KAÇAK EMLAKÇILAR HÂLÂ SİSTEMDE
Emlak ilan sitelerinde hâlâ sahte ilanlar olduğunu söyleyen Ankara Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odası Başkanı Hakan Akçam süreci şöyle özetledi; “Kasım ayında yürürlüğe giren düzenleme ile ilan girişlerinde e-Devlet üzerinden kimlik doğrulama yapılması zorunlu hale geldi. Bu önemli bir adım olsa da yetersiz. Çünkü bizlerin beklediği emlakçıların Ticaret Bakanlığı’ndan aldığı ‘yetki belgesi’ ile, mal sahibinden aldığı ‘yetkilendirme belgesini’ doğrulatması. Beklentimiz mayıs ayı içinde adım atılması. Bir de ilan portallarında yetki belgesiz kaçak emlakçılar var. Geçmişte yetki belgesi zorunlu değilken sisteme üye olanlar, hâlâ faaliyette. Bu işletmelerin ilan portallarından çıkarılması gerekiyor.”
İSTENEN SONUÇ ALINAMADI
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gayrimenkul Komite Başkanı Hakan Akdoğan, tüketicinin korunması, sektöre güven ve şeffaflık gelmesi için atılan adımın istenen sonucu vermediğini söyledi. Kimlik doğrulamanın tek başına yeterli olmadığını, sahte ilanlarla vatandaşın kandırıldığını anlatan Akdoğan, “İkinci aşama dediğimiz yetki belgesi ve yetkilendirme belgesi doğrulama sistemi bir an önce devreye girmeli. Aksi takdirde tüketici mağdur olmaya devam edecek. Bugün aynı ev için birden fazla ilanın olduğunu, gerçek dışı bilgilerle satılık-kiralık ilanı girildiğini görüyoruz” dedi.
Sadece ilan sitelerinde değil, emlak ofislerinde de sorunlar yaşandığını belirten Hakan Akdoğan, “Piyasada yetki belgesi olmayan emlak ofisi, ya da yanında yasal olmayan yöntemlerle danışman çalıştıran ofisler var. Emlak piyasasında etkin denetim şart” diye konuştu.
SOSYAL MEDYA RİSKLİ ALAN
-İlan sitelerine yönelik düzenlemelerle tüketicinin korunması adına önemli kararlar alınırken, bu defa sahte ilanlar sosyal medya platformlarına yöneldi. Bu platformlara, ilan sitelerinde olduğu gibi bir zorunluluk gelmediği için, dolandırıcıların bu kanalla vatandaşı mağdur ettiği belirtiliyor.

TÜKETİCİYİ KANDIRIYORLAR: GÜNLÜK KİRALIKTA İZİN BELGESİ BİLMECESİ
-1 Ocak 2024’ten itibaren turizm amaçlı konut kiralamalarında yeni dönem başladı. Tek seferde 100 günden az süreli kiralama yapmak isteyenlere izin belgesi şartı geldi. 1 Şubat’a kadar başvuru yapanlara üç ay içinde izin verileceği duyuruldu. Yani mayıs itibarıyla artık yasal olarak kiralama yapanların bir izin belgesi olmalı.
Ancak ilan sitelerinde tam bir karmaşa durumu hâkim. Yaptığımız incelemeye göre, çoğu ilanlarda izin belge numarası ‘belirtilmemiş’ yazıyor, ya da rastgele rakamlarla tüketici yanıltılıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Başkan Yardımcısı ve İTO Gayrimenkul Hizmetleri Komite ve Meclis Üyesi Mustafa Hakan Özelmacıklı şunları söyledi: “İlan sitelerine baktığımızda; ‘Turizm Amaçlı Kiralık’ kategorisi altında izin belgeleri olmamasına rağmen izin belgeleri varmış gibi numaralar yazarak gerçek olmayan ilan girişlerinin artarak devam ettiği, ilanlarda günlük fiyatlar yazılmasına rağmen, arandığında yazan fiyatın günlük değil saatlik olduğunun ifade edildiği, mağaza adı ve ünvanı gibi birçok bilginin doğru olarak verilmediği görülüyor. Sonuç olarak vergi levhası bile olmadan, başka isim ve ünvanlar altında, hiçbir kimlik veya tapu sahipliği olmayan binlerce ilan saatlik günlük ilanlar ile yayınlanmaya devam ediyor.”
