim tesisleri öne çıkıyor. Yakalanan karbondioksitin yüzde 60’a yakınının gelişmiş petrol geri kazanımı amacıyla ve yüzde 35’inin de doğrudan karbondioksit depolama amaçlı depolandığı tahmin ediliyor” diyor.
TÜRKİYE İÇİN NE İFADE EDİYOR
Dünyanın net sıfır salım hedefine ulaşmasında karbon yakalama ve depolamanın küçük de olsa bir rolü olduğunu vurgulayan REC Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Rifat Ünal Sayman, “Dünya devletlerinin mevcut politikaları doğrultusunda 2050 yılında küresel sera gazı salımlarının 55 milyar ton CO2 eşdeğeri seviyesinde kalması bekleniyor. Bu salımların net-sıfır kapsamında azaltımında ise 7 ila 8 milyar tonunun KYKD teknolojileri ile yönetilmesi bekleniyor. Bu 7-8 milyar ton havadaki karbonun tutulmasını da içeriyor. Bu bilgiler ışığında, Dünya KYKD’ya bir rol biçilmekle birlikte, bu rolün sınırlı olduğunu görüyoruz. Türkiye için de aynısı söylemek mümkün. Uzun vadede Türkiye’nin net-sıfır salıma ulaşmasında KYKD’nın sınırlı bir katkısı olabilir. Hatta maliyeti düşünüldüğünde, Türkiye’de katkısının daha da düşük olmasını bekleyebiliriz” diye konuştu.
TÜRKİYE’NİN SAHALARLA İLGİLİ ÇALIŞMA YAPMASI GEREKİYOR
Peki yakalanan karbon Türkiye’de nasıl depolanacak? Sayman’a göre bu konuya iki açıdan bakmak gerekiyor. İlk olarak sahaların kapasitesinin değerlendirilmesi ve ikinci olarak da sahaların kullanımında yapılacak önceliklendirmesi. Ön araştırmaların uzun vadede depolama kapasitemizin yeterli olduğunu gösterdiğini söyleyen Sayman, “Buna karşın, potansiyel sahalarda detaylı bir çalışma yapılmış durumda değil. Yani varsayımsal olarak yeterli kapasitemiz var. Türkiye’nin hızlı bir şekilde potansiyel sahalarında ilgili çalışmaları yapması gerekiyor. Şu anda yasal olarak bu sahaların karbon depolama için kullanılmasından sorumlu bir kamu idaremiz bulunmuyor” dedi.

KARAR VERMEMİZ LAZIM
Mevcut çalışılan sahalarda karbonun depolanmasının mümkün olduğunu ve hatta petrol üretimi için uzun yıllardır yeraltına karbondioksit basıldığını dile getiren Sayman, şöyle devam etti: “Yaklaşık 108 milyon ton CO2 basılabilecek bu kapasiteye ilişkin güncel bilgilerde eksiklikler var. Türkiye’nin yeni yayınladığı Çimento Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası 2050’li yıllarda yıllık 50 milyon ton CO2 civarı bir yakalama öngörüyor. Bunun önemli bir bölümünün depolanması halinde, bilinen ve hızla uygulamaya alınabilecek kapasitemizin sadece çimento sektörünün 2 yıllık talebine yeteceğini görüyoruz. İkinci boyutta ise Türkiye’nin mevcut durumda doğalgazın depolanması ve ileride de hidrojenin depolanmasına ilişkin planları bulunuyor. Yani uygun yer altı sahalarında doğalgaz mı, hidrojen mi yoksa karbon mu depolayacağız, buna da karar vermemiz gerekiyor.”
ÖNCELİĞİMİZ YENİLENEBİLİR VE ENERJİ VERİMLİLİĞİ OLMALI
KYKD’nin pahalı ve kısıtlı bir çözüm olduğunu hatırlatan REC Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Rifat Ünal Sayman, şu ifadeleri kullanıyor: “Bu yüksek maliyetli çözümün, özellikle salım azaltımının zor olduğu imalat sanayi sektörlerine yönledirilmesi daha doğru olacaktır. Türkiye’nin önceliği, başta yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politika ve tedbirleri olmak üzere iklim dostu bir ekonomiye geçiş olmalıdır. Türkiye’nin 12. Kalkınma Planı’na bu amaçla 2028 için belirlenmiş hedefler konulmuş ve Ulusal Enerji Planı’nda yenilenebilir enerji hedefleri uzun vadeli olarak öngörülmüştür. Bu maliyet-etkin yatırımlar Türkiye için çok daha gerçekleştirilebilir durumdadır ve Türkiye’nin net-sıfır hedefine daha fazla katkı yapacaktır. Maliyetlerinin düşmesi durumunda ise ancak uzun vadede çimento ve demir-çelik sektörlerinin salımlarının azaltılmasına destek olarak katkı sunabilir.”
]]>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi’nin ülkelerin fiber altyapısına yönelik önemli verileri sunduğu FTTH/B Market Panorama Araştırmasını açıkladığını bildirdi. Araştırmaya göre Türkiye’nin fiber internet altyapısında Avrupa’nın en hızlı gelişen ülkelerin başında geldiğini belirten Uraloğlu, “Araştırmaya göre eve kadar fiber altyapıda 18 milyon haneye ulaşan altyapısıyla Türkiye, Fransa’nın ardından Avrupa’nın ikinci ülkesi konumuna yükseldi. Her geçen yıl artan yatırımlarımızın meyvesini alarak bu anlamda Avrupa’nın zirvesine oynuyoruz. İnanıyorum ki çok yakın zamanda da fiber altyapıda ülkemiz Avrupa’nın lideri olacak” dedi.
“BİR YILDA 2,5 MİLYON EVE FİBER ALTYAPI ULAŞTI”
Bakan Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi’nin bir önceki raporunda Türkiye’nin fiber altyapıda üçüncü sırada yer aldığına da işaret ederek, “Bugüne kadar gerek bilişim ve haberleşme politikalarında, gerekse de mevzuatta yapılan çalışmalarımız ile günü kurtarmanın dışında köklü reform niteliği taşıyan çalışmalar yaptık. Bunun sonucunda dün insanımız için hayal olan pek çok ulaşım ve bilişim hizmeti bugün gündelik hayatın vazgeçilmezi oldu. Bu bağlamda Türkiye gelişim açısından Avrupa ortalamasının üzerinde bir ivme yakaladı. Sadece bir yılda 2,5 milyona yakın eve fiber altyapıyı ulaştırdık. Böylece fiberde bir yılda Avrupa’nın ilk iki ülkesinden biri konumuna yükseldik. Raporda da Türkiye, fiber altyapıda Avrupa’da en hızlı büyüyen pazarlar arasında yer alıyor. Bu rapor, haberleşme altyapımıza ve tabi ki fiber altyapımıza verdiğimiz önemin sonuçlarını aldığımızın göstergesidir” diye konuştu.
“DAHA BÜYÜK HAYALLER KURMAMIZ GEREKEN BİR DÖNEMDEYİZ”
Uraloğlu, FTTH Avrupa Konseyi gibi bağımsız uluslararası kuruluşlar tarafından yıllık olarak hazırlanan raporlarda Türkiye’nin son yıllarda bilişim ve haberleşme altyapısında dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini aldığını vurguladı. 2071 vizyonu hedefleri doğrultusunda haberleşme altyapı yatırımlarına hız kesmeden devam ettiklerini belirten Uraloğlu, 2002’de neredeyse sıfır olan geniş bant abone sayısının da bugün 95 milyonu geçtiğini anımsattı. Uraloğlu, “Önümüzdeki dönemde de genişbant internet hizmetini her eve ulaştırmış olacağız. Bundan 20 yıl önce ülkemizde yaşayan birisine şu anda bulunduğumuz yeri anlatsaydık, herhalde bizi hayal kurmakla suçlarlardı. Ama işte hayalleri artık gerçeğe dönüştürdük. Şimdi vatandaşlarımızla birlikte daha büyük hayaller kurmamız ve bunları gerçeğe dönüştürmek için çalışmamız gereken bir dönemdeyiz. Şu anda toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre ve bu yılın sonuna kadar 600 bin kilometreye ulaştırmayı planlıyoruz. 4 yıl içerisinde ise fiber uzunluğumuzu 850 bin kilometreye taşıyacağız” dedi.
]]>“SAHANIN RÖNTGENİNİ ÇEKİYORUZ”
Burada konuşan Bakan Yumaklı, “Türkiye yüzyılı hedeflerimiz büyük. Türkiye yüzyılı vizyonu açıklandığı andan itibaren bizler de görevimizi icra etmek için sessiz devrimler olarak nitelenen konuları Türkiye’nin gündemine getirdik. Türkiye’nin dört bir tarafından üreticilerimiz ile bir araya gelerek üretimin yapıldığı alanları ve dinamikleri paylaşma imkanı buluyoruz. En yaygın taşra teşkilatı olan bir bakanlık olarak karşılıklı istişareler bizler açısından faydalı. Bu ziyaretlerimize devam ediyoruz. Sahanın röntgenini çekiyoruz. Bugün tarımın başkenti Adana’dayız. Tarımın her zaman için stratejik bir sektör olduğu herkes tarafından söylenir oldu. Elbette tarımsal üretimin sadece gıda arz güvenliği açısından değil sanayimizin de önemli bir ham madde kaynağı olması, ekonomimizin çarklarını çeviren önemli bir sektör olması herkes tarafından kabul edilmiş bir husus” ifadelerini kullandı.
“TARIM SEKTÖRÜ ÇOK ÇABUK ETKİLENİYOR”
Tarım sektörünün birçok sektöre göre olumsuzluklardan daha çok etkilendiğini aktaran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Tarım sektörünün içerisindeki dinamiklerin çokta göz ardı edilebildiğini görüyoruz. Son dönemlerde oradaki emek ve gayretin tarımsal üretimle alakalı dinamiklerin herkes tarafından bilinmesi önemli. Çünkü tarımsal üretimde sizlerin kontrol edebildikleri ve edemedikleri var. 2 sene önce herkes maske takıyordu. Çok hızlı unutuyoruz. Dolayısıyla iklim değişiklikleri, göç, farklı konjonktür konular, ülkeler arasındaki anlaşmalar bizi etkileyebilir. Tarım sektörünü diğer sektörlerden çok daha hızlı etkileme potansiyeli var” diye konuştu.
“TARIM ALTYAPISINI KORUMAK GIDA GÜVENLİĞİNİ KORUMAKTIR”
Adana’nın tarım altyapısının son 22 yıldır çok güçlendiğini vurgulayan Bakan Yumaklı, daha sonra şunları söyledi:
“Son 22 yıldır Adana’nın tarım altyapısı güçlendirilmiş vaziyette. Yaklaşık 85 milyar liralık bir yatırım yapıldı. Su alanında 42 milyar liralık bir yatırım ile tesis ve alan kazandırılmış durumda. Kırsal kalkınma desteklerimiz herkesin malumu. 398 milyon adet fidan toprakla buluşturulmuş. Adana’da toplam alanı 4,5 milyar dekar alan Çukurova ovası koruma altına alınmış durumda. Bütün bunları gıda arz güvenliğimiz olarak görüyoruz. 21 ürünün coğrafi işaret tescili var. Marka konusunun son derece önemli olduğunu, üretmenin ve bunları katma değerli satabilmek çok daha önemli. Bizler gerçekten devrim niteliğinde olan uygulamaları hayata geçirmek için çalışıyoruz. Tarım kanunu yapıldı ve kullanılmayan tarım arazilerinin yeniden ekonomiye kazandırılması, sözleşmeli üretim gibi konular artık yasal düzenleme ile birlikte farklı bir yönüyle hayatımıza girmiş oldu. Bunların arasında çok uzunca bir süredir tarım sayımında TÜİK ile beraber çalışmamız sürüyor. Türkiye gibi tarımsal üretimin çok çeşitli olduğu bir ülkede bunun altyapısını hazırlamadan yapılan uygulama doğru sonuç vermeyecektir. Bu hazırlık süreci olmazsa olmaz. Hayvancılık yol haritası açıklandı. Burada özellikle planlı üretim, gençlere ve kadınlara pozitif ayrımcılık gibi hem bitkisel hem hayvansal hem de su üretiminde tek tek paylaşıyoruz. 5 ana unsur üzerinde tarımsal üretimin yol haritasını çizmiş durumdayız. Bunların da bu sektöre yatırım olarak dönmesi önemli.”
“SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİLİZ”
Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurgulayan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Geçen sene Emine Erdoğan’ın öncülüğünde su verimliliği seferberliğini başlatmıştık ancak 6 gün sonra deprem oldu. O nedenle ara verdik ve yılın son çeyreğinde çalışmalara tekrar başladık. Su verimliliği seferberliğini ortaya koyduk. Bunun sadece sosyal bir proje olduğu düşünülüyor ama bu hayati bir konudur. Akdeniz kuşağında en çok etkilenecek ülkeler arasında Türkiye’nin olması nedeniyle bütün faaliyetlerimizde suyu merkeze alıyoruz. Türkiye’de kişi başına bin 313 metreküplük su kapasitesi var. Hiçbir şeye dokunmayıp bu şekilde devam ederse 2,5 katrilyonluk su ile yatırımını olan bir ülkenin 2030’lu yıllarda su fakiri olması muhtemel. Bunu durduramayız ama yönetebiliriz. Bundan sonraki dönemde de sizlerde sıklıkla göreceksiniz. Suyun 77’sini kullanan tarım ve yüzde 13’ünü kullanan sanayi sektörü olmak üzere bütün herkes faaliyetlerini yeniden düşünmek durumunda. Üretim açısından son derece bilgi ve tecrübe seviyesi yüksek illerde çok daha kolay algılanabileceğini düşünüyorum” diye konuştu.
Ayrıca Bakan Yumaklı, Adana’ya yapılacak yatırımlardan bahsetti.
Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti. Toplantıya Adana Valisi Yavuz Selim Köşger, milletvekilleri ve tarım sektörü temsilcileri ile çiftçiler katıldı.
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise, TOMTAŞ’ın Kayseri’de vücut bulduğunu kaydederek Hürjet’in bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretileceğini ifade etti. Bakan Kacır, “Kayseri gerçekten sıradan bir şehir değil. Kayseri sanayileşme kültüründe Anadolu’ya öncülük eden bir şehir. Kayseri’nin elde ettiği her başarı Anadolu’ya örnek oluyor. Bu açıdan son 22 yılda elde ettiğimiz kazanımları çok önemli görüyorum. Organize sanayi bölgelerimizi büyüttük. Sadece son pandemi döneminde bile 40 bin ilave istihdam oluşturduk. Yeni organize sanayi bölgeleri kuracağız, yeni endüstri merkezleri oluşturacağız ve Kayseri’yi hep birlikte Türkiye Yüzyılı’na daha güçlü şekilde hazırlayacağız. Kayseri, kanaatkar insanların şehri, inançlı, çalışkan insanların şehri. Biz sizin önünüzü açmaya, varsa önünüzde engelleri kaldırmaya gayret edeceğiz. İnşallah önümüzdeki dönemde sanayicilerimizin öncülüğünde Kayseri’nin yatırım ve istihdamla, icatla ve ihracatla büyümesine katkı sunuyor olacağız. İşte 100 yılın ardından TOMTAŞ Kayseri’de vücut buluyor. İşte Türkiye’nin iftihar vesilelerinden Hürjet inşallah bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretiliyor. Kayseri’de 10 sanayici bir araya geliyor KİM’i kuruyor, yüksek katma değer üretiyor. Kayseri’nin heyecanını, inancını bizler asla yalnız bırakmayacağız. Allah’ın izniyle bu inanç, bu coşku Türk gençliğinde olduğu müddetçe bu milleti hiç kimse tutamaz. Tarihin en şerefli milleti olan Türk Milleti’nin yeryüzünde adaleti hakim kılacağı günler Allah’ın izniyle yakındır” diye konuştu.
]]>Bu gece, @TUSAS_TR’nin milli projelerini gerçekleştiren mühendislerimiz ve teknisyenlerimizle buluştuk.
Atak’tan Gökbey’e,
Hürjet’ten #KAAN’a…Türk Milletinin gökyüzüne attığı her bir imza için alın teriyle, akıl teriyle çalışan, #MilliTeknolojiHamlesi’yle Türk Havacılığının… pic.twitter.com/E5WiIO7x5b
— Mehmet Fatih KACIR (@mfatihkacir) March 23, 2024
Türkiye’nin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi olduğunu söyleyen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “AK Parti aziz milletimizin teveccühüyle Türkiye’nin her aşamadaki gelişmesini, ilerlemesini sağlayan, adeta bir anahtar oldu. Milletimizin sesi oldu, gücü oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ve büyük Türkiye’nin lokomotifi oldu. Dolayısıyla bizler de bu teveccühe layık olmanın gayreti içerisindeyiz. İlk günkü aşkla, şevkle, Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu düşünen, bilen, buna inanan bir davanın mensupları olarak gece gündüz demeden çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi aşk ile koşan yorulmaz. Ülkemize yakışan vizyon ve değerlerle milletimizin duaları ve destekleriyle inşallah büyük Türkiye’yi inşa ediyoruz. Satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11’inci büyüklükteki ekonomisine sahip. 2023 yılındaki kişi başına milli gelirimiz 13 bin doları aştı. Tarımdan ulaşıma, milli uzay programından sağlık sistemine, uluslararası diplomasiye kadar Türkiye artık kendi kabına sığmayan, yeni ufuklara yelken açmış bir ülke. Yüzüncü yılını tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nde ikinci yüzyılının da startını vermiş, güçlü, büyük ülke ancak benim bakanlığım, yani Tarım ve Orman Bakanlığının uhdesindeki hayat perspektiften bakacak olursak da bizler güçlü tarımın güçlü Türkiye’nin anahtarı olduğu anlayışıyla tarımda da inşallah üretimin ve üreticinin 100 yılını inşa etmiş olacağız” dedi.
“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BİZİM ÜLKEMİZİ DİĞER ÜLKELERDEN ÇOK DAHA FAZLA EKLEMİŞ OLACAK”
Bu günün Dünya Su Günü olduğunu hatırlatarak suyun önemine değinen Bakan Yumaklı, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü, suyu korumakla, suyu verimli kullanmakla ki Şanlıurfa herhalde bunun en çok kıymetini bilen illerimizden bir tanesi, belki de birincisi. Yaptığımız bütün işlerde, bütün üretimlerimizde, tarımsal üretimlerimizde suyun son derece büyük bir önemi var ancak bugüne mahsus, özellikle 2023 yılının ocak ayında Emine Erdoğan hanımefendinin himayelerinde su seferberliği başlatmıştık. Daha sonra, 6 gün sonra maalesef dünyanın gördüğü en büyük felaketlerden birini ülkemiz yaşadı. Bir süre ara vermek durumunda kaldık ama yeniden 2023 yılının son çeyreğinde su seferberliği konusunu başlattık, neden, biraz önce söylediğimiz gibi güçlü Türkiye’nin yolu güçlü tarımdan geçer, güçlü tarım için de bizim su ve sulama açısından bütün unsurlarıyla hazır halde olmamız gerekir ancak bu da yetmiyor. Suyu verimli kullanmamız gerekir çünkü iklim değişikliği konusu bizim ülkemizi diğer ülkelerden çok daha fazla eklemiş olacak. Tarım da bunun yüzde 77’sini suyu kullandığına göre bu anlamdaki verimlilik de son derece önemliydi. Bu vesileyle Şanlıurfa’da bütün Türkiye’mize tekrar suyun hayatımızdaki öneminin bundan sonra çok daha fazla artacağını yaptığımız her işte, ister bu tarımsal üretim olsun, ister sanayi üretimi olsun, isterse diğer dallar olsun, suyun merkezde olduğunu ve olacağını tekrar belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Şanlıurfa’ya yapılan tarım yatırımlarını da aktaran Bakan Yumaklı, “Tabi suyla alakalı ve sulamayla alakalı Şanlıurfa’ya yapılan, son 22 yılda tarımsal üretimi de katarsak 205 buçuk milyar liralık tarımsal yatırım ve destek söz konusu. Tarımsal ihracatının 12 katına çıktığı, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi coğrafi işaretli ürünlerin Şanlıurfa için de önemine binaen 47 ürünün coğrafya işaretli ürünler kapsamına alındığını da belirtmek istiyorum. Özellikle tarımsal desteklerimizin bu manada, 2023 yılı itibariyle 37 kat arttığını da söylemek istiyorum. Süt üretimi artışı son 22 yılda yüzde 229 oldu. Arı kovanı sayısı 8 binden 206 bine çıktı. Yani 26 kat arttı. Yine iç sulardaki balık üretimi 19 kat arttı. 5 barajımız var, 4 göletimiz, 41 sulama tesisimiz var. 3.3 milyon dekar araziyi sulamaya açtık. Ayrıca bir HES yaptık. Şimdi Şanlıurfa’da yaklaşık 9.4 milyon dekarlık dokuz ova da yine koruma altına alınmış oldu. 2024 yılı yatırım programındaki 55 milyar lira maliyetli 164 adet su ve sulama tesisini Şanlıurfa’mıza kazandırmak için çalışıyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 29 milyon lira kaynağı olan 5 yeni projemizi bitkisel üretimi geliştirmek üzere yine Şanlıurfa’ya ayırmış durumdayız. Ormancılık alanında da istediğimiz seviyede değil, bunu da geliştirmek adına 2024 yılında yaklaşık 39 milyon liralık bir kaynak yine Şanlıurfa’mıza ayrılmış durumda. 2024’te bir bal ormanı, bir millet ormanı kurulup 166 bin fidanı da dikmeyi planlıyoruz inşallah” şeklinde konuştu.
“MAZOT VE GÜBRE DESTEKLERİ BUGÜN HESAPLARA YATACAK”
Şanlıurfa’da çiftçilere müjde de veren Bakan Yumaklı, pamuk üretiminde mazot ve gübre desteklemelerinin bugün çiftçilerin hesabına yatırılacağını belirterek, “Hep söylediğimiz gibi ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bütün bu destekleri geçmişte söyledim ancak biliyorum Şanlıurfa’da da beklenen bir konu, pamuk üreticilerimizin destekleri konusu. Bugün pamuk üreticilerimize mazot ve gübre desteği ödemesi olarak 1.6 milyar TL’lik bir ödeme yapmış olacağız. İnşallah hesaplara geçmiş olacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun. Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle şimdi tek hedefimiz ve bundan sonra ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye yüzyılı hedeflerine ulaşmak. Daha fazla çalışmamız gerekiyor. Daha fazla yatırım yapmamız gerekir ancak diğer bir konuyu unutmamak gerekir o da gerçek belediyeciliği Şanlıurfa’ya devamını sağlayacak bir sonuca ulaşmak gerekir ki şehirlerimizin, ilçelerimizin gücüne güç katılmış olsun. Dolayısıyla ben halihazırda mevcut başkanımız olan ve AK Parti Şanlıurfa Belediye Başkan Adayı Zeynel Abidin Beyazgül ve bütün ilçe belediye başkanı adaylarımıza buradan başarılar diliyorum. El ele vereceğiz, inşallah Şanlıurfa’yı Türkiye 100 yılının parlayan yıldızlarından bir tanesi yapacağız” diye konuştu.
]]>ÖNEMLİ YOL KATEDİLDİ
Avrupa’nın en büyük fiber optik etkinliği olan FTTH Konferansı 19-21 Mart’ta Berlin’de gerçekleşti. Konferansta yer alan Türk Telekom fiber ağlardaki son gelişmeleri ve çalışmalarını paylaştı. Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini söyleyen Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, fiber ağlarda kat edilen mesafeye vurgu yaptı. “Fiber yatırımlarını her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere de ulaşıyoruz” diyen Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üçüncü çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık” şeklinde konuştu.

