‘6 STRATEJİK AMAÇ, 14 HEDEF VE 33 EYLEM BELİRLEDİK’
Farklı ihtiyaçlara sahip vatandaşların, kendilerine uygun tasarlanmış hizmetlere ve erişilebilirlik imkanlarına sahip olması için çalışmaya devam ettiklerini belirten Uraloğlu, “4 Aralık 2021 tarihinde 2021-2025 yıllarını kapsayan erişilebilir Ulaşım Stratejisi ve Eylem Planımızı kamuoyuna açıkladık. Eylem Planı ile herkes için erişilebilir bir ulaşım sistemi oluşturulmasını amaçladık. Eylem planının tüm süreçlerinde ilgili tarafların görüş ve önerilerini önemsedik. Altyapıdan araçlara, teknolojiden kurumsal kapasite artırımına, yönetişimin güçlendirilmesinden farkındalık artırımına, düzenleme ve denetimlerden ulaşım türlerinin entegrasyonuna kadar, eylem planımızda 6 stratejik amaç, 14 hedef ve 33 eylem belirledik. Bakanlığımız erişilebilirliği, ulaşıma yönelik tüm uygulamaların odağına koyarak farkındalığı artırmak için eğitimler de düzenliyor. Bakanlığımızın ilgili kurumları; katılım sağlayan yaklaşık bin kişiye eğitim vermiştir. Şimdi, ‘Herkes İçin Hareketlilik’ adıyla bir mobil uygulamayı da tamamlamak üzereyiz. Bu yıl hayata geçirilmesi planlanan bu uygulamamızla; refakatçi modülünden engelli taşıma hizmetleri modülüne, ulaşım sisteminin erişilebilirliğini iyileştirmeye yönelik geri bildirim modülünden işaret dili çağrı merkezi desteğine kadar engelli vatandaşlarımızın ulaşım sürecine ilişkin tüm ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyoruz” dedi.
’21 YHT GARINDA TURUNCU MASA HİZMETİ VERİYORUZ’
2019 yılında yüksek hızlı tren (YHT) garlarında engelli vatandaşların seyahatlerinin planlanmasından bilet alımına, gar ve istasyonlara ulaşımından seyahat sonunda evlerine rahatça dönmelerine yönelik Turuncu Masa Hizmet Noktası uygulamasını başlattıklarını söyleyen Uraloğlu, “21 YHT garında Turuncu Masa hizmeti veriyoruz. Şimdi havaalanlarımızda da Turuncu Masa Erişilebilir Ulaşım Hizmet Noktası uygulamalarını başlattık. Bu hizmeti, standardize ederek garlarda, havaalanlarında ve şehirler arası otobüs terminallerinde yaygınlaştıracağız. Yine, Yolcu Dostu Havalimanı Projesi kapsamında engelli, yaşlı, bebekli veya doktor raporu bulunan hasta yolcular için hizmetlerde öncelik ve kolaylığı sağlayarak terminalde bekleme süresini en aza indirecek hassasiyet gösteriyoruz. 40 havalimanımıza Erişilebilirlik Belgesi kazandırdık. En kısa zamanda da bu belgeyi tüm havalimanlarımızın almasını sağlayacağız. Havalimanlarımızda engelli yolcu standartlarına uygun danışma, pasaport, bilet satış ve check-in bankoları ile engelli tuvaletleri oluşturduk. Ayrıca engellilerin kullanabileceği standartlarda rampa ve basamaklar tesis ettik, hissedilebilir yer zemin döşemeleri yaptık. İstanbul Havalimanımız erişilebilir havalimanlarının en güzel örneklerinden biridir. 23 farklı noktada bulunan erişilebilir ‘Bana Sor Dijital Danışma Kioskları’ndan sesli ve görüntülü canlı danışma ve Türkçe işaret dili hizmeti alınabilmektedir. ‘istairport.com’ web sitesinden başvuru yaparak ‘Çok Özel Misafir Kartı’ alan demans, otizm ve Down sendromlu yolcular, uçuş kapıları bölgesinde bulunan ‘Çok Özel Misafir Odaları’nda sakin bir zaman geçirebilmektedir. Yine, demans, otizm gibi fark edilemeyen, desteğe ve hassasiyetle yaklaşılmaya ihtiyacı olabilecek yolcular için danışma noktalarından ücretsiz ‘Ayçiçeği Yaka Kartı’ temin edilerek, bu yolcuların görünür olmaları sağlanmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘ENGELLİ YOLCULAR İÇİN GÜVENLİ ALANLAR OLUŞTURDUK’
Bakan Uraloğlu, inşa edilen tüm metro hatlarında, engelli yolcuların istasyona inmeleri için engelli asansörleri imal ettiklerini ve istasyon genelinde sesli anons sistemi ile görme engelli yolculara bildirim sağladıklarını belirterek, “İstasyon girişinden metro aracına binene kadar hissedilebilir zemin uygulamaları ve kılavuz yol uygulamaları ile engelli yolcuların istasyon ve araçlara kolay ve güvenli erişimini tesis ettik. İstasyonlarda engelli yolcuların geçişleri için özel tasarlanmış serbest geçiş kapıları ve engelli tuvaletleri bulundurduk. Araçlarda engelli yolcular için güvenli alanlar oluşturduk ve etiket ile belirtilmiş öncelikli koltuklar ayırdık. Tekerlekli sandalye kullanan engelli bireyler için kendilerini emniyete alabilecekleri için emniyet kemerleri koyduk. Bunun gibi daha nice çalışmayı ve tedbiri hayata geçirdik. Engelli vatandaşlarımıza e-Devlet’te ‘Engel Yok Projesi’ kapsamında gerçekleştirilen Engelsiz Çağrı Merkezi ile işaret dili bilen çağrı merkezi çalışanları ile görüntülü olarak destek sağlamaya başladık. İşitme engelli vatandaşlarımız Görüntülü Çağrı Merkezi Hizmeti ile operatörlerimizle işaret dili veya yazı kullanarak istek, öneri ve şikayetlerini mobil cihazları üzerinden de kolay bir şekilde aktarabilmektedir. Yine, Bakanlığımız çağrı merkezi hizmetleri de engelli vatandaşlarımızın erişilebilirlik ihtiyaçlarına uygun hale getirilmiştir. PTT tarafından sunulan hizmetlere hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin erişiminin geliştirilmesi amacıyla da ‘PTTMatik’leri erişilebilir hale getiriyoruz. Engelli müşterilerin aylıklarını konut ya da iş yeri diledikleri yerde ödüyoruz. Engelli Dostu Numaralar Projesi’yle de işitme ve konuşma engelli vatandaşların hizmetlere kolaylıkla ulaşabilmelerini, her türlü taleplerini alarak hizmetin sürekliliğini sağlıyoruz” diye konuştu. (DH
]]>Çünkü kimi zaman evlatlar pek de kendilerine uygun insanlara kalp kapılarını açmayabiliyor. Bazen tecrübesizlikten bazen de gönül ferman dinlemediğinden. Ya da sadece eğlence olsun diye bu türden ilişkilere adım atabiliyor.
İşte o zaman anne ve babaları bir endişe sarar. Üstelik bu durum ünlü ya da ünsüz olsun herkes için aynıdır.

KIZI, DEDESİ YAŞINDAKİ ADAMLA ÖPÜŞTÜ… ÖFKEDEN KÜPLERE BİNDİ
Böyle bir durumun son örneklerinden birini de milyonların yakından tanıdığı bir ünlü yaşamıştı.
Henüz 21 yaşında olan kızı 65’indeki bir restoran işletmecisine gönlünü kaptırdı. Belki bu iş fazla duyulmasa bu kadar sorun etmeyecekti bu yıldız.
Ama olay magazin basınının manşetlerine yansıyınca iş çığırından çıktı. Hatta bu ünlü anne de kendini tutamayıp sosyal medya hesabından kızının ilişkisini onaylamadığını belli eden bir paylaşım yaptı.
İşte şimdi o ünlü anne çok derin bir nefes aldı. Çünkü gencecik kızı ile kızından büyük çocukları olan işletmecinin aşkı bir meltem gibi esti ve geçti.

SAMİMİ ANLARI MANŞETLERE ÇIKTI
Olayı takip edenlerin hemen anladığı gibi kızının, babasından sadece bir yaş küçük bir adamla gönül ilişkisi yaşaması yüzünden zor günler geçiren bu ünlü, tasarımcı ve TV yıldızı Kimora Lee Simons.
49 yaşındaki Simmons ile eski eşi Russell Simmons’ın 21 yaşındaki kızı Aoki Lee Simmons, geçtiğimiz nisan ayında ünlü restoran işletmecisi olan 65 yaşındaki Vittorio Assaf ile kısa bir ilişki yaşadı.
Aoki ile babası Russell’dan sadece bir yaş genç olan Assaf, birlikte ünlülerin gözde tatil beldesi St. Barts adasına gitti.
Tercih ettikleri yer “paparazzi ordusunun pusuya yattığı” bir bölge olunca da aşıkların samimiyeti objektiflere yansıdı. Sonra da tabii ki magazin basınının manşetlerine çıktı, sosyal medyaya yayıldı o görüntüler.

HEM ANNESİ HEM BABASI ÇOK ÜZÜLDÜ
İşte bu durum da Kimora Lee Simmons ile eski eşi Aoki’nin babası girişimci, yazar ve yapımcı Russell Simmons’ı büyük bir endişeye sevk etti.
Anne Kimora sinirlerine zor hakim olarak, baba Russell da yumuşak kalplilikle kızlarına bu yanlış yoldan dönmesi için sosyal medyadan seslendi.
Sonunda eski eşler rahat bir nefes aldı. Çünkü model olma yolunda ilerleyen Aoki ile Vittorio Assaf’ın adı konmamış ilişkisi bitti!

Bu arada Aoki Lee Simmons’ın dünyanın en saygın üniversiteleri arasında yer alan Harvard’dan mezun olduğunu da hatırlatalım.

O FOTOĞRAFLARI GÖRÜNCE UTANMIŞ
Kendisi için gayet sarsıcı olan bu olayın ardından da Kimora Lee Simmons ilk kez sessizliğini bozdu.
TMZ adlı internet sitesine konuşan Simmons, kızının babası yaşındaki sevgilisiyle fotoğraflarını görünce “utandığını” itiraf etti.
Sonra da kızının Assaf ile artık görüşmediğini belirterek “Annesi onu geri aldı” dedi.

KIZININ BİR KURBAĞAYI ÖPERKEN GÖRÜNTÜLENDİĞİNİ SÖYLEDİ
Kızının henüz çok genç olduğu için böyle bir şey yaptığını ekleyen Kimora Lee Simmons, ilginç bir benzetme de yaptı.
O çok bilinen “aradığın prensi buluncaya kadar birçok kurbağayı öpmek zorunda kalırsın” deyişine göndermede bulundu.
Kızı artık eski hayatına döndüğü için çok mutlu olduğunu saklamayan anne “O genç ve çok tatlı bir kız. Sanırım öptüğümüz kurbağaların bir yerlerde yayınlanacağını düşünmüyoruz” dedi.

ARALARINDA CİDDİ BİR İLİŞKİ YOKTU
Bu arada Aoki ile Vittorio Assaf’ın, birlikte gittikleri tatilde son derece samimi bir şekilde öpüşürken görüntülendiklerini hatırlatalım.
Buna rağmen, hem Simmons ailesi hem de magazin basını aslında ikili arasında ciddi bir ilişki olmadığını ısrarla vurguladı.
Aoki’nin kendisinden tam 44 yaş büyük Vittoria Assaf ile fotoğraflarının yayınlanmasından hatta bunların sosyal medyaya sızmasından sonra babası Russell Simmons da sosyal medyadan kızına seslendi.
Aoki’nin istediği zaman kendisini arayabileceğini, ona kapısının her zaman açık olduğunu belirtti.
Anne Kimora Lee Simmons ise kızının fotoğraflarının yayılmasının ardından yine sosyal medya üzerinden “Sabrımın son damlasını kullanıyorum” mesajıyla bu ilişkiyi onaylamadığını ilan etmişti.

ONLARIN EVLİLİĞİNDE YAŞ FARKI VARDI
Belki de Aoki’nin annesi Kimora’nın bu ilişkiye bu kadar karşı çıkmasının nedeni Russell Simmons ile evliliği sırasında aralarındaki yaş farkından kaynaklanan sorunlardı. Çünkü onlar da birbirleriyle yaşıt değil. Aralarında tam 17 yaş fark vardı.
Kimora Lee Simmons ile Russell Simmons, 1998 yılında evlendi, 2009 yılında boşandı. Eski çiftin bu evliliklerinden Aoki dışında 24 yaşında Ming Lee adında başka bir kızı daha bulunuyor.
Kimora Lee Simmons ise 2014 yılında Tim Leissner ile yeni bir evlilik yaptı.

KARISI, ESKİ ENİŞTESİYLE KAÇINCA EVLİLİK SKANDALLA BİTTİ
Aoki Lee Simmons’ın anne ve babasının bu kadar tepkisini çeken ilişki yaşadığı Vittorio Assaf; ünlü bir restoran işletmecisi.
Dünya çapında bilinen bir restoranın kurucularından olan 65 yaşındaki İtalyan iş insanı Vittorio Assaf, 20 yıl boyunca İsveçli model Charlotte Bonstrom ile evliydi.
Fakat bu evlilik 2021 yılında skandal bir biçimde sona erdi. Charlotte, ikiz kardeşinin eski kocasıyla kaçarak Assaf ile evliliğini noktaladı.

ÜNLÜ BİR TASARIMCI VE EKRAN YÜZÜ
Aoki’nin annesi Kimora iş kadını, moda tasarımcısı ve TV yüzü olarak tanınıyor. Russell Simons ile evliliğinden Ming Lee ve Aoki adında iki kızı bulunuyor.
Eski sevgilisi Djimon Hounsou’dan Kenzo adında bir oğlu, şu an evli olduğu Kim Leissner’dan da Wolfe adında başka bir oğlu daha var.
Simmons’ın bir de evlat edindiği Gary adında bir erkek çocuğu daha var. Eski eşi Russell Simmons ise tanınmış bir girişimci ve müzik yapımcısı.

AOKİ, ASSAF’IN OĞLUYLA AYNI YAŞTAYDI: Eski çiftin küçük kızı Aoki’nin aşk yaşadığı Vittorio Assaf ise skandal bir boşanma yaşadığı eski eşi Charlotte Bonstrom ile evliliğinden Vittorio ve Valentina adında iki çocuk sahibi. İşin ilginç yanı Assaf’ın oğlu Vittorio’nın da Karayipler tatilinde birlikte görüntülendiği Aoki gibi 21 yaşında olması.
]]>◊ “Neler Oluyor Hayatta” ile yıllardır her sabah izleyici karşısına çıkıyorsunuz. Reyting listelerinin de hep üst sıralarındasınız. Nedir bu başarının sırrı?
– Ekran önü her iş, izleyici takdiri ile başarılı olabilir. Bizi de yıllardır ilgileri, alakaları ile başarılı kılan izleyicilerimize en içten sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Biz, güncel ve gündem olan, halkın genelinin ilgisini çeken haberleri ele alıyoruz.
İnsanlar, öncelikle bizi kabullendi ve samimi buldu. Söylediklerimize itibar ediyorlar, eksik olmasınlar. Ben de olayları ele alırken, yaşanmışlıklarım, hatalarım ve şahit olduklarımdan yaptığım çıkarımları sentezleyip düşüncelerimi aktarıyorum. Yorumlarım izleyicilere mantıklı geliyor, ilgi görüyor. Meşrebimiz de çok benimsedi, izleyiciler bizi artık ailelerinden biri olarak görüyor.
◊ Çıtayı her daim yüksek tutmanın zorlukları neler?
– Zirvede olmanın iklim şartları vardır. Bunlara psikolojik olarak hazır olmanız gerekiyor. Aile gibi çok sağlam bir ekibimiz var.
HATALARIM BENİ, BEN YAPTI
◊ Programda yaptığınız yorumlar gündem oluyor. Buna karşı bakışınız nedir?
– Ben, Yeşilçam’da ilk filmimi çektiğimde 16 yaşımdaydım. 1984’te, Banu Alkan ile “Mavi Yolculuk”. 40 yıldır bu piyasadayım, 70’ten fazla film ve dizide başrol oynadım. Kariyerim öncesinde de bir hayatım vardı. 56 yaşında, ikinci evliliğini yapmış, üç çocuk babası bir adamım. Yaşadığım hayattan çıkarttığım, aldığım dersler var.
Hatalarım da oldu. Tüm bunlar da beni, ben yaptı. Kendim gibi olabilip hakaret etmeden, fikirlerimi açıkça söyleyip, bu özelliklerimle kendimi ifade etmeye çalışıyorum. Düşüncelerimin halkta karşılık bulması bazı zihin yapılarını rahatsız ediyor. Ben de cevap verme zorunluluğu hissedebiliyorum. Tecrübeli de olsam nihayetinde insanım. Hoş, sosyal medyada saldırıya uğramayan başarılı insan yok!
1000 bölüm canlı yayın yapmak çok zor
◊ Geçtiğimiz günlerde “Neler Oluyor Hayatta” 1000’inci bölümü ile ekrandaydı. Dile kolay, büyük gurur 1000. bölüm. 1’inci ve 1000. bölümü göz önüne alırsak bu başarı dolu yolculuğu bize nasıl anlatırsınız?
– Hakan Ural: Bugünün dünyasında bir işte muvaffak olmak, 1000 bölüm canlı yayın yapmak çok zor. Bir de ele aldığımız konuları göz önüne alırsak, mucize gerçekten. Allah’ıma hamdolsun; öncelikle sevdiğim bir işte, devamlılık ve başarı nasip ettiği için. Sonra da tüm ekip arkadaşlarıma minnettarım, sonuçta hep birlikte ortaya koyduğumuz bir iş. Herkesin emeği var. Nur Tuğba’ya ayrıca müteşekkirim. Harika bir ekran ortağı. Uzun lafın kısası, şu an çalıştığım gibi bir ekibe sahip olduğum için çok şanslıyım.
– Nur Tuğba Namlı: Emek ve sevgiden oluşan bir yol bu. Düşünsenize herkesin evde olduğu pandemi döneminde bile biz yayın yaptık. Beraber güldük, beraber ağladık, hüzünlendik, kahkaha attık… O kadar tarifi zor ki… Dile kolay 1000 tane yayında buluştuk seyircimizle. Var olsunlar. Hep karşılıklı sevgimiz daim olsun.
NUR TUĞBA NAMLI: HAYATTAKİ HER ŞEYE POZİTİF BAKIYORUM
◊ “Neler Oluyor Hayatta” ile yıllardır her sabah izleyici karşısına çıkıyorsunuz. Ekrandaki enerjiniz her daim pozitif… Peki, sizin hayatınızda neler oluyor?
– Ben çok düzenli bir aile hayatı yaşıyorum. En çok aile hayatının düzeninden, sevgisinden besleniyorum. Sanırım bu beni hep enerjik ve pozitif tutuyor. Bu arada kendimi bildim bileli her şeyde bir hayır vardır mantığı ile hareket ederim. Her olayın pozitif yönü benim daha mutlu olmama neden olur. Şu an hayatımın tam anlamıyla ne istediğimi bildiğim, hatta ne istemediğimi de bildiğim dönemindeyim diyebilirim.
◊ Sevilen bir insansınız. Bu durum sizi bazen şaşırtıyor mu? Unutmadığınız bir anınız var mı mesela?
– Sevgi her zaman karşıya geçer. İşimi o kadar severek yapıyorum ki, çok şükür çok güzel bir bağ kuruluyor seyircimizle ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Aklımda kalan anlar o kadar çok ki… 3 çocuğumun hamilelik sürecini seyircimizle birlikte yaşamam, Aren’in doğumundan 1 ay bile geçmeden ekrana dönmem… Bunlar hem büyük macera hem de büyük anılar oldu bana. Lohusalığımı bile ekranda yaşadım.
İŞ HAYATI BENİ BESLİYOR
◊ Yoğun hayat temponuzun içinde kendinize sık sık hatırlattığınız, çok sevdiğiniz bir alıntı ya da bir söz var mıdır?
– İşimi o kadar seviyorum ki gerçekten bunu hep söylüyorum. Çalışırken daha mutlu, daha özgüvenli, daha aşk dolu, hayata daha pozitif bakan bir Nur Tuğba oluyorum. Kısaca iş hayatı beni her yönden besliyor. Hayat gerçekten çok tempolu.
Bazen bir bakıyorum akşam olmuş ve yine yeniden tempo başlıyor. Arden artık 8 yaşında, kızım Eliz 5 oldu neredeyse, Aren ise henüz 18 aylık. Hepsinin birbirinden ayrı beklentileri, istekleri var. Hepsine yetişmeye çalışırken kendimi de unutmamaya çalışıyorum elimden geldiğince. Alıntıdan ziyade ben hep her şeye pozitif bakmaya çalışıyorum. Dolayısıyla beni motive eden cümle genelde “hayat yaşamaya değer”.
]]>
17 yılda 100 binden fazla bağışçıyı, Türkiye’deki sivil toplum yatırımlarıyla bir araya getirmişler. 40 milyon dolardan fazla bağışın sosyal etki projeleriyle buluşmasını sağlamışlar. Diyorlar ki, “Bağışçılara hayırseverlik erişimlerini en üst düzeye çıkarmaları için stratejik rehberlik sunarak 3 milyonun üzerinde hayatı doğrudan etkiledik.” Bu da önemli bir veri. Ölçülebilir işler yaptıklarını, daha doğrusu yaptıkları işin sonuçlarını ölçtüklerini de gösteriyor. Son dönemde bu çok kıymetli oldu. Sosyal etki konusunda çokça dillendirilen işbirliği temelli çalışmaları merkezine alan bir fon olarak bence önemli.
Bu fon hangi alanları, hangi konulardaki ihtiyaçları odağına almış diye baktığımızda ise, yedi başlık görüyoruz. Bunlar; sanat ve kültür, sağlıkta yenilikler, cinsiyet eşitliği, afet yardımı, çevre ve sürdürülebilirlik, eğitimde fırsat eşitliği, sosyal ve ekonomik kalkınma.

NEW YORK’TA ZİRVE
Turkish Philanthropy Funds yönetimi üyelerini, sosyal etki alanının önde gelen isimlerini zaman zaman farklı lokasyonlarda bir araya getiriyor, yeni yol haritaları belirlemek üzere beyin fırtıları yapıyor. Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda New York Times Center’da yapıldı. Buluşmanın başlığını bu kez, “2024 İnovasyon ve Sosyal Etki Zirvesi” koymuşlar. Toplumsal fayda için yapay zekâ, afet dayanıklılığında inovasyonun önemi, şirketler ve yarattıkları sosyal etki gibi konuları tartışmış zirveye gelenler. Medyatik tabirle Türk diasporası buluşup bunları konuşmuş.
Kimler katılmış? Chobani, Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketlerde kurucu ve üst yönetici pozisyonundaki isimler bu zirvede yer almış. Açılış konuşmasını Turkish Philanthropy Funds Eş Başkanı Mehmet Kırdar yapmış.
İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Zirveye katılan isimlerden öğrendik ki birçok panel ve oturum gerçekleşmiş. Bu panellerden birinin konuşmacısı da Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Esas Sosyal lideri Emine Sabancı Kamışlı. Kamışlı, sosyal etkide kurumların rolünü anlatmak üzere söz aldığında elbette 2015’te başlayan Esas Sosyal projesinden örnekler verdi. “Esas Holding’in sosyal yatırım birimi olan Esas Sosyal kapsamında gençlik ve istihdamı odağımıza alarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kurulduğumuz günden bu güne gerçekleştirdiğimiz araştırmalar doğrultusunda 2015 yılından bu yana programlar tasarlıyor, uyguluyor ve tecrübelerimizle geliştiriyoruz. Hedefimiz, işverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençlerin fırsat eşitliğine kavuşması ve akranları ile eşit şartlar dâhilinde istihdam edilmesi, bu konuda Turkish Philantrophy Funds ile iş birliği yapmaktan da büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.
Kamışlı’nın asıl verdiği mesaj ise sosyal yatırımları, daha fazla şirketin iş planlarına entegre edeceğiydi. Esas Sosyal’in kurucusuna göre şirketler sürdürülebilirlik için bunu yapmak zorunda. Bunu da şöyle anlattı konuşmasında:
“Kurumlar kendi değerlerinin neler olduğunu, neye önem verdiklerini belirleyip bu doğrultuda destek sağlamalı. Bu konudaki hakim zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor, kurumların her şeyi kendilerinin yapmasına gerek yok. Başarılı çalışmalar yaptığını düşündükleri bir oluşumu, amacı da destekleyebilirler. Bu destekler de artık küçük küçük ve münferit olmamalı; daha bilinçli daha vizyoner sosyal yatırımlar yapılmalı. Bunun için işbirlikleri çok önemli, her şeyi tek başımıza halledemeyiz; kurumlar olarak el ele vermeliyiz. Sosyal yatırım egoyu sevmez, sosyal yatırım iş birliğini sever. Amaçlar için ortaklıklar kurmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Bu aynı zamanda toplumu da ileriye taşıyacaktır. El ele vererek güzel ülkemiz için çok önemli işler yapacağız.”
17 yılda 100 binden fazla bağışçıyı, Türkiye’deki sivil toplum yatırımlarıyla bir araya getirmişler. 40 milyon dolardan fazla bağışın sosyal etki projeleriyle buluşmasını sağlamışlar. Diyorlar ki, “Bağışçılara hayırseverlik erişimlerini en üst düzeye çıkarmaları için stratejik rehberlik sunarak 3 milyonun üzerinde hayatı doğrudan etkiledik.” Bu da önemli bir veri. Ölçülebilir işler yaptıklarını, daha doğrusu yaptıkları işin sonuçlarını ölçtüklerini de gösteriyor. Son dönemde bu çok kıymetli oldu. Sosyal etki konusunda çokça dillendirilen işbirliği temelli çalışmaları merkezine alan bir fon olarak bence önemli. Bu fon hangi alanları, hangi konulardaki ihtiyaçları odağına almış diye baktığımızda ise, yedi başlık görüyoruz. Bunlar; sanat ve kültür, sağlıkta yenilikler, cinsiyet eşitliği, afet yardımı, çevre ve sürdürülebilirlik, eğitimde fırsat eşitliği, sosyal ve ekonomik kalkınma.
NEW YORK’TA ZİRVE
Turkish Philanthropy Funds yönetimi üyelerini, sosyal etki alanının önde gelen isimlerini zaman zaman farklı lokasyonlarda bir araya getiriyor, yeni yol haritaları belirlemek üzere beyin fırtıları yapıyor. Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda New York Times Center’da yapıldı. Buluşmanın başlığını bu kez, “2024 İnovasyon ve Sosyal Etki Zirvesi” koymuşlar. Toplumsal fayda için yapay zekâ, afet dayanıklılığında inovasyonun önemi, şirketler ve yarattıkları sosyal etki gibi konuları tartışmış zirveye gelenler. Medyatik tabirle Türk diasporası buluşup bunları konuşmuş. Kimler katılmış? Chobani, Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketlerde kurucu ve üst yönetici pozisyonundaki isimler bu zirvede yer almış. Açılış konuşmasını Turkish Philanthropy Funds Eş Başkanı Mehmet Kırdar yapmış.
İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Zirveye katılan isimlerden öğrendik ki birçok panel ve oturum gerçekleşmiş. Bu panellerden birinin konuşmacısı da Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Esas Sosyal lideri Emine Sabancı Kamışlı. Kamışlı, sosyal etkide kurumların rolünü anlatmak üzere söz aldığında elbette 2015’te başlayan Esas Sosyal projesinden örnekler verdi. “Esas Holding’in sosyal yatırım birimi olan Esas Sosyal kapsamında gençlik ve istihdamı odağımıza alarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kurulduğumuz günden bu güne gerçekleştirdiğimiz araştırmalar doğrultusunda 2015 yılından bu yana programlar tasarlıyor, uyguluyor ve tecrübelerimizle geliştiriyoruz. Hedefimiz, işverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun olan gençlerin fırsat eşitliğine kavuşması ve akranları ile eşit şartlar dâhilinde istihdam edilmesi, bu konuda Turkish Philantrophy Funds ile iş birliği yapmaktan da büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.
Kamışlı’nın asıl verdiği mesaj ise sosyal yatırımları, daha fazla şirketin iş planlarına entegre edeceğiydi. Esas Sosyal’in kurucusuna göre şirketler sürdürülebilirlik için bunu yapmak zorunda. Bunu da şöyle anlattı konuşmasında:
“Kurumlar kendi değerlerinin neler olduğunu, neye önem verdiklerini belirleyip bu doğrultuda destek sağlamalı. Bu konudaki hakim zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor, kurumların her şeyi kendilerinin yapmasına gerek yok. Başarılı çalışmalar yaptığını düşündükleri bir oluşumu, amacı da destekleyebilirler. Bu destekler de artık küçük küçük ve münferit olmamalı; daha bilinçli daha vizyoner sosyal yatırımlar yapılmalı. Bunun için işbirlikleri çok önemli, her şeyi tek başımıza halledemeyiz; kurumlar olarak el ele vermeliyiz. Sosyal yatırım egoyu sevmez, sosyal yatırım iş birliğini sever. Amaçlar için ortaklıklar kurmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Bu aynı zamanda toplumu da ileriye taşıyacaktır. El ele vererek güzel ülkemiz için çok önemli işler yapacağız.”
81 İLDE 81 ORMAN PROJESİ YENİDEN HAYATA GEÇİYOR
Yaz geliyor. Her seferinde ‘Aman bu yaz ormanlar yanmasın’ diye yüreklerimiz ağzımıza geliyor. Bu konuda çok büyük faturalar ödedik. Hatırlarsınız mutlaka 2008-2017 yılları arasında Orman Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen “81 İlde 81 Orman” Projesi vardı. Çok da işe yaradı. Dikim sahalarının yüzde 84’ünde başarı sağlandı. Şimdi proje müthiş bir işbirliğiyle tekrar başlıyor. Önceki gün bu işbirliğinin tanıtım toplantısına katıldım. Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet’in 100. yılına özel olarak “81 İlde 81 Orman” projesini yeniden hayata geçiriyor. Yine Orman Bakanlığı ve TEMA Vakfı ile birlikte elbette. Proje kapsamında beş yılda 81 ilde 2 milyon 200 bin fidan toprakla buluşturulacak.
Projenin duyurusunu Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın bizzat yapması bankanın işi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Aran konuşmasında işe Samsun ve Erzincan’dan başlayacaklarını söyledi. “Her ilimizde bölge halkıyla, çalışan ve emeklilerimizle, çocuklarımızla şölen havasında bu dikimi yapacağız” dedi.
Her bir ağaç, bir nefes. Nefes aldıran bütün işbirlikleri, bütün projeler çok kıymetli. Projeyi yakından takip edeceğiz.
ŞAMPİYON ŞEFLER BELLİ OLDU
Geçen hafta bu köşeden Jumbo’nun desteğiyle gerçekleşen ve Milli Egitim Bakanlığı himayesinde yapılan ‘MEB Gastronomi Festivali Ve Yemek Yarismasi’nı duyurmuştuk. Yarışmanın finali gerçekleşti. Sürpriz sonuçlar var. Yarışmayı Siirt Zübeyde Hanım MTAL, kazandı. 30 okul arasından birinci seçilen Siirtli genç şefler jüri üyelerini müthiş etkilemiş. Yarismada sundukları mönüde neler var diye baktım. Yöresel avantajlarını sonuna kadar kullandıkları anlaşılıyor: Pirtike Çorbası, Perde Pilavı ve Varak Keek. Böyle bir mönü ile birinciliği elde ettiler. Müthiş.
Ekibin danışman öğretmeni Canan Balci’yı ve öğrencileri Zeynep Mamiş, Yüsra Görhan, Feyza Açikca’yı tebrik ediyoruz. Ayrıca okul mudiresi Sevda Onay ve Yiyecek İçecek Hizmetleri öğretmeni Ecenur Malçok’ın da bu başarıda emekleri büyük.
]]>

Eyüp Vural Aydın
80 ŞİRKETE ÇAĞRI YAPILDI
NCP Danışma Kurulu Üyesi Dr. Eyüp Vural Aydın, ay sonunda yapılacak NEOM çıkarmasının detaylarını Hürriyet’e anlattı. Aydın,”Danışma Kurulu olarak nisan sonunda toplantı yaptık. Bazı konular daha netlik kazandı. Benim bir misyonum var. Türk şirketlerini ilk etapta 500 milyar dolarlık yatırım içeren bu projeye daha fazla dahil etmek istiyorum. Bu nedenle Mart 2024’te İstanbul’da PPP Week düzenlemiştik. 52 ülkeden katılımcı gelmişti. Bu sırada Suudi Arabistan’dan gelen yetkililerle Yapı Merkezi, Limak, Makyol, Tekfen, İçtaş, Kalyon ve Pak Yatırım gibi şirketleri bir araya getirmiştik. Birer saatlik görüşmeler yaptılar. Şimdi de ay sonunda 10 Türk şirketi ile Arabistan’a gideceğiz. Burada içlerinden bazıları kesin anlaşmalar imzalayabilir” diye konuştu. Aydın, 10 şirketlik çıkarma için 80 firmaya çağrı yaptıklarını, kontenjanın yarısına yakınının birinci gün dolduğunu da belirtti. Aydın, meşhur NEOM projesinin şantiyesine bir gezi de düzenleyeceklerini vurgulayarak, “Bu 10 şirket projeden büyük iş alırsa, zaten onlarca şirketi de projeye dahil etmiş olurlar. Çünkü işler çok büyük. Taşeronsuz kimse altından kalkamaz” diye konuştu.

ABD VE AVRUPALI DEVLERLE DE BULUŞMA
Eyüp Vural Aydın’ın programında, Türk şirketlerini bölgede önemli ihaleler almış büyük ABD’li, Kanadalı, Avrupalı şirketlerin tepe yönetimleriyle de buluşturmak var. 500 milyar dolarlık pastanın “şirket egosu”na yer bırakmayacak kadar büyük olduğunu vurgulayan Aydın, “Şunu Türk şirketlerine altını çizerek söylüyorum, biz mutlaka direkt hükümetten ihale almalıyız diye bakmayalım, büyük işler almış firmaların taşeronu olmak da önemli. Üstelik risksiz. ABD’li firmalardan da iş alalım. Onların da bu alanı iyi bilen Türk firmalarına taşeron olarak ihtiyacı var” dedi.
Aydın, hesabı şöyle özetledi: “Türkiye yurtdışında yılda ortalama 20 milyar dolarlık iş yapıyor. Suudi Arabistan’daki projeler-den önümüzdeki 10 yılda yıllık ortalama 10 milyar dolarlık iş sadece bu projeden gelebilir. Örneğin Limak iki iş aldı, biri 1.5 milyar dolarlık. Hepsi böyle olmak zorunda değil. İşin yüzde 70’i taşeron anlaşmalarla elde edilebilir. Yüzde 30’u büyük ihaleler olur.”
VİZYON 2030’A UYUM ZORUNLULUĞU
Eyüp Vural Aydın, Suudi Arabistan’daki yeni bir kararı da anlattı: “Geçen hafta yeni bir karar alındı. Ülkede açıklanmış 500 büyük proje var. Prens Selman dedi ki, projelerin tamamı Vizyon 2030’a uyumlu olmalı, aksi halde onaylanmayacak. Ve bu kritere uyumlu 147 proje onaylandı. Bu projeler kamu özel sektör işbirliği (PPP) tarafında 2024’te 13 milyar , 2025’te de 25 milyar dolarlık yatırım gerektiriyor. 2025’e kadar 50 bin yeni istihdam yaratılacak. 2030’a kadar projelerin 80 milyar dolarlık PPP katkısı olacak.”

Raporda akıllı otomasyon ve yapay zeka teknolojilerinin yükselişiyle ortaya çıkan dönüşümler ve uluslararası rekabet ortamı detaylı bir şekilde ele alınıyor. İTOSAM araştırmacıları LinkedIn verilerini kullanarak Türkiye’de 2000 yılında yapay zeka ürünleri geliştiren 5 firma varken, firma sayısının 2020’de 572’ye, 2021’de 718’e, 2022’de 860’a, 2023’te 1.012’ye ve 2024’te 1.195’e yükseldiğini tespit etti.
Araştırma için yapay zeka kapsamı içine giren makina öğrenmesi, derin öğrenme, bilgisayar görüşü, sinir ağları, doğal dil işleme, pekiştirmeli öğrenme, otonom mobil robotlar gibi kavramlar değerlendirildi.
TÜRKİYE 22 BİN 735 ROBOTLA EN FAZLA ROBOT STOKUNA SAHİP 18’İNCİ ÜLKE
Raporda Türkiye’de yapay zeka ürünleri geliştiren firmaların en yoğun olduğu sektörler de tespit edildi. Buna göre yapay zekayı en çok kullanan ilk 10 sektör bilgi teknolojileri ve hizmetleri, yazılım geliştirme, medya, eğitim, sağlık, işletme danışmanlığı ve hizmetleri, endüstriyel otomasyon, finansal hizmetler, araştırma hizmetleri ve biyoteknoloji olarak sıralandı.
İTOSAM’ın akıllı otomasyon teknolojileri raporunun dikkat çeken bir başka verisi ise Türkiye’deki endüstriyel robot stoku oldu. En fazla robot stokuna sahip 20 ülkeye ait verilere göre dünya genelinde 2022 yılı itibari ile 3,9 milyon kurulu endüstriyel robot bulunuyor. 2025 yılında endüstriyel robot stok sayısının yıllık ortalama yüzde 10 artışla 5 milyon 227 bin olması bekleniyor. Türkiye ise 22 bin 735 robot stoku ile dünya genelinde en yüksek robot stokuna sahip 18’inci ülke konumunda bulunuyor.
Çin 1 milyon 501 bin endüstriyel robot ile dünya genelinde en fazla robot stokuna sahip ülke. Çin ekonomisinin mevcut robot stoku dünya ekonomisindeki robotların yüzde 38,5’ini temsil ediyor.
MESLEKLER YAPAY ZEKA VE ROBOTLAR ÜZERİNDEN OTOMASYON RİSKİNE MARUZ KALIYOR
Yapay zekânın en fazla ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak bilişsel rutin görevler ön plana çıkarken, en az ilerleme gösterdiği becerilerin ortak özelliği olarak ise fiziksel güç oldu.
Robotlar daha çok manuel, rutin veya fiziksel güç gerektiren görevlerde insanların yerini almaya aday. Bu sebeple yapay zekadan etkilenme ihtimali düşük meslek grupları, robotlar üzerinden otomasyon riskine maruz kalıyor.
Akıllı otomasyon teknolojilerinin bazı meslek gruplarını olumsuz etkilerken, mevcut bazı iş kollarında daha fazla istihdam fırsatı sunacağı ve bununla birlikte yeni mesleklerin ortaya çıkmasına katkı vereceği öngörülüyor. Tüm bu etkiler aynı anda ele alındığında ise net istidam tablosunun nasıl şekilleneceği halen büyük bir soru işareti iken, bu soruya kesin ve genellenebilir bir cevap bulmak şu an için mümkün görünmüyor.
Raporda, mevcut durumun analizi yapıldıktan sonra potansiyel sorunlar için önerilen çözüm ve politikalara da yer veriliyor.
RAPORDA YER ALAN BAZI ÖNERİLER
“Yüksek gelirli ülkeler ligine yükselme hedefi olan bir ülkenin akıllı otomasyon teknolojilerine yönelik net bir stratejiye sahip olması gerekiyor.
Robot ve yapay zeka gibi akıllı otomasyon teknolojilerinin hangi hızda ve hangi sektörler öncülüğünde ekonomiye adapte edileceği, nitelikli doğrudan yabancı yatırımların nasıl çekilebileceği ve zamanla bu öncü teknolojilerin yerli ve milli imkanlarla hangi düzeyde üretilebileceği gibi hususlara dair strateji ve planların iyi çalışılması gerekiyor.
Gelişen ülkeler, akıllı otomasyon çağında doğru sektörlere uygun nitelikteki çok uluslu şirketleri çekmeye çalışırken eskiye kıyasla daha seçici olmalıdır. Yatırımcı adaylarının yerli girdi kullanımı ve Ar-Ge yoğunluğu gibi faktörleri dikkate alınmalıdır.
Akıllı otomasyon teknolojileri emeğe ihtiyacı azaltarak, gelişen ülkelerin yabancı yatırım çekerek küresel tedarik zincirlerine entegre olmasına ket vurabilir.
Türkiye’nin rekabet gücünü, ürettiği mal ve hizmetlerin kalitesinden ve geliştirdiği yerli ve milli teknolojilerden sağlaması ekonomik ilerleme için son derece kritik önem arz ediyor.
Yerli ve milli teknoloji gelişiminde teknolojiler arasında seçim yaparken, teknolojinin ülkenin mevcut bilgi birikimi ve kabiliyetleriyle uyumu ile gelecek vaat eden sektörlere katkısı ve ihracat potansiyeli gibi parametreler dikkate alınmalıdır.
Geliştirilecek teknolojilerin sadece vasıflı işçilerin üretkenliğini değil, düşük vasıflı işçilerin üretkenliğini de arttırmaya odaklanması daha faydalı olacaktır.
Tekno-ekonomik paradigmadaki değişimler teknoloji makasının kısa bir süreliğine kapanmasına neden oluyor. Örneğin, elektrikli araçlara dair yaşanan teknolojik değişim yeni bir yarışın çıkmasını sağlıyor.”
AVDAGİÇ: “ÜNİVERSİTELERDE YENİ BÖLÜMLER AÇILMALI”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Yapay zeka uygulamalarında ve robotikte yetişmiş insan gücümüzü üniversitelerde daha kapsamlı ve daha etkili bölümler açarak Türkiye’de tutmalıyız” uyarısında bulundu. Özellikle yapay zekanın sanayi alanında da giderek daha da etkili bir duruma geldiğini belirten Avdagiç, “Türkiye’nin dikkat etmesi gereken konu, Batı, yapay zeka ve robotikte yetişmiş insan gücümüzün bir kısmını çok hızlı bir şekilde bizden alıp götürebiliyor. Bizim kendi ülkemizdeki yapay zeka uygulamalarını geliştirmek için üniversitelerde yeni bölümler açılmalı” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, İTO’nun iştiraki Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nde yapay zeka uygulamaları yapan girişimcilere destek verdiklerini vurguladı. Şekib Avdagiç, “Özellikle sanayinin üretim, tasarım, kalite kontrolü, paketleme dahil her aşamasında yapay zeka uygulamaları kullanılıyor. Birçok yerde insanların ortaya koyduğu çözümlerin, takiplerin, kontrollerin yapay zeka tarafından çok daha etkin bir şekilde yapıla geldiğini görüyoruz. Bu bir tarafta üretimin güvenilirliğini, kalitesini, sürekliliğini ve riskini ortadan kaldıran bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bir taraftan da maliyet tasarrufu sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, “Bugüne kadar hazırladığımız çalışmalarımıza aldığımız tepkiler, İTOSAM’ın önemli bir boşluğu doldurduğunu ve doğru yolda olduğunu gösteriyor. Deyim yerindeyse İTOSAM, 740 bin üyeli İTO camiasının think-tank’i olma yolunda. Çünkü İTOSAM araştırma ve raporlarıyla, İstanbul ve Türk iş dünyasını, durum tespitlerinden haberdar etmenin ötesinde fikir ve strateji sahibi de yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>İşinizi tek başınıza ya da ortağınızla yapabilirsiniz. Tek başlanan bir işte ortaklık yapısına dair çok fazla planlama yapmak gerekmez. Ortaklı bir şekilde çalışmaya başlayacaksanız, ortağınızla şirket dahi kurmadan önce aranızda bir ortaklık sözleşmesi hazırlamanız, görevlerinizi belirlemeniz, bir ortak şirketten ayrılırsa bunun sonuçlarını önceden kararlaştırmanız gerekir.
2. ŞİRKET TÜRÜ
Ortaklık sözleşmenizin ardından işletmeniz& startup’ınız için bir şirket türü belirlemeniz gerekir. Bu noktada işletmeniz için hukuki ihtiyaçları belirlemeli size en uygun olan şirket türünü seçmelisiniz. Limited şirket, anonim şirket, şahıs şirketi, adi şirket bu seçeneklerden biri olabilir. Her birinin başlangıç sermayesi, ortakların sorumluluk seviyesi, hukuki yükümlülükleri birbirinden farklı. Bu noktada şirketten beklentiniz neler bunları tespit etmek önemli.
3. İSİM VE MARKA HAKKI EDİNME
Orijinal ve daha evvel bulunmamış bir isim bulmak startup’ınız için oldukça önemlidir. Bu muhakkak kontrol edilmelidir. Aksi halde işe başladıktan sonra isim hakkınızı kaybederek yeniden isim bulmanız gerekir ki hali hazırda kullanımda olan ismi değiştirmek oldukça maliyetli olacaktır.
Orijinal isminizi bulduktan sonra Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan ismi ve logoyu tescillemeniz gerekir. Aksi halde sizin kullanımınızdan sonra başka kişilere karşı markanız korunaksız kalacaktır. Marka tescilleri ile paralel olarak domainleri de almanız faydanıza olacaktır.
4. PATENT BAŞVURUSU
Eğer patentlenebilecek bir buluşunuz varsa muhakkak bu buluşu patentlemeniz gerekir. Patentiniz ya da faydalı modeliniz startup’ınızın en önemli katma değerini oluşturacaktır. Patent koruması olmaması buluşunuzu korumasız ve çalınabilir hale getirir.
5. RUHSAT VE İZİNLER
İşletme sahipleri, faaliyetine göre olası gereklilikleri önceden tahmin etmelidir. Gıda, bankacılık, e-ticaret gibi çok farklı alanlarda lisanslamadan çalışılması mümkün değildir. Çalışılsa dahi idari para cezası gibi sonuçlarla karşılaşılabilir.
6. FAALİYETE GÖRE HUKUKA UYUMLULUK
Lisans ve ruhsatları alabilmekle hukuka uyumluluk doğrudan aynı şey değil. Pek çok kanun ve yönetmelikte uyulması gereken kurallar bulunmakta. Örneğin bunlardan son zamanlarda en çok duyduklarımızdan biri Kişisel Verilerin Korunması Kanunu. Eğer işletmenizde herhangi bir şekilde kişisel veri işliyorsanız ki işlememe ihtimali oldukça küçük, bu kanuna uyumlu olmak için çeşitli yükümlülükleri yerine getirmeniz gerekir. Pek çok kanunda bu yönde pek çok yükümlülük bulunmaktadır. Bunları bilmek ve uyumluluğu sağlamak gerekir. Aksi halde para cezaları gündeme gelecektir.
7. İŞ SÖZLEŞMELERİ DÜZENLENMESİ
İleride olabilecek potansiyel uyuşmazlıklar ve kanundaki yükümlülüklerinizi eksiksiz yerine getirebilmek için çalışanlarınızla mutlaka iş sözleşmesi imzalamanız gerekmektedir. Bunun yanında çalışma biçimlerine göre bazı düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin; uzaktan çalışma yapmak istiyorsanız bu gibi konulara karar verecek çalışanların yazılı izni alınmalı, prim verilecekse bunun usulü belirlenmelidir. Ayrıca şirketinize uygun olabilecek personel yönetmeliği de düzenlenebilir.
8. ÇALIŞANLARLA ORTAK OLMAK
Bazı durumlarda çalışanınız kaybedemeyeceğiniz kadar önemli ancak işletmeniz de büyük şirketlerin verebileceği ücretleri veremeyecek kadar -şimdilik- küçük olabilir. Böyle durumlarda çalışanınızı belirli yükümlülükleri yerine getirdiği takdirde şirketinize ortak yapabilirsiniz. Bunun da çerçeveleri önceden çizilmeli, oranları ve ortak olma şartları belirlenmelidir. Örneğin; çalışanınıza 3 yıl çalışması ve bir uygulamayı yazması halinde ortak olabileceğiniz vaadini verebilir, buna uygun sözleşmeler yapabilirsiniz.
9. VERGİ İNDİRİMLERİ VE TEŞVİKLER
Pek çok farklı sektörde devlet tarafından sağlanan çeşitli vergi indirimleri ve teşvikler gibi avantajlar olabilir. Yeni başlayan bir şirket için bu teşvik ve indirimler oldukça faydalı olacaktır. ARGE, Tübitak, teknokent teşviklerinin yanı sıra ’lere, kadın girişimcilere de pek çok imkân sunulmakta.
10. SÖZLEŞME HAZIRLAMA
Şirketiniz faaliyete geçtikten sonra operasyonunuzun çeşidine göre verdiğiniz hizmete ya da sattığınız ürüne göre sözleşme hazırlamanız gerekir. Örneğin, e-ticaret yapıyorsanız mesafeli satış sözleşmesi hazırlamanız, hizmet veriyorsanız hizmet verme sözleşmesi hazırlamanız ve karşı tarafla bu sözleşmeleri imzalamanız gerekir. İyi hazırlanmış bir sözleşme sizi ilerideki olası uyuşmazlıklara karşı koruyacaktır.
]]>Borsa İstanbul’dan yapılan açıklamada şöyle:
Bilindiği üzere işlenmemiş ithalatında yaşanan yükselişin dış ticaret dengesi ve ödemeler dengesi üzerindeki olumsuz etkileri göz önünde bulundurularak altın ithalatının artış hızını azaltmaya yönelik bir tedbir olarak 07.08.2023 tarihi itibarıyla işlenmemiş altın ithalatı kapsamında aylık toplam ithalat kotasının bir kısmı; 01.01.2022’den kota uygulamasına başlanan 07.08.2023 tarihine kadar Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ya da Türkiye’de yerleşik bir tüzel kişinin sermayesine eklenmek üzere veya ihracat bedellerinden mahsup edilmek üzere “bedelsiz” ödeme şekliyle gerçekleştirilen ithalat işlemleri dışında işlenmemiş altın ithalat işlemi (peşin veya mal mukabili ödeme şekliyle) gerçekleştirmemiş kıymetli madenler aracı kuruluşları ile Borsa İstanbul A.Ş.’ye üyeliği kota uygulamasına başlandıktan sonra gerçekleşen kıymetli madenler aracı kuruluşları ve Danıştay 13. Dairesinin, 26.12.2022 tarihli, E:2019/3051, K:2022/4968 sayılı ve 26.12.2022 tarihli E:2019/3052, K:2022/4966 sayılı kararları kapsamında faaliyet izinleri geri verilen kıymetli madenler aracı kuruluşları arasında dağıtılmak üzere rezerv olarak ayrılmaktadır.
Hazine ve Maliye Bakanlığının 03.05.2024 tarihli yazısı uyarınca; yukarıdaki kapsamda rezerv olarak ayrılan kota miktarı 500 kilogramdan 510 kilograma çıkartılmıştır. Bu kapsamdaki üyelerimiz her ayın ilk beş işgünü içinde 25 kilogramı geçmemek üzere talep ettikleri miktarı Borsamıza bildireceklerdir.
Beş iş günü sonunda toplam talep edilen miktarın 510 kilogramdan fazla olması halinde 510 kilogram talep eden üye sayısına bölünerek ortalama tahsis miktarı bulunacaktır. Bu miktarın altında olan üyelere talep ettikleri miktar tahsis edilecek, diğer üyelere ise eşit miktarda tahsis yapılacaktır.
Bu kapsamdaki üyelerimiz her ayın ilk beş işgünü içinde 25 kilogramı geçmemek üzere talep ettikleri miktarı Borsamıza bildireceklerdir. Beş iş günü sonunda toplam talep edilen miktarın 510 kilogramdan fazla olması halinde 510 kilogram talep eden üye sayısına bölünerek ortalama tahsis miktarı bulunacaktır. Bu miktarın altında olan üyelere talep ettikleri miktar tahsis edilecek, diğer üyelere ise eşit miktarda tahsis yapılacaktır.
Bu kapsamdaki kıymetli madenler aracı kuruluşlarının, tahsis edilmesi kesinleşen kota miktarlarını öğrenmek için ilgili ayın beşinci iş gününü takip eden iş günlerinde Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası Direktörlüğü ile iletişime geçmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen kapsamdaki talepler Mayıs ayından itibaren her ayın ilk 5 iş günü içerisinde 09:00-18: 00 saatleri arasında sadece KASA uygulaması (kasa.borsaistanbul.com) Elektronik Talimat Sistemi (ELTAS) üzerinden çevrimiçi olarak iletilecektir. ELTAS üzerinden bildirilmeyen başvurular işleme alınmayacaktır.
Konuya ilişkin olarak ELTAS kullanıcı kılavuzu ekte yer almaktadır. Bu çerçevede KASA uygulaması üzerinden oluşturulan ‘İthalat Kota Talebi’nin varsa ikinci onaycı tarafından da onaylanarak ‘Talimat Türü’nün ‘Onaylandı’ statüsüne getirilmesi gerektiği, saat 18:00’dan önce ‘Onaylandı’ statüsüne getirilmemiş taleplerin dikkate alınmayacağı ve Borsa tarafından re’sen iptal edileceği hususları göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca belirtilen 510 kilogram rezerv kapsamında olmamasına rağmen ELTAS üzerinden başvuru yapan üyelerin talepleri de re’sen reddedilecektir.
Diğer taraftan, Hazine ve Maliye Bakanlığının anılan yazısı uyarınca diğer üyelerimize yönelik kota dağılımında da değişiklik yapılmış olup üyelerimizin Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası Direktörlüğü ile iletişime geçmesi gerekmektedir.
]]>– Süreç çok zordu. 3 sezon geçirdik ve biz 86’ncı bölümde bunu işlemeye başladık. 86 bölüm öncesinde bir Tuğçe büyüttüm içimde. Elini tuttuğumda ergendi. Düştük, ayağa kalktık, toparladık, polis oldu, hayata tutundu, âşık oldu derken böyle bir olayın başına gelmesini beklemiyordum. Süreç içinde de bir süre kabullenmedim.
◊ Senaryoyu görünce ne yaptınız?
– Direkt ağladım. Eve gittim bir daha ağladım ve şunu dedim kendime: “Yapacak bir şey yok. Tuğçe’sin. Yapacaksın. Ekibine güven, senaryoya güven, hocalarına güven.” Hep bir güven sürecinden geçiyor, bir noktada da seyirciye güvenmek gerekiyor. Güvenle atlattım ama zor bir süreçti.
◊ Role nasıl hazırlandınız?
– Hazırlanılmıyor. Bir kadın olarak, bir kız olarak çok gerçek işlendi. Bir noktaya kadar performans kaygısı güttüm çünkü gerçek hayatın içinde olan bu konuyu gerçek oynamam gerekiyordu. Çok hassas bir konu. Sonra da role nasıl girerim, o durumdan nasıl çıkarım onu düşündüm. Kendime hep bunun bir kurgu olduğunu hatırlattım. Kurgu ile gerçeği hep ayırmaya çalıştım.

◊ Ne tür yorumlar aldınız?
– Hem çok güzel hem de olumsuz eleştiriler aldım. Bir grup seyirci bu konunun ekrana taşınması doğru bulmadığını belirten yorumlar yaptı. Ama gerçek hayatta da yaşanan bu konu karşısında susmamamız lazım. Biz “Yargı”da hep ağır konuları işledik. Toplumun aynası bir iş bu. Biz gerçek hayatta olmayan hiçbir şeyi işlemedik. O yüzden maalesef cinsel istismar da var ki “Yargı”da yer aldı.
◊ Setteki hava nasıldı o sahnelerin çekildiği süreçte?
– Ben çok seviyorum ekibimi. Muazzam hocalarımız var. Hepsi abim ablam gibi. Gülay Say oyuncu koçluğumu yaptı. Beni gerçekle kurgu arasından koparan ve birleştiren de oydu.
‘YARGI’ DOĞUM NOKTAM
◊ “Yargı” dizisi dönüm noktanız mı oldu?
– Kesinlikle. Hatta “Yargı” doğum noktam bile diyebilirim. Gözlerimi açtığımdan beri oyunculuk yapıyorum ama “Yargı” her şeyin daha gerçek olduğu hayatı daha gerçek noktadan görmeye başladığım yaşlarımın ilk sürecinde hayatıma dahil oldu. 16 yaşındaydım girdiğimde. Ne olacak bilmeden iş ilerledi, uzun soluklu oldu. İyi senaryoda herkesin hikâyesi de iyi işleniyor. O yüzden kendi karakterimin de hikâyesini iyi performansla gösterebildiğimi düşünüyorum. “Yargı” bu noktada kesinlikle doğum noktam.
◊ Canlandırdığınız Tuğçe karakteri cevval, cesur bir tip. Sizinle kesişen ve ayrışan yanları neler?
– Başlarda hiç kesişmiyorduk. Ben Tuğçe’yi başlarda hiç sevmiyordum. Ama sevgi nefret bağı kurduk birlikte. Çünkü benden çok ayrı. İşin zaten zevkli tarafı buymuş; kendinden alakasız bir şeyle empati kurabilmek. O yüzden Tuğçe bana çok farklı şeyler öğretti. Artık daha fazla kesiştiğimiz nokta var. Sanırım en benzer yanımız kararlılığımız ve hırsımız. Son bölümlerde de yaşadığı zorluklara rağmen hayata tutunan bir kadın görüyoruz. Bana da öğrettiği en büyük şey o oldu. Umarım hiçbir kadın bunu yaşamaz. Keşke yaşamasa. Tuğçe güçlü bir karakter, bana da güçlü durmayı öğretti her noktada.
◊ Siz daha sessiz sakinsiniz sanırım.
– Ben bir tık daha sessiz sakinim ama yerine göre değişir. Arkadaşlarım çok konuştuğumu söyler mesela. Sette de acayip gevezeyimdir.

