Kitap – Ulusal Kanal Haber https://www.ulusalkanalhaber.com.tr Thu, 07 Nov 2024 19:50:18 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Dünyanın en büyük kitapçısı: TikTok https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/dunyanin-en-buyuk-kitapcisi-tiktok/ https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/dunyanin-en-buyuk-kitapcisi-tiktok/#respond Thu, 07 Nov 2024 19:50:18 +0000 https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/dunyanin-en-buyuk-kitapcisi-tiktok/ Haber Kaynak : HABERTURK.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/dunyanin-en-buyuk-kitapcisi-tiktok/feed/ 0
Mehmet Nuri Ersoy, ‘Künhü’l Ahbar’ kitabının tanıtım toplantısına katıldı https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/mehmet-nuri-ersoy-kunhul-ahbar-kitabinin-tanitim-toplantisina-katildi/ https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/mehmet-nuri-ersoy-kunhul-ahbar-kitabinin-tanitim-toplantisina-katildi/#respond Fri, 04 Oct 2024 13:00:19 +0000 https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/mehmet-nuri-ersoy-kunhul-ahbar-kitabinin-tanitim-toplantisina-katildi/ Mehmet Nuri Ersoy, 'Künhü'l Ahbar' kitabının tanıtım toplantısına katıldı

Gelibolulu Mustafa Ali’nin Osmanlı tarihinin birincil kaynakları arasında yerini alan Künhü’l-Ahbâr isimli ünlü eserinin Osmanlı tarihini ele aldığı son iki cildi yayınlandı.

Toplam 10 yazma nüsha üzerinden 5 cilt halinde tenkitli metni hazırlanan Künhü’l-Ahbâr’ın da ilk iki cildi 2020 yılında, 3’üncü cildi 2021 yılında neşredildi.

Son iki cildin neşri ile ise külliyat tamama erdirildi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul’da Rami Kütüphanesi’nde “Künhü’l Ahba” kitabının tanıtım toplantısına katıldı.

ESER OSMANLI TARİHİ ANLATIYOR

Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, burada gerçekleştirdiği konuşmada “Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı” faaliyetleri hakkında bilgi vererek, yazarın Hazreti Adem ile başlayan Peygamberler tarihinden 1596 yılında gerçekleşen Eğri Seferi’ne kadar ki Osmanlı tarihine uzanan dönemi içine aldığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

Bugün, Gelibolulu Mustafa Ali’nin Künhü’l-Ahbâr isimli ünlü eserinin son iki cildinin de neşredilmesiyle tamamlanan, son derece kapsamlı bir çalışmanın sizlere ve kamuoyuna takdimi için bir aradayız. Bu çalışmanın banisi ise Yazma Eserler Kurumu Başkanlığımız. Adını belki yüksek perdeden çok sık duymuyoruz. Sessizce yürüttükleri özverili çalışmaların önemini anlamak da bazılarına zor geliyor. Nedir, ne iş yapar Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı? Ben vizyon, misyon gibi bürokratik metinlere girmeden hemen ifade edeyim. Başkanlığımız, kadim tarihimiz boyunca her alanda edindiğimiz bilgi ve birikimimizi koruyan, muhafaza eden, yaşatan ve gerek bugüne ulaştıran gerekse yarına aktaran bir hafızadır.

“YAZMA ESERLER ÖNEMLİ”

Neden önemlidir sorusuna da şöyle bir örnekle cevap vereyim: Yapay zekânın çoktan telefonlarımızda yerini aldığı günümüzün bilgi ve teknoloji dünyası, kâğıt ve mürekkepten bir temel üzerinde yükselmektedir. İşte biz bu muazzam temele ‘yazma eserler’ diyoruz. Önemi bu derece aşikârdır.

