Festival’in ilk durağı Adana’da bünyesine dahil edilen 12’nci Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı oldu.
Bu sene 13-21 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek karnaval bugün düzenlenecek etkinliklerle başladı.
“KARNAVAL HER SENE DAHA FAZLA İNSANA ULAŞIYOR”
Adana Müze Kompleksi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, her sene katılımcı sayısının daha fazla arttığına dikkat çekerek, “Bir bölgede, bir şehirde 4 sene önce başlattığımız kültür yolu yolculuğuna bugün Anadolu’nun 7 bölgesinde 16 şehirde devam ediyoruz. Söz verdiğimiz gibi her yılda Kültür Yolu Festivali’ne dahil ettiğimiz şehirlerin sayısını artırıyoruz. 2028’de ise 35 şehre festivali yaymaya çalışacağız. Kültür yolu festivalleri birçok amaca hizmet ediyor. Her yaş ve her kesimden vatandaşımıza sanatın her türlüsüne rahat bir şekilde ulaşması asıl amacımız. Festivalin gerçekleştiği şehrin başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada bilinilirliği artırmak ikinci hedefimiz. Festivali gerçekleştirirken hem kültür ve sanatı desteklemiş hem de sanatçılarımıza destek oluyoruz. Şehirlerimizin markalaşmasını sağlıyoruz. Kültür Yolu Festivali’ni gerçekleştirirken şehrin mevcut devam eden festivalleriyle entegre olmasını sağlıyoruz. Kendi isimleriyle daha zengin, daha etkili bir şekilde gelişmesini sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“ANTALYA İLE NOKTALAYACAĞIZ”
Kültür Yolu Festivali kapsamında birçok ilde düzenlenecek programı anlatan Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali, Portakal Çiçeği Karnavalı ile birlikte gerçekleşiyor. Gaziantep’te Uluslararası Gastronomi Festivaliyle, Konya’da müzik festivali, Nevşehir’de balon festivaliyle beraber festivallerimizi gerçekleştiriyoruz. Adana’nın önemi bu sene kültür yolu festivali Adana ile başlıyor. 8 aya yakın bir süreyle festival devam edecek. Adana’yı Şanlıurfa izliyor oradan Bursa, sonra da Samsun’a geçiyoruz. İlk 4 şehir bu sene festival ile ilk kez tanışan şehirlerimiz. Kültür Yolu Festivali’ni bu sene Antalya ile noktalayacağız” dedi.
“TÜRKİYE GENELİNDE 40 BİN SANATÇI KATILACAK”
Adana’da bin, Türkiye’de 40 bin sanatçının festival kapsamında etkinlikler düzenleyeceğini aktaran Bakan Ersoy, “Özellikle Merkez Park ve Atatürk Parkı’nda sahneler kurduk. Bu sahnelerimizde Türkiye’nin önemli sanatçıları konserler verecek. 30 noktada etkinlikler olacak ve yaklaşık 500’e yakın etkinlik olacak. Adana’da bin sanatçı, Türkiye genelinde 40 bin sanatçı katılacak. 8 ayda 7 bine yakın etkinlik gerçekleşecek” diye konuştu.
“ULUSLARARASI KURUM VE KURULUŞLARA DAHA FAZLA YER VERİYORUZ”
Dijital etkinliklere de önem verdiklerini anlatan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, daha sonra şunları söyledi:
“18 metre yüksekliğinde holoflaks gösterisi olacak. Atatürk olmazsa olmazımız. Atatürk Kültür Yolu’nda dijital performansını da karnaval sırasında sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. 7’den 70’e her kesimden vatandaşımıza hitap eden birçok etkinlikle vatandaşlarımızı buluşturacağız. Kültür Yolu Festivali 8 ay boyunca dünyada en uzun süreli, en fazla sanatçı ve katılımcısıyla bir marka haline geldi. Bu nedenle artık uluslararası kurum ve kuruluşlara daha fazla yer veriyoruz. Bundan sonrada bu şekilde devam edeceğiz. Hem katılan şehir sayısını hem de katılımcı sayısını artırmayı planlıyoruz.”
Bakan Ersoy, konuşmasının ardından basın mensuplarıyla festival hakkında toplantı gerçekleştirdi.
İnanoğlu kendi hikâyesini şöyle anlatıyordu.
““İkinci Dünya Savaşı yılları… Türkiye savaşa girmemişti ama savaşan ülkelerin kıyısındaydı. Öyle ki zaman zaman Alman uçakları semalarımızda uçar, İstanbul’u bombalar diye herkes endişelenirmiş. Özellikle de geceleri… Tüm İstanbul’da uçaklardan korunmak için karartma uygulanırmış. Babam tıp doktoruydu. İstanbul’da muayenehanesi vardı. Bizi güvende olmamız için Safranbolu’ya göndermiş. O hastalarını bırakamadığı için İstanbul’da kalmış. Biz bir süre Safranbolu’da kaldıktan sonra döndük; sahibi olduğumuz Kanlıca’daki yalımızda yaşamaya başladık. 88 yıllık ömrüm işte bu yalıda geçti.”

