ANA MECRA SOSYAL MEDYA
Pandemi ile çok büyük bir yükselişe geçen villa tatili tercihi özellikle Antalya’da etkisini artırarak sürdürüyor. Daha çok Kaş ve Kalkan’da faaliyet gösteren kiralama şirketleri bu alana ciddi yatırımlar yapıyor. TÜRSAB belgesine sahip şirketler, bu belgeyle Kültür Turizm Bakanlığı doğrulama listesine de kaydoluyor. Şirketler reklamlarını çoğunlukla Instagram, X, Facebook gibi sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinin birçoğuyla da bu alan üzerinden iletişime geçiyor. İşte sistem de tam bu aşamadan sonra hata vermeye başlıyor.
PROFİLDE BELGE OYUNU
Kayıtlı şirketlerin sosyal medya hesaplarını birebir kopyalayan dolandırıcılar, tüketicinin güvenini kazanmak için önce takipçi satın alıyor, ücretli reklamlar sayesinde ulaştığı kişi sayısını her geçen gün arttırıyor. Daha da ileri gidenler ise bazı platformların doğrulama ücretlerini ödeyerek ‘mavi tik’ bile satın alıyor. Profil düzenleme kısmı ise işin en önemli tarafı. Kayıtlı şirketin tüm bilgilerini klonlayan dolandırıcılar, sahte hesabın en başına kayıtlı şirketten kopyaladıkları TÜRSAB belge numarasını yazıyor. Bu öyle bir yöntem ki ödeme yapmadan önce şirketin belge numarasını kontrol eden bilinçli bir tüketici bile tuzağa düşmekten kurtulamıyor. Çünkü sorgulanan belge gerçekte var olduğu için tüketiciyi yanıltıyor. Belgenin doğru olduğunu gördüğü için gönül rahatlığıyla ödemeyi yapan tüketici, satın aldığı tatilin günü geldiğinde ise büyük bir hüsran yaşıyor.
ALTIN KURAL: HESAP ADI
Şu ana kadar onlarca kişiyi mağdur eden dolandırıcılık yönteminin işleyişi hakkında Hürriyet’e bilgi veren ALZ Travel’in sahibi Özgür Önder, “Sistem çok profesyonelce kurulmuş. Kayıtlı şirketlerin tüm bilgileri profesyonelce kullanılıyor ve aynı profesyonellikle tanıtım yapılıyor. Bu yöntemle tüketicinin dolandırıldığını anlaması çok güç. Zaten bu nedenle daha sezonun başında onlarca şikâyet aldık. Dolandırıcıların bu tuzağından kaçınmanın tek bir yolu var. Şirketi seçip belge kontrolü yaptığınızda şirket ismi ile ödemenin yapılacağı hesabın ismi aynı olmalı. Yani bizden bir villa kiralayan tüketici ücretini de ALZ Travel’e yatırıyor. Dolandırıcılar ise farklı bir banka hesabı ile çalıştığı için bu devamlılığı sağlayamıyorlar” diye konuştu.
‘YORUMLARI BİLE KONTROL EDİN’
TÜKETİCİLER Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz ise şöyle dedi: “Sosyal medyadaki kontrolsüzlük dolandırılma vakalarını maalesef artıyor. Sahte villa reklamları da hayli arttı. Şu çok önemli; dolandırıcılar nasıl ki kendini güncelliyorsa tüketici de güncellemek zorunda. Artık sadece mavi tik olayına güvenip hareket etmek sizi mağdur edebilir. TÜRSAB belgesi elbette sorgulanmalı ancak bu da yetmez. Tatil ücretinin ne kadar olduğu, hangi hesaba yatırıldığı da önemli. Piyasanın çok altında satılan ürünler mutlaka sorgulanmalı. Sosyal medya hesabındaki fotoların profesyonel olup olmadığı, yorumların tarihi ve sürekliliği sorgulanmalı. Bunları yapmazsak kötü anlamda hiç unutamayacağımız bir tatil deneyimi yaşayabiliriz.”
