Suriye’de 61 yıllık kanlı rejimin devrilmesinin ardından Esad’ın halkına uyguladığı işkenceler gün yüzüne çıkarak, dünya gündemine oturdu. Rejimin çöküşü sonrası ailelerin kayıp durumdaki yakınlarını bulmak için akın ettiği “Esad’ın ölüm kampı” Sednaya Hapishanesi’nde arayış sürüyor. İdam edilen tutukluların cansız bedenlerinin pres makisinden geçirildiği, kalıntılarının torbaya doldurulup dışarı atıldığı hapishanede rejimden geriye kalan belgeleri inceleyen aileler, yakınlarının izine ulaşmaya çalışıyor.
Türkiye’den yardım talebi
Hapishanede yakınlarını arayan aileler, ülkenin özgürleşmesine verilen destek nedeniyle Türkiye’ye teşekkür etti. Aileler, hapishanedeki çalışmalarda gerekli teçhizatın sağlanması için Türkiye’den yardım talep etti. Yakınını aramaya gelen bir Suriyeli, Beşar Esad’a tepki göstererek, “Bu bir cani, bir katil. Her şeyi yok etti, insanları yok etti, hayvanları, taşları bile yok etti. ABD Başkanı Donald Trump’tan Esad rejimi ve çetesinin yargılanmasını talep ediyoruz” dedi.
Başka bir Suriyeli ise ülkenin özgürleşmesine verilen desteği işaret ederek, “Türkiye’ye teşekkürler, Erdoğan’a teşekkürler. Onun sayesinde bütün bunlar gerçekleşti” diye konuştu.
Aramalar için teçhizat talebinde bulunan bir Suriyeli, “Teknoloji sadece Suriye halkının aleyhine kullanıldı. Şu an elimizde imkanlarla çocuklarımızı kurtarmaya çalışıyoruz. Bizi batıdan doğuya kadar yok eden bu teknolojiyle yer altında mahsur kalan insanlarımızı kurtarmak istiyoruz. Bunlar insandır, hayvan değildir” dedi.
Erdoğan’a teşekkür eden Suriyeli, “Bunlar Halep, Deyrizor ve büyük şehirlerden. Bunlar 2013’te Şam’da gözaltına alındılar. Bu insanları unutun diyorlar. Biz Suriyeliyiz ama Türkçe biliyoruz. Bu adamın oğlu üniversitede öğrenciydi. Lazkiye’de gözaltına alınmış. Nerede olduğunu bilmiyor. Esad rejiminin adamları her gün bir yerde olduğunu söylüyor, amaçları para almaktır” ifadelerini kullandı.
Başka biri ise kayıp yakınının fotoğrafını göstererek, 2013’ten bu yana kendisinden haber alamadıklarını dile getirdi.
Türkçe konuşarak yardım isteyen Suriyeli, “Türkiye ve bütün dünya ülkelerinden, yer altında mahsur kalan insanları kurtarmak için bize gerekli malzemeleri temin etmesini istiyoruz” dedi.
Fırınlar dikkat çekti
Rejim güçlerinin işkence yaptıkları mahkumlardan bazılarını yakarak öldürdükleri iddia edilen alanlar da görüntülendi. Sobaların içinde bulunan küller dikkat çekti. Ürkütücü karanlık odalarda yer alan birçok fırında da benzer şekilde küllerin bulunduğu görüldü.
Yatak bile olmayan hücreler
Ağır kokunun hakim olduğu hapishanede koridorlar ve diğer birçok alanda normal bir şekilde gezmenin oldukça güç olduğu gözlemlendi. Ayrıca hücrelerde yatak
bulunmadığı, yalnızca bez parçalarının yer aldığı görüldü. – ŞAM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SÜHEYL HASAN TECAVÜZ ETMEDİK KIZ BIRAKMADI”
Hapishanede Müslüman kadınlara yönelik sistematik cinsel saldırıları anlatan kadın şu ifadeleri kullandı:
“Kızıl Kaplan denilen o Süheyl Hasan (Esad’ın komutanı) beni 3 ay boyunca sorguladı. Süheyl Hasan tecavüz etmedik kız bırakmadı. Bir gün Zebedanlı bir kızı aldılar. Artık ne kadar tecavüz ettilerse sürükleyerek getirdiler. Kız bitmiş, ağlayarak bana ‘Anacığım bana şöyle yaptılar, böyle yaptılar.’ dedi. Ben delirdim, başladım kapıyı dövmeye, “Allah lanet etsin, kafirler, domuzlar” ağzıma ne geldiyse söylüyorum. Beni alıp kısım şefine götürdüler adı Gassan İsmail. ‘Bunu boğazlayın, kesin, parçalayın, ne yaparsanız yapın’ dedi. Beni bir odaya götürdüler, mezbaha gibiydi. Yerlerde boğazlanmış, parçalanmış cesetler vardı. Sonra beni kazık odasına götürdüler. Benimle beraber Kadem’den Üm Ziyad’ı da götürdüler. Kadının Guseyne adında bir kızı vardı çiçek gibi bakmaya kıyamazsın. Odaya girdik içeride 10 tane kazık var gençleri oturtmuşlar. Her birinin altında böyle tepsi gibi kan durmuş.”
“GENÇLERİN CESETLERİNİ ÇUVALLARLA KAMYONETLERE DOLDURDULAR”
“Bir manzara gördüm ki gözümün önünden hiç gitmez.” diyen kadın, “Bizim kısmın önündeki alanda gençlerin cesetlerini çuvallarla kamyonetlere doldurdular. Kia kamyonetlere. Bir sürü kamyonet hepsini doldurdular hepsinin de altından şarıl şarıl kan akıyordu.” dedi.
