17 yılda 100 binden fazla bağışçıyı, Türkiye’deki sivil toplum yatırımlarıyla bir araya getirmişler. 40 milyon dolardan fazla bağışın sosyal etki projeleriyle buluşmasını sağlamışlar. Diyorlar ki, “Bağışçılara hayırseverlik erişimlerini en üst düzeye çıkarmaları için stratejik rehberlik sunarak 3 milyonun üzerinde hayatı doğrudan etkiledik.” Bu da önemli bir veri. Ölçülebilir işler yaptıklarını, daha doğrusu yaptıkları işin sonuçlarını ölçtüklerini de gösteriyor. Son dönemde bu çok kıymetli oldu. Sosyal etki konusunda çokça dillendirilen işbirliği temelli çalışmaları merkezine alan bir fon olarak bence önemli.
Bu fon hangi alanları, hangi konulardaki ihtiyaçları odağına almış diye baktığımızda ise, yedi başlık görüyoruz. Bunlar; sanat ve kültür, sağlıkta yenilikler, cinsiyet eşitliği, afet yardımı, çevre ve sürdürülebilirlik, eğitimde fırsat eşitliği, sosyal ve ekonomik kalkınma.

NEW YORK’TA ZİRVE
Turkish Philanthropy Funds yönetimi üyelerini, sosyal etki alanının önde gelen isimlerini zaman zaman farklı lokasyonlarda bir araya getiriyor, yeni yol haritaları belirlemek üzere beyin fırtıları yapıyor. Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda New York Times Center’da yapıldı. Buluşmanın başlığını bu kez, “2024 İnovasyon ve Sosyal Etki Zirvesi” koymuşlar. Toplumsal fayda için yapay zekâ, afet dayanıklılığında inovasyonun önemi, şirketler ve yarattıkları sosyal etki gibi konuları tartışmış zirveye gelenler. Medyatik tabirle Türk diasporası buluşup bunları konuşmuş.
Kimler katılmış? Chobani, Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketlerde kurucu ve üst yönetici pozisyonundaki isimler bu zirvede yer almış. Açılış konuşmasını Turkish Philanthropy Funds Eş Başkanı Mehmet Kırdar yapmış.
İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Zirveye katılan isimlerden öğrendik ki birçok panel ve oturum gerçekleşmiş. Bu panellerden birinin konuşmacısı da Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Esas Sosyal lideri Emine Sabancı Kamışlı. Kamışlı, sosyal etkide kurumların rolünü anlatmak üzere söz aldığında elbette 2015’te başlayan Esas Sosyal projesinden örnekler verdi. “Esas Holding’in sosyal yatırım birimi olan Esas Sosyal kapsamında gençlik ve istihdamı odağımıza alarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kurulduğumuz günden bu güne gerçekleştirdiğimiz araştırmalar doğrultusunda 2015 yılından bu yana programlar tasarlıyor, uyguluyor ve tecrübelerimizle geliştiriyoruz. Hedefimiz, işverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençlerin fırsat eşitliğine kavuşması ve akranları ile eşit şartlar dâhilinde istihdam edilmesi, bu konuda Turkish Philantrophy Funds ile iş birliği yapmaktan da büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.
Kamışlı’nın asıl verdiği mesaj ise sosyal yatırımları, daha fazla şirketin iş planlarına entegre edeceğiydi. Esas Sosyal’in kurucusuna göre şirketler sürdürülebilirlik için bunu yapmak zorunda. Bunu da şöyle anlattı konuşmasında:
“Kurumlar kendi değerlerinin neler olduğunu, neye önem verdiklerini belirleyip bu doğrultuda destek sağlamalı. Bu konudaki hakim zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor, kurumların her şeyi kendilerinin yapmasına gerek yok. Başarılı çalışmalar yaptığını düşündükleri bir oluşumu, amacı da destekleyebilirler. Bu destekler de artık küçük küçük ve münferit olmamalı; daha bilinçli daha vizyoner sosyal yatırımlar yapılmalı. Bunun için işbirlikleri çok önemli, her şeyi tek başımıza halledemeyiz; kurumlar olarak el ele vermeliyiz. Sosyal yatırım egoyu sevmez, sosyal yatırım iş birliğini sever. Amaçlar için ortaklıklar kurmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Bu aynı zamanda toplumu da ileriye taşıyacaktır. El ele vererek güzel ülkemiz için çok önemli işler yapacağız.”