Ümit Önal
KARARLILIK GÖSTERGESİ
Türkiye’nin fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığının belirten Önal, FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine değinerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Rapora göre, eve kadar fiber erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu yılki raporda İspanya’yı arkamızda bıraktık. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici.”

‘5G’DE DENEYİMİ YAŞATTIK’
TÜRK Telekom’un 5G alanındaki çalışmalarını sürdürdüğünü söyleyen Önal, şirketin bu alandaki bazı projelerini şöyle anlattı:“Halka açık ilk bireysel 5G deneyimi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı öncülüğünde, İstanbul Havalimanı’nda başlatıldı. Türkiye’de ilk akıllı fabrika uygulamasını iş ortaklarımızla hayata geçirdik. Spor alanında ilk canlı 5G maç yayını, sağlık alanında 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat ve tarımda ilk akıllı traktör kullanımı gibi çok sayıda yenilikçi proje hayata geçirildi. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki 5G destekli kültür sanat projesini yaptık.”
Konuşmasında daha önce yaşanan gezi olaylarından da bahseden Bakan Bolat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kimseyi etnik olarak, din olarak, mezhep olarak, gelir düzeyi olarak, rengi olarak, cinsiyeti olarak asla ayırmadık. Buna Allah da şahit, herkes de şahit. Fakat hatırlıyorsunuz onlar Allah muhafaza iktidarı bir ele alsalar nasıl bir tek parti faşizmi göstereceklerini hep birlikte yaşadık. Gezi olaylarında da yaşadık. 10 sene önce burada gezi olayları sırasında 2-3 hafta geçtiği halde sizler sokağa çıkamıyordunuz. Araçlarda taciz ediliyordunuz, laf çarpılıyordu. AK Parti’nin Karşıyaka İlçe binasını kundaklamaya kalkmışlardı. Biz herkese eşit davrandık, ayrımcılık yapmadık. 85 milyon vatandaşımızın hepsi azizdir, kutsaldır ve bizim öz ve öz vatandaşımızdır diye çaba sarf ettik.”
“İZMİR ESNAFIMIZA 20 MİLYAR LİRA, ÇOK DÜŞÜK MALİYETLİ FİNANSMAN DESTEĞİ KREDİSİ VERDİK”
Türkiye’de yapılan yatırımlardan bahseden Bakan Bolat, “Türkiye’de neler yapmadık ki? İzmir’in Şehir Hastanesi, Türkiye’ye 23 Şehir Hastanesi, 30 bin kilometre duble yol, binlerce kilometre otoyol, yine binlerce kilometre hızlı tren, yakında İzmir-Ankara hızlı tren inşallah kavuşuyor. İzmir’in ve Türkiye’nin hastanelerinin tamamı yenilendi. Okulları tamamı yenilendi. İnsanların gelir artışı, refah ve satın alma gücü en az 3 katına yükseltildi. Milli gelir kişi başına 3 bin 608 dolarken 13 bin 110 dolara çıkarıldı. 238 milyar dolar olan milli gelir 1 trilyon 118 milyar dolara çıkarıldı. Bir Türkiye ekonomisine 4 buçuk Türkiye ekonomisi daha eklenerek 5 buçuk Türkiye ekonomisi yapıldı. Daha iyisini de yapacağız. Canla başla çaba sarf ediyoruz. İzmir esnafımıza geçen sene 20 milyar lira, çok düşük maliyetli finansman desteği kredisi vermişiz. Bu sene ilk 2 ayda 1.4 milyar lira yine bu finansman desteğini sağladık. Çiftçilerimizin gelirlerinin enflasyonun üstünde olmasını sağladık. İşçilerimize, asgari ücrette, memurlarımıza, emeklilerimize tüfe enflasyonun oldukça üzerinde ücret artışları sağladık” cümlelerini aktardı.
Konuşmasını sürdüren Bakan Bolat, muhalefetten de söz ederek şunları kaydetti:
“Onlar beceriksizliklerini, bir şey yapamadıklarını biliyorlar. Belediyelerin nasıl yönetildiğini, sanal dünyadaki palavra reklamlarla hükümetin ve AK Parti belediyelerinin yaptıkları hizmetleri, kendileri yapmış gibi yalan da anlatmaya çalışıyorlar. Nasıl olsa birileri inanır mantığı içinde sahiplenmeye çalışarak propaganda yapıyorlar. Varsa yoksa sığındıkları, market diyor. Bir ürünün fiyatı zıpladı diye onu istismar etmeye çalışıyor. Fakat bu seçimde soğan patates istismarı yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Şeker, ayçiçeği yağı, domates, salça, biber yapamıyorlar. Az bir şey, kırmızı et fiyatlarında bir artış oldu. Kesime daha az hayvan gönderilince orada bir küçük sıkıntı oldu. Onun üzerinden Ramazan, seçim, ücret artışları üst üste gelince o konuyu istismar etmeye çalıştılar. Ama 1 Nisan günü göreceksiniz bu istismar siyaseti bitecek, hizmet eser siyaseti başlayacak.”
Programda Konuşan AK Parti Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı ise “Biz bu saate kadar çok iyi işler yaptık. Biz bu saate kadar yaptığımız işleri, merkezi hükümetin bütçesiyle yaptığımız işleri, İzmir’de tek tek anlattık. Şimdi sıra geldi İzmir’de vatandaşlarımızı hizmetle buluşturmaya. Büyükşehirimiz’de Hamza Dağ başkanımızla 30 ilçe belediye başkanımızla beraber inşallah artık yeter dediği noktadayız. Bıçak kemiğe dayandı. İzmir çantada keklik oylara sahip değil. İnanın bu önümüzdeki 5 sene yaşayacaklarımız o kadar kötü bir zemin var ki. Belki biz çok zorlanacağız ama o kadar büyük zeminde 10 yıl değil, inanın İzmir 50 yıl kaybedecek” ifadelerine yer verdi.
Hiç yorulmadan son 13 günü çalışarak geçireceklerini belirten AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı da şöyle konuştu:
“Yeri geliyor günde 2-3 saat uykuyla mücadele ediyoruz. Öncelikle 18 Mart Çanakkale Zafer Bayramımızı tebrik ediyorum. Kabinede pırıl pırıl büyüklerimiz var. Eğer bizler onların gece gündüz çalışmalarının karşısında çok güzel çalışma ortaya koyarsak, kader gayrete aşıktır.”
]]>Avdagiç, Bakan Yerlikaya’nın İstanbul’da iken hayata geçirdiği, ‘İş dünyası üretip kazandıkça İstanbul kazanacak’ ilkesini, bu kez Türkiye için uyguladığına şahit olduklarını kaydetti. Avdagiç, “Bakanımızın İstanbul Valisi olduğu dönemde şehrimizin asayişine verdiği önem de bu bakımdan çok ciddi bir örnekti. Şimdi bu örneği, Türkiye çapında uyguluyor. Asayişi temin eden, örgütlü yapılara göz açtırmayan, sınırlarımızı güvende tutan operasyonları takdirle izliyoruz” dedi.
Avdagiç, konuşmasında İçişleri Bakanlığı’na yönelik olarak İTO’nun meslek komitelerinden ve üyelerinden ulaşan 5 temel konuya da dikkati çekti. Avdagiç, şunları söyledi: “Biliyorsunuz, ulaşım en çok tüccarı ilgilendiren konu. Biz, İTO olarak, Ulaşım Koordinasyon Merkezi UKOME’de asli üye olarak temsil edilmenin çok önemli olduğuna inanıyoruz. İkincisi, Okul Servis Araçları Yönetmeliği’nde yetkinin tek bakanlıkta toplanması gerektiğinin altını çiziyoruz. Böylesine hassas bir konuda çok başlılık önlenmeli. Aynı şekilde okul taşıtları ile personel servis araçlarının birlikte değerlendirilmesi ve okul servis aracı yaşlarının personel servis araçlarınınki ile aynı olması hususunun dikkate alınmasını talep ediyoruz. Dördüncü olarak, kiralama yöntemi ile çalınan araçların ’emniyeti suistimal’ suçundan değil ‘organize suç/nitelikli dolandırıcılık’ kapsamında değerlendirilerek KABİS ile entegre bir ‘kara liste’ oluşturulmasına ilişkin Bakanlıkça yürütülen çalışmaların ivedilikle sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Öte yandan üyelerimiz AB’ye uygun olarak, motor numaralarının trafik tescilde aranılan bir zorunluluk olmaktan çıkarılması ile ticari kayıpların önlenmesi amacıyla motor yenileme ve motor değişim işlemlerinin kolaylaştırılmasının sağlanmasını talep ediyor.”
“TÜRKİYE, ENFLASYONLA MÜCADELEDE TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASINDAN GEÇİYOR”
Konuşmasında İstanbul iş dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, 12 yıl aranın ardından geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin kredi notunun artırıldığını hatırlattı. Avdagiç, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltti, not görünümünü de ‘durağan’dan ‘pozitif’e çevirdi. Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihî bir dönüm noktasından geçiyor. Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in de ifade ettiği gibi, ‘Dezenflasyon, zaman ve kararlılık gerektiriyor’. Fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar iş dünyası olarak sabırla ve azimle desteğimizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Avdagiç, genelde ekonomi yönetiminin ve özelde Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrar için kararlılıkla uyguladığı dezenflasyonist politikaların üretim ve ihracat tarafında baskı oluşturduğunu ve fedakârlıklar gerektirdiğini bildiklerini söyledi.
Şekib Avdagiç, “Ancak şunu da biliyoruz ki, bugün bu fedakârlıklara katlanmazsak, enflasyonu düşürmemiz çok zor. Enflasyonla mücadelede, kamu ve özel tüm kesimler üzerimize düşeni eksiksiz yapmak zorundayız. Enflasyonun kalıcı olarak tek haneye indirilmesi zor ama imkânsız değildir. Öncelikle hepimizin buna inanması gerekiyor. Türkiye nasıl ki, enflasyonu 2002’deki yüzde 45 seviyesinden 2004’te yüzde 10’a ve sonra da yüzde 10’un altına indirdiyse, bugünkü yüksek enflasyonun da iki yıl içinde hedeflendiği şekilde tek haneye indirilmesi mümkündür” dedi.
“RAKAMLAR, CARİ AÇIKTAKİ DÜŞÜŞ EĞİLİMİNİN SÜRECEĞİNE İŞARET EDİYOR”
İTO Başkanı Avdagiç, iç talebin yanı sıra dış dengede de tablonun olumluya döndüğünü kaydetti. Avdagiç, “Küresel ekonomideki zayıf seyre rağmen yılın ilk iki ayında ihracatımız yüzde 8,5 artarken, ithalat hacmi yüzde 15,5 daraldı. Böylece 2024 yılının iki aylık dış ticaret açığı da 26 milyar seviyesinden yüzde 50 düşüşle 13 milyar dolara geriledi. Şubat itibariyle son 12 aylık ihracat ise yüzde 1,6 artarak 260 milyar dolara dayandı. Bu rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, Kasım 2023’te 50 milyar dolar sınırının altına inen ve aralıkta 45 milyar dolar bandına düşen 12 aylık cari açığın, önünüzdeki aylarda 40 milyar doların da altına inmesini beklediklerini vurgulayarak, “Cari açığın azalması, talebini aşağı çekerken, dış kırılganlıkların da azalmasına yol açacaktır. Yaz aylarıyla birlikte turizm geliriyle beraber Türkiye’nin yeniden cari fazla verir konuma ulaşacağını öngörüyoruz” dedi.
]]>‘TARIMDA HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERECEĞİZ’
Ardından Türkiye’nin uzay konusundaki çalışmalarına değinen Yumaklı, “Çalışmalar başladığında ‘Hadi canım’ diyenler, Türkiye’nin bir evladı uzay çalışmalarına katıldığında onu küçümseyen sözler ettiler. Ama biz biliyoruz ki bugün binlerce minik evladımızın artık orayla ilgili bir tahayyülü var. Parasını verdiğimiz halde verilmeyen, kendimizi savunmamız için her yönden atak eden ülkemize, teröristlerle savaşabilmek için, insansız hava araçları gibi ihtiyacımız olan savunma malzemelerini vermekte ayak sürüyenler bugün Türkiye’nin savaş uçağını konuşuyor ve dünyada bunun dengeleri değiştireceğini her fırsatta ifade eder oldular. Bütün bunların gideceği yer büyüktür” diye konuştu.
Partilerinin Polatlı Belediye başkan adayının da bakanlık çalışanı olduğunu hatırlatan Yumaklı, “Bugün bu zor göreve talip oldu ve sizlere hizmet etmek için öne çıktı. Bizler de elbette kendisine Polatlı’ya kent tarımı dediğimiz özellikle tarımsal potansiyeli çok yüksek olanlara karşı pozitif ayrımcılığımızı göstererek inşallah her türlü desteği vereceğiz” dedi.
‘MEMLEKET TAHAYYÜLLERİ YOKMUŞ’
Her ilçede tarımsal üretim yapan vatandaşlarla bir araya geldiklerini belirten Bakan Yumaklı, “Onlar için yaptıklarımızı birbirimizle istişare ederek, onların önerilerini, duygularını, düşüncelerini, eleştirilerini ya da bizimle beraber yapmak istedikleri projelerini dinliyoruz. Yani bizim bu gezilerimizi sadece seçimle alakalandırmanın ne kadar anlamsız olduğunu da görürler. Bizler menfaat birlikteliği olanların 14-28 Mayıs’tan sonra o menfaatlerin ortadan kalktığında nasıl çil yavrusu gibi dağıldıklarını gördük. Demek ki onların memleket tahayyülleri yokmuş. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız 28 Mayıs akşamı balkon konuşmasında bunu söyledi. Şimdi milletimiz bize bu yetkiyi verdi. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için biz bugüne kadar olduğundan daha fazla çalışacağız. İnşallah 31 Mart’ta vatandaşımız her zamanki sağduyusuyla beraber kendisi için çalışacak. Her an kendisinin derdiyle hemhal olacak adaylara inşallah oyunu verecektir” dedi.
]]>Türkiye Cumhuriyet ’nın (TCMB) sıkılaşma adımları ile ilgili değerlendirmede bulunan Avdagiç, “Bizim ülke olarak en kısa zamanda, etkili bir şekilde enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok” dedi.
Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri, konseptleri olduğunu kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti:
“Türkiye de Orta Vadeli Program’la (OVP) enflasyonla mücadele için bir kurallar manzumesi ortaya koydu. Bununla ilgili 6-8 ay civarında elde edilen çıktılar, yüzde yüz beklentiyi karşılamasa da ağırlıklı olarak trendler bu istikamette makul bir şekilde ilerliyor. Bundan sonra bazı mikro konulardan hareket ederek kısır döngüye itmememiz lazım. Burada zaman içinde tabii ki dokunuşlar yapılacak ama biz kalıcı ve hızlı bir şekilde enflasyonu düşürmek zorunda olan bir ülkeyiz. Hepimizin selameti için, iş dünyası açısından, vatandaşlar açısından, hükümet açısından, uluslararası itibarımız açısından, daha uygun şartlarda iç ve dış borçlanmanın sağlanması açısından, fiyat istikrarı açısından her yönden bizim en öncelikli hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek. Dolayısıyla bunu düşürmek için ortaya konan paketin sıhhatli çalışması konusunda hep beraber gayret göstermemiz lazım. Bu sadece iş dünyasının, ihracatçıların, ithalatçıların, kamunun yapacağı bir adımla olmaz. Topyekun, toplum olarak bunu benimsemeli, özümsemeli, içselleştirmeliyiz. Politikanın uygun bir şekilde yürütülebilmesi için 85 milyonun, çocukları çıkartırsak 65-70 milyonun ortak sorumluluğu var. Bu ortak sorumluluk içinde bunu en kısa zamanda başarabiliyor olmamız lazım.”
Avdagiç, ekonomi politikalarıyla alakalı olarak rasyonel bir sürecin devam ettiğini, burada bazı bireysel irrasyonel çıkışların genelleme yapılıp oradan hareket edilmemesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, son 12 aylık enflasyonla son 12 aylık kur değişimi arasında bir korelasyon olduğunu, şu anda kurla enflasyon arasındaki ilişkinin makul bir dengede gittiğini aktardı.
ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILACAK MI?
Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin olarak asgari ücretin yıl başında 1 yıllık açıklandığını dolayısıyla bütün iş dünyasının bütçelerini buna göre yaptığını belirterek, “Bizim spekülasyonlarla işimiz yok. Biz İstanbul Ticaret Odası’yız. Kamunun belirlediği bir asgari ücret var. Bunu belirlerken ortaya koyduğu bir çerçeve var. Biz ve temsil ettiğimiz şirketler, kamunun ortaya koyduğu bu çerçeveyi ve buradaki takdiri gündeme alarak bütçemizi yaptık. Devletin bununla ilgili gündeme getirdiği bir söylem var biz bu söylemin bu sene geçerli olduğunu öngörüyoruz” dedi.