“HAPSE GİREN İLK KIZA ÖNCE HAPİSHANE MÜDÜRÜ TECAVÜZ EDERDİ”
Kendisini bir odaya kapattıklarını ifade eden kadın, “Bir ara beni odaya koydular içeride 70 tane kız var. Bir baktım odanın içi kızlarla dolu. Her şehirden kızlar vardı. Herkese aynı işkence ve tecavüz. Ayrım yok. Hapishane gibi değil, akıl hastanesi gibiydi. Bir kız tamamen aklını kaybetmişti. Hapishane müdürünün ismi Ahmet Aliye’ydi. Hapse giren her kızı ilk önce o soyup tecavüz ederdi.” sözleriyle kan dondurdu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İRAN’ın İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreteri Garibabadi, İsrail’in BM Genel Kurulu’ndan çıkarılması gerektiğini söyledi.
İran İnsan Hakları Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Kazım Garibabadi, İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan çıkarılması için dört üst düzey BM yetkilisine başvurduklarını bildirdi. Garibabadi açıklamasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Ekonomik ve Sosyal Konsey Başkanı Robert Rey, BM Kadın Komisyonu Başkanı ABD al-Aziz Umm al-Wasil ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’e çağrıda bulundu.
Kazım Garibabadi başvurusunda, İsrail’in BM’den ihraç edilme cezasına çarptırılması gerektiğini ve çok sayıda BM üyesinin, İsrail’in BM Genel Kurulu üyeliğinin sona erdirilmesi yönünde talepleri olduğunu ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lala Paşa Camii avlusunda toplanan sağlık çalışanları yaptıkları kısa yürüyüşün ardından Yakutiye Medresesi önünde basın açıklaması yaptı.
Atatürk üniversitesi Araştırma Hastanesi Çocuk psikiyatri Asistan Doktoru Özgür Esmeray burada yaptığı açıklamada, “7 Ekim’den bu yana 55 haftadır Gazze için sürekli meydanlardayız, sokaklardayız yürüyüşler yapıyoruz sesimizi duyurmaya çalışıyoruz” dedi.
“Selam olsun canlarıyla, kanlarıyla vatanlarında kalmanın ve özgürlüğün bedelini ödeyen izzet sahibi, Gazze Halkına! Selam olsun şehadet rüyasıyla, ölüm pahasına mesleklerinden vazgeçmeyen Gazze’nin şeref ve haysiyet timsali hekim ve sağlık çalışanlarına! Selam olsun zulme karşı elinden ve dilinden geleni esirgemeyen, kararlılıkla protestolara ve boykota devam eden vicdanlı insanlara” diye konuşmasına başlayan Özgür Esmeray, “Gazze’deki dehşet verici ablukanın 421. gününde, sessiz yürüyüşümüzün 55. haftasında bildirimizi okumak için toplanmış bulunuyoruz. Dostlarım, Bizler uzun zamandır ayaktayız, Arakandaki Müslümanların başına gelenleri duyduk ayağa kalktık, mitingler yaptık. Doğu Türkistan’da Müslümanların başının derde girdiğini duyduk, oradaki problemlerin arttığını öğrendik yine ayağa kalktık protestolar, yürüyüşler yaptık, Hindistan’daki müslümanların başına gelenleri duyduk onlar için mitingler yaptık, onlar için yürüyüşler yaptık, Filistin ve Kudüs için farklı zamanlarda yine ayaktaydık yine yürüyüşler yapıyorduk, yine mitingler yapıyorduk, hatırlayın yakın geçmişte de Bosna’da yapılan zulümler için abilerimiz ablalarımız ayaktaydı. 7 Ekimden bu yana ise Gazze için sürekli meydanlardayız, sokaklardayız yürüyüşler yapıyoruz sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bazıları soruyor ne işe yaradı bu yaptıklarınız, siz bunları yapınca zalim zulmünü mü bıraktı. Yoksa sloganlarınız füzeleri mi durdurdu. Kesinlikle ama kesinlikle çok işe yaradı dostlarım. Bizler ülkemizi yönetenlere dedik ki bizim yüreğimiz orada, yine bizler dünyaya dedik ki sizler insanları insanlığından uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz ama biz onlardan değiliz ve olmayacağız, bizler başkasının dertleriyle dertlenen insanlarız dedik. Ama her şeyden ve hepsinden önemlisi bizler kalbimizi koruduk dostlarım, biz duyduğumuz zülme sessiz kalmadık eğer kalsaydık kabul edecek ve diri olan yüreğimizi ölüme terk edecektik. Kalbimizi korumanın yolu ayakta olmaktan, sessiz kalmamaktan geçiyor” diye konuştu.
