Suriye’de 27 Kasım’da muhalif gruplar, Esad’a karşı saldırı başlatmış ve 61 yıllık Baas rejimi sona ermişti. Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Özgürlük Şafağı Operasyonu kapsamında terör örgütü PKK/YPG’den kurtardığı Tel Rıfat’ta kilometrelerce uzunluğunda tüneller bulunmuştu. SMO askerleri, tünelleri tespit etmeye devam ediyor. Askerlerin yaptığı keşiflerde tünelin bir ucunda yer altından kaçış için kurulan asansör sistemi ortaya çıktı. Tünele evlerin bahçelerinden girildiğini fark eden SMO askerleri, uzunluğu 40 kilometre olduğu tahmin edilen tünellerde çalışmalarını sürdürüyor.
“Tünelde mühimmat bulunan odalar var”
Tel Rıfat’taki SMO askeri Ebu Ahmed, “Neredeyse iki saat yürüdük. Tünel çok uzun, hala devam ediyoruz. Amcamın avlusunun altından geçiyor, bir tarlada üzeri kapalı halde. Sanki bir yer altı şehrini ziyaret etmişsiniz gibi” ifadelerini kullandı.
SMO askeri Abu Ali ise yaptığı açıklamada, “Tel Rıfat şehrinde her gün yeni bir sistemle açılan bir tünel keşfediyoruz. Hastanenin kuzeyinde her 200-300 metrede bir açıklık tespit ediyoruz ve her gün tünele giden yeni bir giriş görüyoruz. İçinde elektrik, su kuyusu, banyolar ve silah mühimmatının bulunduğu odalar var. Bu tüneller çok önemli bir yapı. Bu tünellerde saklanıyorlar, böylece asla bulunmuyorlar” şeklinde konuştu. – TEL RIFAT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>STM’den yapılan açıklamaya göre STM, Malezya Kraliyet Donanması için LMS Batch-2 programı kapsamında inşa edeceği 3 korvetin çalışmalarına başladı. STM ana yükleniciliğinde başlayan projede, korvetlerin sac kesim töreni İstanbul Denizcilik AŞ Tersanesi’nde gerçekleştirildi.
Törene, Malezya’nın Ankara Büyükelçisi Sazali Bin Mustafa Kemal, Malezya Kraliyet Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral (ADM) Datuk Zulhelmy Bin Ithnain, Malezya Savunma Bakanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Mohd Bakhari Bin Ismail ve STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz katıldı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Güleryüz, STM’nin Türkiye’nin askeri denizcilik alanında lider firması olduğunu belirterek, Türk donanmasına modern ve milli savaş gemileri kazandırdığını ifade etti.
Türk bayrağını dünya sularında başarıyla dalgalandıracak platform ihracatlarına imza attıklarını aktaran Güleryüz, şunları kaydetti:
“Dost ve kardeş Malezya donanması için LMS Batch-II projesi kapsamında, inşa edeceğimiz 3 korvetin sac kesim törenini yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Uluslararası sularda güvenilirliğini ve etkinliğini başarıyla kanıtlamış olan Ada sınıfı tasarımına dayalı olarak 3 korvetin inşasına bu yıl başladık ve 2027 yılının sonuna kadar teslim etmeyi hedefliyoruz. Bu korvetler, Kraliyet Malezya Donanmasının çok çeşitli görevleri etkili bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak şekilde gelişmiş silah sistemleri, sensörler ve savaş yönetim sistemi ile donatılacak. İnşası Türkiye’de yapılacak bu savaş gemilerinde, Türk savunma sanayisi firmalarımızın birçok milli sistemi kullanılacak.”
Helikopter iniş platformuna ve 111 kişilik personel kapasitesine sahip olacak
STM tarafından Malezya Kraliyet Donanmasının gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanmış ve özelleştirilmiş 3 korvet, Kıyı Görev Gemisi İkinci Seri (LMSB2) Projesi kapsamında Türkiye’de inşa ediliyor. STM, tasarımdan performansa, inşadan gemilerin teslimine kadar projenin tüm aşamalarından sorumlu ana yüklenici konumunda bulunuyor.
STM, gemi tasarımı, proje yönetimi, inşaat yönetimi, malzeme/sistem tedariki, entegrasyon tasarımı ve montajı, testler ve entegre lojistik destek (ELD) faaliyetleri ile projeye ilişkin tasarım ve ELD dokümanlarının hazırlanmasını üstlenecek.
Proje kapsamında gemilerin inşası ve donatımı Türkiye’de, Türk savunma sanayisi şirketlerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirilecek. STM ana yükleniciliğinde inşa edilecek gemilerde, ASELSAN tarafından geliştirilen, 30 mm MUHAFIZ (Smash) Uzaktan Komutalı Stabilize Top Sistemi, CENK 3D Arama Radarı, ARES 2D Su Üstü Radar ED sistemi, Akrep Atış Kontrol Radarı, Chaff Aldatma Sistemi, Dost-Düşman Tanıma Sistemi IFF ve diğer elektronik sensörler; ROKETSAN tarafından geliştirilen ATMACA Gemisavar Füzesi, HAVELSAN tarafından geliştirilen Savaş Yönetim Sistemi (SYS) ve 76 mm top atış kontrol sistemi yer alacak.
Gemiler, 99,56 metre boya, 2 bin 500 ton deplasmana, 26 knot maksimum hıza, helikopter iniş platformuna ve 111 kişilik personel kapasitesine sahip olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından aktarılan bilgiye göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İspanya Dışişleri, Avrupa Birliği ve İşbirliği Bakanı José Manuel Albares ile Belçika’nın başkenti Brüksel’de NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamıda bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Suriye’deki gelişmeler, Ukrayna’daki son durum ve NATO çerçevesindeki iş birliği konularının ele alındığı bildirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çakar, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenen Avrupa’nın en önemli teknoloji ve startup etkinliklerinden Slush 2024’te AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Slush’ın Avrupa’nın en kapsamlı teknoloji ve startup etkinliklerinden birisi olduğunu belirten Çakar, etkinliğe Türk girişimci ve yatırımcılarının ilgisinin her yıl giderek arttığını söyledi.
Çakar, etkinliğin ilk yılında Türkiye’den 40 kişilik katılım olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
“Fuarın kayıtlarına göre, bu yıl Türkiye’den iştirakçi sayımız 400 civarında. Türkiye’den öğrencilerimiz, genç girişimcilerimiz var. Burada tabii sayının bu kadar yüksek olmasında, devletimizin ve kalkınma ajanslarımızın sağladığı desteklerin de çok büyük önemi var. Girişimcilerimize ayrıca Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin de çok büyük bir katkısı var. Hem bunların eş güdümünün sağlanmasında ve hem buraya getirilmelerinde bireysel katılımcıların da kendi aralarında gruplaşarak geldiklerini görebiliyoruz. Dolayısıyla bunun verimli sonuçlarla bize döneceğine gönülden inanıyoruz.”
“Türkiye Ticaret Bakanı Finlandiya’yı ziyaret edecek”
Türkiye’nin Helsinki Büyükelçisi Deniz Çakar, Türkiye ile Finlandiya arasındaki ticari ilişkilere de değinerek, iki ülke arasındaki ticaretin istikrarlı şekilde geliştiğini belirtti.
Türkiye ile Finlandiya arasında 2023’te 2,1 milyar avroluk bir ticaret hacmine ulaşıldığını aktaran Çakar, şöyle konuştu:
“Bu konuda biz de yakın takipçisiyiz. Dolayısıyla bu yıl içinde benzer bir rakamı yakalayacağımızı düşünüyoruz. İlk 8 ay rakamları 1,2 milyar avro civarında. Bunun yıl sonuna kadar 2 milyar avroyu bulacağını tahmin ediyoruz. Şimdilik ilişkilerimiz çok farklı bir mecrada. Ticari ilişkilerimizde öncelikle 2022’de Türkiye’de Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyon toplantısı yapıldı. Şimdi bunun ikinci ayağı Şubat 2025’te yapılacak. Ticaret Bakanımızı ve büyük bir heyeti ağırlayacağız. Burada bu tür ziyaretlerin ticari ilişkilerin gelişmesine de çok büyük katkısı var. Finlandiya şirketlerinden ilgiyi görüyoruz. Türk şirketlerimizin de aynı şekilde özellikle yeşil dönüşüm, yenilenebilir enerji ve dijitalleşme konusunda bize ve firmalarımıza büyük fırsatlar olduğunu düşünüyoruz.”