17 yılda 100 binden fazla bağışçıyı, Türkiye’deki sivil toplum yatırımlarıyla bir araya getirmişler. 40 milyon dolardan fazla bağışın sosyal etki projeleriyle buluşmasını sağlamışlar. Diyorlar ki, “Bağışçılara hayırseverlik erişimlerini en üst düzeye çıkarmaları için stratejik rehberlik sunarak 3 milyonun üzerinde hayatı doğrudan etkiledik.” Bu da önemli bir veri. Ölçülebilir işler yaptıklarını, daha doğrusu yaptıkları işin sonuçlarını ölçtüklerini de gösteriyor. Son dönemde bu çok kıymetli oldu. Sosyal etki konusunda çokça dillendirilen işbirliği temelli çalışmaları merkezine alan bir fon olarak bence önemli. Bu fon hangi alanları, hangi konulardaki ihtiyaçları odağına almış diye baktığımızda ise, yedi başlık görüyoruz. Bunlar; sanat ve kültür, sağlıkta yenilikler, cinsiyet eşitliği, afet yardımı, çevre ve sürdürülebilirlik, eğitimde fırsat eşitliği, sosyal ve ekonomik kalkınma.
NEW YORK’TA ZİRVE
Turkish Philanthropy Funds yönetimi üyelerini, sosyal etki alanının önde gelen isimlerini zaman zaman farklı lokasyonlarda bir araya getiriyor, yeni yol haritaları belirlemek üzere beyin fırtıları yapıyor. Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda New York Times Center’da yapıldı. Buluşmanın başlığını bu kez, “2024 İnovasyon ve Sosyal Etki Zirvesi” koymuşlar. Toplumsal fayda için yapay zekâ, afet dayanıklılığında inovasyonun önemi, şirketler ve yarattıkları sosyal etki gibi konuları tartışmış zirveye gelenler. Medyatik tabirle Türk diasporası buluşup bunları konuşmuş. Kimler katılmış? Chobani, Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketlerde kurucu ve üst yönetici pozisyonundaki isimler bu zirvede yer almış. Açılış konuşmasını Turkish Philanthropy Funds Eş Başkanı Mehmet Kırdar yapmış.
İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Zirveye katılan isimlerden öğrendik ki birçok panel ve oturum gerçekleşmiş. Bu panellerden birinin konuşmacısı da Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Esas Sosyal lideri Emine Sabancı Kamışlı. Kamışlı, sosyal etkide kurumların rolünü anlatmak üzere söz aldığında elbette 2015’te başlayan Esas Sosyal projesinden örnekler verdi. “Esas Holding’in sosyal yatırım birimi olan Esas Sosyal kapsamında gençlik ve istihdamı odağımıza alarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kurulduğumuz günden bu güne gerçekleştirdiğimiz araştırmalar doğrultusunda 2015 yılından bu yana programlar tasarlıyor, uyguluyor ve tecrübelerimizle geliştiriyoruz. Hedefimiz, işverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençlerin fırsat eşitliğine kavuşması ve akranları ile eşit şartlar dâhilinde istihdam edilmesi, bu konuda Turkish Philantrophy Funds ile iş birliği yapmaktan da büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.
Kamışlı’nın asıl verdiği mesaj ise sosyal yatırımları, daha fazla şirketin iş planlarına entegre edeceğiydi. Esas Sosyal’in kurucusuna göre şirketler sürdürülebilirlik için bunu yapmak zorunda. Bunu da şöyle anlattı konuşmasında:
“Kurumlar kendi değerlerinin neler olduğunu, neye önem verdiklerini belirleyip bu doğrultuda destek sağlamalı. Bu konudaki hakim zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor, kurumların her şeyi kendilerinin yapmasına gerek yok. Başarılı çalışmalar yaptığını düşündükleri bir oluşumu, amacı da destekleyebilirler. Bu destekler de artık küçük küçük ve münferit olmamalı; daha bilinçli daha vizyoner sosyal yatırımlar yapılmalı. Bunun için işbirlikleri çok önemli, her şeyi tek başımıza halledemeyiz; kurumlar olarak el ele vermeliyiz. Sosyal yatırım egoyu sevmez, sosyal yatırım iş birliğini sever. Amaçlar için ortaklıklar kurmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Bu aynı zamanda toplumu da ileriye taşıyacaktır. El ele vererek güzel ülkemiz için çok önemli işler yapacağız.”
81 İLDE 81 ORMAN PROJESİ YENİDEN HAYATA GEÇİYOR
Yaz geliyor. Her seferinde ‘Aman bu yaz ormanlar yanmasın’ diye yüreklerimiz ağzımıza geliyor. Bu konuda çok büyük faturalar ödedik. Hatırlarsınız mutlaka 2008-2017 yılları arasında Orman Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen “81 İlde 81 Orman” Projesi vardı. Çok da işe yaradı. Dikim sahalarının yüzde 84’ünde başarı sağlandı. Şimdi proje müthiş bir işbirliğiyle tekrar başlıyor. Önceki gün bu işbirliğinin tanıtım toplantısına katıldım. Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet’in 100. yılına özel olarak “81 İlde 81 Orman” projesini yeniden hayata geçiriyor. Yine Orman Bakanlığı ve TEMA Vakfı ile birlikte elbette. Proje kapsamında beş yılda 81 ilde 2 milyon 200 bin fidan toprakla buluşturulacak.