İLK FAVORİ FİLMİ: RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ
En büyük merakı futbol ve sinema. Özellikle Amerikan filmlerini izlemeyi seviyor; Rüzgâr Gibi Geçti, İhtiras Tramvayı… Bu filmin ünlü yönetmeni Elia Kazan’la yıllar sonra sette karşılaşacaktı. Futbol hayatı 19 yaşında başına yediği bir tekmeyle son buluyor. Liseden sonra şimdi Marmara Üniversitesi olan Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü’ne giriyor.
“Babam beni sık sık Taksim’e, İstiklal Caddesi’ndeki tiyatrolara, konserlere götürürdü. Gösterileri büyük bir zevkle izlerdim. Özellikle Ses Opereti, İstanbul Opereti binalarında sergilenen oyunlar bende unutulmaz izler bırakmıştır. Çocukluğumda da gençliğimde de güzel sanatların her dalına eğilimim vardı. Yükseköğrenim çağında en uygun seçim Tatbiki Güzel Sanatlar olacaktı”

SENE 1936 Annesi Nazmiye Hanım’ın kucağında
‘YOSMANIN KIZI’NA ASİSTAN OLUR
Derken bir gün… Sene 1957… İnanoğlu üniversite ikinci sınıftayken telefon çalıyor. Arayan Kanlıca’daki komşu yalının sahibi Kadri Cenani Bey… Türker Bey’den dinleyelim:
“Kadri Bey zaman zaman oturduğu yalıyı çekim için filmcilere tahsis ediyordu. Yine böyle bir ekiple randevusu vardı ama yetişemeyeceğini, benden kendileriyle ilgilenmemi rica etti. Gelenler Ozon Film’in sahibi Necil Ozon ve yönetmen Nişan Hançer’di. Bizim bahçede ağırladım. Laf lafı açarken bana bir teklifte bulundular; Nişan Hançer, Halk Film’in sahibi Fuat Rutkay’a ‘Yosmanın Kızı’ adıyla bir film çekiyormuş. Ona asistan olmak ister miydim? Aklım yatar gibi oldu…”

SENE 1920’ler Babası tıp doktoru Hakkı Nevin Bey
YEŞİLÇAM’A İLK ADIM
İnanoğlu, ertesi pazartesi günü Halk Film’in meşhur Yeşilçam Sokak’taki ofisine gitti. Hemen o gün işe başladı. Filmin çekildiği Yakacık’ın Soğanlı Köyü’ne gittiler. İlk iş; dağın başına reflektör taşıma! Türker Bey devamını şöyle anlatıyor:
“Reflektörleri oradan oraya taşıyıp durunca ‘Ulan asistanlık bu muymuş? Hamallığa mı geldim ben buraya?’ diye söylendim. Çok geçmedi sahne sırasını belirten klaketi de bana tutturmaya başladılar. Devamlılığı da bana yüklediler; sahneler değiştikçe bir önceki hareket nasıldı, kimin üstünde ne kıyafet vardı; bunları not alıyordum. Sevmiştim bu işi… Film sette çekiliyordu ama kurgu masasında şekilleniyordu. Sinema ağır basınca okulu yolun yarısındayken bırakmak zorunda kaldım…”

SENE 1957
YUMURCAK, KARA MURAT, GIRGIRİYE…
İnanoğlu hızla asistanlıktan yönetmen yardımcılığına, oradan da yönetmenliğe yükseldi… Yönettiği ilk film ‘Senden Ayrı Yaşayamam’ oldu. Yeşilçam’da çeşitli yapımcılara on film çektikten sonra 1960’ta kendi şirketini kurdu: Erler Film. İlk filmi gençliğinde sevdiği Amerikan filmlerinden uyarlama ‘İçimizden Biri’ oldu. Oyuncuları Orhan Boran ve Turan Seyfioğlu’ydu. Onu Kalp Yarası ve Hancı izledi. ‘Hancı’, gişede büyük sükse yaptı, şöhreti yurtdışına taştı. İnanoğlu daha sonra Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Filiz Akın, Muhterem Nur, Fatma Girik gibi dönemin en parlak yıldızlarını bünyesine kattı. O günlerden bugüne 200’ün üzerinde siyah-beyaz ve renkli film çekti. Bunların arasında Yumurcak Serisi, Bitirim Kardeşler, Kara Murat serisi, Gırgıriye gibi Türk sinemasının en unutulmaz eserleri var.