Çakar, Türkiye ile Finlandiya arasındaki iyi olan ilişkilerin istikrarlı bir seviyede ve olumlu çerçevede ilerlediğini, bunun NATO şemsiyesi altına alınmasıyla savunma sanayi dahil daha farklı bir boyuta geçtiğini belirterek, şunları söyledi:
“Finlandiya ile zaten iyi olan ilişkilerimiz açıkçası 2024 itibarıyla en iyi seviyesine çıkmıştır. Tarihinin en iyi seviyesinde. Bunda NATO bünyesi çerçevesinde iki kanat ülkesi olarak, Finlandiya en kuzeyde Türkiye’de güneyde, zaten bir ortak paydamız var. Dolayısıyla üstlendiğimiz sorumluluklar arasında benzerlikler var. Ancak Finlandiya ile ilişkilerimizin bu yıl bir de 100’üncü yılını kutluyoruz. NATO çerçevesinde hem savunma alanında hem NATO’nun gereği çerçevesindeki alanlarda yakın işbirliğimiz devam ediyor. Bu işbirliğimizin derinleşmesi çerçevesinde Finlandiya ile savunma sanayii konusunda işbirliğimizin artması söz konusu. Çünkü bu ikimizin de menfaatine.”
“Görüşmeler arttıkça birbirimizi çok iyi anlamaya başladık”
Çakar, “Son iki yılda iki kere Finlandiya Cumhurbaşkanı’nı ağırladık. Türkiye ve Finlandiya ile ilişkilerimiz düzenli mekanizmalarla ilerledi. Bunlar arasında terörizm alanı olsun, İçişleri, Adalet, Dışişleri bakanlıkları olsun ve NATO üyelik sürecinde oluşturulan daimi ortak mekanizma olsun çok sık bir görüşme trafiği var.” diye konuştu.
Bütün bu görüşme trafiğinin her iki tarafın da yararına olduğuna işaret eden Çakar, “Birincisi, birbirimizi çok daha iyi anlamaya başladık. İkincisi, sorunlarımızı görüşme yoluyla aşabileceğimizi anlıyoruz ve bunlar için çözüm üretme gayretine giriyoruz ki bu da çok kıymetli iki ülke ilişkilerinde.” ifadelerini kullandı.
“Finlandiya, teknoloji, inovasyon ve startup bakımından dünya pazarlarına açılan bir kapı niteliğinde”
Deniz Çakar, Finlandiya ile ticaret, teknoloji ve yatırım fırsatlarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Slush etkinliğinde de gördüğümüz gibi Türkiye’de çok dinamik, teknoloji odaklı yetişen gençlerimiz ve girişimcilerimiz var. Bu girişimcilerimizin Finlandiya üzerinden dünya pazarlarına açılma konusunda büyük fırsatlara sahip olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla odaklandığımız alan esasen yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek teknoloji alanlarında genç girişimcilerimizin, firmalarımızın Finlandiya ile ortak işbirliği konusunda çalışması.”
Üçüncü ülkelerde işbirliği fırsatları
Çakar, Finlandiya’nın Türkiye’nin belirli coğrafyalardaki etkinliğinden çok etkilendiğini aktararak, Finlandiya yetkililerinin ve iş dünyasının Afrika ve Orta Asya bölgesinde müteahhitlik dahil Türkiye ile ortak işbirlikleri, ortak yatırımlar ve birlikte çalışma arzusu olduğunu anlattı.
Ukrayna’nın yeniden inşasına dikkati çeken Çakır, “Burada da savaş döneminde bile Ukrayna’da işlerini aksatmadan devam eden Türk inşaat sektörünün Finlandiyalı inşaat sektöründeki meslektaşlarıyla yapabilecekleri, onlara verebilecekleri bilgiye dayalı destekler var ve birlikte hareket edebilirler. Biz bunun da gerçekleşmesini öngörüyoruz ve bekliyoruz.” dedi.
“Finler ve Türkler birbirine yakın halklar”
1924’te Türkiye Finlandiya diplomatik ilişkilerini kuran anlaşmanın imzalandığını hatırlatan Çakar, şöyle konuştu:
“Bu çerçevede her iki ülkenin büyükelçiliği de hem Ankara’daki meslektaşım hem biz, burada halklarımızı daha yakınlaştırmak, kurumlarımızı daha yakınlaştırmak için ciddi gayret sarf ettik ve bunun sonuçlarını da görüyoruz. Esasen Finler ve Türkler birbirine yakın halklar. Sadece arayı çok açık tutmamak lazım. Bu ilişki sıklığının gerek halklar arasında gerek resmi makamlar arasında gerek ticaret ve ekonomi alanında ve NATO bünyesinde askeri işbirliğimiz çerçevesinde sıcak bir şekilde geliştirilmesi ve derinleştirilmesinin, her iki ülkeye de sonsuz fırsat ve yarar sağlayacağı kanaatindeyim.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yemen’deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları sürerken, Kızıldeniz’de bir şüpheli saldırı girişimi daha yaşandı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Ajansı’ndan (UKMTO) yapılan açıklamada Yemen’in Muha kentinin 46 km batısında seyreden bir geminin yakınına füze düştüğü bildirildi. Başarısız saldırının ardından geminin rotasına devam ettiği kaydedilirken, mürettebatın güvende olduğu aktarıldı. Geminin adı ya da rotası hakkında detaylı bilgi verilmedi. – SANA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi.
Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İzmir Valiliği’ni ziyaret etti. Burada polis tören mangası tarafından karşılanan TBMM Başkanı Kurtulmuş’a, İzmir Valisi Süleyman Elban eşlik etti. Valilik şeref defterini imzalayan Kurtulmuş, daha sonrada İzmir İktisat Kongresi Binası’na geçerek sivil toplum buluşmasına katıldı.
Siyasette çok önem verdikleri alanlardan birisinin de sivil toplumlar olduğuna dikkat çeken TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Sivil toplum; milletin gönüllü olarak organize olduğu, belli alanlarda odaklanarak, o odaklandıkları alanlarda kamunun dışında milletin menfaatlerine uygun bir şekilde faaliyet icra ettikleri alandır. Siyasetin ne kadar güçlü olduğunun önemli göstergelerinden birisi de sivil toplumun gücüdür. Sivil toplum ne kadar güçlüyse milletin siyaset mekanizmasına olan desteği ve katkısı da o kadar güçlüdür. Tarihsel olarak Cumhuriyet’imizin 2. asrını idrak ediyoruz. Bu sene Cumhuriyet’in 101. yılını kutladık. Bu 2. asrın ilk yıl dönümü demek. Önümüzde uzun bir süre var. Geçtiğimiz bir asırın içerisinde nice zorluklar ve güçlüklerle ülkemiz büyük bir mesafe kat etti. Geldiğimiz nokta hiç de küçümsenmeyecek bir noktadır. Bugün Türkiye, kendi adından dünyanın dört bir tarafında söz ettiren, sözünün kıymetinin arttığı bir ülke haline gelmiştir; ancak bizim milletimizin bir temel özelliği var. Hiçbir zaman önündeki mevcut durumla yetinmez. Mutlaka önüne yeni hedefler koyar. O hedeflere ulaşabilmek için imkanlarını seferber eder ve her hedefi gerçekleştirerek hep daha ileriye gider. Bizim de önümüzdeki hedefimiz Cumhuriyet’in ikinci asrını, dünyada birçok yerde çok daha etkili bir Türkiye haline gelmek. Bilimde, sanatta, sporda, sanayide, teknolojide, uluslararası ilişkilerde, bölgesel denklemlerde çok daha güçlü bir hale gelebilmek. Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni dönemin kapılarını sonuna kadar açmaktır. Herkesin elindeki imkanları sonuna kadar ve ortak hedefler, milli hedefler doğrultusunda kullanabilmesi lazım. Türkiye yüzyılından kastımız tek cümle; sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye demektir” açıklamalarında bulundu.