]]>
ANA MECRA SOSYAL MEDYA
Pandemi ile çok büyük bir yükselişe geçen villa tatili tercihi özellikle Antalya’da etkisini artırarak sürdürüyor. Daha çok Kaş ve Kalkan’da faaliyet gösteren kiralama şirketleri bu alana ciddi yatırımlar yapıyor. TÜRSAB belgesine sahip şirketler, bu belgeyle Kültür Turizm Bakanlığı doğrulama listesine de kaydoluyor. Şirketler reklamlarını çoğunlukla Instagram, X, Facebook gibi sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinin birçoğuyla da bu alan üzerinden iletişime geçiyor. İşte sistem de tam bu aşamadan sonra hata vermeye başlıyor.
PROFİLDE BELGE OYUNU
Kayıtlı şirketlerin sosyal medya hesaplarını birebir kopyalayan dolandırıcılar, tüketicinin güvenini kazanmak için önce takipçi satın alıyor, ücretli reklamlar sayesinde ulaştığı kişi sayısını her geçen gün arttırıyor. Daha da ileri gidenler ise bazı platformların doğrulama ücretlerini ödeyerek ‘mavi tik’ bile satın alıyor. Profil düzenleme kısmı ise işin en önemli tarafı. Kayıtlı şirketin tüm bilgilerini klonlayan dolandırıcılar, sahte hesabın en başına kayıtlı şirketten kopyaladıkları TÜRSAB belge numarasını yazıyor. Bu öyle bir yöntem ki ödeme yapmadan önce şirketin belge numarasını kontrol eden bilinçli bir tüketici bile tuzağa düşmekten kurtulamıyor. Çünkü sorgulanan belge gerçekte var olduğu için tüketiciyi yanıltıyor. Belgenin doğru olduğunu gördüğü için gönül rahatlığıyla ödemeyi yapan tüketici, satın aldığı tatilin günü geldiğinde ise büyük bir hüsran yaşıyor.
ALTIN KURAL: HESAP ADI
Şu ana kadar onlarca kişiyi mağdur eden dolandırıcılık yönteminin işleyişi hakkında Hürriyet’e bilgi veren ALZ Travel’in sahibi Özgür Önder, “Sistem çok profesyonelce kurulmuş. Kayıtlı şirketlerin tüm bilgileri profesyonelce kullanılıyor ve aynı profesyonellikle tanıtım yapılıyor. Bu yöntemle tüketicinin dolandırıldığını anlaması çok güç. Zaten bu nedenle daha sezonun başında onlarca şikâyet aldık. Dolandırıcıların bu tuzağından kaçınmanın tek bir yolu var. Şirketi seçip belge kontrolü yaptığınızda şirket ismi ile ödemenin yapılacağı hesabın ismi aynı olmalı. Yani bizden bir villa kiralayan tüketici ücretini de ALZ Travel’e yatırıyor. Dolandırıcılar ise farklı bir banka hesabı ile çalıştığı için bu devamlılığı sağlayamıyorlar” diye konuştu.
‘YORUMLARI BİLE KONTROL EDİN’
TÜKETİCİLER Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz ise şöyle dedi: “Sosyal medyadaki kontrolsüzlük dolandırılma vakalarını maalesef artıyor. Sahte villa reklamları da hayli arttı. Şu çok önemli; dolandırıcılar nasıl ki kendini güncelliyorsa tüketici de güncellemek zorunda. Artık sadece mavi tik olayına güvenip hareket etmek sizi mağdur edebilir. TÜRSAB belgesi elbette sorgulanmalı ancak bu da yetmez. Tatil ücretinin ne kadar olduğu, hangi hesaba yatırıldığı da önemli. Piyasanın çok altında satılan ürünler mutlaka sorgulanmalı. Sosyal medya hesabındaki fotoların profesyonel olup olmadığı, yorumların tarihi ve sürekliliği sorgulanmalı. Bunları yapmazsak kötü anlamda hiç unutamayacağımız bir tatil deneyimi yaşayabiliriz.”