SENE 1970’ler Kara Murat serisi Cüneyt Arkın ve Hale Soygazi
KES, YAPIŞTIR EKLE, ÇIKAR
Sinemanın en çok nesini sevdi? Şöyle yanıtlıyor:
“Her şeyden önce yoktan var ettiğin bir sanat eserini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşatıyordu sinema bana. Sonra perdedeki başarısı oranında geri dönüşleri oluyordu emeğinin. Hem maddi, hem manevi geri dönüşlerdi bunlar. Kazancı bir yana filmin beğenilmesi, bu beğeninin çeşitli iletişim araçlarıyla duyurulması; senin bu başarı nedeniyle tanınır, bilinir, sevilir, sayılır olman az şey mi? Ben sayısını hatırlayamayacağım kadar çok sık yaşamışımdır o mutluluğu. Bir de öncesi var; yazım, kadro kurma, çekime hazırlık. Sonra çekim. Çekim başlı başına bir macera. Vee, bana göre en zevk aldığım evre; kurgu! Yönetmenle kurgucu, kurgu masasının başında bir araya gelirler. Yönetmen oradan “Kes, şuraya yapıştır, olmadı üç kare ekle, 5 kare çıkar” gibi komutlarla filme yön verirken saatler, günler, geceler geçer, kurgu tamamlanır. Film için her şey mükemmel olsa da kurgu başarılı değilse o film beklenen başarıyı getirmez. Uzun sürdüğünden başkaları için can sıkıcı olsa da benim için muhteşem bir keyif ortamıdır kurgu.”

SENE 1977 Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile ‘Bizim Kız’
TÜRK FİLMLERİ GEÇMİŞE TANIK
Yeşilçam filmleri Türk toplumunu nasıl etkiledi? Diyor ki:
“Yeşilçam filmleri dönemin yaşam tarzını, sosyal ilişkilerini, aile yapısını, yaşam biçimini sergileyen filmlerdi. ‘Fakir kız, zengin oğlan’ ya da “Amca size baba diyebilir miyim” ifadeleri bugün tebessüm yaratıyor insanlarda ama bunu filmin çekildiği ve vizyona girdiği yıllarda hiçbir seyirci yadırgamıyordu. Aksine etkileniyordu. Bugünün kuşakları geçmişi geri getiremeyeceklerine göre o günleri ancak bu filmlerin tanıklığı ile görecek, anlayacak ve değerlendirecektir. Bu büyük bir imkândır onlar için…”

SENE 1950’ler Lise yılları
“KÜLT FİLMİM YOK”
Dünden bugüne Türk izleyicisi nasıl evrildi? Türker Bey diyor ki:
“Ben sinemaya başladığımda dansözlerin, mezarlıkların, camilerin çoğunlukta olduğu filmler çekiliyordu. Daha sonra Türk sinemasında parlayan bir Ömer Lütfi Akad, Osman Seden, Memduh Ün, Atıf Yılmaz filmleriyle başka bir havaya büründü sinema. Benimkiler arasında kült olarak tanımlanacak filme rastlamak pek mümkün olmaz; ister dram olsun ister komedi, ister macera olsun ister müzikal kült değildir. Çünkü seyirci, çektiğim o filmlerde her zaman kendini bulur. Acısını, sevincini, öfkesini, isyanını perdede canlandıranla eşleştirir; onu benimser.”

SENE 1980’ler Gırgıriye
YONCALARI JÖNLERİ O KEŞFETTİ
Türk sinemasının jönleri Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet… Kadınlarda Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik… İyi oyuncu nasıl keşfedilir?
Yanıtı:
“Sinemada belirli bir süre çalışmışsan, filmler yönettiysen, birinin yeteneğini hemen anlarsın. Herkesin kendine göre özellikleri vardır ve o özellikleriyle öne çıkmıştır. Sonra biri çıkar. Öyle bir sergiler ki oyununu; vurur geçer… Türkan Şoray mesela. Sonra Cüneyt Arkın. Baştan sona özel insanlar onlar.”
MUTLU SON İÇİN…
İnanoğlu, 1964 yılında Filiz Akın’la evlendi. Çiftin, ileride çocuk yıldız olarak ‘Yumurcak’ filmleriyle ünlenecek İlker adlı bir oğulları oldu. 1975 yılında ise halen evli olduğu Gülşen Bubikoğlu ile yaşamını birleştirdi. Bu evlilikten de kızları Zeynep dünyaya geldi. Peki uzun evliliğin sırrı nedir?
“Aynı sektörün çalışanlarıyız. İşin stresini ikimiz de yaşıyoruz. Yani gerginliklerimizi birbirimize anlatmamıza gerek kalmıyor. Şartlar ve zorluklar taraflarca bilinince anlaşmazlık nedenleri de azalıyor. Genç çiftler bizim sektörün renkli dünyasıyla baş etmeyi bilsinler. Sabırlı ve anlayışlı olmaya çalışsınlar.”

