PAZAR NE DURUMDA
Ulusal Süt Konseyi’nin verilerine göre Türkiye’de tereyağı üretimi 2015’ten bu yana artıyor. 2022’de yaklaşık 95 bin ton olan üretim, Kasım 2023 itibarıyla 80 bin ton düzeyindeydi. Yılın 2022’yle başa baş tamamlandığı belirtiliyor.
Türkiye’nin tereyağı ihracatı yok denecek kadar az. İki yıl önce iç piyasadaki fiyatları dengelemek amacıyla yüksek vergi getirildiğinden üreticiler, ihracata yönelmiyor. Ancak fiyatlardaki artış da durmuş değil. Geçen yıl en düşük kilogram fiyatı 180 TL’lerde iken bu yıl 280 TL’lerde. Şu anda piyasada kilogramı 500 TL’ye satılan tereyağı da bulmak mümkün.
MESELE DENETİMSİZ ÜRÜNLER
Bu veriler Türkiye’nin endüstriyel ve denetlenebilen üretimini gösteriyor. Evsel üretim ve merdivenaltı üretim bu tabloya dahil değil. Tam olarak bilinmese de evsel ve merdivenaltı üretimde hiçbir denetim vs olmadığı için pazarın gerçek boyutunun daha büyük olduğu söylenebilir.
Nüfus dengesinin kentler lehine değişmesiyle pekçok gıda ürünü gibi tereyağı ile ilgili de spekülasyonlar arttı. Köyündeki hayatı bırakıp kentlere gelenler, hangi tarım ürününün gerçekte nasıl olduğu konusunda bilir kişi oldu. Bu da merdivenaltı üretimi besleyen bir durum. Tereyağı pazarındaki gelişmeleri Hürriyet’e değerlendiren Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Harun Çallı, asıl problemin hiçbir şekilde denetlenmeyen, nasıl ortamlarda üretildiği belli olmayan ürünlerin tüketiciyle buluşmasında yattığını belirtti. Çallı, “Merdivenaltı üretime evsel üretim de eklenmeli. Evsel üretim öyle bir yere geldi ki içinde palm yağı dahil birçok ürün var. Evde olan iyidir deniliyor. İnsanlar bunun kararını rengine bakarak veriyor. Ancak asıl önemlisi içindeki yağ oranı ve Türk Gıda Kodeksi’ne uygun kriterlerde üretilip üretilmediği” dedi.
Peki gerçek tereyağı nerede, kimde? Kısa bir piyasa araştırmasından sonra tüketici satış noktalarında şu iki sorunun öne çıktığını gördük: Tereyağını süt tozundan mı yapıyorlar, gerçek tereyağının rengi koyu sarı mı olmalı?

SÜT TOZUNDAN MI
Harun Çallı’nın yanıtı şöyle: “Türkiye’nin 60 bin tonun üzerinde süt tozu üretimi var. Süt tozunda fazla var. Et ve Süt Kurumu bu nedenle her yıl zararına süt tozu ihalesi yapıyor. Sanayici için süt tozundan tereyağını üretmek işi uzatmak ve maliyeti artırmak demek. Çünkü verimli olanı önce sütün içindeki yağı almaktır. Bu nedenle tereyağı süt tozundan üretilmez. Bu kanı doğru değil.”
RENGİ KOYU OLAN DAHA MI GERÇEK
Genel kanı tereyağının renginin daha koyu bir sarı olduğu yönünde. Açık renk olanlarda ise margarin karışımı olduğuna inanılıyor. Peki bu doğru mu? Harun Çallı şöyle açıkladı bu durumu: “Herkes çocukluğundaki koyu renk tereyağını arıyor. Tereyağı üretiminde Türkiye’de halkın aklını karıştıran bir renk meselesi var. Aslına burada bir tağşiş yok. Türk Gıda Kodeksi, tereyağına belli oranda, denetim altında beta karoten gibi maddeler koyulmasına izin veriyor. Bu da etiketlerde yazılıyor. İnsanlardaki bu algı, tereyağının yapıldığı koşullardan kaynaklanıyor. Köy ortamında süt sağılırken, kaynatılırken, tereyağı haline getirilirken şartlar farklı. Süt doğası gereği süre geçtikçe sararır. Ama endüstriyel ortamda bütün aşamalar hızlı, teknojik, hijyenik yapılıyor. Sararma gerçekleşmiyor. Tüketici böyle istediği için beta karoten eklenerek rengi koyulaştırılıyor. Bazı üreticiler bunu tercih ediyor, bazıları da etmiyor.”