ANA MECRA SOSYAL MEDYA
Pandemi ile çok büyük bir yükselişe geçen villa tatili tercihi özellikle Antalya’da etkisini artırarak sürdürüyor. Daha çok Kaş ve Kalkan’da faaliyet gösteren kiralama şirketleri bu alana ciddi yatırımlar yapıyor. TÜRSAB belgesine sahip şirketler, bu belgeyle Kültür Turizm Bakanlığı doğrulama listesine de kaydoluyor. Şirketler reklamlarını çoğunlukla Instagram, X, Facebook gibi sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinin birçoğuyla da bu alan üzerinden iletişime geçiyor. İşte sistem de tam bu aşamadan sonra hata vermeye başlıyor.
PROFİLDE BELGE OYUNU
Kayıtlı şirketlerin sosyal medya hesaplarını birebir kopyalayan dolandırıcılar, tüketicinin güvenini kazanmak için önce takipçi satın alıyor, ücretli reklamlar sayesinde ulaştığı kişi sayısını her geçen gün arttırıyor. Daha da ileri gidenler ise bazı platformların doğrulama ücretlerini ödeyerek ‘mavi tik’ bile satın alıyor. Profil düzenleme kısmı ise işin en önemli tarafı. Kayıtlı şirketin tüm bilgilerini klonlayan dolandırıcılar, sahte hesabın en başına kayıtlı şirketten kopyaladıkları TÜRSAB belge numarasını yazıyor. Bu öyle bir yöntem ki ödeme yapmadan önce şirketin belge numarasını kontrol eden bilinçli bir tüketici bile tuzağa düşmekten kurtulamıyor. Çünkü sorgulanan belge gerçekte var olduğu için tüketiciyi yanıltıyor. Belgenin doğru olduğunu gördüğü için gönül rahatlığıyla ödemeyi yapan tüketici, satın aldığı tatilin günü geldiğinde ise büyük bir hüsran yaşıyor.
ALTIN KURAL: HESAP ADI
Şu ana kadar onlarca kişiyi mağdur eden dolandırıcılık yönteminin işleyişi hakkında Hürriyet’e bilgi veren ALZ Travel’in sahibi Özgür Önder, “Sistem çok profesyonelce kurulmuş. Kayıtlı şirketlerin tüm bilgileri profesyonelce kullanılıyor ve aynı profesyonellikle tanıtım yapılıyor. Bu yöntemle tüketicinin dolandırıldığını anlaması çok güç. Zaten bu nedenle daha sezonun başında onlarca şikâyet aldık. Dolandırıcıların bu tuzağından kaçınmanın tek bir yolu var. Şirketi seçip belge kontrolü yaptığınızda şirket ismi ile ödemenin yapılacağı hesabın ismi aynı olmalı. Yani bizden bir villa kiralayan tüketici ücretini de ALZ Travel’e yatırıyor. Dolandırıcılar ise farklı bir banka hesabı ile çalıştığı için bu devamlılığı sağlayamıyorlar” diye konuştu.
‘YORUMLARI BİLE KONTROL EDİN’
Tüketiciler Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz ise şöyle dedi: “Sosyal medyadaki kontrolsüzlük dolandırılma vakalarını maalesef artıyor. Sahte villa reklamları da hayli arttı. Şu çok önemli; dolandırıcılar nasıl ki kendini güncelliyorsa tüketici de güncellemek zorunda. Artık sadece mavi tik olayına güvenip hareket etmek sizi mağdur edebilir. TÜRSAB belgesi elbette sorgulanmalı ancak bu da yetmez. Tatil ücretinin ne kadar olduğu, hangi hesaba yatırıldığı da önemli. Piyasanın çok altında satılan ürünler mutlaka sorgulanmalı. Sosyal medya hesabındaki fotoların profesyonel olup olmadığı, yorumların tarihi ve sürekliliği sorgulanmalı. Bunları yapmazsak kötü anlamda hiç unutamayacağımız bir tatil deneyimi yaşayabiliriz.”
]]>Erdogan, 2023 yılında hacim olarak en çok büyüme oranı kaydeden ilk 3 kategorinin ise buzlu kahve (%54), hardal (%32) ve erkek parfümleri (%31) olduğunu paylaştı. Hızlı tüketim ürünleri 2024 yılına da güçlü bir başlangıç yaptı. Erdogan, hızlı tüketim ürünlerinin (sigara ve alkol hariç) Ocak 2024’te Ocak 2023’e kıyasla ciro bazında yüzde 72, hacim bazında ise yüzde 9 büyüme kaydettiğini söyledi.