Projenin duyurusunu Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın bizzat yapması bankanın işi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Aran konuşmasında işe Samsun ve Erzincan’dan başlayacaklarını söyledi. “Her ilimizde bölge halkıyla, çalışan ve emeklilerimizle, çocuklarımızla şölen havasında bu dikimi yapacağız” dedi.
Her bir ağaç, bir nefes. Nefes aldıran bütün işbirlikleri, bütün projeler çok kıymetli. Projeyi yakından takip edeceğiz.
ŞAMPİYON ŞEFLER BELLİ OLDU
Geçen hafta bu köşeden Jumbo’nun desteğiyle gerçekleşen ve Milli Egitim Bakanlığı himayesinde yapılan ‘MEB Gastronomi Festivali Ve Yemek Yarismasi’nı duyurmuştuk. Yarışmanın finali gerçekleşti. Sürpriz sonuçlar var. Yarışmayı Siirt Zübeyde Hanım MTAL, kazandı. 30 okul arasından birinci seçilen Siirtli genç şefler jüri üyelerini müthiş etkilemiş. Yarismada sundukları mönüde neler var diye baktım. Yöresel avantajlarını sonuna kadar kullandıkları anlaşılıyor: Pirtike Çorbası, Perde Pilavı ve Varak Keek. Böyle bir mönü ile birinciliği elde ettiler. Müthiş.
Ekibin danışman öğretmeni Canan Balci’yı ve öğrencileri Zeynep Mamiş, Yüsra Görhan, Feyza Açikca’yı tebrik ediyoruz. Ayrıca okul mudiresi Sevda Onay ve Yiyecek İçecek Hizmetleri öğretmeni Ecenur Malçok’ın da bu başarıda emekleri büyük.
]]>
KAPSAMI GENİŞLİYOR
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından varlığı sorgulanan, geçtiğimiz yıllarda beyin ölümünün gerçekleştiği yorumları yapılan NATO, 75 yıldır küresel güvenlik ortamındaki çalkantılı değişimlere rağmen ayakta kalmayı bildi ve koşullara uyum sağladı. Ukrayna savaşının etkisiyle NATO’ya yeni bir enerji geldiğini ve İttifak’ın fabrika ayarlarına döndüğünü söylemek mümkün. Bununla birlikte NATO içinde bazı siyasi kırılganlıklar ve zorluklar yaşandığı da sır değil. Avrupa-Atlantik güvenliğinin kilit taşı ve temel sağlayıcısı olmaya devam eden NATO sadece bu rolle yetinmiyor. Terörle mücadele, stratejik rekabet, Afrika ve Ortadoğu’daki ihtilaflar, siber güvenlik, uzay, hibrit ve asimetrik tehditler, küresel ortaklıklar NATO’nun ilgi alanında.
RUSYA VE DİĞERLERİ
Kısa vadede NATO’nun önünde üç sınama var. Bunlardan ilki Rusya’nın Ukrayna’ya karşı açtığı savaşta Kiev’e desteği sürdürmek ve Moskova’nın zafer kazanmasını önlemek. İkincisi, Washington Zirvesi’nin yapılacağı temmuza kadar on yıldır görevde olan Genel Sekreter Jens Stoltenberg’in halefini belirlemek. Üçüncüsü de ABD’deki olası ikinci Donald Trump dönemine hazır olmak.
TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ KATKI
Soğuk Savaş döneminde NATO’nun güneydoğu kanat ülkesi olarak son derece önemli bir işleve sahip olan Türkiye, sonraki dönemlerde de İttifak içindeki öneminden hiçbir şey kaybetmedi hatta üstlendiği rollerle önemine önem kattı. İttifak’ın en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, sadece jeostratejik konumuyla değil elindeki dış politika araçları, askeri imkan ve yetenekleriyle NATO’ya çok önemli katkı sağlamaya devam ediyor. NATO’nun sağladığı ortak savunma güvencesi ve caydırıcılık, zorlu bir coğrafyada bulunan ve aynı anda çok sayıda sınamayla karşı karşıya olan Türkiye’nin güvenliği için yaşamsal öneme sahip olmayı sürdürüyor.
İSVEÇLİ BAKAN İLE SICAK SOHBET
-BRÜKSEL’de yapılan iki günlük NATO Dışişleri Bakanları Toplantısında Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor. Fidan’ın toplantının ilk gün oturumları öncesinde ayaküstü sohbet ettiği mevkidaşları arasında İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de yer aldı. Türkiye’nin adaylığını onaylamadan önce bazı şartları yerine getirmesini beklediği İsveç’in temsilcisi ilk kez üye olarak zirveye katıldı. İsveç oturma düzeninde Türkiye ile İspanya arasında yer almaya başladı.