ANA MECRA SOSYAL MEDYA
Pandemi ile çok büyük bir yükselişe geçen villa tatili tercihi özellikle Antalya’da etkisini artırarak sürdürüyor. Daha çok Kaş ve Kalkan’da faaliyet gösteren kiralama şirketleri bu alana ciddi yatırımlar yapıyor. TÜRSAB belgesine sahip şirketler, bu belgeyle Kültür Turizm Bakanlığı doğrulama listesine de kaydoluyor. Şirketler reklamlarını çoğunlukla Instagram, X, Facebook gibi sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştiriyor, müşterilerinin birçoğuyla da bu alan üzerinden iletişime geçiyor. İşte sistem de tam bu aşamadan sonra hata vermeye başlıyor.
PROFİLDE BELGE OYUNU
Kayıtlı şirketlerin sosyal medya hesaplarını birebir kopyalayan dolandırıcılar, tüketicinin güvenini kazanmak için önce takipçi satın alıyor, ücretli reklamlar sayesinde ulaştığı kişi sayısını her geçen gün arttırıyor. Daha da ileri gidenler ise bazı platformların doğrulama ücretlerini ödeyerek ‘mavi tik’ bile satın alıyor. Profil düzenleme kısmı ise işin en önemli tarafı. Kayıtlı şirketin tüm bilgilerini klonlayan dolandırıcılar, sahte hesabın en başına kayıtlı şirketten kopyaladıkları TÜRSAB belge numarasını yazıyor. Bu öyle bir yöntem ki ödeme yapmadan önce şirketin belge numarasını kontrol eden bilinçli bir tüketici bile tuzağa düşmekten kurtulamıyor. Çünkü sorgulanan belge gerçekte var olduğu için tüketiciyi yanıltıyor. Belgenin doğru olduğunu gördüğü için gönül rahatlığıyla ödemeyi yapan tüketici, satın aldığı tatilin günü geldiğinde ise büyük bir hüsran yaşıyor.
ALTIN KURAL: HESAP ADI
Şu ana kadar onlarca kişiyi mağdur eden dolandırıcılık yönteminin işleyişi hakkında Hürriyet’e bilgi veren ALZ Travel’in sahibi Özgür Önder, “Sistem çok profesyonelce kurulmuş. Kayıtlı şirketlerin tüm bilgileri profesyonelce kullanılıyor ve aynı profesyonellikle tanıtım yapılıyor. Bu yöntemle tüketicinin dolandırıldığını anlaması çok güç. Zaten bu nedenle daha sezonun başında onlarca şikâyet aldık. Dolandırıcıların bu tuzağından kaçınmanın tek bir yolu var. Şirketi seçip belge kontrolü yaptığınızda şirket ismi ile ödemenin yapılacağı hesabın ismi aynı olmalı. Yani bizden bir villa kiralayan tüketici ücretini de ALZ Travel’e yatırıyor. Dolandırıcılar ise farklı bir banka hesabı ile çalıştığı için bu devamlılığı sağlayamıyorlar” diye konuştu.
‘YORUMLARI BİLE KONTROL EDİN’
Tüketiciler Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz ise şöyle dedi: “Sosyal medyadaki kontrolsüzlük dolandırılma vakalarını maalesef artıyor. Sahte villa reklamları da hayli arttı. Şu çok önemli; dolandırıcılar nasıl ki kendini güncelliyorsa tüketici de güncellemek zorunda. Artık sadece mavi tik olayına güvenip hareket etmek sizi mağdur edebilir. TÜRSAB belgesi elbette sorgulanmalı ancak bu da yetmez. Tatil ücretinin ne kadar olduğu, hangi hesaba yatırıldığı da önemli. Piyasanın çok altında satılan ürünler mutlaka sorgulanmalı. Sosyal medya hesabındaki fotoların profesyonel olup olmadığı, yorumların tarihi ve sürekliliği sorgulanmalı. Bunları yapmazsak kötü anlamda hiç unutamayacağımız bir tatil deneyimi yaşayabiliriz.”