Güçlü hacim büyümesi yapısının ocakta da korunduğunu belirten Erdogan, 2024 Ocak döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre en çok hacim büyümesi kaydeden ana grupların dondurma (%55), süt ürünleri (%15), ağız bakım ürünleri (%11) ve atıştırmalıklar (%9) olduğunu belirtti. Didem Sekerel Erdogan, 2024 Ocak döneminde hacim olarak en çok büyüme oranı kaydeden ilk 10 kategorinin ise hardal (%53), konserve balık (%47), buzlu kahve (%46), maden suyu ve sodası (%39), bar ve krokanlar (%38), kuru meyve (%35), sirke (%35), dondurulmuş gıda (%35), buzlu çay (%33) ve kruvasan (%32) olduğunu söyledi.
NielsenIQ Perakendeci Hizmetleri Orta Doğu ve Afrika E-Ticaret Direktörü Turan Konu, e-ticaretin 2023 yılında yüzde 116 gibi güçlü bir ciro artışı kaydettiğine dikkat çekti. E-ticaret performansı, özellikle kişisel bakım, atıştırmalık ve diğer gıda ve içecek kategorilerinde yüksek seyretti. Konu, bu kategorilerin online paylarının geçen yılın aynı dönemine göre arttığını paylaştı.
2023 yılında e-ticaret kategori performansına değinen Didem Sekerel Erdogan, en çok ciro büyümesi kaydeden kategorilerin; ev temizlik grubu altında ev temizleyicileri (%202), soğuk içecekler grubu altında buzlu çay (%178), kişisel bakım grubu altında saç kremi (%168), atıştırmalıklar grubu altında sakız (%152), diğer gıda ve içecekler grubu altında kahvaltılık gevrekler (%136), sıcak içecekler grubu altında hazır kahveler (%136) ve bebek bakım grubu altında bebek mamaları (%113) olduğunu paylaştı.
Dünya genelinde değişen ekonomik görünümün tüketicilere de yansıdığına değinen NielsenIQ Tüketici Araştırmaları Direktörü Nur Serenli, tüketicilerin birçok açıdan yaşam biçimlerini değiştirdiklerini belirtti. Nur Serenli; ev odaklı yaşam tarzı, atıksız mutfak, önleyici sağlık, stres yönetimi, tasarruf ve planlı bütçe ile kolaylık arayışını, üretici ve perakendecilerin yakın vadede odaklanması gereken yeni küresel tüketici trendleri olarak paylaştı.
Didem Sekerel Erdogan, hem küresel tüketicilerin hem de Türk tüketicilerin en önemli endişelerinin artan gıda fiyatları olduğunu söylerken, tüketicilerin tasarruf ve hesaplı alışveriş arayışında olduğunu paylaştı. “Yeniden tanımlanan tüketici değerlerinde “atıksız mutfak” trendinin, tasarruf etmenin bir boyutu olarak yükseldiğini gözlemliyoruz.” diyen Erdogan; tüketiciler “az, daha fazladır” kavramından yola çıkarak mutfakta israf olmasın diye gerçekten kullanacakları kadarını satın alma davranışı gösteriyor ve bu yolla gıda atığını azaltıp tasarruf edebileceklerini ifade ediyor diye belirtti. Erdogan ayrıca, tüketicilerin temel ihtiyaçlara odaklanarak, stoklamak yerine gerektiğinde gerektiği kadar almayı tercih etme eğiliminde olduğundan bahsetti. Tüketiciler; fazla yiyeceği ziyan etmek yerine, artık yemeklerle yaratıcı yeni menüler ve öğünler hazırlamaya gayret ediyor.
NielsenIQ Perakendeci Hizmetleri Direktörü Serhat Sükan, tüketicilerin finansal durumlarını yönetmek için aldıkları ilk 3 tedbirin “en ucuz fiyat arayışı”, “ürün/marka geçişleri” ve “genel harcamanın azalması” olduğunu söyledi.
Alışveriş yapanların, “harcamalarını yönetme” başlığı altında ev dışı tüketimlerini azalttığının altını çizen Didem Sekerel Erdogan, tüketicilerin özellikle “ev dışı yemek, ev dışı eğlence, dışarıdan yemek siparişi ve giyim” kalemlerinde daha az harcama eğiliminde olduğuna dikkat çekti. Öte yandan, özellikle taze gıda, taze et ve süt ürünlerinde daha fazla harcama eğilimi olduğunu ve alışveriş yapanların ev içi tüketime yöneldiğini belirtti.