UKRAYNA’YA 100 MİLYAR DOLARLIK DESTEK FONU
-DÜN başlayan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısının en önemli gündem maddelerinden biri Ukrayna’ya destekti. Bu çerçevede beş yıl için 100 milyar dolarlık (yaklaşık 3,2 trilyon TL) bir fon oluşturulması fikri masadaydı. ABD’de Ukrayna’ya destek konusunda yaşanan sorunların ve Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı olma olasılığının şekillendirdiği fon fikri daha az gönüllü katkıdan daha fazla NATO taahhüdüne ve kısa vadeliden çok yıllık taahhüde geçilmesini öngörüyor.
]]>Palazzo Grazioli, 25 yıl boyunca İtalyan siyaseti için büyük önem taşıdı. Ülkenin en zengin işadamlarından biriyken dört kez başbakanlık koltuğuna oturan Milanolu Berlusconi, siyasete atılmasının ardından 1995 ila 2020 yılları arasında burayı Roma’daki konutu olarak kullandı. Ülkeye popülizmi getiren lider, siyaseti şekillendiren önemli görüşmeleri burada yapıyordu ve Vladimir Putin gibi önemli uluslararası bazı özel konuklarını da burada ağırlıyordu.
“KOMÜNİSTLER ÇETESİ” BERLUSCONI’NİN EVİNDE
Seks skandalları nedeniyle birçok davayla karşı karşıya kalan Berlusconi, “bunga bunga” ya da “şık akşam yemekleri” olarak anılan meşhur partilerini Milano’daki villasının yanı sıra, kiracı olduğu Palazzo Grazioli’de de düzenliyordu. Görkemli binanın bu ana katındaki Berlusconi’nin yatak odasında yakın dostu olan Rus lider Vladimir Putin’in ona hediye ettiği yatak da bulunuyordu. 55 ülkeden 450’ye yakın üyesi bulunan 112 yıllık İtalya Yabancı Basın Derneği’nin Başkanı ve DHA Roma muhabiri Esma Çakır, şehrin merkezindeki önceki dernek binasını, lüks otele dönüştürüleceği için bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı.
Üçüncü kez başkanlık görevini yürüten Çakır, Berlusconi’nin eski evine taşınmanın kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Yaklaşık bir buçuk yıl önce bize kira desteği veren Bakanlıktan binayı boşaltmamız gerektiği söylendiğinde çok üzüldük. Çünkü Aşk Çeşmesi’nin (Trevi Çeşmesi) hemen arkasında çok merkezi bir konumdaydı. Bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak, Roma’nın merkezinde bir bina bulmak neredeyse imkânsızdı. 2 ay kadar süren arayışın sonunda çaresizdik. Bunu gören bir emlak danışmanı bize ‘Aslında Berlusconi’nin eski evi var ve 3 yıldır boş, ama siz gazetecilerin ilgilenmeyeceğini düşünerek hiç söylemedim’ dedi. İlk tepkimiz kahkaha atmak oldu. ‘Bir daha o meşhur evi görme fırsatı ne zaman bulacağız’, diyerek gidip bakalım dedik. İlk görüşte çok etkilendik ve buraya karar verdik.”
Aylar süren zahmetli çalışmaların ardından burayı modern bir ofise dönüştürdüklerini anlatan Çakır, yabancı ve İtalyan basınının bu taşınma hikayesine çok ilgi gösterdiğini belirterek, “İki nedenden dolayı; Berlusconi’nin evi olması ve onun biz yabancı gazetecilerle ‘kavgalı’ olması. Yaklaşık 25 yıl önce bizim dernekte düzenlediği basın toplantısında kendisine zor ve eleştirel sorular yöneltmişti. Ondan sonra bir daha da adım atmamış derneğe,” dedi.

‘BUZLARI ERİTMEK İÇİN ISRARLA DAVET ETTİM’
Onun evine taşınmalarının güldüren bir tesadüf olduğunu belirten Çakır, “Çünkü Berlusconi İtalya’daki yabancı gazetecileri, özellikle ‘bunga bunga partileri’ üzerine yaptıkları eleştirel haberlerden dolayı ‘komünistler’ olarak yaftalıyordu, bütün muhaliflerine yaptığı gibi. Bir geleneği hiçe sayarak derneğimizde basın toplantısı düzenlemeyi reddeden tek ülkenin siyasi lideriydi. Buzları kırmak için başkanlıklarım döneminde onu ısrarla davet ettim parti lideri olarak, ama kesin bir dille bunu reddetti” ifadelerini kullandı.