‘İYİ YAĞ KOYU SARI OLUR DİYE BİR ŞEY YOK’
-Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Özer tereyağındaki boya katkısını değerlendirdi. Özer, “Tereyağının sabit bir rengi olmaz. Bu, hayvanın beslenmesine, yaşam koşullarına göre değişir. İyi tereyağı koyu sarı olacak diye bir şart yoktur. Ama tüketicinin böyle bir talebi olunca piyasa da, sentetik boya ile buna yanıt veriyor. Annatto adında, cheddar peynirdeki boya da kullanan var, sentetik boya da. Önemli olan bu süreç denetim mekanizması içinde mi gerçekleşiyor. Bu nedenle üreticisi belli olmayan ürünü almak riskli. Yoksa uzun yıllardır güvenilir üreticilerden bize şu soru gelir; benim yağım kaliteli ama vatandaş koyu renk istiyor. Boyarsam sıkıntı olur mu? Bunun sağlığı etkilemeyen oranları var. Denetimlerde buna bakılıyor. Asıl sağlıklı olanı gıda güvenliğine uygun ürün tüketmek” ifadelerini kullandı.
280 TL’NİN ALTINDAKİ YAĞ ŞÜPHELİ
-Harun Çallı’nın verdiği bilgilere göre nasıl ki kaliteli bir et ürününün belli sınırın altında fiyatı olmaması gerekiyorsa bu tereyağı için de geçerli. Çallı, “Kilogram fiyatı 280 TL’nin altında olan bir tereyağı şüphelidir” dedi.
Peki neye bakılmalı tereyağda?
Çallı, şöyle yanıtladı: “Öncelikle üreticisi önemli. Ambajın üzerindeki etiket iyi okunmalı. Denetlenen, güvenilir bir üreticiden alınmalı. Yağ oranına bakılmalı. Yüzde 82 genellikle en yüksek orandır. Aynı yağ oranında markaların fiyatları kıyaslanmalı. Bu oran yüzde 60’lara kadar düşüyor. Bunlara bakılmalı. Renginden çok içinde margarin var mı buna bakılması daha önemli.”
]]>ÇİĞ SÜT PLANI
Özellikle verim ve kalitenin artırılması başlığı altında; çiğ sütte kalite ve hijyenin artırılmasına ayrı bir parantez açtıklarını anlatan Bakan Yumaklı, bu toplantı vesilesi ile Çiğ Süt Eylem Planı’nı da başlattığımızı ilan etmek isterim. Eylem planımızla, süt üretiminde sürdürülebilirliğin korunması ve piyasa istikrarının sağlanmasını, üreticilerimizin güçlendirilmesini, çiğ sütün AB kriterlerine uyumlu hale getirilmesini hedefliyoruz” diye konuştu. Ulusal Süt Çalıştay’ından beklentilerinin yüksek olduğunu ifade eden Yumaklı, çiğ sütte kalite ve hijyenin en önemli konulardan biri olduğunu vurguladı.