SERÜVENİN SONUNA GELMEK HEPİMİZİ ÜZÜYOR
◊ Finale doğru gidiyorsunuz, nasıl hissediyorsunuz?
– Sette herkes çok duygusal. Çünkü 3 sene yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi. Bir hikâyenin sonuna geliyor ve bir serüvenin sonuna gelmek hepimizi çok üzüyor. O kadar fazla anım var ki herkesle. Çok fazla ders, öğreti var. Ben bayağı bir buruğum. Ama her güzel şeyin bir sonu var. “Yargı”nın bu kadar güzel başlayıp noktalanması da geriye dönüp bakınca ileride çok güzel bir anı olarak kalacak.
Sınırlarımı zorlayacak işler yapmayı çok seviyorum
◊ Siz çok küçük yaşlarda girdiniz sektöre, nasıl oldu?
– Ailem yönlendirdi. 3.5 yaşlarında girdim sektöre. Oyunculuğu çok seviyorum ben. Hayat çok kısa ama tek bir insan olmak için de fazla uzun. Ben her güne farklı bir insan olarak uyanabilirim. Bir sürü hayat ve bu fikrin bana çocukken verilmiş olması çok güzel hissettiriyor. Bir daha dünyaya gelsem yine oyuncu olmak isterdim.
◊ Şu an hangi rol hayaliniz?
– Çok fazla var. Sınırlarımı zorlayacak işler yapmayı çok seviyorum. Bir deliyi oynamak isterdim. Ya da tamamen silik bir karakteri oynamak isterdim.
◊ İşin eğitim süreci ne durumda?
– Oyunculuk adına bir eğitim almıyorum. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okuyorum. 14 sene sette zaten her günüm bir ders niteliğinde oldu. Çok değerli isimlerle çalıştım; Cezmi Baskın, Hüseyin Avni Danyal, Haluk Bilginer… Onların kendi aralarında tiyatroyla alakalı konuştuğu bir anısını asla dinlemekten çekinmem. O yüzden setlerde geçirdiğim her gün bir ders gibi.
En büyük hayalim tiyatro yapmak
◊ Dışarıda aldığınız en enteresan yorum ne oldu?
– Marmaray’da tatlı teyzeler, ablalar yanındaki arkadaşıyla konuşurken ben orada değilmişçesine “Bak bak Tuğçe, komiserin kızı. Ekranda ne kadar kiloluymuş, burada ne kadar zayıf” diye konuşuyorlar. Bayılıyorum, günüm neşeleniyor onlarla karşılaşınca.
◊ Kendinizi 10 yıl sonra nerede hayal ediyorsunuz?
– Tiyatro sahnesinde hayal ediyorum. Çünkü en büyük hayalim tiyatro yapmak. 10 sene sonra kariyerim nasıl ilerler bilmem ama kesinlikle ben oyunculuğu seviyorum. Her güne başka biri olarak uyanmayı seviyorum ve bu noktada bana en iyi hissettirecek, besleyecek şey de tiyatro yapmak.
]]>Bakanlığın görev alanına giren konularda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ile ilişkileri yürüttüğünü ifade eden Işıkhan, ikili ve çok taraflı anlaşmaların müzakere ve uygulanma süreçlerini de yakından takip ettiklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına büyük önem atfetmekte ve kendilerine sunulan hizmetleri yakından takip ettiğini hatırlatan Işıkhan Türkiye’nin yurttaşlarla ve kardeş topluluklarla irtibat ve ilişkilerini, son 21 yılda, Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun ve samimi bir noktaya taşıdığını söyledi.
“TÜRK DİASPORASI’NIN SON 21 YILDA ÇOK DAHA GÜÇLENDİĞİ VE ÖZGÜVEN KAZANDIĞI YADSINAMAZ BİR GERÇEKTİR”
Cumhurbaşkanının liderliğinde, AK Parti hükümetlerinin küresel yönetim vizyonu sayesinde sadece Türkiye’nin geleceği ile değil aynı zamanda 7 kıtada yaşayan Türk vatandaşlarının geleceği ile de yakından ilgilenildiğini kaydeden Işıkhan, “Özellikle Türk Diasporası’nın son 21 yılda çok daha güçlendiği ve özgüven kazandığı yadsınamaz bir gerçektir. Hiç kuşkusuz bu sağlam bağları geliştirmemizdeki en büyük etken, yurt dışındaki her bir kardeşimizin ve akraba topluluklarımızın sorunlarıyla, ihtiyaçlarıyla birebir ilgilenmemiz olmuştur. Özellikle çalışma hayatı bağlamında çok önemli adımlar atılmıştır. Bu hususta izninizle, sizlere, Bakanlığımızın yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza sunduğu hizmetlere ve yürüttüğü çalışmalardan söz etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
“2023 YILI İÇERİSİNDE YURT DIŞI TEŞKİLATIMIZ ÜÇ YÜZ YEDİ BİN VATANDAŞIMIZA HİZMET VERMİŞTİR”
29 ülkede 57 yurt dışı birimi ile çalışma, istihdam, sosyal güvenlik, ailevi ve sosyal konular başta olmak üzere; ayrımcılık, aile birleşimi, ikamet ve çalışma izinleri, yurtdışı müteahhitlik işleri gibi alanlarda, vatandaşlara hizmet sunduklarını aktaran Işıkhan, “Bununla birlikte, görev yapılan ülkenin ulusal mevzuatı, taraf olunan uluslararası sözleşmeler incelenerek çalışma hayatından ve sosyal güvenlikten kaynaklanan sorunlarına yönelik Müşavirliklerimiz/Ataşeliklerimiz aracılığıyla vatandaşlarımıza destek oluyoruz. Yurt dışı birimlerimizin ulaştığı toplam vatandaş sayısı yurt dışı kadroların doluluk oranına göre yılda iki yüz bin ile beş yüz bin arasında değişmektedir. 2023 yılı içerisinde yurt dışı teşkilatımız tarafından toplam 546 bilgilendirme toplantısı düzenlenmiş, yaklaşık üç yüz yedi bin vatandaşımıza hizmet verilmiştir. Sunduğumuz hizmetlerin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik de yoğun mesai harcıyoruz” dedi.
Bilişim sistemlerinin çok hızlı ilerlemesi sebebiyle devletin vatandaşlarına sağladığı hizmetlerin, bu hıza ayak uydurmasının uzaktan hizmet alan vatandaşlar için büyük önem arz ettiğinin altını çizen Işıkhan, yurt dışında yaşayan vatandaşların Türkiye’ye gelmeleri, burada yaşamaları, vatan hasretlerini gidermeleri kendilerini her zaman mutlu ettiğini ifade etti.
“YURT DIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİĞE İLİŞKİN İŞLERİNİ DİJİTAL OLARAK YAPABİLMESİ İÇİN ÇALIŞMALARA BAŞLADIK”
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına müjde veren Işıkhan, “Bakanlık olarak, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, çalışma ve sosyal güvenliğe ilişkin tüm işlem ve başvurularını Müşavirlik ve Ataşeliklerimiz vasıtasıyla dijital olarak yapabilmesi için çalışmalara başladık. Bu kapsamda, tüm başvuruları elektronik ortama taşıyarak, vatandaşlarımızın zaman ve maddi açıdan tasarruf yapmaları şu an en önemli gündem maddelerimizden birisidir. Bunun hukuki ve teknik altyapı hazırlıklarını Sosyal Güvenlik Kurumumuz, İş Kurumu Genel Müdürlüğümüz, Dışişleri Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımız ile birlikte yürütmekteyiz” diye konuştu.
Hükümet olarak, yurt dışından emekli olan Türk vatandaşlarının Türkiye’ye araçlarıyla gelmeleri durumunda, 2 yıl olan araç bulundurma süresini 4 yıla çıkarttıklarını belirten Işıkhan bu işlemler için Konsolosluklara onaylatılan yurt dışı emeklilik belgesinin de sistem üzerinden (YTYBS) doğrudan ilgili gümrük idarelerine gönderilmesini sağlamayı planladıklarını söyledi.
Türk vatandaşlarının yurt dışında yaşadığı sıkıntılara değinen Işıkhan, “Vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkelerde ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda pek çok sorunla karşılaştığı yadsınamaz bir gerçektir. Vatandaşlarımızın, özellikle son dönemde giderek artan ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslamofobi gibi gayriinsani tutum ve davranışlara maruz kaldığına şahit oluyoruz. Özellikle işyerinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığından kaynaklanan saldırılar sonrasında mağdur vatandaşlarımızı/işçilerimizi ziyaret ediyoruz, konuyla ilişkili olarak ilgili ülkelerin makamlarıyla görüşüyoruz” diye konuştu.
]]>‘SON 22 YILDA 9 BİN 500 PROJEYE 47 MİLYAR LİRA DESTEK SAĞLADIK’
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) aracılığıyla dijital dönüşüm alanında son 22 yılda 9 bin 500 projeye yaklaşık 47 milyar lira destek sağladıklarını kaydeden Kacır, “Orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin yerli imkan ve kabiliyetlerle üretimi için hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programımız kapsamında, firmalarımızın ihtiyaç duyduğu dijital dönüşüm çözümlerinin geliştirilmesini ve imalatını Ar-Ge aşamasından seri üretime kadar destekliyoruz. Program kapsamında yürüttüğümüz ‘Dijital Dönüşüm’ çağrısıyla toplam yatırım büyüklüğü 448 milyon dolara ulaşan, aralarında otomasyon sistemlerinin, büyük veri platformunun, akıllı sensörlerin üretimlerinin yer aldığı 42 projenin önünü açtık” diye konuştu.
‘KOBİ’LERİMİZİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ İÇİN 10 MİLYAR LİRA DESTEK SAĞLADIK’
Bakan Kacır, KOSGEB’in destek programlarını yeniden kurguladıklarını belirterek, “Ülkemizde KOBİ’lerin hamisi ve en büyük destekçisi KOSGEB’in destek programlarını da yeniden kurgulayarak KOBİ’lerimizin dijital dönüşüm yolculuğunda önlerindeki finansman engelini kaldırıyoruz. Bugüne kadar KOSGEB eliyle KOBİ’lerimizin dijital dönüşümü için 10 milyar lira destek sağladık. Uluslararası finans kuruluşlarıyla da iş birliğimizi artırarak yeni finansman mekanizmalarını KOBİ’lerimizin hizmetine sunuyoruz. Bu vesileyle bugün itibariyle yeni KOBİ Dijital Dönüşüm Destek Programı’nın duyurusunu yapmaktan memnuniyet duyuyorum. Program kapsamında imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin rekabetçiliklerini ve verimliliklerini arttırmaya yönelik dijital dönüşümlerini sağlamak için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile iş birliği yaptık. 300 milyon avroluk bir finansmanı; dijital dönüşüm ve olgunluk değerlendirme analizi gerçekleştirerek, dijital dönüşüm ihtiyaçlarını tespit eden ve yol haritasını oluşturan KOBİ’lerimizin hizmetine sunuyoruz. Dijital dönüşüm projelerini uygulayacak KOBİ’lerimize, 20 milyon lira üst limitli olmak üzere 36 ay vadeli uygun maliyetli finansmana erişim imkanı sağlıyoruz. Uygulamamızdaki ilk finansal kuruluş olarak Türkiye Ekonomi Bankası’nı bu iş birliğinin tarafı olduğu için tebrik ediyorum. Önümüzdeki dönemde diğer finans kuruluşlarını da programa dahil ederek programın kapsamını genişleteceğiz” ifadelerini kullandı.
‘KOBİ’LERİMİZ OLMAZSA OLMAZIMIZDIR’
Küresel anlamda olumsuz gelişmelerin yol açtığı olumsuzluklara rağmen Türkiye ekonomisinin büyümeyi başardığını vurgulayan Kacır, “Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, 255,8 milyar ihracatla rekor kırdık, son 13 yıl boyunca kesintisiz büyümeyi başardık. Geçtiğimiz yıl imalat sanayi ihracatımız 241 milyar dolar ile en yüksek değere yükselerek toplam ihracattan yüzde 94,2 pay aldı. Sizlerin de takdir ettiği üzere büyümede aslan payı sanayimizindir. Ekonomik ve sosyal kalkınmamızda kritik bir yere sahip olan KOBİ’lerimiz, sanayi çarklarının en önemli dişlisidir. Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasında attığımız adımlarda imalat sanayi işletmelerimizin yüzde 99’unu oluşturan KOBİ’lerimiz olmazsa olmazımızdır. Bu sebeple tüm imkanlarımızla ülkemizin potansiyeline inanan, büyük ve güçlü Türkiye idealine gönül veren vizyoner, çalışkan iş insanlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz. Ülkemizi küresel düzeyde ileri teknoloji üretim merkezi haline getirecek, bilgi temelli dijital ekonomiyi büyütecek, yenilikçi ve girişimci insan kaynağımızı güçlendirecek adımları atarken imalat sanayimizin ikiz dönüşümünü de kararlı bir şekilde sürdüreceğiz” dedi.
Bakan Kacır, konuşmasının ardından toplantıya katılan iş insanları ile hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>SENDİKA HAYATİ ÖNEMDE
“Çalışma hayatı gerçek bir dönüşümün içindeyiz. Bu dönüşümün, çalışanları nasıl etkilediğini, iş gücü piyasasında hangi alanlarda yeni fırsatlar ve hangi alanlarda tehditler oluşturduğunu anlamak, geleceğe dair stratejiler belirlemede kritik öneme sahip. İnsan onurunu koruyarak, adil çalışma koşullarını sağlayarak ve çalışan haklarını güvence altına alarak bu dönüşümü yönlendirmeliyiz. Sendikal örgütlenme, bu noktada vazgeçilmez bir yere sahip. Değişen iş yapısı ve çalışma koşulları karşısında, sendikal hareketlerin de güçlenmesi gerektiğini düşünmekteyim.”
YÜZDE 30 İÇİN MÜMKÜN
TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol da yeni nesil çalışma modellerini anlattı. Güvenceli esneklik modelleri ile fırsat yakalanabileceğini söyleyen Akkol, “Salgın ile birlikte Avrupa’da her 10 çalışandan 4’ü evden çalışmaya geçmiş. TİSK olarak hem çalışanlar hem de işverenlerle yürüttüğümüz bir araştırmadan bazı veriler paylaşma isterim. Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 30’ü için uzaktan çalışma mümkün. Çalışanların yüzde 73’ü evden çalışma ile iş-özel hayat dengesini daha iyi kurduğunu düşünüyor. Kadınları daha fazla çalışma hayatına dahil etmemiz için yeni nesil çalışma modellerine ihtiyacımız var. Gençler de bunu istiyorlar. Eski usul organizasyonlarda değil, yeni usul işletmelerde çalışmak istiyorlar. Bazılarını (Esnek çalışma yöntemleri) kanuni düzenlemelerle, bazılarını da iyi uygulamaları teşvik ederek yapabiliriz” ifadelerini kullandı.
ESNEKLİKTE ‘İŞ GÜVENCESİ’ İSTİYORLAR
Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın da esneklik tartışmalarına değindi. İşçilerin de memurların da emekçi olduğunu kaydeden Yalçın, “Dünyada çalışma normları yeniden tartışılıyor, işin, emeğin geleceği tartışılıyor. Esnek çalışmanın tartışıldığı bir zeminde önceliğimiz iş güvencesi. İşin geleceğini, emeğin geleceğini konuşacaksak sendikalar, kamu olarak hep birlikte bu konuyu tartışmamız gerekir. Örgütlenme boyutuna baktığımızda kamuda 950 bin kişi örgütlülüğün dışında duruyor, örgütlülük alanının genişlemesine ihtiyaç var” şeklinde konuştu.
İŞÇİLERİN GÜNDEMİ VERGİ VE ASGARİ ÜCRET
Toplantıya katılan işçi sendikalarının en önemli gündem maddesi ise çalışanlardan alınan vergi ve asgari ücret oldu. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay asgari ücret konuşulmaya başlandığında zam yapmak için fırsat kollayanların olduğunu söyledi. İstisna olması gereken asgari ücretli oranının yüzde 40’a çıkmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan ise, “Yeniden bir vergi reformuna ihtiyaç var” dedi. Gelir adaletsizliğinde Türkiye’nin sondan dördüncü ülke olduğunu vurgulayan Arslan, “Bu bize yakışmıyor. Emeğin milli gelirden aldığı payın OECD ortalaması yüzde 55-60. Türkiye ortalaması ise sadece 24” ifadelerini kullandı. DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise “Türkiye tüm vergi yükünün işçinin-emekçinin üzerinde olduğu, sermayenin de canı istediği zaman vergi ödediği bir ülke olamaz” diye konuştu.
ESNEK ÇALIŞMA NEDİR?
Esnek çalışma, geleneksel çalışma modellerinin dışında, iş saatleri, çalışma yerleri veya çalışma yöntemlerinin farklılaştığı çalışma modelleri anlamına geliyor. Uzaktan evden çalışma, süreli çalışma, kısmi süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma, online platform üzerinden çalışma, iş paylaşımı başlıca esnek çalışma modelleri arasında yer alıyor.
]]>Kalyoncu, ilk boruları indirdiklerini, yaklaşık 308 kilometrelik boru hattının 300 metrelik kısmının indirmesini tamamladıklarını anlatan Kalyoncu, “Kaynak olarak ise ilerlememiz yüzde 16 seviyesinde. Daha işin çok başlarındayız. Burada devam eden conta kaynağımız olacak. Bu doğal gaz boru hatlarında özellikle bu kaynak çok mühim” dedi.
TÜRKİYE EKONOMİSİNE KATKI
Projenin Türkiye ekonomisine katkısına değinen Kalyoncu, “Burada yaklaşık 100 bin ton ağırlığında çelik boru kullanıyoruz. Bunun neredeyse tamamını Türk çelik boru üreticilerinden aldık. Bütün bu para Romanya hükümeti tarafından direkt Türkiye’ye gelmiş oluyor. Yani ihracat olmuş oluyor. Projemizin yaklaşık 200 milyon euroluk kısmı borudan oluşuyor. Yani çelik maliyeti 200 milyon ” diye konuştu.

DEV PROJE 24 AYDA BİTECEK
Bu projeyi çok hızlı bir şekilde, 308 kilometreyi 24 ay gibi bir sürede yapmaları gerektiğini vurgulayan Kalyoncu, “Burada kaynak en önemli meselelerden bir tanesi. Boru depolama noktalarında depoluyoruz. Boruların yüzde 60’a yakına kadarının teminini tamamladık” dedi.
Hatasız bir şekilde bugünlere geldiklerini ifade eden Kalyoncu, bir soru üzerine, AB uhdesinde yapılan puanlama sistemiyle ilgili bu tarz ihalelerde fiyat ve firmanın teknik yeterliliğinin büyük önem taşıdığını kaydetti.
Kalyoncu, “Türkiye’de yaptığımız projeler, ayrıca Silivri yeraltı doğal gaz depolama tesisiyle bu konuda çok büyük bir mühendislik yetkinliğine sahip olduk. Sondajımızı da kendimiz yaptık. Artık doğal gaz ile ilgili işlerde kendi mühendislik ve insan gücümüzle başından sonuna kadar projeyi tamamlayacak hale geldik. İhale sırasında tam puan aldık.” şeklinde konuştu.
DÜNYA DEVLERİ GERİDE BIRAKILDI
Murathan Kalyoncu, doğal gaz ile ilgili işlerde akla ilk gelen İtalyan ve İspanyolları geride bırakarak bu ihalede öne çıktıklarını, ihalede en ciddi rakiplerinin Çinliler olduğunu ancak güçleriyle ve verdikleri güvenle onları geride bıraktıklarını söyledi.
“BEYİN TAKIMI TÜRKİYE’DEN”
Karadeniz Kıyısı-Podişor Doğal gaz Boru Hattı Projesi kapsamında önümüzdeki günlerde çalışan sayısının 1200 kişi olacağını, projenin “beyin takımını” Türkiye’den getirttiklerini anlatan Kalyoncu, “Deniz altından bir geçiş yok. Sadece burada bizi zorlayacak gelişme gölün altından olacak. Nehri yatay kesecek.” dedi.
“TÜRK GAZINI AVRUPA’YA TAŞIYACAK BİR TERMİNAL OLABİLİR”
Romenlerin Neptün gazını keşfettiğini ifade eden Kalyoncu, “(Neptün gazı) Karadeniz’de… Sakarya’nın hemen karşısında Neptün sahasının gazı. Ama tabii ki gaz tek yönlü gidebilecek bir şey değil. Türkiye ile eğer olası bir gaz ticaretinde Romanya’nın Karadeniz tarafındaki gaz terminalinde de kullanılabilecek bir gaz. Aynı şekilde konumu gereği de Türkiye’den Romanya’ya olası bir gaz satışında Türk gazını Avrupa’ya taşıyacak alternatif bir gaz.” şeklinde konuştu.
Doğal gazın artık dünyada stratejik ve kritik bir konu haline geldiğini, Avrupa’nın gaz bağımsızlığının Avrupa için çok tehdit edici bir konu olduğunu vurgulayan Kalyoncu, dağıttıkları bu doğal gazın Romanya’nın ihtiyacının yarıya yakınını karşıladığını bildirdi.
KATAR’DA MİLYAR DOLARLIK PROJE TAKİP EDİLİYOR
Katar’da şu anda takip ettikleri çok büyük bir proje olduğunu bildiren Kalyoncu, “Milyar doların üzerinde bir proje… Gaz projesi… Silivri’de yaptığımıza çok benzer bir proje. İnşallah yakın zamanda o konuda da güzel haberlerimizi sizlerle paylaşmış oluruz.” diye konuştu.
Kalyoncu, Romanya’da şu anda ihaleye çıkmaya hazır olan 2 tane doğal gaz çevrim santrali bulunduğunu, bu projelerle ilgilendiklerini, bu projelerden birinin 350 megavat, diğerinin 800 megavat olduğunu, bu konuda da İspanya’da bir şirketle iş birliği içinde olmayı düşündüklerini kaydetti.
MEGA PROJELERE KALYON İMZASI
Kalyon İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Kalyoncu, ilk ve en büyük projelerin her zaman hedeflerinde bulunduğunu belirterek, “Hep zaman kendimizi zorlayacak projelere talip olduğumuz için artık bir bina yapmak, hastane inşasında bulunmak bizim için çok da cazip olmuyor. Bu tarz kritik altyapı projeleri, havaalanı inşaatları, demir yolu projeleri çok kritik… Cezayir’de takip ettiğimiz demir yolu projesi var. İhaleye çıkmasını bekliyoruz.” diye konuştu.
AVRUPA BANKALARINDAN DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ İMKANI
Avrupa ihracat bankaları ve büyük bankalarla olan ilişkileri sebebiyle gittikleri herhangi bir ülkede finansmanda uygun faiz imkanı bulma şansına sahip olduklarını ifade eden Kalyoncu, Polonya’nın İhracat Ajansı Başkanı ile görüştüğünü bildirdi. Kalyoncu, “Kendisi, bize ‘Kalyon’la çok iyi çalışıyoruz. Ukrayna’da bir gün savaş bitecek. Biz kalkınma projelerini destekleyeceğiz. Ukrayna bizim kapı komşumuz. Eğer biz oraya finansman desteğinde bulunacaksak iş yapanın da Kalyon olmasını isteriz’ dedi.” ifadelerini kullandı.
“10 SAAT YOL GİTTİK, SAVAŞ SİRENLERİ ÇALDI”
10 ay önce Ukrayna’ya gittiğini ve bu ülkede şu anda takip ettikleri bir demir yolu projesi olduğunu aktaran Kalyoncu, “İş biraz zor oldu. 10 saati aşkın süre arabayla gittik. Moldova üzerinden gittik. Savaş sirenleri çalıyor. Her yerde kurşun izleri vardı. Ukrayna’da savaş tamamlandığında, barış olduğunda, orada da bulunmak bizim niyetlerimizden bir tanesi. İhtiyaçları olduğu takdirde her zaman her türlü desteğimizi oraya taşımaktan da memnuniyet duyarız.” diye konuştu.

KALYON 4 ÜLKEDE DEV PROJELER YAPIYOR
Murathan Kalyoncu, Kalyon İnşaat’ın şu anda Türkiye, İngiltere, Romanya ve Azerbaycan olmak üzere 4 ülkede faaliyet gösterdiğini hatırlatarak, “Önümüzdeki günlerde yurt dışında inşaat müteahhidi olarak daha fazla görünmeye devam etmek istiyoruz. Gözümüzün kestiği riskleri alacağız ve organik bir büyüme istiyoruz.” dedi.
Suudi Arabistan’daki ofislerini tekrar faal hale getirdiklerini belirten Kalyoncu, bir soru üzerine, olabildiğince büyük, kritik ve ustası oldukları işlere talip olduklarını söyledi.
“Ortak olarak düşündüğünüz var mı?” sorusuna Kalyoncu, şu yanıtı verdi:
“Romenlerin niyeti var. Transgaz Genel Müdürü Ion Sterian ile görüşüyoruz. Moldova’nın gaz iletimini de Transgaz sahiplendi. Orayı da onlar yapıyor. Orada da bizimle ilişkilerde bulunmak istiyorlar. Ayrıca, Afrika’da 4 bin kilometrelik bir doğal gaz boru hattı alacaklar. Nijerya’dan başlayacak şekilde… ‘Oraya gittiğimiz takdirde Kalyon’u yanımızda görmek isteriz’ dediler. Devasa projelerden bahsediyoruz. Kalyon olarak vazgeçilmez, hatta sürekli davet edilen bir firma haline geldik.”
Kalyoncu, Kalkınma Yolu Projesi ile ilgili bir soru üzerine, “Üzerimiz düşen bir şey olursa yaparız. Bugüne kadar yüksek bir yoğunluğunuz vardı. Şimdi biraz daha oturup stratejimizi çizmemiz gerektiği noktadayız. Orada belirli coğrafyayı seçtikten sonra sizlerle beraber paylaşırız.” dedi.
Kalyon İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Kalyoncu, Suudi Arabistan’da bir havalimanı projesinin yap-işlet-devret olarak ihaleye çıkacağını aktararak, şunları kaydetti:
“Çünkü bu sistem ülke için avantajlı bir sistem. İstanbul Havalimanı’nda bu işi çok iyi öğrendiğimiz için vakti geldiğinde Suudi Arabistan’da da o projeye talip olacağız. NEOM Projesi kapsamında değil. Yeni bir şehir inşa ediliyor. Altyapı ihtiyaçları da olacak. Bir ekip kuruyoruz. Orada da uygun projelerde yer almayı istiyoruz. NEOM özel bir şirket. Hatta Arabistan ziyaretlerinde NEOM’un bize şöyle bir teklifi oldu. Onu da değerlendiriyoruz. ‘NEOM olarak, bir konsorsiyum olarak sizlere ortak olalım, bu altyapı işlerini beraber yapalım.’ O görüşmelerimiz devam ediyor. O gerçekleşirse çok büyük bir iş olacak.”
]]>Işıkhan, tüm işçilerin ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak sözlerine başladı. 1 Mayıs’ın, günün anlam ve önemine uygun olarak barış içinde ve bayram havasında geçmesini, emekçilerin esenliğine vesile olmasını temenni ettiğini belitti. Işıkhan, Çalışma Meclisi’nin bugün ve yarın; ‘Çalışma hayatında insana yakışır iş’, ‘Yeşil ve dijital dönüşümün iş günü piyasalarına etkileri ve adil çözüm’, ‘Sendikal örgütlenmede yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri’, ‘Toplu sözleşme sürecinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri’ şeklinde 4 oturum olarak gerçekleşeceğini, bu toplantılarda çalışma hayatının sadece mevcut durumunun değil, geleceğe dair vizyonunun da tartışılacağını söyledi.
‘KADIN VE GENÇ İSTİHDAMINA ÖZEL POLİTİKALAR GELİŞTİRİYORUZ’
Hem dünyada hem de bölgede jeopolitik gerilimler ve ekonomik dalgalanmalar yaşandığına işaret eden Işıkhan, “Bunlara ilaveten, pandemi gibi salgın hastalıklar, doğal afetler, göç hareketleri, savaşlar, su, gıda ve enerji krizleri; ne yazık ki beraberinde yeni riskler ve belirsizlikler getiriyor. Türkiye olarak, bu belirsizliklerin getireceği her türlü riske karşı alınacak tedbirlere yönelik dikkatli bir şekilde çalışıyoruz. Bakanlık olarak; küresel riskleri analiz ederek ve ülkemizin yapısal dinamiklerini dikkate alarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ile daha güçlü, daha kapsayıcı ve daha sürdürülebilir bir sosyoekonomik kalkınmayı sağlayacak politikaları uygulamaya devam ediyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak 12’nci Kalkınma Planı ile Orta Vadeli Programı da dikkate alarak; genel istihdamın yanı sıra; özellikle kadın ve genç istihdamında artış sağlayacak, özel politikalar geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz ise ‘Türkiye Yüzyılı’nı; emeğin, yatırımın, üretimin, büyümenin, kalkınmanın ve refahın yüzyılı yapmaktır” dedi.
‘SENDİKALARIMIZI DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Çalışma hayatının hızla değişen ekonomik, teknolojik ve sosyal dinamiklerle karşı karşıya olduğunu belirten Işıkhan; dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon gibi faktörlerin çalışma hayatındaki rolleri, becerileri ve gereksinimleri yeniden tanımladığını kaydetti. Işıkhan, “Bu anlamda günümüz itibarıyla gerçek bir dönüşümün içindeyiz. Bu dönüşümün, çalışanları nasıl etkilediğini, iş gücü piyasasında hangi alanlarda yeni fırsatlar ve hangi alanlarda tehditler oluşturduğunu anlamak, geleceğe dair stratejiler belirlemede kritik bir öneme sahiptir. Ancak unutmamalıyız ki, yaşadığımız dönüşümün merkezinde her zaman insan ve emek olmalıdır. İnsan onurunu koruyarak, adil çalışma koşullarını sağlayarak ve çalışan haklarını güvence altına alarak bu dönüşümü yönlendirmeliyiz. Sendikal örgütlenme, bu noktada vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bu süreçte sendikalar, çalışanların haklarını savunmak, onları temsil etmek ve güçlendirmek için kritik bir görev üstlenirler. Çalışma hayatındaki sosyal diyaloğun kurumsal, kapsayıcı ve şeffaf biçimde işlemesinde önemli bir rol üstlenen sendikalarımızı destekledik ve desteklemeye de devam edeceğiz. Ancak, değişen iş yapısı ve çalışma koşulları karşısında, sendikal hareketlerin de güçlenmeye devam etmesi gerekmektedir” diye konuştu.
‘ÇALIŞMA HAYATININ TÜM TARAFLARIYLA İSTİŞARE EDİLİYOR’
İstihdamın geleceği konusunda ise sadece işsizlik rakamlarına odaklanılmasının yeterli olmadığını dile getiren Işıkhan, istihdamın niteliği, güvencesi ve insana uygunluğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayarak, “Biz hükümet olarak, imkanların el verdiği azami ölçüde, hem çalışanlarımız, hem de işverenlerimiz için dengesizliğe yol açmayacak şekilde, en iyisini ve en güzelini yapmak için büyük gayret sarf ediyoruz. Jeopolitik riskler ve yüksek enflasyon nedeniyle bozulan küresel ekonominin olumsuzlukları ülkemizi de etkilemektedir. Çalışanlarımızı enflasyonun tahribatına karşı koruma anlayışımızı sürdürüyoruz. Ancak ülkemiz, küresel olarak yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen büyümeyi sürdürmektedir. İstihdam sayılarında ise tarihin en yüksek seviyelerine ulaştık. Bakanlık olarak çalışma hayatının tüm taraflarıyla istişare ve diyalog mekanizmalarını sürekli canlı tutuyoruz. Sizlerin de katılımıyla; Üçlü Danışma Kurulumuzu ve Kamu Personeli Danışma Kurulumuzu uzun bir aradan sonra yeniden toplamıştık. 5 yıl aradan sonra bugün de 13’üncü Çalışma Meclisimizi topluyoruz” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKENİN KALKINMASI İÇİN BİR ARADAYIZ’
Işıkhan’ın açılış konuşmasının ardından Çalışma Meclisi’nin ilk paneli gerçekleştirildi. Sendika ve meslek odalarının temsilcileri, çalışma hayatına dair taleplerini iletti.
Panelin kapanış konuşmasını da yapan Bakan Işıkhan, “Bu Meclis’te ele alınan ve dile getirilen eleştirileri, çözüm odaklı olarak dinledik, notlarımızı aldık. Hepimiz bu ülkenin büyümesi ve kalkınması için bir aradayız ve beraber çalışacağız. Tek tek cevap vermek istemiyorum ama coğrafyamızda maalesef savaşlar var. Ama altını çizmek isterim ki, bizde bir savaş yok, bizde bir terörle mücadele sorunu bulunmakta. Masum coğrafyalardaki her bir insana Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne kadar yardım eli uzattığını da sizler biliyorsunuz. Bizim medeniyetimiz tarih boyunca hep insani konularda sorumluluk üstlenmiştir” dedi.
Işıkhan, talep ve önerilerini dile getiren paydaşlara teşekkür etti.
]]>Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre lokanta, kafe, pastaneler, kendilerinin hazırlayıp sundukları yiyecek ve içecekler ile dışarıdan temin ederek sattıkları ürünler için KDV’yi yüzde 10, alkollü ürünlerde yüzde 20 olarak hesaplayacak. Yani yüzde 10 olan KDV’yi yüzde 1 olarak hesaplayıp vergi kaçırmamaları için, vatandaştan aldıkları KDV’yi doğru belgelendirmeleri gerekecek.
Dolayısıyla söz konusu tebliğ, sanıldığı gibi herhangi bir vergi zammına işaret etmiyor. Yiyecek ve içecek satılan yerlerde yüzde 8 olan KDV oranı yüzde 10’a, yüzde 18 olan KDV oranı da yüzde 20’ye Temmuz 2023’te çıkarılmıştı. Ancak bazı işletmelerin düşük KDV’ye tabi ürünler üzerinden fiş keserek vergiden kaçma eğilimine girdiği tespit edilmişti. KDV’yi olması gerekenden düşük uygulayan işletmeler sosyal medyada da gündem olmuş; vatandaşlar sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarda baharatçıların kitap fişi kestiklerini, pastanelerin ise satışlarını ekmek üzerinden yaptığını gösteren fişler paylaşmıştı. GİB de bu durumun önüne geçmek amacıyla yeni bir tebliğ yayımlamış oldu. Böylece, KDV’nin bazı işletmelerce istismar edilmesinin önüne geçilmiş olacak.
4 ÖRNEKLE AÇIKLADI
Bu işletmelerin telefonla veya internet üzerinden sipariş suretiyle adrese gönderme, gel-al gibi yöntemlerle yaptıkları tüm satışları da aynı kapsamda olacak. Söz konusu tebliğ, mayıs ayı başında yürürlüğe girecek.
Söz konusu düzenlemenin kafa karışıklığı yaratmaması için Resmi Gazete’de konuyla ilgili örnekler de verildi:
-Örnek 1: (K) Kahvecisi, kendi hazırladığı kahvelerin yanında (T) işletmesinden temin ettiği keklerin de satışını yapmaktadır. Self-servis olarak hizmet veren işletmeye gelen müşteri sipariş ettiği kahvenin yanında ıslak kek satın almış ve işletmeye ait alanda oturmak yerine siparişlerinin paketlenmesini istemiştir. (K)’nın yaptığı bu satışların tamamında yüzde 10 KDV hesaplanacaktır.
-Örnek 2: (G) Lokantasında yemek yiyen müşteri (D), lokantadan ayrılırken 1 kg baklava satın almıştır. Lokanta, müşteriye vermiş olduğu yemek hizmeti ile baklava satışında yüzde 10 KDV hesaplayacaktır.
-Örnek 3: (A) Pastanesi, telefonla verilen sipariş üzerine imalathanesinde 8 kişilik doğum günü pastası hazırlamıştır. Müşteri pastanın ev adresine gönderilmesi yerine iş çıkışı pastaneye gelerek pastayı alacağını bildirmiştir. İş çıkışında sipariş pastanın yanında 1 kg kuru pasta ve 2 şişe limonata satın almıştır. (A)’nın sipariş suretiyle hazırladığı pasta ve yanındaki gıda satışlarında yüzde 10 KDV oranında hesaplanacaktır.
-Örnek 4: Sahilde faaliyet gösteren (B) Büfe İşletmesi, yiyecek ve içecek hizmetlerine yönelik işyeri açma ve çalışma ruhsatı bulunmadığı halde büfesinin önüne yerleştirdiği masa ve taburelerde oturan müşterileri ile sahilde bulunan şezlonglarda denize girenlere tost, çay ve meşrubat satışı yapmaktadır. (B) Büfe İşletmesi, fiilen yiyecek ve içecek hizmetleri sunduğundan büfede hazırladığı tost ve çayın yanında dışarıdan hazır temin ettiği gıda maddelerinin satışında yüzde 10 KDV hesaplayacaktır.

ŞİMŞEK: KDV ARTIŞI YAPILMADI
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, söz konusu tebliğin Resmi Gazete’de yayımlanması sonrası sosyal medya hesabından açıklama yaparak konuya açıklık getirdi. “KDV artışı yapılmadı” diyen Şimşek, “İşletmelerin vatandaştan aldığı KDV’nin doğru belgelendirilmesi için düzenleme yapıldı. Bu konuda hassasiyet gösteren ve bizlere bilgi veren vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
]]>
Verilere bakınca sanayiciden terziye iş dünyasında neden işgücü problemi olduğunu anlamak mümkün değil. Eğitim ile sahanın bir türlü aynı eksende buluşamaması yılların sorunu. Organize sanayi bölgeleri, ticaret ve sanayi odaları, ihracatçılar hep birlikte ihtiyaçlarına uygun genç işgücünün eğitilmesi için projeler geliştiriyorlar.
Geçtiğimiz günlerde bir araya geldiğim Atmaca Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adem Atmaca’nın da gündeminde meslek liseleri vardı. Bin 200 kişinin istihdam edildiği bir şirketin ikinci kuşak temsilcisi olarak ara eleman sorunu onun şirketinin de sürdürülebilirlik başlıkları arasındaydı. “Bir hayalim var” dedi bana.
Büyük büyük pazar paylarından, yurtdışında devasa satın alma planlarından bahsedecek sandım. Meğer hayali meslek liseleriyle ilgiliymiş. Hem de bugüne kadar yapılanlardan biraz farklı olarak…

ÖĞRETMENLERİ ELE ALALIM
Adem Atmaca’nın nihai amacı meslek liseleriyle ilgili bugüne kadar ortaya konulanlardan çok farklı değil; o da iş dünyasının işine yarayacak, değer katacak gençlerin mezun olmasını hayal ediyor. Ama bunun için geliştirdiği program, öğrencileri değil meslek liselerindeki öğretmenleri hedef alıyor. Yani hayali, meslek liselerinin öğretmenlerine yönelik bir tür ‘yüksek lisans’ niteliğindeki eğitim modeli ile öğrencilerin niteliklerini artırmak.
Bunun için şirketin kurucusu, Adem Atmaca’nın da babasının adını taşıyan Hayrettin Atmaca Vakfı’nın desteğiyle Sunny Mesleki Eğitim Akademisi kuruldu.
Adem Atmaca, “Biz sanayiciler olarak ara eleman sorununun bizzat muhatablarıyız” dedi ve akademinin ilk adım olarak şirket merkezinin bulunduğu İstanbul Esenyurt’ta harekete geçtiğini söyledi.
Atmaca’nın verdiği bilgilere göre Esenyurt, Türkiye’nin ihracatında önemli bir ilçe. Bunu da şöyle açıkladı: “Tek başına ihracatın yüzde 6’sını yapan Esenyurt’ta çok büyük fabrikalar var. İlçe sınırları içinde sekiz de meslek lisesi bulunuyor. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı ile ilk protokolü bu ilçe bazında imzaladık. Nisan ayında eğitimler başladı.”

FABRİKAYA GELECEKLER
Sunny Akademi’nin eğitmenleri kim olacak? Adem Atmaca şöyle yanıtladı sorumu: “Biz bir model oluşturduk. Özel bir müfredat hazırladık. Amaç sahayı daha iyi göstermek. Bu nedenle eğitmenler de sahadan. Örneğin ben finans kökenliyim, muhasebe öğretmenlerine faydam dokunur. Kendi doktora hocalarımla bir müfredat çalıştım. Fabrikalarımızdaki diğer uzmanlar da böyle. İhtisas alanları belirledik. Bu program öğretmenler için bir yüksek lisans niteliğinde olacak. Ayrıca öğretmenlerin belirlediği sınırlı sayıda öğrenci de katılabilecek. Derslerin bir kısmı fabrikalarda bir kısmı liselerde verilecek.”

Adem Atmaca’nın bahsettiği müfredatta altı ana başlık var: Finansal okur yazarlık (finansal dolaşım–şirket nakit akışı), muhasebe uygulamaları (hesap işleyiş düzeni – genel muhasebe), televizyon teknolojisi ve içeriği, yalın üretim (kanban + Kaizen + Endüstri 4.0 bileşenleri), display teknolojileri, pazarlama.

YIL SONUNDA 15 FABRİKA DAHA
Adem Atmaca, Sunny Akademi’de kurdukları bu modelin önce Esenyurt’taki tüm fabrikalara, arkasından da tüm Türkiye’ye yayılmasını hayal ediyor. Bunu iş dünyasıyla da paylaşmış. Destek de gördüğünü söyledi. “Yıl sonunda Esenyurt’ta bir zirve düzenleyeceğiz. Buraya tüm sanayi kuruluşlarını davet edeceğiz. Oluşturduğumuz modeli onlara anlatacağız. Ve diyeceğiz ki, bu modele siz de katılın. Biz 15 sanayi kuruluşunun daha modele katılacağını düşünüyorum” dedi.
]]>
Linda Evangelista özel geceye nasıl hazırlandığını ve yıllardır dost olduğu meslektaşlarıyla geçirdiği özel anların fotoğraflarını sosyal medya hesabından paylaştı
YILLARCA ÇOK ZORLU BİR YOLDA YÜRÜMÜŞTÜ
Christy Turlington, Cindy Crawford ve Naomi Campbell artık emekliliğin tadını çıkarsalar da bir yandan özel davetlerde ve reklam kampanyalarında yer almaya devam ediyorlar. Süper modeller dörtlüsünün diğer üyesi Linda Evangelista’nın yolculuğu ise daha zorlu süreçlerle dolu geçti…

58 yaşındaki Linda Evangelista, yıllar önce yaptırdığı başarısız estetik ameliyatı nedeniyle bir süre insan içine çıkmaktan vazgeçecek hale gelmiş, onu büyük bir yıldıza dönüştüren sıra dışı güzelliği solup gitmişti.

58 yaşındaki Linda Evangelista yıllar önce geçirdiği bir dizi estetik işlem sonrasında tanınmayacak hale gelmişti
ESTETİK İŞLEMLER ONU TANINMAYACAK HALE GETİRDİ
Kariyerinin zirvesindeyken dünyanın en güzel kadınlarından biri kabul edilen ve kimselere benzemeyen yüz hatlarıyla sayısız dergi kapağında ve dev markaların reklam kampanyalarında yer alan süper model yılların pişmanlığını üzerinden atmış durumda.

Ünlü model uzun süre sadece geceleri ve kimsenin onu tanımayacağı yerlere gittiğini söylüyor… Ancak artık bundan vazgeçmiş ve hayatına kaldığı yerden devam etmek istiyor
Times’a konuşan Linda Evangelista ameliyattan önce her zaman eğlendiğini ve her zaman güldüğünü belirtti. Ancak yaptırdığı estetik operasyonların ardından korkunç bir depresyona sürüklendi ve hayatına uzun süre bir münzevi olarak devam etti.

Linda Evangelista süper modleler dünyasının en sıra dışı güzellerinden biri kabul ediliyodu
O yıllarda sadece geceleri kimsenin onu görmeyeceği zamanlarda dışarı çıkan ve ıssız yerlere giden ünlü model güzelliğini kaybetmiş ve dünyası adeta başına yıkılmıştı. Evangelista, “CoolSculpting” adı verilen ve çene çizgisi, uylukları, karnı ve sırtındaki yağları dondurmayı amaçlayan yedi seanslık cerrahi olmayan bir prosedürden geçmişti.
OĞLUNUN SÖZLERİ ONU HAYATA DÖNDÜRDÜ
Yanlış uygulanan bu işlem sonucunda sadece vücudu değil yüzünde de deformasyonlar oluşan Linda Evangelista kendini saklamak için yıllar boyunca gözden kaybolmak zorunda kaldı. Ünlü model verdiği röportajda bu karardan nasıl döndüğünü açıkladı

Linda Evangelista’nın şu anda Salma Hayek’le evli olan ünlü iş adamı François-Henri Pinault’dan Augustin adında bir oğlu var… Ünlü model oğlunun kendisine eski neşeli ve mutlu günlerini hatırlattığını ve onu yine hayat dolu görmek istediğini söyledikten sonra toparlandığı söylüyor
Oğlu Augie’nin birkaç yıl önce yaptığı bir yorum yıldız ismi terapiye geri dönmeye teşvik etmişti. Saklanmaktan vazgeçen Linda Evangelista yavaş yavaş yeniden yüzünü göstermeye başladı, podyumda birlikte yürüdüğü arkadaşlarıyla dizi çekti.
ARTIK SUÇLULUK DUYMAK YOK!
Hatta ünlü model geçen yıl podyuma geri bile döndü. Linda Evangelista geçirdiği estetik işlemlerden sonra yaşadıkları için kendini suçlu hissetmeye devam ettiğini itiraf ediyor.

Linda Evangelista artık saklanmak yerine hayatın içine karışmak ve eski mutlu günlerine dönmek istiyor
Ancak ünlü model buna rağmen kendini suçlamaktan vazgeçmiş ve hayatına kaldığı yerden en iyi şekilde devam etmek için çabalıyor.
MEME KANSERİNİ DE YENMİŞTİ
Linda Evangelista sadece bu korkunç dönemden geçmekle kalmamış, 2018’de meme kanserine yakalandıktan sonra çift mastektomi operasyonu geçirmişti. Yani ünlü modelin iki göğsü de kanser tedavisi için alınmıştı.

‘2023 YILI İÇİNDE 464 BİNİ AŞKIN KADIN İŞE YERLEŞTİRİLDİ’
2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirildiğini belirten Bakan Işıkhan, “Son 21 yılın rakamlarına baktığımızda ise, İş-Kur vasıtasıyla işe yerleştirdiğimiz 13 milyonu aşkın vatandaşımızın 4 milyondan fazlasını kadınlar oluşturmaktadır. Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un, Aktif İşgücü Programlarından yararlanan vatandaşlarımızın sayısına baktığımızda ise, yaklaşık 5 milyon insanımızın 2,5 milyonunu kadınlar oluşturmuştur. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitim, özellikle nitelikli iş gücünü artırma noktasında hayati bir öneme sahiptir. Bu sebeple kadın istihdamı konusu proje ve politikalarımızın merkezinde yer alan mühim bir konudur” diye konuştu.
‘ÇALIŞMA HAYATINA GİRİŞTEKİ HER ADIMDA KADINLARIN YANINDAYIZ’
Çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanında olduklarını belirten Bakan Işıkhan, “9 Şubat’ta başlattığımız İş Pozitif’te yaklaşık 2,5 ayda 100 binin üzerinde kadının istihdamını sağladık. Bu sayıyı her gün artırmaya devam ediyoruz. İş Pozitif ile amacımız, iş arayan ile işveren arasındaki iletişimi teknoloji çağının gereklerine uygun şekilde kolaylaştırmak ve özellikle kayıtlı kadın istihdamında önemli bir mesafe alabilmektir. Biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanındayız. Tabi biliyorsunuz ki çalışma hayatında kayıt dışılık en büyük problemlerimizden birisi” ifadelerini kullandı.
‘BİRÇOK ÜLKEDE İNSANLAR HASTA OLMAYA KORKUYOR’
Avrupa ve Amerika da dahil birçok ülkede çalışan insanların hasta olmaktan dahi korkar hale geldiğini vurgulayan Bakan Işıkhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kayıt dışı istihdam hem insanlarımızın hem de ülkemizin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bugün tüm dünyada hayranlıkla takip edilen bir sosyal güvenlik sistemimiz var. Avrupa ve Amerika dahil, dünyanın birçok ülkesinde artık insanlar hasta olmaktan dahi korkar hale geldi. Neden? Çünkü gönül rahatlığıyla güvenebilecekleri bir sosyal güvenceleri yok. Sosyal güvenlik hizmetlerinin sürdürülebilirliği noktasında birçok ülke ciddi finansal krizler yaşamaktadır. Mevcut güvenceleri için; ciddi ödemeler yapmak durumunda kalıyorlar. Sağlık problemi yaşadığında tek kuruş ödemeden tedavi alabilecekleri bir sosyal devlet anlayışları maalesef yok. Ancak bugün Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, sadece TC kimlik belgenizle istediğiniz sağlık hizmetini rahatlıkla alabiliyorsunuz. Üstelik bu hizmeti; her şehrimize adeta 5 yıldızlı otel konforunda inşa ettiğimiz; son teknoloji ürün ve cihazlarla donattığımız hastanelerimizden alabiliyorsunuz. Tüm bunları, biz sosyal güvenlik reformuyla başardık. Bu sistemin, sürdürülebilir şekilde işlemesini sağlamanın en önemli yollarından birisi de çalışan, üreten tüm vatandaşlarımızın sistemin içerisinde, yasal bir şekilde yer aldığı sosyal güvenlik sürecinden geçmektedir. O nedenle kayıtlı istihdam hepimiz için çok önemli. Kadınların işgücüne katılımı da hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda; sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir. Bu noktada hedefimiz; bu alanla ilgili daha fazla politika geliştirmektir. Ben inanıyorum ki kadınlar, ülkemizin kalkınmasındaki en önemli gücü olacaktır.”
Yüzyılın kadın istihdamını gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirten Bakan Işıkhan, “Samsun’un kahraman kadınları çok iyi bilir ki; Milli Mücadele sürecinde kadınlar büyük fedakarlıklar göstererek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Milli Mücadelenin ardından ülkemizin en zor zamanlarında çalışarak, üreterek toparlanma sürecimize omuz vermişlerdir. Bugün de yine aynı güçle çalışarak, üreterek hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmamıza katkı sağlayan emektar kadınlarımızla birlikte Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını; inşallah Türkiye Yüzyılı yapacağız. Bu yüzden, Yüzyılın Kadın İstihdamı’nı gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bu projeye Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya, Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları ismini verdik. Projemizin başta üreten tüm kadınlar olmak üzere, çalışma hayatımıza, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Kadınlara verdiği değerle, 21 yıldır kadınların hukuki, sosyal ve ekonomik özgürlük mücadelesini himaye eden Cumhurbaşkanımız, Liderimiz, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı arz ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Işıkhan, en fazla kadın istihdamı sağlayan firmalara plaket verdi. Daha sonra kadın girişimcilerin oluşturduğu İş pozitif Kadın İstihdamı Fuarı’nı gezdi.
]]>KOBİ’LER RİSKLERE AÇIK
Anadolu Sigorta Genel Müdürü Mehmet Tuğtan, sanayi işletmelerinde sigorta oranlarının yüksek olduğunu ancak KOBİ seviyesine inildiğinde sigortalanma oranının çok düşük kaldığını ifade ederek, “Konya özelinde çok kuvvetli KOBİ’ler var. Bunların gelecek ve sürdürülebilirlik açısından sigortalanma oranını arttırmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
Tuğtan, finansal okuryazarlığa göre sigorta okuryazarlığının düşük seviyede olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Büyük sanayi kuruluşlarının kendi sigorta departmanları riskler konusunu yönetiyor ancak KOBİ’lerde bu daha çok finans departmanının üstlendiği bir durum oluyor ve kimi zaman eksik kalabiliyor, kimi zaman yeterli teminatları almıyor ya da riski doğru ölçemiyorlar. İmalattan bahsediyorsak, kritik iki konu var; biri makine kırılması, diğeri ise kar kaybı Bunlara ilişkin riskleri öngörüp önlem almak gerekir. Önemli konu şu: Bir işletme, faaliyetini sürdürürken riskle karşı karşıya kaldığında iki yöntem var; ya bunun karşılığını kendi bilançonuzda ayırırsınız ya da sigorta yaptırırsınız. Dolayısıyla bu durum, finansal okuryazarlığı gerektiriyor.”
YANLIŞ SİGORTA UYGULAMALARI
Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, konu sigorta olunca işletmelerin temel sorununun; finans, muhasebe, sigorta ayrımını henüz yapamamalarından kaynaklandığını söyledi. Öztürk, sigorta farkındalığının bilinç seviyesinin yükselmesi ile olacağını vurgulayarak, “Ticaret Odamızın üyelerinin dönem dönem sigorta konusunda farklı sıkıntıları oluyor. En son çok büyük bir hadise yaşandı. Oraya gittiğimizde arkadaşımızın çok zorlandığını gördük. Yanlış poliçeden kaynaklanan bir konu olduğu ortaya çıktı” dedi.
MALİYET KALEMİ GÖRÜLÜYOR
Türkiye İş Bankası KOBİ ve İşletme Bankacılığı Pazarlama Bölüm Müdürü Özge Küllah Kurtuluş, KOBİ’lerin, sigortaya, dijital dönüşüme, yeşil dönüşüme uzak olduklarını belirterek, şunları söyledi: “Çünkü buna vakitleri yok. Çok sınırlı insan ve sermaye yapısıyla var olmaya çalışıyorlar. Sigortaya, sanayi firmaları kadar yatkın değiller, çünkü bunu bir maliyet kalemi olarak görüyorlar. Teknoloji odaklı ilerleyemiyorlar. Dijital dönüşüme hemen geçmeleri lazım ama bunu da bir maliyet kalemi olarak görüyorlar. Farkındalıkları arttığı zaman finansal erişimleri de çok kolay olacak.”
KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fevzi Rıfat Ortaç, üniversitede bir tane sigortacılık bölümü olduğunu belirterek, “Bizim sigortacılık bölümümüzün bir özelliği var. Sigortacılık ve sosyal güvenlik diye bir bölümü kurguladık. Bu Türkiye’de ikisini bir arada barındıran tek bölüm ve 4 senelik” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kadro ve kuruluşunda yer alan kurumlarda 1829 açıktan sürekli işçi alımı gerçekleştirecek. Söz konusu alımlarla ilgili başvuru şartları ve kontenjan dağılımı personeltemin.msb.gov.tr sayfası üzerinden yayınlandı. Buna göre açık pozisyonlar için sözlü/uygulamalı sınav yapılacak. Sınava açık iş gücü miktarının 4 katı oranında aday kabul edilecek. Sınava girmeye hak kazanan adayların belirlenmesi için kura çekimi gerçekleştirilecek. Bu nedenle açık iş gücü miktarının 4 katı asil 4 katı yedek aday kura yöntemiyle belirlenecek. Peki MSB İŞKUR sürekli işçi alımı başvuruları nasıl, nereden yapılır? Milli Savunma Bakanlığı işçi alımı kurası ne zaman, ayın kaçında yapılacak? İşte alımlarla ilgili detaylar…

MSB 1829 İŞÇİ ALIMI 2024 || İŞKUR MSB İŞÇİ ALIMI BAŞVURULARI NEREDEN VE NASIL YAPILIR?
Adaylar İŞKUR’da yayımlanan listede belirtilen bir ilana (bir iş yeri ve bir meslek koluna) başvuru yapabilecek.

Birden fazla ilana başvuru yapanlar ile Millî Savunma Bakanlığında ücretleri genel bütçeden ödenen bir iş yerinde çalışmakta olan işçilerden müracaat edenlerin başvuruları kabul edilmeyecek.
MSB İŞÇİ ALIMI BAŞVURU EKRANI
İŞKUR MSB 1829 İŞÇİ ALIMI BAŞVURU ŞARTLARI VE İLAN DETAYLARI İÇİN TIKLAYINIZ

SÖZLÜ VE UYGULAMALI SINAV OLACAK
Açık iş pozisyonları için sözlü/uygulamalı sınav yapılacak. Sınava açık iş gücü miktarının 4 katı oranında aday kabul edilecek. Sınava girmeye hak kazanan adayların belirlenmesi maksadıyla ilgili Yönetmelik gereği kura çekimi yapılacak. Bu nedenle açık iş gücü miktarının 4 katı asil 4 katı yedek aday kura yöntemiyle belirlenecek.
Sözlü/uygulamalı sınav, adayların başvurdukları meslek koluna ilişkin mesleki bilgi ve beceriler ile yürütmekle yükümlü olacakları vazifelerdeki yetkinliklerini ölçmeye yönelik olarak yapılacak.

70 PUANIN ALTINDA ALAN ADAYLAR…
Sözlü sınavda tüm adaylar 100 (yüz) tam puan üzerinden değerlendirilecek ve 70 (yetmiş) puanın altında puan alan adaylar başarısız sayılacak.
Adayların atanmaya esas başarı puanı ve başarı sırası bu puan üzerinden tespit edilecek. Sözlü sınav sonucunda, sınavda başarılı bulunan (70 ve daha üstü puan alan) yüksek puanlı adaydan başlanmak suretiyle ilgili ilanda belirtilen açık iş gücü miktarınca asil ve aynı sayıda yedek aday belirlenecek. Sınav sonucu Millî Savunma Bakanlığının resmi internet sitesinde yayımlanacaktır. Sınav sonucunun bildirilmesi için adaylara ayrıca başka bir tebligat yapılmayacak.