Didem Sekerel Erdogan, küresel iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularının artan gıda fiyatları üzerinde de etkileri olan bir konu olarak tüketici gündeminde önemli bir yere sahip olduğunun altını çizdi. “Sürdürülebilirliğin tüketiciler için ne anlama geldiğini anlamak önemli…” diyen Erdogan, sürdürülebilirliğin “azaltılmış kirlilik/temiz çevre”, “doğal kaynakları korumak”, “gezegen için daha iyi” gibi unsurların yanı sıra Türk tüketicisi için özellikle “topluma geri vermek” olarak algılandığını vurguladı.
“Küresel ölçekte gerçekleştirdiğimiz bir araştırmaya göre çevre dostu/sürdürülebilir ürün portföyüne sahip olmak, alışverişçilerin marka tercihini etkileyen temel faktörler arasında yer alıyor.” diyen Erdogan, tüketicilerin iklim değişikliğine karşı harekete geçme konusunda markalardan büyük beklenti içinde olduğunu paylaştı.
Dünya genelinde e-ticaretin son dönemdeki gelişimini paylaşan NielsenIQ Müşteri Hizmetleri / E-Ticaret Direktörü Yankı Yalçın “E-ticaret büyümesi Covid dönemindeki güçlü büyümenin ardından 2022 yılında dünya genelinde normalleşmeyle karşı karşıya kaldı. Ancak 2023 yılı e-ticaret büyümesinin tekrar atağa geçtiği bir yıl oldu.” dedi.
Yankı Yalçın ayrıca, Türkiye ve EEMEA (Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) ülkelerinin genel olarak güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ve 2023 yılında e-ticarette üstün bir büyüme oranı gerçekleştirdiklerini paylaştı.
Turan Konu ise e-ticaretteki en önemli 3 trendin “pazar yerlerinin yükselişi”, “sosyal ticaret” ve “abonelik hizmetleri” olduğunu ekledi. Konu, “E-ticaret konusunda, hem perakendeciler hem de üreticiler için bu 3 ana alana odaklanmak ve güçlü bir çoklu kanal alışverişçi deneyimi oluşturmak için gerekli pratiklerde uzmanlaşmak kritik önem taşıyor.” dedi.
Didem Sekerel Erdogan sözlerini şöyle tamamladı: “Markalar ve perakendeciler için tüketicilerin yeniden tanımlanan değerlerine uyum sağlamak çok önemli. Markaların, hesaplı harcama ve tasarruf stratejileri etrafında tüketicilerin alışkanlıklarına uyum sağlaması yakın vadede temel hareket noktası olacaktır. Özellikle yapay zeka destekli promosyon kararları almak ve kısa vadeli hacim kazanımları için marka değerini feda etmemek de kritik önem taşıyor. Değişen alışkanlıkların yanı sıra, değişen tüketim okazyonlarını anlamak da olmazsa olmaz. Dolayısıyla, markalar tüketicilere bulundukları yerde ulaşmalı. Ayrıca, e-ticaret dünya çapında güçlü bir şekilde gelişiyor. Bu çok kanallı ekosistemde avantaj elde etmek için, kusursuz ve heyecan verici bir çoklu alışveriş deneyimi sunmak önemli. Son olarak, alışverişçi verilerinin kaynakları ve değişim hızı son birkaç yılda giderek arttı. Markalar ve perakendeciler, çeşitli alışverişçi veri kaynaklarını yönetmek ve bunlardan en iyi şekilde yararlanmak için daha fazla yapay zeka ve hiper kişiselleştirme uygulaması kullanmalı. Bu beş başlık altında atılacak doğru adımlar, oyuncuların yakın vadedeki başarısı üzerinde belirleyici olacaktır.”