“BENZERSİZ VE PAHA BİÇİLMEZ BİR MİRAS BU”

Tıp, matematik, yazılım, robotik, astronomi, felsefe, edebiyat, hukuk… Fikirden fiile insanlığa eşsiz yollar açan, ufkumuzu aydınlatan, yarınlara yol almamızı sağlayan her ne bilgi, her ne ilim ararsak; kimi zaman temel çıkış noktasıyla, kimi zaman bugün hala geçerli olan esaslarıyla yazma eserlerde karşımıza çıkıyor. Ülkemiz topraklarında ve gönül coğrafyamızın her köşesinde, çağları aşan dehalarıyla nice alimler bilgilerini bu eserlerin sayfalarına emanet etmişler. Böylesi benzersiz ve paha biçilmez bir miras bu. Üstelik söz konusu eserlerimiz; eşsiz bir ciltle başlayarak minyatür, ebru, hat ve tezhip gibi kadim sanatlarımızın nadide örneklerini barındıran başlı başına birer kültür varlığı, birer sanat eseri olma özelliği de taşıyorlar. Yani sadece içerikleriyle değil bir nesne olarak varlıklarıyla da bilgiyi muhafaza ediyor, aktarıyorlar.

“BUGÜNKÜ BULUŞLARIN BİR KISMI TÜRK-İSLAM MEDENİYETİNDE DOĞDU”

Burada şu gerçeğin altını gururla ve önemle çizmek isterim: Günümüzde hayranlıkla takip ettiğimiz nice teknolojik gelişmeyi ve muhteşem bilimsel ilerlemeleri mümkün kılan buluşların, keşiflerin ve bilgilerin büyük bir kısmı, günümüzden yüzlerce yıl önce Türk-İslam medeniyetinde doğmuş, kök salıp dünyayı aydınlatmıştır. Bunu asla unutmamamız gerekiyor. Unutturmak için devlet politikası düzeyinde çalışmalar yapanların, insan medeniyetine dair her şeyi kendine mâl etme çabasında olanların varlığı hepimizce malum.

“YAZMA ESERLERİMİZ, HEDEFLERE ULAŞMAMIZI SAĞLAYACAK TEMİNATLARIMIZDAN BİRİDİR”

Bakan Ersoy, “Türklere önce kendi tarihlerini unutturmamız, manevi değerlerinden uzaklaştırmamız gerek” fikrini dillendiren askeri, dini ve siyasi liderler, bürokratların dün de olduğunu, bugün bulunduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü.

Açık açık söylediler, söylüyorlar. Biz ise büyük Türk düşünürü Farabi’nin öğüdünü tutup uzun konuşanı kısa dinleyeceğiz. Onların sloganlarına ve parlak söylemlerine değil gerçeklere kulak verip o gerçekleri ayakta tutmak için çalışacağız. Özümüze sahip çıkacak, kadim medeniyet hafızamızı diri tutacağız. Bu da yetmez… Düşünerek, keşfederek, geliştirerek, üreterek, inşa ederek yarının medeniyetinde de kendi izimizi bırakacak, onu biçimlendiren aktörlerden biri olacağız. İşte bizi geçmişimize bağlayıp geleceğimize ilham olarak, bu amaç ve hedeflere ulaşmamızı sağlayacak teminatlarımızdan biridir yazma eserlerimiz.

2011 yılında kurulan Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı söz konusu bu teminatın muhafızlığını yapmaktadır. Başkanlığımızın temel hedefleri; yazma eserleri en sağlıklı şekilde geleceğe ulaştırmak, en kullanılabilir şekilde hizmete sunmak ve en işlevsel şekilde yeniden üretmektir. Bu hedefler doğrultusunda çok hassas restorasyon süreçleri, bilimsel analiz, AR-GE, durum tespit, kimyasal ve biyolojik belgeleme çalışmaları yapılmaktadır. Kurulduğu günden beri yapılan çalışmalarla 3 bin 673 eser restore edilerek ihya edilmiştir. 22 bin eser de müzayedelerden ya da şahıslardan satın alınarak başkanlığımızın arşivine kazandırılmıştır.

Bunun yanında “Yazma Eserlerin Korunması Projesi” çerçevesinde sayısallaştırma ve görüntü kalitesinin iyileştirilmesi çalışmaları da devam etmektedir. Sayısallaştırılan eserler “Yazma Eserler Veritabanı” adıyla geliştirilmiş bir platformda okuyucuya sunulmaktadır. Bu platformda hâlihazırda 616 bin eserin künye bilgisi, 450 bin eserin dijital görüntüsü yer almakta; bu görüntüler, üye olan herkesin evinden bile ulaşabileceği şekilde hizmete sunulmaktadır. Belki de bu yoğun mesainin en değerli ödülü, en önemli noktası da burada yatmaktadır ki o nokta, söz konusu bütün bu eserleri ulaşılır kılarak toplumsal ilgiyi artırmaktır. İşte Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi’nin Künhü’l-Ahbâr eseri bu yolda attığımız en kapsamlı çalışmalardan biri olmuştur.

“TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞIMIZ BUGÜNE KADAR 307 CİLT ESER YAYINLADI”

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’nınbugüne kadar 307 cilt eser yayınladığına vurgu yapan Bakan Ersoy, “Toplam 10 yazma nüsha üzerinden beş cilt halinde tenkitli metni hazırlanan Künhü’l-Ahbâr’ın da ilk iki cildi 2020 yılında, 3. cildi 2021 yılında neşredilmiştir. Külliyatı tamama erdiren ve Osmanlı tarihinin ele alındığı son iki cildin neşri ise bu kıymetli toplantı vesilesiyle kültür, ilim ve düşünce dünyamızın kullanımına sunulmuş oluyor.” açıklamasını yaptı.

“KÜNHÜ’L-AHBÂR, GELİBOLULU MUSTAFA ÂLÎ EFENDİ KÜLLİYATI İÇİNDEKİ EN EN DEĞERLİ ESER”

Bakan Ersoy, kitabın tanıtıldığı toplantıdaki açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Künhü’l-Ahbâr, Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi külliyatı içindeki en kapsamlı ve muhtemelen en değerli eserdir. Kendisinin “rükün” olarak ifade ettiği dört bölümden oluşan eser Hazreti Âdem ile başlayan Peygamberler tarihinden 1596 yılında gerçekleşen Eğri Seferine kadar ki Osmanlı tarihine uzanan muazzam bir dönemi içine alır. Peygamberlerin hayatları, birçok devlet adamı, âlim ve şairin biyografileri, hanedanların tarihleri, şiirler derken çok zengin bir kaynak vücuda getirilmiştir. Osmanlı Tarihi açısından şunu da belirtmek gerekir ki Mustafa Âlî Efendi kendi asrındaki çok sayıda devlet adamı, âlim ve şair ile bizzat görüşüp onlardan aktarımlarda bulunduğu için Künhü’l-Ahbâr, özelde 16. yüzyıl, genelde ise Osmanlı tarihinin birincil kaynakları arasında yerini almıştır. Bu külliyatı okumadan ve incelemeden Osmanlı İmparatorluğu’nun en ihtişamlı asrını tam olarak anlamak ve yorumlamak zor olacaktır.

ATATÜRK’ÜN TARİH YAZMAYA VERDİĞİ ÖNEME VURGU

Hani, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ya ‘Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.’ diye, Mustafa Âlî Efendi de yüzyıllar öncesinde aynı hassasiyeti kendisine rehber edinmiştir. O; sahih olmayan bilgiye itibar etmemeye, hadiseleri araştırıp inceleyerek nakletmeye, sahte bilgi ve hikâyelerden sakınmaya, olayları saptırmadan ve abartmadan nakletmeye önem vermiştir. Tarih ilmiyle uğraşan herkese de bu yolu öğütlemiş, kendisi de daha önceki tarihçilerin aktardığı bilgileri tetkik ederek eserlerinde nakletmiştir. Öyle ki en hacimli eseri olan Künhü’l-Ahbâr’ı kaleme alırken hadis külliyatlarına, biyografi ve ansiklopedilere; tarih, ahlak, siyaset, coğrafya, hukuk ve edebiyat alanlarından 200 civarında tarihî kaynağa başvurmuştur.

ESERE EMEK VERENLERE TEŞEKKÜR

Ben böylesi muazzam bir eserin editörlüğünü üstlenen Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Sayın Derya Örs’e, eseri yayına hazırlayan Sayın Suat Donuk’a, eserin yayına hazırlık sürecini koordine eden Sayın Göker İnan’a, kitapla ilgili oturumumuza katılan Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Sayın Erhan Afyoncu’ya ve Yazma Eserler Kurumu Başkanımız Sayın Coşkun Yılmaz’ın şahsında bütün Başkanlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

“RAMİ KÜTÜPHANESİ TÜRKİYE KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NİN DE VAZGEÇİLMEZ BİR DURAĞI”