KURA ÇEKİMİ 16 MAYIS’TA GERÇEKLEŞTİRİLECEK
Kura çekimi, Millî Savunma Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü Eğitim Merkezi (Emniyet Mahallesi Celal Bayar Bulvarı No:77/A Yenimahalle/ANKARA) 16 Mayıs 2024 Perşembe günü saat 10:00’da noter huzurunda yapılacak.

Kura sonucunda belirlenen sözlü/uygulamalı sınava girmeye hak kazanan adaylara ait liste Millî Savunma Bakanlığının resmi internet sitesinden yayımlanacak. Bu yayım tebliğ niteliğinde olup adaylara ayrıca tebliğ yapılmayacak.

KURA SONUCUNDA BELGE KONTROLÜ YAPILACAK
Kura sonucuna göre sınava girmeye hak kazanan adayların ilanda belirtilen koşulları taşıyıp taşımadıklarına ilişkin olarak; eğitim durumu, tecrübe, öncelik durumu, mesleki belge vb. belgeleri kontrol edilecek. Bu maksatla sınava girmeye hak kazanan adaylara belge kontrolü yapılacak. Belge kontrolü tarihleri ve yerleri Millî Savunma Bakanlığı resmi internet sayfasından ilan edilecek. Belge kontrolüne asil ve yedek adayların tamamı katılacaktır. Adaylar belge kontrolüne gelirken, belgelerin asılları ile birlikte fotokopilerini de getirecek.

BELİRLENEN SÜRE İÇİNDE GÖREVE BAŞLAMAYAN ADAYLAR…
İşe yerleştirmeye hak kazandığı halde belirtilen süre içerisinde göreve başlamayanların/işe başlama hakkından feragat edenlerin, deneme süresi içerisinde herhangi bir nedenle iş sözleşmesi sona erenlerin, başvuru şartlarını taşımadığı sonradan tespit edilenlerin yerine istihdam edilmek üzere, kadro/pozisyon bazında yedek listeden başarı sırasına göre işe yerleştirme yapılabilecektir.

Ahmet Külahçı uçakta Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier ile sohbet fırsatı buldu.
DÖNER LEZZET KÖPRÜSÜ
Uçakta Steinmeier, seyahatle ilgili arka plan açıklamalarda bulundu. Bilgilendirme bittikten sonra Steinmeier’e Alman heyetine Türk dönerci Arif Keleş’in 60 kg’lık dönerle davet edilmesini sordum. Döneri “Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri lezzetle birleştiren bir unsur” olarak niteledi. 1960’lı yıllardan sonra Almanya’ya gelen ve “Gastarbeiter” denilen “Misafir işçilerin” Berlin’e özgü döner ürettiklerini ve Almanya’nın çeşitli kesimlerinde olduğu gibi bazı ülkelerde buna “Berliner Döner” Berlin döneri denildiğini söyledi.
VALİ KARŞILADI
Cumhurbaşkanı Steinmeier’i İstanbul Valisi Davut Gül, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Başar Şen ve Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Jürgen Schulz karşıladı. Oradan da Almanya’ya Türk işgücü göçünün başladığı yıllarda trenlerin kalktığı Sirkeci Garı’na geçildi. Cumhurbaşkanı Steinmeier, Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Johannes Regenbrecht ile birlikte, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğindeki İBB heyetiyle, tarihi Orient Express Lokantası’nda, basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Steinmeier, daha sonra İstanbul Valisi Davut Gül, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ve beraberindekiler Sirkeci Garı’nda açılan “Gurbete Hasret” sergisini gezdi. (Ahmet KÜLAHÇI)

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’e sergide Prof. İlber Ortaylı mihmandarlık yaptı. Ziyarete İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da eşlik etti.
‘BU TREN İSTASYONUNDA PEK ÇOK HİKÂYE BAŞLADI’
Sirkeci Garı’nda bir zamanlar Almanya’ya işçi olarak giden kuşağın torunlarıyla bir araya gelen Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier konuşmasına “Dinçer Güçyeter’in “Bizim Almanya Masalımız” adlı kitabından annesi Fatma’nın Almanya’ya nasıl gittiğini anlatan sözleriyle başladı.
ALMANYA’YA GİTTİLER
Cumhurbaşkanı Steinmeier, konuşmasında o yılları, gurbetçi Türklerin Alman ekonomisine katkısını ve ziyaretine neden Sirkeci Garı’ndan başladığını, şu sözlerle aktardı: “Bu tren istasyonunda genç Fatma’nınki gibi pek çok hikâye başladı. Yüz binlerce Türk 1960’lı yıllarda misafir işçi olarak Almanya’ya gitmek üzere buradan yola çıktı.
SİRKECİ BİR SİMGEDİR
Sirkeci bilinmeyene doğru yola çıkışın simgesidir. Yeni bir dil, yeni komşular ve iş arkadaşları, yeni bir kültür. Bugün ülkemizde yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor. Ülkemizi bizimle birlikte inşa ettiler, ülkemizi güçlü kıldılar ve toplumumuzun kalbinde yer alıyorlar. Ve tarihimizin en karanlık döneminde birçok Alman sanatçı ve entelektüel Türkiye’ye sığındı.
BİRLİKTE KUTLAYACAĞIZ
Almanya’da bir ay sonra Federal Cumhuriyetimizin 75’inci doğum gününü kutladığımızda, bunu Türk – Alman göçmenlerin milyonlarca hikâyesinin tarihimizin bir parçası olduğu bilinciyle kutlayacağız. Çünkü burada gördüğümüz ve duyduğumuz hikâyeler hem Türk tarihinin hem de Alman tarihinin bir parçasıdır.
YILDA 5 MİLYON ALMAN TURİST
Her yıl bu güzel ülkeye gelen 5 milyon Alman turist, bu bağların ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. Ziyaretimize Sirkeci Tren Garı’ndan başlamamız bir tesadüf değil. Bu tren istasyonu, birlikte paylaştığımız onlarca yıllık bağlarımızın, insandan insana olan bağlarımızın taştan sembolüdür.” Bugün Gaziantep’e gidecek olan Steinmeier, yarın da Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. (FATMA AKSU/İSTANBUL)

PROTESTO EDİLDİ
Alman Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, Sirkeci Garı’na geçtiği sırada buradaki bir grup tarafından protesto edildi. Ellerinde Filistin bayrakları ve dövizler bulunan gruptakiler, “Katil İsrail, işbirlikçi Almanya” sloganı attı. Grup polisin müdahalesiyle dağıldı.
]]>“BEŞ YILLIK BİR ARADAN SONRA ÇALIŞMA MECLİSİ’Nİ 29-30 NİSAN 2024 TARİHİNDE YENİDEN TOPLUYORUZ”
Bakan Işıkhan, Çalışma Meclisi’nin en kapsamlı ve en kritik öneme sahip istişare meclislerinden biri olduğunu söyleyerek, “Bu meclis, ülkemizde 1947 yılından beri, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getirmekte ve hazırlanan politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmektedir. En son toplanan 12. Çalışma Meclisi, bildiğiniz gibi 2019 yılında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilmişti. Beş yıllık bir aradan sonra Meclisi yeniden topluyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni de yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan 2024 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirmeyi planlıyoruz” dedi.
13. Çalışma Meclisi’nin gündeminin “Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği” olarak belirlendiğini ifade eden Bakan Işıkhan, “Üç gün sürecek program boyunca; ilgili bakanlıklarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarımız, akademisyenlerimiz, iş dünyamız, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla çeşitli paneller düzenlenecektir. Bugün de davetimizi gerçekleştirmek üzere TÜRK-İŞ’i ziyarete geldik. Ülkemiz, çalışma hayatı adına çok büyük önem taşıyan bu ortak platformun şekillenmesinde TÜRK-İŞ camiasının da önemli katkılar sunacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.
“CUMHURİYETİMİZİN 100 YILLIK BİRİKİMİNİN VERDİĞİ GÜÇLE BİRLİKTE, 2024 YILINDA KENDİMİZE YENİ HEDEFLER BELİRLEDİK”
Hedefler büyüdükçe, karşılarına çıkan engellerin de aynı oranda büyüyerek çeşitlendiğini söyleyen Bakan Işıkhan, “Ancak temelleri sağlam ekonomik ve sosyal altyapımız; her türlü engeli azim ve kararlılıkla, daha çok üreterek, daha çok çalışarak aşmamızı sağladı. Tüm bu badirelere, küresel salgınlara, savaşlara, ve tüm finansal krizlere rağmen istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, her geçen gün daha da güçlenen jeopolitik ve jeostratejik konumumuz bize, gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor. Mimarı Sayın Cumhurbaşkanımız olan, ülkemiz için önümüzdeki yüzyılın yol haritası niteliği taşıyan Türkiye Yüzyılı vizyon ve hedefi, bu sorumluluğun zorunlu bir sonucudur. Gerek ekonomik gerekse sosyal politikalarımızı küresel perspektifle şekillendiren bu sorumluluk, devlet ve millet olarak bizim, her bakımdan güçlü olmamızı gerekli kılmaktadır. Biz de bu gücü; çalışan ve üreten insanlarımızla büyüteceğimize inanıyoruz. Çalışma Meclisinde; pandeminin ve asrın felaketi olarak adlandırdığımız depremlerin, istihdam ve üretim noktasında sebep olduğu olumsuz etkileri en aza indirmek adına hayata geçirdiğimiz özel politikaları yeniden ele alacak, daha uzun vadeli çözümler üreteceğiz. Bu ve daha pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisimizin şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu.
“İŞÇİMİZİN, EMEKÇİMİZİN HAKKININ KORUNMASI, HER ZAMAN ÖNCELİKLİ MESELEMİZ OLMUŞTUR”
Bakan Işıkhan, önümüzdeki hafta 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bu yılki kutlamaların, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan milat olması sebebiyle önceki yıllardan çok daha anlamlı, çok daha farklı bir atmosferde gerçekleştirileceğini dile getirdi. Bakan Işıkhan, “Hafta boyunca düzenleyeceğimiz çeşitli programlar eşliğinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin çalışan, üreten, alın teri döken işçisiyle, emekçisiyle yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızla birlikte emek dünyamızın bu özel gününü tam manasıyla idrak edeceğimiz bir gün olacak. Emek; bizim hem maddi hem de manevi dünyamızda müstesna bir yere sahip kutsal bir kavramdır. Bu hassasiyetle işçimizin, emekçimizin hakkının korunması, her zaman öncelikli meselemiz olmuştur. Sendikalaşma hakkından sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanlarımızın menfaatlerini gözettik. Emeğin ve alın terinin müdafaasının da en az kendisi kadar önemli olduğunu bilerek, sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi yine biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“ÜLKEMİZİN KALKINMASININ EN ÖNEMLİ GÜCÜ EMEKÇİLERİMİZDİR”
Bir taraftan emeğin hakkını korurken diğer yandan da bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmediklerine dikkat çeken Bakan Işıkhan, “1 Mayıs’ı her yıl dönümünde, huzursuzluk gününe çevirmek isteyenler, çözümün ve uzlaşmanın değil; sadece sorunun bir parçası olmayı bilinçli bir şekilde tercih etmektedirler. Bunlar, emeği savunmak değil bunun istismarı peşinde oldukları gün gibi ortadadır. Hak, hukuk ve adalet kavramlarının sloganla değil icraatla tesis edilebileceğini unutmamalıyız. İşçilerimiz, emekçilerimiz; ideolojik sloganların değil, samimi icraatların muhatabı olmalıdır. Emekçilerimiz, bir yandan evine ekmek götürmenin derdindeyken, bir yandan da ülkemizin büyümesi için çalışıyorlar. Ülkemizin kalkınmasının en önemli güçlerinden birisi belki de en önemlisi; emekçilerimizdir. Dolayısıyla vatan-millet sevdasını yüreğinde barındıran işçilerimizin; ülkemize zarar verecek, ilerleyişimizi ve büyümemizi sekteye uğratacak, toplumu gerecek hiçbir eylemin içinde yer almaları mümkün değildir” şeklinde konuştu.
Bakan Işıkhan, böyle zamanları toplumsal kaos için bir fırsat olarak görerek günün sonunda arkalarında bıraktıkları dağınıklığı yine emekçilere toplatan bir anlayışın iyi niyetinin sorgulanması gerektiğini söyleyerek, “Böyle zamanları, toplumsal kaos için bir fırsat olarak görerek günün sonunda arkalarında bıraktıkları dağınıklığı yine emekçilerimize toplatan anlayışın iyi niyeti sorgulanmalıdır. Bunlar eski Türkiye’de kalan icraatlardır. Bugünün öneminin farkında olan ve 1 Mayıs’ı temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek bayram olarak ilan eden yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetimiz olmuştur” ifadelerini kullandı.
“İŞÇİNİN, EMEKÇİNİN VE ÇALIŞANLARIN ALIN TERİ TAKSİM MEYDANI’NA SIĞMAYACAK KADAR BÜYÜKTÜR”
İşçinin, emekçinin ve çalışanların alın terinin Taksim Meydanı’na sığmayacak kadar büyük olduğunu ifade eden Bakan Işıkhan, 1977 yılında Taksim Meydanı’nda kaybedilen 34 işçi ve emekçiyi de rahmetle yâd ettiğini ifade etti. Bakan Işıkhan, “Bildiğiniz gibi; 1 Mayıs’ta kaybettiğimiz canlarımızı Taksim’de anmak için sendikalarımıza, sınırla katılımlarına izin verilmektedir. Bu sebeple çalışan, üreten, büyüyen Türkiye’nin ortak değeri olan bu günü anlam ve önemine uygun şekilde tüm Türkiye olarak yediden yetmişe tüm vatandaşlarımızla birlikte, bütün meydanlarımızda, emeğin ve üretim olduğu her mecrada bir bayram havasında idrak edeceğiz” dedi.
]]>“21’İNCİ YÜZYIL AFRİKA VE TÜRKİYE YÜZYILI OLACAKTIR”
Türkiye, Afrika kıtasının her alanda gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımız 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara; ithalatımız ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara ulaşmıştır. Tanzanya’dan ülkemize Cumhurbaşkanı düzeyinde 14 yıl sonra yapılan bu ilk ziyaretin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz, 2023 yılında 346 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmiştir. İyileşen yatırım ortamı ve olası iş birliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Ticaret hacmimizi ilk etapta 1 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz. 21’inci Yüzyıl Afrika ve Türkiye yüzyılı olacaktır. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bazı kıtaların bazı ülkelerin Avrupa gibi yaşlandığını görüyoruz. Yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına inanıyorum. Tanzanya ekonomisi geçen yıl yüzde 6 büyüdü. Türkiye olarak biz de geçen yıl yüzde 4,5 büyüdük. Dünya ise 3 büyüdü” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE-TANZANYA İKİLİ TİCARİ, İLİŞKİLERİNDE ULAŞILAN RAKAMLARIN AŞILACAĞINA İNANIYORUM”
Ülkemiz firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadetmekte ve örnek olmakta olduğunu belirten Yılmaz, “Özellikle Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkânları olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağlantılar önemlidir. Dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri gibi; Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyelimizi tam olarak kullanmanın zamanı artık gelmiştir.
Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat bir şekilde aşacağınıza inanıyorum. Bu değerli iş forumu vesilesiyle Türk yatırımcıları Tanzanya’da yatırım yapmaya teşvik ediyorum” dedi.
Toplantıya, Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Dr. Ashatu K. Kijaji, Büyükelçi Mehmet Güllüoğlu ve Iddi Seif Bakari, Ticaret Bakan Yardımcı Mustafa Tuzcu, DEİK/Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu, Tanzanya Özel Sektör Kurumu Başkanı Angelina Ngalula ve iş dünyasının temsilcilerinin katıldı.
]]>Türk Ekonomi Bankası (TEB) Genel Müdürü Ümit Leblebici, “Hepimizin yapmaktan gurur duyduğu işler vardır. Bizim de en gurur duyduğumuz işlerimizden biri girişim bankacılığı. Bundan tam 10 yıl önce, Türkiye’de bu alandaki ilk banka olarak hep beraber yola çıktık” dedi.
YÜZDE 40’I ANADOLU’DAN
Programa katılan girişimcilerin yüzde 13’ünden fazlasını kadın girişimciler oluştururken, desteklenen girişimlerin yüzde 40’ının Anadolu kökenli olduğu belirtildi. Bu yıl ise geniş yelpazede sunulan desteklerle 200 erken ve ileri aşama firmaya ulaşılarak girişimcilik ekosisteminde sürdürülebilir bir büyüme ve gelişim sağlanması amaçlıyor.
TEB Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Ali Gökhan Cengiz ise, “TEB Girişim Bankacılığı olarak 10 yılda ekosistemde elde ettiğimiz konum çalışmalarımızın başarısını teyit ederken, geleceğe yönelik sorumluluklarımızı da artırıyor” diye konuştu. “Biz banka olarak ülkemizin yenilikçi potansiyelinin tam anlamıyla ortaya çıkarması için destek sunuyoruz” diyen Cengiz, şöyle devam etti: “Girişimcilerin seslerini duyurabilmeleri, yenilikçi fikirlerini ticarileştirebilmeleri, uluslararası başarı hikayeleri yazabilmeleri için gereken desteği ve kaynağı sağlıyoruz. Girişimciliğin ve inovasyonun Türkiye ekonomisindeki rolünü daha da güçlendirme hedefiyle desteğimizi daha da artırarak ülkemizin yenilikçi potansiyelini global alana taşımaya devam edeceğiz.”
‘GİRİŞİM EVİ’ 7 İLE YAYILDI
Öte yandan TEB, ülke genelinde daha fazla girişimciye ulaşmak için temellerini İstanbul’da atan Girişim Evi konseptini, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) işbirliğiyle Anadolu’nun farklı illerine de taşıdı.
Cengiz, halihazırda 7 ilde TİM-TEB Girişim Evleri ile yaygın ve kapsamlı girişimcilik programları sunduklarını aktardı. Cengiz, TİM-TEB Girişim Evleri’nde teknoloji şirketlerinin sürdürülebilirliğini ve hızla büyümesini sağlamaya yönelik programların geliştirildiği bilgisini verirken; Green Up Sürdürülebilir Yeşil Büyüme Programı ile de sürdürülebilirlik konusunda çalışan girişimlerin desteklendiğini ifade etti ve şöyle dedi: “TİM-TEB Girişim Evleri ile teknoloji girişimlerinin sayısını artırma, işletme ömürlerini uzatma, yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payının çoğalması amaçlanıyor. Anadolu’daki teknoloji girişimcilerinin ekosistemdeki gücünü artırmak, girişimcilikte bölgesel fırsat eşitliğine katkı sunmak da hedeflerimiz arasında yer alıyor.”
10. YILA ÖZEL TEŞEKKÜR PLAKETİ
TEB Girişim Bankacılığı’nın 10. yıl dönümünü kutlamak üzere bir etkinlik düzenlendi. Bu kapsamda, girişimcilik ekosisteminin paydaşlarına destek ve katkılarından dolayı TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici ve TEB KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Ali Gökhan Cengiz tarafından teşekkür plaketi takdim edildi.
EĞİTİM, DANIŞMANLIK VE YURT DIŞINA AÇILMA HİZMETİ
TEB Girişim Bankacılığı çatısı altında girişimcilere özel finansal ürünlerinin yanı sıra eğitim, danışmanlık, networking, yurtdışına açılma gibi finansal olmayan hizmetler sunan TEB, tekno girişimciler, kadın girişimciler ve çevreci girişimciler için de özel hizmetler geliştiriyor.
Banka’dan yapılan yazılı açıklamada, yaratılan etkiye de dikkat çekildi. Doğal kaynakları doğru kullanan, geri dönüşüm ve tasarruf sağlayan, karbon ayak izini azaltan girişimlerin çoğalmasıyla herkes için daha iyi bir geleceğin mümkün olduğunun ifade edildiği açıklamada, bu sorumluluk bilinciyle hareket edildiği; ülkenin sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunmanın amaçlandığı belirtildi. Banka, bu yönde yarattığı pozitif etkiyi ‘TEB Etkisi’ olarak adlandırıyor. Sürdürülebilir ekonomik büyümenin olmazsa olmazları arasında yer alan girişimcilik ve inovasyona iş stratejilerine öncelik verdiğini açıklayan TEB’in 10 yıldır girişimcilik ekosisteminin gelişmesi için yaptığı çalışmalar bu etkiyi büyütürken, hepimiz için daha iyi bir geleceğin inşasına önemli katkılar sağlıyor.
]]>
Afrika kıtasında yer alan ülkelerle ilişkilerde son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandıklarını belirten Kacır, yurtdışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini vurguladı.
“AFRİKA ÜLKELERİ İLE KURULAN İŞ KONSEYLERİNİN SAYISI 47’Yİ GEÇMİŞ DURUMDA”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Kacır, “Kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçiliğimiz ve ülkemizdeki 38 Afrika ülkesinin büyükelçilikleri bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleridir. Türk Hava Yolları, kıtada 62 noktaya sefer düzenlemekte. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı ise 47’yi geçmiş durumda. Kıtaya sadece ticari ve ekonomik alanlarda değil, her alanda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimizin günden güne gelişmesi için çaba harcıyoruz. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) kıtada 22 ofisi bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
“TİCARET HACMİMİZİ 50 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ”
Afrika kıtasına toplam ticaret 2003 yılında 5,4 milyar düzeyinde iken, 2023 yılı itibarıyla 37 milyar dolar düzeyine yükseldiğini söyleyen Bakan Kacır, “Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için iş birliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2018 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği ziyarette ikili ticaret hacminin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kaldıklarını hatırlatan Kacır, Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacminin bu tarihten sonra sürekli artarak 2023 yılında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştığını ifade etti. Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üst yapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 adet proje üstlendiğinin altını çizen Kacır, “Ülkelerimiz arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğunu görüyoruz. Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında gerçekleşen Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz” diye konuştu.
TİKA’nın özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirten Kacır, Türk Maarif Vakfı’nın Mali’de bulunan farklı seviyelerdeki 28 okul ile 3 bin 200’den fazla Malili öğrencinin eğitimlerine katkıda bulunduğunu söyledi.
4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu Toplantısı, Türkiye ile Mali arasında imzalanan iş birliği protokolüyle sona erdi.

Evinin bahçesini tarlaya dönüştüren oyuncu, yeni tohumları ekmeden önce çapa yaptı.

Kendisine eşlik eden köpekleri ile birlikte bahçe sulayan Atagül, görüntüleri “Toprak işi bizden sorulur” notu ile sosyal medya hesabında paylaştı.

Neslihan Atagül’ün paylaşımı 20 saatte 400 bin izlendi.

ÜNLÜLERİN ‘DOĞAL’ HAYATI
İşte şehir hayatından sıkılıp soluğu doğada alan ünlü isimler…
RENKLİ DÜNYAYI BIRAKIP SİVAS’IN KÖYÜNE TAŞINDI
1980 ve 1990’lı yıllarda yer aldığı film ve defilelerle adından sıkça söz ettiren Engin Koç şöhretin zirvesinde her şeyi geride bırakıp kendine başka bir yol çizmişti.
2011 yılında Pınar Kavrak ile hayatını birleştiren Koç, kısa süre sonra da oğlu Burak’ı kucağına almıştı.
Uzun zamandır sakin bir hayat yaşayan ünlü isim memleketi Sivas’a bir köy evi yaptırdı. Aradığı huzuru burada bulan Koç, ‘ Şu anda emekli hayatı yaşıyorum. Köye bir ev yaptırdık onunla ilgileniyorum.’ dedi.

Sebze meyve yetiştirmek istediğini de söyleyen eski manken, ‘Sivas’tayız… Her tarafı yeşil, sakin bir yer. İstanbul’da da olabilirsiniz ama sıkıldığınız zaman buralara gelebilirsiniz. Herkese köy hayatını tavsiye ederim. Öğrenebilirsem sebze, meyvemi de kendim yetiştireceğim. Köye karşı bir ilgim vardı, böyle bir fırsat geldi değerlendirdim.’ ifadelerini kullandı.
Televizyon dünyasından uzak olan Koç, ‘Köydeki sakinlik ve huzur beni mutlu ediyor. Benim fazla malda, parada pulda gözüm olmadı. Allah bana yettiği kadar verdi. Sağlığımız yerinde olsun yeter. Eşimle çocuğumla güzel bir hayat yaşıyorum.’ dedi.

HOBİSİ İŞİ OLDU
‘Deli Yürek’, ‘Ekmek Teknesi’ ve ‘Geniş Aile’ gibi unutulmaz dizilerde rol alan Mehtap Bayri, zeytinyağı üreticisi oldu. Çiftçilik belgesi alan oyuncu, hobisini ticarete çevirdi.
Yaklaşık 4 yıl önce Muğla-Yeşilyurt’ta yayla evi alan Mehtap Bayri, zeytin yetiştiriciliğine başladı.
İlk iş çiftçi belgesi alan ünlü oyuncu, ‘Memecik zeytinin ününü tüm dünyaya duyuracağız’ sözleriyle kolları sıvadı.

Kısa sürede iddiasını gerçekleştiren Bayri, katıldığı yarışmada ‘kalite ödülü’ aldı. Duygularını dile getiren oyuncu ‘Çiftçiyim artık. Belgemi de aldım. Toprak beni besliyor. Doğayı sevmiyorum, aşığım. Çiftçilik çok emek isteyen bir iş. Bütün çiftçileri ellerinden, o koca yüreklerinden öpüyorum” dedi.

Bir yandan dizi projelerine devam eden oyuncu sosyal medya hesabından mahsullerini paylaştı.

ÜNLÜ MANKEN ŞİMDİDEN KOLLARI SIVADI… PİJAMA TERLİKLE BAHÇE BELLEDİ!
Manken Tuğba Özay kolları sıvadı bahçeye girdi. Yeni sezona hazırlık yapan Özay’ın fotoğrafları büyük ilgi gördü.
Yıllar önce Antalya Manavgat’ta çiftlik alan Tuğba Özay, 2021 yılında çıkan büyük yangında bahçesinin yarsını kaybetmişti.
Gözyaşları içinde yardım isteyen Özay yaralarını sardı. Büyük emek verip, çiftliğini yeniden inşa etti.

Doğaya ve hayvanlara olan sevgisiyle bilinen ünlü manken yeni sezon öncesi sebze yetiştirmek için hazırlıklara başladı.
Kendine küçük bir sera yaptıran Özay, önce tarım yapacağı alanı temizleyip, kazdı sonra da gübreledi.
Bir süre bekleyen ünlü manken eline tırmık alıp etrafı iyice topladı.

Ata tohumuna önem veren Özay yapacağı işlemi de şu sözlerle anlattı:
Ben böyleyim işte… Bazen yataktan kalktığım gibi pijamalarımla bahçeye çıkar o an aklıma eseni yaparım. Uzunca bir süredir bahçemizde küçük bir sera yapmak istiyordum. Serayı kurdurdum ve geçtiğimiz günlerde de toprağını kazdım , temizledim , gübreledim, havalandırmaya bıraktım. Ata tohumuna çok önem veriyorum ve gerçek ata tohumu üreten yerleri takip ediyor destekliyorum. Onlardan ilham alıyorum, örnek oluyorlar bana… Toprak bizim anamız, varlığımızın ve sürekliliğimizin sebebi toprak… Toprakla iyi geçinmek , iyi anlaşmak gerek… Toprağa olan ilgim giderek artıyor. Elimde birazcık ata tohumlarım var ve onları ekmek için sabırsızlanıyorum. Ve sonucu çok merak ediyorum. Hem kendi araştırmalarım hem büyüklerden öğrendiklerimle toprak ile daha da içselleşeceğim.. Sizin de önerileriniz olursa paylaşın lütfen. Ama benim size önerim toprağınız varsa satmayın! Ekin, biçin, üretin. Evinizin balkonunda saksıda bile üretin. Birileri için değil , kendiniz için üretin… İnsanın kendi emeğinin karşılığını alması mutluluk verici. Bu arada ata tohumu biriktirmeye başladım .. Benim için altından değerli şu an ata tohumu.

YILLAR ÖNCE İSTANBUL’U TERK EDİP BODRUM’A YERLEŞMİŞTİ… ALP KIRŞAN MEMLEKETİNE DÖNDÜ
2014 yılında Zeynep Kırşan ile nikah masasına oturan Alp Kırşan, ekranlara ara vermekle kalmadı; uzun süre yaşadığı İstanbul’a da veda etti.
Kırşan, 2013 yılında her şeyi ardında bırakarak ailesi ile birlikte Bodrum’a yerleşti. 10 yıl Bodrum, bir yıl da Antalya’da yaşayan çift son olarak Alp Kırşan’ın memleketi İzmir’de karar kıldı.

Çift, Karşıyaka’ya taşınmadan önce satın aldıkları evi baştan sona restore ettirdi.
Alp Kırşan, bahçe içindeki tek katlı müstakil evin her detayıyla birebir ilgilendi.

Eşinin hayallerindeki evi yaratmakta kararlı olan Alp Kırşan, duvar renklerinden, mutfak dolaplarına kadar her şeyi Zeynep Kırşan’ın zevkine göre tercih etti.

Evin genelinde pastel renkler hakim. Duvarlardaki ahşap profiller ilk bakışta göze çarpan detaylardan…

Mutfak bölümündeki eski dolaplar yerini duvardan duvara uzanan yeşil dolaplara bırakmış.

Çift, oturma alanında konforlu olduğu her halinden belli olan özel tasarım bir koltuk kullanmış.

Duvarları, tablolar ve aile fotoğrafları süslüyor.

Efe ve Ata’nın odasında iki kardeşe uygun olarak ranza tercih edilirken, dolap rengi olarak beyaz kullanılmış.

Çiftin yatak odası da dönüşümden payına düşeni almış. Evin genelinde olduğu gibi bu odanın duvarları da krem rengi. Yatağın her iki başında ise lacivert ahşap paneller yer alıyor.

Zeynep Kırşan evin son hali için “Hayal ettiğimin de ötesinde; hiç bi kadar hayal etmemiştim. İnanılmaz mutlu oldum” diyor…

ÇANAKKALE’DE YENİ HAYAT
2000’li yılların başında izleyici ile buluşan Avrupa Yakası dizisiyle şöhrete kavuşan Bülent Polat, setlere ara verdi. Polat, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Çanakkale’ye yerleşti.

Organik tarımla ilgilenmeye başlayan Bülent Polat, eşiyle birlikte yıllar önce aldıkları tarlayı çiftliğe çevirdi.
Bülent Polat, hayallerini de tek tek anlattı:
“Burası Karderesi. Burayı 1,5 yıl önce aldık. Tarladan çiftliğe dönüşecek burası. Her bir metrekaresinde, her bir dönümünde alın terim var. Kendi ellerimle ördüm burayı. Burada kuzular olacak… Tavşanlar olacak… Ekilecek, biçilecek… Duygu ile Bülent Polat’ın çiftliği olacak.”

Geçtiğimiz aylarda ilk hasatlarını alan çift, fotoğrafları paylaşmayı ihmal etmedi:
“Turp, pazı, ıspanak, dereotu, roka… Kışlıklardan soframıza yetişenler olmuştu. Toprağımızın ilk ürünleri.”

İşletmeciliğini üstlendiği küçük butik bir de restoran açan oyuncu, soğuk hava öncesi hazırlıklarına başladı. Kış için odun kesen Bülent Polat, o anları sosyal medya hesabından paylaştı.

ZEYTİNLER KENDİ BAHÇEMDEN
Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bir süre ekrana ara verip Ayvalık’a yerleşen Aslıhan Gürbüz zor günleri atlattı.
Doğa ile iç içe bir yaşan süren ünlü oyuncu bahçesindeki zeytinlerin hasadını yaptı.
Sosyal medya paylaşımlarıyla takipçilerine özel hayatına dair bilgiler veren güzel oyuncu kolları sıvadı zeytin topladı.

Tek tek zeytinleri dalından toplayan Gürbüz, kırma zeytin için hazırlık yaptı.
Eğlenceli anları kareleyen ünlü oyuncu, ‘Kırma zeytin yapacağım. Kendi zeytin ağaçlarımdan hem de’ mesajını paylaştı.
Gürbüz’e dostları da yardım etti.

Ünlü oyuncu İstanbul’dan taşınma kararını da şu sözlerle anlatmıştı:
“Yeşili-maviyi, suyu-gökyüzünü, ağacı-çiçeği, kuşu-yosunu görmeyi çok seviyorum. Uyandığımda karşı evi değil bir ağacı görmeyi, evden çıkınca AVM’ye değil, patikaya uğramayı çok seviyorum. Yani doğayı çok seviyorum, neresi olduğu mühim değil, görüyor ve seviyorsan cennettesin. Koruyor ve saygı duyuyorsan cennetlik…”

İSTANBUL’DAN KAÇTIM!
Bahadır Tatlıöz, eşi Yasemin Tatlıöz’le birlikte Bodrum’a yerleşti. Şarkıcı, İstanbul’dan neden taşındığını sosyal medyadaki takipçileriyle paylaştı.
“İstanbul’dan kaçtım! Çünkü çok hassas bir ruh halim var. Olumsuzluklardan aşırı etkileniyorum. Üzgün ve naif insanları sömüren, hırslı ve saldırgan insanların bir arada yaşadığı bir şehir İstanbul.”

“Nerede miyiz artık? Gümüşlük’e yerleştik. Bir adımda bahçeye, 10 adımda denize varıyor ayağım. En azından toprağa basıyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu bir vazgeçiş değil. Daha güçlü bir başlangıcın ilk adımları.”

CEYLAN’IN KÖY HAYATI
Doğadan bir türlü vazgeçemeyen şarkıcı Ceylan Ertem, hayallerini gerçekleştirerek köye taşınmıştı. Evinin tadilatı ve dekorasyonu ile yakından ilgilenen Ertem, kendine yeni bir de çalışma ortamı yarattı.

Ceylan Ertem, kış bahçesi olarak kullanılan alanı stüdyoya çevirdi.
Ünlü şarkıcı yaptığı değişikliğin fotoğraflarını sosyal medya hesabında takipçileri ile paylaştı.

“Bugünün işi; yeni taşındığım evin kış bahçesini, ev stüdyosu haline getirmekti. Mikrofonlar, enstrumanlar, incik boncuk, defterler kalemler, kablolar, ödüllerimin bir kısmı ve fotoğraf makinelerimi dizmiş olmanın rahatlığı…Yoruldum ama değdi. Artık burada yeni albüm şarkıları, diğer kayıtlar hatta hayalim Duyuyor Musun? çekimleri… Karda ayrı baharda ayrı güzel olacağını düşünüyorum. İlk günüm uğurlu olsun”

Yeşilliğin ortasında
Ceylan Ertem köpekleri ile birlikte yaşadığı muhteşem evinden fotoğrafları zaman zaman Instagram sayfasında paylaşıyor.
Devasa camlara sahip taş evde bütün eşyalar konforu ön planda tutarak seçilmiş… Dekorasyonda kırmızı ve turuncu başta olmak üzere canlı renkler hakim.

Duvarlara konumlandırılmış raflarda Ertem’in kitapları, sevdiği albüm ve plaklar yer alıyor.
Geniş bir bahçeye sahip olan evin etrafı çam başta olmak üzere sayısız ağaç ile çevrili…

Ceylan Ertem’in bilgisayarının yer aldığı çalışma masası da bu bahçeye bakıyor.

Eskiye olan özlemini her fırsatta dile getiren şarkıcı, ısınmayı ise kurduğu soba ile sağlıyor.

DOĞA TUTKUSU AİLEDEN MİRASMIŞ
İstanbul sosyetesinin ünlü isimlerinden Neslihan Kozanoğlu, yıllar önce Çatalca’da çiftlik satın aldı. Her fırsatta doğaya olan tutkusundan bahseden Kozanoğlu, vaktinin çoğunu bu çiftlikte geçirmeye başladı.

Yıllardır organik tarım ile uğraşan Kozanoğlu’nun çiftliği bir dönem Kanal D’nin efsaneleşen dizisi Aşk-ı Memnu’ya da ev sahipliği yaptı.

Neslihan Kozanoğlu, geniş bir bahçe içerisinde yer alan ve hiçbir detayın unutulmadığı çiftlik evinin fotoğraflarını Instagram sayfasında yayınlıyor.

Kendi meyve ve sebzesini yetiştiren, çiftliğin işleriyle meşgul olan ve hayvancılıkla uğraşan Kozanoğlu’nun bu tutkusu aslında aileden miras!

Zaman zaman çocukluk fotoğraflarını da takipçileri ile paylaşan Neslihan Kozanoğlu, son olarak traktör üzerindeki pozuna “Yıllar öncesinden ne olacağım belliymiş” notunu düştü.

Takipçileri fotoğrafın altına ‘yok artık’, ‘inanılmaz’, ‘adam olacak çocuk’ yorumlarını yaptılar.

Lüks çiftlik evi pandemi döneminde Neslihan Kozanoğlu’nun neredeyse sığınağı olmuştu…
ŞEHRİ GERİDE BIRAKTI
Başak Sayan 2014’te Murat Vardal ile nikah masasına oturmuş, 2016’da ikizleri Ares ve Milan dünyaya gelmişti. Çift koronavirüs salgını başladıktan sonra çocuklarıyla birlikte önlem olarak Şile’deki yazlıklarına taşındı.

Sayan “Ormanlık bir alanda kendi başımıza geçinmeye, organik bir yaşam sürdürmeye çalışıyoruz. İşlerimiz için kısa süreliğine merkezdeki evimize gelip dönüyoruz. Sessiz sakin, keyifli bir düzen kurduk” dedi.
ORGANİK TARIMA BAŞLADI
İbrahim Çelikkol, İzmit’teki çiftliğinde organik tarıma başladı.

Gerekli malzemeleri temin eden ünlü oyuncu, 3 kişiyi de yanında işe aldı. Çelikkol, yakında ürettiği organik ürünleri satışa çıkaracak.
‘AVUÇ KADAR BAHÇE BİZE YETİYOR’
Özge Borak, organik tarıma merak sardı.

Bahçeye kavun eken, domatesleri dalından toplayan Borak; çektiği fotoğrafları da sosyal medya hesabında takipçileri ile paylaştı. “Bir süre bağdır, bahçedir çok duyarsınız benden. Sebzeyi, meyveyi dalından kendin koparıp yemek gibisi yok. Hele ki kendi bahçenden olunca daha bir başka. Öyle dönümlerce bahçemiz yok, avuç içi kadar ama bize yetiyor.”
KAMERALARDAN UZAK…
90’lı yılların efsane isimlerinden Pınar Aylin, 1999 yılında evlendiği Mert Tokatlıoğlu’ndan 2008 yılında boşanmıştı.

Maya isminde bir kızı olan Aylin, 2014 yılında Süleyman Erbaykent ile nikah masasına oturdu. Yıllar önce İstanbul’u terk eden, kameralardan uzaklaşm Pınar Aylin, eşi ve kızı ile birlikte kendisine memleketi İzmir’de yepyeni bir hayat kurdu. Boş vakitlerinde bahçe ile ilgilenen Pınar Aylin, çektiği fotoğrafları da Instagram sayfasında takipçileri ile paylaşıyor.
Güzel oyuncu daha önce Ayvalık’a bağlı Küçükköy’den tarihi bir konak aldığı haberleriyle gündeme gelmişti. Biricik başında yemenisi, üzerinde şalvarıyla zeytin toplarken çektirdiği fotoğrafları da sosyal medyada paylaştı
‘SAĞLIKLI ÜRÜNLER TÜKETİYORUM’
Oyuncu Gizem Karaca 2017 yılında Kemal Ekmekçi ile nikah masasına oturmuş ve İzmir’e yerleşmişti…

Gizem Karaca, kendisini bahçe işlerine verdi. Organik tarıma başlayan Karaca, “Hem sağlıklı ürünler tüketiyorum, hem de bahçe ile uğraşarak zaman geçiriyorum” dedi.
‘HER ŞEY BİR OYUNDU’
Merve İldeniz de bir zamanlar podyumun en gözde modellerinden biriydi.

Öyle ki günde birkaç defileye çıkardı. Ama onun hayali bambaşkaydı. “İstanbul beni her zaman boğuyordu. Kirlendiğimi hissetmeyebaşlamıştım. Her şey bir oyundu. Bu oyunu daha fazla oynamak istemedim” diyen İldeniz de büyük kente veda edip köye yerleşti.
DOĞA İLE İÇ İÇE
90’lı yılların popüler şarkıcısı Ege, Bodrum Güvercinlik’te kendisi için ağaçtan ev yaptırdı.

Ege yeni yaşamıyla ilgili olarak “Şehir gürültüsünden uzak tek başıma ormanın içine yaşamayı seçtim. İnternetim yok, kargaşa yok, kavga yok. Bodrum’da haftanın 3 günü sahneye çıkıyorum. Market ihtiyacını görüp evime geliyorum. Doğa ile iç içe yaşamak bana huzur veriyor” dedi.
MARKET ALIŞVERİŞİ BİTTİ
Yılmaz Erdoğan birçok kişinin hayali olan organik yaşamı gerçeğe dönüştürdü.

Birkaç yıl önce satın alıp yerleştiği Köyceğiz’de organik tarım yapan Erdoğan, market alışverişine son verdi.
O BİR TESCİLLİ GÜZEL
1982 yılında hem Türkiye hem de Avrupa Güzeli seçilen Nazlı Deniz Kuruoğlu hayatını Kuşadası’ndaki Caferli köyünde sürdürüyor.

Bir butik otel işleten Kuruoğlu, yeri geliyor fırında ekmek pişiriyor, yeri geliyor reçel kaynatıyor. Kelimenin tam anlamıyla köy hayatı yaşıyor. Kuruoğlu, doğayı korumaya yönelik etkinliklerde de aktif olarak görev alıyor.
ÇİFTLİĞİN KAPISINA KİLİT VURDU
Yıllar önce İstanbul’la vedalaşarak Milas’a yerleşen ve köy hayatı yaşamaya başlayan ünlü rock’çı Özlem Tekin, çiftliğinin kapısına kilit vurdu.
Özlem Tekin’in aylardır uğramadığı evi bakımsız haliyle objektife yansıdı.

Tekin’in nereye gittiği bilinmezken, köyde yaşayanların şarkıcıyı merak ettiği öğrenildi.(Umut ÜNVER)
Maddi sıkıntılar nedeniyle
Bu haberler üzerine Özlem Tekin’in yakın çevresine ulaşan magazin yazarı Onur Akay, ünlü şarkıcının sağlık durumunun iyi olduğu ancak maddi sıkıntılar nedeniyle çiftliğine kilit vurmak zorunda kaldığı bilgisine ulaştı. Tekin uzun zamandır Bodrum Gündoğan’da annesiyle birlikte yaşıyor.

]]>
İŞKUR’un 2024 birinci çeyreğine ilişkin açıkladığı rapora göre, ülke genelinde bir ve daha fazla kişi istihdam eden işletmelerde toplam 330 bin 325 açık iş olduğu tespit edildi. 1-9 çalışanı olan işletmelerde toplam 170 bin 440 açık iş, 10 ve daha fazla çalışanı olan işletmelerde ise 159 bin 885 açık iş olduğu görüldü.
Ülke genelinde en fazla açık iş, 110 bin 468 kişilik açık ile imalat sektöründe oldu. Raporda, tüm açık işlerin yüzde 33.4’ünün bu sektörde olduğu belirtildi. Birinci çeyrek itibarıyla toptan ve perakende ticarette 90 bin 17 kişilik açık iş tespit edilirken, inşaat sektöründe ise 25 bin 631 kişilik açık iş olduğu saptandı. Böylece, ülke genelindeki açık işlerin yüzde 68.5’i imalat, toptan ve perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde gerçekleşti.

KONAKLAMA DA YÜKSEK
Açık iş oranları, potansiyel istihdam açığını ifade ediyor ve istihdamın ne kadar artabileceğini gösteriyor. Raporda bu yüzden, en yüksek açık iş oranı ile en fazla açık iş oranıyla birlikte sektörel kırılımların detaylarına da yer verildi.
Buna göre:
Ülke genelinde en yüksek açık iş oranı yüzde 3.1 ile gayrimenkul faaliyetleri sektöründeyken, bunu yüzde 2.4 ile imalat ve yüzde 2.1 ile de idari ve destek hizmet faaliyetleri takip etti.
İdari ve Destek Hizmet Faaliyetleri sektörünün 25 bin 254 kişilik eleman açığı varken; gayrimenkul faaliyetleri sektörünün ise 5 bin 417 kişilik eleman açığı olduğu görüldü.
Konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri sektöründeki açık iş sayısı 21 bin 474 kişi oldu. Bunu 17 bin 724 kişi ile ulaştırma ve depolama sektörü izledi.
İnsan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerindeki açık iş sayısı 4 bin 334 olurken; eğitim sektöründeki açık sayısı ise 2 bin 226 oldu.

KONFEKSİYON BAŞI ÇEKTİ
İŞKUR verilerine göre, oransal olarak en fazla açık iş ise yüzde 5.2 ile konfeksiyon işçiliği olarak öne çıktı. Bunu takip eden diğer meslekler sırasıyla makineci (dikiş), lojistik elemanı, temizlik görevlisi, satış danışmanı, ayakkabı imalatçısı, garson, inşaat işçisi ve ahşap mobilya imalatçısı oldu. Türkiye genelinde 2024 birinci çeyrek itibarıyla açık işlerin yüzde 29’unun bu mesleklerde bulunduğu ifade edildi.
İSTİHDAM ÇIKIŞLARI OLDU
Konuyla ilgili Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, geçen sene 6 Şubat depremleri, yurt içi ve yurt dışı etkilerden kaynaklı talep ve kapasite daralmasından dolayı işlerin yavaşladığını, bunun da istihdam çıkışlarına yol açtığını anımsattı. Ancak bu yıl dönüşen taleple birlikte ihtiyaçların da değiştiğini ve bunun işverenleri istihdamda yeni arayışlara sevk ettiğini dile getiren Kaya, şöyle dedi: “İş modellerimizde bir değişim ve dönüşüm var. Tüketicinin alışkanlığının değişmesiyle birlikte talepler değişince iş modellerimiz değişti. Daha katma değerli mallar üretmek, daha nitelikli personeli işe almak gibi bir ihtiyacımız oldu. Bu kapsamda, konfeksiyon içerisinde bilişim teknoloji gibi dijital tarafta, İK tarafında nitelikli insanlara ihtiyacımız var. Daha fazla tasarım, daha fazla Ar-Ge, daha fazla aktif pazarlama alanlarında açık pozisyonlara ihtiyaç var. Sürekli personele ihtiyaç duyulan alanlar bunlar.”
EN FAZLA İMALAT SEKTÖRÜNDE İŞGÜCÜ İHTİYACI OLDUĞU BELİRLENDİ
Öte yandan yapılan araştırmada, 2023 yılı içerisinde 2 ve üzeri istihdam sağlayan 86 bin iş yeri ile görüşülerek işgücü ihtiyacının olduğu sektörler tespit edildi. Buna göre en fazla imalat sektöründe işgücü ihtiyacı olduğu belirlendi. İmalat sektöründe yer alan iş yerlerinin yüzde 16,6’sında eleman ihtiyacı bulunurken, aynı sektörde 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinin ise yüzde 37,3’ünde eleman ihtiyacı olduğu araştırmada yer aldı.
EN ÇOK ELEMAN ARANAN MESLEKLER
Araştırma kapsamında işverenler tarafından en fazla eleman aranan meslekler de belirlendi. En çok açık iş olan 10 meslek arasında makineci (dikiş), garson (servis elemanı), satış danışmanı, ahşap mobilya imalat ustası, temizlik görevlisi, gazaltı kaynakçısı, konfeksiyon işçisi, akaryakıt satış elemanı, ark kaynakçısı ve şoför (yük taşıma) yer aldı. Açık iş olan mesleklerde aranan beceriler incelendiğinde yeterli mesleki ve teknik bilginin ilk sırada, iş tecrübesinin ikinci sırada olduğu tespit edildi.
TÜRKİYE GENELİNDE İŞ YERLERİNİN YÜZDE 8,7’SİNDE AÇIK İŞ BULUNUYOR
Araştırmaya göre Türkiye genelinde iş yerlerinin yüzde 8,7’sinde açık iş bulunduğu, bu oranın 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde 27,6’ya ulaştığı görüldü.
Kadın iş gücü tercih edilen açık işlerde ise makineci (dikiş), temizlik görevlisi, satış danışmanı, mutfak görevlisi, mantı ustası, ön muhasebeci, garson (servis elemanı), konfeksiyon işçisi, aşçı ve okul öncesi öğretmeni meslekleri ön plana çıktı.
İŞVERENLERİN YÜZDE 12,5’İ ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİYOR
2023 İş gücü Piyasası Araştırması’ndan elde edilen veriler neticesinde işverenlerin yüzde 12,5’inin eleman temininde güçlük çektiği tespit edildi. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen 10 meslek arasında makineci (dikiş), garson (servis elemanı), ahşap mobilya imalat ustası, gaz altı kaynakçısı, inşaat işçisi, satış danışmanı, tır-çekici şoförü, şoför-yük taşıma ve akaryakıt satış elemanı, çelik kaynakçısı meslekleri bulunuyor.
Eleman temininde güçlük çekilmesinin en önemli sebepleri arasında ilgili mesleklerde yeterli iş başvurusunun yapılmaması ilk sırada geliyor. Gerekli mesleki beceriye sahip eleman bulunamaması ve yeterli iş tecrübesine sahip eleman olmaması ise diğer sebepler arasında yer alıyor.
İŞVERENLERİN 1 YIL SONRA İSTİHDAM ARTIŞ BEKLENTİSİ YÜZDE 5,4
Araştırma kapsamında temasa geçilen iş yerlerinde 1 yıl sonraki istihdam artış beklentisinin yüzde 5,4 oranında olduğu görüldü. En fazla istihdam artışı beklenen 10 meslek arasında garson (servis elemanı), kurye, satış danışmanı, makineci (dikiş), inşaat işçisi, ahşap mobilya imalat ustası, ark kaynakçısı, şoför-yük taşıma, konfeksiyon işçisi ve ağ teknolojileri meslekleri gösterildi.
]]>Ne derdik Anadolu tarzı sanayi babalarının iyilikleri için: “Hayırsever sanayici”.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 2010’larda çıkıp dedi ki, “Artık hayırseverlik stratejik hale geldi.”
Yani öyle doğduğu köye okul yaptırmak gibi kıymetli işler bu stratejinin bir parçası sayılmıyor, olsa olsa ‘vefalı’ diyorlar. Son 15 yıldır ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ denilen işler, bir iş insanını stratejik fayda yaratan pozisyona taşıyor. Bu işlerin de tıpkı bir şirket gibi fizibilite, planlama, hedefler ile yönetilmesi gerekiyor. Çok güzel örnekler verildi bu alanda Türkiye’de. Ben dahil birçok insanın aklına ilk gelen proje Turkcell’in ‘Kardelenler’idir.

4.5 TRİLYON DOLARLIK PAZAR
Kurumsal dünya İngilizce kısaltması ESG olan Türkçe’ye ‘Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetim’ diye çevrilen bir kavramla yönetim kurullarına taşıdı ‘iyilik’ yatırımlarını. Bloomberg Intelligence’a göre, küresel ESG varlıkları 2025 yılına kadar 53 trilyon doları aşma yolunda ilerliyor. Bu rapora göre 2025’te dünyanın öngörülen toplam yönetim altındaki varlıkları (AUM) 140.5 trilyon olacak, yani ESG varlıkları toplamın üçte birinden fazlasını temsil edecek.
Belli, ciddi bir para buraya akacak.
ETKİ YOKSA TOPAL ÖRDEK
Peki bu ESG yatırımlarını kıymetli kılan ne? Yanıt net: Yarattığı etki. Şimdi deli gibi etki ölçümü yatırımları yapılıyor, girişimler peydahlanıyor. Hiçbiri de şirketlerin ilgisinden mahrum kalmıyor. Yine Bloomberg Intelligence’in raporu diyor ki; küresel etki yatırımı pazarı 2030 sonuna kadar 4.5 trilyon dolarlık kayda değer bir dönüm noktasına ulaşacak.
Bank of America, ESG danışmanlığı vermek için BofA Securities’i kurmuştu. Onun uzmanları da diyor ki; önümüzdeki 20 yıllık süreçte sürdürülebilirlik ekosistemi 20 trilyon dolarlık aktif bir artış yaşayacak. KPMG’nin raporu el artırıyor; Dünyanın en büyük 100 şirketinden 75’i sürdürülebilir yaklaşımları benimseyerek varlıklarını devam ettirebildiler. Yani önümüzdeki dönemde bu alana yatırım yapmayan varlığını sürdüremeyecek deniliyor.
Bunlar ne kadar gerçek olur, zorlayan ekonomik şartlar tahminleri ne kadar haklı çıkarır, zaman gösterecek.
Ben işin ‘nasıl başarılır’ kısmını biraz araştırdım.
Yakın dostum, son 10 yılda bütün ‘ödüllü’ ESG çalışmalarının akıl hocalığını da yapan, Adım Adım gibi önemli platformların kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Itır Erhart’a sordum. Yanıtı net oldu: “Bence çok net KSS bakış açısı dönüşüyor. Neredeyse artık kullanılmıyor bile. Bunu daha çok sosyal etki, sosyal dönüşü olan yatırım olarak adlandırıyoruz. Eskiden şirketler ‘hoşluk olsun diye’ projeler yapıyordu, şimdi o projelerin belli alanları yatay kesmesi lazım. Eşitlik, sürdürülebilirlik gibi kavramlarla entegre olması gerekiyor. Ben sosyal yatırımlarımı nasıl planlamalıyım, uzun vadeli bakmalıyım ve sosyal etkimi büyütmek istediğim başlıkları belirlemeliyim. Etkisini ölçebilmeliyim. ‘Şu bölgeye gittik farkındalık eğitimi verdik’ demekle olmaz, nasıl etki yarattığını göstermen lazım. Bunun raporları var. Bir yatırdım, kaç aldım. Üstelik bunu her yıl iyileştirmen gerekiyor.”

Prof. Dr. Itır Erhart
YENİ SOSYAL YATIRIM ARAYANLAR İÇİN 6 İHTİYAÇ
Son dönemin konuşulan isimlerinden FutureBright Group’un kurucusu Akan Abdula’dan bundan sonrasını anlatmasını istedim. “Hangi alanlarda yapılacak sosyal yatırımların etkisi daha güçlü olacak, dünyanın neye ihtiyacı var” dedim.
Dilinden dökülen ilk kelime ‘yaşlanma’ oldu.
Sadece nüfusun değil gezegenin, medeniyetin de yaşlanmasının getirdiği ve getireceği ihtiyaçlardan bahsetti. “Yeni sosyal yatırımlar arayanlar bu ihtiyaçlara odaklanmalı” dedi.

Akan Abdula
Bu ihtiyaçları da altı başlıkta özetledi:
1- Yaşlanma: 50 yaş üzerindeki nüfus artıyor, ekonomide etkisi de büyüyor. Bunun getirdiği ihtiyaçlar da öne çıkacak.
2- Eşitlik: Cinsiyet eşitliğinden yaşlılığa kadar her alanda eşitlik.
3- İklim: İklim her zaman önde olacak. Şirketler hem kendi sürdürülebilirlikleri hem de sosyal etkilerini artırmak için iklim kriziyle mücadeleyi destekleyecek projeler yapmalı. Tedarik zincirinin ‘adil tedarik zinciri’ne doğru dönüşümü öne çıkacak.
4- Yapay zekâ: Yapay zekâ ile sürdürülebilirliği konuşturabilen işler geliyor. Bütün yapay zekâ teknolojileri ve araçlarımızda sürdürülebilirlik projelerini konuşturabilecek işler. Karbon emisyonunu düşürmek için yapay zekâyı kullanacağız. Bizim göremediğimiz acayip çözümler üretecek bize.
5- Adil üretimi destekleyen projeler.
6- Onarıcı tarım uygulamaları. ‘İçinde olduğum, sahiplendiğim alanda onarıcı çözümler geliştirmeliyim’ denilmeli.
‘BÜTÜN BİRİMLER TEYAKKUZ HALİNDE OLACAK’
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sorumluluğundaki 68 bin 680 kilometrelik yol ağında vatandaşların huzurlu ve rahat bir şekilde seyahat edebilmelerini sağlamak için bütün önlemleri aldıklarını ifade eden Uraloğlu, “Yaşanması muhtemel olumsuzluklara karşı, ülke geneline yayılmış 18 bölge müdürlüğü, 122 şube şefliği, 15 tünel bakım işletme şefliği, 25 otoyol bakım işletme şefliği ve 16 yap-işlet-devret bakım işletme şefliğinde kesintisiz hizmet verilecektir. Kara yollarına bağlı bütün birimler bayram boyunca teyakkuz halinde olacak. Vatandaşların güvenli yolculuğu için 7 gün 24 saat çalışma esasıyla hizmet vereceğiz” diye konuştu.