“Sivil toplumun güçlü olması, sözü güçlü Türkiye’nin önemli ayaklarından birisi olacaktır”
Bir ülkenin sözünün güçlü olması için önce millet-devlet kaynaşmasının gerçekleşmesi, devletin bütün kurumlarıyla birlikte etkin kurumsal bir kapasiteye, güçlü bir ekonomiye, güçlü bir bilim hayatına sahip olması, sanayi ve teknoloji alanında da dünya milletleriyle rekabet edebilecek bir güce ulaşabilmesi gerektiğinin altını çizen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Sivil toplumun da güçlü olması sözü güçlü Türkiye’nin önemli ayaklarından birisi olacaktır. Dosta güven düşmana korku salacak bir Türkiye. Bunu sadece savunma sanayi olarak söylemiyoruz. Dostlarımızın başarımızı gördükçe sevindiği, düşmanlarımızın görünce çekindiği bir Türkiye kurmak önümüzdeki yüzyılın asıl hedefidir. Güveni ve istikrarı sağlayarak yolumuza devam edersek, Türkiye bu hedeflerini gerçekleştirecektir. Fikirlerimiz, dünya görüşümüz, siyasetimiz farklı olsa da hepimizin aynı istikamete yürümeliyiz. Bu ülkenin daha güçlü olması için mücadele etmeli ve ülkeyi kalkındırmak için gayretli olmalıyız.”
“Yeni dönemin en avantajlı ülkesi artık Türkiye’dir”
Önümüzdeki dönemin dünyada yeni gelişmeleri yaşayacağımız bir dönem olduğunu vurgulayan Numan Kurtulmuş, artık eskisi gibi sadece bir ülke ya da güç merkezinin söylediği istikamette dünyadaki gelişmelerin olmayacağını ifade etti. Sözlerini sürdüren Kurtulmuş, şunları aktardı:
“Dünya çok kutuplu düzene gidiyor ve artık dünyanın her yerinde farklı güç merkezlerinin ortaya çıkacağı gelişmeyi yaşayacağız. Bu dönemin en avantajlı ülkesi artık Türkiye’dir. Hem nüfusu hem ekonomik potansiyeli hem okuma yazma oranı hem jeostratejik önemi itibariyle dünyanın neredeyse tam merkezinde olan bir ülkedir. Kuzeyle de batıyla da doğuyla da güneyle de iletişim kurabilen ender ülkelerden birisidir. Ukrayna ile Rusya arasında devam eden gerilim ve çatışma döneminde neredeyse dünyada her iki tarafta görüşebilen tek ülke Türkiye oldu. Bizim en temel özelliklerimiz, karşılıklı rıza ve müzakere ile işlerin çözülmesi için diplomasi masasını sürekli açık tutmaktır. En zor konularda bile karşılıklı müzakere ile çözülmesinden başka yolu yoktur. Türkiye kendi milli eksenini takip ederek önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak fırsatları değerlendirecektir.”
“Türkiye’nin bir tane eksen vardır, o da kendi milli eksenidir”
“Türkiye ne zaman tam bağımsızlık yolunda adım atsa, kendi milli menfaatleri önceleyen süreç içine girse ve bazı oluşumlara karşı şahsiyetli duruşunu ortaya koysa, birileri ‘Türkiye’nin eksenini kaydırıyorsunuz’ diyor” diye konuşan Kurtulmuş, “Türkiye ekseni ne Doğu ne Batı’dır, Türkiye’nin bir tane eksen vardır o da kendi milli eksenidir. Bu milli ekseni takip ederken Avrupa ile de Amerika ile de doğu ile de batı ile de Müslüman dünyası ile de Hıristiyan dünyası ile de görüşeceğiz, müzakere edeceğiz alışverişimiz olacak. Bizim birisine dost olmamız için başkasına düşman olmamıza gerek yok. Tek önceliğimiz ülkemizin menfaatidir. Türkiye önümüzdeki dönemde çok daha güçlü olarak yoluna devam edecektir” ifadelerine yer verdi.
“Filistin meselesi bugün başlamadı”
Orta Doğu coğrafyasında yaşananların bir tesadüf olmadığına işaret eden Kurtulmuş, ” İsrail’in saldırıları arkasında yatan husus, Filistin meselesi bugün başlamadı. 1917’de Osmanlı, Filistin topraklarından çekilmek zorunda kaldığında İngiliz manda yönetiminin oraya gelmesiyle başladı. Önce o coğrafyada Yahudi yerleşim alanlarını açmaya ve eşzamanlı terör örgütünü kurarak İsrail’in kuruluşunu hazırladılar, bu oyunun birinci perdesiydi. İkinci perde ise ABD’nin Irak’ı işgali işe başladı. Sonra bu coğrafyada iki fay hattı üzerinden ülkeleri paramparça etmeye başladılar; birisi ırkçılık, diğeri mezhep. Irak, Suriye, YemenLibya parçalandı, Mısır yönetilemez hale geldi. Hepsi bir şekilde siyasi türbülansın içine sokuldu. Bu kadar parçalanmaya çalışan bu coğrafyada istikrar adası olarak Türkiye bu günlere kadar geldi ve çok daha güçlü şekilde yoluna devam edecektir” açıklamalarına yer verdi.
“Türk’ün Kürt’ün birbirine karşı düşmanlığı yoktur, ispatı da İzmir’dir”
Kurtulmuş, şu ifadelere yer verdi:
“Öncelikle kendi içimizi düzenlememiz, memleketimize ayrılık meselesini tamamıyla kenarı bırakmamız ve özellikle terör örgütleri vasıtasıyla hizaya sokulmaya çalışılan bu coğrafyaya inat terörün sıfırlandığı bir Türkiye’yi oluşturmak mecburiyetindeyiz. 40 yılı aşkın süredir bu memlekette etnik fitneyi oluşturmaya, ayrılıkçı siyaseti terör örgütleri marifetiyle kökleştirmeye çalışmalarına rağmen bu memlekette Türk’ün Kürt’ün birbirine karşı en ufak düşmanlığı yoktur, bunun ispatı da İzmir şehrinin kendisidir.”
“Türkiye’nin teknolojide ilerleyebilmesi için her türlü çalışmayı yapacağız”
Güçlü ve büyük Türkiye etrafında buluşmaktan başka çarenin olmadığını söyleyen Kurtulmuş, “Karşımızdaki emperyal planın, böl-parçala-iradesiz hale getir ve yönet şeklindeki tecelli ettiğini gördükten sonra bizim büyük bir imparatorluk birikimine sahip millet olarak başak yolu tercih etmemiz düşünülemez. Obamızı düzenleyeceğiz, farklılıklarımız zenginlik olarak görüp yolumuza devam edeceğiz. Demokrasimizi, fikir özgürlüklerini geliştireceğiz, Türkiye’deki güçlü siyaset mekanizmalarını daha güçlü hale getireceğiz. Türkiye’nin sanayileşmesi, teknolojide ileriye gidebilmesi için her türlü çalışmayı yapacağız. Devlet ve millet olarak el ele mücadeleyi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
“Bazen STK gücü hükümetlerin gücünden daha etkilidir”
“Yüksek teknoloji ve yüksek teknolojilere dayalı Savunma Sanayi başta olmak üzere her alanda daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz” diye konuşan Kurtulmuş, şu açıklamalarda bulundu:
“Üniversitelerimizin daha güçlü hale gelmesi için hep beraber gayret edeceğiz. Bu ülkenin gençlerinin milli ve manevi değerler ekseninde daha güçlü gençler olması için gayret sarf edeceğiz. Bu fırsatların varlığı bizi çok daha dikkatli, birlik beraberlik içinde olmaya itiyor. Yardımlaşarak, birbirimize destek olarak yolumuza devam edeceğiz. Gönümüz arzu eder ki sivil toplum kuruluşlarımız kendi alanında ana akım olsun. Türkiye’nin hatta dünyanın en iyisi olsun. Bazen STK gücü hükümetlerin, devletin gücünden daha etkilidir. Devlet olarak bizim vazifemiz de sizlere, insanlığa ve ülkemize yapacağınız desteklere de sizlere yardımcı olmaktır.”