Tarihten konuşuyoruz ve ne güzeldir ki bunu da tarihin duvarları içinde yapıyoruz. Hizmete açıldığı günden bugüne yaklaşık 4 milyon ziyaretçi ağırlayan Rami Kütüphanesi, ne denli doğru ve önemli bir proje olduğunu çok net şekilde ortaya koymuştur. Bir kütüphane olarak 30 binden fazla üyeyi kütüphane ailesine katmasının yanında, sosyal bir yaşam alanı olarak 4 bin 700’den fazla ulusal ve uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapmış, her yaş ve kesimden 610 binden fazla katılımcıyı bu etkinliklerde ağırlamıştır. İstanbul’umuzun en gözde mekânlarından biri olarak Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin de vazgeçilmez bir durağı olmuştur.

Rami Kütüphanesi muazzam bir restorasyon, konservasyon ve yeniden işlevlendirme hikayesidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ilgi ve himayeleriyle kapılarını bugüne ve geleceğe açan bu muazzam eser Yazma Eserler Kurumu Başkanlığımıza bağlı olarak kurulan dünyanın en iyi kitap restorasyon laboratuvarlarından birisi olan, kitap şifahanemizi de barındırmaktadır.

Her taşına, her koridoru ve duvarına tarihin sindiği Rami Kütüphanesinde bu çalışmaların başarılarıyla yürütülüyor olması; eserin amacına hizmet ettiğini görmek beni fazlasıyla mutlu ve memnun ediyor. Eserin yeni eserlere, hizmetin yeni hizmetlere vesile olması gerçekten çok güzel. Tarihin duvarları arasında tarihin sayfalarını, sözlerini, seslerini muhafaza ve ihya etmek, çocuklarımıza böylesi bir miras bırakmak çok değerli. İnşallah daha niceleri ile onların mirasını büyütecek ve zenginleştireceğiz.

GELİBOLULU MUSTAFA ÂLÎ EFENDİ ANILDI

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi noktalarken öncelikle bize Künhü’l- Ahbâr gibi bir eseri miras bırakan âlim ve devlet adamı Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi’nin şahsında, eşsiz Türk-İslam Medeniyetini bina eden bütün ecdadımızı saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyorum. Bu eser vesilesiyle geçmişimizden geleceğimize sayfa sayfa, cilt cilt nice eserlerin aktarılmasını mümkün kılan, mirasımızı ve hafızamızı koruyan bütün kurum, kuruluş ve şahıslara; uzmanlarımıza, akademisyenlerimize, yayıncılarımıza ve çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

ensonhaber iconAslı Didari
Editör

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/mehmet-nuri-ersoy-kunhul-ahbar-kitabinin-tanitim-toplantisina-katildi/feed/ 0
3391 kilometre mesafede aşk https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/3391-kilometre-mesafede-ask/ https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/3391-kilometre-mesafede-ask/#respond Wed, 17 Jan 2024 21:27:45 +0000 https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/?p=2324  Öncelikle hayırlı olsun diyelim, “3391 Kilometre” kitabınız film oldu. Nasıl hissediyorsunuz?

– Beyza Alkoç: İlk kez bir kitabım film oluyor, aşırı heyecanlıyım. Kitap da elime ilk geldiğinde çok heyecanlanmıştım ama bu seferki bambaşka bir heyecan. Aslında başta biraz çekinerek yaklaşmıştım film projesine. “Acaba kitabım yeterli mi film olmak için” diye çok düşündüm. Ama ortaya çıkan sonuç çok içime sindiği için şimdi iyi ki böyle bir işe girişmişiz diyorum.

 “3391 Kilometre”, sosyal medyadan tanışan iki gencin uzak mesafe ilişkisini anlatıyor. Filme aktarılırken çok değişiklik oldu mu hikâyede?

– Kitapta karakterlerin daha çok iç dünyalarına yer verdiğim için, ufak tefek eklemek gerekiyordu ki heyecanı bir tık artıralım. Kitabı çok küçük yaşta yazdığımdan film için yetersiz kalan noktalar vardı. O nedenle eklemeler yaptık tabii.

16 YAŞINDAYKEN YAZDIM

Kaç yaşında yazdınız kitabı?