MESAİ SAATLERİNİN KISALTILMASI İLE İLGİLİ TARTIŞMALAR
Mesai saatlerinin kısaltılması ile ilgili tartışmalarla ilgili gelen bir soru üzerine İş kanununun kümülatif olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Avdagiç, mesai saatlerinin kısaltılması gibi sadece bir iki alt başlığın tek başına değerlendirilmesinin doğru olmayacağını dile getirdi.
Avdagiç, yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1” numara olduğunu aktardı. Böyle bir katılığı Türk iş dünyasının uzun bir süre kaldıramayacağını dile getiren Avdagiç, bütün ülkelerde iş güvencesi açısından bazı başlıklar bulunduğunu ancak Türkiye’de bu başlıkların daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Bu başlıkların, kıdem tazminatı, işverenin emeklilik durumunda karşı karşıya kaldığı ilave yük, işsizlik sigortası, iş güvencesi, sendikal tazminat olduğunu bildiren Avdagiç, Türkiye’nin bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülke olduğunu kaydetti.
Avdagiç, bu katılıkla Türk iş dünyasının rekabetçiliğini sağlamasının mümkün olamayacağını belirterek, “İstihdam üzerindeki yüklerde çok aşamalı bir konu var. Kıdem tazminatı var. Her yıla 30 gün. İşveren, emeklilikle ilave bir yükle karşı karşıya. İşsizlik sigortamız var. Defakto olarak bunu da işveren ödüyor. İş güvencesi var. İşten çıkardığınız zaman 8 ay artı 4 ay işe iade tazminatı var. Ve sendikal tazminat var en az 12 ay. Dolayısıyla bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülkeyiz. OECD ve AB ülkelerinde böyle 5’li bir yapı yok. Çalışan ben gidiyorum dediği zaman gidiyor, onunla ilgili işvereni koruyan hiçbir şey yok. En fazla ihbar süresi kadar bir çalışma mecburiyeti var. Dolayısıyla bu katılıkla önümüzdeki dönemde Türk iş dünyasının rekabetçiliğinin sağlanması mümkün değil. Yani istihdamın üzerinde hem kamunun yüklerini azaltması lazım hem de bu 5 aşamalı katılığın azalması lazım.”
Şekib Avdagiç, aylık 100 bin lira brüt maaş aldığınızda işverenin toplam maliyetiyle çalışanın eline geçenin oranının yüzde 55 olduğunu söyledi. Yani işverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor. Bu konudaki düzenlemeleri gözden geçirmemiz gerekiyor” dedi.
Bunun sadece işveren olayı olmadığını vurgulayan Avdagiç, “Kayıt dışılığı önlemeyi, çalışanların herhangi bir hak kaybı olmamasını, işverenlerin daha rekabetçi olmasını konuşuyoruz. Hem çalışan ve ücretler üzerindeki kamu yükünü optimize etmemiz lazım hem de bu 5’li mekanizmayı gözden geçirmemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu.
EXİMBANK KREDİLERİ 40-50 MİLYAR SEVİYELERİNE YÜKSELMELİ
Eximbank’ın ihracatçılara verdiği desteğin ticaretin seyrini çok olumlu etkilediğini ifade eden Avdagiç, ancak reeskont kredisi kullanan firmaların bunu amacına uygun kullanması gerektiğini dile getirdi.
Avdagiç, reeskont kredilerinin ihracatı daha rekabetçi hale getirecek firmalara kullandırılması gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Daha evvelki KGF kredilerinde olduğu gibi bir kısım reeskont kredisi kullanıcıları bunu gerçek amacı dışında kullanırlarsa, bu sefer devlet reeskont kredisi kullananların tamamıyla ilgili tedbir almak zorunda kalır” dedi.
Beklentilerinin Eximbank kredilerinin Türkiye’nin 2 aylık ihracatına kadar yani 40-45 milyar seviyelerine yükselmesi yönünde olduğunu kaydeden Avdagiç, bunun gerçekleşmesi durumunda sürecin daha rahat yürütülebileceğini aktardı.
Savunma sanayisinde atılan adımları çok değerli bulduklarını vurgulayan Avdagiç, Türkiye’de son 20 yılda bunun da özellikle son 12 yılında savunma sanayisinde aritmetik bir yükselmeden ziyade geometrik bir yükselme olduğunu kaydetti.
Türkiye’de savunma sanayisi konusunda ciddi bir ekosistem oluştuğunu dile getiren Avdagiç, “Burada sadece ana savunma sanayi şirketlerinin olması yetmez. Alt ürün, hizmet, sistem üreten firmaların oluşması da önemli. Türkiye’nin dünya savunma sanayisi pazarında da şu andakinden çok daha etkili bir noktaya doğru hızla gittiğini görüyorum. Bu Türkiye’nin dış politikasına da çok ciddi bir katkı sağlayan unsur durumuna gelmiştir” ifadelerini kullandı.
‘KIRMIZI ETTE SÜRECİ İYİ TAKİP ETMEK GEREKİYOR’
Avdagiç, bir soru üzerine, kırmızı et fiyatlarıyla ilgili süreci iyi takip etmek gerektiğini vurguladı. Son bir yılda yem fiyatlarının yüzde 27 arttığını, kırmızı et fiyatlarının ise yüzde 100’ün üzerinde zam gördüğünü dile getiren Avdagiç, bunun rasyonel bir karşılığı olmadığını kaydetti.
Avdagiç, belli market zincirlerinin kırmızı et fiyatlarının en azından Ramazan ayı boyunca sabit kalması konusundaki adımlarının etkili olduğunu belirterek, buna karşılık kırmızı et fiyatlarının daha makul bir noktaya gelmesi gerektiğini aktardı.
Kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadığını dile getiren Avdagiç, “Atılan adımlar olumlu ancak yeterli değil. Önümüzdeki süreçte kırmızı et fiyatları daha makul bir düzeye gelecektir” ifadelerini kullandı.
]]>‘AVRUPA’DA BİRİNCİ TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETTİK’
Türkiye’nin geçmişte ekonomik gelişmeler ve sanayi devrimlerini ıskaladığını ifade eden Bakan Kacır, “Son 22 yılda işte bu tabloyu değiştirerek sanayiden enerjiye, ulaştırmadan eğitime, sağlıktan çevre ve şehirciliğe kadar her alanda Türkiye’yi yatırımlarla ilmek ilmek dokuduk. Askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento ve demir çelik üretiminde Avrupa’da birinci Türkiye’yi inşa ettik. Savunma sanayide ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. Şimdi Türkiye Yüzyılı’nda, Millî Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştirerek ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tahkim etmek üzere her alanda yeni atılımlar gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.
YATIRIMCILARA ÇAĞRI
Türkiye’nin büyük bir insan kaynağı potansiyeline sahip olduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Asya’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kıtalar arası köprü vazifesi gören Türkiye; bölgesinin parlayan yıldızı olarak küresel bir üretim üssüne dönüşüyor. Ben de buradan bir kez daha yatırımcılarımıza seslenmek istiyorum. Türkiye’nin kapısı sizlere açık. Yatırım teşviklerimizle, planlı sanayi uygulamalarımızla, girişimci ve yenilikçi bir yaklaşımla, yatırımcılarımızın yanındayız. Ülkemiz kendisine inananlara, güvenenlere hep kazandırdı ve kazandırmaya da devam edecek” dedi.
BAKAN TUNÇ: KARA PROPAGANDALARA MİLLETİMİZ İNANMIYOR
Bakan Tunç ise Türkiye’nin hukuk devleti olmasa yabancı sermaye tarafından tercih edilmeyeceğini belirterek, “Temel hak ve özgürlük alanını daha da genişlettik. Hak arama hürriyetini, hak arama yollarını, yaptığımız mevzuat ve anayasa değişiklikleriyle alabildiğine genişlettik. Demokratik hukuk devleti ilkesini güçlendirdik. Birileri ‘Türkiye’de hukuki güvenlik yok. Öngörülebilirlik yok’ diye bir kara propaganda yapsa da bu kara propagandanın hiçbir aslı ve astarı yoktur. Birkaç böyle siyasallaştırdıkları davaları öne çıkararak Türkiye’de hukuki güvenliğinin Türkiye’de hukuki öngörülebilirliğinin yatırım ortamının olmadığı yönündeki kara propagandalara milletimiz de inanmıyor. Türkiye’ye gelmek isteyen yabancı sermaye de buna inanmıyor. Rakamlar ortada. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarı, doğrudan yabancı sermaye miktarı 2002’de sadece 15 milyar dolardı. Bugün bu rakam 262 milyar doları geçti. Eğer Türkiye’de yabancı yatırımcı hukuka güvenmese öngörülebilirlik olmasa 15 milyardan 262 milyar liraya yabancı doğrudan sermaye çıkabilir miydi? Türkiye’de 2002’de yabancı şirket sayısı, doğrudan yabancı sermaye getiren şirket sayısı 5 bin 600’ydü. Bugün bu sayı 80 bin 500’ü aştı. Eğer Türkiye’ye güven olmasa, Türkiye’de hukuk olmasa öngörülebilirlik olmasa yabancı şirketler Türkiye’ye yatırım yapabilir miydi? İşte bu kara propagandayı yapanlar maalesef ‘Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmesin, sanayi gelişmesin, kalkınma hızı azalsın ve siyaseten de zor durumda kalsın, iktidar ve sıra da bize gelsin’ diye düşünseler de milletimiz gerçekleri gördüğü için de 22 yıldan bu yana bu güvene destek verdi. Gelişmeye destek verdi, kalkınmaya destek verdi. Bölgemiz yatırım bakımından gelecek vadeden bir bölge” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİR AR-GE VE ÜRETİM ÜSSÜNE DÖNÜŞTÜRÜYORUZ’
Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak’ın Çaydeğirmeni beldesinde 30 bin metrekare kapalı alana yapılacak orman ürünleri ve kereste fabrikasının temel atma törenine katıldı. Burada konuşan Kacır, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde taş üstüne taş koyan, alın teri döken, akıl teri döken herkesin yanındayız ve arkasındayız. Türkiye yatırımla, istihdamla, üretimle, ihracatla büyüme yolculuğuna devam ediyor ve devam edecek. Allah’ın izniyle Cumhuriyetimizin ikinci asrını ‘Türkiye Yüzyılı’ yaparken Türkiye’yi küresel bir Ar-Ge ve üretim üssüne dönüştürüyoruz. İnşallah bu yolculukta Zonguldak da sahip olduğu tüm imkanlarla, lojistik imkanlarla, nitelikli insan kaynağıyla ve sanayi kültürüyle öncü şehirlerimizden, ‘Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızlarından biri olacak. Biz de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bu yolculukta inşallah sizlerle olacağız” dedi.
‘HEP İNSANI GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÇALIŞTIK’
Bakan Tunç ise şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 yıldan bu yana hep önce insan demeye devam ediyoruz. İnsanımızın refahını artırmak için, ekonomiden sosyal politikalara, eğitimden sağlığa varıncaya kadar hep insanı güçlendirmek için çalıştık. Çalışmaya da devam ediyoruz. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eserlerle donattık, donatmaya devam ediyoruz. Fabrikalarla doldurduk, organize sanayi bölgelerimizi, o dolan organize sanayi bölgelerimize ilave yeni sanayi bölgeleri kattık, katmaya devam ediyoruz. Ülkemizi teknolojide, sanayinde, enerjide, bağımsız; ekonomide, IMF’ye muhtaç olmayan bir ülke olması yolunda, ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşası yolunda milletimizle beraber devam ediyoruz” diye konuştu.
Konuşmalar ve dua sonrası fabrikanın temel atma töreni gerçekleştirildi. 2 bakan daha sonra Gökçebey ilçesine geçerek AK Parti seçim irtibat bürosunun açılışını yaptı.
]]>Tıbbi görüntülemede son teknolojilerin sergilendiği standları dolaşırken Türkiye Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Can Çevikol’la karşılaştık. Verdiği istatistik etkileyici; “Türkiye’de üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına giren her beş hastadan biri radyolojiye giriyor” dedi. Peki neden? Prof. Dr. Çevikol’un yanıtı net: “Çünkü hekim başına düşen hasta sayısı çok fazla. Beş dakikalık sürede hekim bir şeyleri atlamamak adına radyolojiden yararlanıyor.”
ÇEKİMDE DÜNYA LİDERİYİZ
Bu trafik Türkiye’yi tıbbi görüntülemede dünya lideri yapmış. Hangi alanda derseniz, cihaz başına görüntülemede. Veriyi sahadaki Siemens Healthineers yöneticileri aktardı: Türkiye’de cihaz başına 250-300 çekim yapılıyor. Dünya ortalaması ise 30’larda. Önemli bir bilgi daha; Türkiye regülasyonlar gereği ikinci el görüntüleme cihazı almıyor. Mutlaka bütün cihazların sıfır gelmesi gerekiyor. Bu da yeni teknoloji cihazlar için Türkiye’yi önemli pazarlardan biri yapıyor.
HELYUM FAKTÖRÜ ÖNEMLİ
Viyana’daki radyoloji buluşmasının konusu yeni nesil teknolojiler olunca neler var diye baktık. Ar-Ge’ye 1.7 milyar ’luk yatırım bütçesi ayıran Siemens Healthineers, son teknoloji MR ve bilgisayarlı tomografi cihazlarını geniş bir alanda sergiledi. Karbon ayak izi hatırı sayılır büyüklükte olan bir endüstride çevreci çözümlerin öne çıkmasını görmek güzeldi. Şirketin son ürünü 80cm gantri açıklığına sahip MR cihazı MAGNETOM Free.Max, helyumsuz MR hayaliyle yola çıkılarak geliştirilmiş. Özelliklerini Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü Enis Sonemel anlattı. “Standart bir MR cihazında kullanılan helyum miktarı 1.000 litre iken yeni cihazda bu miktar 0.7 litreye düşürüldü” dedi. Helyum, cihazın soğutulması için şart. Ama çevreyi de etkileyen bir ürün. Sonemel, helyumu azaltılmış bu cihazın aynı zamanda yarı yarıya daha hafif olduğunu da belirtti. Bir de daha ince kesitlerle görüntüleme sonucu verdiğini aktardı. Sonemel, “Daha küçük, hafif ve verimli bir ürün olduğu için MR’a erişimde bir eşik niteliğinde olacak. Bu cihazı Türkiye’ye de verdik. Martta kurulumu olacak. Sağlık Bakanlığı ile de 30 adet ürün civarında bir görüşmemiz var. Tamamlandığında ilçelerde de MR cihazına erişim söz konusu olacak” dedi.

Enis Sonemel
Kongrede şirketin bir de BT cihazı NAEOTOM Alpha tanıtıldı. Özelliği photon-counting dedektörüne sahip ultra düşük dozlu olması. Çekim süresi ise 2 saniye. Geniş olduğundan klostrofobi endişesini de ortadan kaldırıyormuş. Anlayacağınız MR ya da tomografi cihazlarına giremeyenler için birçok iyi haber verildi.
SERA GAZINDA SAĞLIĞIN PAYI YÜZDE 4.4
Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 4.4’ü sağlık sektörü tarafından üretiliyor. Siemens Healthineers’ın hedefi ise sıfır karbon emisyonu. Şirketin 2030’a kadar ayak izini yüzde 90 azaltma tahhüdü var. Ancak bir yandan da dünya nüfusu yaşlanıyor ve görüntüleme teknolojilerine talep de artıyor. Şirket helyumsuz cihazlara odaklanmış durumda. Helyum hem çevreye zararlı hem de maliyet açısından nerede olduğunuza bağlı olarak litre başına 50 Euro’ya kadar masraf çıkarabiliyor. MAGNETOM Free.Max bu tüketimi 1.000 litreden 0.7 litreye düşüyor. Bu da yüzde 8 emisyon azaltımı anlamına geliyor. Siemens Healthineers’ın dünyadaki kurulu cihazlarının yaklaşık 28 bininde bu sistem kullanılıyor.