Memleketin dört bir yanında görev yapan hekim ve sağlık çalışanları olarak Gazze’deki sağlık krizini bir yılı aşkın bir süredir, büyük bir endişe ve öfke ile takip ettiklerini belirten Özgür Esmeray açıklamasını şöyle sürdürdü; “Sahada çalışan gazetecilerden, Gazzeli meslektaşlarımızdan, insani ve uluslararası yardım çalışmaları yapan kuruluş ve organizasyonlardan bize ulaşan bilgiler; durumun vehametini tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Gazze’deki ablukanın; insani yardım girişi ve dağıtımına engel olduğuna, yardım ekipleri ve su kaynaklarına yönelik yoğun saldırılarla birlikte kasten organize edilmiş bir kıtlığa sebep olduğuna tanık olmaktayız. Şu anda nüfusun yüzde 96’sı giderek artan gıda güvensizliği ile karşı karşıyadır. Gazze’nin her yerinde; insansız hava araçlarıyla, keskin nişancılarla, hava ve kara bombardımanıyla; sivil çocuklara, kadınlara ve erkeklere yönelik katliamlar gerçekleştirilmektedir. %90’ı sivil olmak üzere 50.000’den fazla insan İsrail saldırılarında katledildi. Yerleşim alanlarının kasıtlı olarak yok edildiğine şahit olduk. 400 günü aşkın süredir evlerinden sürülen, güvencesiz şartlar altında yaşamaya zorlanan kardeşlerimizin mazlumluğuna şahit olmaktayız. Ne yazık ki Gazze’de işlenen suçlar bunlarla da bitmemektedir; Gazze’de sağlık sistemi kasıtlı olarak yok edilmekte. Yasadışı abluka; tıbbi ekipman ve ilaçların tedarikini engellemektedir. Gazzeli meslektaşlarımıza yardım etmek isteyen uluslararası tıbbi ve cerrahi ekipler bölgeye ulaşamamaktadır. Sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırılar, bilhassa sağlık tesislerini hedef almaktadır. Sağlık hizmeti veren yapıların yüzde 89’u çalışamaz hale getirilmiş, Sağlık çalışanlarından 1015’i öldürülmüş, 300’ü gözaltına alınmıştır. Bu anlamda, soykırımın sonuçlarının önlenmesi ve iyileştirilmesinde; sağlık sisteminin, hastanelerin ve sağlık profesyonellerinin rolü büyük önem arz etmektedir. Sağlık çalışanları ve sağlığı koruyanlar olarak bizim için değerlerimiz, en az teknik becerilerimiz kadar önemlidir. Bu soykırıma seyirci kalacak değiliz! Bu nedenle memleketimizin her tarafından yükselen seslerimizi; sivillerin hedef alınmadığı, güvenli şartlarda çalışabilmeyi talep eden Gazzeli meslektaşlarımızın sesleriyle birleştiriyoruz. Bizler tüm toplumların ve devletlerin üzerine düşen görevi yapacağına inanıyor; herkesi bu apaçık zulme karşı elinden, dilinden gelen her şeyi yapmaya ve boykota davet ediyoruz.”
Basın açıklamasının ardından yapılan duanın ardından protesto yürüyüşü sona erdi. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği MÜSİAD Fuarı ve Uluslararası İş Forumu Kongresi’nde konuştu. Erdoğan, “Göç başlığı her açıldığında konuyu hemen düzensiz göçle mücadele parantezine alıp güvenlikleştirmek doğru bir tavır değildir. Düzensiz göç baskısıyla yüzleşen her devlet gibi elbette Türkiye’de illegal göç akınlarıyla mücadelesini tavizsiz sürdürecektir. Hudutlarımızın güvenliğini, namusumuz gibi koruyacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜYAP Fuar Merkezi’nde Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği MÜSİAD Fuarı ve Uluslararası İş Forumu Kongresi’nde konuştu. Burada 88 ülkeden gelen iş insanlarına hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası iş forumunun ‘İnsani ve iktisadi boyutuyla göç’ teması altında tertiplenmesi takdire şayandır” dedi.
‘HUDUTLARIMIZIN GÜVENLİĞİNİ, NAMUSUMUZ GİBİ KORUYACAĞIZ’
Erdoğan, “Göç konusu sadece bizim gibi geçiş güzergahındaki ülkeler için değil, gelişmiş gelişmekte olan fark etmeksizin tüm dünya için günümüzün en hassas meselelerinden biridir. Türkiye açısından göç, dünyanın birçok ülkesine kıyasla çok daha eski bir kavramdır. Biz gerek coğrafi konumumuz gerekse beşeri ve kültürel bağlarımız sebebiyle tarih boyunca göç hareketleriyle muhatap olmuş bir ülkeyiz. Osmanlı Devleti’nin toprak kayıpları 19. yüzyıldan itibaren hızlanınca Kırım’dan Kafkaslardan ve Balkanlar’dan yoğun göçler aldık. Son iki asırda başı dara düşen, sürgüne uğrayan soydaşlarımızı muhabbetle bağrımıza bastık. Müslümanlarla birlikte gün oldu Musevi ve Hristiyanlara da kapımızı açtık. 2011 yılından itibaren Suriye’deki iç savaştan kaçan komşularımıza da sahip çıkan biz olduk. Bugün çoğu Suriye’den 3,5 milyon civarında yerlerinden edilmiş insana ev sahipliği yapıyoruz. Yine bugün ekseriyeti Almanya’da olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde 6 milyonu aşkın kardeşimiz hayatlarına devam ediyor. Yaşadıkları ülkelerin ekonomisine önemli katkılar sunuyor. Kimi ülkeler, göç meselesine menfaat penceresinden yaklaşabilir, kimi ülkeler bunu etik ve kültürel bir tehdit olarak ele alabilir kimileri ise bu meseleyi sadece güvenlik ekseninden okuyabilir ama biz Türkiye olarak göç olgusunu çok boyutlu bir şekilde, özellikle insani değerleri merkeze alan bir yaklaşımla bakmak zorundayız. Şimdiye kadar sayısız toplantıya araştırmaya sempozyuma konu olan bu meseleyi bütünlüklü bir anlayışla okumak, buna göre doğru kalıcı ve uzun vadeli politikalar geliştirmek mecburiyetindeyiz. Göç başlığı her açıldığında konuyu hemen düzensiz göçle mücadele parantezine alıp güvenlikleştirmek doğru bir tavır değildir. Düzensiz göç baskısıyla yüzleşen her devlet gibi elbette Türkiye’de illegal göç akınlarıyla mücadelesini tavizsiz sürdürecektir. Hudutlarımızın güvenliğini, namusumuz gibi koruyacağız. İlave tedbirlerle daha da tahkim edeceğiz. Aynı şekilde kayıt dışılığın sıfırlanmasına yönelik kararlı politikalarımızdan geri adım atmayacağız” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkent Berlin’de Erlangen- Nürnberg Friedrich-Alexander Üniversitesinden Prof. Dr. Christine Binzel, Barenboim-Said Akademisinden Prof. Michael Barenboim, London King’s Collegeden Prof. Hanna Kienzler ve Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezinden (ECCHR) Avukat Wolfgang Kaleck “UCM’nin tutuklama emirleri ve Almanya’nın rolü”ne ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Binzel, Almanya’nın, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ne ve Roma Statüsü’ne taraf bir ülke olarak, tarihsel, yasal, etik ve siyasi açıdan bu anlaşmalara uyması gerektiğini belirtti.