MELONI: BERLUSCONI, BU KOMÜNİSTLERİN EVİNE TAŞINDIĞINI GÖRSE NE HİSSEDERDİ
Şubat sonunda yabancı gazetecilerin düzenlediği akşam yemeğine katılan Başbakan Giorgia Meloni, burada yaptığı esprili konuşmada, “Kendi deyimiyle bu komünistler çetesinin onun evine taşınıyor olmasına ilişkin Berlusconi’nin göklerden neler hissetmekte olduğunu bilemiyorum. Ancak hayatta böyle şeyler de oluyor,” diyerek gülmüştü. Berlusconi, siyasi hayatına önemli katkı sağladığı Giorgia Meloni’nin liderliğindeki mevcut hükümetin de koalisyon ortağıydı.
AÇILIŞI CUMHURBAŞKANI MATTARELLA YAPTI
Dernek binasının açılışı, İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, ölümünden sonra Berlusconi’nin partisi Haydi İtalya’nın liderliğini üstlenen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile İşletmeler ve Made in Italy Bakanı Adolfo Urso’nun katılımıyla Salı günü gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı Mattarella’nın eşliğinde kurdeleyi kesen ve törende bir konuşma yapan dernek başkanı Esma Çakır, kendileri için büyük önemi olan bir günde devletin üst düzey temsilcilerinin katılımından onur duyduklarını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Mattarella ise, daveti için Çakır’a teşekkür ederek, yabancı gazetecilerin ülkelerindeki varlığının ve özgür basının kendileri için mühim olduğunun altını çizdi.
Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de ülkelerinde çalışan yabancı muhabirlerin İtalya’nın yurtdışındaki imajını oluşturmaya yardımcı olmada önemli bir rol oynadığını ifade ederek, “Savaşların yaşandığı bir dönemde, barışın gelmesi için de sizin katkınız bizim için önemli,” dedi.
]]>Bakan Uraloğlu, dijital okuryazarlığın da bu noktada son derece önemli olduğunu belirterek, İnternet dünyasında karşılaştığı bilgileri güvenilir kaynaklardan teyit ederek, hakikatin ve gerçeğin peşinde, bilinçli bir kullanıcı olmanın her zamankinden daha hayati bir önem arz etmekte olduğunun altını çizdi.
“94 MİLYON İNTERNET ABONESİNE ULAŞILDI”
Özellikle Kovid 19 pandemi sürecinde yaşanılan zorluklarda, dijitalleşmenin ne kadar önemli olduğunu anımsatan Uraloğlu, “İşe ve okula gitmeden uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni kavramlar hayatımıza girdi. Ülkemizin dijital altyapısının gücü sayesinde pandemi sürecini kolayca geride bırakabildik. Ancak süreç herkesin, eşit ve güvenli bir şekilde dijital dünyaya erişim sağlayabilmesi için, daha çok çalışmamız gerektiğini de ortaya koydu. Bu kapsamda da ülkemiz genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve fiber altyapının güçlendirilmesi gibi stratejik adımlarla hizmetlerin daha hızlı ve güvenilir olması adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün yaklaşık 19,5 milyonu sabit abone, 74,8 milyonu mobil abone olmak üzere toplam; 94,3 milyon genişbant internet abone sayısına ulaştık.” açıklamasında bulundu.
“İLK YERLİ VE MİLLİ UYDU YAKINDA UZAYDA”
Fiber altyapı uzunluğunu bu yıl 600 bin kilometreye yükseltmeyi planladıklarını ifade eden Uraloğlu, 2028 yılına kadar da bunu 850 bin kilometrenin üzerine çıkarmayı hedeflediklerinin altını çizdi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak yerli, milli ve özgün üretime de büyük önem verdiklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile ilgili çalışmalarda yerli ve milli çerçevede ilerlerken, bir yandan da 6G teknolojisinin hazırlıklarına başladık” dedi.
Uraloğlu, 5G altyapıları için kritik öneme sahip, 5G çekirdek şebeke, 5G baz istasyonu, 5G’ye özel yönetim, servis ve yazılım ürünleri geliştirdiklerini belirterek, “Akıllı fabrika uygulamaları, özel endüstriyel mobil şebekeler, 5G destekli çevrim içi uzaktan ameliyat gibi, çok sayıda yenilikçi projeye de imza attık. Yerlilik ve millilik anlamında bu yıl atacağımız önemli bir adım da; Türksat 6A’dır. Ülkemizin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu da yakında uzayda olacak” şeklinde konuştu.