]]>VATANDAŞ İSYANDAN
Eyüp Özsoy, trafik sigortasındaki zararın nedenlerinin başında maddi hasarlarla ilgili değer kaybı tazminatlarının geldiğini, bu konuda da Sigorta Tahkim Komisyonu’na giden dosyaların sigorta şirketlerinin maliyetlerini artırdığını ifade ederek, Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuruların yüzde 90’ının trafik sigortalarından kaynaklandığını, bunun da yüzde 70’inin değer kaybı tazminatı taleplerinden oluştuğunu vurguladı.
Sigorta şirketlerinin değer kaybında tazminat ödemesini eksper raporuna göre yaptığını hatırlatan Özsoy, şunları söyledi:
HERKES KAFASINA GÖRE HESAPLIYOR
“Eksper bir rapor yazıyor, sigorta şirketi de ona göre ödemesini yapıyor. Ödeme yeterli gelmediğinde Sigorta Tahkim Komisyonu’na gidiliyor. Tahkime giden şikâyetlerin yüzde 80’inde sigorta şirketi haksız bulunuyor. Bu sefer şirketler aleyhine ek maliyet çıkıyor. Biz hasar dosyası için ödediğimiz 10 liranın karşılığında bakıyorsunuz, yüzde 25 maliyet artışı oluşuyor. Çünkü bilirkişi ücreti var, tahkim dosya masrafı var, karşı tarafın avukatlık parası var, eksper ücreti var; böyle kalem kalem maliyet artıyor. Bunların hepsini sigorta şirketi cebinden ödüyor. Bu para vatandaşın cebine de girmiyor. Vatandaş 10 lira hasar alıyor, ama tramer kayıtlarında hasarı 25 lira gözüküyor. Bu sefer vatandaş, ‘ben böyle bir para almadım, hasarım yüksek gözüküyor’ diye isyan ediyor. Bu paralar, hasar takibi yapan veya bu işler için kurulmuş avukatlık bürolarına gidiyor.”
Değer kaybı tazminatında standart bir hesaplama yöntemi olmadığından farklı farklı hesaplamalar yapıldığına dikkat çeken Özsoy, “Sigorta Tahkim Komisyonuna giden her dosyada farklı rakam çıkıyor. Komisyondaki kişi, ‘benim hesaplamam ve kanaatim budur’ diye kafasına göre rapor oluşturuyor. Sekiz bin lira değer kaybı ödediğimiz bir dosya, tahkimden 8 bin 200 lira olarak dönüyor; biz o 200 lira için tüm masrafları sil baştan yapıyoruz” dedi.
ADİL YARGILAMA HAKKINA AYKIRI
Özsoy, Tahkim Komisyonunun isteğe bağlı müessese olmasına rağmen trafik sigortası gibi zorunlu sigortalarda Komisyonun zorunlu hale getirildiğini belirterek, şunları söyledi:
“Tahkim bugün sigorta şirketleri aleyhine yargılama müessesine dönmüş durumda. Tek taraflı yargılama yapılıyor. Çünkü belli limitlere kadar olan karar kesin sayılıyor, itiraz edemiyorsunuz. Bu durum benim için de vatandaş için de geçerli. Bu da adil yargılanma hakkına aykırı. Bizim önerimiz Sigorta Tahkim Komisyonu, ihtiyari kimliğine dönmeli, yani isteğe bağlı olmalı. Zorunlu sigortaların dışındaki tüm sigortalarda Tahkime üye olmak isteğe bağlı, trafik sigortasında ise şirketler zorunlu üye yapılıyor. Zorunluluk kalkmalı, isteyen trafik sigortasında Tahkime üye olmalı, istemeyen olmamalı; dorusu da bu.”