]]>
REKABET GÜCÜNÜ ETKİLİYOR
Şirketlerin iklim değişikliği ile mücadelede çok önemli bir rolü olduğunu anlatan iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veren Climate Union’ın kurucusu Akın Ayberk Çilekoğlu, “Şirketler etkili uygulamalar geliştirip, yenilikçi yaklaşımlarla bu dönüşüm sürecine katkı sağlıyorlar. Ancak çevresel sürdürülebilirlik konusunda yeterli hassasiyeti göstermese de öyleymiş gibi davranan çok sayıda şirket var. Bu durum gittikçe yaygınlaşıyor. Çünkü çevre duyarlılığı güçlü bir reklam ve pazarlama materyali olarak şirketlere rekabet avantajı sağlıyor. Halbuki şirketler çevresel sürdürülebilirlik alanında yapacakları yatırımlar ile bir yandan doğal çevrenin korunmasına katkı sağlarken, diğer yandan ulusal ve küresel düzeyde rekabet gücünü artırabilir, marka itibar ve güvenilirliklerini de koruyabilir” diye konuştu.
HANGİ SEKTÖRLERDE DAHA YAYGIN
Türkiye’nin de 2022 sonunda ‘Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz’unu kamuoyuna duyurduğunu hatırlatan Çilekoğlu, “Küresel düzeyde yeşil aklama ile mücadele ediliyor. Devletler yeni adımlar atıyor. Çalışmalara göre petrol ve doğalgaz sektörünün çok fazla greenwashing yaptığını, onu da bankacılık ve finans sektörlerinin takip ettiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de ise hızlı tüketim ürünleri başta olmak üzere gıda, ulaşım, kozmetik, enerji, bankacılık ve tekstil gibi çeşitli sektörlerde sıkça greenwashing ile karşılaşıyoruz” dedi.
ŞİRKETLER BUNU NEDEN YAPIYOR
-Greenwashing yapan şirketlerin aslında piyasaya sundukları ürün veya hizmetin çekiciliğini artırmayı hedeflediğini belirten Akın Ayberk Çilekoğlu, “Çevre duyarlılığı olan tüketiciler esas hedef kitleyi temsil ediyor. Ayrıca tüketicide daha kaliteli algısı yaratabiliyor. Dolayısıyla greenwashing yapan şirketler aslında büyük bir rekabet avantajı elde etmiş oluyor. Bu yüzden yeşil aklama, rekabet kurulları ve finansal piyasaları denetleyen ve düzenleyen kamu otoritelerinin de faaliyet alanına giren bir konu oldu” dedi.
TÜKETİCİ NEYE DİKKAT ETMELİ
-İklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirliğe dair okur yazarlığı artırmanın da artık oldukça önemli olduğunu söyleyen Akın Ayberk Çilekoğlu, “Tüketiciler her bir ürün ve hizmetin içeriğini, doğaya ve insan sağlığına etkilerini bilmeseler bile doğa dostu veya sürdürülebilir ürün gibi çok genel tabirler kullanan, belirsiz, kafa karıştırıcı içerikleri barındıran ürün ve hizmetlerden uzak durabilir, en azından şüphe uyandırıcı içeriklerin olduğu ürün ve hizmetleri tercih etmeyebilirler. Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının çalışmaların inceleyebilirler. Özellikle sağlık açısından risk taşıdığını düşündükleri ürün ve hizmetler konusunda Alo 175 Tüketici Danışma Hattı’ndan bilgi almayı bile tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.
‘DÜZENLİ OLARAK RAPORLAMA ŞART’
Gerçek verilerle desteklenmeyen faaliyetlerin greenwashing riskini artırdığını anlatan İklim için 350 Derneği Finans Kampanyaları Sorumlusu Selen Karaca, “Aynı zamanda şirketlerin belirledikleri çevresel hedeflerin gerçekçi ve ölçülebilir olması gerekir. Ayrıca, bu hedeflere ulaşmak için atılan adımların ve kaydedilen ilerlemenin düzenli olarak raporlanması da diğer bir şart. Dolayısıyla bu kriterler bir şirketin çevre ile ilgili adımlarının gerçekçiliğini değerlendirmede yol gösterici olacaktır” dedi. İklim için 350 Derneği olarak Türkiye özelinde konuyu bankalar ve özel sektör olarak 2 ayrı raporda incelediklerini vurgulayan Karaca, “Bankaları incelediğimiz raporda yer alan 17 bankadan; 10’u kömüre ‘hayır’ derken, 11’i net sıfır hedefine uygun olarak adımlarını atma taahhüdünde bulunmuş. BIST 30 Endeksi’nde yer alan bankacılık harici 26 şirkette ise 10 şirketin 2022 yılına göre Kapsam-1 emisyonları artarken, sadece 7 şirketin emisyonları azalmıştır. 9 şirket ise emisyonlarını raporlamamış. Ayrıca çoğu şirket karbon-nötr olma yolunda bir hedef tarih paylaşmıyor ve belirli bir planları yok. Ancak sadece taahhüt vermek yeterli değil ve önemli olan bu taahhütleri destekleyecek gerçekçi ve ölçülebilir kısa-orta-uzun vadeli plan” dedi.