SENE 2000’ler Türker İnanoğlu ve eşi Gülşen Bubikoğlu
Önce kendi hikâyesiyle başlayalım… Türker İnanoğlu, 1936 senesinde Safranbolu’da Nazmiye Hanım ile tıp doktoru Hakkı Nevin Bey’in ilk çocuğu olarak dünyaya geliyor. Onu ikiz kardeşleri Sezer ile Berker izliyor. Ne yazık ki Sezer’i üç aylıkken kaybediyorlar. Çocukluğu ve ilk gençliği İstanbul-Safranbolu arasında mekik dokuyarak geçiyor. İnanoğlu, “İkinci Dünya Savaşı yılları…” diye anlatıyor: “Türkiye savaşa girmemişti ama savaşan ülkelerin kıyısındaydı. Öyle ki zaman zaman Alman uçakları semalarımızda uçar, İstanbul’u bombalar diye herkes endişelenirmiş. Özellikle de geceleri… Tüm İstanbul’da uçaklardan korunmak için karartma uygulanırmış. Babam tıp doktoruydu. İstanbul’da muayenehanesi vardı. Bizi güvende olmamız için Safranbolu’ya göndermiş. O hastalarını bırakamadığı için İstanbul’da kalmış. Biz bir süre Safranbolu’da kaldıktan sonra döndük; sahibi olduğumuz Kanlıca’daki yalımızda yaşamaya başladık. 88 yıllık ömrüm işte bu yalıda geçti.”

İLK FAVORİ FİLMİ: RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ
En büyük merakı futbol ve sinema. Özellikle Amerikan filmlerini izlemeyi seviyor; Rüzgâr Gibi Geçti, İhtiras Tramvayı… Bu filmin ünlü yönetmeni Elia Kazan’la yıllar sonra sette karşılaşacaktı! Futbol hayatı 19 yaşında başına yediği bir tekmeyle son buluyor. Liseden sonra şimdi Marmara Üniversitesi olan Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü’ne giriyor. İnanoğlu, “Babam beni sık sık Taksim’e, İstiklal Caddesi’ndeki tiyatrolara, konserlere götürürdü. Gösterileri büyük bir zevkle izlerdim. Özellikle Ses Opereti, İstanbul Opereti binalarında sergilenen oyunlar bende unutulmaz izler bırakmıştır. Çocukluğumda da gençliğimde de güzel sanatların her dalına eğilimim vardı. Yükseköğrenim çağında en uygun seçim Tatbiki Güzel Sanatlar olacaktı” diye anlatıyor.

SENE 1936 Annesi Nazmiye Hanım’ın kucağında
‘YOSMANIN KIZI’NA ASİSTAN OLUR
Derken bir gün… Sene 1957… İnanoğlu üniversite ikinci sınıftayken telefon çalıyor. Arayan Kanlıca’daki komşu yalının sahibi Kadri Cenani Bey… Türker Bey’den dinleyelim: “Kadri Bey zaman zaman oturduğu yalıyı çekim için filmcilere tahsis ediyordu. Yine böyle bir ekiple randevusu vardı ama yetişemeyeceğini, benden kendileriyle ilgilenmemi rica etti. Gelenler Ozon Film’in sahibi Necil Ozon ve yönetmen Nişan Hançer’di. Bizim bahçede ağırladım. Laf lafı açarken bana bir teklifte bulundular; Nişan Hançer, Halk Film’in sahibi Fuat Rutkay’a ‘Yosmanın Kızı’ adıyla bir film çekiyormuş. Ona asistan olmak ister miydim? Aklım yatar gibi oldu…”

SENE 1920’ler Babası tıp doktoru Hakkı Nevin Bey
YEŞİLÇAM’A İLK ADIM
İnanoğlu, ertesi pazartesi günü Halk Film’in meşhur Yeşilçam Sokak’taki ofisine gitti. Hemen o gün işe başladı. Filmin çekildiği Yakacık’ın Soğanlı Köyü’ne gittiler. İlk iş; dağın başına reflektör taşıma! Türker Bey devamını şöyle anlatıyor: “Reflektörleri oradan oraya taşıyıp durunca ‘Ulan asistanlık bu muymuş? Hamallığa mı geldim ben buraya?’ diye söylendim. Çok geçmedi sahne sırasını belirten klaketi de bana tutturmaya başladılar. Devamlılığı da bana yüklediler; sahneler değiştikçe bir önceki hareket nasıldı, kimin üstünde ne kıyafet vardı; bunları not alıyordum. Sevmiştim bu işi… Film sette çekiliyordu ama kurgu masasında şekilleniyordu. Sinema ağır basınca okulu yolun yarısındayken bırakmak zorunda kaldım…”

SENE 1957
YUMURCAK, KARA MURAT, GIRGIRİYE…
İnanoğlu hızla asistanlıktan yönetmen yardımcılığına, oradan da yönetmenliğe yükseldi… Yönettiği ilk film ‘Senden Ayrı Yaşayamam’ oldu. Yeşilçam’da çeşitli yapımcılara on film çektikten sonra 1960’ta kendi şirketini kurdu: Erler Film. İlk filmi gençliğinde sevdiği Amerikan filmlerinden uyarlama ‘İçimizden Biri’ oldu. Oyuncuları Orhan Boran ve Turan Seyfioğlu’ydu. Onu Kalp Yarası ve Hancı izledi. ‘Hancı’, gişede büyük sükse yaptı, şöhreti yurtdışına taştı. İnanoğlu daha sonra Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Filiz Akın, Muhterem Nur, Fatma Girik gibi dönemin en parlak yıldızlarını bünyesine kattı. O günlerden bugüne 200’ün üzerinde siyah-beyaz ve renkli film çekti. Bunların arasında Yumurcak Serisi, Bitirim Kardeşler, Kara Murat serisi, Gırgıriye gibi Türk sinemasının en unutulmaz eserleri var.