‘BAYRAM SÜRESİNCE YOL ÇALIŞMALARI DURDURULACAK’
Özellikle trafiğin yoğun olduğu yollarda gerçekleşen bakım ve onarım çalışmalarına bayram süresince ara verileceğini dile getiren Uraloğlu, yol bakım çalışmaları olan kesimlerde ise yolun fiziki standardının düşük olduğu kesimlerinde trafik işaretlemelerinin yapıldığını belirtti. Bir bölümü kapalı, diğer bölümü iki yönlü trafiğe açık olan bölünmüş yollarda, sürücülerin yanılgıya düşmemeleri için trafik işaret levhalarının belirlenen standartlara uygunluğunun kontrol edildiğini söyleyen Uraloğlu, “Özellikle otoyollar başta olmak üzere trafik yoğunluğu fazla olan devlet yollarında da bakım, onarım gibi çeşitli nedenlerle eksilen şeritler trafiğe açıldı. Amacımız, yol kusurlu kazaların önüne geçmek. Ayrıca kazaların yoğun yaşandığı noktalarda daha sıkı tedbirler alabilmek için İçişleri Bakanlığı ile iş birliği yaptık. Vatandaşlarımızdan daha dikkatli olmalarını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, vatandaşların yola çıkmadan önce yol durumları hakkında bilgi alması gerektiğini işaret ederek, “Vatandaşlarımız, Karayolları Genel Müdürlüğü web sitesinde yer alan güzergah analizi programını kullanabilirler. Bu programla en uygun güzergah ve alternatif yolların yanı sıra kapalı ve çalışma yapılan yolları da öğrenebilecekler. Ücretsiz Alo 159 hattından da yol durumlarına ilişkin bilgi alınabilecekler” dedi.
‘YHT’DE 18 BİN 84 KOLTUK ARTIŞI SAĞLAYACAĞIZ’
Uraloğlu, bayram nedeniyle uzun bir tatil dönemini kapsayan 5 -15 Nisan tarihleri arasında ek yüksek hızlı tren seferlerinin yanı sıra anahat ve bölgesel trenlerde de kapasite artışına gittiklerini belirterek, “Yüksek Hızlı Tren hatlarında 5 Nisan’dan itibaren başlayacak ek seferlerle 18 bin 84 koltuk kapasitesi artışı sağlayacağız. Günlük sefer sayısını Ankara-İstanbul hattında 13+13’ten 14+14’e, Konya-İstanbul hattında 4+4’ten 5+5’e yükseltiyoruz. Ayrıca Ankara-Konya hattında cuma ve pazar günleri işletilen 1+1 adet hafta sonu seferi cumartesi günleri de işletilecek” diye konuştu.
Yüksek hızlı trenlerdeki yeni seferlerin tatil dönemi sonrasında da devam edeceği müjdesini veren Uraloğlu, “Bugüne kadar yüksek ve hızlı trenlerimizle yaklaşık 84 milyon 260 bin yolcu taşıdık” açıklamasında bulundu.
‘ANAHAT VE BÖLGESEL TRENLERE VAGON İLAVE EDİLECEK’
Bakan Uraloğlu, 5 Nisan ile 15 Nisan 2024 tarihleri arasındaki tatil döneminde ayrıca İzmir Mavi Ekspresi, Doğu Ekspresi gibi önemli bölgesel trenlere pulman ve yataklı vagonlar ilave edileceğini kaydederek, “Buna göre anahat ve bölgesel trenlerde günlük karşılıklı 28 vagon ilave edilerek 10 günlük tatil döneminde toplam 15 bin 200 koltuk kapasitesi artışı sağlanacaktır. Bu sayede bayram boyunca demir yollarımıza toplamda 33 bin kişilik ek kapasite sağlamış olacağız” dedi.
HAVALİMANLARI BAYRAMA HAZIR
Ramazan Bayramı’nda rahat ve güvenli bir hava yolu ulaşımı için Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) tarafından gerekli tüm hazırlıkların da yapıldığının altını çizen Uraloğlu, “DHMİ’nin ilgili tüm birimleri bayram süresince 24 saat esasına göre hizmet verecek. Başta İstanbul Havalimanı olmak üzere yurt çapındaki diğer tüm havalimanlarında yoğunluktan kaynaklanan herhangi bir sorun yaşanmaması için gerekli tüm önlemleri aldık. Havalimanlarında personellerimiz vatandaşlarımızın rahat ve güvenli ulaşımını sağlamak için tüm birimlerle koordinasyon içinde olacak” ifadelerini kullandı.
OTOBÜS FİYATLARINA SIKI DENETİM
Uraloğlu, Ramazan Bayramı tatili döneminde oluşabilecek yolcu yoğunluğu nedeniyle vatandaşların otobüs bileti bulmada da sorun yaşamamaları amacıyla önlem alındığını bildirdi. Bu amaçla, otobüs firmalarına turizm taşımacılığında kullanılan otobüsleri de kullanmalarına yönelik izin verdiklerini belirten Uraloğlu, “Ramazan Bayramı tatili döneminde vatandaşlarımızın otobüs bileti bulmada herhangi bir sorunla karşı karşıya kalmamaları ve fahiş fiyat gibi durumlardan mağduriyet yaşamamaları için Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürlüğümüz tarafından yolcu taşımacılığında denetimleri artırdık. Korsan taşımacılık yapan, sefer izni olmadan faaliyet gösteren, izinli olmayan yerlerde yolcu indiren veya bindiren ve fahiş fiyatlarla otobüs bileti kesen firmalara idari para cezası kesilecek. Ayrıca, bayram dönemlerinde kara yoluyla seyahat eden yolcu sayısında önemli bir artış yaşanması nedeniyle de otobüs firmaları tarafından ek seferler konulmak suretiyle taleplerin karşılanması için de talepte bulunduk” diye konuştu.
]]>KAP’a yapılan açıklamaya göre, Şirket Esas Sözleşmesi’nin 6. maddesinin vermiş olduğu yetkiye istinaden Şirketin 1,2 milyar TL olarak belirlenen kayıtlı sermaye tavanı içerisinde 240 milyon TL olan çıkarılmış sermayesinin tamamı nakden (bedelli) karşılanmak suretiyle 600 milyon TL (%250) artırılarak 840 milyon TL’ye çıkartılmasına karar verildi.
Açıklamada şu bilgiler verildi:
“Mevcut ortakların yeni pay alma haklarının (rüçhan hakkının) kısıtlanmamasına ve beheri 0,01 TL nominal değerli olan payların, yeni pay alma hakkı açısından 1 lot (100 adet) payın nominal değeri olan 4,00 TL üzerinden kullandırılmasına,
Sermaye artırımında ihraç edilecek paylar ile ilgili olmak üzere; (A) Grubu paylar karşılığında (A) Grubu, (B) Grubu paylar karşılığında (B) Grubu pay çıkartılmasına,
Nakden artırılan 600.000.000.-TL sermayeyi temsil edecek payların 1.500.000.-TL nominal değerli kısmının (A) Grubu nama yazılı, 598.500.000.-TL nominal değerli kısmının (B) Grubu hamiline yazılı olarak ihraç edilmesine,
Sermaye artırımında ihraç edilecek (A) Grubu payların “borsada işlem görmeyen” nitelikte, (B) Grubu payların “borsada işlem gören” nitelikte oluşturulmasına,
Yeni pay alma hakkı kullanım süresinin 15 (onbeş) gün olarak belirlenmesine, bu sürenin son gününün resmi tatile rastlaması halinde yeni pay alma hakkı kullanım süresinin, izleyen iş günü akşamı sona ermesine,
Yeni pay alma haklarının kullandırılmasından sonra kalan payların Tasarruf Sahiplerine Satış Duyurusu’nda ilan edilecek tarihlerde 2 (iki) iş günü süreyle nominal değerden düşük olmamak üzere Borsa İstanbul A.Ş. Birincil Piyasası’nda oluşacak fiyattan satılmasına,
Borsa İstanbul A.Ş. Birincil Piyasa’da süresi içinde satılamayan payların mevcudiyeti halinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun VII-128.1 sayılı Pay Tebliği’nin 25. maddesi çerçevesinde satılamayan payların 6 iş günü içerisinde iptal edilmesi için Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili tebliğlere uygun olarak gerekli işlemlerin yapılmasına,
Sermaye artırımı nedeniyle çıkarılacak payların pay sahiplerine Sermaye Piyasası Kurulu ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun kaydileştirme ile ilgili düzenlemeleri kapsamında kaydi pay olarak dağıtılmasına ve yeni pay alma haklarının kaydileştirme sistemi esasları çerçevesinde kullandırılmasına,
İşbu karara konu bedelli sermaye artırımından elde edilecek fonun kullanımına ilişkin olarak, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Pay Tebliği’nin (VII- 128.1) 33. maddesi gereğince hazırlanmış olan ekli “Sermaye Artırımından Elde Edilecek Fonun Kullanımına İlişkin Rapor’un ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) 457. maddesi kapsamında hazırlanan beyanın kabul edilmesine,
Sermaye artırımı işlemi için Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş. ile aracılık sözleşmesi imzalanmasına,
Sermaye artırımı işlemi için gerekli izinleri almak üzere Sermaye Piyasası Kurulu’na ve ilgili sair tüm resmi kurum ve kuruluşlara başvurulmasına,
Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul A.Ş., Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş., Takasbank – İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. de dâhil ve bunlarla sınırlı olmamak üzere diğer tüm kamu ve özel kurum ve kuruluşlar nezdinde yapılacak olan başvurular, yazışmalar ve benzer belge ve bilgilerin tanzimi ve imzalanması, ilgili kurumlar tarafından talep edilecek ek bilgi ve belge de dâhil olmak üzere söz konusu bilgi ve belgelerin takibi ve tekemmülü, ilgili makam ve dairelerdeki usul ve işlemlerin ifa ve ikmali dahil olmak üzere işbu sermaye artırımı süreci kapsamındaki tüm iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi, Tebliğ’in 25/2 maddesi gereği Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde sermaye artırımına ilişkin esas sözleşme değişikliğinin ilgili ticaret siciline tescil ve TTSG’de ilan ettirilmesi, sermaye artırımının tamamlandığını ve Şirket tarafından sağlanan toplam fon miktarının gösteren Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda açıklanması hususlarında Şirket Genel Müdürlüğü’nün yetkili kılınmasına ve herhangi ikisinin müşterek imzası ile yukarıda sayılan hususlarda Şirket’i temsiline katılanların oybirliğiyle karar verilmiştir.”
]]>“2023 YILINDA TOPLAM İSTİHDAM EDİLENLERİN SAYISI 880 BİN KİŞİ ARTTI”
2023 yılı işgücü verileri hakkında da bilgiler aktaran Bakan Işıkhan, 2023 yılında işsizlik oranı 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine gerilediğini ifade ederek, “Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine geldi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azaldı. Hem kadın, hem genç, hem de toplam istihdam oranı ve işgücüne katılım oranı son 22 yılın en yüksek düzeyine yükseldi. Geçtiğimiz yıl özelinde baktığımızda, 2023 yılında toplam istihdam edilenlerin sayısı 880 bin kişi artarak 31 milyon 632 bine ulaşmıştır. Türkiye ekonomisinde 2005 yılına göre 12 milyon 275 bin kişilik yeni istihdam meydana gelmiştir. Yıllar içerisinde işsizlik oranının azalması noktasındaki olumlu ivme 2023 yılında da devam etmiş, istihdam oranımız bir önceki yıla göre 0,8 puan artarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir. 2005 yılından 2023 yılına gelindiğinde ise istihdam oranı 8,3 puan artmıştır” dedi.
“EKONOMİK BÜYÜMENİN NET BİR GÖSTERGESİ”
Bakan Işıkhan, sanayi alanındaki yatırımların işgücü istatistiklerine önemli bir yansıması olduğunu vurgulayarak, “2005 yılında sanayi istihdamı 4 milyon 140 bin kişi iken, 2023 yılında 6 milyon 711 bin kişi olarak gerçekleşmiş, ülkemizin sanayi alanındaki yatırımların, işgücü istatistiklerine önemli bir yansıması olmuştur. Hizmet sektöründe ise, 2005 yılında hizmetler istihdamı 9 milyon 176 bin kişi iken, 2023 yılında 18 milyon 230 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler hizmetler alanındaki; ekonomik büyümenin net bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca; 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. bazında milli gelir, Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aştı. Kişi başına Milli Gelir de 13 bin 110 dolarla, tarihin en yüksek düzeyini gördü” diye konuştu.
“HİZMETLERİMİZE KESİNTİSİZ DEVAM EDEBİLİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Ak Parti’nin ülkede belediyecilik anlayışını değiştirdiğini anlatan Bakan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Tüm bu veriler gösteriyor ki pandemiye rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, geçtiğimiz yıl yaşadığımız asrın felaketine rağmen, doğru yoldayız, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebiliyoruz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı vizyonunu inşallah sizlerin desteğiyle başaracağız. Bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Şurası çok önemli, ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarımızın da o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar. Bildiğini gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde AK Parti, ülkemizde belediyecilik anlayışını değiştirmiş, milletimizi gerçek belediyecilikle tanıştırmıştır.”
“MEHMET SAYGILI BAŞKANIM, BU ŞEHRE EMEĞİNİ ORTAYA KOYAN ÇOK KIYMETLİ BİR YOL ARKADAŞIMIZ”
Işıkhan, “31 Mart akşamı itibariyle İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirleri gerçek belediyecilikle, ülkemizin kalkınmasına köstek değil, destek olacağı, yeni bir döneme başlayacağımızı ümit ediyorum. Sözlerime son vermeden önce inşallah 31 Mart’ta Kırıkkale’de, merkezde ve tüm ilçelerinde gerçek belediyecilikle yola devam edeceğine inanıyorum. Mehmet Saygılı Başkanım, bir Kırıkkale sevdalısı olarak, bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız! Kırıkkale’nin bir kez daha bu kez görevi AK belediyecilik vizyonu ile Mehmet Başkanımıza, vereceğine inanıyorum. Bu şehre, Mehmet Başkan gibi çalışan, üreten, geliştiren yönetimler yakışır” şeklinde konuştu.
Bakan Işıkhan konuşmasının ardından Vali Mehmet Makas, Belediye Başkanı Mehmet Saygılı, Milletvekili Mustafa Kaplan, İl Başkanı Engin Pehlivanlı ve iş insanlarıyla birlikte basına kapalı durum değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi.
]]>ÇOĞU YAPI MALZEMESİ
Akkuyu NGS inşaat projesinde yaklaşık 400 şirketin yer aldığını, bunların yarısına yakınının Türk şirketi olduğunu belirten Zoteeva şu bilgileri verdi:
“Bu şirketler malzeme, ekipman ve hizmet tedarik ederler, çeşitli inşaat ve montaj işleri yaparlar ve sahadaki ekipmanı taşırlar. İnşaattaki yapı malzemelerinin çoğu yerli. Beton karışımları, inşaat demiri, metal yapılar, su yalıtım malzemeleri, borular ve kablo ürünleri bunlar arasında. Projedeki toplam iş hacminin yaklaşık yüzde 40’ı Türk şirketleri tarafından gerçekleştirilecek. Türk inşaatçılar ve tasarımcılar, projeye önemli katkı sağlıyor. Örneğin, deniz ve kıyı hidroteknik yapılarından oluşan benzersiz bir tesis inşa ediyoruz. Bu, harcanan emek ve kullanılan teknoloji açısından küçük bir hidroelektrik santralının inşasıyla karşılaştırılabilir. Tesis, Türk ve Rus mühendislerin ortak çalışması sonucunda tasarlandı.”
‘A AŞAMASI’NA ULAŞILDI
Akkuyu nükleer santralının inşaatıyla ilgili de bilgi veren Zoteeva, “İlk güç ünitesi ve ilgili tüm altyapı tesislerinde genel inşaat aşamasını tamamlıyoruz. Bundan sonra tam ölçekli devreye alma çalışmalarına geçiyoruz. Teknolojik hazırlığın önemli bir göstergesi olan A aşamasına ulaştık. Bu, çeşitli sistem ve bileşenleri tek tek test etme işleminin hâlihazırda devam ettiği anlamına geliyor” dedi. Zoteeva, “1’inci ünitede ilk test elektriğini bu yıl üretmeye başlamayı planlıyoruz. Bunu yapmak için ana devreye alma çalışmalarını tamamlamalı ve güç ünitesinin tüm sistemlerini devreye hazır duruma getirmeliyiz. Bu büyük ve zahmetli bir iş, ancak bunu başarıyla yerine getirmek için gerekli tüm kaynaklara sahibiz” diye konuştu.
A AŞAMASI NEDİR?
A aşaması tesislerin ekipman ve sistemlerinin yanı sıra reaktör ve türbin bölmelerinin ekipman ve kontrol sistemlerinin kurulumdan itibaren kabulünü kapsayan aşama. NGS ünitesinin reaktörün fiziksel olarak çalıştırılması için hazır olup olmadığı kontrol ediliyor. B aşaması fiziki devreye alma, C aşaması enerjinin devreye alınmasını ifade ediyor.
D aşaması da pilot işletme anlamına geliyor. NGS ünitesinin devreye alınmasından ticari işletme için kabulüne kadar olan aşamayı kapsıyor.
PROJENİN YÜZDE 98’İ İTHALATTAN BAĞIMSIZ
Zoteeva, Rusya’ya uygulanan yaptırımların nükleer enerji santralına etkisinin sorulması üzerine şu yanıtı verdi: “Tedarikçilerin yaptırım kısıtlamalarını gerekçe göstererek mevcut sözleşmeler kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanmaları halinde, tedarik zincirlerini başka ülkelere yönlendirmeye hazırız. Rus projeleri kapsamında inşa edilen nükleer santrallarının teknolojileri ve ekipmanları yüzde 98 oranında ithalattan bağımsızdır. Mevcut sözleşmeler kapsamındaki tüm yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz.”
İNSAN KAYNAĞI ‘ALTIN FONU’ OLDU
Nükleer santral inşaatında yer alan insanların büyük bir değer taşıdığını ifade eden Zoteeva, şöyle devam etti: “Eşsiz bir deneyim kazandılar ve Türkiye’nin nükleer inşaat alanındaki insan kaynakları potansiyelinin ‘ fonu’ oldular. Tabii ki bu bir inşaat, zor bir iş. Türk ve Rus inşaat işçileri çok çalışıyor, fiziksel işler yapıyorlar. Şu anda sahada 30 binden fazla kişi çalışıyor; burası aslında kendi konutlarına, sosyal altyapısına, ulaşım lojistiğine, sağlık ve güvenlik sistemlerine sahip küçük bir şehir. Kendi açımızdan tüm proje çalışanlarına konforlu ve güvenli çalışma koşulları sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz.”
‘GÜREŞEN KÖPRÜSÜ İÇİN BİRAZ GEÇ KALDIĞIMIZIN FARKINDAYIZ’
Coğrafik koşullar nedeniyle Hopa’da devam eden bazı yatırımların geciktiğini ifade eden Uraloğlu, “Hopa’da bir köprü inşaatımız var; sizler de biliyorsunuz birazcık uzun sürdü ama inşallah haziran ayında bitirmiş olacağız. Dere yatağı, zemin zorluğu sıkıntıları olduğundan uzamış oldu ama bitecek. Borçka’ya doğru devam eden işimiz var. Mevcut ihale içerisinde devam edeceğiz. Uygun zamanlamayla da geri kalanını ihale edeceğiz. Borçka’ya kadar geri kalanın tamamını ihale etmiş olacağız. Dolayısıyla bu yolu bitirdiğimizde Borçka’nın sahille olan ana bağlantı sorununu inşallah sizlerin gündeminden çıkarmış olacağız. Bir başka devam eden projemiz Güreşen Köprüsü; gerçekten teknolojik bir köprü, mühendislik olarak da güzel bir köprü. Karayolları Genel Müdürlüğü dönemimde de bazı problemlerle uğraştık. O problemleri çözmek zaman aldı. Çünkü orada bir baraj var, su var, zemin sıkıntıları var vesaire ama çözdük, yapıma devam ediyoruz. Tabii kıtaları geçen Türkiye, denizin altını geçen Türkiye, bir Güreşen Köprüsü için biraz geç kaldığımızın farkındayız. Bundan sonra inşallah orayı hızlandırıyoruz” diye konuştu.
‘MACAHEL’DE YAPIM ÇALIŞMALARINA BAŞLAYACAĞIZ’
‘Macahel Geçidi’ kapsamında yapılması gereken bağlantı yolunu yatırım programına aldırmakta zorlandıklarını söyleyen Uraloğlu, “Bir başka konu da yine buradaki Camili ya da Macahel Geçidi. Orada bir proje bitirdik, projeyi onayladık. Yaklaşık 6 kilometrelik bir tünel var ama o tünelin kendi özelliğinden dolayı bir kaçış tüneli dediğimiz küçük bir tünel de gerekiyor. Dolayısıyla hepsi bitti, şimdi oranın yatırım programına alınması, o süreçteyiz. Sizlerin de görüşünü alarak, bütün Artvin’in yöneticilerinin hepsinin görüşlerini de alarak orada bir vaziyet alır da orayı daha yapılabilir kılarsak; inşallah onun da projesi uzun zaman almaz, hızlıca bitirir hemen onu da yatırım programını alır, yürürüz diye düşünüyoruz. Bizim işimiz, size daha iyi şartlarda hizmet edebilmek. Dün yetenin bugün yetmez olması da normaldir. O anlamda biz de üzerimize düşeni inşallah beraberce yapacağız” dedi.
Uraloğlu, Hopa ve Borçka’daki programlarının ardından kent merkezinde iş insanları ile toplantıya katıldı.
]]>ÇAYCUMA BELEDİYESİ HANGİ PARTİDE?
2019 yerel seçimlerinde Çaycuma için 17.492 oy kullanıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Başkan adayı Bülent Kantarcı %57.36 oy alarak belediye seçimlerini kazandı. Şu anda Çaycuma Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yönetiliyor.
ÇAYCUMA BELEDİYE BAŞKANI BÜLENT KANTARCI KİMDİR?
1955-1973 yılları arasında üç dönem Çaycuma Belediye Başkanlığı yapan Nihat Kantarcı’nın üç çocuğunun en büyüğü olarak 1954 yılında Çaycuma’da doğdu.1955-1973 yılları arasında üç dönem Çaycuma Belediye Başkanlığı yapan Nihat Kantarcı’nın üç çocuğunun en büyüğü olarak 1954 yılında Çaycuma’da doğdu.
Çocuk yaşta iş hayatı ile tanıştı. Daha ortaokul sıralarındayken briket harmanında çalıştı, traktör operatörlüğü yaptı. İlk ve Ortaöğrenimini Çaycuma’ da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Kabataş Erkek Lisesini bitirdi. Yükseköğrenimi İstanbul Yıldız Üniversitesinde (İ.D.M.M.A.) yaptıktan sonra 1978 yılında ‘Yapı’ dalında İnşaat Yüksek Mühendisi diplomasını aldı. Yüksek öğrenim sırasında da kamyon şoförlüğü, taksicilik ve Beşiktaş Nüfus Müdürlüğünde memurluk yaptı.
Vatani görevini 1978-1980 yılları arasında, Konya’da, 2. Ordu İnşaat Emlak Başkanlığı’nda Mühendis Teğmen ve Kontrol Mühendisi olarak bitirdi. 1980 yılında Çaycuma’da taahhüt ve proje firması kurdu. 1982 yılı başında Koçkan İnşaatı kurarak yörede ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde birçok inşaat ve altyapı taahhüt işlerini gerçekleştirdi.
1992 yılında çalışma hayatı içinde iken Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi ‘İş İdaresi’ bölümünden mezun oldu. 2005 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi ‘Yönetim Bilişim Sistemleri’ yüksek lisans programını tamamladı.
Kokaksu (Saltukova) Havaalanını pist ve terminal binası dahil tümüyle inşa etmek şerefi ona nasip oldu. 33 yıl zarfında konutlar, iş merkezleri, hastaneler, okullar, köprüler, yol yapımları gibi sayısız mühendislik yapısını gerçekleştirdi. 2007’de, İzmir’in simgelerinden biri haline dönüşen ve dev mühendislik eseri olan “Dünya Barış Anıtı”nı yaptı. Son olarak, 2013’te modern mimarisiyle kente değer katan 300 araç kapasiteli Çaycuma Katlı Otopark inşaatını bitirdi.
1988-1995 yılları arasında, Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyeliği ve başkan vekilliği görevlerini yürüttü. Bu görevleri sırasında bölgemizin önemli projelerinin hayata geçmesine katkı sundu; başta Filyos Vadisi’ne ilişkin olmak üzere bölge ekonomisi ve kalkınmasına dair birçok raporlar hazırladı (Bu raporlar halen geçerli yol haritası niteliğindedir.). Çaycuma Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesidir. 2013 yılında da Atatürk İlkokulu ile de eğitim alanına mütevazı bir katkı sundu.
Kimya Mühendisi Belgin Kantarcı ile evlidir ve iki çocuğu vardır. Büyük oğlu Nihat Can, İstanbul Modern Müzesi Editörü’ dür. Diğer oğlu Fırat Cem ise ABD’de çalışmaktadır.
2014 Yılında yapılan seçimlerde Belediye Başkan’ı olarak seçilmiş olup, 2019 yılında yapılan yerel seçimlerde ikinci kez Çaycuma Belediye Başkanı olarak seçilmiştir.
BÜLENT KANTARCI ve İLKLER
– Çaycuma’da inşaatta ilk betoniyer (Harç Karma Makinesi) kullanandır. – Yıl 1980
– Bilgisayarı Bölgemizde ilk kullanandır. – Yıl 1986
– Bilgisayarda yapılmış hesaplamaları devlete ilk sunandır. – Yıl 1987
– Batı Karadeniz’de ilk bilişim firması kurucusudur. – Yıl 1993
– Bölgemizin halen en modern iş merkezi olan KOÇKAN İŞ MERKEZİ’ni Yapandır. – Yıl 1994
– Bölgemizin ilk hazır beton tesisi kurucusudur.(Mix Beton,Pelenkoğlu) – Yıl 1997
– Bölgemizin ilk ve tek internet servis sağlayıcılığını yapandır. – Yıl 1997
– Bölgemizde ilk internet Cafe’yi açandır. – Yıl 1998
– Bölgemizin ilk en büyük beton parke tesisini kurandır. – Yıl 1999
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise, TOMTAŞ’ın Kayseri’de vücut bulduğunu kaydederek Hürjet’in bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretileceğini ifade etti. Bakan Kacır, “Kayseri gerçekten sıradan bir şehir değil. Kayseri sanayileşme kültüründe Anadolu’ya öncülük eden bir şehir. Kayseri’nin elde ettiği her başarı Anadolu’ya örnek oluyor. Bu açıdan son 22 yılda elde ettiğimiz kazanımları çok önemli görüyorum. Organize sanayi bölgelerimizi büyüttük. Sadece son pandemi döneminde bile 40 bin ilave istihdam oluşturduk. Yeni organize sanayi bölgeleri kuracağız, yeni endüstri merkezleri oluşturacağız ve Kayseri’yi hep birlikte Türkiye Yüzyılı’na daha güçlü şekilde hazırlayacağız. Kayseri, kanaatkar insanların şehri, inançlı, çalışkan insanların şehri. Biz sizin önünüzü açmaya, varsa önünüzde engelleri kaldırmaya gayret edeceğiz. İnşallah önümüzdeki dönemde sanayicilerimizin öncülüğünde Kayseri’nin yatırım ve istihdamla, icatla ve ihracatla büyümesine katkı sunuyor olacağız. İşte 100 yılın ardından TOMTAŞ Kayseri’de vücut buluyor. İşte Türkiye’nin iftihar vesilelerinden Hürjet inşallah bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretiliyor. Kayseri’de 10 sanayici bir araya geliyor KİM’i kuruyor, yüksek katma değer üretiyor. Kayseri’nin heyecanını, inancını bizler asla yalnız bırakmayacağız. Allah’ın izniyle bu inanç, bu coşku Türk gençliğinde olduğu müddetçe bu milleti hiç kimse tutamaz. Tarihin en şerefli milleti olan Türk Milleti’nin yeryüzünde adaleti hakim kılacağı günler Allah’ın izniyle yakındır” diye konuştu.
]]>Bu gece, @TUSAS_TR’nin milli projelerini gerçekleştiren mühendislerimiz ve teknisyenlerimizle buluştuk.
Atak’tan Gökbey’e,
Hürjet’ten #KAAN’a…Türk Milletinin gökyüzüne attığı her bir imza için alın teriyle, akıl teriyle çalışan, #MilliTeknolojiHamlesi’yle Türk Havacılığının… pic.twitter.com/E5WiIO7x5b
— Mehmet Fatih KACIR (@mfatihkacir) March 23, 2024
ÖNKAYIT PARALARINI TOPLUYORLAR
Programlara katılabilmek için 3 bin 500 ile 4 bin 500 dolar arasında değişen bir başvuru ücreti ödenmesi gerekiyor. Bu ödeme işe yerleşme imkanlarının sağlanması, sağlık sigortası ve danışmanlık hizmetlerini kapsıyor. Yurt dışında staj için hizmet verdiğini iddia eden birçok şirketin öğrencileri tam da bu noktada mağdur ettiğini belirten Türk Amerikan Kültürel Değişim Programları Derneği (TACEPA) kurucularından Mesut Yıldız mevcut durumu şöyle anlattı:
“Bu tarz şirketlerin yurt dışı staj olanaklarını organize ettiğini belirterek pazarlama yaptığını görüyoruz. Yurt dışı stajlar aslında organizasyonu zor programlar. Hiçbir altyapıları olmayan bu firmalarsa başvuranlardan para topluyorlar. Daha sonrasında süreçle ilgili aksaklılar sebebiyle organizasyonun iptal olduğunu duyuruyorlar. Bizim sektörde iptal ve iade koşullarında öğrencinin ödediği ön kayıt ücretin iadesi olmuyor. Dolayısıyla bunu kötüye kullanabiliyor art niyetli kişiler.
KONSOLOSLUK ONAYLI ŞİRKETLER
Bu noktada programları organize eden şirketlerin listesi ABD Konsolosluğunun internet sitesinde mevcut. Bunlar kontrol edilerek listede yer alan aracılar tercih edilmeli ki mağduriyet olmadın. Ayrıca bu kayıtlı şirketler birbirilerine destek olarak da adaylara avantaj sağlayabiliyor.
HER YIL 1500 KİŞİ GİDİYOR
ABD’de maaşlı staj en çok turizm otelcilik, gastronomi ve hizmet sektöründe tercih ediliyor. Şu an 35 eyalette mevcut 200 pozisyonumuz var. Hyatt Regency’den Fourseasons’a, Hilton’a kadar birçok otelin koordinatörleriyle de çalışıyoruz. Türkiye’den her yıl ortalama 1500 kişi kariyer odaklı eğitim alıyor. Turizm otelcilik dışında, işletme ve mühendislik dallarında da uygun pozisyonlara stajyer gönderiyoruz. Ancak bu alanlarda iş imkanları daha limitli. Geçtiğimiz yıllarda lojistik alanı çok popülerdi.
HER ŞİRKETE ÖĞRENCİ GÖNDERİLMİYOR
ABD’de her şirketle çalışmıyoruz. Burada koşullar çok sıkı tutuluyor. Yıllık 3 milyon dolar ve üzeri cirosu olan, aynı zamanda 20 ve daha fazla çalışanı olan işletmeler bu öğrencileri kabul ediyor.”
ÜCRETLİ STRAJ KRİTERLERİ
Ücretli staj programlarına kabul kriterlerinde adayların o bölümde eğitim alıyor ya da yeni mezun olması gerekiyor. Diğer bir olasılık da en az lise mezunu ve 5 yıllık deneyiminin olması gerekiyor. Kişinin ekonomik durumu kriterler arasında yer almıyor. Ancak yaş bakımından 35 yaşına kadar öğrencilerin kabulü sağlansa da 18-32 arasındaki adaylar daha kolay kabul ediliyor.
7 MADDEDE ÜCRETLİ STAJ
– Öğrenciler ABD’de en çok California, Florida, Texas, Colorada, New York ve New Jersey bölgelerini tercih ediyor. Yılın neredeyse 7-8 ayında festivalleri olan New Orleans şehri sebebiyle Louisanna eyaleti de en çok iş imkanı sağlayan yerler arasında yer alıyor.
– Gastronomi ve turizm otelcilik alanları tercihlerin yüzde 95’ini oluşturuyor.
– İşe başlamadan önce yöneticiler, stajyer için her ay neler öğreneceğini, hangi sorumlulukları alacağını gösteren özel bir program hazırlıyor. Bu sayede öğrencinin ABD’de geçirdiği 12 ay bolunca her 2 ayda bir çalıştığı bölüm değişiyor ve işletmenin bütün düzenini öğrenmesi sağlanıyor. Ve bu program çok katı kurallarla denetleniyor.
– Stajların ortalama 10 dolardan başlayıp 25 dolara kadar çıkabilen saatlik ücretleri var. Program kapsamında ise haftalık 32 ile 40 saat arasında değişen çalışma planı oluyor.
– Stajyerlerin ikinci bir işte çalışması kesinlikle yasak. Tespit edildiğinde sınır dışı ediliyorlar.
– Program tamamlanınca stajyer için 2 yıl kuralı geçerli oluyor. Göçü engellemek için programdan döndükten sonra kişi 2 yıl ABD’ye giremiyor.
– Programın 6 ay ve 12 ay olmak üzere iki farklı şekli var. Turizm otelcilik ve ziraat mühendisliği bölümü stajyerleri çok talep olması sebebiyle en çok 12 ay kalabiliyor. Bunlar dışındaki adaylar ise 18 aya kadar çalışma imkanı bulabiliyor.
]]>Ortak basın toplantısında açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Fidan, toplantıdan ve gösterilen misafirperverlikten dolayı Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’a teşekkür ederek, “İyi komşuluk ilişkileri ve tarihi dostluk bağları üzerine kurulu üçlü toplantı mekanizmamız, ortak çıkarlarımızı ve endişelerimizi tartışmak için eşsiz bir platformdur. Tiflis’teki son toplantımızdan bu yana dört yıldan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında gerek uluslararası alanda gerek bölgemizde büyük krizlere tanıklık ettik. Covid-19 salgını ekonomik düzeni altüst etti, ulaştırma ve tedarik zincirlerini olumsuz etkiledi. Ukrayna’daki savaş, bölgemizde ve ötesinde her geçen gün daha da ağırlaşan bir insani ve maddi yüke mal olmayı sürdürüyor. Gazze’de devam eden katliam, uluslararası sistemin içerisinde bulunduğu vaziyeti göstermeye devam ediyor. Diğer yandan bölgemizde güzel gelişmeler de oldu. Azerbaycan, 30 yıllık işgalin ardından toprak bütünlüğünü yeniden tesis etti. Gürcistan, Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü aldı. Son toplantımızdan bu yana önümüzde yepyeni bir perspektif duruyor” dedi.
Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda bölgedeki yeni durumu ve işbirliğini geliştirmenin yollarını aradıklarını belirten Fidan, “Güney Kafkasya’yı bir barış, istikrar ve ortak refah alanına dönüştürmek için önümüzde gerçek bir fırsat var. Azerbaycan ve Gürcistan ile enerji ve bağlantısallık alanlarındaki başarılı iş birliğimizi derinleştirme konusunda mutabakata vardık. Çalışmalarımızı ilerletmek için neler yapabileceğimizi konuştuk. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı’nın bir an evvel tam kapasiteyle yeniden faaliyete geçmesi gerektiğini vurguladık. Karadeniz’in güvenlik, ekonomi, enerji ve ulaştırma gibi alanlar başta olmak üzere tüm bölge için taşıdığı stratejik öneme değindik. Somut projelerle bölgemizde ve ötesinde iş birliğimizi güçlendirmek için birlikte çalışma yönündeki irademizi yineledik” diye konuştu.
Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan’ın çok taraflı ekonomik platformlarda da iş birliği ruhuyla hareket ettiğini vurgulayan Fidan, “Buna en yakın örneğini geçtiğimiz yıl gördük. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığımızda Azerbaycan ve Gürcistan çalışmalarımıza büyük katkı sağladı. Biz de her konuda elimizden gelen desteği vermeye hazırız. Azerbaycan’ın bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29’uncu Taraflar Konferansı’na ev sahipliğini ve dönem başkanlığını memnuniyetle karşılıyor, tebrik ediyoruz” dedi.
“TARİHİ BİR FIRSAT ORTAYA ÇIKTI”
Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasının sadece bölge için değil, küresel güvenlik açısından da önemli olduğunu ifade eden Fidan, “İkinci Karabağ Savaşı’nın sona erdiği Kasım 2020’den bu yana bu hedefe ulaşmak için tarihi bir fırsatın ortaya çıktığına inanmaktayız. Diğer bölge ülkelerinin de kazan kazan anlayışıyla yapıcı bir yaklaşım sergilemelerini ve Zengezur hattı gibi bölgesel ve küresel bağlantı projelerine destek vermelerini bekliyoruz. Bugün değerli mevkidaşlarımla istişarelerimiz sırasında bölgemizde devam eden barış ve normalleşme süreçlerini de ele aldık. Sayın Bayramov, Azerbaycan ve Ermenistan Barış Anlaşması müzakerelerdeki son gelişmeler hakkında bizleri bilgilendirdi. Diğer yandan Gürcistan’ın uluslararası kabul görmüş sınırları dahilindeki toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyulması gerektiğinin altını çizdik. Gürcistan hükümetinin Abhazya ve Güney Osetya ihtilafların barışçıl çözümüne yönelik politikalarına tam desteğimizi yineledik” şeklinde konuştu.
GAZZE ÇAĞRISI
Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü verilmesinden dolayı tebrik ettiğini belirten Fidan, “Gürcistan’ın Avrupa-Atlantik siyasi ve güvenlik yapılarıyla daha fazla bütünleşme arzusuna destek vermeye devam edeceğiz. Bugün elbette Gazze’deki katliamın ve yaşanan eşi benzeri görülmemiş insani trajedinin bölgesel ve uluslararası güvenliğe etkilerini de değerlendirdik. Mübarek Ramazan ayında halen Gazzelileri açlık ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakmaya devam eden bu zulmün sonlandırılması çağrısında bulunduk. Acil ateşkes ilanının, insani yardımların Gazze’ye derhal ve kesintisiz ulaştırılmasının önemini vurguladık. İki devletli çözüm temelinde bölgeye kalıcı barış getirilmesi ihtiyacı hakkında mutabık kaldık. Son olarak, üçlü formatta ve ikili ilişkiler yoluyla iş birliğimizin daha fazla geliştirilmesi yönündeki kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik” ifadelerini kullandı.

BAKÜ TEMASLARI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın 9’uncusuna katılmak üzere gittiği Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de resmi temaslarda bulundu. Fidan temasları kapsamında, üçlü toplantıya katılarak Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile bir araya geldi.
]]>Avdagiç, Bakan Yerlikaya’nın İstanbul’da iken hayata geçirdiği, ‘İş dünyası üretip kazandıkça İstanbul kazanacak’ ilkesini, bu kez Türkiye için uyguladığına şahit olduklarını kaydetti. Avdagiç, “Bakanımızın İstanbul Valisi olduğu dönemde şehrimizin asayişine verdiği önem de bu bakımdan çok ciddi bir örnekti. Şimdi bu örneği, Türkiye çapında uyguluyor. Asayişi temin eden, örgütlü yapılara göz açtırmayan, sınırlarımızı güvende tutan operasyonları takdirle izliyoruz” dedi.
Avdagiç, konuşmasında İçişleri Bakanlığı’na yönelik olarak İTO’nun meslek komitelerinden ve üyelerinden ulaşan 5 temel konuya da dikkati çekti. Avdagiç, şunları söyledi: “Biliyorsunuz, ulaşım en çok tüccarı ilgilendiren konu. Biz, İTO olarak, Ulaşım Koordinasyon Merkezi UKOME’de asli üye olarak temsil edilmenin çok önemli olduğuna inanıyoruz. İkincisi, Okul Servis Araçları Yönetmeliği’nde yetkinin tek bakanlıkta toplanması gerektiğinin altını çiziyoruz. Böylesine hassas bir konuda çok başlılık önlenmeli. Aynı şekilde okul taşıtları ile personel servis araçlarının birlikte değerlendirilmesi ve okul servis aracı yaşlarının personel servis araçlarınınki ile aynı olması hususunun dikkate alınmasını talep ediyoruz. Dördüncü olarak, kiralama yöntemi ile çalınan araçların ’emniyeti suistimal’ suçundan değil ‘organize suç/nitelikli dolandırıcılık’ kapsamında değerlendirilerek KABİS ile entegre bir ‘kara liste’ oluşturulmasına ilişkin Bakanlıkça yürütülen çalışmaların ivedilikle sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Öte yandan üyelerimiz AB’ye uygun olarak, motor numaralarının trafik tescilde aranılan bir zorunluluk olmaktan çıkarılması ile ticari kayıpların önlenmesi amacıyla motor yenileme ve motor değişim işlemlerinin kolaylaştırılmasının sağlanmasını talep ediyor.”
“TÜRKİYE, ENFLASYONLA MÜCADELEDE TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASINDAN GEÇİYOR”
Konuşmasında İstanbul iş dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, 12 yıl aranın ardından geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin kredi notunun artırıldığını hatırlattı. Avdagiç, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltti, not görünümünü de ‘durağan’dan ‘pozitif’e çevirdi. Türkiye, enflasyonla mücadelede tarihî bir dönüm noktasından geçiyor. Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in de ifade ettiği gibi, ‘Dezenflasyon, zaman ve kararlılık gerektiriyor’. Fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar iş dünyası olarak sabırla ve azimle desteğimizi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Avdagiç, genelde ekonomi yönetiminin ve özelde Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı ve finansal istikrar için kararlılıkla uyguladığı dezenflasyonist politikaların üretim ve ihracat tarafında baskı oluşturduğunu ve fedakârlıklar gerektirdiğini bildiklerini söyledi.
Şekib Avdagiç, “Ancak şunu da biliyoruz ki, bugün bu fedakârlıklara katlanmazsak, enflasyonu düşürmemiz çok zor. Enflasyonla mücadelede, kamu ve özel tüm kesimler üzerimize düşeni eksiksiz yapmak zorundayız. Enflasyonun kalıcı olarak tek haneye indirilmesi zor ama imkânsız değildir. Öncelikle hepimizin buna inanması gerekiyor. Türkiye nasıl ki, enflasyonu 2002’deki yüzde 45 seviyesinden 2004’te yüzde 10’a ve sonra da yüzde 10’un altına indirdiyse, bugünkü yüksek enflasyonun da iki yıl içinde hedeflendiği şekilde tek haneye indirilmesi mümkündür” dedi.
“RAKAMLAR, CARİ AÇIKTAKİ DÜŞÜŞ EĞİLİMİNİN SÜRECEĞİNE İŞARET EDİYOR”
İTO Başkanı Avdagiç, iç talebin yanı sıra dış dengede de tablonun olumluya döndüğünü kaydetti. Avdagiç, “Küresel ekonomideki zayıf seyre rağmen yılın ilk iki ayında ihracatımız yüzde 8,5 artarken, ithalat hacmi yüzde 15,5 daraldı. Böylece 2024 yılının iki aylık dış ticaret açığı da 26 milyar seviyesinden yüzde 50 düşüşle 13 milyar dolara geriledi. Şubat itibariyle son 12 aylık ihracat ise yüzde 1,6 artarak 260 milyar dolara dayandı. Bu rakamlar, cari açıktaki düşüş eğiliminin süreceğine işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, Kasım 2023’te 50 milyar dolar sınırının altına inen ve aralıkta 45 milyar dolar bandına düşen 12 aylık cari açığın, önünüzdeki aylarda 40 milyar doların da altına inmesini beklediklerini vurgulayarak, “Cari açığın azalması, talebini aşağı çekerken, dış kırılganlıkların da azalmasına yol açacaktır. Yaz aylarıyla birlikte turizm geliriyle beraber Türkiye’nin yeniden cari fazla verir konuma ulaşacağını öngörüyoruz” dedi.
]]>HER YERDE ŞARTLAR AYNI
İş arayanlarla işçi arayanların buluştuğu 24 Saatte İş platformunun Kurucu Ortağı Mert Yıldız, Hürriyet’e yaptığı değerlendirmede “Platformumuzda 4.5 milyon aday ve 200 bine yakın şirket var. Dönem dönem işgücü piyasasında bazı sorunlar öne çıkıyor. Şu an şirketlerin en fazla muzdarip olduğu konuların başında ‘Job Ghosting’ geliyor. Bu Türkiye’ye özgü bir sorun değil. Hizmet sektörünün çok hızlı büyüdüğü tüm ülkelerde bunu görüyoruz. Bütün maaşların asgari ücret seviyesine yaklaştığı, çalışana sunulan şartların aynı olduğu bir ortamda böyle sorunlar yaşanabiliyor. Kendi verilerimizi incelediğimizde 4.5 milyon iş arayan kişinin yüzde 5’inin Burger King ve McDonald’s gibi yerlerde çalıştığını görüyoruz. Çoğu iki haftadan fazla dayanamamış” ifadelerini kullandı.

ÖĞLE YEMEĞİNDE GİDİYOR, İŞVERENİ ENGELLİYOR
İşçi sorununun giderek büyüdüğünü ve bu gibi sorunlarla şekil değiştirdiğini vurgulayan Mert Yıldız, “İnsan kaynakları departmanları ne kadar planlama yaparsa yapsın iş arayan kişiler görüşmeleri tamamlamıyor. Yer ve tarih belirlenmiş olsa da bir mazeret bildirmeden, hatta gelmeyeceğini bile söylemeden ortadan kayboluyor. İnsan kaynakları bazen o saatleri boş geçiriyor. Bu aşamayı bir şekilde gelenler ise bazen ilk öğle yemeğinde, bazen 2 gün içinde işi bırakıyor. Ve işi bıraktığını işverene söylemiyor. Hatta işvereni engelliyor” diye konuştu.
HANGİ SEKTÖRLERİ VURDU?
24 Saatte İş platformunun kurucusu Mert Yıldız’a göre ‘Job Ghosting’ yani ‘hayalet işçi’ sorunu Türkiye’de en çok yeme-içme, perakende, lojistik ve güzellik sektörlerinde hissediliyor.
AYLIK CİRO KAYBI YÜZDE 14
“Çoğu KOBİ ve şirket cirosunu artırmak ve büyümek için eleman arıyor. Ancak bu süreçte hepsi zorlanıyor” ifadelerini kullanan Mert Yıldız, şunları söyledi: “24 Saatte İş uygulamasındaki 781 şirket ve 3 bin 550 çalışan adayına sorduk. Şirketlere göre işe alım süreçlerindeki en büyük zorluk mavi yakada adayların iş görüşmelerine gelmemesi çıkarken, beyaz yakada ise bu problem uygun adaylara ulaşamamak olarak karşımıza çıkıyor. Uygun adayı işe başlatamayan her işletmenin aylık ciroda 14 kadar kayıp yaşadığını tespit ettik.”

YARISI GELMİYOR
BİRLEŞMİŞ Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel de Hürriyet’e, “Adaylar, iş arama süreçlerinde en az 8-10 yere başvuruyor. Kimilerini sonradan görmezden geliyor. Burada bir nezaket sorunu var. İnsan kaynakları günde 7-8 görüşme için plan yapıyor ama bunların yarısı görüşmeye gelmiyor. CV gönderiyorlar, sonrasında defalarca arıyorlar. Görüşmeye çağırdığımızda ise neden bile bildirmeden gelmiyorlar. Yani bize önce ‘love bombing’ yapıyorlar. ardından da ‘Job Ghosting’. Araya aracı sokan çok sayıda aday da görüşmeye gelmiyor. Biz de bunlara şaşırıyoruz”diye konuştu.
]]>‘KAŞMİR GİYEN KURT’
Kamuoyunda “Kaşmir giyen kurt” (Wolf in Cashmere) olarak bilinen Fransız iş insanı bu lakabı iş dünyasında rakiplerine karşı kullandığı acımasız yöntemler ve keskin iş zekası nedeniyle aldı. Goldman Sachs eski CEO’su Lloyd Blankfein Arnault’u gerçek bir vizyoner olarak tanımlıyor.
LVMH İLE MODA İMPARATORLUĞU KURDU
75 yaşındaki Arnault, 1978 yılında aile şirketi Ferret Savinel’de yönetim kurulu başkanı oldu. Savinel’in başında iken Arnault, ünlü lüks markası Cristian Dior’u satın aldı. 1989 yılında Fransız iş insanı, Louis Vuitton ve Moet Hennessy markalarının birleşmesiyle oluşan LVMH grubunun çoğunluk hissesini 2,6 milyar dolar ödeyerek ele geçirdi.
Yıllar içinde Arnault, LVMH’yi dünya çapında bir moda, kozmetik ve mücevher devi haline getirdi. Şirketin bünyesinde değerli taş ve mücevher şirketi Tiffany & Co., kozmetik perakende şirketi Sephora, lüks moda giyim ve parfümeri devleri Cristian Dior, Bulgari, Kenzo, Fendi, Givenchy, Louis Vuiton gibi markalar bulunuyor. Bunların yanında holdingin portföyünde, saat markası Tag Heuer, lüks giyim firmaları Loewe, Marc Jacobs, Stella McCartney ve yatçılık devi Princess Yachts gibi şirketler de yer alıyor.
PUTİN, ÜZÜM BAĞLARINI ZİYARET ETTİ
Muazzam serveti ve şirketlerinin yanında Arnault’un sayısız mülkü bulunuyor. Ünlü milyarder Paris’in gözde semtlerinden 8Th Arondisement’de bulunan 12 banyolu bir malikhanede oturuyor. Arnault’un evinde Jean-Michel Basquiat, Damien Hirst, Maurizio Cattelan, Andy Warhol, ve Pablo Picaso gibi ünlü sanatçıların eserleri bulunuyor. Ayrıca Saint-Tropez’de bulunan yazlık malikhanesi de oldukça meşhur. Yakın zamanda New York’tan 22 milyon dolara aldığı ev de basında oldukça yer buldu. Bunun yanında Bordeaux’da oldukça değerli üzüm bağları da bulunmakta. Hatta bu bağları 2003 yılında Rusya Devlet Başkanı Putin ziyaret etti. Putin burada Arnault ile görüşmüştü. Arnault’un özel jeti ise 79 milyon dolara geçtiğimiz yıllarda satılmıştı. Arnault “Artık uçak kiralıyorum ve kimse nereye gittiğimi göremiyor” diye yorumlamıştı.
VARİSİ KİM OLACAK?
Fransız iş insanının ise 5 çocuğu bulunuyor. Kamuoyu holdingin varisinin kim olacağı konusunda merak içerisinde iken Bernard Arnault, çocukları arasında görev dağılımı yaparak şirketin geleceğini şekilledirmeye başladı. En büyük çocuğu 48 yaşındaki Delphine Arnault, şubat ayından bu yana Cristian Dior’un CEO’luğu görevini yürütüyor. Ayrıca Delphine Arnault, LVMH’nin yönetim kurulunda da bulunuyor. Dior’un eski CEO’su 46 yaşındaki Antoine Arnault ise Bernard Arnault’un ikinci çocuğu. Arnault’un üçüncü çocuğu 31 yaşındaki Alexandre Arnault ise mücevher firması Tiffany&Co.’da yönetici. 28 yaşındaki Frederic Arnault, LVMH’nin saat biriminin başında bulunuyor. Arnault’un en küçük çocuğu Jean ise holdingde çeşitli görevlerde bulunuyor.
]]>Türkiye Cumhuriyet ’nın (TCMB) sıkılaşma adımları ile ilgili değerlendirmede bulunan Avdagiç, “Bizim ülke olarak en kısa zamanda, etkili bir şekilde enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok” dedi.
Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri, konseptleri olduğunu kaydeden Avdagiç, şöyle devam etti:
“Türkiye de Orta Vadeli Program’la (OVP) enflasyonla mücadele için bir kurallar manzumesi ortaya koydu. Bununla ilgili 6-8 ay civarında elde edilen çıktılar, yüzde yüz beklentiyi karşılamasa da ağırlıklı olarak trendler bu istikamette makul bir şekilde ilerliyor. Bundan sonra bazı mikro konulardan hareket ederek kısır döngüye itmememiz lazım. Burada zaman içinde tabii ki dokunuşlar yapılacak ama biz kalıcı ve hızlı bir şekilde enflasyonu düşürmek zorunda olan bir ülkeyiz. Hepimizin selameti için, iş dünyası açısından, vatandaşlar açısından, hükümet açısından, uluslararası itibarımız açısından, daha uygun şartlarda iç ve dış borçlanmanın sağlanması açısından, fiyat istikrarı açısından her yönden bizim en öncelikli hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek. Dolayısıyla bunu düşürmek için ortaya konan paketin sıhhatli çalışması konusunda hep beraber gayret göstermemiz lazım. Bu sadece iş dünyasının, ihracatçıların, ithalatçıların, kamunun yapacağı bir adımla olmaz. Topyekun, toplum olarak bunu benimsemeli, özümsemeli, içselleştirmeliyiz. Politikanın uygun bir şekilde yürütülebilmesi için 85 milyonun, çocukları çıkartırsak 65-70 milyonun ortak sorumluluğu var. Bu ortak sorumluluk içinde bunu en kısa zamanda başarabiliyor olmamız lazım.”
Avdagiç, ekonomi politikalarıyla alakalı olarak rasyonel bir sürecin devam ettiğini, burada bazı bireysel irrasyonel çıkışların genelleme yapılıp oradan hareket edilmemesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, son 12 aylık enflasyonla son 12 aylık kur değişimi arasında bir korelasyon olduğunu, şu anda kurla enflasyon arasındaki ilişkinin makul bir dengede gittiğini aktardı.
ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILACAK MI?
Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerine ilişkin olarak asgari ücretin yıl başında 1 yıllık açıklandığını dolayısıyla bütün iş dünyasının bütçelerini buna göre yaptığını belirterek, “Bizim spekülasyonlarla işimiz yok. Biz İstanbul Ticaret Odası’yız. Kamunun belirlediği bir asgari ücret var. Bunu belirlerken ortaya koyduğu bir çerçeve var. Biz ve temsil ettiğimiz şirketler, kamunun ortaya koyduğu bu çerçeveyi ve buradaki takdiri gündeme alarak bütçemizi yaptık. Devletin bununla ilgili gündeme getirdiği bir söylem var biz bu söylemin bu sene geçerli olduğunu öngörüyoruz” dedi.

MESAİ SAATLERİNİN KISALTILMASI İLE İLGİLİ TARTIŞMALAR
Mesai saatlerinin kısaltılması ile ilgili tartışmalarla ilgili gelen bir soru üzerine İş kanununun kümülatif olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Avdagiç, mesai saatlerinin kısaltılması gibi sadece bir iki alt başlığın tek başına değerlendirilmesinin doğru olmayacağını dile getirdi.
Avdagiç, yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1” numara olduğunu aktardı. Böyle bir katılığı Türk iş dünyasının uzun bir süre kaldıramayacağını dile getiren Avdagiç, bütün ülkelerde iş güvencesi açısından bazı başlıklar bulunduğunu ancak Türkiye’de bu başlıkların daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Bu başlıkların, kıdem tazminatı, işverenin emeklilik durumunda karşı karşıya kaldığı ilave yük, işsizlik sigortası, iş güvencesi, sendikal tazminat olduğunu bildiren Avdagiç, Türkiye’nin bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülke olduğunu kaydetti.
Avdagiç, bu katılıkla Türk iş dünyasının rekabetçiliğini sağlamasının mümkün olamayacağını belirterek, “İstihdam üzerindeki yüklerde çok aşamalı bir konu var. Kıdem tazminatı var. Her yıla 30 gün. İşveren, emeklilikle ilave bir yükle karşı karşıya. İşsizlik sigortamız var. Defakto olarak bunu da işveren ödüyor. İş güvencesi var. İşten çıkardığınız zaman 8 ay artı 4 ay işe iade tazminatı var. Ve sendikal tazminat var en az 12 ay. Dolayısıyla bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülkeyiz. OECD ve AB ülkelerinde böyle 5’li bir yapı yok. Çalışan ben gidiyorum dediği zaman gidiyor, onunla ilgili işvereni koruyan hiçbir şey yok. En fazla ihbar süresi kadar bir çalışma mecburiyeti var. Dolayısıyla bu katılıkla önümüzdeki dönemde Türk iş dünyasının rekabetçiliğinin sağlanması mümkün değil. Yani istihdamın üzerinde hem kamunun yüklerini azaltması lazım hem de bu 5 aşamalı katılığın azalması lazım.”
Şekib Avdagiç, aylık 100 bin lira brüt maaş aldığınızda işverenin toplam maliyetiyle çalışanın eline geçenin oranının yüzde 55 olduğunu söyledi. Yani işverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor. Bu konudaki düzenlemeleri gözden geçirmemiz gerekiyor” dedi.
Bunun sadece işveren olayı olmadığını vurgulayan Avdagiç, “Kayıt dışılığı önlemeyi, çalışanların herhangi bir hak kaybı olmamasını, işverenlerin daha rekabetçi olmasını konuşuyoruz. Hem çalışan ve ücretler üzerindeki kamu yükünü optimize etmemiz lazım hem de bu 5’li mekanizmayı gözden geçirmemiz lazım” değerlendirmesinde bulundu.
EXİMBANK KREDİLERİ 40-50 MİLYAR SEVİYELERİNE YÜKSELMELİ
Eximbank’ın ihracatçılara verdiği desteğin ticaretin seyrini çok olumlu etkilediğini ifade eden Avdagiç, ancak reeskont kredisi kullanan firmaların bunu amacına uygun kullanması gerektiğini dile getirdi.
Avdagiç, reeskont kredilerinin ihracatı daha rekabetçi hale getirecek firmalara kullandırılması gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Daha evvelki KGF kredilerinde olduğu gibi bir kısım reeskont kredisi kullanıcıları bunu gerçek amacı dışında kullanırlarsa, bu sefer devlet reeskont kredisi kullananların tamamıyla ilgili tedbir almak zorunda kalır” dedi.
Beklentilerinin Eximbank kredilerinin Türkiye’nin 2 aylık ihracatına kadar yani 40-45 milyar seviyelerine yükselmesi yönünde olduğunu kaydeden Avdagiç, bunun gerçekleşmesi durumunda sürecin daha rahat yürütülebileceğini aktardı.
Savunma sanayisinde atılan adımları çok değerli bulduklarını vurgulayan Avdagiç, Türkiye’de son 20 yılda bunun da özellikle son 12 yılında savunma sanayisinde aritmetik bir yükselmeden ziyade geometrik bir yükselme olduğunu kaydetti.
Türkiye’de savunma sanayisi konusunda ciddi bir ekosistem oluştuğunu dile getiren Avdagiç, “Burada sadece ana savunma sanayi şirketlerinin olması yetmez. Alt ürün, hizmet, sistem üreten firmaların oluşması da önemli. Türkiye’nin dünya savunma sanayisi pazarında da şu andakinden çok daha etkili bir noktaya doğru hızla gittiğini görüyorum. Bu Türkiye’nin dış politikasına da çok ciddi bir katkı sağlayan unsur durumuna gelmiştir” ifadelerini kullandı.
‘KIRMIZI ETTE SÜRECİ İYİ TAKİP ETMEK GEREKİYOR’
Avdagiç, bir soru üzerine, kırmızı et fiyatlarıyla ilgili süreci iyi takip etmek gerektiğini vurguladı. Son bir yılda yem fiyatlarının yüzde 27 arttığını, kırmızı et fiyatlarının ise yüzde 100’ün üzerinde zam gördüğünü dile getiren Avdagiç, bunun rasyonel bir karşılığı olmadığını kaydetti.
Avdagiç, belli market zincirlerinin kırmızı et fiyatlarının en azından Ramazan ayı boyunca sabit kalması konusundaki adımlarının etkili olduğunu belirterek, buna karşılık kırmızı et fiyatlarının daha makul bir noktaya gelmesi gerektiğini aktardı.
Kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadığını dile getiren Avdagiç, “Atılan adımlar olumlu ancak yeterli değil. Önümüzdeki süreçte kırmızı et fiyatları daha makul bir düzeye gelecektir” ifadelerini kullandı.
]]>Peki e-ticarete yeni adım atacak işletmeler nasıl bir yol izlemeli? Bu soruya yanıt veren Özkara, adım adım yol haritasını şöyle anlattı:
1-Müşterinizi seçme: Hedef kitlenizi belirleyerek, kimlere ürün ya da hizmet sunacağınızı netleştirmeniz gerekir. Bu, pazarlama ve ürün geliştirme stratejilerinizi şekillendirecektir.
2-Ürün seçme: Piyasadaki talebi ve kârlılığını araştırıp satmak istediğiniz ürün ya da hizmeti seçebilirsiniz.
3-Bir alan adı ve marka adı bulma: İşletmeniz için akılda kalıcı ve ilgili bir marka adı ve alan adı seçebilirsiniz. Bu, online varlığınızın temelidir ve müşterilerinize güven vermek adına önemli bir adımdır.
4-Platformunuzu seçin: E-ticaret sitenizi kuracağınız platformu seçin. Biz Türkiye’nin önde gelen e-ticaret altyapı sağlayıcısı olarak uçtan uca tüm çözümleri sunuyoruz.