Almanya’nın 14 aydan beri anlaşmalarda yer alan yükümlülükleri yerine getirmediğini ifade eden Binzel, “Almanya sadece izlemekle kalmıyor, Alman hükümeti bugün hala siyasi, mali, askeri ve yasal olarak İsrail’i destekliyor. Almanya, ABD’den sonra (İsrail’in) en büyük ikinci silah tedarikçisidir. Araştırmalar Alman silahlarının Gazze’de kullanıldığını gösteriyor.” dedi.
Binzel, Alman hükümetinin İsrail hükümet üyelerinin ve diğer yetkililerin soykırımcı ifadelerini, uzmanların uyarılarını görmezden geldiğine işaret ederek, “Şimdi, çıkarılan tutuklama kararları Alman hükümetinin gerçeklerle yüzleşmesi· ve uluslararası kurumları zayıflatmak ve Almanya’yı dünya çapında daha da yalnızlaştırmak yerine, adalet ve uluslararası hukuktan yana kararlı bir şekilde tavır koyması için yapılan son uyandırma çağrısıdır.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Binzel, Almanya’nın ivedilikle Filistinlilerin hayatının İsrail tarafından yok edilmesini durdurmak için tedbirler almasını isteyerek, Alman hükümetinin İsrail’e silah sağlamayı durdurması ve tüm ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkileri gözden geçirmesi çağrısında bulundu.
“Netanyahu’un Alman topraklarına ayak bastığında tutuklanmasını bekliyoruz”
Barenboim-Said Akademisinden Prof. Michael Barenboim de Almanya’nın Filistin halkının yok edilmesini desteklemekten vazgeçmesi ve Filistinlilerin öldürülmesi, sakat bırakılması ve yaşamlarının yok edilmesine son verilmesi için İsrail’e baskı yapmasını isteyerek, “Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da işlenen ve neredeyse tüm dünyada canlı olarak yayınlanan sayısız katliam nedeniyle Almanya’nın İsrail’i desteklemeyi durdurmasını gerektiriyor.” değerlendirmesi yaptı.
Alman hükümetinin Netanyahu ve Gallant hakkındaki “tutuklama emirlerini inceleyeceği” yönündeki ifadenin ne anlama geldiğine ilişkin soruya da Barenboim, “Bu incelemeyle ilgili bir durum değil. Hepimiz Alman hükümetinin Binyamin Netanyahu ya da Yoav Gallant’ın Alman topraklarına ayak bastıklarında tutuklanacaklarını söyleme anını bekliyoruz. Bunu yapmak istemediğini anlıyorum. Aynı zamanda bunu yapmak zorunda kalacaklar.” diye konuştu.
Almanya suç ortağıdır
Prof. Hanna Kienzler, Almanya’nın İsrail devletinin Gazze Şeridi’nde Netanyahu ve Gallant liderliğinde emrini verdiği ve İsrail ordusu tarafından yürütülen imha savaşının ciddi bir suç ortağı olduğunu söyledi.
“Dolayısıyla Almanya bu soykırımın uzun vadeli sonuçlarının sorumluluğunu paylaşıyor.” diyen Kienzler, Gazze’nin tamamen yok olduğunu, hastanelerin, ibadethanelerin, sağlık sisteminin, eğitim kurumlarının yıkıldığını, bu savaşın psikolojik sonuçlarının da 3 kuşak boyunca etkisini sürdüreceğini kaydetti.
Almanya, ABD ve İngiltere Gazze’nin yeniden imarı için tazminat ödemeli
Kienzler, bu yıkımın oradaki insanların geleceğini tehlikeye attığını ve ciddi ekonomik sonuçlar doğurduğunu, bu suçların ve uzun vadeli sonuçlarının hesap verebilirliğini sağlamak için uluslararası hukuk kapsamındaki suçları soruşturan uluslararası mahkemeler aracılığıyla İsrail hakkında kovuşturma sağlanması gerektiğini ifade etti.
Ayrıca Gazze’de altyapının yeniden inşası için tazminat taleplerinin de dile getirilmesi gerektiğini vurgulayan Kienzler, “Sadece şimdiki soykırım için değil, daha önceki savaşlarda ve ablukadan da zarar gören alt yapı için de. Almanya’nın bu uluslararası hukuk ihlallerinde suç ortağı rolünden dolayı tazminat ödemelerine katılmalı.” dedi.
Kienzler, Almanya’nın yanı sıra İsrail’i destekleyen ABD ve İngiltere’nin de bu tazminat ödemelerine katılması gerektiğini belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, sabah saatlerinde Serdar Mahallesi’ndeki Muammer Dereli Fen Lisesi’nde meydana geldi. Beril S. isimli 10. sınıf öğrencisi, henüz bilinmeyen bir sebeple ikinci kattan düştü. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine adrese sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ağır yaralanan Beril S., sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne, buradan da Kocaeli Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Beril, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi.
Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ” Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş İzmir programı kapsamında Ege Üniversitesi Rektörlüğünü ziyaret etti. İzmir Valisi Süleyman Elban ve AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile birlikte geldiği ziyarette Rektör Prof. Dr. Necdet Budak tarafından karşılandı. Kurtulmuş, ziyaretin ardından, Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde yapılan Ege Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı Açılış Törenine katıldı. Törende, Vali Süleyman Elban, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel, AK Parti İzmir MilletvekiliCeyda Bölünmez Çankırı ve AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı da yer aldı. Törende konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Üniversiteler Türkiye’nin geleceğinin teminatı olan yerlerdir. Üniversitelerimiz Türkiye’nin gelişmesinin, kalkınmasının, daha ileriye gitmesinin, dünyayla yarışabilmesinin en önemli merkezlerinden birisidir. İzmir’de Ege Üniversitesi de gerçekten Türkiye’de bilim hayatının öncülerinden olmuş. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Nice zor, fırtınalı günleri geride bıraktık. Bu kadar zorluktan nasıl çıktık buraya geldik derseniz, üç anahtar kelimeyi ifade etmek isterim. Bunlardan biri milli birlik ve beraberliktir. Bir diğerinin demokratik uzlaşma kültürü olduğunu ifade etmek isterim. Bir diğeri ise kalkınmacılıktır. Türkiye en zor şartlarda bile hep karşısına bir hedef olarak ‘Kalkınmacılığı’ koymuştur” dedi. Türkiye’nin bugün sahip olduğu muazzam potansiyeliyle, önünde kendisini bekleyen fevkalade imkan ve fırsatlarla yeni dünya düzeninin kurulmasında etkili ülkelerden birisi olmaya aday olduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, “Bugün Türkiye’de 209 üniversitemiz var, 7,5 milyon evladımız bu üniversitelerde eğitim alıyor. Sayıları artık 10 binlerle ifade edilen bir öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK KUTUPLULUĞUN NİMETLERİNDEN İSTİFADE EDECEĞİ DÖNEM OLACAK’
Türkiye’nin hava alanında bir tane araç üretemezken bugün milli savunma sanayisinde dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, “Piyade tüfeğinin kurşununu üretemeyen bir Türkiye’den hayranlıkla izlendiği bir konuma gelinmiştir. Dolayısıyla bu kadar büyük imkan ve fırsatları olan Türkiye için önümüzdeki dönem, çok kutupluluğun nimetlerinden istifade edeceği bir dönem olacak. Bu süre içerisinde hem siyaset hem de akademi dünyamızın en önemli sorumluluklarından birisi yeni oluşacak dünya sisteminin insani, hakkaniyetli ve adil bir şekilde oluşması için fikir üretmek ve teklifleri ortaya sunmaktır. Bugün dünya, iklim değişikliklerinden çatışmalara, işgallere, küresel ölçekte dünyanın her tarafını ilgilendiren göçmen krizlerinden, yabancı düşmanlığına, İslam karşıtlığına kadar, çok alanda, yoğun problemlerle boğuşmaktadır. Bu süreç içerisinde bütün sorunlarla ilgili küresel bir kurum mevcuttur. Dünyada açlığı, kıtlığı önlemek için FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) diye bir kuruluş vardır ama maalesef sadece kağıt üzerinde bir kuruluştur. Dünyada göçmen meselesini halletmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) diye bir kuruluş var ama bu kurum dünyadaki göçmen meselesini halledebilecek en ufak bir imkana sahip değildir. İklim krizleriyle ilgili anlaşmalar, organizasyonlar vardır ama hiçbir sorun neredeyse ele alınamamaktadır. Ayrıca dünyada barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler diye kocaman bir bina ve o Birleşmiş Milletler’in içerisinde muhteşem bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir çatışmayı önleyememektedir. Ayrıca bu çatışma bölgelerine gitsinler diye birtakım Birleşmiş Milletler Barış Gücü misyonları vardır. Bunların da çoğu hemen hemen işlevsiz, kontrolsüz bir hale gelmiştir. Uluslararası Adalet Divanı vardır. En son İsrail’in Gazze’de yapmış olduğu soykırım Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Türkiye olarak biz de o davaya müdahiliz. Oradan İsrail aleyhine birtakım kararlar çıkmasına rağmen uygulanabildi mi? Bütün bu kurumların hemen hepsi maalesef uygulamalarında başarısız olan, işlevleri ortadan kalkmış birtakım kurumlar haline gelmiştir” diye konuştu.
‘ULUSLARARASI KURUMLARIN BAŞARILI OLMALARI İÇİN MEŞRUİYET SAHİBİ OLMALARI GEREKİR’
Uluslararası kurumların başarılı bir şekilde devam edebilmeleri için üç tane temel şartı yerine getirmeleri gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunlardan birincisi kendi alanlarında istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeleri. İkincisiyse meşruiyet sahibi olmalarıdır. Herkese eşit davranan, herkese karşı adil davranan bir meşruiyet içerisinde hareket etmeleridir. Üçüncüsüyse etki alanlarındaki insanlara, bütün insanlığa güvence sunabilmeleridir. Bu kurumlardan hangisi istikrarlıdır? Hangisinin meşruiyeti vardır? Hangisinin insanoğluna herhangi bir güvence verdiği görülmüştür? Gazze, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birisidir. İddialı bir şekilde söylüyorum ki bundan sonra ne uluslararası sistem eskisi gibi devam edecek ne İsrail bu şekilde saldırganlıklarını sürdürebilecek ne de Filistin davası bu haliyle devam edecektir. Filistin davası için yeni bir dönem başlamıştır. İsrail için de yeni bir dönem başlamıştır ama hepsinden önemlisi dünya için yeni bir dönemin kurulması artık kaçınılmaz olarak ihtiyaç haline gelmiştir. 7 Ekim’de İsrail’in yoğun saldırılarından sonra, 14-15 uluslararası toplantıya katıldım. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; başlangıçta ülkelerin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrail’i savunurken; şimdi bu soykırım, bu insanlık suçları, bardağı taşırmış olan bu katliamlar hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldi. Cumhurbaşkanımız bütün bunları uluslararası platformlarda söylerken belki çok fazla taraftar bulmuyordu ama 14 ay sonunda geldiğimiz noktada bizim açıktan söylediklerimiz karşısında takdirlerini ve tebriklerini ifade ediyorlar.”