ÖRGÜTLER YETERSİZ
“Bir şeyi üretmek yetmez pazarlamak da gerekiyor” diyen Bakan Yumaklı, “Bunu tarımsal örgütler yapmalı. Maalesef tarımsal örgütlerimiz yetersiz. Bu işleri başarmada eksik kalıyorlar. Biz de destek mekanizmalarını bu kısmı geliştirmek için kullanmak istiyoruz. Buradaki yapı güçlendikçe hem Türkiye’nin kendi ihtiyacı karşılanacak hem de markalaşan ürünlerde ihracatımızı arttırmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
SÜTÜ KURTARACAK FORMÜLLE GELDİK
Çalıştayın katılımcıları arasında bulunan Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, Türkiye’nin süt üretiminde en büyük probleminin maliyet hesaplaması ve fiyat olduğunu söyledi. Bu yüzden Antalya’ya ciddi bir ön çalışma yaparak geldiklerini söyleyen Solakoğlu, “Fiyat kanayan yaramız. Süt üretimindeki tüm girdileri detaylı olarak hesapladık. Hayvan sayısı ve ırkların girilmesi ile maliyetin ortaya çıktığı bir formül var. Çünkü üretimdeki tüm emtiaların fiyatı artıyor. Maliyet hesabının da dinamik ve sürdürülebilir olması gerekiyor” dedi.
İTHALATA GEREK KALMAZ
En önemli grubun küçük işletmeler olduğuna değinen Solakoğlu, şöyle devam etti: “Aile işletmeleri 10-12 başla bu işi üretiyor. İneğin amortismanından traktörün tekerinin maliyetine kadar hesap gerekiyor. Aile işletmeleri olmadan sürdürülebilir bir üretim zor. Bunu da ancak gerçek maliyet üzerine plan yaparak aşabiliriz. Hayvan ithal etmemize gerek kalmaz. Aile işletmeleri büyür. Gelecek nesillere devrederken genişlemelerini sürdürebilir.”
ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ BEKLİYORUZ
Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Abdülhamit Can, süt sektörünün tarımın lokomotif sektörlerinden biri olduğunu söyledi. Can, “Çalıştayda amacımız tüm sektör temsilcilerinin özgürce çözüm önerilerini iletmesi ve daha sonra bunları değerlendirebilmek. Sürdürülebilir üretimden işlemeye pazarlamadan tüketime kadar sütün her aşaması için sektörümüz için rehber niteliğinde çalışmalar çıkacağını düşünüyoruz” dedi.
MARKADA TIKANIYORUZ
Türkiye’nin 200’den fazla peynir üretebildiğini dile getiren Bakan Yumaklı, “Çok iyi peynir üreticilerine ve süt üreticilerine sahibiz. Ama marka konusunda tıkanıyoruz. Eski usullerle olmuyor. Eğer biz marka oluşturup ürettiğimiz ürünleri iyi pazarlayabilirsek üreticimiz de sanayicimiz de kazanır. Peyniri ile markalaşan ülkelerden daha fazla potansiyele sahibiz” ifadeleri kullandı.
]]>‘SON 21 YILDA SEKTÖRE 312 MİLYAR LİRA DESTEK SAĞLADIK’
Hayvancılığın rekabet gücünü artırmak adına son 21 yılda önemli destekler geliştirdiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, “Desteklemeler, kırsal kalkınma hibeleri, Ar-Ge faaliyetleri ve regülasyon olmak üzere 4’lü sacayağına oturttuk. Bu sayede son 21 yılda hayvancılık sektörüne 312 milyar lira destek sağladık. 2024 yılında da 19,1 milyar lira sağlayacağız. Yetiştiricimizin finansman ihtiyacını karşılamak için uygun oranlı krediler sayesinde yetiştiricilerimiz 114 milyar lira hayvancılık kredisi kullandı. TARSİM ile hayvancılıkta 16 milyar lira hasar tazminatı ödedik” diye konuştu.