SENE 1970’ler Kara Murat serisi Cüneyt Arkın ve Hale Soygazi
KES, YAPIŞTIR EKLE, ÇIKAR
Sinemanın en çok nesini sevdi? Şöyle yanıtlıyor: “Her şeyden önce yoktan var ettiğin bir sanat eserini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşatıyordu sinema bana. Sonra perdedeki başarısı oranında geri dönüşleri oluyordu emeğinin. Hem maddi, hem manevi geri dönüşlerdi bunlar. Kazancı bir yana filmin beğenilmesi, bu beğeninin çeşitli iletişim araçlarıyla duyurulması; senin bu başarı nedeniyle tanınır, bilinir, sevilir, sayılır olman az şey mi? Ben sayısını hatırlayamayacağım kadar çok sık yaşamışımdır o mutluluğu. Bir de öncesi var; yazım, kadro kurma, çekime hazırlık. Sonra çekim. Çekim başlı başına bir macera. Vee, bana göre en zevk aldığım evre; kurgu! Yönetmenle kurgucu, kurgu masasının başında bir araya gelirler. Yönetmen oradan “Kes, şuraya yapıştır, olmadı üç kare ekle, 5 kare çıkar” gibi komutlarla filme yön verirken saatler, günler, geceler geçer, kurgu tamamlanır. Film için her şey mükemmel olsa da kurgu başarılı değilse o film beklenen başarıyı getirmez. Uzun sürdüğünden başkaları için can sıkıcı olsa da benim için muhteşem bir keyif ortamıdır kurgu.”

SENE 1977 Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile ‘Bizim Kız’
TÜRK FİLMLERİ GEÇMİŞE TANIK
Yeşilçam filmleri Türk toplumunu nasıl etkiledi? Diyor ki: “ Yeşilçam filmleri dönemin yaşam tarzını, sosyal ilişkilerini, aile yapısını, yaşam biçimini sergileyen filmlerdi. ‘Fakir kız, zengin oğlan’ ya da “Amca size baba diyebilir miyim” ifadeleri bugün tebessüm yaratıyor insanlarda ama bunu filmin çekildiği ve vizyona girdiği yıllarda hiçbir seyirci yadırgamıyordu. Aksine etkileniyordu. Bugünün kuşakları geçmişi geri getiremeyeceklerine göre o günleri ancak bu filmlerin tanıklığı ile görecek, anlayacak ve değerlendirecektir. Bu büyük bir imkândır onlar için…”

SENE 1950’ler Lise yılları
“KÜLT FİLMİM YOK”
Dünden bugüne Türk izleyicisi nasıl evrildi? Türker Bey diyor ki: “Ben sinemaya başladığımda dansözlerin, mezarlıkların, camilerin çoğunlukta olduğu filmler çekiliyordu. Daha sonra Türk sinemasında parlayan bir Ömer Lütfi Akad, Osman Seden, Memduh Ün, Atıf Yılmaz filmleriyle başka bir havaya büründü sinema. Benimkiler arasında kült olarak tanımlanacak filme rastlamak pek mümkün olmaz; ister dram olsun ister komedi, ister macera olsun ister müzikal kült değildir. Çünkü seyirci, çektiğim o filmlerde her zaman kendini bulur. Acısını, sevincini, öfkesini, isyanını perdede canlandıranla eşleştirir; onu benimser.”

SENE 1980’ler Gırgıriye
YONCALARI JÖNLERİ O KEŞFETTİ
Türk sinemasının jönleri Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet… Kadınlarda Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik… İyi oyuncu nasıl keşfedilir? Yanıtı: “Sinemada belirli bir süre çalışmışsan, filmler yönettiysen, birinin yeteneğini hemen anlarsın. Herkesin kendine göre özellikleri vardır ve o özellikleriyle öne çıkmıştır. Sonra biri çıkar. Öyle bir sergiler ki oyununu; vurur geçer… Türkan Şoray mesela. Sonra Cüneyt Arkın. Baştan sona özel insanlar onlar.”
MUTLU SON İÇİN…
İnanoğlu, 1964 yılında Filiz Akın’la evlendi. Çiftin, ileride çocuk yıldız olarak ‘Yumurcak’ filmleriyle ünlenecek İlker adlı bir oğulları oldu. 1975 yılında ise halen evli olduğu Gülşen Bubikoğlu ile yaşamını birleştirdi. Bu evlilikten de kızları Zeynep dünyaya geldi. Uzun evliliğin sırrı nedir? Yanıtı: “Aynı sektörün çalışanlarıyız. İşin stresini ikimiz de yaşıyoruz. Yani gerginliklerimizi birbirimize anlatmamıza gerek kalmıyor. Şartlar ve zorluklar taraflarca bilinince anlaşmazlık nedenleri de azalıyor. Genç çiftler bizim sektörün renkli dünyasıyla baş etmeyi bilsinler. Sabırlı ve anlayışlı olmaya çalışsınlar.”