‘HAKLININ HAKKININ ALINDIĞI BİR BAKIŞ AÇISININ ORTAYA KONULMASI LAZIM’
Katıldığı uluslararası bir oturuma değinen Kurtulmuş, “İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınmasının konuşulma hakkı gelmiştir’ dedim. Ancak Türkiye’nin temsilcisi bunu söyleyebilir. Ancak böylesine büyük bir antiemperyalist mücadelenin içinden geçen bir milletin evladı bunu söyleyebilir. Çoğu bizatihi toplandıktan sonra geldiler, tebrik ettiler. Dünyada yeni bir sistemin kurulmasının vakti gelmiştir. Türkiye öncü olacak ülkelerden birisidir. Türkiye’nin siyaseti ve akademisi bu konuda hayati tarihi rolü oynayacak. Yeni bir dünya sistemi kurulacaksa dört tane temel noktayı ifade etmek istiyorum. Yeni bir dünya kurulacaksa şu andaki sistemin en temel yanılgılarından birisi olan güçlünün hakkını almak üzere kurulmuş olan bu uluslararası sistemin kodlarından mutlaka uzaklaşmak hatta bu konuları tamamen silmek, haklının hakkının alındığı ve teslim edildiği bir bakış açısının ortaya konulması lazım. Filistinlilere İsraillilerin yapmış olduğunun milyonda birini Filistin yapsaydı bütün dünya başlarına yıkılırdı. Çünkü öteki adamın İsrail hükümetine destekleri vardı. Gazze’de çok insan öldü. Hepimiz her gün seyrettiklerimizde, duyduklarımızda, haber aldıklarımızda kahroluyoruz. Artık sözün bittiği yer. Bugünkü küresel sistemin ikinci temel yanılgısı, dünya sistemini kuranlar sadece dünyayı değil bütün kainatı babalarının malı gibi görürler” dedi.
‘DÜNYA HİÇ KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR’
‘Dünya hiç kimsenin, hiçbir milletin, hiçbir siyasetin, hiçbir ülkenin babasının malı değildir’ diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Dünya 8 milyar insanın ortak yeridir. Bize de mülk olarak verilmiş değil, mirasçı olarak devredilmiştir. İklim anlaşmalarından sonuç çıkmamasının temel nedenlerinden birisi budur. İklim sözleşmeleri üzerinden birtakım siyasi manevra yapanların önce şunun hesabını vermesi lazım. ‘Kalkınma’ adı altında dünyanın bütün imkanlarını sömürmek isteyen bu zihniyetin büyük payı vardır. Üçüncü temel meseleyse insanlar arasında bir eşitsizlik anlayışı söz konusudur. Irk ayrımcılığı, göçmen karşıtlığı ve bugün İsrail’in yaptığı saldırıların arkasındaki temel mesele insanlar arasında hiyerarşidir. Kendilerini birinci sınıf, diğerlerini ikinci, üçüncü sınıf görüyorlar. Yeni sistemden bahsedeceksek insanların yaradılışta eşitliği prensibini içselleştirmiş anlayışı ortaya koymak zorundayız. Yeni sistemin dördüncü temel ilkesi ise milletlerin, devletlerin egemenlikte eşitlik prensibi olmasıdır. Bir Afrika’daki ufak bir devletin herhangi bir Batılı ülkeden, egemenlik bakımından bir farkı yoktur, olmamalıdır. Hiçbir devlet bir diğerinden üstün değildir. Biz farklı bir milletiz. Hiçbir zaman emperyalizmin boyunluğuna girmedik. Şu İzmir’den düşmanı nasıl denize attığımızı, hangi yoğunluklarla attığımızı dün gibi hatırlıyoruz. Bu Anadolu topraklarına girdiğimizden bu yana hangi büyük güçlerle de mücadeleler verdiğimizi biliyoruz. Hiçbir zaman köleleştirilmedik. Hiçbir zaman emperyalizmin çizmesi altında kalmadık. Hiçbir zaman bu milletin asli evlatlarından başka kimseden ise emir almadık.”
‘SAĞLIK KONUSUNDA AR-GE MUTFAĞI OLMAK İSTİYORUZ’
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ise “Ege Üniversitesi’nin 70’inci yılında sağlık temalı logomuzu da sizinle paylaşıyorum. Sağlık konusunda Ar-Ge mutfağı olmak istiyoruz. Köklü üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada hak ettiğimiz noktaya taşıma hedefiyle attığımız tüm adımlar sizlerle daha güçlenmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi ziyaret düzenlediği Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirve Toplantısı’na katıldı. Zirvede hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’in Gazze ve diğer Filistin topraklarında gerçekleştirdiği katliamlarda bugüne kadar yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 50 bin Filistinli şehit oldu. Şehitlerimiz arasında siyasetçiler, direniş önderleri ve Hamas’ın siyasi kanadında ateşkes ve barış için gayret gösteren kardeşlerimiz bulunuyor” dedi.
Konuşmasında şehitlere rahmet, yaralılara da acil şifalar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Netanyahu hükümeti bir yandan İran’a yönelik askeri gerilimi tırmandırırken diğer yandan Lübnan’a saldırılarını sürdürüyor. İsrail insani yardımların dahi Gazze’ye ulaştırılmasına tahammül edemiyor, sevk edilen yardım malzemelerini aylardır Mısır’da bekletiyor. Bir yandan acil ateşkes sağlanmasına odaklanırken diğer yandan Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması konusunda acil çözüm yolları bulmamız şarttır. Türkiye bugüne kadar Gazze’ye 84 bin tondan fazla yardım malzemesi göndermiştir. Engellemeler kalktığında çok daha fazlasını göndermeye hazırdır” ifadelerini kullandı.