KARGO VE SANAL POS
5-Kargo ve sanal pos anlaşmalarınızı yapın: Seçtiğiniz altyapının mutlaka kargo ve sanal pos hizmeti sunan firmalarla anlaşmaları olacaktır. Tüm firmaları inceleyerek sizin için en avantajlı olan kargo ve ödeme altyapısı ile görüşerek entegrasyonlarınızı tamamlayın.
6-SEO ve anahtar kelime araştırması: Web sitenizin arama motorlarında daha görünür olması için anahtar kelime araştırması yapabilir, içerik üretimi SEO uygulamalarıyla organik trafik elde edebilirsiniz.
7-Satış kanallarını artırma: Sosyal medya ve pazaryerleri gibi çeşitli platformlarda markanızı görünür kılabilir, bu sayede daha fazla satış yapabilirsiniz.
DOĞRU STRATEJİ ÖNEMLİ
8-Pazarlama stratejileri oluşturma: Etkili bir pazarlama stratejisi geliştirmek, Türkiye’de e-ticarette başarıya ulaşmanın önemli bir parçasıdır. Blog yazıları, video içerikler, reklam stratejileri, sosyal medya paylaşımları gibi çeşitli kanallar ile hedef kitlenize ulaşabilirsiniz. Bu kanalların sayısını ne kadar çok arttırır ve verimli kullanırsanız ulaştığınız kişi sayısı da o kadar artacaktır.
9-Geri bildirim toplama: Müşteri geri bildirimleri sunduğunuz hizmeti iyileştirmek için güzel bir kaynaktır. Geri bildirimleri değerlendirmeniz müşterilerinizin sizi tekrar tercih etmesinde önemli bir kriterdir.
10-Mevcut ve potansiyel müşteriler için bülten hazırlama: Pazarlama stratejileriniz veya çabalarınız sonucu sitenize giren veya sizden ürün almış olan müşterileriniz için bülten çıkartarak onların tekrar alışveriş yapmalarını sağlayabilir ve onlara çeşitli indirimler önererek satışlarınızı artırabilirsiniz.
‘HEDEFİNİZDE GLOBAL PAZARLAR OLMALI’
-“Hedefimiz sadece iç pazar değil, global pazar da olmalı” diyen Seyhun Özkara, “İç pazara baktığımızda büyüme ivmesi her sene enflasyonun yüzde 35-40 üzerine koyduğumuz büyüme ile devam ediyor. Bu ivme, yeni kullanıcıların, yeni iş hayatına başlamış veya 18 yaşına yeni gelmiş kişilerin de e-ticarete adapte olmasıyla daha da büyüyecektir. Ama büyük potansiyele baktığımızda işi e-ihracat tarafına yönlendirmek işletmeler için daha iyi olacak. Bunun için de işletmenin bir e-ticaret deneyiminin ve Türkiye içerisinde e-ticaret alanının oluşmuş olması çok önemli. Ayrıca işletmenin e-ticaret süreçleri, operasyonu, dijital pazarlama gibi birçok konuda firmaya bir deneyim kazandırıyor. Sonrasında bizler gibi firmaların sağladığı altyapılarla bugün ürünü İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan Antep’e göndermek ile ürünü Amerika’ya göndermek ya da İstanbul’dan Avrupa’ya göndermek arasında teknik operasyon anlamında hiçbir farklılık yok.
Türkiye’de 3 milyonun üzerinde var. Bu KOBİ’lerin yaklaşık 30-35 bininin e-ticaret sitesi var ve bunların da 10-15 bini e-ihracat deneyimini kazanmış durumda. Zaman içerisinde bu rakamlar artacaktır” ifadelerini kullandı.
LOJİSTİK VE ÖDEME ENGELİNE DİKKAT
E-ticaret ve e-ihracatta karşılaşılan zorluklara da değinen Özkara şunları söyledi: “E-ihracatta karşılaşılan engellerin başında küresel pazarlara girişteki lojistik engeller ve farklı ülkelerdeki ödeme altyapılarındaki çeşitlilik geliyor. Ürünlerin hızlı ve güvenilir bir şekilde tüketicilere ulaştırılması, KOBİ’lerin özellikle dikkat etmesi gereken bir sorun. Lojistik maliyetlerle beraber dünya genelinde değişen tüketici beklentilerine uyum sağlamak da KOBİ’leri zorlayan alanlardan bazıları. E-ticarette başarının anahtarı ise; yoğun rekabetin olduğu ve hızla değişen dijital ortamda ayakta kalmak ve öne çıkmak.
Müşteri beklentileri sürekli evriliyor ve teknolojik gelişmelerle birlikte e-ticaretin yapısı da hızla değişiyor. Bu dinamik ortamda, işletmelerin kullanıcı deneyimini iyileştirmek, lojistik süreçleri optimize etmek ve hızlı teslimat gibi konularda rekabet avantajı elde etmeleri zorlu bir süreç. Fakat doğru bir stratejiyle ve stok yönetimiyle başarılı olmamak için hiçbir sebep bulunmuyor.”
]]>Trive Yatırım Araştırma Direktörü Dr. Tuğberk Çitilci, not artışıyla gelinen seviyenin ‘yatırım yapılabilir seviyeden uzak’ olsa da bundan sonraki süreçte piyasalara pozitif yansıyacağını söylerken; Ata Yatırım Hazine Genel Müdür Yardımcısı Etem Öztekin ise, “Mevcut ekonomi politikalarının korunması durumunda bir not artışı daha gelebilir” dedi.
Öztekin, not artışının kısa vadede borsanın tekrar güç kazanmasında, CDS’in aşağı gelmesinde etkili olacağına işaret ederek şöyle devam etti: “Not artışının orta ve uzun vadede doğru adımların atılmaya devamıyla birlikte rezervlerin güçlenmesi, dış finansmanın rahatlaması ve cari açık konularında da önemli katkısı olacağını düşünüyorum.”
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Şener ise, “OVP ile yol haritaları sunuldu, politika faizi artırıldı. Dolayısıyla enflasyonla çok ciddi mücadele edileceği izlenimi ortaya konuldu. Bu da beklentilerin pozitife dönmesi sağladı” dedi.
Şener, bu kararda Türkiye’nin gri listeden çıkışıyla ilgili çalışmaların, TCMB rezervlerindeki artışın ve cari açıktaki gerilemenin de etkili olduğunu ifade etti.
‘NOT FİNANSMANA ERİŞİMİ KOLAYLAŞTIRACAK’
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu B’den B+’ya, not görünümünü de durağandan pozitif’e çıkarması, iş dünyası temsilcilerinden de olumlu tepkiler aldı. Türkiye’nin ekonomik trendlerde yeniden yukarı yönlü ivme yakaladığına dikkat çeken iş dünyası temsilcileri, “B+’nın da üzerine çıkmak için çalışmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
İşte, not artışı sonrasında iş dünyasının değerlendirmeleri…
‘AYNI DİSİPLİNLE DEVAM’
YASED (Uluslararası Yatırımcılar Derneği) Başkanı Engin Aksoy, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in kararını yeni dönemde uygulanan makroekonomik politikaların kısa vadeli sonuçlarına karşı olumlu bir reaksiyon olarak değerlendirdi. Orta Vadeli Program’da ifade edilen politikaların önümüzdeki dönemde de aynı disiplinle takibinin, makroekonomik istikrarın temininde olumlu ilerlemeler sağlayabileceği düşüncesinde olduklarını belirten Engin Aksoy, şu değerlendirmeyi yaptı: “YASED olarak, bu vesileyle iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesini hedefleyen yapısal reformlar ile başta YOİKK çalışmalarında yer alan politika ve uygulama iyileştirmelerinin, makroekonomik politikalar ile eşzamanlı ve uyum içinde hayata geçirilmesinin önemini bir defa daha vurgulamak isterim. Biz de YOİKK eylem planının ülkemizin rekabetçiliğini artıracak şekilde hayata geçmesine katkı sağlamaya devam etmekten memnuniyet duyacağız.”
‘YATIRIM AKIŞINA OLUMLU ETKİ YAPACAK’
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekip Avdagiç, “Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu 12 yıl sonra yeniden ‘B+’ya yükseltmesi, Türkiye’nin yeni dış yatırım çekmesine bir kademe daha olumlu etki yapacak” dedi.
“Hepimizin en öncelikli hedefi, enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek” diyen Avdagiç, şöyle devam etti: “Ortak sorumluluk içinde bunu ‘en kısa zamanda’ başarabiliyor olmamız lazım. Bu süreçte kredi notu artışları ve not görünümü revizyonları da bu mücadeleye katkı verecektir. Fitch’i diğerleri takip edecektir, etmelidir.”
‘BU KARAR PROGRAMA GÜVENİ GÖSTERİYOR’
TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) Başkanı Mustafa Gültepe, not artırımını Türkiye’nin uluslararası yatırım algısının artması, kredibilitesinin yükselmesi açısından olumlu bir gelişme olarak nitelendirdi. Kararda, ortaya konulan OVP’nin etkisi olduğunu söyleyen Gültepe, “Bu karar mali politikanın doğru adımlarla ilerleyebileceğine duyulan güveni gösteriyor. Aynı zamanda finansmana erişimi de kolaşlaştıracak bir gelişme. Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor. 2024’ün ikinci yarısından sonra daha iyi sonuçlar geleceğini, enflasyon sarmalından kurtulabileceğimizi düşünüyorum” diye konuştu.
]]>
‘ŞEHİRLER CANLI ORGANİZMALAR, ŞEHİRLER YAŞIYOR’
Şehirlerin yaşadığına ve sadece yapılardan ibaret olmadığına dikkat çeken Bakan Özhaseki, “Şunu hepimizin bilmesi lazım. Şehirler canlı organizmalar. Şehirler yaşıyor. Onları taşla topraktan ibaret yapılar olarak görürsek, herhalde hayatta yapacağımız en büyük hata bu olur. Ve şehirlerin üzerine bakım lazım, ihtimam lazım, gayret lazım. İşi, gücü, bütün dünyası şehri ve insanları olacak, insanlar lazım. Şehirlerin hayatı biraz insanoğlunun hayatına da benzer. İnsanoğlu bakımlı olduğu zaman, sıhhatli olduğunda, kendine çeki düzen verdiğinde, nasıl ki gürbüz bir vaziyette yaşarsa, onun da nasıl ki doğarak, daha sonra büyüyen ve gelişen bir yapısı varsa, şehirler de aynen böyle. Eğer bu bakımı siz ihmal ederseniz o şehirler yavaş yavaş gerilemeye başlar. Güzel bir söz var şehircilikte, şehirlerin geleceği o şehirde yaşayan yöneticilerin ufuklarıyla ve uğurlarıyla doğru orantılıdır. Eğer buradaki yöneticiler iyi niyetli insanlarsa. Başta tabii ki mülki idaremiz olmak üzere, yerel yöneticilerimizin tamamı irade aynı şekilde siyasilerde olduğu için onlar, sivil toplum örgütleri, şehirlerini seviyorlar. Bir araya gelip uyum içerisinde onu ileriye taşımak için gayret ediyorlarsa şehirlerin geleceği aydınlık. Değilse, Allah korusun şehirler gerilemeye başlar. Biz büyükşehiriz, kadim şehiriz vesaire diyerek, hiçbirimiz emin vaziyette değiliz. Her an şehirlerimizin üzerinde gözümüzün olması lazım. Her an ihtimam göstermemiz lazım. Her an yeni olayları takip etmemiz lazım. Yani işimiz gücümüz şehrimiz olmalı. Bunun en güzel örneklerini burada görüyoruz. Bundan dolayıdır ki mutluluk duyuyoruz. Gerek Genel Başkan Yardımcılığım döneminde, gerekse eski bakanlığım ve şimdiki bakanlık döneminde, Bursa’dan bize eğer bir teklif gelmişse hiç itiraz ettiğimi ben hatırlamıyorum. Hepsi başımızın üstüne dedik. Ve birlikte bu işleri yapmak için koşturduk” ifadelerini kullandı.
‘KENTSEL DÖNÜŞÜME AYRILAN BÜTÇENİN 2 MİSLİ, ALGI OPERASYONLARI İÇİN AJANSLARA VERİLİYOR’
Konuşmasına CHP’li belediyeleri eleştirerek devam eden Özhaseki, şunları söyledi:
“Yeni bir belediyecilik anlayışı çıktı. 30 senedir bu işin içerisinde olan bir kardeşiniz olarak net söylüyorum, anlamakta güçlük çekiyorum. Koca koca, milyonlarca nüfus olan şehirlerde, ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partili gelen arkadaşların hiçbirisinin, biraz önceki anlattığım gibi bir belediyecilik anlayışı, ne yazık ki üzülerek söylüyorum yok. Hizmet tarafında yoklar, temel atmama törenlerinde varlar. Hatta işe takoz olmakta varlar. Ve bir taraftan da öğrendikleri yeni bir şey var, asıl anlamakta güçlük çektiğim de o. Algı belediyeciliği. Yalanlarla devam eden bir sanal dünyada kendilerini kahraman gibi gösterme yiğitliğini devam ettiriyorlar. İstanbul’da düşünüyorum şimdi, kentsel dönüşüm için gece gündüz çalışmamız lazım değil mi? Bütün bilim adamları Adalar’daki segmentin kırılacağını ve kentsel dönüşüm yapılması gerektiğini söylüyorlar. Büyük depremden bahsediyorlar. Kentsel dönüşüm için ayrılan bütçe neyse İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, 2 misli bir para algı operasyonları için ajanslara veriliyor. Yani muhterem başkanımız diyor ki, ‘Ben çok güzel bir adamım. Ben tatile giderim ama siz beni çalışıyor gibi gösterin. Ben hatta buralara sığmam. CHP Genel Başkanı olmalıyım. O da yetmez bana. Cumhurbaşkanı olmalıyım. Alın şu parayı. Basın bana gazı. Devam edeyim, uçayım ben’. Böyle bir anlayışı gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Eğer bunu yaparken, kendi öz parasıyla cebinden vererek, ajanslara ‘Beni övün’ diyorsa nahoş karşılarım ama yine de saygı duyarım. Bana ne, ne yaparsa yapsın derim. Ama belediyenin imkanlarını, millete dönmesi gereken o imkanları dönüp de sizin ajanslara, yandaşlarınıza, büyük meblağlarla ‘Beni övün’ diyerek veriyorsanız, gerçekten anlamakta zorluk çekerim. Ve ben bunun da çok meşru bir iş olduğunu da düşünmüyorum.”
‘DEPREM BÖLGESİNDE MADDİ HASAR 100 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE’
Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlatan Bakan Mehmet Özhaseki, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bakanlığımızın adı üstünde, 3 tane isim var. Ağır da bir yükümüz var. Çevre zaten başlı başına bir iş. Aynı zamanda iklim değişikliği ve onun getirdiği sorunları belki birazdan da birkaç cümle de olsa bahsedeceğiz. Bir taraftan da şehircilik meselesi var. Ve bu ağır işler içerisinde, kendimize 2 tane daha hedef belirledik. Birisi bundan tam 1 sene önce yaşadığımız, 2 tane üst üste 9 şiddetindeki deprem neticesinde ortaya çıkan hasarları gidermek. İkincisi de Allah korusun Marmara’da olabilecek bir depremden dolayı, şehirlerimizin yeniden güçlü ve dirençli hale getirilmesi meselesi. Değerli kardeşlerim, hatırlarsınız çok geçmedi 1 sene 1 ay kadar oldu. 04.17’de ve gündüz saat 13.00 civarında 2 tane, 3 dakika kadar süren çok şiddetli 2 depremle sarsıldık. Bu depremden etkilenen il sayısı 18’i buldu. Zarar gören insanlarımızın sayısı tam 14 milyon. Yıkılan, tahrip olan konutlarımız, dükkanlarımız, iş yerlerimizin sayısı ise 850 bin. Dile kolay maddi hasar 100 milyar doların üzerinde. Manevi hasarı mı soruyorsunuz? Onu tarif edecek bir alet, bir ölçü, daha dünyada ortaya çıkmadı. Şimdi evleri inşa ediyoruz. Çay içmeye davet ettiklerinde, evlerine çıkıp oturuyoruz. Sohbet başlıyor, haliyle dönüyor dolaşıyor mesele deprem gecesine geliyor. Sorduğumuzda herkesi bir duygu seli alıyor. Gözyaşları adeta pınar oluyor. ‘Ben eşimi, çocuğumu kaybettim’ diyenler mi istersiniz, ‘Bana evi, lütfen şu mezarlığın tam karşısından verin. Bütün evlatlarım orada yatıyor’ diyen anneleri mi sorarsınız? O kadar büyük bir acı ki hala dürtmeye devam ediyor. Ama biz de büyük bir milletiz. Gece 04.17’den itibaren Sayın Cumhurbaşkanımız ayakta. Telefonla olayı anladıktan sonra bütün bakan arkadaşlarımızı oraya gönderdi. Bütün bakanlarımız oradaydı. Değerli Mustafa Varank şahitler. Valilerimiz, kaymakamlarımız, AFAD görevlileri, naçizane ben de o dönemde AK Parti’de yerel yönetimlerden sorumluyum. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Parti’li. Cumhur İttifakımıza ait 235 tane Milliyetçi Hareket Partili belediye var. Allah razı olsun. Onlarla da bir araya geldik. Binden fazla belediyemiz, gittiler deprem bölgesinde gece gündüz demeden çalıştılar. Alinur Başkanım. Rica ettik Hatay’a gitti. Bakın Hatay Cumhuriyet Halk Partisi’nde biliyorsunuz. Ama en büyük belediyelerimiz, Bursa, Konya, Kocaeli, Denizli ve 100’e yakın belediyemizi de biz Hatay’a gönderdik. Neden, insan, bizim insanımız. Siyasi tercihleri başımızın üstüne. Kime istiyorsa oy versinler, önemli değil. Ama o insanları kurtarmak, o zor günlerinde yanında olmak, bir damla da olsa su vermek insanlığın en büyük göreviydi. Gitti kardeşlerim orada çalıştı.”
‘ONLARA DEPREM TURİSTİ DİYORUZ’
CHP’ye yönelik eleştirilerini Kahramanmaraş merkezli depremler üzerinden sürdüren Özhaseki, “Fakat üzüntüyle söylüyorum. Bütün bir millet ayaktayken, hiç kimse evinde oturup, huzurla akşam bir sıcak çorba içmeden, o depremzede kardeşlerimizi düşünürken, küçücük yavrularımız kumbaralarındaki paraları bozdurup oraya gönderirken, Azerbaycan’dan eski Hacı Muratların üzerine battaniye dizen bir kardeşimiz yola çıkmış ki ben yardım etmeliyim diye. Bu çileler çekilirken, nüfusu milyonlarca olan, konuştuğu zaman büyük büyük konuşan, biraz önceki belediye başkanı, özel jetlerle o bölgeye geldiler. Yanlarında 10-20 tane kamera, 10-20 tane fenomenler, sosyal medyacılar, selfieler çekindiler, bırakıp gittiler. Onlara da deprem turisti diyoruz. Resmen deprem turistiydi onlar da. Allah iyiliklerini versin. Ne diyelim başka diyecek bir şey yok. Bizim işimiz gücümüz hizmet. Hem genelde hem yerelde taş üstüne taş koymaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi büyütmeye çalışıyoruz. Bizim tarihe karşı sorumluluğumuz var, misyonumuza karşı sorumluluğumuz var, insanlarımıza karşı borcumuz var. Sayın Cumhurbaşkanımız da öyle söylüyorlar, ‘İnsan odur ki bıraka bir eser. Eseri olmayanın yerinde yerler eser’. Biz buna inandık ve böyle devam ediyoruz. O günlerde inşaatlara başlarken deprem bölgesinde, bize diyorlardı ki ‘Aceleniz ne, ne oluyor? Durun bakalım daha artçılar var. Ne olur ne olmaz’. Halbuki biz bilim adamlarıyla konuşuyoruz. En sert zeminleri tercih ediyoruz. Alınan tüm önlemlerle birlikte inşaatlara başlıyoruz. O adamlar şimdi, ‘Nerede bu evler, kime vermişler’ vesaire diyorlar. 46 bin tane konutu teslim ettik, 8-10 ay içerisinde. Bu ayın sonuna kadar 75 bini bulacağız. Ve mayıs ayından itibaren de her ay 15-20 bin konutu depremzede kardeşlerimize teslim edeceğiz. Ev çıkmadığında hüzünlenen, üzülen kardeşlerimize, onlara da diyorum ki bakın hiç merak etmeyin. Öbür ay çıkar, olmazsa diğer ay çıkar. Biz gece gündüz buradayız. ‘Sizler, Recep Tayyip Erdoğan’dan Allah razı olsun deyinceye kadar, sizden Allah razı olsun deyinceye kadar buradayız ve gitmeyeceğiz’ diye de onlara söz veriyoruz” diye konuştu.
‘ALLAH SİZİ ISLAH ETSİN’
Konuşmasında sözü CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, deprem bölgesiyle ilgili açıklamalarına da getiren Özhaseki, “Allah kimseyi vatan garip etmesin. Kolay değil. Evinizi, yakınlarınızı kaybetmişsiniz. En sevdiklerinizi kaybetmişsiniz. Gidip konteyner kentte kalıyorsunuz. Ne kadar zor. O yüzden önce borcumuzun orada olduğunu biliyoruz. Bunun içindir ki gece gündüz o bölgede hizmet etmeye devam ediyoruz. Bu arada bizim siyasiler çıkıyorlar. Ana muhalefetin genel başkanı 1 ay kadar oluyor. ‘Nerede yapmışlar ya. Ben hiç görmedim. Yani Recep Tayyip Erdoğan söz verdi. Sonuç sıfır sıfır’ falan gibi tuhaf tuhaf elinde bir tabelayla bir şeyler söylüyor. Bir başka genel başkan çıkmış diyor ki, ‘Ev verdik diyorlar ya. Olsa olsa AKP’lilere vermişlerdir bunlar. Akrabalarına vermişlerdir canım’. Ya Allah sizi ıslah etsin diyorum. Size tek tek şantiyelerimizi göstereyim. Tam şu anda, 110 bin kişilik bir orduyla çalışıyoruz orada. 110 bin kişi. 4 bin 333 köyde köy evleri yapıyoruz. Hem de çelikten. Çelikten evler yapıyoruz. Şehirlerin meydanlarını inşa ediyoruz. Hadi gelin sizi gezdireyim. Göstereyim tek tek. Yanınıza düşeyim. Hayır kimse gelmiyor. Nasrettin Hoca’ya demişler ki, ‘Adam olmanın yolu nedir? Kulaktır oğlum’ demiş. ‘Ya hocam nasıl laf öyle?’ Demiş ki, ‘Evladım, karşındaki ne diyorsa can kulağıyla dinleyeceksin. Önce onu bir anlayacaksın. Bu çok önemli bir şey. Bir de konuşurken ne söylüyorsun, onu da kulağın duyacak.’ Ya bizimkiler ne söyleneni anlıyorlar, ne kulakları duyuyor. Garip bir haldeler. Allah iyiliklerini versin ya. Diyecek başka bir şey yok onlara” ifadelerini kullandı.
‘BÜYÜK BİR TEHDİT VE BELA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğiyle ilgili de konuşan Bakan Mehmet Özhaseki, “Bilim adamları diyorlar ki, dünyada son yüzyılda ısı 1,1 derece arttı. Akdeniz Havzasında 1,5 derece arttı. Allah korusun bu 2 dereceye çıkarsa işte kriz de o zaman başlar. Göçler o zaman başlar. Çünkü Türk milletinin bile Orta Asya’dan çıkmasının bir sebebi, evet güvenlik de vardır bu işin içerisinde ama. Çölleşmedir, tarım alamamadır, verim alamamadır. O yüzdendir ki büyük bir tehditle ve bela ile de karşı karşıyayız. Bunun sebebi ise özellikle sanayi devriminden sonra çok üretmemiz, sonra çok tüketmemiz, çok tükettikten sonra da çok kirletmemizdir. Toprağı, suyu, havayı kirletmemizdir. En büyük sebep bu. Cenabıallah evreni ve dünyayı içerisinde bir denge ile yaratmış. Ne fazladan, ne eksik bir şey var. Fakat biz gelip çok kirletip, her tarafı tahrip edip, bu dengeyi bozunca işte karşımıza bir sürü belalar çıkıyor. Heyelan çıkıyor, kuraklık çıkıyor, seller geliyor. Yangınlar bir taraftan başlıyor. Müsilaj oluyor. Ve geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde binden fazla bir bela ile de Türkiye karşı karşıya kaldı. Merkezdeki dengeleri bozmamak lazım. Bu anlamda Türkiye de büyük bir mücadele veriyor. Bir taraftan Paris İklim Anlaşması’na taraf olduk, bir taraftan 2040 yılına kadar kirletme oranımızı yüzde 41 geriye çekeceğimizle ilgili söz verdik. İklim Kanunu hazırlıyoruz, uluslararası anlaşmalara tarafız, bir taraftan da yeşili arttırmaya çalışıyoruz. Cenabıhak bile cenneti tarif ederken yeşilliklerden, bağlardan, bahçelerden, altından ırmaklar akan güzel yerlerden bahsediyor. Demek ki dünyayı güzelleştirmenin de bir yolu bu. Bizim de millet bahçesi projemiz var. 500’den fazla. 234 tanesini bitirdik. Hedefimiz 100 milyon metrekare yeşil alan oluşturmak. Cumhurbaşkanımız öyle hedef koydu” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine, ‘100 milyon metrekare yeşil alan hedefi’ verdiğini ve projeleri yakından takip ettiğini hatırlatan Özhaseki, şöyle konuştu:
“Zaten Cumhurbaşkanımızla çalışıyorsanız uykuyu bir kere unutacaksınız. ‘Ben biraz birkaç gün tatile gitsem mi’ falan gibi bir lafı unutacaksınız. Gece 3’te telefonunuz çalabilir. Pazar günü, ‘Sen neredesin?’ diye sorabilir. Mustafa Varank Bakanım senelerce de arkadaşlık yaptı. Yanında ona yardımcı oldu. Bu işlere de şahittir. O hedefler koyar. Bu hedef bittiğinde de kolay kolay, ‘Tamam, iyi olmuş’ falan demez. ‘Öbürü ne oldu?’ der. Öyle bir çalışma hastası. Biz de onun yol arkadaşıyız. Onun koyduğu hedefler doğrultusunda sonuna kadar koşturuyoruz. O bize, ‘100 milyon metrekare yeşil alan yapacaksınız’ dedi. Şu anda 78-80’e yaklaştık değerli bakanım. Ve 234 tanesini açtık. 250’den fazlasının inşaatlarda devam ediyor. Bursa’mızda da 3 milyon metrekareden fazla. Bizim bakanlık olarak desteklediğimiz, yapmaya çalıştığımız da neredeyse 2,5 milyon metrekare civarında. 5 tanesini açtık. 2 tanesi bitti ama açılış için bekliyor. 3 tanesi de şu anda inşaatları devam ediyor veya proje safhasında.”
‘SIFIR ATIK PROJESİ’NDEN 96 MİLYAR LİRA GELİR ELDE ETTİK’
Emine Erdoğan’ın liderliğinde sürdürülen Sıfır Atık Projesinin de devam ettiğini vurgulayan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Bir taraftan da sıfır atık gibi bir markayı dünyaya kazandırdık. Emine Erdoğan Hanımefendi sağ olsun bu işin liderliğini üstlendi. Takip ediyor yakından. Onun takip ettiği işte şu, önce evlerimizde ayrıştırıyoruz atıklarımızı. Sonra onu ekonomiye kazandırıyoruz. Ve kalan organik atıkları da gübreye çeviriyoruz. Sıfır atık olur mu, evet oluyor, aynen böyle. Bunu dünya kabul etti. Zaten Danışma Kurulu Başkanlığına Emine Hanımefendi seçildi. Birleşmiş Milletler düzeyinde. 31 Mart da Dünya Sıfır Atık Günü ilan edildi. Bizim Türkiye’nin, dünyaya kazandırmış olduğu bir marka oldu. Bunu yaparak, biz 2023 senesi sonunda Türkiye’deki tüm atıkların, çöplerin yüzde 35’ini geri kazandık. Bundan elde ettiğimiz gelir 96 milyar lira. Arkadaşlar çöp diyerek dışarı attığımız her şey bir değer. Eğer evlerimize gerçekten hanımefendiler, kağıtları ayrı bir poşete, camları, şişeleri ayrı bir poşete, petleri ayrı bir poşete, organik atıkları ayrı poşete koyarak, bizim belediye görevlilerine teslim ederse, onların müthiş bir geri dönüşümü oluyor. Seçimlerden sonra biz bakanlık olarak o poşetleri dağıtacağız. Tüm belediyelerimize biz dağıtacağız. Onlar da evlere verecekler. Evlerde inşallah hanım kardeşlerimiz atıkları bundan sonra ayrıştırarak koyacaklar. Ve onlar da ekonomiye kazandıracağız. Dediğim gibi geçtiğimiz yıllarda elde ettiğimiz gelir 96 milyar lira. Sadece kağıt atıklardan dolayı, 432 milyon ağaç kesilmekten kurtuldu” diye konuştu.
]]>KADINLARA AİT İŞLETMELER 1.7 TRİLYON DOLAR EKSİK FİNANSE EDİLMEKTEDİR
Raporda yer alan kaynaklar maddesinde, kadınları iş ortamlarına hazırlamak ve dahil etmek için finansal kaynaklarla buluşturma konularına dikkat çekildi. Raporda, “Kadınları finansal kaynaklarla buluşturmak, temel ihtiyaçlarını karşılamalarına ve iş kurmalarına veya büyütmelerine yardımcı olabilir, ancak mikro, küçük ve orta ölçekli kadınlara ait işletmeler 1.7 trilyon dolar eksik finanse edilmektedir. Kadınların sahip olduğu küçük ve orta ölçekli işletmeler için kredi açığının kapatılması, 2030 yılına kadar yıllık gelirlerde ortalama yüzde 12’lik bir artış sağlayacaktır.
Ayrıca, kadınların toprağa, bilgiye, teknolojiye ve doğal kaynaklara erişime ihtiyacı vardır. 2022 yılında 2.7 milyar kadın hala iş bulmak ya da iş kurmak için temel önemde olan internet erişiminden yoksundu” denildi.

ERKEKLERİN KAZANDIĞI HER BİR DOLAR İÇİN ORTALAMA 80 SENT KAZANIYORLAR
Kadınların birçok meslek grubunda erkeklere göre az maaşla ya da sosyal birçok haktan mahrum bırakıldığının altı çizilen raporda, “Dünya genelinde kadın istihdamının yaklaşık yüzde 60’ı kayıt dışı ekonomide yer alıyor ve düşük gelirli ülkelerde bu oran yüzde 90’ın üzerinde. Kadınlar iş sahibi olsalar bile, erkeklerin kazandığı her bir dolar için ortalama 80 sent, beyaz olmayan kadınlar ve anneler de dahil olmak üzere bazıları için daha da az ücret ödeniyor. Yalnızca kazançlardaki cinsiyet eşitsizliği, dünyaya beşeri sermaye zenginliği açısından küresel GSYİH değerinin iki katından daha fazlasına mal oluyor.
Ücret şeffaflığı, eşit değerde işe eşit ücret ve bakım hizmetlerine erişim gibi önlemler, ücretlerdeki cinsiyetler arasındaki ücret farklarının kapatılmasına yardımcı olarak işyerinde cinsiyet eşitliğini sağlayabilir. Kadın girişimciler başarılı olduklarında iş yaratabilir ve inovasyonu teşvik edebilirler” ifadeleri kullanıldı.
ÜCRETSİZ YAPILAN BAKIM VE TEMİZLİK HİZMETLERİ, 10.8 TRİLYON DOLARLIK HACİME SAHİP
Kadınların bakım hizmeti verdikleri ya da temizlik yaptıkları işlerde çalışmalarının değer görmediği vurgulanarak, dünya çapında parasal anlamda değer görmeyen bu iş kolunun hacminin 10.8 trilyon dolar olduğu ifade edildi. Bunun da dünya teknoloji endüstrisinin üç katı olduğu vurgulandı. Raporda, bakım hizmetlerini normal bir iş kolu olarak değerlendirmenin çözüm olabileceği belirtilerek, “Bakım sistemlerini dönüştürmek için yatırım yapmak üçlü bir kazançtır: kadınların bakım sektöründe iş yaratırken zamanlarını geri kazanmalarına ve ihtiyacı olanların bakım hizmetlerine erişimini artırmalarına olanak tanır.
Bakım hizmetlerinde mevcut açıkların kapatılması ve insana yakışır iş programlarının genişletilmesinin 2035 yılına kadar neredeyse 300 milyon iş yaratacağı tahmin ediliyor” ifadelerine yer verildi.

ÇATIŞMALARDAN ETKİLENEN ÜLKELERDE YAŞAYAN KADIN VE KIZ ÇOCUKLARININ SAYISI 2022’DE 614 MİLYONA ULAŞTI
Kadınların sosyal hayatlarında şiddet ve güvenlikleri açısından karşı karşıya kaldıkları tehditlere değinilen raporda, “Kadına yönelik şiddetin küresel maliyetinin en az 1.5 trilyon dolar veya küresel gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde ikisi olduğu tahmin ediliyor.
Çatışmalardan etkilenen ülkelerde yaşayan kadın ve kız çocuklarının sayısı 2022’de 614 milyona ulaştı; bu sayı 2017’deki rakamın yüzde 50 üzerinde. Bu tür krizler, kadınların ücretsiz bakım işlerinde orantısız payı gibi önceden var olan ekonomik eşitsizlikleri daha da kötüleştirebilir. Krizler aynı zamanda kadınlar arasındaki eşitsizlikleri de derinleştiriyor; örneğin göçmen kadınların şiddete maruz kalma olasılığı göçmen olmayanlara göre iki kat daha fazladır.
Araştırma, nakit transferleri gibi toplumsal cinsiyete duyarlı sosyal koruma sistemlerinin kadınlar arasındaki ölüm oranlarını azaltabileceğini ve ekonomik güçlenme ile güvenlik arasındaki bağlantıları ortaya çıkarabileceğini öne sürüyor” ifadeleri kullanıldı.
“KADINLAR, ERKEKLERİN YASAL HAKLARININ YALNIZCA YÜZDE 64’ÜNE SAHİP”
Raporda insan haklarının güçlenmesinin temelinde kadınların ekonomik açıdan güçlenmesine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Dünya genelinde ortalama olarak kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Ekonomik güçlenme bağlamında kadın haklarını geliştirmeye yönelik temel stratejiler arasında, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini destekleyen yasa ve politikaların benimsenmesi ve ayrımcı yasa ve yasal çerçevelerin yürürlükten kaldırılması yer almaktadır. Merkezinde insan hakları olan kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin asli değerini kabul ederken, aynı zamanda kadınların ekonomik olarak güçlenmesi üzerindeki kısıtlamaların toplumlar ve ekonomiler üzerindeki büyük maliyetlerini de hesaba katmak önemlidir.
Kadın insan hakları savunucularının korunmasına ve desteklenmesine ve insan hakları ihlallerinde hesap sorulmasına ihtiyaç vardır. Bu, kadın hakları ihlallerinin belgelenmesini, cinsiyete göre ayrıştırılmış verilerin toplanmasını ve ortak savunuculuk programları için ortaklıklar geliştirilmesini gerektirir.
Kadın haklarının korunmasına yönelik hesap verebilirlik mekanizmalarının geliştirilmesi ve uygulanması, karar alma mekanizmalarının her alanında kadınların sesinin yükseltilmesi gerekmektedir.”

DÜNYAYI DEĞİŞTİREN KADINLAR
Nobel Ödülleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde dünyayı değiştiren kadınlar olarak Nobel Ödülü kazanan kadınlara yer verdi. Alanlarında çığır açan kadınlar arasında Nobel alan ilk kadın Marie Curie ile Kovid-19’a karşı mRNA aşısına katkılarından dolayı Nobel alan Katalin Kariko öne çıktı.
Radyoaktivite alanında yaptığı bilimsel çalışmalarıyla dünyayı değiştiren Marie Curie, radyoaktif elementler polonyum ve radyumu ilk keşfettikten sonra 1910 yılında radyumu saf bir metal olarak başarıyla üretti ve bu da yeni elementin varlığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladı. Curie, 1903 yılında Nobel Fizik Ödülü ve 1911 yılında Nobel kimya Ödülü alarak iki farklı bilim dalında iki Nobel Ödülü alan tek kişi olma unvanını halihazırda korumaya devam ediyor.
Keşifleri ve çalışmalarıyla dünyayı değiştiren ve Nobel alan kadınlar arasında HIV virüsünü keşfeden Françoise Barre-Sinoussi, koku duyusunun nasıl çalıştığını ortaya çıkartan Linda Buck, nükleer yapının ilk gelişmiş modelini yapan Maria Goeppert Mayer yer aldı.
]]>“KADINLARIN EV VE İŞ HAYATI ARASINDA TERCİH YAPMAK ZORUNDA KALMALARININ ÖNÜNE GEÇMEYİ HEDEFLİYORUZ”
Bakanlık olarak ‘Güçlü Kadın, Güçlü Aile, Güçlü Türkiye’ vizyonu ile çalıştıklarının altını çizen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “12.’inci Kalkınma Planımızda, kadınların geleceğine dair önemli hedefler belirledik. Bu plandan hareketle Kadını Güçlendirme Strateji Belgesi ve Eylem Planımızı tüm paydaşlarımızla hazırladık. Eylem planımız çerçevesinde kadınların toplumsal hayata katılımını artırmak için 2024-2028 dönemini kapsayan hedef ve uygulamalarımızı belirledik. Ekonominin büyümesinde kadınların üstleneceği rol çok önemli. Bu noktada Mahalle Tipi Kreş Modelinin yaygınlaştırılmasının kadın istihdamına önemli katkılar sunduğunu belirtmek istiyorum. Bu anlamda 0-3 yaş arası çocuklara yönelik Mahalle Odaklı Kreş Modeliyle bakım ve eğitim hizmeti veren kurumların yaygınlaştırılmasını çok önemsiyoruz. Ülke geneline yaygınlaştıracak bu model ile kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin her yerinde kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadın girişimciler hem inovatif hem de yenilikçi yaklaşımlara sahipler. Bu yıl Ocak ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ortak bir protokol imzaladık. Bu protokolle mevcut kadın girişimcileri güçlendirmeyi, fonları arttırmayı, kadın girişimcilerimizin sayısını ve kadın istihdamını arttırmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
“KADIN KOOPERATİFLERİNE DESTEK VERMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Kadın Girişimcilik Akademisi kurmak için hazırlıkların sürdürüldüğünü söyleyen Bakan Göktaş, “Ayrıca, belediyeler bünyesinde Girişimci Kadınlar Ağı’nın oluşturulmasını teşvik edeceğiz. Yerelde kadınların ekonomik değer üretimini teşvik ettiğimiz kadın kooperatiflerine destek vermeyi sürdüreceğiz. Üretimin gücüne güç katan kadınların ekonomik alanda söz hakkını belirgin kılmayı, kadınlara eşit fırsatlar sunmanın ön koşulu olarak görüyoruz. Toplumun gelişmesinde önemli katkılar sunan kadınların karar süreçlerinde yer almalarını, güçlü bir kalkınmanın önemli bir adımı olarak değerlendiriyoruz” dedi.
“KADININ EKONOMİK OLARAK GÜÇLENMESİ DEMEK, TÜRKİYE’NİN GÜÇLENMESİ DEMEKTİR”
‘TÜİK verilerine göre ülkemizin yüzde 49,9’unu kadınlar oluşturuyor’ diyerek sözlerini sürdüren Göktaş, “Ancak yönetici kadın sayımız maalesef yeterli seviyede değil. 2002 yılında yaklaşık yüzde 28 olan kadınların iş gücüne katılım oranı, 2023 yılında yüzde 36’ya ulaştı. OECD’ye göre kadınların iş gücüne katılım ortalaması yüzde 66’dır. Türkiye’nin, bu orana ulaşmasıyla milli gelirimizde de yüzde 20’lik bir artış söz konusu olacak. 12. Kalkınma Planımızda, 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedeflerimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimcileri desteklemeye devam ediyoruz. Yani daha fazla kadının ekonomi dünyasında yer alması, ülkemizin büyümesine önemli bir katkı sağlayacak. Bu anlamda kadının ekonomik olarak güçlenmesi demek, Türkiye’nin güçlenmesi demektir.” şeklinde konuştu.
“ÇALIŞMA ARKADAŞLARIMIZIN YÜZDE 42’Sİ KADINLARIMIZDAN OLUŞUYOR”
Sivil Toplum Kuruluşlarında yer alan kadın sayısının arttırılması için daha çok teşvik verilmesi gerektiğinin altını çizen DEİK Başkanı Nail Olpak, “Ülkemizdeki kadın STK’larını kastederek söylemiyorum. Genel iş dünyası STK’larındaki kadın temsiline de bakarsak DEİK o noktada iyi bir yerde diye düşünüyorum. Yeterliliği konuşmuyoruz tekrar. Yani birçok kurumda kaç kadın yönetim kurulu üyesi var? Kaç kadın sektör ya da iş konseyi başkanı benzer konumlarda diye bakacak olursak bu noktada iyi bir yerdeyiz. Yeterli görmeyelim hiçbir şey yeterli değil. Kazanımı, 18 üyeyi niye biz 28 yapamıyoruz? Elbette buna bakmamız lazım. 90 kişilik çok güzel bir çalışma arkadaşları grubumuz var DEİK’te. Beraber çalıştığımız personelimiz demiyorum çalışma arkadaşlarımız, onların yüzde 42’si kadınlarımızdan oluşuyor. 4 tane genel sekreter yardımcımız var. Şartlar öyle gelmiştir. Biz özel bir ayrımcılık yapmıyoruz, ikisi kadın. Bu projeye gönülden destek veriyoruz, geciktik mi? Evet gecikmişiz” diye konuştu.
“KADIN VARLIĞINI, TEMSİLİYETİNİ ARTTIRMAK İSTİYORUZ”
Toplantıda konuşma yapan DEİK Kadın Platformu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Hepimiz ayrı ayrı bu konuyu sahiplenmiş durumdayız. O zaman gönüllü olarak emek verdiğimiz, çok çalıştığımız DEİK için kolektif akıl ve güç birliğiyle ne yapabiliriz sorusuna cevap aramaya başladık. Önce bir durum tespiti yaptık her zamanki gibi. DEİK’te 152 tane iş konseyi var. Ve Ocak 2023’deki ilk toplantımızda 14 olan Kadın İş Konseyi Başkanı sayısı bugün itibariyle ne yazık ki 12’ye düştü. Yani biz çalışmaya başladıktan sonra iş konseyi başkan sayımızı kaybetmiş olduk. Bugün itibariyle 2 bin 168 olan toplam yürütme kurulu üyelerimizin sadece 227’si kadın. Yani yüzde 10 buçuk. Biz yönetim kurulunda 35 üyeden 3 kadın üyeyiz. Yani genelde yüzde 10 seviyelerindeyiz. Dolayısıyla yani hem DEİK üyesi hem iş konseyi yürütme kurulu üyesi, hem yürütme kurulu başkan ve başkan yardımcısında kadın varlığını, temsiliyetini arttırmak istiyoruz. Başladığımız yer de belli yüzde 10 civarındayız” dedi.
]]>Adana’ya gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, valilik ziyaretinin ardından Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde düzenlenen Kadın İstihdam Sistemi İş Pozitif Tanıtım Programı ve fuar açılışına katıldı. Burada konuşan Bakan Işıkhan, kadın istihdamının üzerinde bakanlık olarak hassasiyetle durduklarını belirterek, “Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir. Kadınların emeğine, vizyonuna ve fikirlerine ihtiyacımız var. Bu sebeple kadınların toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz” dedi.
‘İŞ POZİTİF İLE 1 AYDA 30 BİN KADIN İSTİHDAMI’
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına mührünü vuracak bir projenin hayata geçirildiğini dile getiren Bakan Işıkhan, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan himayelerinde ‘İş Pozitif Kadın İstihdamı Projemizin’ açılışını gerçekleştirdik. Proje kapsamında, 10 bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. 9 Şubat’ta başlattığımız İş-Pozitif ile daha 1 ay olmadan 30 binden fazla kadının işe yerleşmesini sağladık. Kadınların kayıtlı olarak çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla kadın girişimciliğinin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli katkılar sağlamış olacağız. Önümüzdeki süreçte, kadın istihdamını artıracak çalışmalarımız hususunda ise üzerinde duracağımız konu başlıklarına bakacak olursak; eğitim ve beceri geliştirme, kadınları teşvik eden finansal indirimler, girişimcilik ve destekleri, kadın işletmelerine destek, kadınlar için özel istihdam programları. Şu an Adana’nın da dahil olduğu bölge illerimizin kadın istihdam oranlarına baktığımızda yüzde 24’e ulaştığını görüyoruz. Bölge illerimizin istihdama katılım oranları ise yüzde 28’in üzerindedir” diye konuştu.
‘CHP, MEMURLARA VERDİĞİMİZ HAKLARI, MAHKEME YOLUYLA İPTAL ETTİRDİ’
Bakanlık olarak memurların, işçilerin haklarını korumak önceliğinde olduklarını anlatan Bakan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Bildiğiniz gibi memurlarımız, birlikte imzaladığımız toplu sözleşmelerle önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Toplu sözleşme ikramiyesi, bu kazanımlardan birisidir. Geçtiğimiz yıl 7’nci Dönem Kamu Toplu Sözleşmesi ile memurlarımız için ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ aylık 707 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında belirlenmişti. Buna göre, hizmet kolunda toplam kamu görevlisi sayısının en az yüzde 2’sini üye kaydeden sendikaların üyelerine aylık 538 TL ödeme yapıyorduk. 2 milyonu aşkın memurumuz bu kapsamda ödemeden faydalanıyordu. Ancak memurlarımızın bu önemli toplu sözleşme kazanımını, CHP, Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş ve maalesef bu ödemeye ilişkin düzenleme dün itibarıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Buna neden olan CHP’dir. Bu iptal kararıyla, ikramiyeden yararlanan 2 milyonu aşkın kamu görevlimizin aylıklarında, maalesef 345 TL azalma meydana gelecektir. CHP, daha önce de sendika üyesi kamu görevlilerine ödenen toplu görüşme primini Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirmişti. CHP zihniyetinin bu hakları iptal ettirmesi son derece anlaşılmaz bir tutumdur. Ama milletimiz CHP’nin bu tutumuna alışkındır. Daha önce öğrencilere verilen bursları iptal ettiren, memurların toplu görüşme primini iptal ettiren CHP, şimdi de emekçilerimizin kazanımı olan toplu sözleşme ikramiyesini iptal ettirmiştir. Toplumdaki her kesimi ‘istismar edilebilir’ olarak gören, her şeye muhalif bu CHP zihniyeti maalesef hiç değişmiyor. Ama kamu görevlilerimiz müsterih olsun ve şunu iyi bilsin; bize göre yanlış olan bu kararla ilgili olarak da gerekli adımları atma noktasında üzerimize düşeni mutlaka yapacağız.”
]]>“KADINLARIN İŞ HAYATINA KATILIMINI TEŞVİK EDECEK HER TÜRLÜ ADIMIN ARKASINDAYIZ”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasına, “Türkiye ekonomisinin potansiyelini gerçekleştirmesinin tek yolu kadınlarımızın çok daha aktif bir şekilde hem iş hayatında girişimci ve çalışan olarak bulunmalarına bağlıdır. Az önce Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajında; kadınların işgücüne katılım oranının son 20 yılda yüzde 20’den yüzde 36’ya çıktığı ifade edildi. Çok değerli, anlamlı bir ilerleme ama yeterli değil. OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı ortalama yüzde 66. Eğer Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ortalamalarına ulaşırsa Türkiye’nin milli geliri 20 puan yani yüzde 20 daha yüksek olur. Dolayısıyla kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız” ifadeleriyle başladı.
“FİNANSAL OKURYAZARLIK ARTTIKÇA, KADINLARIMIZIN EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞE ULAŞMA YOLUNDA İLERLEME SAĞLAMASI MÜMKÜNDÜR”
Bakan Şimşek kadınların iş gücüne katılımında finansal okuryazarlığın önemine değinerek, “Kamu bankalarımız, KOSGEB ve TÜBİTAK kadın girişimcilerimizin yanında. KOSGEB yeni kadın girişimcilere 200 bin lira, mevcut kadın girişimcilere ise 300 bin liraya kadar kredi sunuyor. Halkbank ise 220 bin kadına 60 milyar liraya yakın bir kredi imkanı sunmuş. Bu gerçekten çok önemli. Kadınları istihdam eden işletmelerin 24 ile 54 ay arasında SGK primlerini Hazine olarak karşılıyoruz. Kadın çalışanlarına kreş ve gündüz bakımevi hizmeti çok önemli. Eğer bir işveren kendi çalışanlarına kreş hizmeti sunarsa oradan elde ettiği geliri, vergiden indirme imkanı sağlıyoruz. Kadınlarımızın finansal okuryazarlığı da çok değerli. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile SPK (Sermaye Piyasaları Kurumu) çok güzel bir çalışma başlattı. 800 bine yakın kadına finansal okuryazarlık eğitimi vermek üzere bir iş birliği başlattılar. Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür” şeklinde konuştu.
“KADIN İŞ GÜCÜNE KATILMA ORANINI YÜZDE 40,1’E, KADIN İSTİHDAM ORANINI İSE YÜZDE 36,2’YE YÜKSELTİLMEYİ HEDEFLİYORUZ”
Kadınların iş gücüne katılım oranlarını artırmak için birçok proje gerçekleştirdiklerini söyleyen Mahinur Özdemir Göktaş da, “Hayatın her alanında üretkenliği ve duyarlılığı temsil eden kadınlar, sağlıklı ve güçlü bir toplumun teminatıdır. Eğitimden sağlığa, çalışma hayatından siyasete, teknolojiden bilişime ellerinin değdiği her alanı bereketlendiren kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın da mimarları olacaktır. Bu anlamda, kadının toplumdaki yerini güçlendirmek, kadın-erkek eşitliğini sağlamak en asli vazifemizdir. Bu kapsamda, son 22 yılda, kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. Kalkınma planıyla 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimciliğini desteklemeye devam ediyoruz” dedi.
“KADINLARIN DEĞİŞEN İŞGÜCÜ PİYASASINA TAM, EŞİT VE ETKİN KATILIMLARINI ARTIRACAĞIZ”
Bakanlık olarak kadınların çalışma hayatına aktif olarak katılabilmeleri için yapılan çalışmalardan bahseden Göktaş, “Bu kapsamda, kadınların iş ve ev arasında tercih yapmak zorunda kalmamaları için 0-3 yaş grubunu kapsayacak şekilde mahalle tipi kreş modelinin yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Çünkü, bugün girişimci kadınlar, istihdam hazırlama potansiyelleriyle sadece kendi hayatlarını değil, aynı zamanda çevrelerini ve toplumu da olumlu yönde etkiliyor. Bu nedenle, ülkemizde sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kadın girişimci sayısını artırmak büyük bir önem arz ediyor. Kadının güçlü bir birey olarak toplumda var olabilmesi, ancak ve ancak kadın-erkek eşitliği sağlanmış bir çalışma hayatıyla mümkündür. “Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Seminerleri” ile kadınların ekonomik destekler, teşvikler ve başvuru mekanizmalarına daha kolay ulaşmalarına imkân sağlıyoruz. Bu seminerlere 2018 yılında başladık ve bugüne kadar 751 bin kadına destek olduk. “Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi” ile kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha etkin katılımlarını teşvik ediyoruz. “Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi” ile ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda yer alan 18-29 yaş arasındaki genç kadınların iş, staj ve eğitime ulaşmalarına destek oluyoruz. Mühendis olmak isteyen kız öğrencileri desteklemek ve mesleğin önde gelen isimleri haline gelmelerini sağlamak amacıyla “Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi”ni yürütüyoruz. Çok yakın bir zamanda uygulamaya koyacağımız “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ile de kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız” diye konuştu.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NIN, KADINLARIN YÜZYILI OLACAĞINA İNANIYORUZ”
Kadının toplumdaki yerinin önemine dikkat çeken Bakan Göktaş, “Kadın aile ve toplumun temel direğidir. Kadınlar, toplumu ilmek ilmek işleyen birer sanatkâr. Tarihimizin her döneminde bizlere ışık tutan, yol gösteren öncü kadınlar olmuştur. Kadının içinde olmadığı, yer bulmadığı hiçbir ekonomik, kültürel ve siyasal hareket başarıya ulaşamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi “Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına” yürekten inanıyoruz. Bu inançla kadınlara destek olmaya devam edeceğiz. Girişimci kadınların üretime daha aktif katılmalarını sağlayacağız” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmalardan sonra “Üreten Kadınlar Yarışmasının” kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ödül töreninin ardından program sona erdi.
İş bağlantıları platformunda tam anlamıyla iletişim kurma kraliçesiydim ama özel hayatımda yalnızdım. Sık sık birileriyle randevuya çıkıyordum ama ikinci görüşme çok nadir yaşanıyordu. Belki de ben çok seçici davranıyordum ama kıvılcım arıyor ve bir türlü bulamıyordum.
Temmuz 2013’te, 30’lu yaşlarımın başındayken bir meslektaşım o gün gördüğüm bir iş ilanının tanımına uyan birinin özgeçmişini paylaştı. Platformda ilanı veren şirketi araştırdım ve işe alım müdürünü bulmak için çalışanların arasında gezindim. İşte o zaman şirketin Denver bölgesinin ofis müdürü olan Nick’i buldum ve ‘bağlan’a tıkladım.
YARI FLÖRTÖZ BİR YAZIŞMA BAŞLADI
Birkaç gün sonra talebimi kabul etti ve ben de meslektaşımın önerdiği özgeçmişi ona sundum. Nick’in profiline bakılırsa İngiltere’den geliyordu ve Denver’da yeniydi. Ben de bunu fak edince mesajımı şöyle bitirdim: “Buralı gibi görünmüyorsun. Umarım beğenirsin!”
Birkaç gün sonra Nick’ten gelen yanıt beni çok heyecanlandırdı; “Ne zamandan beri Denver’ı evin olarak görüyorsun?” diye sormuştu. Böylece bir dizi yarı flörtöz yazışma başladı. Yaklaşık dört mesajdan sonra, “Eğer bir kahve içmek istersen, ağ kurmayı seviyorum” diye yazdım.
Çok sonraları Nick’in bu mesajı okuduktan sonra iş arkadaşlarından birine “Sanırım az önce LinkedIn’den bir randevu aldım” dediğini öğrendim.
Aslında ben tam olarak bu buluşmanın bir iş bağlantısı mı yoksa randevu mı olduğunu bilmiyordum.
Bir cumartesi öğleden sonra Denver şehir merkezindeki popüler bir mekânda görüşmek üzere anlaştık. Bu buluşma aynı anda hem tanıdık hem de farklı hissettirdi, sonuçta kahve içmek için müşterilerle hep buluşuyordum. Ama bu seferki çok farklıydı…
Buluşma yerine giderken ona “Kırmızı-turuncu bir ceket giyiyorum” diye mesaj attım. O da “Bordo ve mavi kareli gömlek giyiyorum” diye cevap verdi. Gergindim ama bu konuşma durumu benim için yumuşattı. Sonuçta bu adamla LinkedIn’de tanışmıştım. Onun beklentileri neydi? Benim beklentilerim neydi?
Sonra çok uzun gövdesi, uzun bacakları ve kısa sakalının altından görünen sevimli çene gamzesi ile içeri girdi. İçeceklerimizi sipariş ettik. İşlerimiz, ailelerimiz ve nereli olduğumuz hakkında konuşurken sohbet çok güzel aktı. İkimiz de tüm gece boyunca gülümsemeyi bırakmadık.
KANSERİ DUYUNCA KAÇMASINI BEKLEDİM
Geçtiğimiz birkaç ay içinde, flört deneyimlerimi engelleyen şeylerden biri, gözde başlayan nadir bir kanser olan uveal melanom teşhisi ve tedavisi görmüş olmamdı. Neyse ki göz küremde kalmıştı ve hücrelerden yapılan biyopsi, yayılma ihtimalinin yüzde 2’den az olduğunu ortaya koymuştu.
Bu bilgiyi açıkladığım ilk buluşmalarda boş bakışlarla karşılaşmıştım. Hatta bir kişi “Şu anki durumun romantik bir ilişkiye başlamak için elverişli değil” dedi ve tekrar sağlıklı olduğumda ona ulaşmamı önerdi.
‘İletişim ağımızın’ sonuna doğru Nick’e scooter’ımı yeni sattığımı, kanserin sol gözümde tam körlüğe yol açtığını ve bu yüzden motosiklete binmenin çok tehlikeli olduğunu anlattım. Nefesimi tuttum ve arkasına bakmadan kaçmasını bekledim.
Durdu ve “Scooter konusuna geri dönebilir miyiz? Onu satmak zorunda kalmak nasıl bir şeydi?” diye sordu. Çok şaşırdım. Belli ki bir zamanlar kanser olduğum gerçeğinden çok artık havalı kırmızı scooter’ıma sahip olmadığım için üzgündü.
Rahatlayarak nefes verdim.
Garson hesabı getirdiğinde Nick erken davrandı ve “Ödemene izin verirsem pek de centilmen sayılmam” dedi. Kredi kartını garsona uzatırken beni bir daha görüp göremeyeceğini sordu.
Tamam, diye düşündüm. Bu bir iş görüşmesi etkinliği değil.
O GÜN ELİMİ TUTTU VE BİR DAHA BIRAKMADI
Restorandan çıktık ve vedalaşacağımız sokağın köşesine varmak için yürüdük. Görmekte zorlandığımı fark etmiş olacak ki elimi tuttu. Bir daha da bırakmadı. Kısa süre içinde tüm zamanımızı birlikte geçirmeye başladık. Bir sonraki yıl birbirimizin arkadaşları ve aileleriyle tanıştık, uluslararası seyahatlere çıktık ve gelecek için planlar yaptık.
Nick, flörtümüzün birinci yılını kutladıktan kısa bir süre sonra kız kardeşlerimi onunla yüzük alışverişine davet etmiş. Ailesinin ve arkadaşlarının önünde evlenme teklif etmesini içeren ayrıntılı bir plan hazırlamışlar.