– 16 yaşında. Film öncesinde çok toplantı yaptık, “Şu yaşımda yazsaydım kitabı, nasıl bir şey olurdu” diye fikirler ürettik. Senaryoya da katkıda bulundum, senaristimiz Fulya Özcan sağ olsun fikirlerime önem verdi. Değişiklikler yaptık ama okurlar Ege ve İzmir’in yani baş karakterlerimizin aşkını o kadar çok seviyor ki, onlara dokunmak istemedik. O aşkı olduğu gibi yansıttık. Sadece etraflarındaki olaylara, yan karakterlere dokunduk.

ARTIK ELEŞTİRİLERİ DAHA ÇOK DİKKATE ALIYORUM

 Daha önce Wattpad’de tefrika gibi mi yayınlıyordunuz yazdıklarınızı?

– Evet. Belli bir yayın günü ve saati vardı. Dizi bekler gibi bekliyorlardı. 1-2 dakika geciksem, mesajlar geliyordu “Nerede kaldın” diye. Hatta bir de rutinimiz vardı. Her bölümün başına “Şimdi sessiz bir odaya geçelim, ışıklarımızı kısalım ve öyle okuyalım” diye yazardım. Geçen gün filmimizin fragmanının altına bunu yazdıklarını gördüm sosyal medyada, çok duygulandım.

Peki yazdıklarınıza “Neden böyle yaptırdınız karaktere, keşke şöyle olsaydı” şeklinde yorumlar yapıyor muydu takipçileriniz?

– Tabii ki. Son zamanlarda eleştirileri daha çok dikkate aldığımı söyleyebilirim. O yaşlarda insan kafasının dikine gitmeyi seviyor…

ERGENLİĞİMDE TWILIGHT FANIYDIM

Kaç yaşından beri yazıyorsunuz?

– 13 yaşından beri. İlk kitabım da 16 yaşındayken basıldı.

Yazmak için okumak da gerekiyor tabii. Ne tür kitaplara meraklıydınız o dönem?

– ‘Fan’ kelimesi var ya, ben onun tam karşılığıydım! Ergenliğimi “Twilight”ın çok meşhur olduğu dönemde yaşadım. Zaten Stephenie Meyer’i deli gibi okuyordum. O dönem vampir hikâyeleri yazmaya çok özenirdim. Daha sonra okuma tarzım biraz daha Sophie Kinsella’ya kaydı. Chick lit, tema olarak çok tüketilir. O dönemde dedim ki; “Ben bu tarz şeyler yazmak istiyorum”. Kitap dediğimiz şey bir noktada insanlara dizi izlemek, film izlemek, oyun oynamak gibi eğlenceli vakit geçirten bir içerik aslında. Ve ben kendi ergenliğinde chick lit okumayı çok sevdim.

 “3391 Kilometre” tür olarak hangi kategoriye giriyor?

– Genç kurguya giriyor. “Aynı Yıldızın Altında” tarzında serilere benzetebiliriz. Aşk romanı olarak niteleyemiyorum tam olarak, çünkü aşk romanı dediğim zaman aklıma daha yetişkin aşk romanları geliyor. Karakterlerin 18-19 yaşlarındaki hayatla mücadelelerini ve kendilerini tanıma süreçlerini de işliyorum bir yandan.

 Türk yazarları okur musunuz?

– Aslı Biçen’i çok severim. Tüm kitaplarını okudum. Ege Soley’i de severim. Diline bayılırım.

YAYINCILIK SEKTÖRÜNDE ÇEVİRMEN OLARAK YER ALMAYI HAYAL EDİYORDUM

  Üniversitede ne okudunuz?

– Beyza Alkoç: İngiliz Dili ve Edebiyatı. Ben hep yayıncılık sektöründe çevirmen olarak yer almayı hayal ederdim. Şimdi yine yayıncılık sektöründeyim ama farklı bir şekilde…

 Sizi kalbinizden vuran İngiliz yazarlar var mı?

–  “Karantina” romanımda çok fazla Shakespeare alıntısı kullanmıştım. Öğrencilik dönemimde sınavlara çalışırken sevdiğim bölümleri not alırdım, kendi romanımda yer vermek için. Shakespeare’i çok severim.

  “3391 Kilometre”de karakterlerden biri Paris’te yaşıyor. Siz Paris’te yaşadınız mı?