“İsrail’in amacı Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir”
“İsrail Parlamentosu geçtiğimiz günlerde BM yardım kuruluşu UNRWA’yı yasaklamak suretiyle iki devletli çözümü ortadan kaldırmayı, Filistinli mültecilerin ana vatanlarına dönüşüne engel olmayı amaçlamaktadır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’in amacı Gazze’ye yerleşmek, Doğu Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria’daki Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir. Adım adım buraya doğru gidiş söz konusudur, buna engel olmalıyız. Bir avuç batılı ülke İsrail’e askeri, siyasi, ekonomik ve moral açıdan her türlü desteği verirken Müslüman ülkelerin tepki göstermekte yetersiz kalması maalesef sahadaki durumun buraya gelmesine yol açmıştır. Uluslararası hukuk ve BM şartı temelinde Filistin’de soykırım suçu işleyenlere özellikle zorlayıcı tedbirler alınması için girişimlerimizi eş güdümlü halinde sürdürmemiz fevkalade önemlidir. Aramızdaki görüş ve tutum farklılıklarının ortak davalarımızda bize ayak bağı olmasına izin veremeyiz. Filistinli kardeşlerimizin de kendi içlerinde milli birlik sağlayabilmelerini gönülden arzu ediyoruz. Bunu da ayrıca teşvik ediyoruz” açıklamasını yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“İslam ülkeleri olarak İsrail’e karşı atılabilecek adımlara öncülük etmeliyiz. Her şeyden önce İsrail’e silah ambargosu uygulanması, İsrail ile ticaretin sonlandırılması ve İsrail’in saldırganlığı sona ermedikçe uluslararası alanda tecrit edilmesi son derece mühimdir. İsrail’e silah satışının durdurulması aralarında Güvenlik Konseyi’nin daimi 2 üyesinin de bulunduğu girişimimize 52 ülke ve iki uluslararası teşkilat destek vermiştir. Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı nezdinde açılan davaya teşkilat üyeleri başta olmak üzere azami sayıda ülkenin müdahil olmasını teşvik etmeliyiz. Türkiye olarak İsrail’e yönelik ticari kısıtlamaları yürürlüğe koyduk. Netanyahu hükümetine Filistin topraklarını işgalinin maliyeti olduğunu hissettirecek somut ve gerçekçi tüm önerileri hayata geçirmeye hazırız. BM Genel Kurulu, Uluslararası Adalet Divanı’nın istişari kararının hayata geçirilmesine ilişkin Filistin kararını 18 Eylül’de kabul etti. Bunun uygulanmasını yakından takip etmemizin önemli olduğunu düşünüyorum. Mevcut İsrail hükümetinin rızasını aramak suretiyle iki devletli bir çözüme ulaşmanın imkansızlığını hepimiz görüyoruz. Bu şartlar altında daha fazla ülkenin Filistin devletini tanımasını teşvik etmeliyiz. Nitekim 7 Ekim’den bu yana 9 ülke daha Filistin’i tanıdı. Güvenlik Konseyi’ndeki direncin de aşılarak Filistin devletinin BM üyesi olduğu günleri göreceğimize inanıyorum. İki devletli çözümü ilerletmek için 30- 31 Ekim tarihlerinde Riyad’da düzenlenen Uluslararası İttifak Toplantısı’na 90’dan fazla ülkenin katılması ümit vericidir. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi’nin Filistin meselesinde tek ses ve tek yürek olduğunu tüm dünyaya göstermesini Rabbimden niyaz ediyor, alınacak kararların tüm ülkeler tarafından takip edilmesini ümit ediyorum” – RİYAD
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Göç ve Diaspora Vakfı tarafından Fatih’te bir otelde düzenlenen basın toplantısında “Türkiye Göçmen Hareketliliği Raporu” açıklandı.
Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Recep Seyyar, hazırladıkları raporun sonuçlarına göre, Türkiye’de göçle ilgili oluşturulmuş algıların yanlış bilgiye dayandığını söyledi.
Türkiye’nin dünyanın mülteci toplanma alanı olmadığını belirten Seyyar, “Türkiye’de sığınmacı varlığı yoğunluklu olarak var. Suriyeliler ana gündemimizi oluşturuyor.” dedi.
Sığınmacıların bir ülkeye savaş, ağır insan hakları ihlali ve benzeri sebeplerle geldiğini aktaran Seyyar, “Türkiye Göçmen Hareketliliği Raporu”nda yer alan yabancı uyruklu düzenli göçmen verileri ile ilgili şu bilgileri paylaştı:
“Türkiye’ye gelen giden yabancı uyruklu düzenli göçmen verilerinin yer aldığı bir grafikte, 2022 ve 2023 yıllarında Türkiye’ye gelen düzenli göçmen sayılarında ciddi bir düşüş olduğu görülmekte. Türkiye’den ayrılan göçmen sayılarında da ciddi bir artış görülmekte. Daha önce Türkiye’ye yerleşmiş, bu ülkede yaşamak isteyen, düzenli bir şekilde hukuki, hukukun kendisine tanımladığı statüler ile burada bulunmak isteyen insanlar da artık Türkiye’den ayrılmakta.”