EVLİLİK TEKLİFİNDEN SONRAKİ HAFTA 16 AYLIK ÖMRÜM KALDIĞINI ÖĞRENDİM
Ama karaciğerim Nick’in planlarını bozdu. Kanserin yayılma ihtimali yüzde 2 olmasına rağmen, evlilik teklifi planından iki gün önce yapılan rutin ultrasonda karaciğerimde 12’den fazla şüpheli lezyon tespit edildi.
Kız kardeşlerim Nick’e mesaj atarak teklifi ertelemesini söylemişler. Ancak Nick’in cevabı “Bu hiçbir şeyi değiştirmez. O hâlâ evlenmek istediğim kız” olmuş. Evlenme teklif ettiği gün hayatımın en duygusal günüydü. Ertesi hafta kanserin yayıldığını ve 16 aylık ömrüm kaldığını öğrendim.
Çelişkili duygularla doluydum. 4. Evre, tedavisi olmayan ve 16 aylık ömrü olan bir kanser teşhisi konulması tam anlamıyla dehşet verici. Öte yandan sevdiğiniz adamın sizinle sonsuza kadar (sonsuz bizim için ne kadar sürecek bilmiyorum) birlikte olmak istenmesi ise tam anlamıyla saf bir mutluluk.
Kendimi hem umutsuz hem de umutlu hissediyordum.
KANSERİMLE KÖSTEBEK OYNUYORDUM
İlk onkoloğum bana tek bir tedavi seçeneğim olduğunu ve bunun da 35 yaşına kadar bile yaşayabileceğimin garantisini vermediğini söylerken, doktor babam her dakikasını bize daha fazla umut, daha fazla zaman sunacak bir klinik deney bulmak için harcadı.
Bu esnada Nick ve ben birlikte yaşamaya başladık. Ocak 2015’te Manhattan’daki Memorial Sloan Kettering’de (MSK) beş hafta sürecek ilk klinik deneyime kaydoldum. Şubat ayında ise güzel bir törenle evlendik.
DÖRT KLİNİK ÇALIŞMA, SAYISIZ AMELİYAT
MSK’daki klinik çalışma tümörlerimi sekiz ay boyunca stabilize etti. Beni denemeden çıkaracak boyutta bir tümör büyümesi yaşadığımda ise Denver’daki ikinci denemeye kaydoldum. Bu köstebek oyunu yedi yıl boyunca devam edecekti.
Dört klinik araştırmaya katıldım, iki karaciğer embolizasyonu geçirdim. Tümör beynime sıçradığında kesisiz bir yöntem olan gamma knife cerrahisi yapıldı. Laparoskopik karaciğer rezeksiyonu ameliyatı ve karaciğerimin yarısının alındığı bir ameliyat daha oldum. Her deneme ve tedavi, Nick ve bana birlikte daha fazla zaman kazandırdı.
UMUDUMUZU HİÇ KAYBETMEDİK
30’lu yaşlarımızı savaş ya da kaç modunda geçirdik ama asla umudumuzu kaybetmedik. Planlar yapmaya devam ettik. Bir ev inşa ettik, bir köpek yavrusu aldık ve dünyayı gezdik.
2020 yılında, pandeminin en yoğun olduğu dönemde Pennsylvania’daki Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi’nde dördüncü klinik denememe kaydoldum. Tedaviye çok iyi yanıt verdim, ancak bir tümör kötüye gitti. Ertesi yıl doktorum bu tümörü ve kalan kanserin tamamını ameliyatla aldı ve vücudumda hiçbir hastalık belirtisi kalmadı.
BEKLENMEDİK BAĞLANTILAR BİZİ AYAKTA TUTABİLİR
Bu hafta Nick ve ben evliliğimizin dokuzuncu yılını kutluyoruz. 10 yıldan fazla bir süre önce LinkedIn’de tanışmak ikimiz için de beklenmedik bir durumdu. Ayrıca kanserimin yayılacağı yüzde 2’lik dilimin içinde olmayı da hiç beklemiyordum. Şimdi burada hayatta olmayı bekliyor muydum hiç emin değilim ama hayatın bizi şaşırtmak gibi bir huyu var.
Hayatımız boyunca yabancılarla bağlantılar kuruyoruz. Ve bazen, hiç beklemediğimiz bir anda bu tesadüfi bağlantılar bizi ayakta tutuyor.
Business Insider’ın ‘I messaged a stranger on LinkedIn and we were engaged a year later. Then I was given 16 months to live’ başlıklı haberinden derlenmiştir.
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin artık yüzyılın hesabını yapan ülke konumunda olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz 2024 yılı; ülkemizin gelecek hedefleri, müreffeh yarınları için çok önemli bir yıl, adeta bir ‘dönüm noktasıdır’ diyebiliriz. Bu yıl; 2023 hedeflerini gerçekleştirerek hem Türkiye Yüzyılı hedefimize yürüdüğümüz hem de kalkınmanın ilk adımı olan yerel yönetimlerde yeni bir döneme gireceğimiz bir yıl olacak. Türkiye, artık önündeki 5 yılın değil, yüzyılın hesabını yapan bir ülke oldu hamdolsun. Türkiye Yüzyılı; yolumuza engel olabilecek hiçbir meselemizin olmadığı, yerel hizmetlerde dünya standartlarının da üzerine çıkmış ve tüm enerjisini kalkınmaya, gelişmeye, küresel anlamda yükselmeye entegre etmiş bir vizyonun adıdır. Bu sebeple bizim hiçbir şehrimizde ve hiçbir ilçemizde artık yerel yönetimler diye bir sorunumuzun olmaması gerekiyor. Bizim artık kaybedecek vaktimiz yok” dedi.
‘VERİLERDE EN YÜKSEK İŞ GÜCÜNE KATILIM VE İSTİHDAM ORANLARINI BEKLİYORUZ’
İşverenlerin karşılaştıkları zorlukların azaltılmasına yönelik kapsamlı çalışmaların olduğunu belirten Bakan Işıkhan, “Bizim koltuk kavgalarından halka hizmet etmeye zaman bulamayan eski Türkiye kalıntısı köhne zihniyetlerle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim artık; ‘Bize engel oluyorlar’ bahaneleriyle, temel atmama şovlarıyla, iş bilmezliklerini mağduriyet masallarıyla örtbas etmeye çalışarak reklam belediyeciliği yürütenlerle kaybedecek vaktimiz yok. Bizim; vatandaşının derdini kendi derdi bilen, bulunduğu ilçedeki her haneyi kendi evi gibi bilen, laf değil icraat üreten gerçek belediyeciliğe ihtiyacımız var. Bizim; şehirlerimizin ve ilçelerimizin sorunlarına gerçekçi çözümler üreten, proje geliştiren, şehrinin ihtiyacına göre gelecek vizyonu çizebilen yerel yönetimlere ihtiyacımız var. İşte bu vizyon farkına siz değerli kardeşlerim her gün bizzat kendi gözlerinizle şahit oluyorsunuz. Bir tarafta terörle el ele vererek; millete hizmet adına yapılmış ne varsa yıkma telaşında olan koltuk sevdalıları var. Bir tarafta ise Türkiye’yi uzaya çıkaran, önce vatandaşım diyerek elindeki tüm fırsatları ülkesinin aydınlık geleceği için seferber eden millet sevdalıları var. Bakınız bugün istihdamda, sosyal güvenlikte, ihracatta, savunma sanayisinde, turizmde dünyada örnek gösterilebilecek bir seviyeye geldik. Özellikle istihdamda ve iş gücünde en iyi verilerin elde edildiği bir dönemden geçiyoruz. Mart ayında açıklanacak 2023 yılı TÜİK verilerinde hem genelde, hem kadınlarda, hem de gençlerde, 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Aynı şekilde tüm öncü göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını gösteriyor. İnşallah bu güzel gelişmeleri sizlerin desteğiyle daha da yukarı taşıyacağımıza inanıyorum. Bu noktada sizleri rahatlatmak, işverenlerimizin karşılaştığı zorlukları azaltmak ve bürokratik yükü hafifletmeye yönelik kapsamlı çalışmalarımız yapmaktayız” diye konuştu.
‘MEVZUATI GÜÇLENDİRİP, YÜZYILLIK VİZYONUMUZA YAKIŞIR HALE GETİRECEĞİZ’
Her yıl 1 milyondan fazla kişinin işe yerleşmesine aracılık ettiklerini belirten Bakan Işıkhan, şöyle konuştu:
“Teşviklerimiz ve desteklerimizle, işletmelerinizin büyümesine ve istihdamın artmasına katkıda bulunuyoruz. Diğer taraftan ‘İstihdama Dönüş Programı’ kapsamında deprem bölgesindeki illerimizde düzenlenecek kurs ve programlarımızın uygulanmasına yönelik özelleştirilmiş politikaları hayata geçirdik. Bildiğiniz üzere İŞKUR aracılığıyla işverenlerimiz ve işçilerimiz arasında köprü görevi görmeye devam ediyoruz. Aktif İşgücü Programları ile işverenimize; işçisini kendisinin yetiştirdiği imkan tanıyoruz. Bu programlarımızın şartlarını esneterek daha fazla vatandaşımızın yararlanması noktasında adımlar attık. İş Başı Eğitim Programı ve Mesleki Eğitim kurslarından Mardin’de bugüne kadar 40 binden fazla vatandaşımız faydalanmıştır. Her yıl 1 milyondan fazla kişinin işe yerleşmesine aracılık ediyor, işverenlerimizin aradığı elemanı bulmasına destek oluyoruz. Mardin’de 21 yılda, sadece İŞKUR aracılığıyla 44 bin vatandaşımızın işe yerleşmesini sağladık. Bugüne kadar toplam 51 bin kişi Toplum Yararına programlardan yararlandırılmıştır. Mardin’de, 2002 yılında aktif sigortalı kişi sayısı 46 bin 549 iken 2023 yılı sonu itibarıyla aktif sigortalı sayısı 188 bin 948 olmuştur. Yani, aktif sigortalı sayısı son 21 yılda 4 katına çıkmıştır. İnşallah bu sayıyı daha da artıracağız. Ayrıca, ‘Kadın İstihdam’ projemiz, İş-Pozitif’in duyurusunu yapmıştık. Bu projeyle işverenle iş arayanı çevrim içi olarak bir araya getirip istihdam ve işe yerleştirme süreçlerini hızlandırdığımız bir sistem kurduk. Özellikle kayıtlı kadın istihdamı konusundaki hedeflerimize katkı sağlayacak, istihdamı teşvik edecek hem iş arayanın hem de işverenin işini büyük ölçüde kolaylaştıracağına inandığımız bir projedir. İş-Pozitif kapsamında bir istihdam fuarını da inşallah yakın zamanda Mardin’de gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Türkiye Yüzyılı kadın erkek, genç yaşlı her kesimin desteğini gerekli kılan uzun vadeli bir vizyon. Şu an iş kanunumuzu güçlendirme, revize etme sürecindeyiz. Mevzuatı daha da güçlendirip, çalışma barışına, sosyal diyalog, istihdam ve iş gücü piyasası gidişatına olumlu yönde katkı sağlayarak Türkiye’nin çalışma hayatını yüzyıllık vizyonumuza yakışır hale getireceğiz. Değerli kardeşlerim, gördüğünüz gibi her gün yeni bir eser, her gün yeni bir projeyle halkımıza hizmet götürüyoruz. 21 yılda Türkiye’yi nerelerden alıp hangi seviyelere ulaştırdığımızı en iyi Mardinli hemşerilerim bilir. Peki, biz bunu nasıl başardık değerli kardeşlerim? Biz bunu kalkınma, gelişme ve büyüme anlayışını yerel yönetimler tecrübesiyle inşa etmiş bir liderin öncülüğüyle başardık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halka hizmet aracı olarak gördüğü millet hareketiyle, AK Parti vizyonuyla başardık. İnşallah 31 Mart akşamı da yine aynı başarıyı başta Mardin olmak üzere tüm illerimizde ve ilçelerimizde kazacağımıza yürekten inanıyoruz.”
]]>‘BİR DE İŞİN REALİTESİ VAR’
Bu bölgelerde her an deprem olabileceğini ve yapıların ona göre inşa edilmesi gerektiği uyarısında bulunan Özhaseki, ”Yerin altı hareketli. Şu an da bile hareketli, fay sayısı 500’ün üzerinde. Tespit edilememiş faylar da olduğu için söylüyorum, yoksa 480 küsur falan diyor bilim adamları. Bunun manası şu; doğru belli bölgelerden yüzyıllar boyunca faylar kırıldı ve dışarıya vurduğu için enerji, Kuzey Anadolu Fay Hattı gibi, Doğu Anadolu Fay Hattı gibi, Ege bölgesi gibi çok tehlikeli ve riskli fayların bulunduğu her an 6 ya da 7 şiddetinde veya daha yüksek şiddette deprem üretebilecek bölgeler var. En emin bölgeler buralar gözüküyor; ama böyle diyerek hiç kimse, binasını en ufak yapacağı bir müştemilatı bile sıradan yapmasın lütfen. Her an 5 ya da 6 şiddetinde buralarda deprem olabilir. O yüzden ne yapıyorsak, bu gerçekliği bilerek hareket etmek durumundayız. Eğer bunu yapmaz da cami yaparken rastgele, emekli abilerin yaptırdığı, mühendisliğe dayanmadan, bilim adamlarının dediğine dayanmadan yaptırırsak emin olun sevap olmaz. Çünkü yarın, bir gün yıkılır ve altında insanlar kalır. Evimizi yaptırıp da ‘Allah büyük’ deyip işin altından çıkamayız. Amenna Allah büyük. Diyecek hiçbir şey yok. İsterse her yerde korur; ama bir de işin realitesi var.”

‘130 BİN İNSANIMIZ HAYATINI KAYBETTİ’
Meydana gelen depremlerde 130 bin kişinin hayatını kaybettiğini ifade eden Özhaseki, ”O yüzden bizim hepimizin bu gerçekliği bilerek hareket etmesi lazım. Son yüzyılda, bu ülkenin denizlerinde ve karasında meydana gelen depremin sayısı 231 arkadaşlar. 6 ve üzerinde, bak aşağı tarafı saymıyoruz. Buralardaki olan depremleri, Orta Anadolu’da olanları hiç saymıyoruz. 130 bin insanımızı kaybetmişiz. Binlerce binalar yıkılmış. Son Kahramanmaraş depreminde bile 850 bin bağımsız birim yıkılmış. Ev, müştemilat, ahır, iş yeri, depo vesaire. Maddi zarar 104 milyar . Değerli arkadaşlar, biz bundan bilerek hareket edeceğiz. Ona göre hareket edeceğiz. Kaçak yapıp belediyeyle kavga etmeyeceğiz. Gözünü yum, ne var ki demeyeceğiz. Bir kat daha at ne var ki ne olur, bir şey olmaz demeyeceğiz. Kendimiz için bunu demeyeceğiz. Ülkeye de zararı olur. Bu ülkenin de böyle bir gerçekliği var” diye konuştu.
BAKAN ÖZHASEKİ: 75 BİN KONUTU VATANDAŞA TESLİM ETMİŞ OLACAĞIZ
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Aksaray’da iş insanlarıyla buluştuktan sonra Hamidiye Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin temel atma törenine katıldı. Burada konuşan Bakan Özhaseki, deprem bölgesinde 75 bin konutu vatandaşa teslim edeceklerini belirterek, şunları söyledi:
”300 binden fazla konut yapılıyor. Bu ay dağıtacağımız konutlarla beraber 75 bin konutu vatandaşa teslim etmiş olacağız. Dile kolay, 75 bin konut. Bundan sonra da her ay 10 bin, 15 bin konutun kurasını çekip hak sahiplerine vereceğiz. Yerinde dönüşüm yapmak isteyen varsa gelsin, para verelim, yapsın dedik. Binlerce vatandaşımız müracaat etti. Onlar da işe başladıklarında, işin başında avans da veriyoruz, para da veriyoruz, kredi de veriyoruz. Kendisi evini yapmak istiyorsa onun da her türlü kolaylığını getiriyoruz. 4 bin 333 köyde, köy evi yapıyoruz. Dile kolay, 4 bin 333 yerde şantiye kurduk. 50 tane, 100 tane, 200 tane yıkılan köy evlerini yapıyoruz. Hem de çelikten yapıyoruz. Şehir merkezlerini inşa ediyoruz.”
Bakan Özhaseki, ”Kura çektiğimiz yerlerdeki kardeşlerimize diyorum ki; belki bugün bazılarınıza ev çıkmayacak, ama ne olur üzülmeyin. Bir sene geçmeyecek, hepiniz evinizi almış olacaksınız. Sizler, evinizde oturuncaya kadar. Huzurla, sonra da dönüp bize ‘Allah sizden razı olsun kardeşim. Hakkınız helal olsun’ deyinceye kadar oralardayız, gelmeyeceğiz, çalışacağız. O işleri inşallah bitireceğiz. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Biz bu kadar uğraşırken, gayret ederken, ne yazık ki üzücü işler de var. Daha ilk günlerde işe başlarken muhalefetin başındaki adamlar, ‘Bu depremin altında kalır bu iktidar’ diyorlardı. İnşaatlara başlarken, ‘Aceleniz de ne oluyor, canım, biraz bekleyin’ diyorlardı. Şimdi de evleri dağıtıyoruz. Hiçbirisini görmüyorlar. Bir ay kadar önce ana muhalefetin genel başkanı, ’20 tane köye verdiler. Verdikleri sözlerin 0,001’ini teslim ettiler’ gibi laflar ediyor. Bir başka muhalefetteki arkadaş, ‘Kime veriyorlar acaba o evleri? Kesin AKP’lilere veriyorlardır’ diyor. Allah sizi ıslah etsin ya. Ne olur şu kirli dilinizi, hiç değilse depremzedeler üzerinden çekin. Bu deprem, siyaset üstü bir iştir. Herkes orada kan ağlıyor. Tam 110 bin kişilik bir orduyla çalışıyoruz orada. Binlerce yerde şantiyemiz var. Bir bakan yardımcımız hiç gelmiyor. Ben de mutlaka her hafta oralardayım. Bunca çalışmanın karşılığında eğer yerleri görmek istiyorsanız gelin sizi tek tek gezdirip göstereceğim, diyorum. Bir aydır bunu söylüyorum. Allah’ın bir kulu çıkıp demedi ki muhalefetten, ‘Hakikaten nerede yapıyorsunuz? Gösterin.’ demedi. Zaten görüyorlar, biliyorlar da başka türlü söylemeye çalışıyorlar. Dertleri başka yerde. Çok şükür bizler bu işleri yapmaya devam ediyoruz.” diye konuştu.
‘KÜRESEL ISINMA BİR GERÇEK’
Bakan Özhaseki, temel atma töreninin ardından Kalanlar Millet Bahçesi’nin açılış törenine katıldı. Bakan Özhaseki buradaki konuşmasında da küresel ısınmaya dikkat çekti. Özhaseki, ”Değerli kardeşlerim, küresel ısınma bir gerçek. Siz bunun farkındasınız. Artık yağışlar biraz azalıyor. Kurak bir dönem başlıyor. Yer altındaki sular daha da aşağı doğru çekiliyor. Bizi küresel ısınmanın felaketleri yavaş yavaş beklemeye başlıyor. Niye böyle oluyor? Bir tek sebebi var. İnsanoğlu artık yaşadığı yerde ortamı bozuyor, kirletiyor. Sanayi devrimiyle birlikte çok üretmeye başladık. Çok tüketmeye başladık. Ama çok tüketirken de çok kirletmeye başladık. Etrafı kirletiyoruz. Atmosfere sera gazı salınımını veriyoruz ve atmosfer dahil her şeyi bozuyoruz” dedi.
]]>
SAYILARI 6 BİNE ULAŞTI
Hürriyet’e konuşan ATSO ve AOSB Başkanı Ali Bahar, sanayi bölgesindeki kadın çalışan sayısının 6 bine ulaştığını vurgulayarak, “Sanayiye kadın elinin değmesi büyük bir gurur. Kadınlarımız fizik odaklı işleri de çok rahat yapabildiklerini kanıtladı. Kadınlarımızın olduğu fabrikalardaki memnuniyete şahidiz. Nitelikli çalışan konusunda ciddi sorunlar yaşıyorduk ve bu sorunu kadınlarımız sayesinde çözmeye başladık. Üst düzey eğitimlere çok hızlı uyum sağlıyorlar ve çalışmaya çok istekliler. Biz bu modelin tüm Türkiye’ye yayılmasını istiyoruz. Şu anda toplam çalışanımızın yüzde 33’ü kadın. Bunu en kısa sürede yüzde 40 seviyesine çıkartacağız” diye konuştu.

‘ÖNCELİĞİMİZ KADIN’
AOSB’de 30 bin metrekare alan üzerinde faaliyet gösteren ve 5 ülkeye ihracat yapan PORTİSAN isimli firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Erdem, nitelikli işgücü sorununu kadın istihdamı ile çözdüklerini belirterek şöyle dedi: “İnşaat iskelesi ve kalıbı üretiyoruz. Maalesef çalıştıracak insan bulmakta zorlanıyorduk. Daha sonra çevre köylerden çalışmak isteyen kadınlarımızı fabrikamıza davet ettik. Önce paketleme bölümünde işe başladılar. Şu an ise her birimde çalışıyor. Öyle bir noktaya gelindi ki, kadın çalışanın olduğu her ortamda disiplin, nezaket, saygı ve verimlilik her geçen gün artıyor. Açıkçası erkeklerden çok daha gayretliler. Yeni personel alımında öncelikli tercihimiz kadın olmaya başladı. Ağır iş kolunda, bütün makinelerde kadınlarımız çalışıyor.”
TABU YIKMAK İSTİYORUZ
Antalya Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Üyesi Canan Keskin Gürkan ise, şöyle konuştu: “OSB sınırları içinde faaliyet gösteren teknik kolejimizde de 89 kızımız eğitim görüyor. Bunların içinde ağır sanayide görev alacak öğrencilerimiz var. Biz, Antalya’da başlayan bu farkındalığın tüm Türkiye’ye örnek olmasını istiyoruz. Sanayide çalışan kadın sayımızı sürekli artırarak sürekliliği sağlayacağız. Bu hareket sanayicinin yetişmiş eleman sorununa da çare olacaktır.”

‘İSTERSEK HER İŞİ YAPARIZ’
* Enise Örün (Pres operatörü): İlk başlarda preste çalışmaktan korktum, sonra alıştım. İşimiz zor ama isteyince her işi yapabiliyorsunuz.
* Leyla Özgü Doğruparmak (Formen): Paketleme personeli olarak işe başladım daha sonra formen oldum. İlk başlarda aldığım tepkiler nedeniyle çekincelerim oluştu. Bana göre kadının elinin değdiği her şey güzelleşiyor.
* Belkıs Korkmaz (Kaynakçı): Ev hanımıydım. Hiçbir iş deneyimim yoktu. Şimdi kaynakçılık yapıyorum. Hiç zorluk çekmedim. Prese de çalıştım. Aldığım maaştan ve çalışma saatlerimizden memnunum.
* İrem Ceyhun (Makine mühendisi): Gelişen teknoloji sayesinde fiziksel güç veya başka sebepten dolayı sanayide bile eşitsizlik kalmadı.
* Gülten Aslantaş (Boyacı): 2 senedir boyahanede çalışıyorum. İşimi severek yapıyorum. Emekli olana kadar çalışacağım.
]]>Mahkemeye intikal eden konutlar ve hak sahipliği itirazlarını da düşündüklerinde 70 bine yakın konutun yapılmasının öngörüldüğünü ifade eden Bakan Özhaseki, “Bizim başladığımız ya da ihale sürecinde olan devam eden konut sayımız 54 bin kadar oldu. Bunlara en geç Mayıs ayında başlayarak her ay birkaç bini teslim etmek üzere 1 sene içinde de inşallah teslim etmiş olacağız. Geriye 15-16 bin kadar eksiğimiz kalıyor. Bunların da 11 bini köy evi olarak önümüzde duruyor. Orada da en büyük sıkıntımız bazı köylerin fay hattı üstünde kaldığından dolayı yeni bir yere geçilmesi ve o yeni yerin tespitini. Haliyle bizim tarafımızdan zemin etütleri yapılarak sert zeminler olarak belirlemeye çalıştığımız alanların da vatandaşın da ‘evet biz buraya geçebiliriz’ demesiyle ilgili olduğu için bazen uzun bir süreç oluyor. Bunları da devam edip bitirdiğimizde 11 bin köy konutumuzun ihalesini çok kısa bir süre içinde yaparız. Onlara zaten 6-8 ay gibi bir süre veriyoruz. Onlar da bir sene içinde bitmiş olur diye düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
Yeşilyurt ve Battalgazi’de toplamda 6 bine yakın konut eksiğinin bulunduğunu belirten Özhaseki, rezerv alanı ilan ettikleri ve boşaltabildikleri alanlara da önümüzdeki 2-3 ay içinde ihale ile inşaatlara başlayacaklarını söyledi.
Malatya’da 70 bine yakın hak sahibine kalıcı konut vereceklerini ve bunların büyük bir bölümüne de başladıklarını ifade eden Bakan Özhaseki, “Ömrümüzdeki 3 ay içinde geriye kalanlarında bütün formalitelerini bitirip, ikmal edip, başlamış olacağız. Bunları da en geç bir sene içinde bitirmiş olacağız. İşlerimiz düşündüğümüz gibi giderse gelecek senenin başlarında ortasına kadar Malatya’mızdaki bütün hak sahiplerinin evlerini bitirmiş olacağız. Onları teslim etmiş olacağız böylelikle. İnşallah konutlarından mahrum kalan, uzakta kalan vatandaşlarımızın hepsi sağlam, güvenli evlerinde huzurla oturabilecekler” dedi.
İnşaatın sürdüğü çarşı alanında 22 ayrı esnaf grubunun bulunduğunu da belirten Bakan Özhaseki, “Bütün arkadaşlarımıza burada iş yerlerini bir an önce vermeyi düşündüğümüz için, işe ilk başladığımız yerlerden birisi burası. Binlerce fore kazık çakılıyor, yani zemini sağlam hale getirmeye çalışıyoruz. Yapacağımız yapıları fore kazıkların üzerine inşa ediyoruz. Aradaki çürük olarak gördüğümüz balçık olarak gördüğümüz zeminleri geçiyoruz, daha aşağıdaki sağlam zeminlere binalarımızı inşa etmeye başlıyoruz. Sizin de gördüğünüz gibi artık zemine kadar yaklaşmış olan hatta bazı yerlerde geçmiş olan 5 bin 270 kadar bağımsız birimi burada inşa ediyoruz. Bunun yüzde 90’ı iş yeri. O iş yerlerine Allah nasip ederse sene sonu gibi bitirmiş oluruz. Hatta bir kısmını sene başından önce veririz. Ana cadde üzerine esnaf arkadaşlarımız oradaki dükkana olanlara teslim ettikten sonra da ticaret orada başlamış olur inşallah. Burada da bir sene içerisinde esnaflarımız dükkanlarına gelip işyerlerini açıp bismillah diyerek iş başı yaptıklarında çarşının merkezi de ayağa kalkmış olur. Deprem olduğu günden bu tarafa emin olun Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bakan arkadaşlarımızın ve diğer devlet görevlilerinin hepsinin büyük bir gayreti var. Hummalı bir çalışma var, 24 saat çalışılıyor desek abartı olmaz. Bizim bakanlık olarak sadece deprem bölgelerinde şu anda bine yakın şantiyemiz var. 110 bin çalışanımız var. Büyük bir orduyla hak sahiplerinin bir an önce gerek evlerine gerek konutlarına gerekse iş yerlerine kavuşması için bir gayretimiz var. İnşallah kısa sürede tüm deprem bölgelerinde bunları bitiririz. Hayatı normalleştirmiş oluruz. Bu şehirler de 24 saat esaslı 365 günün tamamına yayılmış vaziyette gece gündüz çalışıyoruz. Birçok işte belki maliyetimiz biraz da mali disiplini sağlamak adına sert tedbirlerle işe devam edebiliyor ama deprem bölgesi olunca buradaki insanların mağduriyetinin giderilmesi olunca hak sahiplerinin bir an önce evlerine iş yerlerine kavuşması meselesi olunca emin olun hiçbir bize sınır tanınmıyor. İnşallah kısa sürede bunları bitiririz” diye konuştu.
Tüm İstanbul’a en içten selamlarımı gönderiyorum. Şehrin ulaşımını rahatlatmanın yanında tarihi boyutu olan anlamlı açılışta bir aradayız. Kazlıçeşme-Sirkeci raylı sistemi ülkemizin en eski raylı sistemlerinden biridir. 153 yıl önce devreye giren hat Bakırköy ve Yeşilköy’ün büyümesine önemli katkılar sağlamıştır. İstanbul’un ihtiyaçları gözetilerek atıl vaziyette duran 8.3 kilometrelik bu hattı modernize etmeye karar verdik. Hattın üzerindeki gerekli iyileştirme ve değişimleri yaparak İstanbul’a kazandırmayı amaçladık. Hem demiryolu hem de yaya odaklı çevreci projeyi İstanbullu kardeşlerimizin istifadesine sunmak istedik.
Önümüzde bir karar, nedir bu inşallah Sirkeci garından bu istikamette tarihi eserler başta olmak üzere buraları sıfır kilometre yenilemeye ve buralardan inşallah sadece İstanbul’a değil tüm dünyaya mesajımızı vermeye kararlı mıyız? 5 yıl boşa geçti. Niye birşey yapılmadı, yapamazlar. Yapmazlar. Bunların böyle bir derdi yok. İşte Sirkeci’den geldiğimiz noktaya kadar tüm binalar yıkık dökük. Surlar yıkık. İşte bunları da yine inşallah biz yapacağız. Bugün amacımızı gerçekleştirmenin sevincini yaşıyoruz.
Şehrimize raylı sistem hattından öte kültürel turizm, spor, gezinti, bisiklet ve diğer imkanların da olduğu son derece modern ulaşım projesini kazandırmış olacağız. Bu hattın hizmete alınmasıyla birlikte İstanbul’daki raylı sistem hattının toplam uzunluğu 340 kilometreye çıkmaktadır. Demiryolu inşası yapmayıp çevrede yaşayan insanların konforunu artıracak düzenlemeleri gerçekleştirdik. Cerrahpaşa ve Samatya hastanelerine erişimi kolaylaştıracak yeni durağı mevcut hatta ilave ettik. Yaparsa AK Parti yapar.
“785 MİLYON EURO KATKISI OLACAK”
Hattın 30 yıllık süreçte ekonomiye toplam katkısının 785 milyon olacağını hesaplıyoruz. Yeni nesil ulaşım projelerimizin en güzel örneklerinden biri olan hattın ülkemize, şehrimize, ilçemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Hattın İstanbulumuza kazandırılmasında emeği geçen bakanlık, bakanımız ve ekibini gönülden tebrik ediyorum.
Bugün yeni tasarımıyla hizmete sunduğumuz bu hattın çok ibretlik hikayesi vardır. İlk bölümü 1871 yılında Yedikule-Küçükçekmece arasında hizmete girer. Yedikule’deki istasyon Eminönü’nden çok uzakta kalır. İş merkezi olan Sirkeci’ye kadar hattın uzatılması istenir. Uzantıların Topkapı Sarayı’nın sahil kesiminden geçecek olması tereddüt yaşatır. Durum Sultan Abdülaziz’e anlatıldığında şu sözleri ifade eder: Memleketime tren yolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım der.
“İSTANBUL BİZE NİYE DEVREDİLDİ, BU PİSLİKLERDEN KURTULMAK İÇİN”
Ecdat söz konusu vatana millete devlete hizmet olunca meseleye daima bu zaviyeden bakmıştır. CHP zihniyetinin husumet beslediği ecdadın tavrı işte budur. “Bugün halen kullandığımız pek çok eser kurum ve kuruluşun altında ecdadın imzası bulunuyor. Bizlere bu toprakları vatan olarak bırakanlara şükran borcumuzu başkaları gibi istiskal ederek değil yadigarlarını ihya ederek ödüyoruz. Geçmişte atalarımızın hayalini kurduğu Marmaray, Avrasya Tüneli gibi projeleri tek tek hayata biz geçirdik. Bizim siyasette tek ilkemiz vardır, o da millete hizmetkarlıktır. Bunun önemini tarihimize baktığımızda çok daha iyi anlıyoruz. Burada şu gerçeği tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum. Biz yaklaşık yarım asırdır siyaset yoluyla ülkemize hizmet etmenin mücadelesini veriyoruz. 30 sene önce İBB Başkanı olarak devraldığımız sorumluluğu taşımayı sürdürdük. Gençler bilmeyebilir. Anne babalar bilir. Şöyle bir hafıza kaydımızı tazeleyelim. 94’te göreve geldiğimizde İstanbul neydi çöp çukur çamur. Kim vardı iktidarda? CHP. Yani şu andakinin büyükleri. İstanbul bize niye devredildi, bu pisliklerden kurtulmak için. Rahmetli Kadir Bey, İstanbul’a yeni bir çehre verdi. İstanbul yeniden ayağa kalktı. Bizim devrettiğimiz o miras Kadir Bey’le ta bu şahsa kadar geldi. Bu şahıs nasıl olduysa bu görevi aldı. İstanbul yine çöp çukur çamur oldu mu, oldu. Diyoruz ki yeniden İstanbul. Durmak yok yola devam. Bunda kararlı mıyız?
“BUNLARA GEREKEN DERSİ 31 MART’TA VERMEYE HAZIR MIYIZ?”
30 yıllık süreçte nelerle karşılaştığımızı milletimiz çok iyi hatırlıyor. Terör örgütlerinden 15 Temmuz ihanetine İstanbul’un sokaklarından tarumar edildiği Gezi vandallığına kadar nice saldırılara maruz kaldık. Uyduruk gazete küpürleri üzerinden partimiz kapatılmaya çalışıldı. Doğrudan şahsımız ve hükümetimiz hedef alındı. Attığımız her adım bu ülkenin ana muhalefet partisi tarafından iptal edilmek üzere mahkemelere götürüldü. Ülkemize kazandırdığımız vizyon projeleri engellenmek istendi. İşte Marmaray. Kim yaptı bunu, biz yaptık. Ya bir de sen birşey yap. Sancaktepe’de mevcut metronun açılmış kuyusunu doldurmak suretiyle hizmet ettiğini zanneden, Kağıthane’de temel atma değil, temel atmama töreni yapacak kadar zavallı yönetim var. Bunlara gereken dersi 31 Mart’ta vermeye hazır mıyız?
Tek tek saymaya kalksak saatler sürecek sayısız engelle karşılaştık. Tüm bunlara rağmen ülke ve millete hizmetten sapmadık. Bugün geriye doğru şöyle baktığımızda Fatih’in emaneti olan bu aziz şehirde değil vatan toprağının her bir karışında eserimizin mührü olduğunu görüyoruz.
“SULTAN FATİH’İN EMANETİ OLAN İSTANBUL, AŞKIMIZ, SEVDAMIZ, İLK VE SON GÖZ AĞRIMIZDIR”
Her beşer gibi bizim de eksiklerimiz olmuş olabilir. Ancak Türkiye ve Türk milletinin esenliği ve huzuru için verdiğimiz hasbi mücadelenin şahidi bu ülkenin tamamıdır. Şimdiye kadar şerefle taşıdığımız emaneti aydınlık yarınlarımızın Teknofest gençliğine gururla teslim edeceğiz. Tıpkı ecdat gibi şükranla yad edilecek güzel bir miras bırakabiliyorsak ne mutlu bize. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da halka hizmet, hakka hizmettir düsturuyla gönüller kazanmak için koşmaya koşturmaya devam edeceğiz. Sultan Fatih’in emaneti olan İstanbul, aşkımız, sevdamız, ilk ve son göz ağrımızdır. Hangi görevde olursak olalım İstanbul’dan hiçbir zaman kopmadık. Bugün de İstanbullu olarak tüm dünyanın göz bebeği olan bu şehrin meselelerini takip ediyor, İstanbul’u garip bırakmamak için çalışıyoruz. İstanbul’a hizmet sorumluluğu yarı zamanlı yapılacak bir iş değildir. İstanbul’a emanet olarak değil de nimet olarak bakanlar ihmalkarlıklarıyla bu güzel şehrin bitkisel hayata girmesine sebep oldu. Trafik sorunu. Ulaşım sorunu ne durumda görüyorsunuz değil mi? Attığı adım var mı? Toplu taşımacılıkta her taraf rezillik. Bu noktalarda ne yaparız ederiz de bu işi çözeriz böyle bir dert yok. Metrobüsler yok. 2019’da yüzde 47 olan trafik yoğunluğu bugün yüzde 64’e yükseldi. İstanbul halkı ailesiyle birlikte geçirmesi gereken zamanı trafikte bekleyerek boşa harcıyor.
“FETRET DEVRİNİ SONA ERDİRECEĞİZ”
Uğraştıran değil, ulaştıran İstanbul parolasıyla yeni hatları, ulaştırma projelerini hayata geçirmeye devam edeceğiz. Murat Kurum kardeşimizin şehrin emanetini almasıyla birlikte projelerimiz hızlanacaktır. İstanbul’da bulunan zat veya zevat böyle bir imkana sahip mi? Değil. 31 Mart’tan itibaren Murat Kurum kardeşimizle birlikte Cumhur İttifakı Ankara’da el ele verdiğimiz zaman herhangi bir sarkma söz konusu olmayacak ve yola emin adımlarla yürüyeceğiz. Kaldığımız yerden yeniden bismillah diyerek işe koyulacak fetret devrini sona erdireceğiz.
“ALGI VE SOSYAL MEDYA BELEDİYECİLİĞİ YAKINDA ZAMANDA SONA ERECEKTİR”
Kentsel dönüşüm başta olmak üzere çevre ve şehircilikte hayata geçireceğimiz projelerle inşallah daha da güzelleştireceğiz. Deprem gelmeden önce İstanbul’un yapı stokunu yenileyeceğiz. Aralık ayının son haftasında yüzyılın dönüşümü İstanbul’u paylaşmıştık. Hibe haricinde kiracılara 100 bin lira tahliye desteği sağlıyoruz. Toplam hibe miktarımız 800 bin liraya ulaşıyor. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarsa algı ve sosyal medya belediyeciliği yakın zamanda sona erecektir.
İLK SÜRÜŞÜ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YAPTI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açılışı yapılan Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattında ilk sürüşü yaptı.
Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı bugün düzenlenen törenle açıldı. Açılış törenine başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve çok sayıda siyasi katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tören öncesi vatman koltuğuna geçerek ilk sürüşü gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ardından törenin yapılacağı alana geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı’nın 15 gün ücretsiz olacağını açıkladı.
Karayolu, demiryolu, havayolu, denizyolu ve haberleşme ile ilgili yapılan ve yapılacak olan çalışmalara dair bilgiler aktaran Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve haberleşmede varız. 2028’e kadar bin 780 kilometre daha otoyol yapmayı planladık ve yollarımızı da akıllandıracağız inşallah. Yine 2028’e kadar yaklaşık 14 bin kilometre olan demir yolu ağımızı 28 bin kilometreye çıkaralım diye düşündük. 57 olan havalimanı sayımızı 61’e çıkarmış olacağız. Deniz yolunda deniz ticaretini ve mavi vatandaki etkinliklerimizi artıracağız. Haberleşme neredeyse sıfırdan 2000’li yıllarda olan geniş bant internetten tutun da GSM operatörlerindeki haberleşmelere, 5G’ye ve 6G’ye giden yolda hızla ilerleyeceğiz. Adil erişimi sağlayacağız. Etkinlik verimliliği ve maliyeti düşüreceğiz. Etkinlik ve verimliliği sağlayarak güveni artıracağız” dedi.
“173 ÜLKEYLE HAVAYOLU ANLAŞMAMIZ VAR”
Taşınan eşya ve insan sayısı arttıkça her sektörde de bir artış olacağının altını çizen Bakan Uraloğlu, “2023 yılındayız. 2035 var, 2053 var. Taşınan eşya ve insan arttıkça her sektörde bir artış olacak; fakat oransal olarak biz mutlaka deniz yolu ve demir yolunu, özellikle demir yolunu çok desteklememiz lazım. En az satırda da en yüksek artışların demir yolunda, yük taşımacılığında olduğunu ve olacağını öngörüyoruz. Biz de yatırımlarımızı buna göre yapıyoruz. Yolcuda da benzer bir projeksiyon var. Tabi hava yolu yine burada kıymetli; fakat demir yolu hem yük hem yolcuda çok büyük oranlarda gelişecek. Biz de yatırımımızı ona yapacağız. Her 15 saniyede bir ülkemizden uçak geçiyor. 173 ülkeyle havayolu anlaşmamız var. Şuanda da 130 ülkede 143 noktaya doğrudan uçuş yapan bir ülkeyiz” dedi.
“4 SAATLİK BİR UÇUŞ MESAFESİNDE 67 ÜLKEYE ULAŞABİLİYORUZ”
2023 yılına dair deniz yolu verilerini de aktaran Bakan Abdulkadir Uraloğlu, “2023 yılında İstanbul ve Çanakkale boğazlarından yaklaşık 84 bin gemi geçti. Bu her boğazdan yaklaşık 40 bine yakın gemi demektir. 4 saatlik bir uçuş mesafesinde 67 ülkeye ulaşabiliyoruz. Bu 67 ülkede 1,4 milyar insan yaşıyor. Bunların 40 trilyon gayri safi milli hasılası var. 8,6 trilyon dolar da ticaret potansiyeli bulunuyor. Doğu-batı ekseninde ticaret genel anlamda gelişiyor; ama son zamanlarda kuzey güneyde de çok ciddi gelişmeler olduğunu sizlere ifade edebilirim. Esas koridor güney koridordan taşınan ve Kızıldeniz-Süveyş Kanalından taşınan, ağırlıklı olarak kullanılan koridor burası. Pekin’den çıkan bir yük Avrupa’ya, Londra’ya yaklaşık 35 günde varabiliyor. Yaşanan sıkıntılardan dolayı Ümit Burnunu dolaşıyoruz. Ümit Burnundan dolaşıldığı zamanda 45 binlere kadar çıkan bir denizyolu trafiği var. Bizim bunun için daha önceden planladığımız bir kalkınma yolu koridoru var. Irak’ın havalimanından başlayıp Ova Köy’e kadar bin 200 kilometre otoyol ve demir yolu, enerji nakil hatları ve iletişim hatları da dahil olacak. Sonra Ova Köy’den Gaziantep üzerinden, Şanlıurfa üzerinden bütün Kapıkule’ye kadar gidecek ve aynı zamanda da Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’e ulaşabilecek bir koridor konuşuyoruz” şeklinde konuştu.
31 MART’TA 1 NİSAN ŞAKASI VURGUSU
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere dair de konuşan Bakan Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Buca’ya giderken trafik aksıyor. Biz yakın süreçte mutlaka ona başlamalıyız. Şimdiden hayırlı olsun. Yüksek Hızlı Tren inşallah geliyor. Biz tercihlerinden kaynaklı hiçbir ilimizi cezalandırmadık. İzmir mutlaka daha iyisine layık. ‘Biz ceketimizi koysak kazanır’ diyenlere 1 Nisan’da bunun böyle olmadığını 1 Nisan şakası ile göstermiş olacağız.”
‘Milli maç 90 dakika, Ankara-İstanbul arası 80 dakika’ sloganıyla yapılacak olan hızlı tren projesine dair bilgiler aktaran Bakan Uraloğlu, Ankara-İzmir hızlı tren hattı projesini de 2026’nın sonunda, 2027’nin başında bitirerek hayata geçireceklerini, bitiş tarihinin resmi olarak 2028 gözükse de hedeflerinin 2026-2027 yılı olduğunu söyledi.
GÖKHAN TEMUR: “İZMİR ÜRETİM ÜSSÜ OLMAYA ADAY BİR YERDİR”
MÜSİAD İzmir Şube Başkanı Gökhan Temur da, “Bir ülkenin, bir şehrin gelişmişliği ve bir şehrin yaşanabilirliği ekonomisinin güçlü olması ve buna bağlı olarak da şehir planlamasının gücüyle ölçülmektedir. İzmir; coğrafi konumu, Avrupa ve dünya pazarına olan yakınlığı, kentin uygun yatırım alanlarıyla ve organize sanayi bölgeleriyle, üniversiteleriyle nitelikli iş gücüyle birlikte üretim üssü ve lojistik merkezi olmaya aday ve uygun bir yerdir. Kara yolu, demir yolu, deniz yolu, hava yolu gibi çeşitli ulaşım yolları sağlamaktadır. Bildiğiniz gibi tarihi İpek Yolu üzerindeki İzmir, Anadolu’daki ilk demir yolu hattına sahip olan bir şehrimizdir. Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir’imiz; ticaretin, ihracatın büyük bir kısmını deniz yoluyla sağlamaktadır. İzmir Alsancak Limanımız bir konteyner limanı halinde devam etmekte olup; ancak yetersiz kalmaktadır” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL’DAN SONRA İZMİR’İMİZİN DE İKİNCİ BİR AKTARMA MERKEZİ OLMASINI ÖNEMSİYORUZ”
Kara üzerinden de lojistik sahaların oluşturulması gerektiğinin altını çizen Temur, “Özellikle Kemalpaşa bölgesinde kurulacak olan lojistik merkezini önemsiyor ve destekliyoruz. Merkezi hükümetimizin son dönemde yapmış olduğu; İzmir-İstanbul Otoyolu, İzmir-Antalya Otoyolu gibi ve özellikle İzmir-Ankara hızlı tren projesi, İzmir-Çanakkale Otoyolu gibi birçok büyük ölçekli projelerin İzmir’in lojistik ağına, ticaretine büyük katma değer sağlayacak ve özellikle de kendimize ekonomik değer sağlamış olacaktır. İzmir’in hava yolu ulaşımında, altyapısında yapılan yatırımlar ve önemli gelişmeler son dönemde ivme kazanmıştır. İzmir’in havalimanının kapasitesi arttırılmış, İzmir Adnan Menderes Havalimanımız çok ciddi bir kapasiteye ulaşmıştır. İzmir’den doğrudan yurt dışına gönderilmesi gereken birçok hat bulunmaktadır. Bununla birlikte İzmir’den yurt dışına gelen hatların açılması, bölgemize ayrı bir ivme kazandıracaktır. İstanbul’dan sonra İzmir’imizin de ikinci bir aktarma merkezi olmasını önemsiyoruz” diye konuştu.
İZMİR VALİSİ: “FOSİL YAKIT KULLANAN ARAÇLARIMIZI AVRUPA’YA ALMAYABİLİRLER”
İzmir Valisi Süleyman Elban ise “Kalkınmayla, ihracatla, üretimle ilgili birçok hedeflerimiz var. Bu hedeflere erişmek ve rekabet etmek, daha ucuza bunları sağlamak için mutlak surette olmazsa olmaz anlamlardan bir tanesi lojistik; çünkü ürettiğimiz şeyleri daha ucuza götürebilmeliyiz. Sadece kara yoluyla ya da kara yolu taşımacılığıyla sadece şoför esnafının sırtına bırakarak bu lojistik işini çözmek söz konusu olamaz. Artık daha büyük ölçekli, dünya ölçeğinde iş birlikleriyle ve sürdürülebilirliği de asla terk etmeden; çünkü artık karbon ayak izi konusunda ve diğer dijital yeşil dönüşüm konusundaki üzerimizdeki baskıları düşündüğümüzde, çok kısa bir süre sonra muhtemelen bizim fosil yakıt kullanan araçlarımızı da Avrupa’ya almayabilirler. Onun için çok hızlı bir şekilde lojistik sektörümüzün dönüşümü konusunda hazırlık olmak zorundayız” cümlelerini aktardı.
Seçimi kazandıkları taktirde yapacakları projelerle İzmir’in lojistik altyapısını güçlendireceklerini vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da, “ İzmir’in ekonomik kalkınmasında iş insanlarımızın oynadığı rol paha biçilemez. İş dünyası olarak sizlerin katkısı İzmir’in sadece ulusal değil, uluslararası sahalarla rekabet edilebilirliğini arttırıyor. Bu nedenle 1 Nisan sabahı iş insanlarımızın önünü açacak, iş potansiyellerini arttıracak ve yatırımı teşvik edecek projeyi hayata geçirmeyi umuyorum. İzmir’in ekonomik potansiyelini maksimize etmek, şehrimizi kalkınır hale getirmek hepimizin ortak gayesidir. Ulaşılabilir İzmir, İzmir Körfez Geçişi, Yeni Çevre Yolu gibi projelerimizle İzmir’in lojistik altyapısını güçlendirecek, ulusal ve uluslararası iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek bir şehir haline geçireceğiz. Şehrimizi sadece Ege’nin değil dünyanın ticaret merkezi haline getireceğiz” cümlelerini aktardı.
Toplantıda, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Metin Korkmaz da lojistik sektörüne dair konuşma yaptı.
]]>Kadınlara seslenen Bakan Işıkhan, Türkiye’nin kadınları adına önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Bugün itibariyle ülke çapında bir seferberliğe dönüşmesini arzu ettiğimiz yeni projemizi tüm bölgelerimize ve 81 ilimize duyurmak üzere Türkiye turuna çıktık. Allah nasip ederse her hafta bir bölgemizde olacak şekilde 7 bölgemizin tamamında bu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz. Manisa, gerek sanayisiyle, gerek ticaretiyle, gerek tarımıyla Türkiye’nin en parlak şehirlerinden biri. Bunun yanında; bir şehrin kalkınmasının en önemli faktörlerinden olan gerçek belediyecilik anlayışına sahip, Manisa’ya vizyon katmış bir belediye başkanı var. Önümüzdeki süreçte, hayata geçireceğimiz yeni proje ve uygulamalarla, özellikle 31 Mart seçimleri sonrasında Cumhur İttifakından çıkan; büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle Manisa’da çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
Kadın istihdamına büyük önem verdiklerini dile getiren Bakan Işıkhan, “Türkiye olarak bizim 21 yıldır üzerinde hassasiyetle durduğumuz, gelecek hedef ve vizyonumuzun temel argümanları arasında yer alan bir konudur. Geleceğin güçlü Türkiye’sine giden yol, kadın erkek her bir insanımızın sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde imkanı ölçüsünde yer aldığı ve katıldığı topyekun bir seferberlik şuurundan geçmektedir. Bu sebeple, geçmişten günümüze binlerce yıldır olduğu gibi önümüzdeki yüzyılda da kadınlarımızın gücüne, desteğine ihtiyacımız var. Biz kadını baş tacı yapan bir inancın ve kültürün mirasçılarıyız. Binlerce yıllık tarihimizde ve ülkemizin kuruluş yıllarında olduğu gibi son 21 yılda da ülkemizin gerçekleştirdiği kalkınma ve ilerleme hamlesinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çizdiği yol ile birlikte kadınlarımız; emek ve çabaları ile aktif rol oynamıştır. Türkiye, kadınlarının, annelerinin büyük fedakârlıkları sayesinde bugünlere gelmiştir. Nüfusumuzun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların gücü olmadan sürdürülebilir kalkınma hedeflerimize ulaşmamız mümkün değildir.Bu sebeple; kadınlarımızın toplumsal hayata aktif ve üretken katılımını destekleyecek projeler geliştirme gayreti içerisindeyiz. Kadınların yenilikçi bakış açısına, çözüm odaklı fikirlerine ihtiyacımız var.Bu alanda somut, kalıcı çözüm mekanizmaları üretiyor, fırsatlardan eşit ve adil bir şekilde yararlanmalarına yönelik politikalar yürütüyoruz. Sağlıktan eğitime, sanattan spora, bürokrasiden siyasete her zaman yanlarında olduğumuz gibi; çalışmak, üretmek, ülkemize ve milletimize değer katmak isteyen bütün kadınlarımızı destekliyoruz. Bakanlık olarak istihdam, nitelikli işgücü ve sosyal güvenlik hizmetlerimizde kadınlar; her zaman, özel olarak politika geliştirdiğimiz gruplar arasında yer alıyor. Gerek projelerle gerekse mevcut programlarımızla kadın istihdamını önceliyoruz” dedi.
“4 MİLYONDAN FAZLA KADIN İŞE YERLEŞTİ”
Bakan Işıkhan, son 21 yılda İş-Kur aracılığıyla işe yerleştirilen 13 milyon kişiden yüzde 32’sinin kadın olduğunu açıkladı. 4 milyondan fazla kadını iş sahibi yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını kaydeden Bakan Işıkhan, “Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un Aktif İşgücü Programlarından yararlanan yaklaşık 5 milyon insanımızın yüzde 52,6’sını, yani 2 buçuk milyonunu kadınların oluşturduğunu görüyoruz. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitimli ve nitelikli iş gücü hedefiyle, geçtiğimiz yıl içerisinde 27 binin üzerinde kadınımızı kurs ve programlardan yararlandırmış durumdayız. 2023 yılı boyunca 877 bine yakın kadına danışmanlık hizmeti vermiş durumdayız. Sadece danışmanlık hizmeti alan kadınlarımızın sayısına baktığımızda bile çalışma isteklerini ve azimlerini görebiliyoruz” diye konuştu.
İş Pozitif projesinin kadınlar için önemine dikkat çeken Bakan Işıkhan, “Proje kapsamında, 10 Bakanlığımızın proje ortağı olduğu, tüm kamu ve özel sektör kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki istihdam eşleştirme süreçlerini kayıt altına alacak, İş-Pozitif adı altında bir bilgi sistemi kurduk. İş Pozitif; istihdama yönelik eğitim veren ve çeşitli kurslar düzenleyen, işgücü ihtiyacı olan ve istihdam oluşturma potansiyeline sahip aktörler çevrimiçi olarak bir araya gelebileceği bir iş birliği sistemidir. Çünkü biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatının her adımında kadınların yanındayız” diye konuştu.
“KAYIT DIŞI İSTİHDAM DA ÖNLENECEK”
Kayıt dışı istihdamın özellikle kadınların iş yaşamını olumsuz etkilediğini ifade eden Bakan Işıkhan, kayıt dışı istihdamla mücadeleyi sürdürdüklerini söyledi. Bakan Işıkhan, “Kayıt dışılık özellikle kadınların sosyal güvenliğini ve geleceğini tehdit etmekte. Bu projeyle inşallah, bu tür problemlerin de önüne geçmiş olacağız. Böylece, kadınlarımızın kayıtlı çalışma hayatına aktif olarak katılımlarının artırılması, hibe, teşvik, kredi ve muafiyetler aracılığıyla girişimciliğin yolunun açılması ve aynı zamanda işverenlerin de teşvik edilmesine önemli bir katkı sağlamış olacağız. Projeden kamu kurum ve kuruluşları, 81 ilde yaşayan kadınlar, İş-Kur’da kayıtlı olan kadın işsizler, sanayi ve ticaret odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşları ve kadın kooperatifleri yararlanabilecek. Kadınların işgücüne katılımı hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir” diye konuştu.
“EN YÜKSEK İSTİHDAM ORANLARINI BEKLİYORUZ”
Bakan Vedat Işıkhan konuşmasında istihdam ve işgücünde en yüksek verilere ulaştıklarını ve rekor kırdıklarını ifade etti. Bakan Işıkhan, “Önümüzdeki ay açıklanacak 2023 yılı verilerinde hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek işgücüne katılım oranları ve istihdam oranları beklenmektedir. Aynı şekilde tüm diğer göstergeler, son 22 yılın en düşük işsizlik oranının ortaya çıkacağını işaret etmektedir” dedi.
“15 BİN 262 KADINI İŞ SAHİBİ YAPTIK”
İş Pozitif’in başlatıldığı 2 haftalık süreçte 15 bin 262 kadını iş sahibi yaptıklarını müjdeleyen Bakan Işıkhan, “Bu rakamlar, hem İş Pozitif programımızın, hem de diğer istihdam politikalarımızın ne derece etkili olduğunu göstermektedir. Bu fuarla ve diğer illerde gerçekleştireceğimiz programlarla, İş Pozitif’i daha da tanıtacağız ve bu bilinci daha da yayacağız. Bu sayede, işe yerleştirdiğimiz kadın sayısını, her geçen gün katlanarak artıracağız. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Özellikle kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Bakan Işıkhan konuşmaların ardından kadın istihdamına katkı sunan şirketlere plaket takdim etti. Bakan Işıkhan ve beraberindekiler daha sonra İş-Pozitif projesi kapsamında açılan fuarı gezerek ilgililerden bilgi aldı.
Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanı sıra Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti MKYK Üyesi ve Manisa Milletvekili Mücahit Arınç, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, AK Parti MKYK Üyesi Ayşe Nevin Sert, MCBÜ Rektörü Prof.Dr. Rana Kibar ve çok sayıda kadın katıldı.
]]>Bodur ile şirketin İstanbul Levent’teki genel merkezinde bir araya geldik. Programa verdiği önemi, “Bu program başladığından bu yana 2 binden fazla sosyal girişimciyle bir araya geldim. Yüzlerce başarı hikâyesine tanık oldum. Onlar sayesinde, dünyanın elbirliğiyle daha güzel bir yer olacağına dair inancım pekişti. Babamın adını en güzel şekilde yaşatmak, onun değerlerini paylaşan, hayata onun gibi bakan yüzlerce, binlerce genci aynı çatı altında buluşturmak için sekiz yıl önce çok özel bir projeye imza attık. Amacımız, sosyal fayda sağlayan adayları değerlendirmeye tabi tutarken, varlığıyla sosyal etki bırakabilecek bir program tasarlamaktı. Bu etkinin, dünyaya iyi bakmak için en iyi yol olduğuna inandık” diye anlattı.
62 GİRİŞİM DESTEKLENDİ
Zeynep Bodur’in verdiği bilgilere göre İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı’nın üç ayağı var. İlki İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödül Programı. Gençlik, Erken Aşama, İleri Aşama ve İşbirliği kategorilerinde verilen bu ödül sosyal girişim ekosistemine katkı sağlamayı hedefliyor.
Program, Kale Grubu’nun 6 Şubat depremlerinde hızla aksiyon almasına da neden olmuş. Dedi ki Zeynep Bodur, “Afetin ardından hayata geçirilen Topluluk Destek Programı ile deprem bölgesindeki sorunlara sosyal girişimlerin çözüm üretme kapasiteleri/potansiyellerinin aktarılması amaçlandı. Bu programla amacımız, ‘en kırılgan grup’ olarak nitelendirilen kadınların, çocukların ve engelli bireylerin yanında yer almaktı. Hemen bu grupların hayatına dokunacak sosyal girişimleri desteklemeliyiz dedik. Plan hızlıca harekete geçirildi ve seçilen sekiz girişime toplam 2 milyon TL tutarında maddi destek sağlandı.”