]]>REKABET GÜCÜNÜ ETKİLİYOR
Şirketlerin iklim değişikliği ile mücadelede çok önemli bir rolü olduğunu anlatan iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veren Climate Union’ın kurucusu Akın Ayberk Çilekoğlu, “Şirketler etkili uygulamalar geliştirip, yenilikçi yaklaşımlarla bu dönüşüm sürecine katkı sağlıyorlar. Ancak çevresel sürdürülebilirlik konusunda yeterli hassasiyeti göstermese de öyleymiş gibi davranan çok sayıda şirket var. Bu durum gittikçe yaygınlaşıyor. Çünkü çevre duyarlılığı güçlü bir reklam ve pazarlama materyali olarak şirketlere rekabet avantajı sağlıyor. Halbuki şirketler çevresel sürdürülebilirlik alanında yapacakları yatırımlar ile bir yandan doğal çevrenin korunmasına katkı sağlarken, diğer yandan ulusal ve küresel düzeyde rekabet gücünü artırabilir, marka itibar ve güvenilirliklerini de koruyabilir” diye konuştu.
HANGİ SEKTÖRLERDE DAHA YAYGIN
Türkiye’nin de 2022 sonunda ‘Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz’unu kamuoyuna duyurduğunu hatırlatan Çilekoğlu, “Küresel düzeyde yeşil aklama ile mücadele ediliyor. Devletler yeni adımlar atıyor. Çalışmalara göre petrol ve doğalgaz sektörünün çok fazla greenwashing yaptığını, onu da bankacılık ve finans sektörlerinin takip ettiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de ise hızlı tüketim ürünleri başta olmak üzere gıda, ulaşım, kozmetik, enerji, bankacılık ve tekstil gibi çeşitli sektörlerde sıkça greenwashing ile karşılaşıyoruz” dedi.
ŞİRKETLER BUNU NEDEN YAPIYOR
-Greenwashing yapan şirketlerin aslında piyasaya sundukları ürün veya hizmetin çekiciliğini artırmayı hedeflediğini belirten Akın Ayberk Çilekoğlu, “Çevre duyarlılığı olan tüketiciler esas hedef kitleyi temsil ediyor. Ayrıca tüketicide daha kaliteli algısı yaratabiliyor. Dolayısıyla greenwashing yapan şirketler aslında büyük bir rekabet avantajı elde etmiş oluyor. Bu yüzden yeşil aklama, rekabet kurulları ve finansal piyasaları denetleyen ve düzenleyen kamu otoritelerinin de faaliyet alanına giren bir konu oldu” dedi.
TÜKETİCİ NEYE DİKKAT ETMELİ
-İklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirliğe dair okur yazarlığı artırmanın da artık oldukça önemli olduğunu söyleyen Akın Ayberk Çilekoğlu, “Tüketiciler her bir ürün ve hizmetin içeriğini, doğaya ve insan sağlığına etkilerini bilmeseler bile doğa dostu veya sürdürülebilir ürün gibi çok genel tabirler kullanan, belirsiz, kafa karıştırıcı içerikleri barındıran ürün ve hizmetlerden uzak durabilir, en azından şüphe uyandırıcı içeriklerin olduğu ürün ve hizmetleri tercih etmeyebilirler. Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının çalışmaların inceleyebilirler. Özellikle sağlık açısından risk taşıdığını düşündükleri ürün ve hizmetler konusunda Alo 175 Tüketici Danışma Hattı’ndan bilgi almayı bile tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.