(Soldan) Berkay Sevinç, Barış Kutlar, Pınar Karahasanoğlu Şen, Arda Savda, Ertan Cömert, Nesrin Kalay Bozpınar, Enis Sonemel, Hande Başkurt Atliman, Canan Hasancaoğlu, M. Emre Kuş
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin artık yüzyılın hesabını yapan ülke konumunda olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz 2024 yılı; ülkemizin gelecek hedefleri, müreffeh yarınları için çok önemli bir yıl, adeta bir ‘dönüm noktasıdır’ diyebiliriz. Bu yıl; 2023 hedeflerini gerçekleştirerek hem Türkiye Yüzyılı hedefimize yürüdüğümüz hem de kalkınmanın ilk adımı olan yerel yönetimlerde yeni bir döneme gireceğimiz bir yıl olacak. Türkiye, artık önündeki 5 yılın değil, yüzyılın hesabını yapan bir ülke oldu hamdolsun. Türkiye Yüzyılı; yolumuza engel olabilecek hiçbir meselemizin olmadığı, yerel hizmetlerde dünya standartlarının da üzerine çıkmış ve tüm enerjisini kalkınmaya, gelişmeye, küresel anlamda yükselmeye entegre etmiş bir vizyonun adıdır. Bu sebeple bizim hiçbir şehrimizde ve hiçbir ilçemizde artık yerel yönetimler diye bir sorunumuzun olmaması gerekiyor. Bizim artık kaybedecek vaktimiz yok” dedi.
‘VERİLERDE EN YÜKSEK İŞ GÜCÜNE KATILIM VE İSTİHDAM ORANLARINI BEKLİYORUZ’
İşverenlerin karşılaştıkları zorlukların azaltılmasına yönelik kapsamlı çalışmaların olduğunu belirten Bakan Işıkhan, “Bizim koltuk kavgalarından halka hizmet etmeye zaman bulamayan eski Türkiye kalıntısı köhne zihniyetlerle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim artık; ‘Bize engel oluyorlar’ bahaneleriyle, temel atmama şovlarıyla, iş bilmezliklerini mağduriyet masallarıyla örtbas etmeye çalışarak reklam belediyeciliği yürütenlerle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim; vatandaşının derdini kendi derdi bilen, bulunduğu ilçedeki her haneyi kendi evi gibi bilen, laf değil icraat üreten gerçek belediyeciliğe ihtiyacımız var. Bizim; şehirlerimizin ve ilçelerimizin sorunlarına gerçekçi çözümler üreten, proje geliştiren, şehrinin ihtiyacına göre gelecek vizyonu çizebilen yerel yönetimlere ihtiyacımız var. İşte bu vizyon farkına siz değerli kardeşlerim her gün bizzat kendi gözlerinizle şahit oluyorsunuz. Bir tarafta terörle el ele vererek; millete hizmet adına yapılmış ne varsa yıkma telaşında olan koltuk sevdalıları var. Bir tarafta ise Türkiye’yi uzaya çıkaran, önce vatandaşım diyerek elindeki tüm fırsatları ülkesinin aydınlık geleceği için seferber eden millet sevdalıları var. Bakınız bugün istihdamda, sosyal güvenlikte, ihracatta, savunma sanayisinde, turizmde dünyada örnek gösterilebilecek bir seviyeye geldik. Özellikle istihdamda ve iş gücünde en iyi verilerin elde edildiği bir dönemden geçiyoruz. Mart ayında açıklanacak 2023 yılı TÜİK verilerinde hem genelde, hem kadınlarda, hem de gençlerde, 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Aynı şekilde tüm öncü göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını gösteriyor. İnşallah bu güzel gelişmeleri sizlerin desteğiyle daha da yukarı taşıyacağımıza inanıyorum. Bu noktada sizleri rahatlatmak, işverenlerimizin karşılaştığı zorlukları azaltmak ve bürokratik yükü hafifletmeye yönelik kapsamlı çalışmalarımız yapmaktayız” diye konuştu.
‘MEVZUATI GÜÇLENDİRİP, YÜZYILLIK VİZYONUMUZA YAKIŞIR HALE GETİRECEĞİZ’
Her yıl 1 milyondan fazla kişinin işe yerleşmesine aracılık ettiklerini belirten Bakan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Teşviklerimiz ve desteklerimizle, işletmelerinizin büyümesine ve istihdamın artmasına katkıda bulunuyoruz. Diğer taraftan ‘İstihdama Dönüş Programı’ kapsamında deprem bölgesindeki illerimizde düzenlenecek kurs ve programlarımızın uygulanmasına yönelik özelleştirilmiş politikaları hayata geçirdik. Bildiğiniz üzere İŞKUR aracılığıyla işverenlerimiz ve işçilerimiz arasında köprü görevi görmeye devam ediyoruz. Aktif İşgücü Programları ile işverenimize; işçisini kendisinin yetiştirdiği imkan tanıyoruz. Bu programlarımızın şartlarını esneterek daha fazla vatandaşımızın yararlanması noktasında adımlar attık. İş Başı Eğitim Programı ve Mesleki Eğitim kurslarından Mardin’de bugüne kadar 40 binden fazla vatandaşımız faydalanmıştır. Her yıl 1 milyondan fazla kişinin işe yerleşmesine aracılık ediyor, işverenlerimizin aradığı elemanı bulmasına destek oluyoruz. Mardin’de 21 yılda, sadece İŞKUR aracılığıyla 44 bin vatandaşımızın işe yerleşmesini sağladık. Bugüne kadar toplam 51 bin kişi Toplum Yararına programlardan yararlandırılmıştır. Mardin’de, 2002 yılında aktif sigortalı kişi sayısı 46 bin 549 iken 2023 yılı sonu itibarıyla aktif sigortalı sayısı 188 bin 948 olmuştur. Yani, aktif sigortalı sayısı son 21 yılda 4 katına çıkmıştır. İnşallah bu sayıyı daha da artıracağız. Ayrıca, ‘Kadın İstihdam’ projemiz, İş-Pozitif’in duyurusunu yapmıştık. Bu projeyle işverenle iş arayanı çevrim içi olarak bir araya getirip istihdam ve işe yerleştirme süreçlerini hızlandırdığımız bir sistem kurduk. Özellikle kayıtlı kadın istihdamı konusundaki hedeflerimize katkı sağlayacak, istihdamı teşvik edecek hem iş arayanın hem de işverenin işini büyük ölçüde kolaylaştıracağına inandığımız bir projedir. İş-Pozitif kapsamında bir istihdam fuarını da inşallah yakın zamanda Mardin’de gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Türkiye Yüzyılı kadın erkek, genç yaşlı her kesimin desteğini gerekli kılan uzun vadeli bir vizyon. Şu an iş kanunumuzu güçlendirme, revize etme sürecindeyiz. Mevzuatı daha da güçlendirip, çalışma barışına, sosyal diyalog, istihdam ve iş gücü piyasası gidişatına olumlu yönde katkı sağlayarak Türkiye’nin çalışma hayatını yüzyıllık vizyonumuza yakışır hale getireceğiz. Değerli kardeşlerim, gördüğünüz gibi her gün yeni bir eser, her gün yeni bir projeyle halkımıza hizmet götürüyoruz. 21 yılda Türkiye’yi nerelerden alıp hangi seviyelere ulaştırdığımızı en iyi Mardinli hemşerilerim bilir. Peki, biz bunu nasıl başardık değerli kardeşlerim? Biz bunu kalkınma, gelişme ve büyüme anlayışını yerel yönetimler tecrübesiyle inşa etmiş bir liderin öncülüğüyle başardık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halka hizmet aracı olarak gördüğü millet hareketiyle, AK Parti vizyonuyla başardık. İnşallah 31 Mart akşamı da yine aynı başarıyı başta Mardin olmak üzere tüm illerimizde ve ilçelerimizde kazacağımıza yürekten inanıyoruz.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Putin’in 2021’in Şubat ayında verdiği emir ile başlayan kanlı savaş can almaya devam ediyor.
İki tarafında kesin zafere ulaşamadığı bir aşamada devam eden savaşa diplomatik çözüm için Türkiye bir kez daha hamle yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna-Güney Doğu Avrupa Zirvesi’ne video mesaj gönderdi. Erdoğan mesajında, ‘Barışın inşası için daha önce İstanbul’da kurmuş olduğumuz müzakere masasını yeniden tesis etmeye hazırız’ ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yönde yaptığı çağrı dünyanın gündemine birinci sıradan giriş yaptı.
2 yılı aşkın süredir devam eden Ukrayna savaşı yüzbinlerce hayata mal oldu. Savaşın sona ermesi için pek çok diplomatik hamle yapıldı. Bu çabada aslan payı ise Türkiye’nin oldu. İstanbul’da tarafları bir araya getiren Türkiye akan kana son vermek için pek çok girişimde bulundu.
Newsweek ‘Türkiye, Ukrayna-Rusya Barış Müzakerelerinin Yeni Turuna Ev Sahipliği Yapmayı Teklif Ediyor’ manşetini attı.
Haberde ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus işgalinin başlamasından iki yılı aşkın bir süre sonra Ukrayna-Rusya barış müzakerelerinin yeni turuna ev sahipliği yapmayı teklif etti’ denildi.
Kviv Independent ‘Türkiye, Rusya-Ukrayna barış görüşmelerine yeniden ev sahipliği yapmayı teklif ediyor’ başlıklı haberinde ‘Hem Moskova hem de Kiev ile yakın bağlarını sürdüren Ankara, kendisini savaşta arabulucu olarak konumlandırmaya çalıştı’ yorumuna yer verdi.
CNN YUNANİSTAN: ERDOĞAN’DAN DİPLOMASİYE ŞANS VERME ÇAĞRISI
CNN Yunanistan ‘Erdoğan’dan Rusya ve Ukrayna’ya diplomasiye şans verme çağrısı’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Haberde Erdoğan’ın ‘Savaşı adil ve kalıcı bir barışla sona erdirmek için diplomasi ve diyaloga şans verilmesi gerektiği görüşünü savunuyorum. Bu hedefe ulaşmak için tüm diplomatik kanalların azami ölçüde kullanılması son derece önemlidir’ sözleri öne çıkarıldı.
BNN bu gelişmeyi ‘Erdoğan, Rusya-Ukrayna Barış Görüşmelerinde Türkiye’nin Arabulucu Olmasını Önerdi’ başlığı ile duyurdu.
Haberde ‘Türkiye’nin Rusya-Ukrayna ihtilafında arabuluculuk yapma teklifi yeni bir gelişme değil. Tarihsel olarak Ankara, bölgesel anlaşmazlıkların çözümüne yönelik diplomatik çabalarda önemli bir rol oynamıştır’ denildi.
APA: TÜRKİYE MÜZAKERELERE EV SAHİPLİĞİ YAPMAYA HAZIR
Azerbaycan merkezli APA ‘Türkiye cumhurbaşkanı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasındaki barış müzakerelerine yeniden ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi’ dedi.
Bir başka Azeri haber platformu Azerbaycan 24 haberinde ‘Ankara, çatışmanın başlamasına bir aydan az bir süre kalmışken raydan çıkan müzakere turunun ardından defalarca arabulucu olarak hareket etmeye çalıştı’ ifadesine yer verdi.

Pek çok haber platformu Erdoğan’ın iki lider ile de yakın ilişkisi olduğuna dikkat çekiyor…
INDEPENDENT: ERDOĞAN ADİL VE KALICI ÇÖZÜM ÇAĞRISINDA BULUNDU
Bölgedeki gelişmeleri canlı blog sayfası üzerinden okurlarına aktaran Independent ‘Erdoğan, Ukrayna’daki savaşa ‘adil ve kalıcı çözüm’ çağrısında bulundu’ başlığını attı.
İran merkezli IFP ‘Türkiye, Rusya-Ukrayna Görüşmelerine Ev Sahipliği Yapmaya Hazır Olduğunu Söyledi’ manşeti ile çıktı.
Interfax Ukrayna ‘Erdoğan, Rusya-Ukrayna diyalogunu kurmaya hazır olduğunu duyurdu’ başlığını tercih etti.
Ermenistan merkezli Radar ‘Erdoğan, Rusya ile Ukrayna arasında İstanbul’da görüşme yapılmasını önerdi’ manşetini attı
Euromaidan Press ‘Ukraynalı mevkidaşı ile yaptığı telefon görüşmesinde Türkiye cumhurbaşkanı, savaşa barışçıl bir çözüme ve tüm Ukraynalı mahkumların ve sınır dışı edilenlerin geri dönüşüne desteğini ifade etti’ dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın iki yıl önce başlayan işgalinde şimdiye kadar 31 bin asker kaybettiklerini açıklamıştı.
ORTADOĞU BASINI LAVROV ZİYARETİNE DİKKAT ÇEKTİ
Al Monitor ise Lavrov’un Türkiye ziyaretine dikkat çekti ve ‘Erdoğan Rusya ile yeni bir Karadeniz mekanizması arayışındayken Lavrov Türkiye’yi ziyaret edecek’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Haberde ‘Türkiye cumhurbaşkanı, üst düzey Rus diplomatın ziyareti öncesinde yeni bir güvenlik düzenlemesi oluşturma çabalarını açıkladı’ denildi.
Katar merkezli Al Jazeera ise ‘Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, iki ülke Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ziyaretine hazırlanırken Cuma günü Türkiye’ye gidecek’ dedi.
]]>TCG Uluçalireis denizaltısı, 18 Mart’ta ziyarete açılacak.
Yenilenen denizaltı, Türk Donanması’nda 29 yıl boyunca görev yaptı. Sergilenmek üzere Çanakkale Deniz Müzesi’ne getirildi.
ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen TCG Uluçalireis zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
İkinci Dünya Savaşı’na katıldı
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
Türk sancağı çekildi
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Düşmana ağır zayiat verdi
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında gaziantep escort deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktı.
Bunun için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirildi. Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katıldı.
1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
TCG Uluçalireis, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan TCG Uluçalireis, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren olarak takdir edildi.
TCG Uluçalireis, 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
“Başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
TCG Uluçalireis’i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık.
Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.
]]>Bakan Kacır, ihracatta önemli paya sahip olan beyaz eşya sektörünün hız kesmeden yüksek teknolojili ve inovatif yatırımlarına devam ettiğini söyledi. Haier Europe’nın vizyoner projeleri ve yeni yatırımlarının Türkiye’nin küresel pazarlarda beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri endüstrisinde söz sahibi olunmasında çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Bakan Kacır, “Kurulduğu günden bu yana ülkemizde gerçekleştirdiği yatırımları 200 milyon avroyu bulan ve üretiminin yüzde 95’ini ihraç eden firmamız, bugün de bu güzel topraklara duyduğu güvenle yatırımlarına bir yenisini daha ekliyor. Haier Europe, sanayileşme kültürü, kaliteli sanayi altyapısı, ulaşım ağlarının ortasında yer alan konumu ve nitelikli iş gücü ile yatırımlar için biçilmiş kaftan olan Eskişehir’imize pişirici ürünler fabrikası kazandırıyor. 23 Ekim 2021’de Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açılışı gerçekleştirilen yatırımlarına yenisini ekleyen Haier’in bu tesisi Türkiye’ye inancının göstergesidir. Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken, ülkemizin potansiyeline ve parlak geleceğine inanan Haier’in 70 milyon dolarlık bu yatırımının ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” dedi.
Beyaz eşya sektörünün Türkiye’de en fazla yerli patent geliştiren sektörler arasında başı çektiğini anlatan Bakan Kacır, 5,5 milyar ihracatla net ihracatçı konumunda olan sektörün doğrudan 60 bin, dolaylı 600 bin istihdamla ekonomiye güç kattığını söyledi. Bugün Türkiye’de üretilen beyaz eşya ürünlerinin Türkiye sanayiinin yenilikçi ruhunu, Ar-Ge ve kalite odaklı üretim yaklaşımını dünyanın dört bir yanındaki evlere taşıdığını kaydeden Bakan Kacır, “Türkiye’nin adını tüm dünyada gururla temsil ediyor. Güçlü sanayi, güçlü Türkiye anlayışımızın bir parçası olarak sektördeki yeni yatırımları destekliyor, beyaz eşya sanayimizin sürdürülebilirliğini ve rekabetçiliğini odağımıza alıyoruz. Bu düşünceden hareketle beyaz eşya sanayiimizi, katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programlarını hayata geçirdik. Bugüne kadar sektörde 464 yatırım teşvik belgesi düzenledik ve 76 milyar liralık sabit yatırımı teşvik ederek, 16 bin 200 nitelikli istihdamın önünü açtık. Ülkemiz beyaz eşya sektörünün küresel pazarda daha iyi bir konumda yer almasını sağlayan Haier Europe’un yatırımlarını da teşvik sistemimiz kapsamında destekledik. Ev aletleri ve ev gereçlerinde Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin gelişiminde kilit rol üstlenen 41 teknopark firmamıza ve biri de Haier Europe’a ait olmak üzere 20 Ar-Ge merkezimize bugüne kadar 15 milyar liralık vergi avantajı sağladık” diye konuştu.
Bakan Kacır, Dünya Bankası iş birliği ile hayata geçirecekleri ‘Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ ile 450 milyon dolarlık finansmanı sanayicilere, ‘lere ve yeşil teknoloji girişimlerine sunacaklarını belirterek, şunları söyledi:
“Türk sanayisini yeşil dönüşümde örnek ve öncü hale getiriyoruz. Avrupa’nın sınırda karbon düzenlemesiyle uyumlu bir ulusal emisyon ticaret sistemi kurmak üzere de çalışmalarımıza başladık. Önümüzdeki dönemde de beyaz eşya sektörümüzün gücüne güç katacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğimizden hiç şüpheniz olmasın. Türkiye, rekabetçi iş ortamı, cazip teşvik paketleri, istikrarlı finansal altyapısı ve makroekonomik dengesi ile yatırımcılar için karlı ve güvenilir bir adresidir. Yatırım yaparak Türkiye’nin parlak geleceğine inanan her girişimci, her işletme bu kararının meyvelerini toplamaya devam edecektir. Bizler her zaman bu ülkeye yatırım yapanın, bu ülkenin potansiyeline, insan kaynağına güvenenin yanında olmaya devam edeceğiz.”
Bakan Kacır, konuşmasının ardından beraberindekilerle birlikte kurdele keserek fabrikanın açılışını yaptı. İşletmeyi gezen Bakan Kacır, fabrika ve üretimle ilgili de bilgiler aldı.
]]>Somali ve Türkiye arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşmasına ilişkin açıklama yapan Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, ‘Anlaşma ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vereceğiz. Bu anlaşmanın, Türkiye-Somali ilişkilerine ciddi bir ivme kazandıracağı değerlendirilmektedir’ dedi.
Bu anlaşma dünyanın dikkatinden kaçmadı. ABD’de ‘gölge CIA’ olarak da bilinen özel istihbarat ajansı STRATFOR anlaşmayı mercek altına aldı ve dikkat çeken bir analiz yayınladı.
Hali hazırda Türkiye’nin Somali’nin başkenti Mogadişu’da askeri üssü bulunuyor. Somali’den 1991’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’ın geçen ay denize çıkışı olmayan Etiyopya’ya denize ulaşım taahhüdünde bulunması bölgede tansiyonu yükseltmişti.
Ajans ‘Ankara, Somali ve Cibuti ile Savunma Anlaşmaları Yoluyla Etkisini Genişletiyor’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Atılan adımı ‘Somali Kabinesi ve parlamentosu Türkiye ile 10 yıllık bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını onayladı. Bu, Türkiye’nin 19 Şubat’ta Cibuti ile bir savunma anlaşması imzalamasının ardından geldi’ şeklinde özetleyen STRATFOR ‘Bu adım neden önemli?’ sorusuna yanıt aradı.
‘Somali ile yapılan anlaşma, Türkiye’nin Somali sularında daha sık deniz konuşlandırması yapmasının önünü açıyor’ denilen analizde bunun yasadışı, rapor edilmeyen ve düzenlenmemiş (IUU) balıkçılık faaliyetlerinin yanı sıra ülkenin kıyılarında yeniden canlanan korsanlığın engellenmesine yardımcı olabileceğine dikkat çekildi.
‘Birlikte ele alındığında, iki anlaşma Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki varlığını güçlendiriyor’ denilen analizin devamında şu ifadelere yer verildi;
‘Bu Türkiye’nin orta vadede Somali veya Cibuti’de bir deniz üssü kurmasıyla sonuçlanabilir. Uzun vadede, Türkiye-Somali anlaşması muhtemelen Somali’nin donanmasını ve sahil güvenliğini güçlendirecek ve IUU balıkçılığını ve korsanlığını daha da caydıracaktır. Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzunu güçlendirme çabası, Asya’ya giden deniz ticaret yollarını güvence altına alma girişimidir; ancak bu, özellikle Abu Dabi ile Ankara arasındaki ikili ilişkilerin kötüleşmesi halinde, muhtemelen Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki bölgesel rekabeti artıracaktır.’

Middle East Eye (MEE) ‘Somali ‘tarihi’ anlaşmayla Türkiye’ye deniz sularını koruma yetkisi verdi’ dedi.
Al Monitor ‘Türkiye, Somaliland gerginliklerinin ortasında Somali deniz güvenliği anlaşmasını doğruladı’ manşetini attı.
Voice of America ‘Somali Türkiye ile Savunma Anlaşmasını Onayladı’ başlıklı haberinde ‘Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin yürütme ve yasama organlarının Türkiye ile 10 yıllık önemli bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını onayladığını duyurdu’ ifadelerine yer verdi.
Yunan Ethnos ‘Savunma Bakanlığı Somali ile savunma anlaşmasını doğruladı’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
AP haber ajansı ‘Somali, Etiyopya’nın ayrılıkçı bir bölge üzerinden denize erişimini caydırmak için Türkiye ile anlaşma yaptığını duyurdu’ dedi.
Euronews bu gelişmeyi ‘Somali Cumhurbaşkanı Mahmud: Türkiye, 10 yıl denizlerimizi koruyacak’ manşeti ile okurlarına duyurdu.
New Arab ‘Somali, Etiyopya ile artan gerilimin ortasında karasularının savunmasını Türkiye’ye devretti’ dedi.
]]>TÜRKİYE’NİN PAYI ARTMALI
İmza törenine katılan Cevdet Yılmaz, Türkiye’den Çin’e değişik sektörlerde ihracatın artması gerektiğini belirterek, “Ticaretteki dengesizlikleri telafi edici bir anlayış içinde, turizm ve doğrudan yatırımların desteklenmesi gerekiyor. Daha fazla Çinli turisti Türkiye’de görmek istiyoruz, Çin’den daha fazla doğrudan yatırımı Türkiye’de görmek istiyoruz” dedi.