]]>BU STANDARDI KİM VERECEK
Hangi markaların ne kadar etkilendiğine girmeden önce tüketicilerin kafasını karıştıran bir konuya da açıklık getirmek gerekiyor; yeni tebliğ markaların araç satmasına engel olmuyor yani 29 Aralık 2023 tarihine kadar araçları gümrükten çekebilen markalar stokları tükenene kadar satış yapmaya devam edecek. Bu süre zarfında ise hem hazırlıklarını tamamlamak hem de Bakanlık ile görüşmeler yaparak servis hizmetini bizzat kurmak yerine eskiden olduğu gibi bayilikler üzerinden devam etmeyi talep edecek. Özellikle işaret edilen standartlar için sertifika verecek yer bulmakta zorluk yaşandığı ithalatçılar tarafından önemle dile getiriliyor.
600’E YAKIN OTOMOBİL KAPIDA
Edindiğim bilgilere göre, 1 Ocak 2024 itibarıyla en az 600 adet Çin’den ithal edilen elektrikli otomobil gümrüğe takılmış durumda. Bazı markalar Türkiye için ayırdıkları kotayı Avrupa’ya yönlendirmeye başladı bile. Bazı markalar ise 29 Aralık 2023’e kadar en azından ilk çeyrekte satabileceği elektrikli otomobilleri çekmiş durumda. Bu markalardan birisi de Çin’de üretim yapan İngiliz MG markası. Şirket, bu yılın ilk çeyreğine kadar satacağı araçları getirmiş ve buradan kazandığı sürede hem uygulamalı tebliği bekleyecek hem de hazırlıklarını yapmaya çalışacak.
Ancak, MG kadar şanslı olmayan markalar da var. Geçen sene 2 bin 451 adet satış yapan ve Türkiye’ye batarya fabrikası kurma planları bulunan Skywell’in 550 aracı Gölcük limanında kalmış durumda. Markanın Türkiye distribütörü Ulu Motor, bazı araçları Avrupa’ya yönlendirmiş. MG de aynı şekilde Türkiye için planlanan az sayıda aracının rotasını Avrupa’ya çevirmiş. Diğer bir marka ise 15 Aralık 2023’te satışlara başlayacağını duyuran GRS Automobility distribütörlüğündeki Çinli Hozon Neta. Marka, 29 Aralık öncesi getirdiği araçların satışlarını çok fazla duyurmadan sürdürüyor ancak ilk çeyrek için planlarını ertelemiş durumda.
SADECE ÇİNLİLER DEĞİL
Tebliğten sadece Çinliler etkilenmedi. Örneğin, Çin’de ürettiği iddialı ve rekabetçi SUV’u EX30 için müşteri talebini ölçmeye başlayan Volvo şimdilik modeli askıya almış durumda. İlerleyen dönemde tebliğte bir değişiklik olursa yeniden harekete geçecek. Olmazsa Belçika’daki üretim beklenecek. Yine Japon devi Honda da 2024 yılında Türkiye’ye getirmek istediği e:Ny1 modeliyle ilgili planlarını gözden geçiriyor.
Bana göre adını sanını duymadığımız araçların 2024 yılında getirilip Türkiye’nin bir marka çöplüğüne dönüşmesi ve olası büyük tüketici mağduriyetlerinin önüne geçilmesi açısından tebliğ oldukça yerinde. Ancak, yıllardır Türkiye’de satış yapan markalar ile bayilik/servis ağını sağlam temellere oturtmuş distribütörlerin aynı sepete konulmaması gerekiyor. Bu sadece markalar için değil tüketiciler için de önemli ki “rekabet” her zaman tüketicinin faydasına. Bu noktada gözler şimdi 20 servisin “bizzat” kurulması kararıyla ilgili uygulamalı tebliğte. Ben uygulamada söz konusu markalar için bir istisna yapılabileceğini düşünüyorum.
]]>