SENE 2000’ler Türker İnanoğlu ve eşi Gülşen Bubikoğlu
]]>
HİSSEDE % 600’Ü AŞAN GETİRİ
TEFAS verilerine göre, 21 Mart 2024 itibarıyla hisse senedi şemsiye fonu yılbaşından bu yana yüzde 22.87 oranında getiri sağladı. Borsa İstanbul BIST 100 endeksindeki getiri ise yılbaşından bu yana yüzde 19.8 oldu. Bunu yüzde 16.5 ile , yüzde 9.6 ile para piyasası fonları izledi. Doların yatırımcısına ilk üç ayda sağladığı kazanç yüzde 8.9 olurken; tahvil, bono gibi borçlanma araçları fonlarının yılbaşından bu yana getirisi de yüzde 8.5 oldu. Bitcoin’in sene başından bu yana sağladığı getiri ise yüzde 50’yi buldu.
‘TEKRAR AYNI KAZANÇ OLMAZ’
Perform Portföy Fon Yöneticisi Altan Aydın, bu yıl en fazla getirinin hisse senetleri ve değerli metaller tarafından gelmesinin beklendiğini söyledi. “Hisse senedinin gelecek bir iki sene içinde iyi bir getiri sağlayacağını düşünüyorum ama son üç yıldaki kadar olmaz” diyen Aydın, “Çünkü geçen sene faizler yüzde 30 iken hisse senedi potansiyeli yüzde 100 idi. Dolayısıyla o risk alınıyordu. Önümüzdeki bir yıl boyunca aynı getirinin olacağını düşünmüyorum. Son üç yılda sağlanan yüzde 600’lük getiri çok kolay değil, sektörel ayrışmalar olur” diye konuştu.
‘ENFLASYONA YENİLEBİLİRLER’
Uzmanlar, bu yıl döviz yatırımcısının reel kayıp yaşama ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyor. Aydın, bu konuda “Enflasyonla mücadele dönemindeyiz. Parasal sıkılaşma, miktarsal sıkılaşma mevcut. Dolayısıyla dolar düşmeyecek ama hafif yükselecek. Enflasyonun altında bir kazanç olacağı için reel kazançtan bahsedemiyoruz” dedi. Aydın ayrıca, dolar kuru ve ons altındaki yükselişin etkisiyle gram altının yıl sonunda enflasyona yenilmeyen yatırım araçları arasında yer alabileceğini dile getirdi.
İnfo Yatırım Satış ve Pazarlama Direktörü Ali Acer de Aydın gibi bu yıl hisse senedi fonları, hisse senetleri ve mevduat faizinin getiri açısından daha ön planda olabileceğini söyledi. “Hisse senedi fonları tecrübesi olmayanlar için de avantajlı. Enflasyonu yenebiliyorlar” diyen Acer, “Bu yıl da getiride öne çıkacak gibi duruyorlar” diye konuştu.
‘PORTFÖYÜN % 65’İ TL’DE TUTULMALI’
ATA Portföy Genel Müdür Yardımcısı Batuhan Özşahin, TL varlıkları cazip kılacak yeni önlemleri beklediklerini söyledi. “Her seçim döneminde olduğu gibi tasarruf sahiplerinin risk iştahının azaldığı ve daha korunaklı enstrümanları tercih ettiği bir dönemden geçiyoruz” diyen Özşahin, “Seçim sonrası portföylerin yüzde 65’inin TL, yüzde 35’inin döviz varlıklarda değerlendirilmesinin en optimal getirileri sağlayacağını düşünüyoruz” ifadesini kullandı.
BORSADA YABANCI BEKLENTİSİ
BAHÇEŞEHİR Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakkı Öztürk, “Son 3 yılda 2021 Eylül-2023 Mayıs seçimlerine kadar uygulanan negatif reel faizli para politikası (düşük mevduat faizi) yatırımcıların dolar almasına neden oldu ve zaten KKM de bu yüzden çıktı. TL’de kalan yatırımcıların çoğu ise hisse senetlerine yatırım yaptı ve düşük faiz politikası borsayı besledi. Son 3 yılda BIST 100 endeksi ve hisse senetleri fonları enflasyondan çok daha fazla getiri sağladı” dedi.
“Yıl sonuna kadar borsada enflasyon üzerinde reel getiri olur mu tahmin etmek zor” diyen Öztürk, “Ancak yerel seçimlerden sonra yabancı yatırımcılar hisse senedi piyasasına ilgi gösterirlerse yabancı yatırımcı öncülüğünde borsada yükseliş yaşanabilir. Tabii ki hisse ve sektör bazında hareketler olacaktır” dedi.