Cevdet Yılmaz
Konuşmasında 2003’ten bu yana 261.3 milyar dolarlık uluslararası yatırımın Türkiye’ye çekildiğinin altını çizen Yılmaz, Çin ile 50 milyar doları aşan bir ticaret hacmine ulaştıklarını ancak burada sürdürebilir olmayan dengesiz bir yapının bulunduğunu ifade etti. Daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Bu proje güzel bir işaret fişeği diye düşünüyorum. Olumlu bir gelişme ama yetmez, daha fazla Çinli doğrudan yatırımcıyı Türkiye’ye bekliyoruz. Türkiye çok önemli bir lokasyona sahip, çok geniş bir pazara erişme imkanı olan bir ülke, genç dinamik bir nüfusu var, girişimci kültürü var. Çinli yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmasıyla hem kendileri kazanacaktır hem de Türkiye kazanacaktır” diye konuştu.
Yılmaz, 2002-2022 döneminde Çin’in diğer ülkelere yıllık 100 milyar civarında doğrudan yatırımlar gerçekleştirdiğini, Türkiye’nin buradan aldığı payın ise binde 2’nin altında olduğunu belirterek, bu payın hedef olarak ilk aşamada mutlaka yüzde 1’in üstüne çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.
600 MİLYON DOLARLIK YATIRIM
Yılmaz, imzası atılan tesisin 1 gigawatt/saat depolama kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük şebeke ölçekli enerji depolama projesi olduğunu ifade etti. Kurulacak depolama tesisiyle yıllık 875 milyon kilowatt/saat elektrik üretimine sahip rüzgâr santralının da hayata geçirilmiş olacağını kaydeden Yılmaz, yatırım tutarının da toplam 600 milyon doları aşacağına dikkat çekti. Yılmaz, “Bunun 375 milyon dolarının ilk fazının sözleşmesi mzalanabilir aşamaya geldi. Bu kapsamda Harbin Electric 300 milyon dolar tutarında finans sağlayacak. Progresiva şirketi de özsermayesiyle bu yatırımı gerçekleştirecek” diye konuştu.
YENİ BİR SAFHAYA GEÇİLECEK
Yılmaz, “Bu projeyle milli imkânlarımız geliştirilecek, batarya teknolojilerinde Türkiye yeni bir safhaya geçmiş olacak ve Avrupa’nın en büyük enerji depolama tesisi bu vesileyle hayata geçmiş olacak” dedi.

875 KWH KAPASİTELİ RÜZGÂR SANTRALI
Kontrolmatik grup şirketlerinden olan Progresiva, Türkiye’nin en büyük şebeke ölçekli enerji depolama projesini Tekirdağ’da hayata geçiriyor. Türkiye’nin ilk GWh kapasitesine sahip enerji depolama tesisi olacak olan bu tesis ile birlikte yıllık 875 milyon kWh saat üretim kapasiteli bir Rüzgar Enerji Santrali (RES) de devreye alınacak. Progresiva, enerji depolama tesisinin inşası için Çinli Harbin Electric International Company (HEI) ile anlaşma imzaladı. Bu proje için 300 milyon dolarlık finansman Çin’den HEI aracılığı ile sağlanırken, Kontrolmatik grup şirketi Pomega yerli depolama sistemlerini sağlayacak. Ayrıca Kontrolmatik elektrik ve inşaat işleri kapsamında altyüklenici olarak görev alacak. 2027 yılında geçici kabul aşamasına gelmesi beklenen projenin, 1 GWh’lik depolama tesisinin 2025 yılında devreye alınması planlanıyor. Projede, 250 MW’lık bir rüzgar enerji santrali de bulunacak.
]]>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) düzenlediği Türkiye Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nda konuştu.
“Serbest ticaret anlaşmaları ise daha yararlı fırsatlar sunuyor” diyen Mehmet Şimşek, ”Eğer serbest ticaret anlaşması olursa ticaret ve yatırım da artacaktır. Türkiye ekonomisi sofistike bir ekonomide değil henüz. Serbest ticaret anlaşmaları ise daha yararlı fırsatlar sunuyor. Petrol dışı gayrisafi milli hasılanızı artırmak istiyorsunuz. Bunun içinde çeşitlendirme yapmanız gerekiyor. Çeşitlendirme her iki ülkenin de yapması gereken bir eylem çünkü sınırlı bir doğal kaynağımız var’’ ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin turizmde bir başarı hikayesi elde ettiğini belirten Şimşek, “Turizminin çok büyük bir başarı hikayesi. Türkiye’de turizm verileri 54 milyar doların biraz üzerine çıktı. Önümüzdeki hedefte 100 milyar dolara ulaşmak. Çok büyük kaynaklarımız var, Suudi Arabistan’a yardımcı olabiliriz. Çünkü bizim ortak yanlarımız var ve mevsimlerimiz çakışmıyor” dedi.
“TÜRKİYE ŞİRKETLERİ SUUDİ ARABİSTAN’DA YARIM MİLYAR DOLARDAN DAHA FAZLA DEĞERDE PROJE GERÇEKLEŞTİRİYOR”
Türkiye’nin inşaat alanında küresel oyunculardan birisi olarak görüldüğünü belirten Şimşek, ”Suudi Arabistan’da inşaat alanında lider şirketler var. Türkiye büyük küresel oyunculardan birisi olarak görülüyor. Türkiye şirketleri Suudi Arabistan’da yarım milyar dolardan daha fazla değerde proje gerçekleştiriyor. Suudi Arabistan’ın hedefleri ile bizim müteahhitlik deneyimlerini bir araya getirdiğimizde büyük bir katkıda bulunabileceğimiz açıkçası yüksek ölçüde faydalı olacaktır. Suudi Arabistan’da büyük projelerden bazıları var ve bizler de bunun bir parçası olmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Savunma ve havacılıkta Türkiye’nin dev ilerlemeler kaydettiğini söyleyen Bakan Şimşek, “Suudi Arabistan ile birlikte tasarlamak, üretmek ve ihracat yapma projelerine açığız. Bölgemizde Birlikte barış ve güvenliği tesis edebiliriz. Birlikte Afrika’da, Orta Asya’da iş yapabiliriz” şeklinde konuştu.
Bakan Şimşek, Türkiye ekonomisindeki son durumu ve gelecek hedefleriyle ilgili bilgi verdi. Şimşek, Türkiye’de uygulanan ekonomi programıyla fiyat istikrarının sağlanacağına dikkat çekerek, “2028 itibariyle fiyat istikrarı sağlamış olacağız. Depremden kaynaklanan hasarı onarıyoruz ve eksikleri azaltıyoruz. Yapısal reformlar yapacağız. Konvansiyonel para politikaları uygulanacak, yılın ikinci yarısında enflasyon kayda değer oranda düşmüş olacak. 2026 da tek haneli enflasyon hedefliyoruz” diye konuştu.
“NET PORTFÖY GİRİŞLERİ SEÇİMLERDEN SONRA İVME KAZANACAK”
Öte yandan Şimşek, rezerv yeterliliğinde iyileşme kaydedildiğini söyleyerek, “Türkiye büyüme bağlamında dünyanın önde gelen pazarlarından biri. Piyasanın enflasyon beklentileri bizim hedeflerimize yaklaşıyor. Net portföy girişleri seçimlerden sonra ivme kazanacak. Türkiye’nin risk primi geriledi, kur oynaklığı azaldı. Enflasyonu indirmek için sıra dışı bir şey yapmayacağız, geleneksel yöntemlerle enflasyon düşürülecek” dedi.
“TÜRKİYE’NİN KREDİ PUANLARI ARTIYOR”
Türkiye’nin risk priminin 300 baz puanın altına düştüğünü hatırlatan Şimşek, “Türkiye yükselmekte olan pazarların ortalamasından daha iyi performans gösteriyor. Piyasa hedeflediğimiz rakamlara çok yakın ve bu bize cesaret veriyor. Bütün bu başarılar bu ilerleme, kredi derecelendirme kurumları Türkiye notlarını artırdılar, mevcut puanları önümüzdeki dönemde artıracaklar gibi görünüyor” şeklinde konuştu.
“12 YILDA 100 MİLYAR DOLAR YENİLEBİLİR ENERJİ YATIRIMI YAPACAĞIZ”
Türkiye’nin son 20 yıldaki altyapı yatırımlarına dikkat çeken Şimşek, “Türkiye’de iş yaparsanız bundan fayda görürsünüz. Altyapıya çok ciddi yatırım yaptık, gelecek 20 yılda 200 milyar dolar daha yatırım yapacağız. Önceliğimiz yüksek hızlı demir yolları. Türkiye’nin şu anda yüksek hızlı demir yolu ağı olan ülkelerden biri. Yüksek hızlı demir yolu ağını genişleteceğiz. Neredeyse bütün illerimizde havaalanı var, çok yatırım yaptık. Aynı zamanda dijital altyapıyı da geliştiriyoruz. 12 yılda 100 milyar dolar yenilebilir enerji yatırımı yapacağız. Net sıfıra ulaşmak istiyoruz fosil yakıtlarına ihtiyacımızı azaltacaktır. Net sıfır bizim için çok önemlidir” ifadelerini kullandı.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Yüksek Düzeyli Stratejik İş birliği Konseyimizi, cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim’ dedi.
Erdoğan, ziyaretinin iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açacağını da ekledi.
Kahire’deki tarihi zirveyi canlı takip eden dünya basını görüşmenin ardından dikkat çeken analizler yayınladı.
İSRAİL BASINI GAZZE MESAJINI MANŞETE TAŞIDI
Times of Israel ‘Kahire’yi ziyaret eden Erdoğan, Türkiye’nin Gazze’nin yeniden inşası konusunda Mısır’la iş birliği yapacağını söyledi’ dedi.

France 24 tarihi ziyareti ‘Erdoğan’ın Kahire ziyaretiyle Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor’ manşeti ile gördü.
Haberde ‘İki lider de ilişkilerde yeni bir aşama, ticaretin birkaç yıl içinde yılda 15 milyar dolara çıkarılması ve Ortadoğu’da diplomatik iş birliği çağrısında bulundu’ denildi.
FRANCE 24: ERDOĞAN NETANYAHU’NUN KATLİAMLARINI KINADI
Fransız yayın kuruluşu ‘Türk lider, yıllar sonra Mısır’a yaptığı ilk ziyarette, Netanyahu’nun katliamlarını kınadı’ değerlendirmesinde bulundu.
Bloomberg ‘Erdoğan, Tarihi Kahire Ziyaretiyle Mısır’la İlişkilerini Yeniden Kuruyor’ başlıklı haberinde ‘Zirvede Gazze, enerji ve bölgesel çatışmalar ele alındı’ dedi.

YUNAN BASINI ERDOĞAN’IN AKDENİZ HAMLESİNİ YAZDI
‘İklim çok olumlu’ yorumunda bulunan Yunan Ethnos ‘Erdoğan-Sisi görüşmesi sonrasında Türkiye ne başardı?’ sorusuna yanıt aradı ve ‘İlk bakışta açıklamalar, resepsiyonlar ve kırmızı halılardan, Erdoğan’ın özellikle Doğu Akdeniz’de ivme kazanmasını umduğu çok olumlu bir havanın oluştuğu görülüyor’ değerlendirmesinde bulundu. Analizin devamında şu ifadelere yer verildi;
‘Erdoğan’ın istediği, Akdeniz gazından en büyük payı alabilmeleri için MEB anlaşmasının tohumlarını atmaktı. Sisi’ye mutlaka “Doğu Akdeniz’in en büyük iki ülkesiyiz” dedi. Burada ikimiz birlikte yatırım yapabilir ve var olan enerji zenginliğinden faydalanabiliriz. Kesinlikle Yunanistan’la anlaştığından daha fazlasını Mısır’a gönderdi.’
ABC NEWS: LİDERLER REFAH SALDIRISINI DURDURMAK İÇİN BİRLEŞİYOR
ABD merkezli ABC News tarihi zirveyi ‘Türkiye ve Mısır liderleri, İsrail’in Gazze’nin Refah’ında yaklaşmakta olan saldırısını durdurmak için birleşiyor’ manşeti ile gördü.
Kathimerini zirve için ‘kilometre taşı’ değerlendirmesinde bulundu.

‘Erdoğan’ın Mısır’la ilişkileri güçlendirmeye yönelik kilometre taşı ziyareti’ manşeti ile çıkan Yunan gazete şu değerlendirmede bulundu;
‘Erdoğan ve Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah El Sisi, ikili görüşmelerin ardından çarşamba günü Kahire’de ortak basın toplantısı düzenleyerek bölgesel güçler arasındaki ilişkilerin yeniden inşası yolunda büyük bir adım attı.’
AL JAZEERA: YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Katar merkezli Al Jazeera Kahire’deki zirve için ‘Yeni bir dönüm noktası’ dedi.
Haberde ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sisi’yi Türkiye’ye davet ettiğini doğrulayarak, ziyaretin ikili ilişkilerde yeni bir dönüm noktası olacağını söyledi’ ifadesine yer verildi.
CNN Yunanistan ‘Erdoğan’dan Sisi’ye: Kardeşim’ başlıklı haberinde ikili ilişkilerin 12 yıllık aradan sonra pozitif bir yönde ilerlediğine vurgu yaptı.

Çin merkezli Xinhua ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye savaşının ortasında Mısır’a ziyarette bulundu’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Londra merkezli Middle East Eye (MEE) zirve için ‘Yeni bir dönem’ dedi. MEE ‘Türk ve Mısırlı cumhurbaşkanları arasındaki görüşmelerde İsrail’in Gazze’deki savaşı ve ikili ilişkiler ele alındı’ dedi.
Yunan Proto Thema ‘Erdoğan: 12 yıl sonra ilk kez Mısır’ı ziyaret etti – Sisi’den sıcak karşılama’ manşetini attı.
In.gr ikili ilişkilerin pozitif bir ivme yakaladığına dikkat çekti ve ‘Erdoğan ‘kardeşi’ Sisi’yi Türkiye’yi ziyaret etmeye davet etti’ başlıklı haberinde şu ifadelere yer verdi;

Erdoğan ve Sisi, gazetecilere yaptıkları ortak açıklamalarda, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili konulara değinmedi. Türkiye Cumhurbaşkanı Sisi’yi “-kardeşi olarak nitelendirdi ve onu Ankara’yı ziyaret etmeye davet etti.’
Al Monitor ‘Türk lider Erdoğan Mısır’da kırmızı halıyla karşılandı, Sisi’ye ‘kardeşim’ dedi’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Washington DC merkezli haber platformu ‘Libya, Gazze savaşı ve ikili ilişkiler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi’nin 2012’den bu yana ilk kez gerçekleştireceği görüşmenin gündeminde yer alıyor’ dedi.
Al Arabiya ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze konusunda Mısır’la iş birliğine hazır olduğunu söyledi’ manşeti ile çıktı.
]]>Engin Aksoy uluslararası yatırımcıların 2024 gündemindeki en önemli iki konuyu ise şöyle özetledi: “Bunlardan biri kişisel verilerin yurtdışına aktarılmasını düzenleyen KVKK 9. Madde değişikliği, diğeri de İklim Kanunu ve dolayısıyla Emisyon Ticaret Sistemi’nin uygulamaya alınması konularındaki düzenlemelerin gerçekleşmesi. Bu konularda sonuca varılmasının 2024 yılı yatırımları için teşvik edici olacağını özellikle vurgulamak istiyorum.”
‘TEMKİNLİ İYİMSERLİK HÂKİM’
Engin Aksoy, hafta başı açıklanan Ödemeler Dengesi son istatistiki verilerine göre Türkiye’ye geçen 10.6 milyar düzeyinde UDY girişi gerçekleştiğini söyledi. Geçtiğimiz yıl bu rakamın 13.7 milyar dolar olduğunu hatırlatan Aksoy, 2024’te küresel UDY akışlarında da yavaş bir seyrin öngörüldüğüne dikkat çekti. Aksoy, “Şirketlerimiz dünyada bu sermayeden daha fazla pay alabilmek ve rakiplerini geçebilmek için çalışıyor. Onların Türkiye’deki rekabet güçlerinin artırılması, yurtdışındaki rekabetlerini olumlu şekilde etkilerken ülkemizin uluslararası yatırım pastasından alacağı payın artırılmasını da sağlıyor” dedi. YASED olarak, Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel ile dünyada en fazla uluslararası doğrudan yatırımı çeken ilk 10 ülke içinde olması gerektiğine inandıklarını söyleyen Engin Aksoy, 2018’den bu yana her yıl yenilenen Türkiye’nin UDY Rekabetçilik Endeksi çalışmasının güncel sonuçlarını şöyle özetledi:
8 BAŞLIKTAN DÖRDÜNDE İYİYİZ
“Uluslararası yatırım kararlarında, Türkiye ile kısa listeye alınan ülkelerin UDY çekiciliğini, ülkemiz ile sayısal olarak UDY Rekabetçilik Endeks çalışmamızda karşılaştırıyoruz. Bu çalışma, uluslararası veri tabanlarından yararlanılarak gerçekleştiriliyor. Yani dışardan bakan, Türkiye’yi ve diğer alternatifleri nasıl görüyor, bunu takip ediyor. İki hafta önce yapılan son çalışmada sekiz ana başlık, bunların altında da 42 alt başlık var. Bu sekiz ana başlığın ikisinde çok iyi, üçünde orta, üçünde ise gelişmesi gereken alanları olan bir sonuç çıktı. Buna göre Türkiye maliyetler açısından hala cazip; ilk dörtteyken ikinci sıradayız. Pazar büyüklüğünde 85 milyon nüfus, genç işgücü ile bizim gibi dünyada 10 ülke var. Ekosistem konusu da çok gelişmiş durumda. İnsan kalitesi ve tedarik sistemi çok güçlü. Ama risk göstergesi ve düzenleyici çerçeve başlıklarında performansımız düşük. 21 ülke arasında ikinci 10’dayız. Diğer iki başlık olan makroekonomik istikrar ve lojistik-altyapı konularında da son dönemde önemli iyileştirmeler gözlemliyoruz. Yeni ekonomi yönetiminin uyguladığı para politikası, OVP olumlu karşılandı. Gelişme alanları var.”
‘YATIRIMI 3’E KATLAMAK MÜMKÜN AMA’
Engin Aksoy, UDY Rekabetçilik endeksinin son verilerini paylaştıktan sonra yeni yapılan YASED PULSE anketine dikkat çekti. “Sonuçlar endeksi doğruluyor” diyen Aksoy, “Türkiye’deki uluslararası yatırım sermayesinin yüzde 85’ini temsil eden üyelerimizin CEO’larına, Türkiye’deki iş ortamında gelişmeler yaşanırsa, genel merkezlerinden ne kadarlık bir yatırım gelmesini öngördüklerini sorduk. Gelen yanıtlardan iş ve yatırım ortamında iyileşmeler yaşanırsa, sadece önümüzdeki 6 ay içerisinde 18.6 milyar dolar değerinde ilave bir yatırım potansiyeli olduğunu tespit ettik. Üyelerimizin yüzde 85’i makroekonomik performansa da dayanan risk göstergelerinde iyileşmeler beklediklerini belirttiler. Yüzde 78’i ise düzenleyici çerçeve başlığında iyileşme olursa yatırımlarını artıracağını söyledi” dedi.
Aksoy, YASED üye CEO’larının katılımıyla ikinci kez gerçekleştirdikleri güncel ankette, ayrıca Türkiye’nin bu yatırımlar için Avrupa ve Amerika’dan gelişmiş ekonomilerle de rekabet içerisinde olduğunu bir kez daha gördüklerini belirtti. Ayrıca uluslararası yatırımcıların bir önceki ankete kıyasla 2024’ün ilk yarısı için daha olumlu beklentileri olduğunu da vurgulayan Aksoy, Türkiye’nin bu potansiyele ulaşması yönünde çalıştıklarının altını çizdi.
]]>Ömer Bolat, şu ifadeleri kullandı: “Gençlerimizin ve girişimcilerimizin potansiyelini azami düzeye çıkarmayı ve uluslararası rekabet güçlerini artırmayı hedefleyerek, sürdürülebilir girişimleri desteklemek için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Güçlü ihracat yapabilmek ve sürdürülebilir olmak açısından inovatif, yenilikçi, katma değeri ve markalaşma potansiyeli yüksek ürünler önemli. Ancak böyle başarabiliriz. 2002 yılında kilogramı 0.55 olan ihracatımız bugün 1.37 dolar konumunda ve biz bunu daha da yukarılara, katma değeri ve marka değeri yüksek ürünlerle çıkarabileceğiz. Artık sizin için pazar sadece kendi köyünüz, kasabanız, ilçeniz, şehriniz, bölgeniz, ülkeniz değil ve yetmeyecek. Mutlaka küresel pazarları da hedeflemek zorundasınız. Siz hedeflemezseniz küresel pazardaki rakipler gelecek, sizi ülkenizde rekabete zorlayacak. Siz onların evine gitmediğiniz takdirde onlar sizin kapınızı çalacaktır.”