“1,6 MİLYAR DOLAR İLE İLK 10 ÜLKEDEN BİRİYİZ”
Geleceğin ihtiyaçlarını iyi tespit eden ülkelerin, bilişim sektöründe de bir adım öne geçebilmek için akıl almaz bir rekabet içinde bulunduğunu ifade eden Uraloğlu, “Ayrıca devir artık sadece rakiplerinle değil kendinizle de rekabet etme devri. Bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü öyle büyük bir hızla büyüyor ki; bu sektörün 2026 yılında 5,6 trilyon küresel büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor. Daha çok girişimci çeken, yenilikçi fikirleri elinde tutan, yarının kazananı olacak” dedi.
Bu noktada Avrupa girişimcilik ekosistemi istatistiklerine bakıldığında Türkiye’nin 1.6 milyar ile Avrupa ülkeleri arasında ilk 10 ülkeden biri olduğun belirten Uraloğlu, “Batı dünyasına olan yakınlığımız ve genç nüfusumuzla, Ülkemizin bölgede en büyük üretim ve yatırım merkezi olması hiç de zor değil. Gelişmiş ülkelerle her konuda rekabete girebilmek, bu ülkelerle dünya pazarlarında yarışabilmek için, kamu ve özel sektör şirketlerimizin büyümesi ve dünya pazarlarına daha fazla nüfuz etmeleri gerekir. Bunu gerçekleştirmek için de sadece devletin değil, herkesin bilişime yatırım yapması gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojilerinin konuşulduğu zamanlarda Terminal İstanbul projesinin öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirterek, “Bu noktada İstanbul’u dünya çapında bir inovasyon merkezine dönüştürecek ortamı oluşturmak ve iş birliği platformu sağlamak üzere girişimcilik alanındaki eşsiz projelerden biri olan Terminal İstanbul projesiyle, uzun yıllar Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olarak hizmet veren Atatürk Havalimanı; milyonlarca yolcunun bağlantı noktasıyken artık binlerce girişime ev sahipliği yapan bir çekim merkezi olacak. Dünyanın en büyük teknoloji ve girişimcilik merkezlerinden birine dönüşecek” dedi.
Terminal İstanbul; fiziki şartları, merkezi konumu, hava ulaşımı dahil her türlü ulaşım rahatlığı, Türkiye’nin en büyük Millet Bahçesinin hemen yanında olması gibi eşsiz avantajlarıyla tüm İstanbul’a hizmet vereceğini vurgulayan Uraloğlu, Toplumda bilim kültürü, teknoloji farkındalığı ve bilim yetkinliğinin gelişeceğini kaydetti.
Uraloğlu, “ Özellikle teknoloji tutkunlarını bir araya getiren TEKNOFEST’e de ev sahipliği yapan İstanbul Atatürk Havalimanımız artık; ülkemizin en büyük teknoparkı olarak dijital dönüşüm ve teknoloji gelişiminde ülkemizin amiral gemisi olacak. İstanbul’un dünyanın en gelişmiş ilk 20 girişimcilik şehrinden biri olmasını sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
Terminal İstanbul sayesinde yerli üretim ile yüksek teknoloji üreten çok daha fazla küresel markalar çıkacağını belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda güçlü ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye Yüzyılı; Dijitalin, başarının ve bilimin yüzyılı olacaktır. Bu düşüncelerle Terminal İstanbul projesini hayata geçiren Sanayi ve Teknoloji Bakanımızı, kıymetli ekibini ve diğer tüm paydaşlarımızı canı gönülden tebrik ediyorum. Gençlerimize, girişimcilerimizi, ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olsun.”
]]>“KADINLARIN İŞ HAYATINA KATILIMINI TEŞVİK EDECEK HER TÜRLÜ ADIMIN ARKASINDAYIZ”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasına, “Türkiye ekonomisinin potansiyelini gerçekleştirmesinin tek yolu kadınlarımızın çok daha aktif bir şekilde hem iş hayatında girişimci ve çalışan olarak bulunmalarına bağlıdır. Az önce Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajında; kadınların işgücüne katılım oranının son 20 yılda yüzde 20’den yüzde 36’ya çıktığı ifade edildi. Çok değerli, anlamlı bir ilerleme ama yeterli değil. OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı ortalama yüzde 66. Eğer Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ortalamalarına ulaşırsa Türkiye’nin milli geliri 20 puan yani yüzde 20 daha yüksek olur. Dolayısıyla kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız” ifadeleriyle başladı.