’93 BİN PROJEYE 95 MİLYAR LİRA HİBE DESTEĞİ’
Tarımsal örgütlerle ilgili de konuşan Bakan Yumaklı, “Kırsal Kalkınma Yatırımları, Uzman Eller ve IPARD destekleri kapsamında 93 bin projeye 95 milyar lira hibe desteği sağladık. Yetiştiricimizin ekonomik hayvancılık yapması için 2 bin 731 çayır-mera ıslah projesi düzenleyerek, 20 milyon dekar alanı ıslah ettik. Kaba yem ihtiyacını karşılama oranı yüzde 69’dan yüzde 92’ye yükseldi. Tarımsal örgütlerin derecelendirilmesi konusunu gündeme getirdik. Bu konuyu çok önemsiyoruz. Tarımsal örgütlerimizin çoğunluğunun görevlerini yerine getirecek kapasiteye sahip olmadığını söylemem gerekiyor. ‘Birinci Derece’ olmaya hak kazanan örgütler, tarımsal desteklerden daha fazla yararlanacak ve karar alma süreçlerine katkı sağlayacak” dedi.
‘BU SÜREÇTEN İYİ ÇIKABİLMEK ZORUNDAYIZ’
Üretimi artırmakla alakalı çalışmalar yaptıklarını söyleyen Bakan Yumaklı, “Yapmak istediğimiz, tarımsal üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de 85 milyondan fazla vatandaşımızın, 52 milyondan fazla turistin ve tüm misafirlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak. Üretimi artırıp, markalaşan ürünlerimizle ihracatı artırmak. Dünya artık farklı bir yöne doğru evrilmeye başladı. Bu süreçten iyi çıkabilmek zorundayız. 2050 yılında nüfusumuzun yaklaşık yüzde 25 artarak 105 milyonu geçeceğini bilmemiz gerekiyor. Biz de bu gerçekten hareketle, yeni normali de göz önüne alarak hayvancılık ve süt sektöründe politikalarımızı revize etmemiz gerekir” diye konuştu.
‘HAYVANCILIK YOL HARİTAMIZI AÇIKLAYACAĞIZ’
Sektörle ilgili kararları sektör temsilcileriyle birlikte aldıklarını belirten Bakan Yumaklı, “Son birkaç ayda devrim niteliğinde işler yaptık. Maalesef sektör de dahil, ilgi, istediğimiz düzeyde değil. Önce bunun kabahatini bakan olarak kendime alıyorum. Demek ki biz doğru anlatamıyoruz. Bu sektörle ilgili beni en çok acıtan şey saygı sorunu. Biz kendi işimize saygı göstermezsek, başkalarının bizim işimize saygı göstermesini nasıl bekleriz? Önümüzdeki günlerde, 2028’e kadar olan hayvancılık yol haritamızı açıklayacağız. Gündeme aldığımız, uygulamaya başladığımız durumlar var. Bugün yaptığımızı yarın değiştirmemek için çalışmalarımızı detaylandırdık. Üreticimizi kollayacak, tüketicimizi koruyacak yol haritasını sektörümüzün katkılarıyla hazırladık. Amacımız olan, kayıtlı, verimlilik ve kalite esasına, sürdürülebilirlik esasına dayalı hayvancılık sektörünü hep birlikte oluşturacağız” dedi.
‘ÇİĞ SÜTÜN AB KRİTERLERİNE UYUMLU HALE GETİRİLMESİNİ BEKLİYORUZ’
Sektörde markalaşmanın önemine vurgu yapan Bakan Yumaklı, “Süt sektörümüzde özellikle verim ve kalitenin artırılması başlığı altında çiğ sütte kalite ve hijyen, bizim politikamızın ayrılmaz bir parçası. Bu toplantı, eylem başlıklarımızdan biri olan çiğ süt eylem planının başlangıcıdır. Buradan çıkacak sonuçlarla eksik kalan bir şey varsa politikamıza ekleyeceğiz ve 2028’e kadar bu planı uygulayacağız. Süt üretiminde sürdürülebilirliğin korunması ve piyasa istikrarının sağlanması, üreticilerimizin güçlendirilmesi, çiğ sütün AB kriterlerine uyumlu hale getirilmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Can da süt sektörünün ülke ekonomisine yön veren lokomotif sektörlerden biri olduğunu söyleyerek, çalıştayın sektör için olumlu sonuçlar doğuracağını belirtti. (DHA)
]]>