“Sivil toplumun en güçlü olduğu şehir İzmir”
İzmir Valisi Süleyman Elban ise Türkiye’de sivil toplumun en güçlü olduğu şehrin İzmir olduğunu belirterek, “Bu şehrin birçok özelliği var. Burası kurtuluşun, kuruluşun şehri. Özellikle kurtuluş mücadelesinde kahramanlıklarıyla destanlaşmış bir şehir ama bu şehir sivil toplum Türkiye’nin birçok yerinde göremeyeceğin kadar güçlü. Her birisi kurulduğu ve amaç edildiği tüzüklerinde belirtilen hedeflerine ulaşmak için samimi olarak gayret ederek kendilerinden ve enerjilerinden feragat ediyor” diye belirtti.
Programa ayrıca; önceki dönem Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, partililer ve sivil toplum kuruluşları katıldı. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi. Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MOSKOVA – Rusya, uzun menzilli füzeleri kullanarak nükleer tatbikat gerçekleştirdi.
Rusya, nükleer tatbikat düzenledi. Rusya Devlet Başkanı Valdimir Putin, Rusya’nın nükleer güçlerini hazır bulundurması gerektiğini belirterek, nükleer tatbikat gerçekleştirdiklerini duyurdu. Putin, “Artan jeopolitik gerilimler, ortaya çıkan yeni dış tehditler ve riskler göz önüne alındığında, modern ve sürekli kullanıma hazır stratejik güçlere sahip olmak önemlidir. Yeni bir silahlanma yarışına girmeyeceğimizi, ancak nükleer güçlerimizi gerekli yeterlilik seviyesinde tutacağımızı vurguluyorum” dedi.
Rusya Savunma Bakanı Andrei Belousov, yaptığı açıklamada, tatbikatın amacının “düşmanın nükleer saldırısına karşılık büyük bir nükleer saldırıyı” başlatmak olduğunu belirtti.
Tatbikatta, Yars kıtalararası balistik füzesi, denizaltılardan ateşlenen Sineva ve Bulava balistik füzeleri ile stratejik bombardıman uçaklarından ateşlenen seyir füzeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İran’a yönelik açıklamalar yaptı. İran’ın 2 İsrail hava üssünü vuran saldırısına değinen Gallant, “İranlılar hava kuvvetlerinin kabiliyetlerine dokunmadı. Hiçbir uçak hasar görmedi, hiçbir filo devre dışı kalmadı” dedi.
İran’a tehdit dolu mesajlar gönderen Gallant, “İran’ın İsrail’e zarar vermeye çalışırsa sonu Gazze ya da Beyrut gibi olabilir. Bize zarar verme girişiminin bizi harekete geçmekten alıkoyacağını düşünenler Gazze ve Beyrut’a bir göz atmalı. Hem savunmada hem de hücumda güçlüyüz ve bunu istediğimiz şekilde, istediğimiz zamanda ve istediğimiz yerde hayata geçireceğiz. ve bunlar bizim için sadece bir açıklama ya da sadece bir yönlendirme değil, bir çalışma planıdır” ifadelerini kullandı. – TEL AVİV
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Girift İHA takımı, 2 yıllık çalışmayla yeni nesil dikey iniş ve kalkış yapabilen uçuş sistemi kullanan İHA’yı üretti.
Projenin patentini alan 12 kişilik ekip, İHA’nın yanı sıra geliştirdikleri akıllı mühimmat teknolojisiyle, İHA’dan fırlatıldıktan sonra konumuyla anlık takibi sağlanabiliyor, hem de düşman eline geçmesini önlemek için kendini imha etme özelliğini taşıyor.
Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST Adana’da sergilenen İHA, tampon bölgeler arasındaki görüntü işleme yaparak tarayabilirken, saatte 120 kilometre hızla 400 metre irtifada seyir alabiliyor.
Öğrencilerden takım pilotu Emre Yılmaz, AA muhabirine, 19-23 Eylül’de TEKNOFEST Kahramanmaraş’ta Uluslararası İnsansız Hava Aracı Yarışması’nda finalist olduklarını söyledi.
İHA’nın tasarım ve yazılımının kendilerine ait olduğunu dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:
“İnsansız hava aracına entegre ettiğimiz, görüntüleme sistemi yardımıyla belirlenen alanlar taranarak, akıllı mühimmatlar bırakılıyor. Yine bu mühimmatları takımımız geliştirdi. Bırakılan akıllı mühimmatlar, kendi geliştirdiğimiz yer istasyonu tarafından kontrol ediliyor.”
Yılmaz, mühimmatın anlık takip edilebildiğini belirterek, “Akıllı mühimmat anlık olarak bırakıldığı yerin konum bilgisini, yükseklik, basınç, nem gibi bilgileri yer istasyonuna iletiyor. Akıllı mühimmat yakınında insan hareketi algılandığında, üzerinde bulunan sensörler aracılığıyla kendisini patlatarak, görevini sonlandırmış oluyor.” diye konuştu.
Aracın kompozit malzemeden üretildiğini anlatan Yılmaz, projelerini daha da geliştirmek için çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Hakkari’deki temasları kapsamında, “Her Daim Birlikte Özümüzden Geleceğe Türkiye Buluşmaları” kapsamında öğretmenevinde düzenlenen programa katılan Güler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Burada yaptığı konuşmada, kentte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Güler, kentin tarihi, kültürel zenginlikleri ve coğrafyasıyla özel bir yer olduğunu söyledi.
Hakkari’yi hak ettiği seviyeye ulaştırabilmek için devletin tüm kurumlarının çaba gösterdiğini belirten Güler, “Milli Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin ve milletimizin, yani sizlerin huzuru ve güvenliği için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Kahraman ordumuz, yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen terörü yok etmek için gece gündüz demeden yoğun gayret sarf ederek büyük başarılar elde etti. Bu başarılarla, artık Hakkari’mizin güvenliği, sınırlarımızın ötesinden sağlanırken örgütün yurt içindeki hareket kabiliyeti de bitme noktasına getirildi.” diye konuştu.
“Artık bölgenin dillere destan doğal güzellikleri gün yüzüne çıkıyor”
Terörle mücadelenin yanı sıra kentin ihtiyaçlarıyla da yakından ilgilendiklerini vurgulayan Güler, tespit ettikleri ihtiyaçları titizlikle gündemlerine aldıklarını ifade etti.
Güzel şeylerin zaman aldığını, zaman alan şeylerin de daha değerli olduğunu dile getiren Güler, şöyle devam etti:
“Bu ziyaretimde bir kez daha memnuniyetle müşahede ettim ki sadece son bir yılda dahi şehrimiz büyük bir gelişim kaydetmiş durumdadır. Bunu dışarıdan daha net görebiliyoruz. Yolların yenilendiğini, çevre düzenlemelerinin yapıldığını, muhtelif proje ve yatırımların hayata geçtiğini görmek bizleri ziyadesiyle mutlu etti. Büyük emeklerle tesis edilen huzur, güvenlik ve istikrar ortamının korunması ve şehrimizin geliştirilmesi en büyük önceliğimizdir. Bölge terörden temizlendikçe, güvenlik ve huzur temin edildikçe yatırımların ve refahın da arttığını görmekteyiz. Bir yerde ekonomik faaliyetlerin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için evvela orada güven, huzur ve istikrarın olması gereklidir. Zira ekonomik gelişim istikrarı desteklerken, güvenli ve istikrarlı bir ortam da ekonomik büyümeyi teşvik etmektedir.”