İŞ DÜNYASINA ÇAĞRI
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ise girişimci gençlere destek olmak için aile ve gençlik fonu kurulduğunu hatırlattı. Bakan Osman Aşkın Bak, şöyle konuştu: “Bu fonla gençlerimizin girişimciliklerini desteklemek için çalışmalar yapılacak. Gençlik merkezlerimizde yaptığımız teknoloji atölyeleri var. Orada fırsatları takip eden gençlerimiz yetişiyor. Ben yurtdışından döndüğümde yapay zekâyı konuşuyorduk. Şimdi pek çok yenilik var. Ben sizlere, Genç MÜSİAD’lılara, işadamlarına özellikle bir şey söylemek istiyorum; insana, gençlere, okuyan çocuklara yatırım yapın, mühendislere, üniversitedeki pırıl pırıl gençlere, Türkiye’nin geleceğine yatırım yapın. İşte örneklerden biri benim. Bana burs veren herkese çok teşekkür ediyorum. Bu ülkede güzel şeyler oluyor. Türkiye Yüzyılı’nda güzel şeyler olmaya devam edecek.”
BİR GİRİŞİMCİLİK MERKEZİ GİBİYİZ
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, “Adeta bir girişimcilik merkezi gibi çalışan Genç MÜSİAD’ımız sektöre yeni ticari diplomasi uzmanları katmak için beşerî sermayeye katkıda bulunacak kaliteli çalışmalar yapmaktadır” dedi. Genç MÜSİAD Başkanı Cahit Ertemel, kolektif girişimciliğin bayrak taşıyıcısı olduklarını belirterek şunları söyledi: “Genç Ticaret Elçileri projesi ile ülkemizde bulunan uluslararası öğrencilere dış ticaret eğitimi verip firmalarla buluşturarak, ülkemiz ihracatına şimdiye kadar 500 milyon dolardan fazla katkı sağladık. Yapay zekada, dijital çözümlerde, siber güvenlikte, akıllı tarımda, katma değerli sanayi ve üretimde bu bayrağ ticaretimizle taşıyacağız.”

Mahmut Asmalı
YATIRIM PASTASINDA ALINAN PAY ARTACAK
‘Küresel Fırsatlar ve Kolektif Girişimcilik’ başlıklı panelde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 20 yılda 260 milyar doların üzerinde yatırım çektiğini söyleyen Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, “Türkiye, 2002 yılı öncesinde dünyadaki uluslararası doğrudan yatırım hareketlerin yalnızca binde 2’sini çeken bir ülke iken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği döneminde dünyadaki yatırımların kabaca yüzde 1’ini çeken bir ülke oldu” dedi. Türkiye’nin, ikinci yüzyılında dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı hedeflediğini dile getiren Dağlıoğlu, bu hedefe ulaşma kapsamında uluslararası doğrudan yatırımlar pastasından alınan payı yüzde 1.5’e çıkarmak istediklerini anlattı.
]]>‘TÜRKİYE’DE TATİL, HAK ETTİĞİ FİYATA GELMELİ’
Otel fiyatlarının sadece Türkiye’de değil tüm dünyada arttığını belirten Yağcı, “Tüm bunlara rağmen Türkiye; ürün, fiyat ve kalite dengesi konusunda öncü. Türkiye bu konudaki avantajını kaybetmiş durumda değil. Türkiye ucuz destinasyon diye biliniyordu şimdi hedefimiz bunu aşmak. Türkiye dünyada hak ettiği fiyattan satılan bir destinasyon olma mücadelesi veriyor. 2024 yılında geldiğimiz seviyeyi korumak açısından stratejik bir yıl olacağını öngörüyorum. Otellerimiz hak ettiği fiyata satmalı. 3 yıldızlı otel 5 yıldızlı fiyata değil 3 yıldızlı otel fiyatına, 5 yıldızlı otelin de 5 yıldızlı otel fiyatına satılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
UZAK DESTİNASYONLARDA ARTIŞ
TÜROB Başkanı Müberra Eresin, “2023 yılında turist ve turizm geliri arttı ama otel doluluklarında yüzde 10 gerileme oldu. Doluluk oranlarımız düşerken oda fiyatlarımız da yükseldi. İstanbul başta olmak üzere şehir otellerindeki doluluklar istediğimiz gibi olmadı. Türkiye seyahat edilmek istenen destinasyonların başında geliyor. Fakat dünyadaki bütün turizmcilerin tek dileği savaşların durması. Barışın olmadığı yerde turizm hareketlerini konuşmak mümkün değil. 2024 yılı için ise şehir otellerinde nisan ayına kadar bir hareket görmüyoruz. Nisandan sonra hedefleri aşarız. 2024’ün 2023’ü aratmayacağını ve çok daha iyi bir yıl olacağını düşünüyoruz” dedi. Eresin, uzak destinasyonlardan artış gözlemlediklerini belirterek, “Asıl odaklandığımız pazarlar; Latin Amerika, Arjantin, Şili, Kolombiya, Hindistan, Japonya. Avrupa’da bir sakinlik söz konusu. Komşularımızda savaş varken Avrupa’dan çok büyük artışlar beklemiyoruz” dedi.
Türkiye Turizm Yatırımları Derneği (TTYD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Naile Göçen Çukurova ise, “2024’ün başlarındayız. Genel resme baktığımızda ana pazarlarımız Almanya ve İngiltere için rezervasyonların iyi geçtiği ile ilgili bilgiler alıyoruz. Rusya ile ilgili belirsizlikler olduğu ama olumlu geçmesiyle ilgi beklentilerimiz var” dedi. Turizmde markalaşmaya ihtiyaç olduğunu belirten Çukurova, “20 bin konaklama belgeli tesisimiz var. 60 otel zincirinin 44’ü yerli 16’sı yabancı, bunların da toplam 947 tesisi var. 20 bin tesiste 947 marka olması, bizim fiyatlarda standartlarımızı yükseltebiliyor. Bizim markalaşmaya ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
600 MİLYON EURO’LUK İŞ HACMİ
EMITT Fuar Direktörü Hacer Aydın, fuarla ilgili Hürriyet’e özel yaptığı açıklamada, fuarda geçen sene 500 milyon ’luk bir iş hacmi yaratıldığını, bu sene ise 600 milyon Euro hedeflediklerini söyledi. Aydın, “600’ün üzerinde katılımcı, 50 ülke var. 300’ün üzerinde tur operatörü de fuarda. Türkiye’ye gelip daha fazla para harcayabilecek destinasyonlardan tur operatörlerini davet ettik. Onlarla katılımcılar birebir görüşme yapabiliyor. Buradaki hareketlilik yüzde 75’in üzerinde. Geçen sene ziyaretçi sayımız ise 28 bindi. Bu sene yüzde 100’den fazla artış bekliyoruz. 2025 yılında da fuara en az 2 salon daha eklemek istiyoruz ve 1000 katılımcıya ulaşmak hedefimiz” dedi.
YENİ PAZARLAR
Bu sene fuarda ciddi bir yurtdışı katılımcısı olduğunu belirten Aydın, “Yeni destinasyonlar var. Venezuela, Cezayir ilk defa geldiler. Maldivler, Mısır uzun bir aradan sonra yeniden fuardalar. İtalya da son 15 senedir gelmiyordu ve bu yıl çok büyük bir katılımla geldi. Önümüzdeki sene İspanya, Yunan Adaları, Uzak Doğu, Dubai, Suudi Arabistan gibi pazarlardan da fuara katılım bekliyoruz” diye konuştu.
]]>En hızlı büyüyen şirketlerin 23’ü İstanbul, 19’u Ankara, 9’u ise Adana’dan çıktı. Cirosunu 2 yılda yüzde 6 bin 628 oranında artıran Adana merkezli AFM Gıda Kimya Limited Şirketi ilk sırayı aldı. İstanbul firması Tobio Novelfarma İlaç Sanayi AŞ yüzde 5 bin 631 büyüme oranıyla ikinci, Aydın merkezli Ada İnşaat Mermer Limited Şirketi ise yüzde 1.744 büyüme oranıyla üçüncü oldu.
YENİ UFUKLAR AÇACAK
Türkiye 100 sonuçları; Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve iş dünyasının katılımıyla TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde, Ankara’da düzenlenen törenle açıklandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat burada yaptığı konuşmada “Bu ödüller, hem bireysel hem de ulusal düzeydeki ilerlemenin somut bir kanıtı olarak, gelecekte daha fazla yenilik ve uluslararası başarıya olan inancımızı pekiştiriyor. Bu başarıların, sürdürülebilir büyüme ve yenilikçilikle daha da ileri taşınacağına dair güvenim tamdır” diye konuştu. Ödüllerin şirketlere yeni ufuklar açacağını vurgulayan Bolat, “Sektörlerinizdeki liderliğinizi pekiştirecek, ulusal ve uluslararası arenada daha fazla tanınırlık kazanmanıza yardımcı olacaktır. Bu başarı, iş ağlarınızı genişletmenize, yeni pazarlara adım atmanıza olanak sağlayacak ve inovasyon ile büyüme yolculuğunuzda sizi daha da motive edecektir” dedi.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat
TÜRKİYE’DE EN HIZLI BÜYÜYEN İLK 5 ŞİRKET

ANADOLU’NUN YÜKSELİŞİ
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu da konuşmasında, “İşte bu şirketler, bu alanda müthiş bir başarı kaydetti. Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketinin, bu dönemdeki ortalama ciro büyümesi, yüzde 569. Bu çok çarpıcı bir rakam. Çünkü Türkiye’deki milli gelir artışının 8 kat üzerinde bir performans gösterdiler” dedi. Hisarcıklıoğlu şöyle konuştu: “Türkiye 100 şirketlerinin yüzde 71’i 76 farklı ülkeye ihracat yapıyor. Türkiye 100 listesinin bölgesel dağılımı da oldukça dikkat çekici. Listede 27 farklı şehrimizden şirketler var. Anadolu’nun yükselişi, burada da açık bir şekilde görülüyor.”

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu
8 KAT DAHA HIZLI BÜYÜDÜLER
En hızlı büyüyen 100 şirketin 2019-2021 döneminde nominal gelirlerindeki artış oranı, Türkiye’nin nominal milli gelirindeki artışın 8 katı oldu. Şirketlerin 2019-2021 döneminde ortalama büyüme oranı yüzde 569 olarak gerçekleşti. Türkiye 100 şirketleri tek bir şirket kabul edildiğinde; 2021 yılı toplam cirosu 23.3 milyar TL, 2021 yılı ortalama cirosu 232.7 milyon TL, 2021 yılındaki toplam istihdam 10 bin 269 kişi, şirket başına ortalama istihdam 102.69 kişi oldu.
NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI
Türkiye 100 listesindeki şirketlerde nihai karar merci konumundaki kişilerin eğitim seviyeleri yüksek. 75 şirketin en yetkili kişileri üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahip. Şirketlerin nitelikli insan kaynağına da sahip oldukları görülüyor. Toplam çalışanları içinde üniversite ve üstü seviyede eğitime sahip olanların oranı yüzde 50’den fazla olan şirket sayısı 36. Şirketlerde internet sitesi ve sosyal medya kullanımı da yaygın. 21 şirket, dijital platformlar (e-ticaret) üzerinden satış yapıyor.
]]>SANTRAL KURMA İZNİ DSİ’DEN
İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar, sulak alanlar, kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, doğal ve yapay göller; yenilenebilir enerji kaynak alanı (YEKA) ilan edilerek, buralarda yenilenebilir enerji santralı kurulabilecek. Bu alanlarda, Devlet Su İşleri ve sulama birliklerine de tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla santral kurma izni verilecek.
Dünyada 2018’den bu yana yüzer güneş enerjisi santralı (Floating PV) kurulumu hızlandı. Toplam kurulu güç 6 bin megavata ulaştı. Türkiye’de de önümüzdeki dönemde su yüzeylerine güneş enerjisi santralı kurulabilecek. YEKA ihalelerinde de düzenlemeye gidiliyor. Bu kapsamda, açık eksiltme yöntemi ile yapılan yarışmalarda piyasa elektrik fiyatının altında fiyat teklif edilmesinin önüne geçilerek, ihale yöntemi şartnameye göre değişecek.
İHRAÇ EDİLEBİLECECEK
Doğalgazın sıvılaştırılması tanımının yapılmasıyla, uluslararası düzeyde doğrudan LNG ihracatı yapılabilecek. Hem Karadeniz gazı hem de dışarıdan alınan doğalgaz Türkiye’de sıvılaştırılarak dünya piyasalarına LNG olarak pazarlanabilecek. Türkiye’nin doğalgaz ticaretindeki yerinin sağlamlaştırılması hedefleniyor.
Yüzer LNG terminallerinin faaliyetlerinin kolaylaştırılması hedeflenirken; ayrıca, Türkiye üzerinden yapılan doğalgaz ihracatında da tek izinle birden fazla ülkeye satış yapılmasına olanak sağlıyor. Birden fazla ülke için ‘tek ihracat lisansı’ verilmesi planlanıyor.
VERİMLİLİKTE YENİ DÖNEM
Enerji verimliliği desteklerinden faydalanmak isteyenler için sektörel kısıtlama kaldırılarak, emisyon ve enerji tüketimini azaltma kriteri tanımlanacak.
Verimlilik artırıcı proje (VAP) desteklerinde de 5 milyon TL’lik proje üst sınırı kaldırılacak. Tasarruf potansiyeli yüksek teknolojik, yenilikçi ve dijitalleşmeye katkı sağlayan yatırımların destekten yararlanabilmesi sağlanacak.
AFETTE HIZLI ELEKTRİK
Türkiye’deki deprem riski göz önüne alınarak, afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde geçici elektrik bağlantısı talepleri için yapı kullanma izni ile mevzuatta istenen diğer belgeler aranmayacak. Düzenlemeyle özellikle deprem, sel gibi felaketlerin ardından binası yıkılan vatandaşlara hızla enerji sağlanabilecek.
Madencilikte muhtemel rezerv alanlarına ilişkin Ulusal Maden Kaynak Ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre yapılan kaynak ve rezerv raporlamaları, 4. Grup (, gümüş, platin, bakır, kurşun, çinko, demir) dışındaki ruhsatlar için zorunlu olmayacak.
Nükleer Düzenleme Kanunu’nda yapılacak değişiklikle, nükleer madde taşıyan kişi de işletmeci olarak sorumlu tutulabilecek.
TEKLİF 16 MADDEDEN OLUŞUYOR
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Meclis Başkanlığı’na sunulan teklifin 16 maddeden oluştuğunu belirterek şunları aktardı: “UMREK koduna göre rapor hazırlama şartı aranmaksızın Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün buluculuk hakkı kazanmasına teklifte yer veriyoruz. Teklifimizle, doğalgazın sıvılaştırılma faaliyetinin depolama faaliyetinden ayrıştırılarak bağımsız bir piyasa faaliyeti olarak tanımlanması amaçlanmıştır. Yüzen LNG terminallerine ilişkin EPDK tarafından depolama tesislerinde istisnai düzenlemeler yapılabilmesine imkân tanınacak. Olağanüstü Hal kararı veya genel hayata etkililik kararı alınan yerlerde geçici süreli bağlantı talepleri için elektrik enerjisinin kullanıcılara hızlı ve kesintisiz ulaştırılması amacıyla EPDK’ya yetki veriyoruz.”
]]>
Genel Kurul’daki oylamada 287 kabul, 55 ret oyunun yanı sıra 4 de çekimser oy kullanıldı.
TBMM’deki tarihi oturumu dünyada dakika dakika takip etti. Dünyanın dört bir yanından pek çok yayın kuruluşu çıkan kararı manşetinden okurlarına duyurdu.
Wall Street Journal ‘Türkiye parlamentosu, İsveç’in NATO’ya girişini onaylayarak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline yanıt olarak ittifakın tarihi genişlemesinin önündeki son engellerden birini de ortadan kaldırdı’ dedi.
NPR bu gelişmeyi ‘Türkiye parlamentosu İsveç’in NATO’ya katılmasına izin verdi’ başlığı ile okurlarına duyurdu.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times ‘Türkiye İsveç’in NATO Hedefini Destekliyor’ başlıklı haberinde ‘Türk Parlamentosu’ndaki oylama, Batı’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’yı tecrit etme çabalarını engelleyen aylardır süren sürtüşmeyi hafifleterek İskandinav ulusunu askeri ittifaka katılmaya yaklaştırıyor’ yorumuna yer verdi.
Foreign Policy ‘Türkiye Parlamentosu İsveç’in NATO Üyeliğini Onayladı’ manşetini attı.
Euronews ‘Türk vekiller İsveç’in NATO üyeliğini onaylayarak daha önce tarafsız olan ülkenin askeri ittifaka girişinin önündeki büyük bir engeli kaldırdılar’ dedi.
Spiegel’in manşeti ise ‘Türkiye İsveç’in NATO’ya katılmasını istiyor’ oldu. FAZ haberinde şu ifadeye yer verdi;
‘Ankara ve Stockholm 20 ay müzakere yaptı. Türk parlamentosu Salı günü ezici bir çoğunlukla İsveç’in Batı savunma ittifakına katılma talebi lehinde oy kullandı.’

CNN Yunanistan ‘TBMM, 287 kabul, 55 ret oyla İsveç’in NATO’ya katılmasına yeşil ışık yaktı’ dedi.
İngiliz Guardian gazetesi bu karar ile İsveç’e yeşil ışık yakmayan tek ülke olarak Macaristan’ın kaldığını yazdı.
Al Monitor ‘Türkiye’nin onayının ardından Macaristan, İsveç’in transatlantik ittifaka katılımı önündeki tek engel olmaya devam ediyor’ dedi.
Alman Tagesschau kararın İsveç tarafında sevinç ile karşılandığını yazdı. Süddeutsche Zeitung ‘Kulübe hoş geldin’ başlıklı haberinde şu ifadeye yer verdi;
‘Türkiye acele etmedi ama 20 ay sonra Ankara’daki parlamento İsveç’in NATO’ya katılımını onayladı.’
Katar merkezli Al Jazeera ‘Türkiye parlamentosu dört saatten fazla süren tartışmaların ardından İsveç’in NATO üyelik hedefini onayladı’ dedi.

YUNAN GAZETE ERDOĞAN’IN PLANINI YAZDI
Yunan Kathimerini ise karar ile Türkiye’nin F-16 alımının önündeki engelin kalkmasının beklendiğini ve bu süreçte Erdoğan’ın uygulayacağı planı yazdı.
Türkiye’nin ABD’den talep ettiği 40 adet yeni Blok 70 F-16 savaş uçağı ve mevcut filosuna 79 modernizasyon kiti için resmi onay sürecinin başlamasının beklendiğini yazan Yunan gazete ‘F-16’lar Türkiye’ye geliyor. ABD ile Türkiye arasında bu iki konunun neredeyse paralel olarak ilerlemesi yönünde bir anlaşmanın olduğu birkaç haftadır biliniyor’ dedi.
Haberinde devamında ise ‘Edinilen bilgiye göre, Meclis’in onayının ardından Erdoğan, Washington’un adımlarını bekleyecek ve F-16’ların satışı sağladıktan sonra İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü resmi olarak imzalayarak ilgili mektubu İttifak’a gönderecek’ denildi.
Yunan IN.gr ‘Geriye sadece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son imzası ve kararın resmi gazetede yayınlanması kaldı’ dedi.