Zeynep Bodur
Peki hangi girişimlere destek verildi? Bodur şöyle yanıtladı soruyu: “Anlatan Eller, Erişilebilir Her Şey, TOSPAA, BLINDLOOK, ROOF COLIVING, Microfon, This is Mana ve Joon kocaman kalpleri, tutkuları ile hızlıca organize oldular. Engelli bireyler, çocuklar, gençler ve kadınlar özelinde toplumsal değer yaratma yolculuğumuzda yanımızda yer aldılar.”
250 BİN TL ÖDÜL VAR
Sekizinci İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı için başvuru süreci devam ediyor. Sosyal girişimcilerin 17 Mart’a kadar başvurmaları gerekiyor. Ön değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan adaylar, dünya ve Türkiye’nin sosyal girişimcilik alanındaki önemli isimlerinden ve sivil toplum ve iş dünyası liderlerinden oluşan Seçici Kurul’un karşısına çıkacak. Kazanan adaylar, 31 Mayıs’ta düzenlenecek ödül töreninde açıklanacak.
Bu yılın ödülleri de belirlenmiş. Erken, İleri Aşama ve İşbirliği kategorileri için 250 bin TL, Gençlik kategorisi için ise 50 bin TL girişimci başına ödül verilecek. Erken, İleri ve İşbirliği kategorilerinin kazananları, maddi ödüle ek olarak, Kale Grubu ve Impact Hub Istanbul tarafından iş geliştirme ve yatırıma hazırlık desteği, Gençlik kategorisi kazananı ekip ise Social Impact Award Türkiye ‘24 programına geçiş ve program kapsamında kapasite geliştirme desteği alma hakkını kazanacak.
]]>Endüstri mühendisliği bölümünden mezun olan Şener, farklı markaların Türkiye çapında distribütörlüğünü yaptıktan sonra, ‘Neden perakende sektörüne girmiyoruz?’ diyerek yeni bir yolculuğa başlıyor. Kahvaltılık gıda ürünleri satan bir dükkân açıyor, işler hızla büyüyor ve kısa sürede 17 mağazaya ulaşılıyor. Ancak işletmelerin sağında solunda büyük zincir marketler açılmaya başlayınca tablo tersine dönüyor. Aile toptancılığı çok iyi bilse de bu marketlerle rekabet edemiyor ve tüm dükkânlar kepenk indiriyor.
İşte tam da bu noktada ‘küçük esnafı büyük zincirlere karşı koruyan bir sistem gerek’ fikri ile yola çıkan girişimci Şener, ToptanTR markasını kuruyor. Gelin markanın kuruluşunu, üretici ve esnafa sunduğu imkânları ve yeni dönem hedeflerini ToptanTR.com kurucu ve CEO’su Sezgin Şener’den dinleyelim.
İFLASLA BAŞLADI
“Büyük zincir marketler bizi yerle bir etti. 1.5 yıl içinde tüm mağazaları kapattık. Bir süre işini iyi yapan marketlere ürün tedariki yaptık. Ama gördük ki arka sokaktaki küçük esnafa böyle ulaşamayız. ‘Daha fazla noktaya internet üzerinden ulaşabiliriz’ dedik ve 2018’de e-ticaret sitesi olarak faaliyete başladık” diyen Şener, esnafı direkt üreticiyle buluşturduklarını, aracıların oluşturduğu ek maliyetleri ortadan kaldırarak hem üreticiye hem esnafa katkı sunduklarını söyledi.
ARACILI SİSTEM BÖYLE İŞLİYOR
Peki üretici ve esnafın tek çatı altında buluşması neden önemli? Bu soruya sistemi anlatarak yanıt veren Şener, aracılarla yaşanan süreci söyle özetledi: “Söz gelimi Rizeli bir çay üreticisi ürününü Şırnak’a satmak istiyor. Ya istediği bölgede bir distribütörlük kuracak ya da birini bulacak. Distribütörlük kurmak ciddi bir maliyet, bu nedenle bu işi yapanlarla anlaşmayı seçecek. İşler yolunda gitti ve birini buldu, bu kişi yüzde 30 marjın altında ürünü dağıtmaz. Ayrıca satarsam öderim der. Distribütör için arka sokaklara, köylere ulaşmak çok maliyetli. Satış hacmi küçükse, tahsilat riski varsa o bölgelerden çekilirler. Yani kapsam daraltılır.
Distribütör alt kanala gitmek için ürünü İstoç gibi toptancı merkezlerine verir. Perakendecinin gidip buradan alması gerekir ama dükkânı kapatıp gidemez. Bu defa servisçi devreye girer ve teslimatı tamamlar. Yani en az üç aracı sürece dahil olur. Üreticinin perakendeciye 100 liraya satmak istediği ürün, 150 liraya ulaşır.
AVANTAJLARI NELER
Zincir market bu noktada üreticiye ‘100 lira istiyorsun ama 88 veririm’ der. Verdiği ödeme ile üretici büyümez, sadece hayatta kalır. Üstelik daha düşük fiyatlı bir üretici bulursa bir anda vazgeçer. Zincire güvenip yatırım yapan üretici batma noktasına gelebilir. Tüm bu sistem içinde ürünü fırsat fiyatla alamayan küçük esnaf da zincir marketle rekabet edemez.”
ToptanTR.com’u ‘geleneksel kanalın yeni nesil işletim sistemi’ olarak tanımlayan Sezgin Şener, üretici ve perakendeci için sağladıklarını avantajlarını şöyle anlattı: “Üreticiler için; dağılım maliyetlerini düşürüyor, aracıları ortadan kaldırıyor, fatura kestiği nokta sayısını artırıyor ve kapsanamayan noktalara gidiyoruz. Perakendeciler için; aracısız, komisyonsuz, dükkânından çıkmadan, saniyeler içerisinde fiyatları kontrol ettirip, rekabetçi koşullarda stoklarını yeniliyoruz. Ayrıca aracı olduğumuz, üzerimizden yapılan satışlarda herhangi bir tahsilat riski yok.”
YOĞUN TALEPLE HIZLI BÜYÜDÜ
2020 yılında yaklaşık 2 bin perakendeciye hizmet verirken bugün 80 bin rakamına ulaştıklarını söyleyen Sezgin Şener, “Yıl sonunda 250 bin perakendeciye ulaşmayı hedefliyoruz. Üreticiye mağaza açma imkânı sunduğumuz pazaryeri uygulamamız ise oldukça yeni. Bir ayda 2 binde fazla talep geldi. Test aşamasında olduğumuz için şu ana kadar 50 mağaza açıldı. Mart sonuna kadar 100 mağaza olacak. Uçsuz bucaksız bir alan, potansiyeli çok büyük. Çok farklı sektörlerden ve üreticilerden talepler var. Hedefimiz 2024 yılında ürünlerini tüm Türkiye’ye dağıtmak isteyen on binlerce üreticiye kapılarımızı açmak” ifadelerini kullandı.
TÜM SEKTÖRLERE ONLİNE MAĞAZA
Aracı sorununun hızlı tüketim ürünleriyle sınırlı olmadığını görünce yeni bir hamle yaptıklarını söyleyen Şener “Mahallelerimizdeki manavdan nalbura, kırtasiyeden zücaciyeye kadar tüm esnafın aracı maliyetinden muzdarip olduğunu görünce, bu projeyi tüm esnafa uygun olarak nasıl kurgulayabiliriz fikri ile yola çıktık. Sonrasında tüm sektörlerden farklı üreticilerin direkt olarak kendisine mağaza açtırarak aracısız olarak esnafa ulaşabilmesini sağlayan ‘pazaryeri’ iş modelini gündemimize aldık. E-ticaret kanalımızda aslında biz de bir aracıydık ve kendimizi de aradan çıkardık” dedi. Kasım 2023’te devreye giren pazaryeri hizmeti ile üreticilerin 81 il ve 922 ilçede bakkaldan eczaneye, nalburdan, kırtasiyeye kadar tüm yerel esnaflara ürün satabildiğini söyleyen Şener, “Mağaza açmak için hiçbir ödeme almıyoruz. Satıştan yüzde 5 komisyonumuz oluyor. Ama sadece kargoda yaptığımız anlaşmalarla üreticiye bu rakamdan fazla kazandırıyoruz” diye konuştu.
]]>
Personel eksikliğinin bugünlerde zirve yaptığını vurgulayan Bekir Topuz, “Artık işçi ithalatı yapmamız gerekiyor. Ancak dışarıdan getirdiğimiz işçiler bir takvim ve programa bağlı olmalı. Dikkatli davranırsak işçi ithalatı olumlu katkı yapar. Özellikle turizm gibi sektörlerin büyümesi, artan ihracat ortamı bu sorunu daha da büyütüyor. Ancak Türkiye’de yaşayan insanlar işçi ihtiyacını artık maalesef karşılayamıyor. Paydaş olduğumuz tüm alanlarda bu böyle” ifadelerini kullandı.

‘MÜHENDİS DEĞİL İŞÇİ LAZIM’
“Bize mühendis değil, vasıfsız işçi lazım” diyen Bekir Topuz, “Fabrikalarımızda mühendise 25 bin lira, işçiye ise 35 bin lira veriyoruz. Ama mühendise, ‘Gel sen bu makinenin başına geç, ustanın yaptığı işi sana öğretelim, sadece burada dur, 40 bin lira verelim’ diyoruz. Mühendis bunu kabul etmiyor ve bize, ‘Benim işim masada oturmak’ diyor. Yani günün sonunda ihtiyacımızı kimse karşılamıyor. Bu sıkıntı büyüyor” şeklinde konuştu.

Bekir Topuz
CİDDİ SIKINTILAR YAŞANABİLİR
YILLARDIR mesleki eğitimi en öncelikli faaliyet alanlarından biri olarak gördüklerini anlatan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan da TÜSİD Başkanı’nın dile getirdiği soruna “Sanayimizin katma değerli üretime geçmesi ve yüksek teknoloji alanlarına yönelebilmesi için nitelikli işgücüne yani ‘aranan eleman’a büyük ihtiyaç duyuyoruz. Günümüzde, nitelikli işgücü ihtiyacının karşılanması ve verimliliğin artması da hız kazanıyor. Şirketlerin yetişmiş insan kaynağı ile buluşması gittikçe önem kazanıyor. İnsan kaynaklarını geliştirmeyen şirketlerin işgücü piyasasına yeni gelen gençlerle buluşma noktasında ciddi sıkıntı hatta yaşadıkları bir dönemden geçmekteyiz” yorumunu yaptı.

Erdal Bahçıvan
Bahçıvan, şunları söyledi:
REKABET GÜCÜ DÜŞÜYOR
“Bugün sanayide nitelikli eleman bulamama sorununun; üretimde kapasite artışlarının sağlanamaması, termin sürelerindeki belirsizlik, ülkemizin uluslararası rekabet üstünlüğü ve gelişmişlik seviyesinin önünde engel oluşturduğunu söyleyebiliriz. Buradan hareketle; ülke olarak sürdürülebilir bir büyümenin sağlanabilmesi için beşeri sermayenin yani insanın niteliğinin geliştirilmesi son derece önemli. Bireylerin kaliteli eğitimle buluşması ülkelerin sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimlerinde rol oynayan en önemli faktörlerden birini oluşturuyor. Bu süreçte ise eğitim ve yeteneklerin gelişimi için mesleki eğitimin önemi kuşkusuz ön plana çıkıyor. Biz de bu kapsamda mesleki eğitime yönelik projeler geliştiriyoruz. İnsana yapılan yatırımın, o ülkenin insan gücünün ve dolayısıyla üretim sürecinde yer alan insan faktörünün niteliğini artırdığını görebiliyoruz. Bu nedenle nitelikli istihdam için mesleki eğitimin her yönden destek ve teşviğe ihtiyaç duyduğunun altını çizmek istiyorum. Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının kendi alanlarında istihdam oranları birçok alanda yüzde 10’un altında kalırken İSO MEİP okullarında bu oranlar belirli alanlarda yüzde 90’lara kadar ulaştı.”
‘MESLEK LİSELERİNDEN ELEMAN YETİŞMİYOR’
TÜM üyelerden gelen bildirimlerin başında işçi bulma sorunu bulunduğunu belirten İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Tüm dünyada dijitalleşme anlamında yaşanan hızlı değişimin yanı sıra iş dünyasının ihtiyacına uygun yeterli sayıda çalışanın üniversite ve meslek liselerinden yetişmiyor olmasını, bu sorunun kök nedenleri olarak görüyoruz.Bu sorunu çözmek amacıyla meslek liselerinin, üniversitelerin, iş dünyasının çalışma programlarının gözden geçirilmesi, dünya genelinde uygulanan yeni trendlerin yakından izlenerek uygulamaya alınmasının yanı sıra yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme uyum sağlayan işletmelere de yönelik çalışan yetiştirilmesinin önemli olduğu kanaatindeyiz” dedi.

Mahmut Özgener
Özgener, şunları şöyledi:
MÜFREDAT VURGUSU
“Özellikle meslek liselerinin sorunun çözümüne yönelik ihtiyaca karşılık verebilmesi için iş dünyası ile işbirliği içerisinde olması ve de müfredatı buna göre belirlemesi önem arz etmekte. İşgücüne ulaşmada karşılaşılan zorlukların aşılması için İŞKUR tarafından verimli çalışmalar yapılıyor, ancak İŞKUR portalının iş arayan kişinin talebini portala girebileceği, işverenin iş arayan adaylara kolay ve hızlı bir şekilde ulaşıp değerlendirebileceği, adayları iş görüşmesine çağırabileceği bir formatta düzenlenmesinin yararlı olacağına inanıyoruz. Bununla birlikte; İŞ-KUR’un veri tabanının, sadece başvuru yaparak İşkur’a kayıt yaptıranlar dışında, mevcutta bulunan tüm işgücünü kapsayacak hale getirilmesinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.”

‘EĞİTİMDEKİ EKSİKLİĞİ BİZ TAMAMLAMAK ZORUNDAYIZ’
SANAYİCİ için en büyük sorunlardan birinin üniversite eğitimi alan personelin yeterli niteliğe ulaşamaması olduğunu söyleyen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, işgücü sorununa ilişkin şunları söyledi: “Üniversitelerde yeterli eğitim verilemediği için sanayiciler olarak biz bu eksikliği tamamlamak istiyoruz. Ancak bu hem maliyet hem zaman demek. Bazı durumlarda taraf bu konuda da sabırlı davranmıyor. Dolayısıyla katma değerli üretime geçmek için gerekli olan personeli bulmakta da çok zorlanıyoruz. Ar-Ge ve tasarım aşaması bunlardan biri. Bu işin en temelden eğitim seviyesinde düzeltilmesi gerekiyor. Konfor alanlarının dışına çıkılması, herkesin kendine yatırım yapması da ayrı bir unsur olmalı.”

Ramazan Kaya
İNŞAATTA DA İŞÇİ YOK
Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) son raporuna göre; inşaatlar da işgücü açığı sorunu yaşıyor. Raporda demirci, kalıpçı, iş makinesi operatörü, hatta düz işçi gibi mavi yaka olarak nitelendirilen orta kademe eleman bulmakta zorluk yaşayan sektörde, ücretlerin geçen yıl sonunda aylık 150 bin TL seviyelerine kadar çıktığı belirtildi. Yaşanan bu sorun TÜİK’in inşaat maliyet endeksi verilerine de yansıdı. Aralık sonuçlarına göre malzeme endeksi yıllık yüzde 54.26 artarken, işçilik endeksindeki artış yüzde 111.83 oldu.
“CUMHURBAŞKANIMIZ LİDERLİĞİNDE BİRÇOK ALANDA BÜYÜK HAMLELER GERÇEKLEŞTİRDİK”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, açılışı yapılan işletmenin Konya’ya ve ülkeye hayırlı olmasını diledi. Bakan Kacır, “Günümüzde teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm, yeni bir çağın kapılarını aralıyor. İçinde bulunduğumuz ‘Dördüncü Sanayi Devrimi’ çağında, dünyada tüm dengeler değişiyor ve rekabet şartları yeniden şekilleniyor. 3/12 Bunun sonucunda küresel güç mücadelesi; teknolojik gelişim ve dijital dönüşüm gibi parametreler üzerinden yaşanıyor. İşte bu paradigma değişimini yakalayan ülkeler, geleceğin dünyasında söz sahibi olacak. Türkiye olarak bizler de bu noktada önemli bir yol kat ettik. Geride bıraktığımız son 22 yılda, yerli ve milli bir anlayışın temellerini atarken; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde birçok alanda büyük hamleler gerçekleştirdik. Dev bir Ar-Ge, inovasyon ve girişimcilik ekosistemi inşa ettik. Sanayicilerimizin ihtiyaçlarını karşılayabilecek organize sanayi bölgesi (OSB) altyapısı kurduk. 4/12 Özel sektörün yatırım iştahını artıracak teşvik paketleri kurguladık. Yerel kalkınma dinamiklerini harekete geçirirken; devlet desteklerini sanayi sektörüne, ’lere, akademisyen ve girişimcilere sunduk. Bugün ülkemiz; 101 teknoparkında, 10 binin üzerinde girişimi ile teknoloji geliştirme yolculuğunu sürdürüyor. Bin 600’den fazla Ar-Ge ve tasarım merkezimizle birlikte 272 bin kişilik büyük bir Ar-Ge ordusuna sahibiz. Artık rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türk sanayii, küresel üretim üslerinden biridir. 2002 yılında 36 milyar seviyelerinde ihracatımız vardı. Bugün ise 255,8 milyar dolarlık rekor bir ihracattan söz ediyoruz. 5/12 Bu ihracatın yaklaşık 241 milyar dolarını da imalat sanayii oluşturuyor” dedi.
“SANAYİCİLERİMİZİN, KOBİ’LERİMİZİN, GİRİŞİMCİLERİMİZİN YANINDA YER ALIYORUZ”
Bakan Kacır, Türk sanayiinin; ülke ekonomisini kalkınmasında ana aktör olduğunu kanıtladığını ifade ederek, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bizler de Ar-Ge ve yatırım teşviklerimizin yanında, faaliyete alacağımız finansman programlarıyla kalkınma yolculuğumuzda sanayicilerimizin, KOBİ’lerimizin, girişimcilerimizin yanında yer alıyoruz. Savunma sanayiinde gösterdiğimiz yaklaşımı sivil alanlara da taşıyarak yatırım, istihdam, üretim ve ihracat ekseninde yeni başarı hikâyeleri yazıyoruz. İşte bu anlayışla, Türkiye’nin yeni nesil endüstri politikasının somut örneği Togg’u hayata geçirdik. 6/12 Milletimizin 60 yıllık rüyasını gerçeğe dönüştürdük. Önümüzdeki dönemde batarya teknolojileri, çip üretimi, uzay teknolojileri, biyoteknoloji, hiper ölçekte veri merkezleri, güneş, rüzgâr ve hidrojen enerjisi sistemleri alanlarında lider teknoloji girişimlerini destekleyeceğiz. Yatırım teşvik sistemimizi revize ederek, büyük ölçekli yatırımlarla arz güvenliğini sağlayacak, yüksek teknolojiye yönelik yatırımları artıracak, böylece cari açığın azaltılması ve fiyat istikrarı hedefine daha fazla katkı vereceğiz. Değerli Katılımcılar, Teknolojide paradigma değişimlerini takip ederek yenilikçi teknolojilerde öncü olma iddiası taşırken bir yandan da mevcut sanayi altyapımızın rekabetçiliğini koruyacak adımları da hayata geçiriyoruz. 7/12 dünyadaki paradigma değişimlerine odaklanırken, sanayimizin yeni düzene uyumu doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.
“BUGÜNE KADAR 50 FİRMAMIZ ÖĞREN-DÖNÜŞ PROGRAMINI TAMAMLADI”
Bakan Kacır, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sanayimizin rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için fırsat pencerelerinden biri de ‘dijital dönüşüm’. Bu nedenle, model fabrikalar ile işletmelerimize uygulamalı yalın üretim ve dijital dönüşüm eğitimleri sağlıyoruz. 2019 yılında faaliyete geçen Konya Model Fabrikayla Konya sanayiinin verimlilik odaklı dönüşümünde işletmelerimizin yanında yer alıyoruz. Bugüne kadar 50 firmamız öğren-dönüş programını tamamladı. 8/12 Ben bu vesileyle, firmalarını daha rekabetçi bir yapıya taşımak isteyen sanayicilerimizin model fabrikamızın sunduğu eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanması için çağrıda bulunmak istiyorum. Bugüne kadar model fabrikalarımızdan yararlanan işletmelerimizde verimlilikte yüzde 76’ya ve üretimde yüzde 140’a varan artışın yanı sıra ürün maliyetlerinde yüzde 18’e kadar tasarruf sağladık. Konya sanayiinin dönüşümüne rehberlik eden bu tesis, dijital dönüşümün getirdiği yeni sınamaları fırsata dönüştürmek için büyük bir kazanım. Diğer yandan, iklim politikalarında uluslararası yasal düzenlemelerin getirildiği, Yenilenebilir enerji yatırımlarının öne çıktığı bir dönemde yeşil dönüşüm altyapımızı güçlendirecek ve bu alanda ihtiyaç duyduğumuz teknolojileri geliştirmemizi sağlayacak adımları hayata geçiriyoruz. 9/12 İklim değişikliğine adaptasyon ve uyuma hizmet eden Ar-Ge çalışmalarını planlamak ve koordine etmek üzere; TÜBİTAK Temiz Enerji, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Araştırma Enstitüsü’nü kurduk. Sanayi bölgelerimizin sürdürülebilir kalkınma amaçları doğrultusunda uluslararası standartlara ulaşmasını sağlayacak ‘Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi’ni hayata geçirdik. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın desteğiyle hazırlamış olduğumuz, ‘Çelik, Alüminyum, Çimento ve Gübre Sektörleri Karbonsuzlaşma Yol Haritaları’mızda; bu dört öncelikli sektöre yönelik, alternatif teknolojiler, öngörülen emisyon azaltımları, yatırım ihtiyaçları ve politikaları değerlendirdik. Sektörlerin yeşil dönüşümünde rehber niteliğinde olan ‘Sektörel Yol Haritaları’ oluşturduk. 10/12 Sanayimizin yeşil ve döngüsel ekonomiye geçişi için uluslararası finansman kaynaklarına erişimini de hızlandırdık. Organize sanayi bölgelerimizin Yeşil OSB’lere dönüşümünü hızlandırmak için Dünya Bankası Finansmanlı Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi ile 300 milyon dolar finansman sağlıyoruz. OSB’lerimizin verimliliğini, çevresel sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü artırıyoruz. Yine Dünya Bankası ile iş birliğinde, Yeşil Dönüşüm’deki en kapsamlı ve en büyük bütçeye sahip çalışmamızı “Türkiye Yeşil Sanayi Projesini” devreye aldık. 450 milyon dolarlık bütçeye sahip projeyi, Bakanlığımız koordinasyonunda KOSGEB ve TÜBİTAK’la yürütüyoruz. 11/12 KOSGEB’e ayrılan 250 milyon dolarlık kısmıyla; KOBİ’lerin karbon ayak izlerini azaltmaya ve kaynak verimliliğini artırmaya yönelik yeşil dönüşüm planlarını gerçekleştirmeleri konusunda yanlarında yer alıyoruz. Projenin TÜBİTAK’a ayrılan 175 milyon dolarlık kısmıyla; yeşil üretime, daha yüksek enerji ve kaynak verimliliğine yönelik Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinde bulunan firmaları ve özel sektör liderliğindeki iş birliklerini destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde sanayimizin ikiz dönüşümü adına yeni yatırım, destek ve teşvik programını hayata geçiriyoruz” diye konuştu.
“KONYA ÇOK DAHA GÜZEL BİR ŞEKİLDE ÜRETMEYE DEVAM EDECEK”
Açılış yapılan tesislerden duyduğu memnuniyeti ifade eden Konya Valisi Vahdettin Özkan, “Bizim milli sanayi stratejimize baktığımız zaman yüksek derecede katma değer taşıyan, teknolojiyi esas alan sosyal kesitleri önceleyen üretimi, ihracatı, istihdamı önceleyen bir öncelikler zincirini hepimize ödev olarak veriyor. Bakanım Konyamızdaki sanayiciler, çalışanların hep beraber kamu kuruluşlarıyla, belediyeleriyle beraber bu amaca muhatap olarak çalışmaktadır. İnşallah hayırla, bereketle, bu milli hedeflerimizin altını dolduracak iş merdivenlerini hep beraber kurup işletmiş olacağız” şeklinde konuştu.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, tesisin hayırlı olmasını dileyerek, “Konya üretmeye devam edecek. Özellikle savunma sanayi ve yüksek teknolojili ürünler üretmesi sonucunda konusunda Konya’da son dönemde güçlü bir irade var. Bakanımızın desteği ile Konya Türkiye Yüzyılı’nın en önemli şehir olacaktır. Bu vesileyle organize sanayi bölgesinde üretim yapan tüm firmalarımıza destek olan bu süreçte mühendisinden işçisine kadar Konyalılar adına teşekkür ediyorum. İnşallah Konya çok daha güzel bir şekilde üretmeye devam edecek” dedi.
‘TÜRKİYE KÜRESEL OYUNCU OLACAK’
NTE’lerin, katma değer ve teknolojinin, sürdürülebilir inovasyonun, yeşil ve dijital dönüşümün kapılarını aradığını aktaran Kacır, Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerinde ilerlerken NTE’lere erişimin, bu elementleri işleme ve geri dönüşüm kabiliyetini güçlendirmenin tercihten öte zorunluluk olarak görüldüğünü bildirdi. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde 694 milyon tonla dünyanın en büyük ikinci NTE rezervinin keşfedildiğini aktaran Kacır, “Sayın Cumhurbaşkanımız da geçtiğimiz yıl bu rezervimizi işleyecek pilot üretim tesisinin açılışını gerçekleştirdi. Bu stratejik üretim kabiliyeti, kritik ham maddelerde ülkemizin dışa bağımlılığını azaltmanın yanında bizi NTE tedarik zincirinde önemli bir küresel oyuncu haline getirecek. ‘Türkiye Yüzyılı’nda, ülkemiz ekonomisinin bilgi ve teknoloji odaklı dönüşümünü sağlarken çığır açıcı alanlarda yapacağımız teknolojik atılımlar da bizler için çarpan unsuru olacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bizler de ileri malzeme teknolojileri alanındaki çalışmaları destekleyerek, bu alanda teknoloji ve araştırma altyapımızı güçlendiriyoruz. TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) ile NTE’lere dayalı ileri malzeme çalışmalarını öncelikli Ar-Ge ve yenilik konuları arasında değerlendirerek destekliyoruz. TÜBİTAK destek programları kapsamında, bugüne kadar 94 sanayi, akademi ve kamu Ar-Ge projesine 222 milyon TL’nin üzerinde destek sağladık. AB destekleriyle, ‘Rekabetçi Sektörler Programı’ kapsamında geliştirilen NTE Araştırma ve Yenilik Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesiyle de ulusal Ar-Ge kapasitemizi artırıyoruz” diye konuştu.
‘HAM MADDE TEDARİKİNİ ÖNCELEYEN İŞ BİRLİĞİNE HAZIRIZ’
Türkiye’de sürdürülebilir bir NTE tedarik zincirinin kurulmasına zemin oluşturduklarını belirten Kacır, “NTE’leri katma değeri yüksek ürünlere dönüştürecek, geri dönüşüm yapabilecek laboratuvar ve merkezleri ülkemize kazandırıyoruz. 14 milyon tutarındaki bu proje kapsamında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bünyesinde, NTE e-atık geri dönüşüm altyapısı inşa ediyoruz. Munzur Üniversitesi NTE Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde kurulan cevher zenginleştirme ve Ar-Ge tesisini destekliyoruz. İki tesisin de üretime geçmesiyle NTE’lerde ithal bağımlılığımızı azaltacağız. 2 milyar dolara yakın ciroya ve 1,5 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşan rüzgar enerjisi sanayi başta olmak üzere birçok sektörün ihtiyaç duyduğu ve halihazırda neredeyse tamamını ithal ettiğimiz mıknatısları üretme kabiliyeti elde edeceğiz. Ülkemizin yeşil dönüşüm çalışmalarında da önemli katkılar sunacak bu projenin tüm paydaşlarımıza ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Önümüzdeki dönemde de AB yeşil dönüşümü ve kritik ham madde tedarikini öncelikleyen projelerde kazan-kazan prensibi doğrultusunda iş birliğine hazırız. Türkiye, coğrafi konumu, üretim ve teknoloji altyapısı, yetenekli iş gücü ile AB tedarik zincirinin vazgeçilmez unsurudur. AB programlarını, Avrupalı dostlarımızla iş birliğimizi güçlendirecek öncü platformlar arasında görüyoruz. Karşılıklı bilgi, birikim ve tecrübe alışverişinde bulunmamıza imkan sağlayacak bu etkinliğin de yeni iş birliklerine kapı aralayacağına inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
]]>BELEDİYE MECLİSİNİN YETKİLERİ NELERDİR?
5393 Sayılı Belediye Kanununun 18.Maddesince Belediye Meclisin görev ve yetkileri şunlardır.
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek.
b) Bütçe ve kesinhesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/29 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.
n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
p) Yurt içindeki ve İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.
r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
u) İmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.
]]>301 işçinin hayatını kaybettiği Soma faciasından sonra yapılan düzenleme ile tüm maden işletmelerine, çalışanlarını, kaza sonrası vefat ve sakatlık risklerine karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirildi ve uygulama maden çalışanları zorunlu ferdi kaza sigortası adı altında 2015 yılında başladı. Sigorta kapsamında; bir taraftan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı maden işletmelerini denetlerken, diğer taraftan da sigorta şirketleri madenlerin güvenli ve standartlara uygunluğunu denetliyor. Maden işletmesinin asgari sigorta şartlarını sağladığının tespiti üzerine o madendeki tüm çalışanlar sigortalanıyor. Eğer işletme sigorta şirketinin istediği şartlara uygun değilse sigorta yapılmıyor ve sigortası olmayan maden ocağının faaliyeti durduruluyor, sigortanın isteği şartlar yerine getirilmezse maden işletmesinin ruhsatı iptal ediliyor.
ÇOĞU DENETİMDEN GEÇEMEDİ
Sigorta uygulaması başladığından bu yana da zorunlu sigorta için başvuran maden ocaklarının neredeyse yarısına yakını sigorta şirketlerinin yaptığı denetimlerden geçebildi, kalanı, iş güvenliğine uygun bulunmadığından sigorta yapılmadı. Sigortalanamayan madenlere, eksiklerini yerine getirmesi için süre tanınmasına rağmen çoğu maden işletmesi sigortanın ek maliyet getirmesinden dolayı faaliyetlerini durdurdu. Kimileri ise kaçak çalışmayı tercih etti ki, 2016’da Şırnak’ta, 7 işçinin hayatını kaybettiği kazada madenin kaçak çalıştığı ortaya çıkmıştı. Bugüne gelindiğinde ise sigorta şirketleri yaptıkları denetimler sonucunda 832 madende çalışan işçileri zorunlu olarak sigortaladı.
TEMİNATLAR HEMEN ARTIRILMALI
Maden çalışanlarına yönelik sigorta uygulamasında bugün yaşanan en büyük sorun ise verilen teminatların yetersiz kalması. Zorunlu sigorta kapsamında maden işletmeleri her bir çalışanı için yıllık 700 lira prim ödeyerek, olası bir kazada vefat ve sakatlık risklerine karşı sigorta yaptırıyor. Sigorta şirketi de bu prim karşılığında kişi başına sakatlık ve vefat durumlarına karşı 150 bin lira teminat veriyor. Yani, maden kazasından dolayı hayatını kaybeden işçilerin ailelerine 150 bin lira, kaza nedeniyle sakat kalan işçinin kendisine yine 150 bin lira sigortadan tazminat ödeniyor.
Ancak bu teminatlar düzenlemenin uygulamaya girdiği 2015 yılında belirlenmiş teminatlar ve 9 yıldır aynı teminatlar uygulanıyor. Hem sigortacılar hem de işçi sendikaları, teminatların biran önce günün şartlarına uyarlanması gerektiğine belirterek, ileride Soma benzeri yaşanacak bir faciada 150 bin liralık teminat limitinin büyük sorun yaratacağını vurguluyor. Bu konuda da kişi başına teminatların 1 milyon liraya çıkartılması için çalışma yapıldığı ve önümüzdeki günlerde teminatların artırılacağı belirtiliyor.
ALTIN MADENLERİ KAPSAM DIŞI
Öte yandan, 2015 yılında uygulamaya giren maden sigortası; yer altı tüm madenler ile hem yer altı hem de yer üstü sadece kömür madenlerini kapsayacak şekilde düzenlendi. madenleri ise kapsam dışında tutuldu. Bu nedenle de Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold Madencilik şirketine ait Çöpler Madeni sigorta kapsamına girmiyor, dolayısıyla da sigortası bulunmuyor. Sigortacılar, Çöpler Madeni’nindeki faaliyetlerin birçok şirket tarafından yürütüldüğünü; bunların çalışanlar adına zorunlu sigorta dışında sigorta yaptırıp yaptırılmadığının henüz tespit edilemediğini söylüyor.
]]>FAALİYET SAATLERİ DEĞİŞTİ
Okulların dışında halen faaliyet göstermekte olan sosyal etkinlik merkezleri ve çeşitli kursların verildiği diğer kurumlarda, günlük çalışmalar saat 07.00 ile 23.00 saatleri arasında yapılıyor, zorunlu eğitim çağındaki öğrencilerin devam ettiği programlarda ise eğitimler 07.00-19.00 saatleri arasında gerçekleştirilebiliyordu. Yayımlanan son yönetmeliğe göre zorunlu eğitim çağındaki öğrencilerin devam ettiği programlarda eğitimler 21.00’ kadar sürebilecek. Diğer yandan bu kurumlarda Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerine aykırı, öğrencilerin psikososyal gelişimine katkı sağlamayan etkinlik ya da kutlamaların yapılamayacağı belirtildi.
SORUŞTURMA SÜRECİNDE KURUMLAR DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR
MEB’e bir başka kuruma dönüşmek, yani farklı bir alanda eğitim vermek için başvuru yapan özel öğretim kurumları ilgili kanun hükümlerini karşılaması durumunda gerekli izni alabiliyor. Ancak üzerinde soruşturma yürütülen kurumlara, soruşturma sonuçlanana kadar gerekli izinler verilmiyordu. Yayımlanan yönetmeliğe göre; soruşturması devam eden kurum soruşturmayı yürütenlerden alacağı ön raporla talep ettiği dönüşümü yapabilecek. Eğer ilgili kanun kapsamında belirtilen şartları taşımadığı tespit edilirse dönüşümü yapılan kurumun izinleri ve çalışma ruhsatı iptal edilecek.
YABANCI UYRUKLU ÖĞRETMENE ÖN İZİN
Yabancı uyruklu eğitim personeline ön izin belgesi düzenlenebilmesi için istenen denklik belgesinin temin işlemleri uzun sürebiliyor ve birtakım mağduriyetler yaşanabiliyordu. Bunun önlenmesi amacıyla yeni yönetmelikte, denklik belgesini ibraz edemeyen personelin en fazla iki yıl boyunca denklik için başvuru yaptığına dair belge ile ön izin işlemleri yapılabilecek.
BAKANLIĞIN ONAYLADIĞI KİTAPLAR ZORUNLU
Yönetmelik doğrultusunda özel öğretim kurum müdür ve müdür yardımcılarına verilen görev ve yetkilere yenileri eklendi. Buna göre, derslerde Bakanlık tarafından onaylanan ders kitaplarının okutulmasını sağlayacaklar. Ayrıca ilgili mevzuata uygun olarak kaynaştırma ya da bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarını takip ve koordine etmeleri ve eğitim personelini görevlendirmeleri gerekiyor.
ÖZEL MESLEK LİSELERİNE ÜCRET DÜZENLEMESİ
Organize sanayi bölgesinde açılan özel mesleki ve teknik Anadolu liselerinde eğitim ve öğretim desteği kapsamında olma şartı aranmadan öğrencilerden öğrenim ücreti alınmıyordu. Ancak yeni kararla sadece eğitim öğrenim desteği kapsamında olan öğrencilerden öğrenim ücreti alınmaması kararlaştırıldı. Yani organize sanayi bölgelerinde açılan meslek liselerinden teşvik kapsamında olmayan alanlara öğrenci kabul etmek isteyen kurumların bu öğrencilerden ücret alabilmeleri sağlandı.
KURUM AÇILIŞINDA DEĞİŞİKLİK
Özel öğretim kurumlarının açılışı, devri ve nakli gibi işlemlerde ibrazı zorunlu olan bina tapu senedi ile yapı kullanım izin belgesiyle ilgili de değişikliğe gidildi. Bu belgelerin temin edilmesine yönelik güçlük göz önüne alınarak bu işlemlerde ‘bina tapu senedi’ yerine ‘tapu senedi’ istenecek. Ayrıca yapı kullanım izninin aranmamasına yönelik düzenleme yapıldı. Kısmen veya tamamen Hazine ve özel bütçeli idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmazlar üzerinde özel öğretim kurumu açılmasına da imkan tanındı.
YERLEŞTİRME İŞLEMLERİ MERKEZİ OLARAK YAPILACAK
Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda ücretsiz okutmada öncelik sağlanan, harp veya vazife malulü sayılanların ilk ve orta öğretim çağındaki çocukları ile haklarında korunma, bakım veya barınma kararı verilen çocukların yerleştirme işlemleri yayınlanan yeni yönetmelikte değiştirildi. Buna göre artık işlemler merkezi olarak gerçekleştirilecek.
MİLLETLER ARASI OKULLARA ONAY ŞARTI
Özel öğretim kurumlarının açılmasına yönelik bir dizi değişikliği içeren yönetmeliğe göre, milletlerarası özel öğretim kurumları dışında kalan, Türk programı uygulayan yabancı okulların kullandıkları ders kitapları, haritalar ve diğer eğitim öğretim materyalleri için Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’ndan onay almaları gerekecek.
10 MİLYON BEYAZ YAKALIYA İŞ YOK
“Mavi yakalı, usta, operatör, kaynakçı türünde sıkıntı var. Sanayi odaları, ticaret odaları da bu sorunu dile getiriyor. Turizm sektörü de eleman sorunu yaşanıyor. Türkiye’nin ara eleman sorunu var. Ama bizdeki daha kritik. Deprem bölgesinde 600 bin konuta ihtiyaç olduğu söylenmişti. Ayrıca, başta İstanbul olmak üzere depreme hazırlanması gereken büyükşehirlerimiz var. İstanbul’da kentsel döşüm yapılmalı. Ancak bu inşaatları yapacak insan yok. Ara eleman yok. Eğitim politikamız gençleri üniversiteye yönlendiriyor. Bu yıl 3 milyon genç üniversite sınavına girdi. Düşük puan alanlar da üniversiteye yazıldı. Mevcut üniversite öğrencileriyle birlikte bu yıl 10 milyon öğrencimiz var. Bundan sonra 4 yıl hiçbir öğrenci üniversitelere alınmasa dahi 4 yıl sonra en az 10 milyon yeni üniversite mezunumuz olacak. Türkiye ekonomik yapısının 10 milyon beyaz yakalıya iş verecek imkânı yok. Üniversiteyi okuyan gençler masa başında yönetici olarak çalışmak istiyor. Eskiden işçi, usta, kalfa şeklinde bir eğitim vardı. Sanat okullarımız vardı. Üstün eğitim başarısı olanlar da üniversite okurdu. Diğer çocukların elleri işe daha erken değerdi. Ustalık öğrenirlerdi. Mavi yaka dediğimiz ara elaman olurlardı.”

Erdal Eren
ŞEFLERDEN ÇOK ALIYORLAR
Mavi yakalı bulmadaki sıkıntıdan dolayı ücretlerin borsa gibi çıktığını kaydeden Eren, “Bir operatörün maaşı 40 bin liradan 150 bin liraya kadar çıktı. Hergün değişiyor rakamlar. Mavi yakalılar şantiye şeflerinden daha çok alıyor. Bu da bir yönetme sıkıntısını da beraberinde getiriyor” diye konuştu.
UKRAYNA’DA 100 MİLYAR DOLARLIK İŞE TALİBİZ
Ukrayna’da savaştan önce 8 milyar dolarlık bir iş hacmi olduğunu belirten Eren, “Savaş devam ederken firmalarımız, Kiev’deki yıkılan köprüleri yeniden yaptık. Biz savaş sırasında da 1 milyar dolarlık iş yaptık. Savaş başladığında 8 milyar olan iş hacimiz bu sene itibariyle 9 milyar dolara çıktı. Şu an orada hala 2 firmamızın açık şantiyesi var. Bu durum Ukraynalılar tarafından taktirle karşılandı. Bilirsiniz ki Avrupalılar böyle kritik bölgelere kendi insanlarını göndermez. O nedenle de biz geçen seneden beri Ukrayna makamları ile doğrudan temas kurmaya başladık. Ukrayna’nın yeniden inşa görev gücünü oluşturduk. 31 Ocak’ta Ukrayna’nın Yeniden İnşası Forumu düzenledik. Foruma Ukrayna Toplumsal Kalkınma, Bölgeler ve Altyapı Bakanı Oleksandr Kubrakov da katıldı. Ukrayna’nın eski haline kavuşmasını sağlayacak işlerin tutarı 400 milyar dolar civarında gözüküyor. 400 miyar dolar yaklaşık 10 yıl sürecek bir iştir. Türkiye Müteahhitler Birliği üyeleri olarak alt yapı projelerine talip olmayı düşünüyoruz. Bunun rakamı da en az 100 -110 milyar dolar civarında görünüyor” diye konuştu.

RUSYA’YLA ŞU ANDA SORUN YOK
Rusya pazarının çok önemli olduğunu ve savaşa rağmen 2023 yılında 4.6 milyar dolarlık anlaşma imzalandığını kaydeden Eren şöyle devam etti: “Bizim firmalarımızın ödemeleri artık ruble olarak yapılıyor. Amerika tarafından son günlerde sıkıştırmalar yaşandı. Ama Cumhurbaşkanımızın devreye girdiği söylendi. Şu an bir yasak yok. Bu bizi çok zora sokmuştu. Sorun çözülmeseydi benim bir önerim vardı. Biz de Rusya’ya doğalgaz ödemesi yapıyoruz. Bizim alacaklarımızın karşılığında doğalgaz borcundan silinebilir. Bu doğrultuda da devletimiz bizim paramızı ödeyebilir diye düşünmüştüm.”
SUUDİ PAZARINDAN YILDA 10 MİLYAR DOLAR ALIRIZ
Suudi Arabistan’a 2030’a kadar 1.4 trilyon dolarlık inşaat yatırımı yapılacağını vurgulayan Eren şunları söyledi: “Yeni ilişkilerle birlikte Suudi Arabistan’dan yılda en az 10’ar milyar dolarlık iş almak ümidindeyiz. Doğu Avrupa’daki Avrupa Birliği üyesi ülkelerle önemli projeler yapıyoruz. 2023’te Romanya’da 3.6 milyar dolarlık alt yapı projesi yaptık. Romanya’da da büyük bir alt yapı yenileme hamlesi var. Orada da Avrupalı ülkelere iş aldırmıyoruz. Fiyat rekabetimizle ihaleleri biz kazanıyoruz. Aynı ivme ile Slovakya’dan iş almaya başladık. Polonyalı bakanlar oradaki projelerle ilgilenmemizi istiyor. Yılın son üç ayında, 2 milyar 750 milyon dolarlık sözleşme imzalandık. Şu an da imzalanmakta olan projelerimiz var. Biz dünyada imzaladığımız sözleşme miktarını 24.7 milyar dolardan 30’a çıkarma ümidindeyiz. 5 yıl içinde de dünyada yılda ortalama 50 milyar dolar iş alırız ümidimiz var.”
]]>“EKONOMİMİZİN ORTA VADELİ PROGRAM’DA ÖN GÖRDÜĞÜMÜZ 4.4 BÜYÜMEYE RAHATLIKLA ULAŞABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Ekonomideki bütün zorluklara rağmen milli birlik ve beraberliğini koruyarak milletin olumsuzlukların üstesinden geldiğini ve gelmeye devam ettiğini aktaran Yılmaz, “Cumhuriyetimizin 100. yılında ekonomimiz son 13 çeyrekte aralıksız büyümesini sürdürmüş, 2023 yılının ilk çeyreğinde yüzde 4, ikinci çeyreğinde yüzde 3,9, üçüncü çeyrekte ise yüzde 5,9 büyümüştür. İlk 9 aylık ortalama büyümemiz 4.7 seviyelerine ulaşmıştır. Bu son çeyrek verilerini de bu ay sonu itibarıyla göreceğiz inşallah. Ekonomimizin Orta Vadeli Program’da ön gördüğümüz 4.4 büyümeye rahatlıkla ulaşabileceğini düşünüyoruz. bazında da 1.1 trilyon rakam civarında bir ekonomik büyüklüğe ulaşacağız. IMF’nin yaptığı tahminlere göre nominal olarak 17. büyük ekonomi satın alma gücü paritesiyle 11. büyük ekonomi olarak geçen yılı kapatmış olacağız” ifadelerini kullandı.
“CARİ İŞLEMLER AÇIĞIMIZIN AZALMA EĞİLİMİNDE OLDUĞUNU VE ÜLKEMİZE DAHA ÇOK SERMAYE GİRİŞİ OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”
2002 yılında 36 milyar dolar olan ihracatın 7 kattan fazla artarak 2022 yılında 254 milyara ulaştığını ifade eden Yılmaz, “2023’te ise 256 milyar dolara ulaşarak tarihi bir seviyeye geldiğini görüyoruz. Dünyadaki sıkıntılara rağmen, temel ihraç pazarımız olan Avrupa’daki daralmalara rağmen, içeride yaşadığımız deprem afetine rağmen ihracatçılarımızın gerçekleştirdiği bu performansı gönülden tebrik ediyorum. Cari işlemler açığımızın azalma eğiliminde olduğunu ve ülkemize daha çok sermaye girişi olduğunu görüyoruz. Son 21 yılda gösterdiğimiz performans ortada. 2003 yılından bu yana ülkemize gelen doğrudan uluslararası yatırım toplamda 261,3 milyar doları bulmuştur. Bunu daha yukarı rakamlara ulaştırmak istiyoruz” diye konuştu.
2023 yılında Kırgızistan’ın milli gelirinin yüzde 27 artarak 12 milyar doları aştığını söyleyen Yılmaz, “İnşallah 2018-2040 yılları için Milli Kalkınma Stratejisi gerçekleşmesinde elimizden gelen tüm desteği sağlayacağız. Gerek Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında yürüttüğümüz çok taraflı iş birlikleri, gerek ikili ilişiklerimizin artan ivmesiyle Türkiye olarak üzerimize düşen katkıyı her platformda vermeye devam edeceğiz” dedi.
Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ticaret hacminin 1 milyar dolar seviyesine çıkartılmasının hedeflendiğini hatırlatan Yılmaz, söz konusu hedefin 2022 yılında aşıldığını ve 2023 yılı itibarıyla da yüzde 42 bir artış olduğunu kaydetti. Mevcut veriler ışığında Kırgızistan’daki Türk yatırımlarının 2 milyar dolara yaklaştığını söyleyen Yılmaz, “Ayrıca ülkemiz, Kırgızistan’a en çok yatırım yapan 5. ülke konumundadır. Kırgızistan’da yaklaşık 2 bin Türk sermayeli şirketimiz kayıtlıdır. Bunlardan hâlihazırda yaklaşık 350 şirket aktif faaliyet göstermektedir. Ülkemizde ise 269 adet Kırgızistan sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Müteahhitlik firmalarımız, Kırgızistan’da bugüne kadar 971 milyon dolar değerinde 93 proje üstlenmiştir. Firmalarımızın karşılıklı yatırım ve müteahhitlik ilişkilerinin gelişmesi, kalkınma ve istihdam hamlelerimize olumlu katkılar sunmaktadır. Buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki, iş insanlarımızdan Kırgızistan’da gerçekleştirilecek kalkınma projelerinde yer almak için kararlı adımlar bekliyoruz. Bizler siyasi alanda her türlü girişimde bulunurken, sizlerin de sahada Kırgızistan’ın gelişimine katkı sunacak her adımı cesaretle atmanızı bekliyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Genelgede, işletmelerdeki mesleki eğitim sürecine ilişkin, “2024 yılına mahsus olmak üzere şubat ve mart aylarında, sonraki yıllarda ise çalışma takvimi esas alınarak ağustos ayı sonuna kadar yapılacak ilgili tüm toplantılarda iş sağlığı ve güvenliği konuları gündeme alınacaktır” ifadesine yer verilerek, bu konudaki denetimlerin artırılması istendi. Yazıda ayrıca mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarındaki yönetici, öğretmen ve diğer tüm tarafların desteğiyle iş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalıkların artırılması ve bu konuda yapılacak çalışmalara yüksek hassasiyet gösterilmesi gerektiği de vurgulandı.
MÜFETTİŞLER DENETLEYECEK
Ayrıca, Mesleki Eğitim Kanunu’nun “denetleme ve ceza” hükümlerini düzenleyen madde doğrultusunda, işletmelerde verilen mesleki eğitim süreçleri; müfredata ve ilgili mevzuata uygunluk açısından oda veya birlik temsilcilerinin katılımıyla bakanlık müfettişleri veya eğitim müfettişlerince denetlenecek.
ACİL GÜNDEMLİ TOPLANTILARI
Bakanlık bu kararların yanında, “valilikler”, “il/ilçe milli eğitim müdürlükleri”, “mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları” ve “işletmeler” olmak üzere 4 kurum ve kuruluşun daha mesleki eğitimde iş sağlığı ve güvenliği alanlarında yapacağı işlemleri de madde madde belirledi. Bu kapsamda valiliklerce yapılacak işlemler şöyle olacak:
– İl istihdam ve mesleki eğitim kurulu, “iş sağlığı ve güvenliği acil gündemi” ile valinin başkanlığında ve ilgili tüm tarafların eksiksiz katılımıyla 2024 yılı Şubat ayı sonuna kadar toplanacak.
– İşletmelerin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümlerine göre iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alması ve valilikçe takibinin yapılması sağlanacak.
SEKTÖR TEMSİLCİLERİ DE TOPLANTILARA KATILACAK
– İşletmelerin, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin alınan tedbirlerle ilgili raporlarını, 2024 yılı Mart ayı sonuna kadar il istihdam ve mesleki eğitim kuruluna teslim etmesi, sonraki yıllarda ise bu işlemlerin ağustos ayı sonuna kadar tamamlaması gerekecek. Mesleki Eğitim Kanunu’nun 41’inci maddesi kapsamında, müfettişlerce yapılan denetim sonucu hazırlanan raporlar, valilikçe değerlendirilecek.
– Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında 2024 yılı mart ayında, sonraki yıllarda ise ağustos ayında yapılacak toplantılara, sektör ve işletme temsilcileri katılacak.
İŞLETMELERİN ŞARTLARI İYİLEŞTİRİLECEK
Milli eğitim müdürlüklerince yapılacak bazı işlemler ise şöyle:
– İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bünyesindeki komisyonların mesleki eğitim ve staj yapılması uygun gördüğü işletmeler, yükümlülüklerini ilgili kanunlara göre yerine getirmesi yönüyle bu ay içerisinde yeniden değerlendirilecek. Uygun görülmeyen işletmelerle ilgili olarak sözleşmelerin feshine ilişkin görüşler, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına bildirilecek.
– İşletmelerde mesleki eğitim ve staj yapılması uygun görülmeyen işletmelere şartlarını iyileştirmediği sürece öğrenci yerleştirilmeyecek.
– İl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde görevli iş sağlığı ile güvenliği uzmanlarınca atölye ve laboratuvar öğretmenlerine alanlarına özel risk değerlendirme eğitimi, mart sonuna kadar verilecek.
UYGUN OLMAYAN İŞLETMELERİN SÖZLEŞMELERİ FESHEDİLECEK
Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarınca yapılacak bazı işlemler şöyle:
– İl ve ilçe milli eğitim müdürlüğü işletme belirleme komisyonunca mesleki eğitim ve staj yapılması uygun görülmeyen işletmelerle sözleşmelerin feshine ilişkin iş ve işlemler yapılacak, işletmelere şartlarını iyileştirmediği sürece öğrenci yerleştirilmeyecek.
– Okulda oluşturulan işletme belirleme komisyonu kararına göre kapsama alınan işletmeler bu ay içerisinde yeniden değerlendirilecek.
– Okullarda yönetici, öğretmen ve personelin, iş sağlığı ve güvenliği farkındalık eğitimleri, daha önce alınıp alınmadığına bakılmadan bu ay içerisinde olacak.
– Bakanlık aldığı yeni kararla, öğretmen ve yöneticilerin yanı sıra öğrencilere de iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri getirdi. Bu kapsamda mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere tüm sınıf seviyelerinde bu ay içerisinde, diğer yıllarda ise her ders yılının başında en az 8 saat olmak üzere, “mesleki eğitimde iş sağlığı ve güvenliği” eğitimi verilecek.
İŞ KAZALARI ÖNLEMLERİ ALINACAK
İşletmelerce yapılacak bazı işlemler şöyle olacak:
– İşletmeler, ilgili kanun ve yönetmelik esaslarına göre, mesleki eğitim ve staj yapan öğrencilerin iş kazaları ve meslek hastalıklarından korunması, teşhis ve tedavileri için gerekli önlemleri alacak.
– Öğrencilere, koordinatör öğretmen gözetiminde eğitici personel ile usta öğreticilerin katılımıyla iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile iş yerine özgü tanıtım ve güvenlik eğitimleri verilecek.
– İşletmelerde mesleki eğitim ve staj çalışmasından sorumlu eğitici personel veya usta öğreticilerin öğrencinin eğitim aldığı aynı alanda ustalık/usta öğreticilik belgesine sahip olması gerekecek.
]]>
Emre ESER – Taylan Özgür DİL/ADIYAMAN
‘1954’E GERİ DÖNDÜK’
“Depremden önce Adıyaman kabuğunu kırmak üzere olan bir şehirdi. Ciddi problemlerinin çoğunu aşmıştı. Depremle birlikte 1954 yılına (Adıyaman’ın Malatya’dan ayrılıp il ilan edildiği yıl) geri döndük. Şehirde birçok kişi artık yeni binaların yapımında çalışıyor. Geçmişte işsizler için geçici süreyle iş olanağı sağlayan Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamında artık 10 bine yakın kişi istihdam ediliyor. Üretim için gerekli olan iş gücümüz maalesef bu alanlara kaydı. Şehirde ufak bir elektrik tesisat işinde bile usta bulmakta zor. Sanayi sitelerinde ise çırak bulmak bile imkânsız hale geldi. Bugün sanayide iş var ama işyerleri kapasitelerini arttıramıyor çünkü çalışacak personel bulamıyor.”