Kentte ulaştırmadan sağlığa, eğitimden spora, tarımsal kalkınmadan hayvancılığa, çevre şehircilikten kültür ve turizme kadar birçok alanda büyük projeleri hayata geçirdiklerini, ekonomik ve sosyal politikaları geliştirmeye devam ettiklerini anlatan Güler, “Artık bölgenin dillere destan doğal güzellikleri gün yüzüne çıkıyor. Hakkari’nin yaylaları, vadi ve gölleri, sporcuları, yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor. Gençlerimiz, sporcularımız pek çok branşta dereceler elde ediyor. Kadın futbol takımları ve diğer sporcularımız, başarılarıyla şehrin gururu oluyor. Aynı zamanda Hakkari, dört mevsim turizm potansiyeli ile Doğu Anadolu’nun bu alandaki yeni parlayan yıldızı durumunda. Diğer yandan geniş yaylaları ve meralarında, artık şehir ekonomisinin temeli olan hayvancılık faaliyetleri güvenle icra ediliyor.” ifadelerini kullandı.
“Kardeşliğimize her zamankinden daha fazla sahip çıkacağız”
Kentte, terör olayları nedeniyle olumsuz etkilenen hayvancılığın yeniden yükselişe geçmesini memnuniyetle takip ettiklerini dile getiren Güler, şu anda yayla ve meraların hayvancılık faaliyetleri için çok uygun olduğunu söyledi.
Bundan sonra da sağlanacak desteklerle kentin yaylalarında hayvancılığın çok daha etkin olması için gayretlerine devam edeceklerini anlatan Güler, şunları kaydetti:
“Sağlık alanında yeni doktor atamaları yapılırken, Hakkari Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin yapımı devam ediyor. Yine il ve ilçelerde yolların asfaltlanması çalışmaları ile doğal gaz verilmesine yönelik çalışmalar sürüyor. Yeter ki sizler bize güvenin ve buradaki güvenlik ve huzur ikliminin muhafazası için bizlere her zaman olduğu gibi yardımcı olun. Bu noktada Hakkari’nin sivil toplum kuruluşlarına ve siz kanaat önderlerine önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Zira sizler toplumun her kesimine rehberlik etmekte, değerlerimize sahip çıkmakta ve birleştirici bir rol oynamaktasınız. Desteğiniz, tecrübeniz ve ferasetiniz, bölgenin huzur ve istikrarı açısından son derece önemlidir. Terör örgütlerinin ve bu örgütleri maşa olarak kullananların her türlü girişimine karşı uyanık olacağız. Binlerce kilometre öteden gelip bin yıldır bir arada olan bizlerin birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlere asla fırsat vermeyecek, kardeşliğimize her zamankinden daha fazla sahip çıkacağız.”
Programa, Milli Savunma Bakan Yardımcıları Şuay Alpay ve Bilal Durdalı, AK PartiŞırnakMilletvekiliArslan Tatar, AK Parti İl Başkanı Zeydin Kaya, ilçe ve belde belediye başkanları da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BU YIL İLK KEZ 2 FARKLI DENİZDE İCRA EDİLİYOR
Türk Deniz Kuvvetleri ev sahipliğinde, Mayın Filosu Komutanlığı tarafından 20-29 Eylül tarihleri arasında icra edilen NUSRET-2024 Fiili Mayın Harbi Davet Tatbikatı sürüyor. Türkiye’den; Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı yüzer/uçar birlikler ile dost ve müttefik ülkelerden EOD timleri ve gözlemcilerin katılımıyla gerçekleştirilenNUSRET-2024, bu yıl ilk kez İzmir Körfezi ve KaradenizEreğli yaklaşma suları olmak üzere 2 farklı denizde icra ediliyor. Tatbikata Türkiye’den 13, Romanya, Bulgaristan, İspanya, Yunanistan ve İtalya’dan 9 olmak üzere toplam 22 gemi katılıyor. 15 ülkeden 32 gözlemci personelin iştirak ettiği tatbikatta, MCM BLACK SEA unsurları da ilk kez görev alıyor.
‘KARADENİZ’İN MAYIN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAYA HAZIRIZ’
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, “Karadeniz’de ve Ege Denizi’nde aynı anda farklı iki denizde mayın harbi tatbikatımızı icra ediyoruz. Türk Deniz Kuvvetleri sadece bölgesinde değil, NATO içerisinde en güçlü mayın filolarından birine sahip. Envanterimizde bulunan 11 mayın avlama gemimize ilave olarak yeni nesil yerli ve milli mayın avlama gemilerinin inşasına devam ediyoruz. Milli mayınımız MALAMAN’ı yaptık ve envanterimize aldık. Deniz mayınları içerisinde en yüksek, en üst teknolojiyi kullanarak yaptığımız bu deniz mayını dünyadaki diğer deniz mayınlarına göre çok üst bir seviyede ve envanterimizde. Karadeniz’deki Rusya- Ukrayna Savaşı’nın bitmesine müteakip Karadeniz’de bulunan mayınları imha etmek için her türlü tedbirimizi aldık. Karadeniz sahiller ülkeleri Bulgaristan ve Romanya’yla birlikte Karadeniz’in mayın güvenliğini sağlamaya hazırız” dedi.
Tatbikat sonunda, tatbikata katılan deniz ve hava unsurları, TCG Sancaktar’da tatbikatı yerinde izleyen 3 kuvvet komutanını selamlayarak tören geçişi yaptı.
Seza Nur ALPDÜNDAR/İZMİR,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAHAYI DEĞİŞTİRECEK Mİ
ABD Kongresi’mde Cumhuriyetçi kanat uzun süredir Ukrayna’ya yapılacak yardımları engelliyordu. Kiev yönetimine en son yardım tasarısı yaklaşık 1.5 yıl önce geçmiş ve Pentagon’un elinde Ukrayna’ya gönderebilmek için bütçe kalmamıştı. Bu sebeple silah sevkiyatları durma noktasına gelmişti. Geçen süre içinde Ukrayna ciddi bir mühimmat sorunu yaşarken, Rus birlikleri cephede stratejik avantajı ele geçirmişti. Pentagon, ilk silah sevkiyatı için kolları sıvadı. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, bürokratik sürece takılmadan hızla ilerleyebilecek, içerisinde top mermileri ve hava savunma sistemleri bulunan bir ABD mühimmat paketi hazırlıyor. ABD yetkilileri tam olarak hangi sistemlerin Ukrayna’ya sevk edileceğini açıklamasa da Amerikan basınına konuşan yetkililer, yardımlar sonrası sahada “gözle görülür bir değişiklik” beklendiğini belirtiyor.

Mühimmat eksikliği yaşayan Ukrayna ordusu son aylarda cephede zorlanıyor.
‘EVLATLARIMIZ YERİNE KURŞUN’
Cumhuriyetçi Parti içinde aylardır çatlağa sebep olan ve çok tartışılan yardım paketlerini oylamaya sunarak siyasi kariyerini tehlikeye atan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı Johnson, oylamadan sonra yaptığı açıklamada kararını savunarak “yurtdışındaki çatışmalara kendi evlatlarımızı göndermektense kurşun göndermeyi tercih ederiz” dedi.