‘DÜZENLİ OLARAK RAPORLAMA ŞART’
Gerçek verilerle desteklenmeyen faaliyetlerin greenwashing riskini artırdığını anlatan İklim için 350 Derneği Finans Kampanyaları Sorumlusu Selen Karaca, “Aynı zamanda şirketlerin belirledikleri çevresel hedeflerin gerçekçi ve ölçülebilir olması gerekir. Ayrıca, bu hedeflere ulaşmak için atılan adımların ve kaydedilen ilerlemenin düzenli olarak raporlanması da diğer bir şart. Dolayısıyla bu kriterler bir şirketin çevre ile ilgili adımlarının gerçekçiliğini değerlendirmede yol gösterici olacaktır” dedi. İklim için 350 Derneği olarak Türkiye özelinde konuyu bankalar ve özel sektör olarak 2 ayrı raporda incelediklerini vurgulayan Karaca, “Bankaları incelediğimiz raporda yer alan 17 bankadan; 10’u kömüre ‘hayır’ derken, 11’i net sıfır hedefine uygun olarak adımlarını atma taahhüdünde bulunmuş. BIST 30 Endeksi’nde yer alan bankacılık harici 26 şirkette ise 10 şirketin 2022 yılına göre Kapsam-1 emisyonları artarken, sadece 7 şirketin emisyonları azalmıştır. 9 şirket ise emisyonlarını raporlamamış. Ayrıca çoğu şirket karbon-nötr olma yolunda bir hedef tarih paylaşmıyor ve belirli bir planları yok. Ancak sadece taahhüt vermek yeterli değil ve önemli olan bu taahhütleri destekleyecek gerçekçi ve ölçülebilir kısa-orta-uzun vadeli plan” dedi.
]]>KORDSA VE ÇİMSA ÖRNEĞİ
Şirketlerin küreselleşme yolculuğunun dört adımdan oluştuğunu vurgulayan Alper, “Ülken için üreteceksin, ihracat için üreteceksin, orada üreteceksin ve son olarak üretim teknolojini ve üretim makinalarını satacaksın. Biz artık üçüncü ve dördüncü maddelere geçmeliyiz. Artık kendi teknolojilerimizi üreten şirketlere sahibiz. Bizde Kordsa ve Çimsa buna bir örnek. Geçen sene çok büyük bir enerji atılımı yaptık. Hem üretimde hem dağıtımda bir numarayız. Türkiye’de de büyüyoruz. Yaklaşık 1.000 MW’tan fazla yatırım yapıyoruz. Şimdi de dünya pazarlarındaki fırsatlara bakıyoruz. ABD’de, Teksas’ta, iki farklı güneş enerjisi santralı yatırımı açıkladık. İlkinde bu ayın sonuna doğru elektrik üretmeye başlayacağız. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde tüm kapasite devreye girecek. Ayrıca 7 MW’lık Türkiye’nin en büyük rüzgar gülünü Bandırma’da devreye alıyoruz. Bandırma’yı bir hidrojen vadisine çevireceğiz” diye konuştu.
YABANCI YATIRIMCI ŞU AN İZLEMEDE
Davos’taki temasları kapsamında yabancı yatırıcının Türkiye’ye olan yaklaşımına da değinen Cenk Alper, “Yabancı yatırımcının Türkiye konusunda biraz zamana ihtiyacı var. Yüksek enflasyon herkesi ürkütüyor. Ama iyi bir yola girdiğimizi; yeni orta vadeli planla doğru tedbirlerin alındığını görüyorlar. Enflasyonla mücadele doğru yolda. Biz de destekliyoruz. Fakat bunun tasarrufla da desteklenmesi lazım. O tarafta alacak yolumuz var” şeklinde konuştu. Davos’taki genel durumun da altını çizen Alper, şunları söyledi: “Davos’ta öne çıkan ülkeler var. İlki BAE ve Suudi Arabistan. Petrol ve gazdan gelen paranın tamamını teknoloji fonlarına ve enerji dönüşümüne ayırıyorlar. Diğeri Hindistan. Artık, eyalet bazında rekabet eder hale gelmişler. Son olarak Çin. Yatırımlarını temiz enerji dönüşümü, yüksek teknoloji, dijital üzerine yapıyor. Dolayısıyla Avrupa ciddi şekilde geride kalıyor. ABD ise her zamanki gibi, girişimcileri ülkeye çekerek güvenli büyümesini devam ettiriyor.”