İSVEÇ’İN GÖZÜ ERDOĞAN’IN İMZASINDA
İsveçli yayın kuruluşu SVT, İsveç dışişleri bakanı Tobias Billström’ün sözlerine geniş yer ayırdı. Billström, karardan dolayı mutlu olduğunu ancak hükümetin artık Türkiye cumhurbaşkanının bu kararı imzalayıp göndermesini beklediğini söyledi.
Billström, ‘Elbette Türkiye tarafında bu gerçekleşene kadar süreci bitirmiş sayılmayacağız’ dedi.
Dagens Nyheter ‘Başvurunun Erdoğan tarafından onaylanması gerekiyor’ dedi. Expressen ise ‘Türkiye İsveç’e yeşil ışık yaktı’ manşetini attı.
Haberde ‘TBMM İsveç’in NATO’ya alınmasını onayladı. Artık Erdoğan’ın imzalaması kaldı’ denildi.
]]>14 MİLYONA YAKIN SATIŞ
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) 2023 yılına ilişkin sıfır otomobil satış istatistiklerini geçtiğimiz perşembe günü açıkladı. 2023 yılının tamamında Avrupa Birliği’ndeki otomobil satışları bir önceki yıla göre yüzde 13.9 artarak 10.5 milyon adede yükseldi. Birleşik Krallık, EFTA ülkeleri ve Türkiye de dahil edildiğinde 2023 yılında Avrupa genelinde satılan sıfır otomobil sayısı bir önceki yıla göre yüzde 16.2 oranında artarak 13 milyon 814 bin 822 adede ulaştı. ACEA’dan derlediğimiz verilere göre, 2023 yılında en çok sıfır otomobil satılan ülke 2.8 milyon adetle Almanya olurken, bu ülkeyi 1.9 milyon adetlik satışla Birleşik Krallık, 1.7 milyon adetle Fransa, 1.5 milyon adetle İtalya takip etti.
BÜYÜMEDE FARK AÇTI
Türkiye, 2023 yılında gerçekleştirdiği 967 bin adetlik satışla İspanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en büyük 5’inci otomobil pazarı oldu. Türkiye’yi 949 bin adetle İspanya, 476 bin adetle Belçika, 475 bin adetle Polonya, 369 bin adetle Hollanda ve 289 bin adetle İsveç izledi. Bu dönemde sıfır otomobil pazarında en çok büyüyen ülke de yüzde 63.2 ile Türkiye oldu. Türkiye dışında sıfır otomobil satışlarını en çok arttıran ülkeler yüzde 18.9 ile İtalya, yüzde 16.7 ile İspanya ve yüzde 16.1 ile Fransa olarak kaydedildi.
16 AY SONRA İLK FREN
ACEA’nın son verilerinde Aralık 2023’te Avrupa pazarındaki yavaşlama da dikkatleri çekti. Buna göre, Avrupa Birliği’nde yeni otomobil satışları, Almanya’daki talebin yavaşlamasıyla aralık ayında yüzde 3.3 gerileyerek 16 ay sonra ilk kez düşüş kaydetti. ACEA açıklamasında bu düşüşte geçen yıl aralık ayındaki güçlü baz etkisinin belirleyici olduğu belirtildi. ACEA verilerine göre AB, Birleşik Krallık ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği’nde (EFTA) ise yeni otomobil satışları Aralık 2023’te 2022 yılının aynı dönemine göre yüzde 3.8 düşüşle 1.05 milyona geriledi.
ELEKTRİKLİ ARAÇTA BÜYÜK SIÇRAMA
2022 yılında sadece 7 bin 733 adet elektrikli otomobilin satıldığı Türkiye’de geçen yıl başta Togg ve Tesla olmak üzere pazara giren yeni modellerle birlikte elektrikli otomobil satışları adeta patlama yaptı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği’nin açıkladığı verilere göre, 2023 yılında Türkiye’de 73 bin 179 adet elektrikli otomobil satılmıştı. Bu alanda satışlarını bir yılda yüzde 833 oranında arttıran Türkiye, Avrupa’da en çok elektrikli otomobil satılan 8’inci ülkesi konumuna da yükseldi. Diğer yandan, 2023 yılında Avrupa’da en çok elektrikli otomobilin satıldığı ilk 3 ülke sırasıyla Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa oldu. Bu dönemde, Avrupa’da elektrikli otomobillerin satışlardaki payı yüzde 14.6 olarak gerçekleşti.
]]>
Ekonomik ürünlerin ve paketlerin yurt dışındaki fuarlarda satışında bir zorluk yaşamadığını ancak pahalı paketleri satmakta zorlandıklarını belirten Alkaya, “Bize sürekli ‘fiyatları indirin’ baskısı yapıyorlar. Hatta “fiyatı düşür, istersen kalitesiz hizmet ver” diyorlar. Ama biz bunu kabul edemeyiz. Marka değerimiz zarar görüyor. Biz bu markalar için yıllarımızı veriyoruz” dedi.

Zafer Alkaya
UCUZLUK ARIYORLAR
Gelirleri arttırmak için otellere sıkışmış turizm anlayışından kurtulmak zorunda olduğunu vurgulayan Alkaya, “Avrupa ucuzluk arıyor. Ruslar da öyle. Otelden başka bir yer görmeden gidiyorlar. Oysa Türkiye nadide bir açık hava müzesi. Turizmde sayı yerine niteliğe önem vermemiz gereken zamandayız” diye konuştu. Yerli turist ağırlığının son dönemlerde arttığını söyleyen Alkaya, “Geçen yıl bu oran yüzde 30’a çıktı. Yerli turistler otellerimize geliyor ama konaklama sayıları azaldı. Önceden 7 gün kalan artık 3-5 gün kalıyor. Yabancılarda da 14 günden 9 günlere düşme gibi bir durum var” dedi.
Yüksek harcama gücüne dikkan çeken Ali Şahin, golf bölgelerinin ve sahalarının artması ile golf turizminin de hızla büyüyeceğini söyledi.
GECELEME BAŞINA GELİR DAHA FAZLA
Bu yıl turizmde geçen yılın üstüne çıkılacağını anlatan Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Başkanı Kaan Kavaloğlu da özellikle Almanya ve İngiltere pazarında beklentilerin olumlu olduğunu söyledi.

Kaan Kavaloğlu
Benelüx gibi bazı pazarların fiyat düşüklüğünden dolayı Alanya’yı tercih ettiğini söyleyen Kavaloğlu, “Yüksek turizm geliri için golf, kongre, tenis ve bisiklete ağırlık vermeliyiz. Antalya kongre, toplantı ve golfte iyi gidiyor. Spor takımlarına ev sahipliği yapıyor. Çünkü konaklama adedi az olsa bile geceleme ücreti buralarda daha fazla gelir bırakıyor” dedi.

Türkiye’nin en iyi golf oyuncuları Cornelia Masters Golf Turnuvası kapsamında 3. kez bir araya gelerek yarışma fırsatı buldu.
1500 EURO’DAN BAŞLIYOR
Türkiye’nin turizmde gelirlerini arttırması için golf gibi alanlara artık çok daha fazla önem vermesi gerektiğini söyleyen Cornelia De Luxe Resort Genel Müdürü Ali Şahin, “Bu konuya sürekli vurgu yapıyoruz ama kişi başı harcamalara baktığımızda golf turizme ciddi bir katkı yapıyor. Belek bölgesine gelen her bir golf oyuncusu ortalama 1.500 Euro harcama yapıyor. Bu sahaların yoğun olduğu eylül-ekim ve mart-nisan gibi dönemlerde 3 bin Euro’ya kadar çıkıyor” dedi. Türkiye’nin golf turizmden şu an yılda 250 milyon Euro civarında bir gelir elde ettiğine değinen Ali Şahin, “Gelen turistlerin büyük çoğunluğunu İngilizler oluşturuyor, onları Almanlar ve Doğu Avrupa ülkeleri takip ediyor. Belek bölgesine yılda 130 civarında golfçu geliyor ve neredeyse tamamı yabancı. 2024 için beklentilerimiz çok yüksek” diye konuştu. Şahin, Türkiye’de şu anda 23 adet golf sahası bulunduğunu söyledi.

Ali Şahin
]]>‘ELLERİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALILAR’
Geçen yıl Çin’den ithal edilen araçların yalnızca yüzde 20’sinin elektrikli olduğunu belirten Eroldu, buna karşılık içten yanmalı araçların payının yüzde 78’e ulaştığını belirterek, “2023 yılının 11 ayında Çin’e 21 milyon dolarlık otomotiv parçası ihraç etmişiz ancak 2.2 milyar dolarlık otomobil ve otomotiv parçası almışız. Yalnızca elektrikli araçlara yapılan uygulamalarla Çin ithalatının ticarete verdiği hasarı tamir etmek mümkün olmayacak. Benzer bir uygulama içten yanmalılar için de olmalı. Biz rekabete ve Çinlilere karşı değiliz ancak yatırım yapmadan pazarı Çinlilere bırakmayı doğru bulmuyoruz. Yalnızca ithalatla Türkiye pazarının kaybedilmesi doğru değil. Bizler nasıl otomotiv sanayi üyeleri olarak taşın altına elimizi koyduysak onların da koyuyor olması lazım. Çinlilerin Türkiye’nin bir parçası olması teknoloji transferi ve tedarik sanayi açısından bizi de geliştirecektir” dedi.
YERLİNİN PAYI YÜZDE 37
2023 yılında 1.2 milyon adedin üzerinde satışla rekor kıran otomotiv pazarında yerli araçların payının azaldığına da dikkat çeken Eroldu, “Uzun yıllar sonra bu dış ticaret dengesinde otomotiv sektörü eksi vermeye başladı ve 11’inci ay sonuçlarına göre 1.3 milyar dolarlık eksi yaratan bir sektör durumundayız. Toplam pazar içerisinde yerli araçların payı yüzde 45’ten yüzde 37’ye geriledi” bilgisini verdi. OSD, geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen basın toplantısı kapsamında 2023 yılına ait üretim, ihracat ve pazar verilerini de açıkladı. Buna göre, otomotiv üretimi 2022 yılına göre yüzde 9 artarak 1 milyon 468 bin 393 adet olurken, traktör üretimiyle birlikte toplam üretim 1 milyon 525 bin 963 adede ulaştı. Otomotiv ihracatı ise adet bazında bir önceki yıla göre yüzde 5 artarak 1 milyon 18 bin 247 adet olarak gerçekleşti.

TÜRKİYE’DE ORTALAMA OTOMOBİL YAŞI 14
-Trafikte araçların yaş grubu ve çevreye verdiği zarar konusunda da bir çalışma yaptıklarını belirten OSD Başkanı Eroldu, 2022 itibarıyla yollardaki 20 milyon adet aracın yüzde 56’sının 13 yaş ve altında, yüzde 44’ünün 13 yaş ve üzerinde olduğunu kaydetti. “Türkiye’deki ortalama otomobil yaşı 14, hafif ticari araç yaşının 13.5, ağır ticari araç yaşının 17.2 ve traktör yaşının 24.4” diyen Eroldu, şu bilgileri verdi: “20 milyon aracın yüzde 44’ünü oluşturan 13 yaştan büyük araçlar toplam kirliliğin neredeyse yüzde 80-90’ını oluşturuyorlar. Geri kalan yüzde 56’lık kısım ise tahminen yüzde 10’unu oluşturuyor. Yani Türkiye’nin önemli sorunlarından bir tanesi de bu. Türkiye’de yürüyen 13 yaştan büyük araçların yarattığı çevre kirliliği çok büyük seviyede.”

]]>
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B3” olarak teyit ederken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çevirdi.
İŞTE TÜRKİYE’NİN 2024 YILI NOT TAKVİMİ
Fitch, 8 Mart 2024 ve 6 Eylül 2024, CI Ratings, 17 Mayıs 2024 ve 16 Kasım 2024 tarihlerini için rapor takvimi belirledi.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının açıkladıkları tarihlerde bir rapor açıklama zorunluluğu bulunmuyor. Fitch ve CI Ratings, söz konusu tarihlerde genel olarak rapor yayımlarken, S&P Global ve Moody’s, belirlenen tarihleri rapor açıklamadan pas geçebiliyor.
Türkiye’nin kredi notu görünümünü Fitch 8 Eylül 2024’te “negatif”ten “durağan”a, S&P Global 30 Kasım 2024’te “durağan”dan “pozitif”e yükseltti. İki kurum da kredi notunu “B” olarak teyit etti.
S&P GÖRÜNÜMÜ YÜKSELTMİŞTİ
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, Aralık 2023’te Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan pozitife revize etmişti.
S&P Global ayrıca, Türkiye’nin yabancı ve yerel para cinsinden kredi notlarını “B” olarak teyit etti.
Ödemeler dengesi sonuçlarının iyileşmesi halinde kredi notunun da yükseltilebileceğini vurgulayan S&P “Türkiye’nin ödemeler dengesi daha da iyileşerek daha hızlı döviz rezervi birikimine yol açarsa ve önümüzdeki 12 ay içinde dolarizasyonda bir azalma görürsek, uzun vadeli ülke notunu bir kademe artırabiliriz” dedi.
Yapılan açıklamada, “Türkiye’nin ‘trA/trA-1’ talep edilmemiş ulusal kredi notumuz da dahil olmak üzere tüm yabancı ve yerel para cinsinden ülke kredi notlarımızı teyit ettik. Ayrıca talep edilmemiş transfer ve konvertibilite değerlendirmemizi ‘B+’ya yükselttik” denildi.
YENİ EKONOMİ EKİBİ VURGULAMASI
S&P, görünümü pozitife yükseltmesinin nedeni olarak, Türkiye’nin yeni ekonomi ekibinin Türk lirası (TL) cinsinden varlıklara yatırım için güveni yeniden tesis etmek, ekonomiyi yeniden dengelemek ve düzenleyici kilit finans sektörü üzerindeki yükü hafifletmek için bir dizi adım atmasını gösterdi.
“CESARET VERİCİ İKİZ AÇIKLAR DARALIYOR”
Yapılan açıklamada, “Cesaret verici bir şekilde, Türkiye’nin her iki ikiz açıkları daralmaktadır. Eylül ayından bu yana, parasal sıkılaştırma İç talep, ithalatta (yüksek değerli ürünler de dahil olmak üzere) düşüşe yol açmıştır. Eylül ayı cari işlemler hesabı fazla vermiştir – son 24 ay içinde sadece ikinci kez fazla vermiştir. Yeni TCMB kurulu para politikasını sıkılaştırmaya devam ediyor, talebin bastırılmasını ve parasal olmayan da dahil olmak üzere ithalatın azalmasını bekliyoruz. Bu beklentisi, Türkiye’nin cari işlemler açığı projeksiyonumuzu desteklemektedir. 2025 yılına kadar cari işlemler açığı Türkiye’nin GSYH’nin %2’sine düşecektir” denildi.
“HARCAMA ARTIŞLARI KONTROL ALTINA ALINDI”
S&P, aynı zamanda, Hazine’nin ek vergi tedbirleri getirdiğine, enerji sübvansiyonlarını azalttığını ve ve bütçe açığını azaltmak için harcama artışının kontrol altına aldığına işaret etti.
REZERVLERE VURGU
“Enflasyon, %60’ın üzerindeki yüksek seviyelerde de olsa, zirve yapmış görünmektedir” değerlendirmesini yapan S&P, Türkiye’nin kullanılabilir rezervlerini yeniden inşa etmeye başladığına da dikkat çekti.
“Türkiye’nin finansal istikrarı veya daha geniş anlamda kamu maliyesi üzerindeki baskıların yoğunlaşması halinde görünümü durağana revize edebiliriz. Bu durum, para biriminin değer kaybetmesi ve enflasyonu düşürmek için tasarlanan politikaların tersine çevrilmesi ile bağlantılı olarak ortaya çıkabilir” değerlendirmesini yapan S&P, “Türkiye’nin ödemeler dengesi daha da iyileşerek daha hızlı döviz rezervi birikimine yol açarsa ve önümüzdeki 12 ay içinde dolarizasyonda bir azalma görürsek, uzun vadeli ülke notunu bir kademe artırabiliriz. TCMB ve mali düzenleyici gibi kilit ekonomik kurumların bağımsızlığının yeniden teyit edilmesiyle birlikte daha güçlü kurumsal kontrol ve dengeler temelinde politikalar daha öngörülebilir hale gelirse, notlar daha uzun bir süre boyunca da yükselebilir.” ifadelerini de kullandı.
]]>BU STANDARDI KİM VERECEK
Hangi markaların ne kadar etkilendiğine girmeden önce tüketicilerin kafasını karıştıran bir konuya da açıklık getirmek gerekiyor; yeni tebliğ markaların araç satmasına engel olmuyor yani 29 Aralık 2023 tarihine kadar araçları gümrükten çekebilen markalar stokları tükenene kadar satış yapmaya devam edecek. Bu süre zarfında ise hem hazırlıklarını tamamlamak hem de Bakanlık ile görüşmeler yaparak servis hizmetini bizzat kurmak yerine eskiden olduğu gibi bayilikler üzerinden devam etmeyi talep edecek. Özellikle işaret edilen standartlar için sertifika verecek yer bulmakta zorluk yaşandığı ithalatçılar tarafından önemle dile getiriliyor.
600’E YAKIN OTOMOBİL KAPIDA
Edindiğim bilgilere göre, 1 Ocak 2024 itibarıyla en az 600 adet Çin’den ithal edilen elektrikli otomobil gümrüğe takılmış durumda. Bazı markalar Türkiye için ayırdıkları kotayı Avrupa’ya yönlendirmeye başladı bile. Bazı markalar ise 29 Aralık 2023’e kadar en azından ilk çeyrekte satabileceği elektrikli otomobilleri çekmiş durumda. Bu markalardan birisi de Çin’de üretim yapan İngiliz MG markası. Şirket, bu yılın ilk çeyreğine kadar satacağı araçları getirmiş ve buradan kazandığı sürede hem uygulamalı tebliği bekleyecek hem de hazırlıklarını yapmaya çalışacak.
Ancak, MG kadar şanslı olmayan markalar da var. Geçen sene 2 bin 451 adet satış yapan ve Türkiye’ye batarya fabrikası kurma planları bulunan Skywell’in 550 aracı Gölcük limanında kalmış durumda. Markanın Türkiye distribütörü Ulu Motor, bazı araçları Avrupa’ya yönlendirmiş. MG de aynı şekilde Türkiye için planlanan az sayıda aracının rotasını Avrupa’ya çevirmiş. Diğer bir marka ise 15 Aralık 2023’te satışlara başlayacağını duyuran GRS Automobility distribütörlüğündeki Çinli Hozon Neta. Marka, 29 Aralık öncesi getirdiği araçların satışlarını çok fazla duyurmadan sürdürüyor ancak ilk çeyrek için planlarını ertelemiş durumda.
SADECE ÇİNLİLER DEĞİL
Tebliğten sadece Çinliler etkilenmedi. Örneğin, Çin’de ürettiği iddialı ve rekabetçi SUV’u EX30 için müşteri talebini ölçmeye başlayan Volvo şimdilik modeli askıya almış durumda. İlerleyen dönemde tebliğte bir değişiklik olursa yeniden harekete geçecek. Olmazsa Belçika’daki üretim beklenecek. Yine Japon devi Honda da 2024 yılında Türkiye’ye getirmek istediği e:Ny1 modeliyle ilgili planlarını gözden geçiriyor.
Bana göre adını sanını duymadığımız araçların 2024 yılında getirilip Türkiye’nin bir marka çöplüğüne dönüşmesi ve olası büyük tüketici mağduriyetlerinin önüne geçilmesi açısından tebliğ oldukça yerinde. Ancak, yıllardır Türkiye’de satış yapan markalar ile bayilik/servis ağını sağlam temellere oturtmuş distribütörlerin aynı sepete konulmaması gerekiyor. Bu sadece markalar için değil tüketiciler için de önemli ki “rekabet” her zaman tüketicinin faydasına. Bu noktada gözler şimdi 20 servisin “bizzat” kurulması kararıyla ilgili uygulamalı tebliğte. Ben uygulamada söz konusu markalar için bir istisna yapılabileceğini düşünüyorum.
]]>“81 İLİMİZDE 21 BİN ARKADAŞIMIZ SAHADA”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Bugün Türkiye’nin enerji şebekesinin elektrik şebekesinin en önemli merkezlerinden birindeyiz. Trakya yük tevzi merkezindeyiz. Elektrik elbette ki hayatımızın her alanında 7/24 yılın 365 günü ihtiyaç duyduğumuz ve bundan sonraki süreçte de daha ihtiyaç duyacağımız önemli bir alan. Bu alanın kalbi diyeceğimiz, bu alanın yönetildiği merkezdeyiz bugün ve burada çalışmalarımızı hem ekibimizin hem sistemimizin önümüzdeki yıla 2024 yılına hazırlıklarını yerinde görmek vesilesiyle buraya geldik. Tabii elektrikte görünmez enerjide görünmez kahramanlarla bugün biraradayız. Çünkü bu arkadaşlarımız dediğimiz gibi 7/24 yaz kış demeden tatil dinlemeden görevlerinin başındalar ve ülkemizin vatandaşlarımızın kaliteli kesintisiz güvenilir şekilde enerjilerini tedarik etmek için gece gündüz faaliyet gösteriyorlar çalışıyorlar, gayret gösteriyorlar. Ben onlara bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum.” dedi.
Bayraktar, “Ebetteki Türkiye’nin elektrik şebekesi çok büyük bir şebeke dünyanın 6. büyük şebekesi. Geçtiğimiz yıl 106 bin megavatlık bir kurulu güce ulaştık ve yaklaşık 1.5 milyon kilometrelik bir iletim ve dağıtım şebekemiz var. Dolayısıyla bunun yönetilmesi büyük bir efor istiyor, büyük bir gayret istiyor. Türkiye’nin her yerinde 81 ilinde yaklaşık 21 bin arkadaşımız bugün sahada. Bugün ve bundan sonraki günlerde de sahada olacak. Dolayısıyla biz herhangi bir kesintiye kısıntıya sebebiyet vermeden arz güvenliğimizi temin ederek bu faaliyetlerimizi yürütmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki süreçte tabii bu elektriğin daha yenilenebilir kaynaklardan sağlanması içinde gayretlerimize çalışmalarımıza devam ediyoruz. 2024 yılında da bu çalışmalarımız devam edecek. Hedefimiz her yıl 5 bin megavatlık bir yenilenebilir kurulu gücü yeniden devreye alabilmek. İnşallah bu hedefimize de ulaşacağız ve tabii ki elektriğin tüketicilere doğru şekilde sorunsuz şekilde kesintisiz şekilde ulaşmasına da gayret edeceğiz. ” şeklinde konuştu.
“GABAR’DA SONDAJ FAALİYETLERİNİN BAŞINDA OLACAĞIZ”
Bayraktar, “Başta bütün çalışan arkadaşlarımız başta milletimiz sizler değerli basın mensupları hepinizin bu vesileyle 2024 yılını yeni yılı tebrik ediyorum. Türkiye Yüzyılının ilk yüzyılı hedeflerimizin bu iddialı Türkiye Yüzyılı vizyonunun ilk yılı. Dolayısıyla biz de gece gündüz durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Dün sizlerle beraber Silivri’de doğalgaz depolarımıza oradaki arz güvenliğimizi gittik yerinde inceledik. Bu akşam Gabar’a gidiyoruz. Gabar’da petrol üretimimizin yapıldığı kuyularda çalışanlarımızın sondaj faaliyetlerimizin başında olacağız. Bu anlamda tekrar büyük bir özveriyle bu çalışmaları yürüten arkadaşlarımıza tebrik ediyorum. Yeni yıla girerken vatandaşlarımızın elektrik maliyetlerinden doğalgaz maliyetlerinden etkilenmemesi adına desteklerimiz devam ediyor. Herhangi bir fiyat artışı sözkonusu olmadı hepinizin malumu. İnşallah biz de imkan ve kabiliyetlerimiz çerçevesinde önümüzdeki yıl da elimizden gelen bütün gayreti gösterip vatandaşlarımızı artan enerji fiyatlarından korumaya devam edeceğiz. ” dedi.
YILIN OLAYI: PRİGOJİN’İN İSYANI