Mahkemeye intikal eden konutlar ve hak sahipliği itirazlarını da düşündüklerinde 70 bine yakın konutun yapılmasının öngörüldüğünü ifade eden Bakan Özhaseki, “Bizim başladığımız ya da ihale sürecinde olan devam eden konut sayımız 54 bin kadar oldu. Bunlara en geç Mayıs ayında başlayarak her ay birkaç bini teslim etmek üzere 1 sene içinde de inşallah teslim etmiş olacağız. Geriye 15-16 bin kadar eksiğimiz kalıyor. Bunların da 11 bini köy evi olarak önümüzde duruyor. Orada da en büyük sıkıntımız bazı köylerin fay hattı üstünde kaldığından dolayı yeni bir yere geçilmesi ve o yeni yerin tespitini. Haliyle bizim tarafımızdan zemin etütleri yapılarak sert zeminler olarak belirlemeye çalıştığımız alanların da vatandaşın da ‘evet biz buraya geçebiliriz’ demesiyle ilgili olduğu için bazen uzun bir süreç oluyor. Bunları da devam edip bitirdiğimizde 11 bin köy konutumuzun ihalesini çok kısa bir süre içinde yaparız. Onlara zaten 6-8 ay gibi bir süre veriyoruz. Onlar da bir sene içinde bitmiş olur diye düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
Yeşilyurt ve Battalgazi’de toplamda 6 bine yakın konut eksiğinin bulunduğunu belirten Özhaseki, rezerv alanı ilan ettikleri ve boşaltabildikleri alanlara da önümüzdeki 2-3 ay içinde ihale ile inşaatlara başlayacaklarını söyledi.
Malatya’da 70 bine yakın hak sahibine kalıcı konut vereceklerini ve bunların büyük bir bölümüne de başladıklarını ifade eden Bakan Özhaseki, “Ömrümüzdeki 3 ay içinde geriye kalanlarında bütün formalitelerini bitirip, ikmal edip, başlamış olacağız. Bunları da en geç bir sene içinde bitirmiş olacağız. İşlerimiz düşündüğümüz gibi giderse gelecek senenin başlarında ortasına kadar Malatya’mızdaki bütün hak sahiplerinin evlerini bitirmiş olacağız. Onları teslim etmiş olacağız böylelikle. İnşallah konutlarından mahrum kalan, uzakta kalan vatandaşlarımızın hepsi sağlam, güvenli evlerinde huzurla oturabilecekler” dedi.
İnşaatın sürdüğü çarşı alanında 22 ayrı esnaf grubunun bulunduğunu da belirten Bakan Özhaseki, “Bütün arkadaşlarımıza burada iş yerlerini bir an önce vermeyi düşündüğümüz için, işe ilk başladığımız yerlerden birisi burası. Binlerce fore kazık çakılıyor, yani zemini sağlam hale getirmeye çalışıyoruz. Yapacağımız yapıları fore kazıkların üzerine inşa ediyoruz. Aradaki çürük olarak gördüğümüz balçık olarak gördüğümüz zeminleri geçiyoruz, daha aşağıdaki sağlam zeminlere binalarımızı inşa etmeye başlıyoruz. Sizin de gördüğünüz gibi artık zemine kadar yaklaşmış olan hatta bazı yerlerde geçmiş olan 5 bin 270 kadar bağımsız birimi burada inşa ediyoruz. Bunun yüzde 90’ı iş yeri. O iş yerlerine Allah nasip ederse sene sonu gibi bitirmiş oluruz. Hatta bir kısmını sene başından önce veririz. Ana cadde üzerine esnaf arkadaşlarımız oradaki dükkana olanlara teslim ettikten sonra da ticaret orada başlamış olur inşallah. Burada da bir sene içerisinde esnaflarımız dükkanlarına gelip işyerlerini açıp bismillah diyerek iş başı yaptıklarında çarşının merkezi de ayağa kalkmış olur. Deprem olduğu günden bu tarafa emin olun Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bakan arkadaşlarımızın ve diğer devlet görevlilerinin hepsinin büyük bir gayreti var. Hummalı bir çalışma var, 24 saat çalışılıyor desek abartı olmaz. Bizim bakanlık olarak sadece deprem bölgelerinde şu anda bine yakın şantiyemiz var. 110 bin çalışanımız var. Büyük bir orduyla hak sahiplerinin bir an önce gerek evlerine gerek konutlarına gerekse iş yerlerine kavuşması için bir gayretimiz var. İnşallah kısa sürede tüm deprem bölgelerinde bunları bitiririz. Hayatı normalleştirmiş oluruz. Bu şehirler de 24 saat esaslı 365 günün tamamına yayılmış vaziyette gece gündüz çalışıyoruz. Birçok işte belki maliyetimiz biraz da mali disiplini sağlamak adına sert tedbirlerle işe devam edebiliyor ama deprem bölgesi olunca buradaki insanların mağduriyetinin giderilmesi olunca hak sahiplerinin bir an önce evlerine iş yerlerine kavuşması meselesi olunca emin olun hiçbir bize sınır tanınmıyor. İnşallah kısa sürede bunları bitiririz” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE TATİL, HAK ETTİĞİ FİYATA GELMELİ’