KİEV’DEN TEŞEKKÜR MOSKOVA’DAN TEPKİ
– Uzun zamandır yardım paketini bekleyen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, oylama sonrası ABD’ye teşekkür etti. Yardımın geçirilmesinin “çok anlamlı” olduğunu belirten Ukrayna lideri, cephelerde savaşan Ukraynalı askerlerin ve bombardıman altındaki Ukrayna köylerinin bunu hissedeceğini söyledi. Zelenski, “bizzat Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’a ve tıpkı bizim Ukrayna’da inandığımız gibi Rus kötülüğünün kazanmaması gerektiğine inanan tüm Amerikalı kalplere teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Rusya cephesinden ise oylamaya tepki geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, “Kiev rejimi daha fazla Ukraynalıyı öldürerek ABD’yi daha da zenginleştirecek ve Ukrayna’yı daha da mahvedecek” dedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise ABD’nin yardım paketini onaylamasının dünyadaki krizleri daha da kötüleştireceğini savundu.

Volodimir Zelenski
İSRAİL’E DE SİLAH YAĞACAK
– Yardım paketi kapsamında İsrail’e de yüklü miktarda askeri yardım yapılması öngörülüyor. Bu silah yardımları içerisinde Demir Kubbe ve Davud’un Sapanı isimli füze savunma sistemlerine 4 milyar dolar, Demir Işın hava savunma sistemine 1.2 milyar dolar, çeşitli gelişmiş silah sistemleri ve savunma ürünlerine 3.5 milyar dolar, top mermileri ile kritik mühimmatlar için 1 milyar dolar ve ABD’nin İsrail’e kendi stoğundan sağladığı savunma sanayi ürünlerini yenilemek için 4.4 milyar dolar ayrıldı. Ayrıca ABD ordusunun bölgedeki faaliyetlerini sürdürmesi ve genişletmesi için ise 2.4 milyar dolar ayrılacak.
BBC: SAVAŞTA EN AZ 50 BİN RUS ASKERİ ÖLDÜ
İngiliz kamu yayıncısı BBC, bağımsız medya grubu Mediazona ve gönüllülerle birlikte savaşın başladığı Şubat 2022’den bu yana yürüttüğü araştırmayla Ukrayna’da bugüne kadar 50 binden fazla Rus askerinin öldüğünü belirledi. Çalışma için, Rusya genelinde 70 mezarlıkta, savaşın ardından kazılan yeni askeri mezarlar sayıldı.

Ayrıca havadan çekilen görüntülerle mezarlıkların ne ölçüde genişlediği incelendi. Fotoğraf ve videoların yanı sıra sahada yapılan sayımlar ile yeni mezarların çoğunun Ukrayna’da öldürülen Rus asker ve subaylarına ait olduğu tespit edildi. Bulgulara göre, savaşın ikinci yılında 27 bin 300, toplamda ise 50 binden fazla Rus askeri hayatını kaybetti. Bu rakam, Moskova tarafından Eylül 2022’de açıklanan tek resmi ölüm rakamından sekiz kat daha fazla. Analizin çatışmaların en şiddetli olduğu doğu Ukrayna’da Donetsk ve Luhansk’taki ölümleri içermemesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Peki İran ve İsrail’in askeri güçleri ve savunma kapasiteleri ne durumda? Ülkelerin nükleer silahları var mı?

İRAN’IN EKSİĞİ MODERN HAVA SAVUNMASI
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari’ye göre İran, Cumartesi gecesi başlayan saldırısında 170 insansız hava aracı, hiçbiri İsrail topraklarına girmeyen 30 seyir füzesi ile bir kısmı İsrail’e ulaşan en az 110 balistik füze kullandı.
İran, İsrail’den çok daha büyük bir coğrafyaya ve nüfusa sahip. Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülke, İsrail’in neredeyse 10 katı büyüklüğünde. Ama bu İran’ın daha büyük bir askeri güç olduğu anlamına gelmiyor. İran yıllar içinde füze ve insansız hava araçlarına büyük yatırımlar yaptı.
Kendisine ait geniş bir cephaneliğe sahip olmakla birlikte İran’ın en büyük eksiği modern hava savunma sistemleri ve savaş uçakları.
Rusya’nın, Tahran’ın Ukrayna savaşında Moskova’ya verdiği askeri desteğe karşılık olarak bunları geliştirmek için İran ile iş birliği yaptığına inanılıyor. İran’ın gönderdiği Şahed adlı insansız hava araçlarını Rusya’nın üretmeye çalıştığı da bildiriliyor.

İSRAİL’DE HANGİ SAVAŞ UÇAKLARI VAR?
İsrail ise dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerinden birine sahip.
Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (IISS) hazırladığı, küresel askeri kapasiteleri değerlendiren ve savunma bütçelerini içeren rapora göre İsrail F-15, F-16 ve en yeni F-35 uçakları da dahil olmak üzere en az 14 savaş uçağı filosuna sahip.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) küresel silah transferlerine ilişkin yayınladığı son araştırmasına göre 2019-2023 yılları arasında İsrail’in silah ithalatının yüzde 69’u ABD, yüzde 30’u ise Almanya’dan gerçekleştirildi.

GELİŞMİŞ HAVA SAVUNMA SİSTEMİ
İsrail bunun yanı sıra dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden birine sahip.
10 yıldan uzun süredir kullanılan Demir Kubbe, İsrailli savunma şirketi Rafael ile İsrail devletine ait Hava ve Uzay Sanayileri kurumu tarafından ortak geliştirildi.
İsrail basınında yer alan haberlerde, üretiminin ilk etapta tamamen ülkenin kendi kaynaklarından karşılanması planlanıyordu.
Ancak seri üretime geçilmesinin ardından ABD’den alınan finansal destek karşılığında sistem bileşenlerinin yarısı ABD’de üretilmeye başlandı.
Demir Kubbe, roket, füze ve havan toplu gibi kısa menzilli saldırılara karşı kullanılıyor.

İRAN VE İSRAİL’İN NÜKLEER SİLAHLARI VAR MI?
İsrail’in kendi nükleer silahları olduğu düşünülüyor ancak bu konudaki resmi açıklamalarında muğlak yanıtlar vermeyi sürdürüyor.
İran’ın nükleer silahı olmadığına inanılıyor ve Tahran yönetimi sivil nükleer programını nükleer silah geliştirmek için kullanmaya çalıştığı yönündeki iddiaları reddediyor.
Geçen yıl Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’ın yer altındaki Fordo adlı nükleer tesisinde yüzde 83,7 saflığa kadar zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları tespit etmişti.
Zenginleştirilmiş uranyum, nükleer yakıtın yanı sıra nükleer silah yapımında da kullanılabiliyor.
Nükleer silah için uranyumun yüzde 90 oranında zenginleştirilmesi gerekiyor.

İran, yanıt olarak zenginleştirme seviyelerinde “istenmeyen dalgalanmalar” meydana gelmiş olabileceğini söyledi.
Tahran yönetimi, 2015 yılında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya ile imzaladığı bir nükleer anlaşma kapsamında sadece düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyum üretmeyi kabul etmişti.
Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yönelik yaptırımları sürdürme kararı almasından bu yana anlaşma çökmeye yakın.
Tahran yönetimi anlaşmayı ihlal ederek iki yılı aşkın süredir uranyumu yüzde 60 saflığa kadar zenginleştiriyor.
]]>Türk silah sanayisini mercek altına alan In.gr ‘Türk savunma sanayisinin başarısı ve NATO’nun karşılaştığı zorluklar’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
‘Türkiye’nin savunma sanayii üretimi askeri gücünü defalarca ortaya koydu’ değerlendirmesinde bulunan In.gr Baykar’ın ürettiği SİHA’lara dikkat çekti.
‘SAVAŞ ALANLARINA DAMGASINI VURDU’
Analizde ‘Türk üretici Baykar’ın ürünü olan Bayraktar-TB2 insansız hava aracı, 30’dan fazla ülkeye ihraç ediliyor. Ukrayna’da işgalci Rus ordusuna karşı yoğun bir şekilde kullanılıyor. Dağlık Karabağ’da Ermenistan ile yaşanan çatışma Azerbaycan için oyunun kurallarını değiştiren bir olay oldu. Suriye, Kuzey Irak ve Libya savaş alanlarına damgasını vurdu’ ifadelerine yer verildi.