“FİNANSAL OKURYAZARLIK ARTTIKÇA, KADINLARIMIZIN EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞE ULAŞMA YOLUNDA İLERLEME SAĞLAMASI MÜMKÜNDÜR”
Bakan Şimşek kadınların iş gücüne katılımında finansal okuryazarlığın önemine değinerek, “Kamu bankalarımız, KOSGEB ve TÜBİTAK kadın girişimcilerimizin yanında. KOSGEB yeni kadın girişimcilere 200 bin lira, mevcut kadın girişimcilere ise 300 bin liraya kadar kredi sunuyor. Halkbank ise 220 bin kadına 60 milyar liraya yakın bir kredi imkanı sunmuş. Bu gerçekten çok önemli. Kadınları istihdam eden işletmelerin 24 ile 54 ay arasında SGK primlerini Hazine olarak karşılıyoruz. Kadın çalışanlarına kreş ve gündüz bakımevi hizmeti çok önemli. Eğer bir işveren kendi çalışanlarına kreş hizmeti sunarsa oradan elde ettiği geliri, vergiden indirme imkanı sağlıyoruz. Kadınlarımızın finansal okuryazarlığı da çok değerli. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile SPK (Sermaye Piyasaları Kurumu) çok güzel bir çalışma başlattı. 800 bine yakın kadına finansal okuryazarlık eğitimi vermek üzere bir iş birliği başlattılar. Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür” şeklinde konuştu.
“KADIN İŞ GÜCÜNE KATILMA ORANINI YÜZDE 40,1’E, KADIN İSTİHDAM ORANINI İSE YÜZDE 36,2’YE YÜKSELTİLMEYİ HEDEFLİYORUZ”
Kadınların iş gücüne katılım oranlarını artırmak için birçok proje gerçekleştirdiklerini söyleyen Mahinur Özdemir Göktaş da, “Hayatın her alanında üretkenliği ve duyarlılığı temsil eden kadınlar, sağlıklı ve güçlü bir toplumun teminatıdır. Eğitimden sağlığa, çalışma hayatından siyasete, teknolojiden bilişime ellerinin değdiği her alanı bereketlendiren kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın da mimarları olacaktır. Bu anlamda, kadının toplumdaki yerini güçlendirmek, kadın-erkek eşitliğini sağlamak en asli vazifemizdir. Bu kapsamda, son 22 yılda, kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. Kalkınma planıyla 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimciliğini desteklemeye devam ediyoruz” dedi.
“KADINLARIN DEĞİŞEN İŞGÜCÜ PİYASASINA TAM, EŞİT VE ETKİN KATILIMLARINI ARTIRACAĞIZ”
Bakanlık olarak kadınların çalışma hayatına aktif olarak katılabilmeleri için yapılan çalışmalardan bahseden Göktaş, “Bu kapsamda, kadınların iş ve ev arasında tercih yapmak zorunda kalmamaları için 0-3 yaş grubunu kapsayacak şekilde mahalle tipi kreş modelinin yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Çünkü, bugün girişimci kadınlar, istihdam hazırlama potansiyelleriyle sadece kendi hayatlarını değil, aynı zamanda çevrelerini ve toplumu da olumlu yönde etkiliyor. Bu nedenle, ülkemizde sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kadın girişimci sayısını artırmak büyük bir önem arz ediyor. Kadının güçlü bir birey olarak toplumda var olabilmesi, ancak ve ancak kadın-erkek eşitliği sağlanmış bir çalışma hayatıyla mümkündür. “Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Seminerleri” ile kadınların ekonomik destekler, teşvikler ve başvuru mekanizmalarına daha kolay ulaşmalarına imkân sağlıyoruz. Bu seminerlere 2018 yılında başladık ve bugüne kadar 751 bin kadına destek olduk. “Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi” ile kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha etkin katılımlarını teşvik ediyoruz. “Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi” ile ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda yer alan 18-29 yaş arasındaki genç kadınların iş, staj ve eğitime ulaşmalarına destek oluyoruz. Mühendis olmak isteyen kız öğrencileri desteklemek ve mesleğin önde gelen isimleri haline gelmelerini sağlamak amacıyla “Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi”ni yürütüyoruz. Çok yakın bir zamanda uygulamaya koyacağımız “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ile de kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız” diye konuştu.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NIN, KADINLARIN YÜZYILI OLACAĞINA İNANIYORUZ”
Kadının toplumdaki yerinin önemine dikkat çeken Bakan Göktaş, “Kadın aile ve toplumun temel direğidir. Kadınlar, toplumu ilmek ilmek işleyen birer sanatkâr. Tarihimizin her döneminde bizlere ışık tutan, yol gösteren öncü kadınlar olmuştur. Kadının içinde olmadığı, yer bulmadığı hiçbir ekonomik, kültürel ve siyasal hareket başarıya ulaşamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi “Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına” yürekten inanıyoruz. Bu inançla kadınlara destek olmaya devam edeceğiz. Girişimci kadınların üretime daha aktif katılmalarını sağlayacağız” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmalardan sonra “Üreten Kadınlar Yarışmasının” kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ödül töreninin ardından program sona erdi.