– Ukrayna’da ön cephede savaşan Rus paralı ordusu Wagner’in patronu Yevgeni Prigojin, Moskova’ya karşı memnuniyetsizliğini 23 Haziran’da bir isyanla gösterdi. Wagner birlikleri Moskova’ya varmak üzereyken araya Belarus girdi, isyancılar durdu. Rus lideri Putin, Prigojin’i hain ilan etti. Dünya Putin’in bu başkaldırıyı yanıtsız bırakmayacağına emindi. Nitekim Prigojin tam 2 ay sonra, 23 Ağustos’ta özel jetinin düşmesiyle öldü.
YILIN DAVASI: TRUMP MAHKEMELERDE

– 2023 eski ABD Başkanı Donald Trump için bir hayli çalkantılı geçti. 2024’ye yeniden başkanlık yarışına gireceğini duyuran Trump, yargılandığı 4 farklı davayla tarihe “sabıka fotoğrafı çektiren ilk ABD başkanı” olarak geçti. Eski Başkan’ın mahkeme ziyaretleri mart ayında bir porno yıldızına sus payı ödediği iddiasıyla açılan davayla başladı. Ardından Florida’daki evinde gizli devlet belgelerini saklamakla suçlandı. Bunu 6 Ocak Kongre baskınını kışkırttığı iddialarıyla açılan davalar izledi. Suçlamaları “cadı avı” olarak nitelendiren Trump’ın adaylığı, Colorado yüksek mahkemesinin eyalette ön seçimlere girmesine yasak getirmesiyle tartışmalı hale geldi.
YILIN DENSİZLİĞİ: KURAN YAKMA
-2022’de Danimarkalı İslam düşmanı siyasetçi Rasmus Paludan’la başlayan Kuran yakma provokasyonları, 2023’te tüm dünyanın tepkisini çeken peş peşe saldırılara dönüştü. İsveç’te taşayan Irak asıllı Salman Monika, Stockholm Türkiye büyükelçiliği önü de dahil sene içinde defalarca Kuran yakma eylemi gerçekleştirerek Müslüman âleminin tepkisini çekti. Momika’nın provokasyonları, Türkiye’nin NATO üyeliğini onaylamasını bekleyen İsveç’i zor durumda bıraktı. Stockholm eylemi durdurmak için yasa değişikliğini tartıştı. Avrupa’da yükselen aşırı sağ ile beraber İslami değerlere saldırılar artıyor.
YILIN PARLAYANI: YAPAY ZEKÂ

– 2023 yılı belki de gelmiş geçmiş ‘en zeki’ yıl olarak adlandırılabilir. Zira şu ana kadarki en fazla yapay zekâ uygulaması bu yıl ortaya çıktı. Grafik düzenlemeden metin yazmaya, fotoğraf manipülasyon uygulamalarından sohbet robotlarına kadar birçok yapay zekâ aracı bu yıl kullanıcılarla buluştu. Ama özellikle biri vardı ki tüm uygulamaları gerisinde bırakarak yılın gündemine oturdu: ChatGPT. Uygulamayla hastasını muayane eden doktor, şarkı sözlerini yazdıran şarkıcı, ödevini yaptıran öğrenci, daha niceleri… ABD merkezli OpenAI şirketinin ChatGPT yapay zeka uygulaması piyasaya sürüldüğü tarihten 2 ay sonra 100 milyon kullanıcıyı aştı.
YILIN HAYAL KIRIKLIĞI: UKRAYNA’NIN KARŞI SALDIRISI

-Şubat ayında Rus işgalinin yıldönümünde konuşan Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, 2023’ün kendileri için “zafer yılı” olacağını söylemişti. Nitekim savaşın ilk yılını atlatan Kiev yönetimi, Batılı ülkelerin de yardımıyla Rus ordusuna karşı saldırı hazırlıklarına başladı. Haziranda Ukrayna güçleri doğu ve güney cephelerinde saldırıya geçti. Ancak işler umulduğu gibi gitmedi. Aylar boyunca cephede cephede çok az ilerleme sağlayan Ukrayna ordusu çok fazla asker kaybetti. Kiev, başarısızlığın sebebi olarak Batı’nın silah yardımlarında gecikmesini işaret ederken, ABD’li savunma yetkilileri ise Ukrayna’nın Pentagon’un sahayla ilgili önerilerine kulak tıkadığı görüşünde.
YILA DAMGASINI VURAN: İKLİM KRİZİ

– Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre “gelmiş geçmiş en sıcak yıl” olarak kayıtlara geçen 2023’te, iklim krizinin yıkıcı etkilerini yakından tecrübe ettik. Temmuzda komşu Yunanistan, orman yangınları nedeniyle adeta cehennemi yaşadı. İtalya, İspanya, Kanada, Avustralya, Kazakistan, Cezayir de orman yangınlarıyla mücadele eden ülkeler arasında yer aldı. Libya’nın doğusunu 10 Eylül’de “Daniel Fırtınası” vurdu, sel sularına dayanamayıp çöken 2 baraj, Derne kentinde en az 11 bin 300 kişinin hayatını aldı. Ağustosta ise ABD’nin Hawaii eyaletinde çıkan ve 3 gün süren orman yangınında 100 kişi hayatını kaybetti.
YILIN YAKINLAŞMASI: ANKARA-ATİNA

– 2019’dan bu yana gergin bir dönem geçiren Türk-Yunan ilişkileri, 6 Şubat depremlerinden sonra Yunanistan’ın Türkiye’ye yaptığı insani yardımların ardından yumuşama dönemine girdi. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından o dönem Dışişleri Bakanı olan Nikos Dendias’ın Hatay’ı ziyaret etmesi de iki ülke arasındaki buzların erimesine katkı sağladı. Atina-Ankara hattında yoğunlaşan diplomatik temaslar, eylül ayındaki zirvelerle taçlandı. Dışişleri ve savunma bakanları arasındaki toplantıların ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 yıl aradan sonra Atina’ya yaptığı ziyaretle Yunanistan ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılmış oldu.
YILIN DİPLOMATİK AÇILIMLARI
– 2023 diplomatik sahada Türkiye için pek çok gelişmenin yaşandığı bir yıl oldu. Mısır ile 2022’de başlayan normalleşme süreci, meyvelerini bu sene verdi. Temmuzda Ankara-Kahire ilişkilerinin yeniden büyükelçi düzeyine çıkmasını ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mısır lideri Sisi bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Türkiye, Suriye yönetimiyle de iç savaştan bu yana bozuk olan ilişkileri onarmak için adım attı, ancak bu adımı Şam’dan olumlu karşılık görmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsrail lideri Netanyahu’nun eylülde New York’ta görüşmesi, iki ülke arasında pozitif bir hava estirirken Gazze Savaşı’yla bu sürece balta vurulmuş oldu. Ek olarak Türkiye-İsveç-ABD üçgeninde NATO müzakereleri sürdü. Ankara, Stockholm’e İttifak vizesi için ABD’den F-16 savaş uçağı satışına onayı şart koştu.
YILIN DRAMI: GAZZE SAVAŞI

– 2023’e Gazze Savaşı damga vurdu. Hamas’ın 7 Ekim’deki sürpriz baskını Gazze Şeridi’ne amansız saldırıları tetikledi. İsrail ordusu “Hamas’ı bitirme” hedefiyle dünyanın gözleri önünde sivil katliamına girişti. Haftalardır süren aralıksız bombardımanda 21 bin 507 sivil öldü. Filistinliler bölge içinde göçe zorlandı, tam abluka altında gıdasız, susuz, ilaçsız kaldı. İsrail ordusu hastaneleri, sığınakları, okulları hedef aldı. Rehine yakınlarının baskısı üzerine Hamas ve İsrail arasında mahkum takası anlaşması da yapıldı. Fakat çatışmalara verilen ara yalnızca 7 gün sürdü.
YILIN AFETİ: KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİ

-Türkiye, 6 Şubat 2023’te peş peşe yaşanan Kahramanmaraş merkezli 7.8 ve 7.5 büyüklüklerindeki iki depremle sarsıldı. Türkiye’deki 10 ilin yanı sıra Suriye’de de büyük yıkım yaşandı. ‘Yüzyılın afeti’ olarak nitelendirilen deprem sonrası Ankara’nın dünyaya yardım çağrısı üzerine, onlarca ülkeden ekipler gelerek arama-kurtarma çalışmalarına katıldı. Ermenistan ile kara sınırı yardım TIR’ları için yıllar sonra ilk kez açıldı; Atina ile deprem diplomasisi başladı.

Felakette Türkiye’de yaklaşık 50 bin, Suriye’de ise 8 bin kişi hayatını kaybetti. 2023 başka coğrafyalarda da yıkıcı depremlerin yaşandığı bir sene oldu. Fas’ta eylülde yaşanan depremde 3 bin kişi öldü. Afganistan ise ekimde peş peşe üç büyük depremle sarsıldı, 1500 kişi hayatını kaybetti.
YILIN ZAFERİ: KARABAĞ’DA TERÖR OPERASYONU
– 2020 yılında 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı sonrası Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Ermeni ayrılıkçı rejimin attığı adımlar, tansiyonun yükselmesine neden olunca Azerbaycan ordusu, 19 Eylül’de Karabağ’da “terörle mücadele operasyonu” başlattı. Yalnızca 24 saat süren operasyon zaferle sonuçlandı, Ermeni gruplar silah bırakmayı kabul etti. 32 yıl önce yasadışı olarak Azerbaycan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti, kendini feshetmek zorunda kaldı, Ermeni nüfus bölgeyi terk etti.
YILIN MURADINA ERENİ: KRAL 3’ÜNCÜ CHARLES

– İngiltere, 2022’de vefat eden Kraliçe 2. Elizabeth’in 1953’te tahta çıkmasından 70 yıl sonra bir taç giyme törenine şahit oldu. 74 yaşındaki Prens Charles, mayıs ayında ihtişamlı bir törenle İngiltere Kralı oldu. Kral 3. Charles, kraliçe olarak taç giyen eşi Camilla ile beraber Buckingham Sarayı’nın balkonundan halkı selamladı. Böylece hayatının büyük bir bölümünü “veliaht prens” olarak geçiren Charles ve kraliçe unvanına kavuşan Camilla muratlarına ermiş oldu.
YILIN FAVORİSİ: TAYLOR SWIFT

– Başarılı müzik kariyeriyle dünya çapında üne kavuşan ABD’li şarkıcı ve söz yazarı Taylor Swift, Amerikan Time dergisi tarafından 2023 yılının kişisi ilan edildi. Swift’in yıl boyunca sürdürdüğü ‘Eras’ turnesi, 1 milyar doları aşan hasılatıyla tüm zamanların en yüksek hasılatlı turnesi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi, yılın en çok dinlenen kadın sanatçısı seçildi. Time dergisi pop ikonunu, “kendi hikayesinin hem yazarı, hem de kahramanı” olarak tanımladı.
]]>SATRANÇ BURSU İLE ABD’de ÜNİVERSİTE
Yukarıdaki diyalog Türkiye Satranç Federasyonu ve Türkiye İş Bankası’nın sporcularla İstanbul’da bir araya geldiği Satrancın Yıldızları etkinliğinde gerçekleşti. Başarılı sporcular ve onların gurur dolu aileleri de İş Kuleleri’nde hazır bulundu. Minik sporcular, satrancın onları ne kadar heyecanlandırdığını anlatırken yaşca büyük olanlar ise hem satrançta hem de akademik hayatlarındaki hedeflerine vurgu yaptı, kazanımlarını anlattı. Onlardan biri de 2005 doğumlu sporcu Işık Can’dı. Can, “Bütün eğitim hayatımı satranç bursuyla güzel okullarda okudum. Çok sayıda yabancı arkadaşım oldu ve 40’tan fazla ülkeye gittim. Şimdi de satranç bursu sayesinde ABD’den üniversite için kabul aldım” sözleri ile satrancın kendi hayatındaki yerini vurguluyordu.

Gülkız Tulay – Hakan Aran
EN BÜYÜK MUTLULUKLARDAN
Sporcuları dinleyen İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran ise “Keşke her sponsorluğumuz bu kadar insana değebilse. Bu kadar güzel sonuçlar doğurabilse. Sanırım insanın hayatında görebileceği en büyük mutluluklardan biri de bu şekilde emek verilen konularda meyveleri toplayabilmek. Böyle güzel sonuçlar görebilmek. Ayrıca, insan hayatına dokunan bir konuda başarılar kazanıp arkadan gelen gençlere umut hikayeleri yazmak ve bunların örnek olduğunu görmek çok önemli. Hem sporcular hem antrenörler çok önemli bir görev üstleniyor” ifadelerini kullandı.
ZEKÂSINA HAYRAN KALDIĞIM GENÇ SPORCULARIMIZ VAR
ETKİNLİKTE konuşan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, “Cumhuriyetimizin 100. yılını bu özel yılın hakkını verecek etkinliklerle tamamlıyoruz. Satranç turnuvası da bu etkinliklerden biri oldu. Turnuvaya en üst düzey sporcularımız katıldı ve seyir zevki çok yüksekti. Herkes için ilgi çekiciydi” dedi. Satrancın kendi hayatında da önemli bir yeri olduğunu söyleyen Aran, “Bu yıl her akşam eve gittiğimde müsabakaları 5-6 saat boyunca banttan izledim. Sponsorluğumuzun en büyük katkısı da satrancı bu kadar yakından takip etmem oldu. Gerçekten çok heyecanlıydı. Son ana kadar kimin şampiyon olacağını kestirmek çok zordu. Sporcuları dikkatle izleyerek onları anlamaya çalıştım. Hatta çoğu ile tanışmak istedim. İzlerken zekâlarına hayran olduğum genç arkadaşlar var. Çok yaratıcı ve keyifli bir oyun. Aynı zamanda akılla duyguyu, öngörü ile sezgileri, disiplinle yaratıcılığı birleştiriyor. Kendini tekrar ediyormuş gibi görünse de her defasında sizi şaşırtıyor, yeni bir sayfa açıyor. Sponsorluğumuzun sonuçlarını bu şekilde görmek de ne kadar doğru bir iş yaptığımızı gösteriyor” şeklinde konuştu.
HER TURNUVADAN KUPALARLA DÖNÜYORLAR
İŞ Bankası’nın kendileri için sadece bir sponsor olmadığını bunun bir yol arkadaşlığına dönüştüğünü anlatan Türkiye Satranç Federasyonu (TSF) Başkanı Gülkız Tulay da şunları söyledi: “Hakan Aran’ın sporcularımıza ve satranca bu kadar hakim olması bizi çok mutlu ediyor. Özellikle satrancın Cumhuriyetimizin 100. yılında başarılı bir sene geçirmesi de bizim için gurur kaynağı. Sporcularımız neredeyse gittikleri her ülkeden kupalarla dönüyor, turnuvalara damga vuruyor. Bu yıl Avrupa Parlamentosu’nda satrançta örnek ülke olarak gösterildik. İlk 100’e ilk defa bir sporcu sokmayı başardık. 2005 yılında lisanslı sporcu sayımız 30 bin iken 2023 yılında bu rakam 1 milyon 200 binin üzerine çıktı. Türkiye İş Bankası ile iş birliğimiz sürecinde 1 olimpiyat şampiyonluğu, 1 olimpiyat ikinciliği, 41 dünya şampiyonluğu, 41 dünya ikinciliği, 44 dünya üçüncülüğü, 92 Avrupa şampiyonluğu, 86 Avrupa ikinciliği ve 77 Avrupa üçüncülüğü elde ettik. Bu yolda beraber yürümeye devam edeceğiz.”
]]>