YENİDEN YAPMANIN YÜZDE 30’UNA DENK
Depremle birlikte hayatımıza daha fazla giren güçlendirme uygulamaları hakkında konuşan Cenk Alper, “Biz Kordsa’da uzun yıllardır bunu geliştiriyoruz. Kratos diye bir ürünümüz var. Dışarıdan duvarı sarıyor, kolonları güçlendirerek binanın bütünselliğini koruyabiliyor. Kratos, yani karbon fiber malzemeyle kolonların ve duvarların güçlendirilmesi işi çok daha uygun maliyetli ve çok daha hızlı. Bunu tek başımıza değil, üniversitelerle işbirliği içinde yapıyoruz. Binaların denetimi yapılıyor. Statiği hesaplanıyor ve o ihtiyaca göre binalar güçlendiriliyor. Kentsel dönüşümü hızlandırmanın en kolay yollarından biri. Deprem bölgesindeki tüm binalarımızı kontrol ettik, etmeye de devam ediyoruz. Ortalama bir daireyi hacim kaybı olmaksızın yıkıp yeniden yapım maliyetinin yüzde 25-30’una güçlendiriyoruz. Kentsel dönüşümde bir düşünün; çıkartacaksınız, yıkacaksınız yapacaksınız o sırada o evde oturanların kirasını ödeyeceksiniz. Yıkıntı atıklarını, moloz yığınlarını ne yapacağım diye uğraşacaksınız. İstanbul’da dönüştürülmesi gereken binaları yıksak, molozlardan İstanbul Boğazı’nın yüzde 60’ı ” dedi.
TEMİZ ENERJİYE 6 MİLYAR DOLAR
“2023’te CDP İklim Değişikliği Programı’na raporlama yapan 11 Sabancı Topluluğu şirketinin 9’u, ‘A’ veya ‘A-‘ notuyla liderlik seviyesine yükseldi” diyen Cenk Alper, “Öte yandan 9 şirket içerisinde Sabancı Holding’e ek olarak 4 Topluluk şirketimiz, Brisa, CarrefourSA, Enerjisa Enerji ve Temsa, CDP tarafından 2023’te A notuyla değerlendirilerek küresel liderler arasına girdi. Gelecek 5 yılda Türkiye’de temiz enerji ve iklim teknolojilerine 6 milyar doların üzerinde yatırım yapacağız. Topluluğumuz, 2027 sonuna kadar sürdürülebilirlikle ilgili yatırımlarını 5 milyar dolara kadar arttırmayı planlıyor” ifadelerini kullandı.
REKABETİN YENİ OYUN KURUCUSU YAPAY ZEKÂ
Dünyanın yeni bir teknolojik devrimin eşiğinde olduğunu söylen Cenk Alper, sözlerine şunları ekledi: “Burada önemli olan üretken yapay zekâ. Türkiye, yeni bir seferberliğe girecekse bu da üretken yapay zekâ olmalı. Yetişmiş insan gücümüzü buraya yönlendirmeliyiz. Bu alandaki gelişmeleri odağımıza alıp, yapay zekâ teknolojilerini ülkemize getirmeliyiz. Bu teknolojilerle, gelişmekte olan ülkelerin ucuz işçilik maliyetinden kazandığı rekabet avantajı tamamen ortadan kalkıyor. Bakın bugün en büyük maliyet yazılım. Şu anda yazılımın yüzde 30-40’ını yapay zekâ yazıyor. Buna sahip olan şirketlere inanılmaz bir rekabet avantajı getirecek.”