Bayraktar-TB2’ler Türkiye için bir ihracat başarı öyküsüdür’ diyen In.gr artık NATO üyesi ülkelerin de bu silahı almak için talepte bulduğunu yazdı ve şu değerlendirmede bulundu;
‘Kısacası TB2, Türkiye savunma sanayisinde yeni bir dönemin en görünür işaretidir.’
‘Türkiye’nin silah sistemlerine olan talep, Türkiye’nin uluslararası silah pazarlarında giderek daha önemli bir oyuncu olarak görüldüğünü gösteriyor’ diyen Yunan gazete bunun da Ankara’nın küresel dış ve savunma politikasındaki stratejik konumunu güçlendirdiğinin altını çizdi.
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias yakın tarihli bir röportajında sarf ettiği ‘Türkiye ve Yunanistan’ın 1980’de nerede olduğuna, bizim ve Türkiye’nin bugün 2024’te nerede olduğumuza bakmamız gerekiyor. Türkiye ileriye doğru atılımlar yaparken, bizim geriye doğru adımlarımız var’ sözlerini hatırlatan gazete şu değerlendirmede bulundu;
‘Dendias’ın değerlendirmesi sadece doğru değil, aynı zamanda aydınlatıcıdır. 2022 yılında ilk kez dört Türk şirketi (Baykar, , TAI ve Roketsan) en büyük 100 uluslararası silah üreticisi arasında yer aldı. Hem yerli hem de yabancı toplam silah satışlarından elde edilen toplam gelir, 2021’e göre %22 artışla 5,5 milyar ABD dolarına ulaştı. SIPRI’nin sıralamasında hiçbir Yunan şirketi yer almıyor.’

Stratejik özerkliğe ulaşma hedefinin, Türk savunma sanayisinin giderek daha belirgin bir özelliği haline geldiğini belirten In.gr, ‘Ankara yurt dışından tedariki sınırlandırırken yerel üretim kapasitesine odaklanıyor. Ülkenin yabancı ortaklara bağımlılığını azaltma çabası yalnızca teknolojik, lojistik ve inşaat düzeyini ilgilendirmiyor, aynı zamanda stratejik yaklaşımın bir parçası’ dedi.
Türkiye’nin imza attığı bu başarıların NATO açısından zorluklar doğurduğunu öne süren Yunan gazete ‘Türkiye’nin NATO ortakları açısından bu yeniden düzenleme, Ankara ile savunma iş birliğinin ilerletilmesi açısından stratejik zorluklar doğurmaktadır’ dedi.
‘Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de silahlanma yarışı da hızlanıyor’ diyen In.gr ‘Türkiye’nin drone ihracat başarısı, Dışişleri Bakanlığı’nın yakın zamanda F-16 jetlerinin satışına onay vermesi ve Eurofighter jetlerinin Almanya ve İtalya tarafından satılması ihtimali sadece gelişmiş silah sistemleriyle ilgili değil. Bu sadece ticari işlemler de değil. Gelişmeler, NATO’nun birlikte çalışabilirliği, yani Türkiye’nin İttifak’ın askeri-endüstriyel sistemlerinde kalması açısından daha geniş bir bağlamda değerlendirilmelidir. Bu, Yunanistan da dahil olmak üzere hem maliyetleri hem de potansiyel fırsatları beraberinde getiriyor. Türkiye’nin NATO’ya katılımının devam etmesi İttifak’ın güvenlik çıkarları açısından merkezi öneme sahiptir’ değerlendirmesinde bulundu.
]]>En az iki malzemenin birleştirilmesiyle ortaya çıkan ve üstün performansa sahip yeni malzeme, kompozitler ya da kompozit malzeme olarak adlandırılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası kullanılmaya başlanan kompozitler, bugün dünya çapında 73 milyar değerinde bir sektör.
Kompozitler, diğer malzemelerle karşılaştırıldığında olağanüstü hafiflikleri ile öne çıkıyor. Benzersiz güç-ağırlık oranı sayesinde daha iyi performans sunuyorlar.
“KOMPOZİT MALZEMELER DEVRİM ETKİSİ YAPTI”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı açıklamada, kompozit malzeme teknolojisindeki dönüşümün birçok sektörü doğrudan etkilediğini söyledi. Avdagiç, kompozit malzemelerin uygulamasında havacılık, otomotiv, boru ve tanklar, inşaat mühendisliği, savunma, güvenlik, tasarım, elektronik, medikal ve gemi inşası gibi alanların öne çıktığını kaydetti.
Avdagiç, “Kompozit, ulaştırma, inşaat, enerji, spor ve sağlık gibi birçok sektörün geleceğini şekillendiriyor. Kompozit malzemeler başarıyla entegre oldukları tüm sektörlerde devrim etkisi yaptı. Elektrikli otomobiller önemli bir kullanım alanı. Uzay araçlarından motor parçalarına kadar giderek daha da yaygın şekilde kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, en son olarak milli muharip uçağı KAAN’ın da kompozit malzemelerle üretildiğini hatırlattı.
Avdagiç, “Olağanüstü hafiflikleri ile öne çıkan kompozit malzemeler, Türkiye’nin teknoloji üretiminde kritik bir malzeme. Bu açıdan kompozitler geleceğimiz. Çünkü değer zincirinin her aşamasında inovasyon var. Kompozit sanayimizin başarısını son olarak milli muharip uçağımız KAAN’da da gördük” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE KOMPOZİT MALZEME PAZARI 1.5 MİLYAR EURO”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye’nin Avrupa kompozitler pazarının önde gelen bir ülkesi olduğuna işaret etti. Türkiye kompozit malzeme pazarı büyüklüğünün 1.5 milyar Euro’nun üzerinde olduğunu belirten Avdagiç, 2023 yılında kompozit malzeme ihracatının da 267 bin ton olduğunu kaydetti. Avdagiç, 11’inci Kalkınma Planı verilerine göre Türkiye’de kompozit sektöründe orta ve büyük ölçekli 180, kısmen kompozit işi yapan ise 800 civarında şirket bulunduğu bilgisini verdi. Katma değeri yüksek ürünler üreten bu şirketlerin çalışan sayısının 8 bini geçtiğini belirten Avdagiç, “Türk kompozit sektörü, Avrupa ve dünya büyüme oranının üzerinde bir büyüme gösteriyor. Türkiye kompozit sektörünün, global ekonomik gelişmelerle uyumlu şekilde ve ülke dinamiklerinin etkisi ile hızlı ve uzun soluklu bir gelişme göstermesi memnuniyet verici” ifadelerini kullandı.

“İTO OLARAK SAVUNMA SANAYİNDEKİ GÜCÜMÜZÜN PERÇİNLENMESİNE KATKIDA BULUNUYORUZ”
Şekib Avdagiç, İTO’nun, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile birlikte kurucularından olduğu Teknopark İstanbul ile Türkiye’nin savunma sanayindeki gücünün perçinlenmesine katkıda bulunduğunu söyledi.
Avdagiç, küresel ölçekte tanınan bir derin teknoloji merkezi haline gelen Teknopark İstanbul’un 2023 itibarıyla 506 firma, 3 bin 412 milli proje ve 9 bin 811 Ar-Ge mühendisine ev sahipliği yaptığı bilgisini verdi.
Avdagiç, “İTO olarak girişimcilikte ortaya koyduğumuz perspektifi de Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ile zirveye taşıyoruz” dedi.
Fuara katılan Teknopark İstanbul bünyesindeki firmalardan Alloy Additive havacılık, savunma, uzay, petrokimya, otomotiv, kompozit kalıpçılığı gibi birçok endüstri için titanyum ve nikel gibi egzotik alaşımlarla 3D büyük boyutlu metal parçalar üretiyor.