– Yaşamadım ama çok gittim geldim. Benim için çok büyük bir hayaldi Paris’e gitmek. “3391 Kilometre”yi yazdıktan sonra kazandığım ilk parayla oraya gittim.

 Tipik bir aşk filmi değil bu. Aynı zamanda günümüz ilişkilerini sorgulayan, yeni dünya sisteminin zorlukları ve yeni kuşağı anlatan derinlikli bir film, öyle değil mi?

– Bir de karakterler kusursuz değil. Kusurlu karakterlerimiz var ve bu çok gerçek bir şey bence. İkisinin dahil olduğu bir sosyal medya grubu var ve arkadaşlarının hepsi farklı şehirlerde yaşıyor. Bir grubun uzak mesafe arkadaşlığını da işliyoruz. Ve baş karakterlerin geçmiş yaşamlarındaki travmalarını da. O açıdan çok yönlü bir film. Bir sahnede gülerken, bir diğer sahnede ağlarken bulacağız kendimizi.

İNTERNETTEKİ OYLAMALAR

 Deniz Bey, “3391 Kilometre” genç kuşağa hitap eden bir proje. Casting’i yaparken nelere dikkat ettiniz?

– Deniz Enyüksek: Böcek Film’le bu iş için anlaşıldığında, ben projede henüz yoktum. Ama Ömer Abi’yle (Ömer Faruk Sorak) çalışıyordum. Onun Derya’ya (Derya Pınar Ak) “Bir film var, seninle çalışmak istiyorum” dediğini duydum. “Umarım ben çekerim bu işi” diye geçirmiştim içimden. Ömer abi benim sinemayla olan bağımı gördüğü için “Sen yapar mısın” diye sordu sonra. “Seve seve” dedim. Ben dahil olduğumda, ‘İzmir’ karakteri için zaten Derya seçilmişti. Beyza’nın okurlarının internette yaptığı oylamalar vardı, “3391 Kilometre film olsa İzmir’i ve Ege’yi kim oynar?” diye. Haktan’la Derya’nın rol aldıkları dizilerden sahnelerini de alıp klipler hazırlamışlar. Onlar zaten çoktan karar vermişlerdi yani.

KİTAPTAKİ EGE’YE ÇOK KIZIYORDUM

◊ Karakterlerin biri Paris’te, diğeri İzmir’de…

– Deniz Enyüksek: Evet, daha sonra kızımız İzmir’den İstanbul’a taşınıyor.

◊ Başrol oyuncularınız nasıl oynadı? Kitaptaki o iki kişiyi gördünüz mü karşınızda?

– Birebir karşılığını gördüm. Ben kitaptaki Ege’ye çok kızıyordum. Çünkü ailesini kaybetmiş bir kıza haksızlık yaptığını düşünüyordum. Hatta sette Haktan’la konuşurken “Zaten bu karakter uyuz, sen de beni zorlama” diye tartıştım tatlı tatlı.

HAKTAN’A BAŞTA ÇOK UYUZ OLDUM

◊ Ahmet Haktan Zavlak zorladı mı sizi çekimlerde?

– Deniz Enyüksek: Derya’yla 3 yılda üç proje yaptık. Haktan’la ilk kez çalıştım. Çok uyuz oldum başta Haktan’a. Çünkü düşündüğü şeyi hemen söyleyen birisi. Mesela ben ona “Şöyle yapalım” dediğimde o bana hemen bir fikirle geliyordu. Ama bir noktada o duvarlarını kaldırıyor. Yani finalde birbirimize sarıldığımız bir iş yaptık. İkisinden de çok razıyım.

BÜTÇEMİZ 40 MİLYON LİRANIN ÜSTÜNDE

Gişe beklentiniz nedir?

– Deniz Enyüksek: 1 milyonu rahat aşar.

O zaman devamı da gelir sanırım…

– Seve seve. Kitabın devamı var; “0 Kilometre”. İkinci kitapta hikâye daha çok Fransa’da geçiyor. Olursa büyük zevkle yaparız.

Büyük bütçeli bir film mi bu?

– PR ve bütün her şey dahil olmak üzere Otto Holding’in açıkladığı rakam, 40 küsurdu diye hatırlıyorum.

 

 

 

]]>
https://www.ulusalkanalhaber.com.tr/3391-kilometre-mesafede-ask/feed/ 0