Otel fiyatlarının sadece Türkiye’de değil tüm dünyada arttığını belirten Yağcı, “Tüm bunlara rağmen Türkiye; ürün, fiyat ve kalite dengesi konusunda öncü. Türkiye bu konudaki avantajını kaybetmiş durumda değil. Türkiye ucuz destinasyon diye biliniyordu şimdi hedefimiz bunu aşmak. Türkiye dünyada hak ettiği fiyattan satılan bir destinasyon olma mücadelesi veriyor. 2024 yılında geldiğimiz seviyeyi korumak açısından stratejik bir yıl olacağını öngörüyorum. Otellerimiz hak ettiği fiyata satmalı. 3 yıldızlı otel 5 yıldızlı fiyata değil 3 yıldızlı otel fiyatına, 5 yıldızlı otelin de 5 yıldızlı otel fiyatına satılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
UZAK DESTİNASYONLARDA ARTIŞ
TÜROB Başkanı Müberra Eresin, “2023 yılında turist ve turizm geliri arttı ama otel doluluklarında yüzde 10 gerileme oldu. Doluluk oranlarımız düşerken oda fiyatlarımız da yükseldi. İstanbul başta olmak üzere şehir otellerindeki doluluklar istediğimiz gibi olmadı. Türkiye seyahat edilmek istenen destinasyonların başında geliyor. Fakat dünyadaki bütün turizmcilerin tek dileği savaşların durması. Barışın olmadığı yerde turizm hareketlerini konuşmak mümkün değil. 2024 yılı için ise şehir otellerinde nisan ayına kadar bir hareket görmüyoruz. Nisandan sonra hedefleri aşarız. 2024’ün 2023’ü aratmayacağını ve çok daha iyi bir yıl olacağını düşünüyoruz” dedi. Eresin, uzak destinasyonlardan artış gözlemlediklerini belirterek, “Asıl odaklandığımız pazarlar; Latin Amerika, Arjantin, Şili, Kolombiya, Hindistan, Japonya. Avrupa’da bir sakinlik söz konusu. Komşularımızda savaş varken Avrupa’dan çok büyük artışlar beklemiyoruz” dedi.
Türkiye Turizm Yatırımları Derneği (TTYD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Naile Göçen Çukurova ise, “2024’ün başlarındayız. Genel resme baktığımızda ana pazarlarımız Almanya ve İngiltere için rezervasyonların iyi geçtiği ile ilgili bilgiler alıyoruz. Rusya ile ilgili belirsizlikler olduğu ama olumlu geçmesiyle ilgi beklentilerimiz var” dedi. Turizmde markalaşmaya ihtiyaç olduğunu belirten Çukurova, “20 bin konaklama belgeli tesisimiz var. 60 otel zincirinin 44’ü yerli 16’sı yabancı, bunların da toplam 947 tesisi var. 20 bin tesiste 947 marka olması, bizim fiyatlarda standartlarımızı yükseltebiliyor. Bizim markalaşmaya ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
600 MİLYON EURO’LUK İŞ HACMİ
EMITT Fuar Direktörü Hacer Aydın, fuarla ilgili Hürriyet’e özel yaptığı açıklamada, fuarda geçen sene 500 milyon ’luk bir iş hacmi yaratıldığını, bu sene ise 600 milyon Euro hedeflediklerini söyledi. Aydın, “600’ün üzerinde katılımcı, 50 ülke var. 300’ün üzerinde tur operatörü de fuarda. Türkiye’ye gelip daha fazla para harcayabilecek destinasyonlardan tur operatörlerini davet ettik. Onlarla katılımcılar birebir görüşme yapabiliyor. Buradaki hareketlilik yüzde 75’in üzerinde. Geçen sene ziyaretçi sayımız ise 28 bindi. Bu sene yüzde 100’den fazla artış bekliyoruz. 2025 yılında da fuara en az 2 salon daha eklemek istiyoruz ve 1000 katılımcıya ulaşmak hedefimiz” dedi.
YENİ PAZARLAR
Bu sene fuarda ciddi bir yurtdışı katılımcısı olduğunu belirten Aydın, “Yeni destinasyonlar var. Venezuela, Cezayir ilk defa geldiler. Maldivler, Mısır uzun bir aradan sonra yeniden fuardalar. İtalya da son 15 senedir gelmiyordu ve bu yıl çok büyük bir katılımla geldi. Önümüzdeki sene İspanya, Yunan Adaları, Uzak Doğu, Dubai, Suudi Arabistan gibi pazarlardan da fuara katılım bekliyoruz” diye konuştu.
]]>