Adente, HP-RTM, filaman sarma ve pultrüzyon gibi zorlu kompozit proseslerindeki tecrübelerini kullanarak, yeni mühendislik teknolojileri geliştirip uyguluyor. Firma, özelleştirilmiş ürün ve makina çözümleri de sunuyor.
Plustechno, yapı kimyasalları ve malzemeleri alanında kendi know-how’ını üretip, patentli ürünleriyle çimento, beton ve seramik sektörüne hizmet veriyor.
Promakim’in ise dijital üretim ve baskı sistemleri çözümlerindeki hizmetlerinin yanı sıra endüstriyel 3B üretim sistemlerinde yatırımları bulunuyor.

ORTAK SİLAHLANMA PROJESİ
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından geçici nitelikte acil önlemler alan AB bu iddialı stratejiyle daha fazla, daha iyi ve birlikte harcama yapılmasını, savunma sanayisinin güçlendirilmesini, arz güvenliğinin arttırılmasını ve bu hedefleri destekleyecek ortaklıklar kurulmasını sağlamayı planlıyor. AB bütçesinin mühimmat üretimini finanse etmek ve ortak tedariki teşvik için kullanılmasını acil durumlardan uzun vadeye yaymak isteyen öneri, Avrupalı silah üreticilerini odağa yerleştirecek. AB ülkelerinin silah stoku oluşturmasına yardımcı olmak ve silah satışını kolaylaştırmak için ABD’nin Yabancı Askeri Satışlar (FMS) sisteminin kopyalanması da gündemde. AB Komisyonu, 2025-2027 dönemi için 1.5 milyar Euro’luk (51.5 milyar TL) bir kaynak öngörüyor.
SORUMLULUK ZAMANI
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığına karşı AB’nin savunma kapasitesinin güçlendirmesi gerektiğini söyleyen AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Şimdi AB’nin kendi güvenliği için sorumluluk alma zamanı. Savunmaya daha hazır hale gelmeli ve kıtamız Avrupa’da istikrara katkıda bulunmalıyız” dedi. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Margrethe Vestager de “Savunma harcamalarımız çoğunlukla AB dışından satın alınan çok sayıda farklı silah sistemine gidiyor. Artık tüm üyelerin savunma bütçeleri hızla arttığına göre daha iyi yatırım yapmalıyız ki, bu da büyük ölçüde birlikte ve Avrupa’ya yatırım yapmak anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
NATO’YA RAKİP DEĞİL
“Avrupa savaşa hazır olmalı” söyleminin giderek daha yoğun şekilde duyulduğu bir ortamda açıklanan EDIS, bir yandan savaş ortamının yakın gelecekte ortadan kalkmayacağının düşünüldüğünü gösterirken diğer yandan da AB’nin artık savunma konusunda ağırlığını ortaya koyacağının işareti niteliğinde. Bununla birlikte üye ülkelerin bütçe kaygıları ve ulusal yetki alanı olan savunma konusunda Brüksel’in daha fazla rol oynamasına sıcak bakmayanlar Komisyon’un önerisinin önündeki önemli pürüzleri oluşturuyor. Yeni strateji NATO’ya rakip olarak değil tamamlayıcı olarak görülüyor. AB ile NATO arasında yakın işbirliği hedefleniyor.
YENİ PLANIN ÜÇ HEDEFİ
Avrupa Savunma Sanayisi Stratejisi, yerli üretim ve Avrupa ülkeleri arasında silah ticaretinin artmasına önem verirken üç hedef belirlendi.
* 2030 itibariyle AB savunma pazarında AB içi savunma ticaretinin hacmi en az yüzde 35 seviyesine çıkacak.
* AB ülkeleri, 2030’a kadar savunma tedarik bütçelerinin en az yüzde 50’sini, 2035’e kadar ise yüzde 60’ını AB içinden tedarik edecekler.
* Üye ülkeler, 2030’a kadar savunma ekipmanlarının en az yüzde 40’ını işbirliğine dayalı olarak tedarik edecekler.
]]>Somali ve Türkiye arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşmasına ilişkin açıklama yapan Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, ‘Anlaşma ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vereceğiz. Bu anlaşmanın, Türkiye-Somali ilişkilerine ciddi bir ivme kazandıracağı değerlendirilmektedir’ dedi.
Bu anlaşma dünyanın dikkatinden kaçmadı. ABD’de ‘gölge CIA’ olarak da bilinen özel istihbarat ajansı STRATFOR anlaşmayı mercek altına aldı ve dikkat çeken bir analiz yayınladı.
Hali hazırda Türkiye’nin Somali’nin başkenti Mogadişu’da askeri üssü bulunuyor. Somali’den 1991’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’ın geçen ay denize çıkışı olmayan Etiyopya’ya denize ulaşım taahhüdünde bulunması bölgede tansiyonu yükseltmişti.
Ajans ‘Ankara, Somali ve Cibuti ile Savunma Anlaşmaları Yoluyla Etkisini Genişletiyor’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Atılan adımı ‘Somali Kabinesi ve parlamentosu Türkiye ile 10 yıllık bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını onayladı. Bu, Türkiye’nin 19 Şubat’ta Cibuti ile bir savunma anlaşması imzalamasının ardından geldi’ şeklinde özetleyen STRATFOR ‘Bu adım neden önemli?’ sorusuna yanıt aradı.
‘Somali ile yapılan anlaşma, Türkiye’nin Somali sularında daha sık deniz konuşlandırması yapmasının önünü açıyor’ denilen analizde bunun yasadışı, rapor edilmeyen ve düzenlenmemiş (IUU) balıkçılık faaliyetlerinin yanı sıra ülkenin kıyılarında yeniden canlanan korsanlığın engellenmesine yardımcı olabileceğine dikkat çekildi.
‘Birlikte ele alındığında, iki anlaşma Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki varlığını güçlendiriyor’ denilen analizin devamında şu ifadelere yer verildi;
‘Bu Türkiye’nin orta vadede Somali veya Cibuti’de bir deniz üssü kurmasıyla sonuçlanabilir. Uzun vadede, Türkiye-Somali anlaşması muhtemelen Somali’nin donanmasını ve sahil güvenliğini güçlendirecek ve IUU balıkçılığını ve korsanlığını daha da caydıracaktır. Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki nüfuzunu güçlendirme çabası, Asya’ya giden deniz ticaret yollarını güvence altına alma girişimidir; ancak bu, özellikle Abu Dabi ile Ankara arasındaki ikili ilişkilerin kötüleşmesi halinde, muhtemelen Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki bölgesel rekabeti artıracaktır.’

Middle East Eye (MEE) ‘Somali ‘tarihi’ anlaşmayla Türkiye’ye deniz sularını koruma yetkisi verdi’ dedi.
Al Monitor ‘Türkiye, Somaliland gerginliklerinin ortasında Somali deniz güvenliği anlaşmasını doğruladı’ manşetini attı.
Voice of America ‘Somali Türkiye ile Savunma Anlaşmasını Onayladı’ başlıklı haberinde ‘Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin yürütme ve yasama organlarının Türkiye ile 10 yıllık önemli bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmasını onayladığını duyurdu’ ifadelerine yer verdi.
Yunan Ethnos ‘Savunma Bakanlığı Somali ile savunma anlaşmasını doğruladı’ başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
AP haber ajansı ‘Somali, Etiyopya’nın ayrılıkçı bir bölge üzerinden denize erişimini caydırmak için Türkiye ile anlaşma yaptığını duyurdu’ dedi.
Euronews bu gelişmeyi ‘Somali Cumhurbaşkanı Mahmud: Türkiye, 10 yıl denizlerimizi koruyacak’ manşeti ile okurlarına duyurdu.
New Arab ‘Somali, Etiyopya ile artan gerilimin ortasında karasularının savunmasını Türkiye’ye devretti’ dedi.
]]>