YÜZDE 40 VERİMLİLİK
“Bankamız, sigorta şirketlerimiz, enerji şirketlerimiz yıllardır yapay zekâ ürünleriyle entegre bir şekilde hizmet veriyor” diyen Cenk Alper, “Geçen yılın başında, hissedarlarımız ve tüm yönetimimizle birlikte dünya çapındaki yapay zeka liderlerini dinledik. Dönüşüm üzerinde çalıyoruz. Dünya örneklerine baktığımızda, call center’lardaki yapay zekâ uygulamalarında yüzde 30-40’lara varan verimlilik var. Bu oran, yazılım sektöründe yüzde 30’u aşıyor. Ar-Ge ve toplam ürün geliştirme süresini ise 10’da 1’e kadar kısaltıyor. İşin içinde bir de enerji verimliliği konusu var” ifadelerini kullandı.
]]>En hızlı büyüyen şirketlerin 23’ü İstanbul, 19’u Ankara, 9’u ise Adana’dan çıktı. Cirosunu 2 yılda yüzde 6 bin 628 oranında artıran Adana merkezli AFM Gıda Kimya Limited Şirketi ilk sırayı aldı. İstanbul firması Tobio Novelfarma İlaç Sanayi AŞ yüzde 5 bin 631 büyüme oranıyla ikinci, Aydın merkezli Ada İnşaat Mermer Limited Şirketi ise yüzde 1.744 büyüme oranıyla üçüncü oldu.
YENİ UFUKLAR AÇACAK
Türkiye 100 sonuçları; Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve iş dünyasının katılımıyla TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde, Ankara’da düzenlenen törenle açıklandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat burada yaptığı konuşmada “Bu ödüller, hem bireysel hem de ulusal düzeydeki ilerlemenin somut bir kanıtı olarak, gelecekte daha fazla yenilik ve uluslararası başarıya olan inancımızı pekiştiriyor. Bu başarıların, sürdürülebilir büyüme ve yenilikçilikle daha da ileri taşınacağına dair güvenim tamdır” diye konuştu. Ödüllerin şirketlere yeni ufuklar açacağını vurgulayan Bolat, “Sektörlerinizdeki liderliğinizi pekiştirecek, ulusal ve uluslararası arenada daha fazla tanınırlık kazanmanıza yardımcı olacaktır. Bu başarı, iş ağlarınızı genişletmenize, yeni pazarlara adım atmanıza olanak sağlayacak ve inovasyon ile büyüme yolculuğunuzda sizi daha da motive edecektir” dedi.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat
TÜRKİYE’DE EN HIZLI BÜYÜYEN İLK 5 ŞİRKET

ANADOLU’NUN YÜKSELİŞİ
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu da konuşmasında, “İşte bu şirketler, bu alanda müthiş bir başarı kaydetti. Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketinin, bu dönemdeki ortalama ciro büyümesi, yüzde 569. Bu çok çarpıcı bir rakam. Çünkü Türkiye’deki milli gelir artışının 8 kat üzerinde bir performans gösterdiler” dedi. Hisarcıklıoğlu şöyle konuştu: “Türkiye 100 şirketlerinin yüzde 71’i 76 farklı ülkeye ihracat yapıyor. Türkiye 100 listesinin bölgesel dağılımı da oldukça dikkat çekici. Listede 27 farklı şehrimizden şirketler var. Anadolu’nun yükselişi, burada da açık bir şekilde görülüyor.”

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu
8 KAT DAHA HIZLI BÜYÜDÜLER
En hızlı büyüyen 100 şirketin 2019-2021 döneminde nominal gelirlerindeki artış oranı, Türkiye’nin nominal milli gelirindeki artışın 8 katı oldu. Şirketlerin 2019-2021 döneminde ortalama büyüme oranı yüzde 569 olarak gerçekleşti. Türkiye 100 şirketleri tek bir şirket kabul edildiğinde; 2021 yılı toplam cirosu 23.3 milyar TL, 2021 yılı ortalama cirosu 232.7 milyon TL, 2021 yılındaki toplam istihdam 10 bin 269 kişi, şirket başına ortalama istihdam 102.69 kişi oldu.
NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI
Türkiye 100 listesindeki şirketlerde nihai karar merci konumundaki kişilerin eğitim seviyeleri yüksek. 75 şirketin en yetkili kişileri üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahip. Şirketlerin nitelikli insan kaynağına da sahip oldukları görülüyor. Toplam çalışanları içinde üniversite ve üstü seviyede eğitime sahip olanların oranı yüzde 50’den fazla olan şirket sayısı 36. Şirketlerde internet sitesi ve sosyal medya kullanımı da yaygın. 21 şirket, dijital platformlar (e-ticaret) üzerinden satış yapıyor.
]]>ROTAMIZA DÖNMELİYİZ
“Yaşanabilir bir dünya için çabalarımızı artırmalı ve hızlandırmalıyız” ifadelerini kullanan Çele, “2030 hedeflerine ulaşmada takvimi yarılamışken yolun yarısında bile değiliz. İklim değişikliği ile mücadelede ise 1.5 derece kavşağını geçmek üzereyiz. Dünyamızı yaşanabilir sınırlar içinde tutmak ve 2030 yılında hayalini kurduğumuz daha adil ve yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak için rotamıza dönmeli, daha hızlı ve daha ileri yol almalıyız” şeklinde konuştu.
ŞİRKETLERE ‘YEŞİL BADANA’ ELEŞTİRİSİ
Şirketlerin sürdürülebilirlik ve karbon emisyonu azaltma noktasında fiilen eksik kaldığına vurgu yapan Çele, “Eylemlerin taahhütlerin gerisinde kalması bir yana, açıklanan hedeflerin inandırıcılığı da sorgulanıyor. Hedeflerin neye göre belirlendiğini, bu hedeflere giden yol haritasını ve ilerlemeyi kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmayan şirketler “yeşil badana” (greenwashing) eleştirisiyle karşı karşıya kalıyor” dedi. Greenwashing, bir şirketin gerçekte olduğundan daha çevre dostu görünme çabasına deniyor.
BİLİME DAYALI HEDEF
UN Global Compact Türkiye olarak daha fazla şirketin bilime dayalı karbon emisyonu azaltım hedefi belirlemesi için onları desteklediklerini de anlatan Çele, şöyle devam etti: “UN Global Compact, CDP, WRI ve WWF ortaklığıyla hayata geçirilen “Bilime Dayalı Hedefler İnisiyatifi” (Science Based Targets- SBTi), küresel bir standart olarak giderek daha fazla kabul görüyor. İnisiyatif, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve net sıfır hedefinin tutturulabilmesi için şirketlere bir yol haritası sunuyor. Bugün itibariyle Türkiye’den 64 şirket İnisiyatife katıldı.”
‘İLERLEMELERİNİZİ RAPORLAYIN’
Daha fazla şirketin bilime dayalı karbon emisyonu azaltım hedefi belirlemesi için onları desteklediklerini anlatan Melda Çele, “İklim Hedefi Hızlandırma Programı iklim nötr olma yolunda bilime dayalı emisyon hedeflerinde ilerleme kaydetmelerinde ve net sıfıra geçiş stratejisi belirlemelerinde şirketlere destek oluyor. İklim Eylemi Deneyim Paylaşım Grubu ise bu alanda şirketlerin en iyi uygulamaları paylaşmalarını ve birbirlerinden öğrenmelerini sağlıyor. UN Global Compact, üye şirketlerini belirli alanlarda somut taahhütte bulunmaya davet eden “Daha Hızlı, Daha İleri (Forwad Faster)” girişimini duyurdu. Girişim, iklim eylemi alanının da içinde bulunduğu konularda şirketleri somut taahhütte bulunma ve bu taahhütlerde ilerlemelerini raporlamaya davet ediyor.
]]>