HIZLANDIRMAMIZ GEREKİYOR
Dünyada enerji konusunda hem üretim hem de tüketim tarafında bir devrim yaşandığının altını çizen Yusuf Bahadır Turhan, “Güneş enerjisi diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi büyümesini sürdürecek. Türkiye’nin de bu konuda çok büyük bir potansiyeli var. Biz her yıl 3GW güneş hedefi ile yola çıktık ama bunun gerçekleşmesi için de bütüncül ve kolaylaştırıcı adımlar atılmalı. Güneş santrallarının kurulumlarını yavaşlatmak yerine hızlandırmamız gerekiyor” diye konuştu.
‘KORUMACILIKLA OLMAZ’
Şu anda 1 megavat GES kurulum maliyetinin dünyada 400-500 bin seviyelerinde olduğunu belirten Turhan, “Bu Türkiye’de ise 500-550 bin dolara çıkıyor. Çünkü biz güneş paneli ithalatına ek vergiler uyguluyoruz. Çoğu üründe benzer korumacılık önlemleri var ancak bu güneş enerjisi için oldukça zorlayıcı bir önlem. Neredeyse 10 yıldır devam eden bu korumacı önlemlere rağmen istediğimiz gibi hücre üreten ek bir tesis de kurulabilmiş değil. Ek maliyetler yatırımcıları çok zorluyor ve GES projelerinin gerçekleşmesi yavaşlıyor. Bu anlamda sektörün önünün açılması gerektiğini düşünüyoruz. Toplam faydanın sektörü daha da geliştireceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

ÇÖZÜM CETVEL-2’DE
Bu konudaki çözüm önerilerine de değinen Turhan, “İlk yatırım maliyetlerinde yerli panel yükü hafifletilmeli. YEKDEM Cetvel-2 mekanizması bunun için çok uygun. Rüzgâr ve hidroelektrik santralları bu yolla önemli bir büyüme alanı kazandı. Bu sistemde siz yerli ürün kullandığınızda satış fiyatınızın üzerine bir ek destek alıyorsunuz. Ve bu destek Hazine’den sağlanmıyor. Bütün elektrik tüketicilerine, elektriği tükettikleri oranda bölünüyor. Dolayısıyla YEKDEM Cetvel-2 bu sektörün gelişmesi için çok fazla önem taşıyor. Aksi halde yatırımcılar aldığı panele yüzde 60 daha fazla para vermek zorunda kalıyor ve GES kurulumları yavaşlıyor” şeklinde konuştu.

Solar3GW, iklim krizinin çözümü için, yenilenebilir enerjinin; elektrik üretimi, ulaşım ve ısınma alanlarında tek kaynak olması gerektiği bilinciyle bir araya gelmiş Türkiye güneş enerjisi sektörü paydaşlarından oluşuyor ve her yıl 3GW büyüme hedefini savunuyor.
ZORLUKLAR KENDİNİ GÖSTERECEK
SON yıllarda özellikle finansman konusunda yaşanan sıkıntıların önümüzdeki dönemde kendini göstereceğine değinen Yusuf Bahadır Turhan, “2023 yılında projeler finansman bulmakta çok zorlandı. Bankalar 10 yıllık proje finansmana pek yanaşmıyor. Finansman için gereken koşullar oluşmuyor. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte bu dönemin etkilerini göreceğiz. Çünkü güneş enerjisinde bugün kurulan bir santral için 3-4 yıl öncesinden projeye başlanıyor” dedi.
NET SIFIR İÇİN ‘NET ADIMLAR’ ATILMALI
ARTIK dünyanın yenilenebilir enerjide çok farklı bir noktaya gittiğini anlatan Turhan, “Şebekeler değişiyor, akıllanıyor, yapay zekâ ile entegre oluyor. Artık tüketiciler aynı zamanda üretici konumuna da geçiyor. Tüketimin olduğu yerde enerjiyi üretebilmek yaygınlaşıyor. Böylece enerjinin taşınması sırasında ortaya çıkan yüzde 8-9’luk kayıp da olmadığı için verimlilik artıyor. Ancak tüm bunlar için ortada bu konuda bir niyet olması şart. Zira sadece bu alanda değil. Diğer tarafta da eğer gerekli adımlar atılmazsa, gerekli yatırımlar yapılmazsa hem kendi geleceğimizi riske atacağız hem de üreticilerimiz rekabetçi şartları sağlayamayacak. Sürdürülebilir bir üretim yapmayan, elektriğini yeşile çeviremeyen ülkeler güç kaybedecek. Oysa bu alanda şimdiden niyetimizi net bir şekilde masaya koysak, net sıfır hedef ve uygulamalarımızı pratiğe dönüştürsek başta finansman sorunu olmak üzere çoğu problemi aşabiliriz. Ben bu konuda çok önemli bir dış kaynağın da harekete geçeceğini yatırım için ülkemize geleceğine inanıyorum. Tabi bu noktada şeffaflık ve öngörülebilirlik de çok önemli” diye konuştu.
]]>