‘BÜYÜK TEŞVİKLERE İHTİYACIMIZ VAR’
Adıyaman’ın yeniden ayağa kalkması için devletin ciddi desteğinin şart olduğunu aksi halde şehrin 6 Şubat 2023 öncesine dönmesinin 20 yılı bulabileceğini söyleyen Torunoğlu, “Deprem sonrası sigorta primleri ertelendi, KOSGEB tarafından işletmelere 400 bin TL faizsiz kredi dağıtıldı. KGF ise değişken faizli kredi verdi ancak bu kredilerin faizi yüzde 13’lerden yüzde 50’lere kadar geldi. Yalnızca bu destekler kalkınmamız için yeterli olmayabilir. Asgari ücret, vergi muafiyeti gibi desteler verilebilir. Başka bir önemli ve değerli bir destek olarak Adıyaman süper teşvik bölgesi ilan edilebilir. Turizmde ise ciddi bir potansiyele sahibiz. Nemrut ve daha gibi birçok turistik bölgemiz var. Örneğin, 2025 yılı turizmde ‘Adıyaman’ yılı ilan edilebilir. Yani bizim şehrimizi, ekonomimizi, insanımızı yaşama yeniden bağlayacak büyük teşviklere ihtiyacımız var” diye konuştu.
ÇALIŞAN SAYISI YÜZDE 30 AZALDI
-Depremden önce Adıyaman’daki OSB’lerde 19 bine yakın çalışan bulunduğunu belirten Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Çelenk ise depremin birinci yılı itibarıyla çalışan sayısının yüzde 30 azalarak 13 bine kadar gerilediğini kaydetti. Bölgede 25 fabrikanın hasar aldığını, 15 fabrikanın yıkıldığını söyleyen Çelenk, “Şehrin sanayisindeki kaybı daha iyi anlamak açısından başka bir örneği şöyle verebilirim, depremden önce 230 milyon kilowattsaat olan elektrik harcamemız son 12 ayda 130 milyon kilowattsaat’e geriledi. Böyle gidersek 10 yıldan önce toparlanamayız. TYP’nin de etkisiyle çalışan bulmakta zorlanıyoruz. Devletimizden sabit faizli ve ucuz kredi istiyoruz. Devlet büyüklerimizin bizi yüksek faize mahkum etmemesini diliyoruz. Küçük, orta ve büyük işletmelerin yeniden çalışmaya başlaması, Adıyamanlıların yeniden hayata tutunması için bunlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

‘DÖNMEK İÇİN SEBEPLERİ OLMALI’
-Malatya Sanayi ve Ticaret Odası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, “Malatya ekonomisi depremde ciddi yara aldı. Aradan geçen sürede desteklerle bir kısmını telafi ettik. Ama barınma sorunu sanayinin de sosyal hayatın da toparlanmasını geciktiriyor. Maalesef yerel otoriteler bu süreci iyi yönetemedi. Yeni oluşturulacak ekiplerden umudumuz var. Malatya çok güçlü ve büyük bir şehir. Eski günlerimize dönmek zaman alacak. Ama bunu hızlandırmak hepimizin elinde. İşçi sorunu, vatandaşların kente geri dönüşü, kira ve barınma sorunu çözüldükçe Malatya da iyileşecektir. Öncelikle kentten giden vatandaşlarımızın aileleri ile buraya dönmesi gerekiyor. Devletten de bu dönüşü teşvik edecek desteklerin önceliklendirilmesini istiyoruz. Vatandaşların da buraya dönmesi için sebebi olmalı. Döndüklerinde hem burada zorluk çekmeyeceklerini hem de maddi açıdan avantajlı olacaklarını bilmeleri gerekiyor” diyor.
SANAYİCİ NE İSTİYOR
ÇALIŞAN NE TALEP EDİYOR
1999 sonrası yapılan düzenlemelerle adım adım iyileştirmeler olsa da, bu düzenlemeler çoğu zaman kâğıt üzerinde kaldı. Mevzuata uymayanlar ve hatalara göz yumanlar telafisi imkânsız sonuçlara neden oldu. 6 Şubat’ta tüm Türkiye’yi yasa boğan büyük acı ihmaller zincirinin sonucuydu…
DÖNÜŞÜM NASIL BAŞLADI
Oysa 2012 yılında çıkarılan kentsel dönüşüm yasası ile inşaat sektörünün kötü geçmişi temize çekilecek, tüm riskli binalar bir bir yenilenecekti. Ancak süreç sağlıklı başlamadı ve bu nedenle de istenilen sonucu vermedi.
Elbette yapılan çok başarılı örnek projeler oldu. Özellikle kamu eliyle yapılan birçok dönüşüm projesiyle binlerce hane sağlıklı evlere kavuştu. Ama dönüşüme bakış açısı ‘5 katı yıkıp 10 kat yapalım’ olunca kaybeden şehirler oldu. Özel sektör doğası gereği kâr aradı, dönüşüme riskli yerden değil rantı yüksek yerden başladı. Vatandaşın beklentisi yükseldi, bir evine iki istedi, pazarlıklar yıllar aldı. Mali ve teknik gücü yetersiz şirketler ‘Dönüşümde ben de varım’ dedi ama inşaatları yarım bıraktı. Yeni ev hayali kuranlar elindekinden de oldu…
SON BİR YILDA NELER DEĞİŞTİ
Alınan derslerle yıllar içinde vatandaşı koruyan, sektörü disipline eden birçok düzenleme hayata geçti. Gelin, birlikte son bir yıldır atılan adımlara ve ihtiyaçlara bakalım…
MÜHENDİSLERE TECRÜBE ŞARTI GELDİ
– Deprem sonrası ‘yetkin mühendislik’ kavramı sıkça gündeme geldi. Yeni mezun bir mühendisin istediği büyüklükte bir projede yer alması eleştirildi. Mayıs 2023’te ‘Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ güncellendi ve mühendislerin mesleki tecrübesine göre iş almasının önü açıldı. Bir diğer ciddi sorun da kiralık diplomalar oldu. Hürriyet yazarı Sedat Ergin ve Ekonomi Müdürü Sefer Levent, ‘pasif mühendis skandalını’ köşelerinde sıkça ele aldı. Mühendisliğin sadece kâğıt üzerinde olduğu, onlarca yapı denetim firmasının mühendisi değil ‘diplomayı’ çalıştırdığı kamuoyu ile paylaşıldı.
– Hem yetkin mühendislik hem de pasif mühendislik sorununu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç’e sordum. Cevabını aynen aktarıyorum: “Maalesef her iki sorunu da çözemedik. Yapılan yönetmelik değişikliği mühendisin görev yılına göre iş alması ile ilgili. Bu yetkin mühendislik anlamına gelmez. Bilgi ve deneyimin ispatlanması gerekir. Bu da dünyada sınav, puan ve zorunlu eğitim sistemi ile sağlanır.
– Diploma kiralama sorununu ise birkaç kuralla değiştirmek zor. Bu bir kültür ve bu kültürün yerleşmesi için cezai yaptırımları artması, işini iyi yapanlar için iyi imkânlarla ödüllendirme sağlanması gerekir. Ülkemizde inşaat kültürünün gelişmesi için radikal önlemler alınmalı. Bir yapı, sahibi kim olursa olsun kamusal bir varlıktır. Bu nedenle kâr-zarar hesabı ile değil, güvenliği önceleyen yaklaşımla projelendirilmeli ve denetlenmeli. Yapı denetim şirketleri, kâr-zarar hesabı yapan işletmeler olmaktan çıkarılmalı. Bugün bu şirketlerin en büyük gideri mühendis maaşı ve bu alanda tasarrufa gidiliyor. Denetim hizmetlerinin şirketleşmeye açılması bataklığa yol açtı ve bu sistem değişmeli.”

YENİ DÖNÜŞÜM YASASI HAZIRLANDI
Depremin üzerinden geçen bir yılda atılan en radikal adımlardan biri yeni dönüşüm yasası oldu. Teknik detayları bir yana bırakırsak yapılan en temel değişimler şunlar:
Geçmişte dönüşüm yapılması için arsa payının 2/3 çoğunluğu gerekiyordu, şimdi yüzde 50+1 yeterli olacak. Yani çoğunluk evet derse bina dönüşecek.
Riskli kararı ve yıkım için evlere tek tek tebligat gitmeyecek, E-Devlet ve muhtarlıklarla bildirilecek. Böylece zaman kaybı önlenecek.
Kimse risk tespiti ya da yıkım için ‘kapımı açmıyorum’ diyemeyecek, zorla girilecek.
Yeni yerleşim yerleri dışında mevcutta yerleşim olan alanlar da rezerv alan ilan edilecek.
Dar gelirli evini dönüştüremiyorsa kamu maliyeti ödeyecek, eve ortak olacak. Ev sahibi ve eşi ömür boyu evde kira ödemeden kalacak, borcunu öderse tapusunu alacak. Ancak bu yeni model birçok soru işaretine yol açtığı için vatandaşa tüm yönleriyle anlatılması, mülkiyet hakkının korunması şart.
KAMPANYALAR DEVREYE GİRDİ
6 Şubat’ta büyük yıkıma uğrayan illerde kamu eliyle konutlar yapılırken, bir de evini kendi dönüştürmek isteyenler için ‘Yerinde Dönüşüm’ kampanyası başlatıldı. Konutlar içinde 750 bin lira kredi, 750 bin lira hibe, ahırlı köy evleri içinde 1 milyon lira kredi 750 bin lira hibe, işyeri için de 400 bin lira kredi, 400 bin lira hibe verildiği açıklandı. Krediler 2 yıl ödemesiz ve 10 yıl faizsiz olacak şekilde planlandı. Sonrasında İstanbul özelinde ‘Yarısı Bizden’ dönüşüm kampanyası açıklandı. Buna göre de; 100 bin lirası kira desteği, 800 bin lirası hibe, 700 bin lirası uygun şartlarda kredi şeklinde her ev için 1.5 milyon lira destek sağlanacağı belirtildi. Kredilerin ödenmesinin evler tamamlandıktan sonra başlayacağı, ilk yıl faizsiz olacağı ve kalan yıllarda kredi maliyet oranının TÜFE’nin yarısı kadar olacağı açıklandı.
Her iki kampanyada da hibeler ve faizsiz ödeme imkânları dönüşümü desteklemesi açısından çok kıymetli. Bununla birlikte vatandaş cephesinde sorunlar şöyle: artan inşaat maliyetleri nedeniyle verilen destek tutarları kimi bölgelerde yeterli olmuyor, inşaatı kamu kurumunun değil özel sektörün yapması doğru firma nasıl bulunur endişesi yaratıyor, dönüşüm için yüzde 50+1 anlaşma yeterken İstanbul kampanyası için yüzde 100 uzlaşı istenmesi vatandaşı zorluyor ve Yarısı Bizden kampanyasının İstanbul dışındaki illerde de yapılması bekleniyor.

KİRA VE KREDİ DESTEKLERİ ARTTI
Evi dönüşüme giren vatandaşa verilen faiz destekli dönüşüm kredisi ve kira desteğinde son bir yılda iyileştirmeler yapıldı.
İstanbul’da aylık kira desteği 5 bin 500 liraya, Ankara, Antalya, Bursa ve İzmir’de 4 bin 500 liraya yükseldi. Diğer illerde de yeni yılda 3 bin ila 3 bin 750 lira seviyesine çıkarıldı. Destek miktarının artması olumlu bir adım olsa da; bugün gelinen noktada rakamlar oldukça düşük. İstanbul’da aylık ortalama kira bedeli 17 bin lirayı aşmışken, 5 bin 500 lira destek dar ve orta gelirli haneleri zorluyor. Bu nedenle kira desteğinin artması ya da vatandaşa ‘geçici kiralık konut’ imkânı sunulması bekleniyor.
Gelelim kredilere… Bu kapsamda konut yapım ve konut edinme için 1 milyon 250 bin lira, işyeri yapım için 800 bin lira, işyeri edinme için 350 bin lira, güçlendirme için 320 bin lira kredi imkânı sağlanıyor. Devlet destekli dönüşüm kredisinde şu an güncel faiz oranı yüzde 3.89 seviyesinde. Kamunun yüzde 0.70 desteği ile oran standart konutta yüzde 3.19’a düşüyor. Ne var ki yüksek faizler bu desteğin kullanımını imkânsız hale getiriyor. Bu nedenle bu alanda iyileştirme bekleniyor. Öte yandan yasa gereği kira ve kredi destekleri de aynı zamanda kullanılamıyor, birinin seçilmesi gerekiyor. Beklenti iki desteğin birlikte sunulması.
Özetle; Madem Türkiye deprem ülkesi, madem ki yeni felaketler kapıda binalarımızı depreme hazırlamak, yenilerini kuralına uygun yapmak zorundayız. İlgili bakanlıklar, yerel yönetimler, vatandaş ve hatta özel sektör topyekûn seferberliğin parçası olmalı. 6 Şubat sonrası nasıl tüm ülke acıda tek yürek olduysak, işte bugün de aynı acılar yaşanmasın diye birlikte işe koyulmalıyız. Beklenecek zaman yok…
]]>135 YENİ BAŞKAN SEÇİLDİ
DEİK’te 151 iş konseyi bulunduğunu ve geçtiğimiz haftalarda bu konseylerin yönetim kadrolarının seçildiğini belirten Nail Olpak, “Bu yıl yeni kriterler getirdik. 16 iş konseyinde başkan seçilmedi. 70 konseyde de başkan değişti. Toplam 135 konseyde yeni dönem başkan ve yürütme kurulu üyeleri seçildi” dedi.
İş konseyi başkanlarından kesinlikle ilgili ülkeyle ithalat, ihracat, yatırım gibi ispat edilebilen ilişkiler beklediklerini aksi takdirde yeniden başkan adayı olmama şartı getirdiklerini vurgulayan Olpak, yeni yönetimlerle bir kamp düzenlediklerini ve yeni yol haritasının paylaşıldığını ifade etti.
“2024 için yol haritamız hazır” diyen Olpak, bu haritanın ana arterlerini şöyle açıkladı…
İSRAİL SÜRECİ TAKİP EDİLİYOR
“Rotamızda daha fazla ticaret, radarımızda yeni ticaret koridorları ve ajandamızda ise ülke ve bölge bazlı spesifik hedeflerimiz var.
COVID-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünya büyük bir değişime girdi. Elbette şu an İsrail ile Filistin arasındaki süreç de yüreğimizi yakıyor. Ama önemli olan bundan sonrası için dünyanın İsrail’e karşı nasıl bir tutum
ve duruş sergileyeceği. Bunu iyi takip etmek lazım.
YEŞİL DÖNÜŞÜM MÜ BARİYER Mİ?
Avrupa Birliği özelinde takip ettiğimiz en önemli konu AB Yeşil Mutabakatı ile Sınırda Karbon Düzenlemesi. Dolayısıyla gündemimiz yeşil dönüşüm ve yeşil ekonomi. Yeşil dönüşüm mü yoksa yeşil bariyer mi? Bu da önemli. Esasında karşımızda yeni bir yeşil ekonomi tarifi var: Buna uymayanlar, sürece adapte olamayanlar yeşil bariyerle karşı karşıya kalacaklar. Bu yeni sürece hazırlanmamız lazım. Bunun yanında dijital ekonomiyi konuşmalıyız. Dijital Teknolojiler İş Konseyi’mizde sağlıktan fintech’e
kadar 10 ayrı disiplinde çalışan komitelerimiz var.
ÜLKE VE EYALET BAZLI ÇALIŞMA İSTİYORUZ
2024-2025 dönemi içinde DEİK olarak iş konseylerimizden bölge ve hedef bazlı çalışmalarını istiyoruz. Örneğin Amerika’yı iki ayrı direktörlüğe böldük. Latin Amerika ve Karayipler için ayrı bir direktörlük kurduk. ABD özelinde DEİK olarak sekiz eyalet komitemiz ile her eyalette 1 milyar dolarlık ticaret hedefimiz var. 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi için 50 eyaletin olduğu dev bir ülke olan ABD’de eyalet bazında çalışacağız.
Cari açığımızı en fazla hangi bölgelerde veriyorsak, DEİK olarak bu açığı kapatmak üzere oraya ağırlık veren bir ticari diplomasi yaklaşımı içinde olacağız.
ORTADOĞU ROTASI
Önümüzdeki dönemde Ortadoğu ve Körfez rotası odağımızda olacak. BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) özelinde enerji alanında yeniden Türkiye’ye ilgi var ve yeşil projelerle ilgileniyorlar. Yatırım için Türkiye’ye gelmek istiyorlar. Sudi Arabistan, Türk iş dünyasını Saudi 2030 vizyonu için davet ediyor. En büyük problemleri de iş yapacak firma bulamıyorlar. Ekiden orada iş yapmak için Suudlu ortağınız olması gerekiyordu ama artık böyle bir engel yok.”
TRANSİT AVANTAJINI KULLANALIM
-Transit avantajları kullanmak önemli. Özellikle bizim ülkemize uğramayan transit ticaretten söz ediyorum. Özellikle ticaretinde sık kullanılan bu ticarette trilyon dolarlardan söz ediyoruz. İsviçre, Hollanda, Singapur ve Dubai buna iyi örnek ülkeler olarak başı çekiyor. Peki bu nasıl oluyor? Mesela Hollanda diyor ki; gel şirketinin benim ülkemde kur, ben de sana vergi avantajı sunayım. Biz de farklı ülkelerin birbirleriyle olan ticaretinin bölgedeki merkez ofislerine Türkiye olarak ev sahipliği yapmalıyız.”
MÜŞAVİRLİK FİRMALARI SATIN ALALIM
-Müteahhitlerimiz, yurtdışından iş alırken yanlarında müşavirlerimiz oluyor. Her şeyi müşavirlik firmaları dizayn ediyor. Ticaret Bakanlığımız da onları destekliyor. Buna ilaveten özel bir teşvik mekanizması daha oluşturup, müteahhitlik firmalarının dünyada önde gelen bazı müşavirlik firmalarını satın almalarını da sağlamalıyız. Dünya boyutunda dev projelerin kapısını aralarız.”
]]>Bu arada Brunei demişken tam 10 gün süren o düğünün kahramanları Prens Abdul Mateen ile artık prenses unvanını taşıyan karısı Anisha Rosnah’ın da bu gösterişli törenin konukları arasında yer aldığını hatırlatalım.

ASYA’NIN EN ZENGİN İŞ İNSANLARINDAN BİRİ
Babasından devraldığı işini büyük bir başarıyla sürdüren ve Asya’nın en zengin beş iş insanından biri olarak tanınan 38 yaşındaki Aiyawatt Srivaddhanaprabha’nın düğününde ünlü şarkıcı Ellie Goulding de sahneye çıktı.
Goulding How Long Will I Love You, Love Me Like You Do, gibi şarkılarını hayatlarının en mutlu gününü yaşayan yeni evliler için seslendirdi.

GELİN DE VARLIKLI BİR AİLEDEN
Genç iş insanının hayatını birleştirdiği Nuntisa Tunyongvej de varlıklı bir ailenin kızı olarak büyüdü. Genç kızın babası, okul üniformaları üreten Topson adlı şirketin kurucusu ve sahibi.
Aynı zamanda bir sosyal medya fenomeni olan Nuntisa, moda alanında faaliyet gösteriyor. Genç kız Raffles Uluslararası Kolej’de pazarlama eğitimi aldı.
Geçen hafta gösterişli bir törenle evlenen ikili, yedi yıldır birlikteydi. Aiyawatt, geçen yılın ocak ayında, sahibi olduğu Leicester Futbol Kulübü’nün stadyumunda sevgilisine evlenme teklif etmişti.

FUTBOL SAHASINDA EVLİLİK TEKLİFİ
Doğrusu o teklif de genç kıza verdiği nişan yüzüğü de son derece gösterişliydi. Aiyawatt, stadyumun dört bir yanını donattığı çeşit çeşit çiçekler arasında sevgilisi Nuntisa’nın önünde diz çökerek ona evlenme teklif etti.
Bu arada stadyumun tribünlerinde de “Benimle evlenir misin?” yazısı belirdi. Genç kız sevgilisinin bu teklifine “evet” dedikten sonra da stadyumun dört bir yanına yerleştirilen havai fişekler karanlık ortalı bir anda aydınlattı.

İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE ZENGİN SEVGİLİSİNİN YANINDAYDI
Aiyawatt. sevgilisinin parmağına iri taşıyla dikkat çeken elmas bir yüzük taktı.
Nuntisa, o evlilik teklifine kadar da hep Aiyawatt’ın yanında yer aldı.
Hem iyi gününde hem de kötü gününde. Babası Vichai’yi kaybettiği zaman da ona destek oldu, sahibi olduğu Leicester Futbol Kulübü şampiyonluğu garantilediğinde de.
Bangkok Üniversitesi’nde iş yönetimi eğitimi alan damat Aiyawatt; daha sonra da İngiltere’de doktora yaptı.
Babasını 2018 yılında bir helikopter kazasında kaybeden Aiyawatt, onun kurduğu işin bütün sorumluluğunu üzerine aldı. O zamandan bu yana da King Power Grouq adlı şirketin CEO’su olarak çalışıyor. .

BÜTÜN AYRINTILAR GÖSTERİŞLİYDİ
Aiyawatt ile Nuntisa’nın düğününe gelirsek… Hem seçtikleri mekan, hem katılanlar, hem de yaratılan atmosfer açısından son derece gösterişli bir tören oldu düğün.
Konuklar arasında bu ayın başında günlerce süren bir törenle evlenen Brunei Prensi Abdul Mateen ile karısı Anismha Rosnah da vardı.

DURMADAN GELİNLİK DEĞİŞTİRDİ
Tabii ki düğünün yıldızı gelin Nuntisa oldu. Genç gelin gece boyunca türlü türlü gelinlikler giydi. Nikah kıyılırken bir tane, dans ederken başka bir tane, konuklarla fotoğraf çektirirken de başka bir gelinlik giydi.
Yeni evli çiftin düğününün ana teması Voyage og Love (Aşkın Yolculuğu) olarak belirlenmişti.

SALONA DEV EKRAN KURULDU
düğün sırasında çiftin daha önce çekilen görüntüleri de o anda salonda bulundukları sırada yaptıkları da duvara kurulan dev ekran aracılığıyla konuklara gösterildi.
Bu arada düğünün Tayland’da gerçekleştiğini de hatırlatalım.

YENİ EVLİLER DE TÖRENDEYDİ
Bu ayın başında 10 gün süren bir törenle evlenen Brunei Prensi Abdul Mateen ve Anisha Rosnah da törenin konukları arasındaydı.
Kendi düğününde de her gün başka bir kıyafet giyen Anisha, bu düğünde şıklığıyla dikkat çekti.
Genç kadının giydiği lacivert elbise bundan birkaç yıl önce Kate Middleton’ın James Bond filminin galasında giydiği pırıltılı elbiseye benzetildi.

Anisha Roshan’nın giydiği lacivert kıyafet, Kate Middleton’ın 2021 yılında James Bond No Time To Die filminin Londra galasında giydiğine benzetildi. Zaten her iki elbise de aynı modacının imzasını taşıyor.
]]>‘İnsan Kaynakları Uygulamalarında Yapay Zekâ Dönüşümü’ başlıklı bir webinar düzenleyen Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN), yapay zekânın insan kaynağı yönetimi üzerindeki etkisini ele aldı. Webinarda, insan kaynakları departmanları üzerindeki maliyet baskısının arttığı, İK’cılar için bütçelerin daraldığı belirtildi ve bunun da deneyime değer katacak teknolojileri ön plana çıkaracağı vurgulandı.
BÜTÇE DARALDIKÇA YAPAY ZEKA ÖNE ÇIKTI
PERYÖN Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Mercedes-Benz Türk İnsan Kaynakları Direktörü Betül Çorbacıoğlu’nun moderatörlüğünde düzenlen webinarda konuşan Compport Kurucu Ortağı ve COO’su Senem Birim, “Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da çalışan deneyimi en kritik gündemlerden biri” dedi.
“Çünkü şirketler yeteneklerini elde tutmanın ve daha iyi iş sonuçları üretmenin ‘deneyimi iyileştirmekten’ geçtiğinin farkındalar; fakat bu yıl insan kaynakları departmanları üzerindeki maliyet baskısı artıyor ve işler biraz daha zorlaşıyor” diyen Birim, “Dolayısıyla İK’cılar şu an teknoloji ile çalışan deneyimini öteye taşımaya odaklanıyor. Bütçelerin daraldığı bu dönemde deneyime değer katacak teknolojilerin ön plana çıkacağını söyleyebiliriz” dedi.
İŞLERİN YÜZDE 80’İ ETKİLENECEK
Webinarda konuşan Mercer Türkiye ve Doğu Akdeniz CEO’su Dinçer Güleyin ise, 2027 sonu itibarıyla operasyonel görevlerin robotik süreçlerle yönetilebileceğini anlattı.
“Şirketlerin yüzde 37’si yapay zekâyı kullanıyor ancak kabiliyetlerinden çok az faydalanıyorlar” diyen Güleyin, “Yapay zekayı kullanan şirketlerin yüzde 72’si yapay zekanın işlerini kolaylaştıracağını söylüyor. Bizim araştırmalarımızdan çıkan sonuç şu: Mevcut işlerin yüzde 80’i üretken yapay zekadan etkilenecek. Mevcut işlerin yüzde 19’u kapsamındaki görevlerin en az yüzde 50’si yapay zekâdan etkilenecek” dedi.
YÜZDE 76’SI ENDİŞELİ
Ancak Compport’tan Senem Birim ise, insan kaynakları liderlerinin yüzde 76’sının yapay zekâ teknolojilerini organizasyonlarına uyarlamazlarsa 12 ila 24 ay arasında organizasyonlarının negatif etkileneceğini, geriye düşeceklerini düşündüklerini söylüyor:
“An itibarıyla işe alım, eğitim-gelişim ve çalışan destek programları gibi uygulamalarda yapay zekâ hızla kullanılmaya başlandı. Performans ve ücret yönetimi gibi kategorilerde de önümüzdeki 3-6 ay içerisinde heyecan verici yenilikleri göreceğiz.”

EN BÜYÜK SIKINTI BECERİ AÇIĞI
HALİHAZIRDA insan kaynakları liderlerinin ve kuruluşların en büyük sıkıntılarının ‘beceri açığı’ olduğu belirtiliyor.
Zamanla bu açığın daha da artmasının beklendiğini kaydeden Compport’un Kurucu Ortağı ve COO’su Senem Birim, “Bu nedenle organizasyonlar beceri odaklı yapılanmaya doğru gidiyor ve bunu destekleyecek teknolojilere ihtiyaç duyuyorlar. Bu dönüşümün başını ise teknoloji şirketleri çekiyor” dedi.
Birim aynı zamanda, ülkelerin ve şirketlerin insan-makine ilişkisi yönetişim planlarını tasarlaması gerektiğini de vurguladı. “Çok titiz bir şekilde insan-makine ilişkisinin düzenlenmesi ve liderlerin, çalışanların akıllarındaki belirsizliklerin ivedi şekilde netleştirilmesi lazım” diyen Birim, şöyle devam etti:
“İK profesyonelleri önce kendilerini daha sonra organizasyonlarını ve çalışanlarının beceri ve kabiliyetlerini hazır hale getirmeli. İK teknoloji hukuk ve uyum ekiplerinin bu dönemde eş güdüm içerisinde çalışması hazırlık sürecini hızlandıracaktır. Bu sayede bizler de yapay zekâyla ilgili süreçleri hayatlarımıza daha çok dahil edebilmeye başlayacağız.”
]]>5-10 HAYVANLA BU İŞ OLMAZ
Uzun süredir üzerine çalıştığımız, bazı bölümlerini de uygulamaya başladığımız, 2028’e kadar uygulanacak hayvancılık yol haritamız artık hazır. Burada temel amacımız et üretimini daha verimli, sürdürülebilir ve kaliteli hale getirmek. Ayrıca hayvan hastalıklarını azaltacağız. Üreticiyi kırılgan yapıdan kurtarıp aile işletmelerini yapısal olarak güçlendirmeyi hedefliyoruz. Yani sadece 5-10 hayvan ile bu iş olmaz. Onların da hacmi büyüyecek. Bu desteklerle olacak. Aile işletmeleri daha fazla hayvanla daha verimli üretim yapacak.
DEVLET GETİRECEK, 4 AY SATIŞ YASAK OLACAK
Hayvan ithalatı iç piyasadaki dengeleri bozuyor. Bizim kendi üreticimizi de korumamız lazım. Ama iç piyasada da bazen ithalat ihtiyacı oluşuyor. Bunu özel sektörün kendi güdümüne bıraktığınız zaman hem arz sorunu hem fiyat sorunu yaşıyorsunuz. Özel sektör ithal ettiği hayvanı bazen kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor, fiyat oluşumu bekliyor. Hayvan ithalatında yasakları genişletiyoruz. Burada artık yeni bir sisteme geçiyoruz. Bundan sonra ihtiyaç gördüğümüz kadar hayvanı Et Süt Kurumu hiç aracı kullanmadan getirecek. Yani artık hayvan ithalatında özel sektör olmayacak. Hem büyük üreticilerin hem de küçük üreticilerin talepleri toplanacak, değerlendirilecek. Eğer biz uygun görürsek özel ve verimli hayvanları ithal edeceğiz. Ayrıca 4 ay boyunca satılamayacak. Böyle al-sat yaparak fiyat yükseltilemeyecek.

KENDİMİZ SEÇECEĞİZ
ESK gidip hayvanları kendi görüp seçecek. İthal edilen hayvanlar bizim garantimizde olacak. 21 gün boyunca Türkiye’ye getirdiğim zaman bunları size verdiğimde bu hastalıklarla ilgili bir şey çıkarsa sorumlusu da benim. Tabi üretici gidip şaplı hayvanın yanına koyarsa onun hatası olur. Aşıları ve bakımları yapılacak öyle verilecek. Şartları biz belirleyeceğiz. Ette ve sütte verimi yukarı çekeceğiz. Verimsiz hayvanları eleyeceğiz. Asla yerli üreticiyi zora sokan fiyatlar olmayacak. Bunları yaparken büyük ithalatlardan da bahsetmiyoruz. Yerli üreticiye destek olacak, kaliteyi arttıracak az miktarda ithalat olacak. En önemli hedefimiz nihayetinde bu ithalatı sonuçlandırmak, bitirmek olacak. Bir daha ithalat olmasın. Türkiye kendi besi materyalini üretsin. Kendi besi materyalini alsın, besicileri beslesin. Sonra da tüketiciye makul fiyattan et gelsin.
GENÇ ÇİFTÇİYE ÇARPAN DESTEĞİ
Bir genç çiftçi sorunumuz var. Biz genç çiftçilerin hem tarımsal üretimin hem de hayvansal üretimin içinde olmasını istiyoruz. Genç, kadın ve aile işletmelerine yönelik çarpanı olan bir destek sistemimiz var artık. Bu destekler üretimin başında bir motivasyon sağlayacak. Şöyle düşünün: Temel destek büyükbaş hayvancılık için diyelim ki “1000 lira”. Onu cebine koydu. Diyelim ki genç bu üretici. O zaman çarpanı 1,5 olacak. Yani 1,5 katını alacak. Kadınsa 0,50 daha çarpan eklenecek. Bunlar toplaya toplaya gidecek.
Bir işletme örneğin ari işletme olmak istedi. Onun çarpanı da 5 olsun diyelim 5 çarpı bin, 5 bin. Baktığımız zaman hangi kriteri karşılıyorsa o kriterin karşılığı olan desteği alacak. Gençlerden, kadınlardan ve ailelerden işletmelerini verimsiz halden verimli hale getirmelerini bekliyoruz bu desteklerle. Eğer bir bölgede yeterli işletme varsa ve yeni işletmeler dengeyi bozacaksa o bölge için destek vereyeceğiz.
KÜÇÜK ÜRETİCİ BÜYÜKLERİN KURBANI OLUYORDU
Sıkça yapılan hayvan ithalatı uygulamaları yüksek girdi maliyetleri ve işletme problemleri yüzünden yerli üreticinin güç kaybetmesine neden oluyordu. Aynı zamanda piyasadaki arz dalgalanmalarına ve fiyat problemlerine de çare olamayan ithalat, uzun vadede yerli besicinin güçlenmesi yerine kısa vadede ihtiyaçların kısmen giderilmesi dolayısıyla eleştiriliyordu. Bu konuda en çok vurgulanan nokta ithalat programlarının yerli üreticiyi besilicikten daha da uzaklaştırdığı idi.

SÜREÇ NASIL İŞLEDİ
Sektör kaynaklarının verdiği bilgiye göre besici bakanlığa başvuruyor, izin aldıktan sonra hayvanı kendi getiriyor. Bunu da ağırlıklı olarak Güney Amerika ülkelerinden yapıyordu. Hayvan bu ülkelerden gemi ile gelmek zorunda. Küçük besiciler ise bu noktada hayvanları gemiyle getiren büyük besicilere angaje olmak zorundaydı. 100 hayvan ithal edecek besici 3 bin ithal edecek besicinin gemisiyle hayvanı getiriyordu. Bu sayede büyük üretici besiciliğin yanında canlı hayvan ticaretine de girdi.
En önemli husus ise yerli üretici faktörü. Örneğin yerli üretici bir hayvanı 100 liraya mal ediyor. İthalat yapan ise bunu 70-80 liraya mal ediyor. İkisi de piyasaya aynı fiyattan satıyor. Durum böyle olunca ithal eden yerli üreticiye göre daha çok kazanıyor. Nihayetinde az kâr eden yerli üreticinin üretimi bırakma riski var. Yerli üretici azalırsa ithalat da artar.
Sistem böyle devam edemeyeceği için ESK hayvanları kendi getirip, büyük ve küçük bütün üreticilere direkt kendisi verecek. Böylece yerli üreticiyi ve küçük aile işletmelerini korumuş olacak, ithalat zamanla azalacak.
SAYISIZ DESTEK VAR AMA İŞE YARAMIYOR
Yeni desteklerde her bir kriterin karşılığı olacağını söyleyen Bakan İbrahim Yumaklı, “100’ün üstünde destekleme var ama bunların yönlendirici etkisi yok. Belki zamanında varmış ama şimdi yok. Biz hem bitkisel üretimi hem hayvansal üretimi yapanlar için sürdürülebilir kılmayı hedefliyoruz. “Evet ben bu işi yapmaya devam edeceğim” diyecek. Verimlilik bir diğer hedefimiz. Eğer bir buğday ekiyorsa dönümden 280 kilo değil de çok daha fazlasını almayı hedefleyecek. Hayvansal üretimde 24 kilogram süt değil de çok daha fazla sütü almayı hedefleyecek. Sonra o ürettiği ürünü kaliteli olarak üretecek bir üretim yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Buradaki amacımız üretimimizi artırmak. İçerideki ihtiyacı karşılamanın yanı sıra yurt dışına da bunların ihracatı kolaylıkla gerçekleşmiş olacak” dedi.
GELECEĞE YÖNELİK ZAM PROBLEM YARATIYOR
GIDA etiketleri konusunda Ticaret Bakanlığı ile ortak çalıştıklarını ifade eden Bakan Yumaklı, şöyle devam etti: “Maliyetin üzerine makul kâra hiç kimse bir şey söylemiyor. Önemli olan maliyeti doğru hesapla, üzerine makul kâr koymak. Ancak şunu bizim kabul etmemiz lazım. Gelecekte olacağını varsaydığın ya da sen paşa gönlün öyle istediği için “yüzde yirmi de ben şu payını koyuyorum” deyip o fiyattan insanlara sattığın andan itibaren başka bir problem oluşuyor. Bunları yakaladığımız anda gerekeni yapıyoruz. İster bizim tarafımızda olsun, ister Ticaret Bakanlığı tarafında olsun. Bu konuda denetimlerimizi sıklaştırdık. Demek ki cezalar onlar için az” değerlendirmesinde bulundu.
ZEYTİNYAĞINDA RAKİPLERİMİZE ÇALIŞTIK
Son günlerin en fazla tartışılan konularından olan zeytinyağı ile ilgili soruları da yanıtlayan Bakan İbrahim Yumaklı, “Arz Güvenliği Dairesi’ndeki arkadaşlarımız bir gün “Biz Türkiye’den çok yoğun bir şekilde dökme zeytinyağı çıkışı tespit ettik. İspanya ve İtalya’da çok ciddi rekolte düşüşleri var” dediler. Araştırmalara devam ettiler ve gördük ki hastalıktan ve kuraklıktan dolayı yeteri kadar ürün hasat edememiş olan ülkeler bizden dökme olarak ithalat yapıyor. Olay şu: Türk markasıyla bir zeytinyağını göndermiyorsunuz. Dökme olarak gönderiyorsunuz. Onlar kendi markalarına şişeliyorlar. Buraya diyorlar ki İspanya’da şişelenmiştir. Senden 3 doları alıyor. 8,5 ’ya satıyor. Burada bizim 2 kaybımız var. Bir tanesi, kazanman gerekenden daha az para kazanıyorsun. İkincisi de onların pazarını kaybetmesini engelliyorsun, yardımcı oluyorsun. Markalaşmanın önemini bir kez daha görmüş olduk” ifadelerini kullandı.
]]>Peki gelin işsizliğe bakalım… Eylül 2023 itibarıyla işgücüne katılım oranı yüzde 53.6, aynı dönemde TÜİK’in genç işsizlik verisi ise yüzde 16.7.
Bu, bir yanda aradığı yeteneği bulamayan şirket bir yanda da işsizlikten dert yanan gençlik sorunu yeni değil. Yıllardır çözüm geliştirilmeye çalışılıyor. İşe yarayanları da kesinlikle var. Ama bu kez sanayici tarafında problem büyük. Yetenek açığı tüm dünyada finansman sorunu kadar derin bir problem haline geldi.
Konuyu sanayicilere sordum. Yürütülen projelerin detaylarını aldım.
İLLE DE MESLEK LİSESİ
“Mesele diploma değil yetenek sahibi olmak. Mesele meslek edindirmek.” İşte sanayicilerin ortak görüşü bu. Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye kimsenin niyeti yok. Adres belli. Meslek liselerini gerçek anlamda ‘çalışır’ hale getirmek lazım. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayinin ihtiyacını şöyle anlattı: “Sanayinin katma değerli üretime geçmesi ve yüksek teknoloji alanlarına yönelebilmesi için nitelikli işgücüne ihtiyaç duyuyoruz. Toplumsal ve bireysel yaşamımızı kökten değiştiren yenilikler; bizleri, gelişen yeni koşullara uyum sağlayacak işgücünü yetiştirmek için daha rekabetçi bir eğitim sistemini aramaya da zorluyor. Bu noktada, biz sanayicileri ilgilendiren konuların başında da hiç kuşkusuz mesleki ve teknik eğitim geliyor.”

Erdal Bahçıvan
Bu yaklaşım ISO’nun 2019’un başında harekete geçmesine neden oldu. Hatırlayanlarınız vardır. İSO Mesleki Eğitim İşbirliği Projesi (MEİP) başlatıldı. Bu kapsamlı bir mesleki eğitim hareketi. Bahçıvan, projeyi şöyle anlattı: “Bu kapsamda halihazırda İstanbul’daki 45 meslek lisesini İSO’nun çeşitli sektörlerdeki 150’yi aşkın meslek komitesi üyesiyle birlikte yönetiyoruz. Bugüne kadar meslek lisesi öğrencilerimize en nitelikli sanayi firmalarımızda istihdam, staj ve teknik gezi imkanı sağladık; öğrencilerin ilgisini çeken dijital dönüşüm ve yeni teknoloji trendleri gibi konularda seminerler düzenledik. Düzenlenen eğitim ve etkinliklere yaklaşık 8 bin öğretmen ve öğrenci katıldı. Ulaştığı ölçek, derinlik ve sonuçlar itibarıyla ülkemizde bu alandaki en yenilikçi ve kapsayıcı çalışma olan İSO MEİP ile temel amacımız; meslek liselerine nitelikli öğrencileri çekmek, onları istihdam odaklı bir şekilde yetiştirmek ve sanayide, kendi alanlarında, iyi şartlarda istihdam fırsatlarıyla buluşturmak.”
Proje ile ISO’ya üye iş insanları İstanbul’daki meslek liselerine hamilik yapıyor. Ondan sorumlu hale geliyor. Erdal Bahçıvan önümüzdeki dönemde yeni projeleri hayata geçireceklerini belirtirken önemli örnekler verdi. Mehmet Rıfat Evyap MTAL’nin Türkiye’nin ilk Yazılım Lisesi haline getirilmesi bunlardan biri. Yazılım alanına odaklı bir lise.
Yine Erasmus+ Mesleki Eğitim Hareketliliği Akreditasyonu programı da parlak bir iş. Program boyunca, İSO MEİP kapsamındaki okullardan öğrenci ve öğretmenler, yurtdışındaki firmalarda işbaşı eğitimleri ve kurslara katılıyor. Bir yılda 500 kişi yararlanmış, 2024’te de 300 kişi yararlandırılacak. MEİP okullarının başarısı da ortada. Meslek lisesi mezunlarının istihdamda Türkiye oranı yüzde 10’lardayken MEİP okullarını bitirenler için yüzde 40’lar aşılmış.
SANAYİYE ÇEKEN PROJELER
Bir örnek de İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nden. Birliğin Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ağır sanayinin en büyük sorununu gençlerin ilgisizliği olarak değerlendiriyor. “Mesele gençlerin kendilerini sanayici olarak hayal edememeleri. Görmüyorlar, deneyimlemiyorlar. 95 sonrası doğan gençler dijital dünyanın etkilerinden dolayı sanayiyi sevmiyor. O alanlar onlar için gri. Girmiyorlar. Önce meslekleri gençlere öğretmemiz gerekiyor. Üretimin sanayinin onlara kariyer olarak neler getireceğini, nasıl sosyal imkânlar tanıyacağını hayal edemiyorlar. Hizmet sektörünü biliyorlar, bu yüzden daha çok orada istihdam var. Sanayiciler olarak gençlere sanayiyi sevdirmek, onlara üretimde kendilerini görecekleri hayaller kurdurmak boynumuzun borcu” diyor Tecdelioğlu.

Çetin Tecdelioğlu
Peki ne yapıyorlar bunun için? Onların da odağında meslek liseleri var. Bunun dışında başarılı örnekleri destekleyen, görünür kılan projeler geliştirmişler. Tecdelioğlu, “Biz sanayiciler olarak bu gençleri fabrikalara götürmeliyiz. Üretimi anlatıp tesisleri göstermemiz lazım. Onlara metal sektörünü tanıtmaya çalışıyoruz. Gençleri tecrübeli mühendislerle bir araya getirmemiz gerekiyor. ISO’nun meslek lisesi hamiliği projesi tüm Türkiye’ye yayılmalı. Yoksa yetenek açığı finansman kadar önemli bir problem. Kök problemlerden biri” sözleriyle problemin derinliğini ortaya koyuyor.
İMMİB Endüstriyel Tasarım Yarışması güzel bir proje. İDDMİB ve İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) tarafından Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve T.C. Ticaret Bakanlığı desteği ile 2005 yılından bu yana düzenleniyor. 18 yılda 5 bin 660 proje başvurmuş. 550 eser ödüllendirilmiş. Bugüne kadar toplam 89 tasarımcı yurtdışı eğitim bursundan faydalanmış. “Afet ve Acil Durum” konseptiyle bu yıl yapılan yarışmanın kazanan tasarımcılarına toplam 260 bin TL ‘lik para ödülü dağıtılmış.
Liseler birliğin yetenek açığı için ana proje alanı. İşbirlikleriyle tasarım bölümlerinde yetiştirilen gençler fabrikalarda istihdam ediliyor. Yurtdışı destekli gelişim programlarından da yararlandırılıyor.
]]>EN YÜKSEĞİ 15 BİN 881 TL
Mevzuata göre işsizlik ödeneği son dört aylık ortalama ücretin yüzde 40’ı oranında ödeniyor ve brüt asgari ücretin yüzde 80’ini aşamıyor. En düşük işsizlik ödeneği net 5 bin 325 TL’den 7bin 940 TL’ye, en yüksek işsizlik ödeneği ise 10 bin 650 TL’den 15 bin 881 TL’ye çıkacak. İşsizlik ödeneği almaya devam edenlerden, işsiz kaldığı tarih itibarıyla son 4 aylık ortalama brüt ücreti 26 bin 825 liranın altında olanların işsizlik ödeneği değişmeyecek.
TAVAN 30 BİN LİRA
Kısa çalışma ödeneği de 12 aylık ortalama ücretin yüzde 60’ı oranında ödeniyor. Ödenek tutarı asgari ücretin yüzde 150’sini aşamıyor. Buna göre, kısa çalışma ödeneğinde tavan 19 bin 968 TL’den 30 bin 3 TL’ye yükselecek.
DİĞER KALEMLER DE ARTACAK
İşletmelere staja giden lise ve üniversite öğrencileri net asgari ücretin yüzde 30’undan az olmamak üzere ücret alıyor. Stajyer maaşları en az 3 bin 420 TL olarak uygulanıyor. Bu tutar yeni gelen zamla birlikte 5 bin 99 TL olacak.
Askerlik ve doğum borçlanması ile isteğe bağlı sigorta primi asgari ücretin yüzde 32’si oranında belirleniyor. Şu anda 143.08 TL olan prim tutarı yılbaşındaki artışla birlikte 213.18 TL’ye çıkacak.
Genel Sağlık Sigortası Primleri 342.06 liradan 509.66 liraya yükselecek.
65 yaş aylığı, yeni asgari ücretin belirlenmesinin ardından bin 313 liralık artışla 4 bin 747 liraya çıkacak.
Engel oranı yüzde 40-69 arasında olanların maaşı 3 bin 912 lira, yüzde 70 ve üzeri olanların maaşı 5 bin 685 lira olacak.
İsteğe bağlı sigorta primi 4 bin 292 liradan 6 bin 395 liraya çıkacak.

İŞ DÜNYASI: BEKLENTİMİZİN ÜZERİNDE BİR RAKAM
Asgari ücretin belirlenmesinin ardından iş dünyası temsilcilerinden arka arkaya açıklamalar geldi. İş örgütleri temsilcileri ihracatta rekabet gücünün korunması, maliyet dengesine dikkat çekerken, 17 bin 2 TL’lik ücretin beklentilerinin üzerinde bir rakam olduğunu dile getirdiler. İşte iş insanlarının yeni asgari ücrete dair görüşleri…
‘FEDAKARLIK YAPACAĞIZ’
TİM Başkanvekili ve Tekstil ve Hammaddeleri Sektör Kurulu Başkanı Fikret Kileci, 17 bin 2 lira net asgari ücretin, ülkeye ve millete hayırlı olmasını dileyerek şunları söyledi: “Bizim beklentilerimizin bir miktar üzerinde bir rakam oldu. Daralan ekonomide insanların en önemli önceliği barınma ve beslenme, giyinmek değil. Öncelikler değişti. Önemli olan uzun vadede; işletmeleri, çalışanlarımızı, işleri canlı tutacak kaynakları bulmak. Devletimizin yaptıklarının yanında biz de üzerimize düşen fedakarlığı yapacağız. Asgari ücret, tarihindeki en yüksek seviyelerden birisinde. Bizim artık yüksek hacimli üretim değil yüksek kaliteli ürünler tarafına geçmemiz gerekiyor. Çünkü bizim artık o segmentte savaşma şansımız yok.”
‘İHRACAT HEDEFİNİ TUTTURMAK ZOR’
EGE İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi de OVP’de hedeflenen enflasyona göre asgari ücret belirlenmesinin esas alındığını dile getirdi. Eskinazi, “2024 yılı için yüzde 35 enflasyon hedeflenirken, artış yüzde 49 oldu. kurlarının hali de ortada. Asgari ücretin işverene maliyeti servis ve yemek dahil edildiğinde 1.000 doları buluyor. Bu asgari ücret ve döviz kuruyla ihracat hedefleri tutturulamaz” uyarısında bulundu.
‘PERAKENDE FİYATLARINA YANSIYACAK’
BİRLEŞMİŞ Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel şu değerlendirmeyi yaptı: “Çalışanlarımız hiç şüphesiz çok daha fazlasını hak ediyor. Bununla birlikte işçilik organize perakende sektöründe en önemli maliyet kalemleri arasında yer alıyor. Ücretlerdeki artışın önümüzdeki aylarda fiyatlara bir yansıması olacak. Hep belirttiğimiz gibi perakende sektörü olarak içinde hammadde, üretim, lojistik ve mağaza maliyetlerini barındıran bir zinciri yönetiyoruz. Bu zincirin halkalarındaki şeffaf olmayan ve kontrol edilemeyen maliyet artışları maalesef ürün fiyat artışı olarak bize geri dönecek.”
‘POZİFİT AYRIMCILIK BEKLİYORUZ’
TÜRKİYE Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, sektörün yüksek maliyetler nedeniyle fiyat tutturamadığını belirterek, “Şimdi bu değişim ile üretici fiyatları en az yüzde 25-30 civarında artış gösterecek. Bu da perakende fiyatlarına zam olarak yansıyacak. Öte yandan, özellikle emek yoğun sektörler için devletimizden pozitif ayrımcılık beklentimiz vardı. Bu beklentimiz karşılanmadığı gibi asgari ücret desteğine de 200 lira gibi çok sınırlı bir artış yapıldı. Sonuç beklediğimiz gibi olmasa da yeni asgari ücretin hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
‘ALIM GÜCÜ ARTMIYOR’
İSTANBUL Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Güven Karaca da çalışan ve işverenin hedeflere bir takım halinde yürüdüğünün altını çizerek şu yorumu yaptı: “Çalışanlarımızın mağdur olmaması ve refah içinde yaşamaları hepimizin ortak arzusu. Ancak, asgari ücretlinin alım gücü artışa rağmen her geçen gün azalıyor. Yapılan asgari ücret artışının etkilerini özellikle emek yoğun sektörler olan tekstil, hazır giyim, deri ve deri mamulleri sektörlerinde göreceğiz. Asgari ücrette tek seferlik artış yapılmasının ise işveren açısından yıllık maliyetleri belirleme noktasında faydalı olacağı kanaatindeyim. Bölgesel bir asgari ücret belirleneceği gibi, İstanbul ile diğer şehirlerde asgari ücretin farklılaşması hususu da masaya yatırılabilir.”
‘BU ARTIŞ ELZEMDİ’
İSTANBUL Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya, alım gücü düşen çalışanların maaşlarında bir düzenleme yapılmasının elzem olduğunu vurguladı ve “Asgari ücrette yapılan artışla birlikte çalışanlarımızın bir nebze olsun rahatlayacağını düşünüyoruz. Diğer taraftan asgari ücretin işveren kesiminde oluşturduğu bir maliyet var. Bu noktada işveren tarafında oluşan maliyet baskısının azalması ve rekabet gücümüzü kaybetmemek adına devletimizden çok daha ciddi boyutlarda destek bekliyoruz” yorumunu yaptı.
‘VASIFLI İŞLERE YÖNELMELİYİZ’
TÜRK Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu ise asgari ücretle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Asgari ücretin her kesime hayırlı olmasını diliyoruz. Enflasyonla mücadele elbette çok önemli. Burada önemli olan iki konu var. Biri, Türkiye’de firmaların katma değerli iş yapmalarını sağlarsak bu işlerde çalışanlara ödenecek ücretler de asgari ücretin çok daha üzerinde olacaktır. İkinci olarak da çalışanların vasfını yükseltmek gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman herkesin asgari ücretli olduğu bir konuyu konuşmamış olacağımıza inanıyoruz.”
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan beraberinde Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol ile Bakanlık’ta yaptığı açıklamada şunları söyledi:
‘ÇALIŞANLARI MEMNUN EDECEK’
“Bildiğiniz üzere esas manada sosyal koruma ücreti olan asgari ücret en alt sınırı temsil etmektedir. Asli görevimiz işçi ve işveren arasında hakem rolü üstlenmektir. Gerek işveren gerekse işçi tarafımız gerçekten de çalışan ve işverenlerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak en uygun noktada fikir birliğine varmışlardır. Burada bir asgari ücret alt sınırı belirlemenin yanında toplumsal mutabakata katkı sağlayacak yapıcı tavrın sergilenmesini önemli bulduğumu vurgulamak istiyorum. İşçi ve işveren taraflarının bildirdiği görüşler çerçevesinde belirlenen yeni miktarı asgari ücrete tabi olan çalışan ve ailelerini memnun edeceğini inanıyorum. Bildiğiniz gibi temmuz ayında net asgari ücret devletimiz tarafından verilen 500 lira destekle birlikte 11 bin 402 lira olmuştu. Şimdi de 700 lirası asgari ücret desteği olmak üzere 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren geçerli olacak net asgari ücret 17 bin 2 lira olarak belirlemiş bulunuyoruz. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun. Bu rakamla net asgari ücrete önceki döneme göre yüzde 49, önceki yıla göre de yüzde kümülatif olarak yüzde 100 oranında artış yapılmış bulunmaktadır. 2022 yılından bu yana reel olarak 3.5 kat artış sağlandı. Yeni ücretle birlikte ‘Çalışanlarımızı enflasyona ezdirmem’ sözümüzü bir ke daha yerine getirmiş olmanın memnuniyeti içerisindeyiz. Devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla işçisinin, işvereninin ve tüm vatandaşlarının yanında yer almaya devam edecektir.”
ATALAY: TALEBİMİZ 18 BİN LİRAYDI
Muhalefet şerhi koyduklarını belirten Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ise şöyle konuştu:
“Cumhurbaşkanımızla beraber toplantı yaptık. 27 gündür süren bir süreç. Biz bugüne kadar resmi bir rakam söylemedik. İlk defa 2.5 saat önce ifade ettik. Asgari ücret 9 milyonu ilgilendiriyor. Çoluk çocuğu topladığınızda 30 milyonu ilgilendiren bir ücret. Türkiye’nin en büyük sosyal sorumluluk projesinde pazarlık ücreti. Bazıları olanı söylüyor, bazıları karnından konuşmaya devam ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımıza Türk-İş’in talebini ifade ettim. Bizim talebimiz 18 bin lira ve yılda iki kere bu müzakere yapılmasıydı. Pazardaki, marketteki fiyat dursun da asgari ücreti konuşmanın bir anlamı yok ama maalesef fiyat artışları ortada. Onun için 18 bin lira talep ediyoruz ve yılda iki kere olsun. Anlaşılan rakam 17 bin lira. Yani yıllardır bu başlangıç ücreti, bunun üstünde bir ücret verin diyoruz ama maalesef işverenlerin yüzde 90’ı asgari ücret üstünde bir ücret vermiyor. Diyorlar ki, ‘Bu ücretlerle geçinin’ herkes bir-iki dakika düşünsün, bu ücretle geçinilebilinir mi? Bir an önce enflasyon dursun. Yoksa pazarlıkların anlamı yok.”

İŞLETMELERE İLAVE ADIM ÇAĞRISI
TİSK Genel Başkanı Özgür Burak Akkol da taraflara birlik, iş dünyasına hassasiyet çağrısı yaptı. Akkol şunları söyledi:
“Uzun ve zorlu bir süreci geride bırakıyoruz. Tüm tarafların faydası için çaba gösterdi. Devlet, işçi, işveren ayrımına karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. İşçi, işveren ve devlet bir ailedir. Esas olan ailenin birlik ve beraberliğidir. Bu masadan kalkıp çalışma hayatının odak noktaları için başka masalara oturacağız. Asgari ücret bir taban ücrettir, makul olması gerekir. Hedefimiz ortalama ücretin artması olmalıdır. Bu sebeple belirlenen rakamın üzerine çıkma imkânı olan işletmelerimize ilave atılabilecek adımları da atma çağrısında bulunmak istiyorum. Belirlenen asgari ücretin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Ülkemizim odağında enflasyonu düşürmek var, enflasyonun hem çalışan hem işverenler için ne kadar yıkıcı olduğunu tecrübe ediyoruz. Bunda sonra odağımızı hep birlikte enflasyonla mücadeleye, alım gücünün korunmasına, ardından artırılmasına; vergi, istihdam gibi kolaylıkların çalışma hayatının diğer konularına ayıracağız.”

‘MİLLETİMİZE HAYIRLI OLSUN’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, asgari ücretin açıklanmasına ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yayınladı. Erdoğan, “2024 yılında asgari ücret, yüzde 49 artışla net 17.002 TL olarak uygulanacaktır. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun” ifadesini kullandı.
]]>