Uluslararası göç verileri üzerinden raporu değerlendiren Seyyar, “Türkiye, göçmen sayısı itibarıyla dünyada 12. ülke. En çok göçmeni barındıran ülke biz değiliz. 2021 yılı itibarıyla son 3 yıldır Türkiye’ye artık Suriyeli akını yok. Suriyelilere geçici koruma kimliği vermeyi durdurduk. Dolayısıyla 2021 yılından beri sığınmacı gelmemesine, gönüllü geri dönüş süreciyle 500 binden fazla Suriyelinin geri dönmüş olmasına rağmen, hala sığınmacı nüfusunda biz 2. sıradayız ama dünya göçmen varlığında 12. sıradayız.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye 2021 yılı itibariyle sığınmacı akını durdu
Vakfın “Türkiye Göç Hareketliliği Raporu”nda (2016-2023), Türkiye’nin sığınmacı sayısı bakımından dünyada 2. sırada olduğu ancak 2021 itibariyle sığınmacı akınının durduğu belirtiliyor. Türkiye’deki esas sorunun yeni sığınmacıların gelişi değil, 12 yıl önce sığınmacı olarak gelenlerin hala bu statüde kalmaya devam etmesi olduğu vurgulanan raporda, göçmen nüfusunun ülke nüfusuna oranının yüzde 7 olduğu, bu oranla dünya sıralamasında 102. sırada bulunduğu ve genel göçmen nüfusu bakımından ise dünyada 12. sırada yer aldığı bildirildi.
Türkiye’de eğitim sistemine dahil edilen sığınmacı gençlerin, eğitimlerini tamamladıktan sonra başka ülkelere göç etmeleri nedeniyle büyük bir kayıp yaşandığına dikkat çekilen raporda, Türkiye’nin eğitim süreçlerinde destek verdiği bu gençlerin, tam üretim çağında Batılı ülkeler tarafından “nitelikli göçmen” olarak kabul edilerek devşirilmesinin Türkiye için ciddi bir kayıp olduğu vurgulandı.
Bu duruma karşı çözüm olarak, eğitim süreçlerini tamamlayarak dil yeterliliği sağlayan gençlerin Türkiye’de kalıcı bir statü elde etmeleri öneriliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE ŞERİDİ – İsrail’in Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Şati Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş sivillerin sığındığı Asmaa Okulu’na düzenlediği saldırıda 3’ü gazeteci 9 sivil hayatını kaybetti.
İsrail, Gazze Şeridi’nde yine sivillerin sığındığı okulu hedef aldı. İsrail güçlerinin bölgenin kuzeyindeki Şati Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş sivillerin sığındığı Asmaa Okulu’na düzenlediği saldırıda 3’ü gazeteci 9 sivil hayatını kaybetti. Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi tarafından yapılan açıklamada, saldırıda hayatını kaybeden Filistinli gazetecilerin Saed Radwan, Hamza Abu Salmiya ve Al- Hanin Mahmoud Baroud olduğu bildirildi. Açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim tarihinden bu yana öldürülen gazeteci sayısının 180’e yükseldiği aktarıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Siirt Şubesi öncülüğünde, Siirt Filistin Dayanışma Platformu tarafından 15 TemmuzDemokrasi Meydanı’nda önceki gün başlayan etkinlikte, temsili “Gazze Han Yunus Çadırı ve Cibaliya Mülteci Kampı” oluşturuldu.
İHH İl Temsilcisi Mehmet Faruk Süzgün, yaptığı açıklamada, 3 gün süren etkinlikte yaklaşık 6 bin kişiye ulaştıklarını söyledi.
Gazze’de devam eden insanlık dramına dikkat çekmek amacıyla gelecek günlerde farklı etkinlikler de gerçekleştirmeyi planladıklarını dile getiren Süzgün, şunları kaydetti:
“İHH öncülüğünde sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle düzenlediğimiz etkinlik yoğun ilgi gördü. Üç gün süren ve bugün sona eren etkinlikle İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırımı ve oradaki insanların acılarını burada görsellerle yansıttık. İki birimden oluşan etkinliklerde Gazze Han Yunus Çadırı ve Cibaliya Mülteci Kampı’nı temsili olarak yansıttık. Halkımız iyi bir teveccüh gösterdi.”
Etkinliğe katılan Mesut Karanfil de İsrail’in bir yıldan fazladır Gazze’de sürdürdüğü soykırıma sessiz kalamadıklarını söyledi.
Uluslararası kamuoyunda zulüm karşısında sesini yükseltmesini isteyen Karanfil, “Allah bu acıları bir daha yaşatmasın. İnşallah Filistin halkı zafere ulaşacaktır. Kudüs özgürdür, özgür kalacak.” dedi.
Özgür Ögetürk de etkinliğe çocuklarıyla katıldığını ifade ederek, “Çok etkilendik. Orada çekilen zulmü en azından çocuklarımıza aktarmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Türk Kızılay Siirt Şubesi de etkinlikte vatandaşlara su ve yemek ikramında bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığı, Ayvalık açıklarında can salları düzensiz göçmenler olduğu bilgisi üzerine bölgeye sahil güvenlik botları gönderdi.
Yunanistan unsurlarınca Türk kara sularına itilen, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 70 göçmen düzenlenen operasyonla kurtarıldı.
Sahil Güvenlik Mobil Radarı “MORAD-12” sayesinde Ayvalık açıklarındaki lastik botta düzensiz göçmenlerin bulunduğunu tespit eden Sahil Güvenlik ekipleri harekete geçti.
Sahil Güvenlik botu “KB-115” ve “KB-111” ile bölgeye ulaşan ekipler, 23’ü çocuk 57 düzensiz göçmeni yakaladı.
Cunda Adası’ndaki Sahil Güvenlik Komutanlığına getirilen düzensiz göçmenlere yiyecek, içecek, ilaç ve tıbbi malzeme yardımında bulunuldu.
Düzensiz göçmenlerin Balıkesir İl Göç İdaresine teslim edileceği belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin’in Moskova Büyükelçiliği ile Venezuela’nın Moskova Büyükelçiliğinin organizasyonuyla yapılan etkinliğe, Filistin’in Büyükelçisi Abdel Hafız Nofal, Venezuela’nın Moskova Büyükelçisi Jesus Rafael Salazar Velasquez ve çok sayıda Filistin, Rus ve Venezuela vatandaşı katıldı.
Etkinliğe Filistin bayraklarıyla katılanlar, Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun saldırılarında hayatını kaybedenlerin anısına çiçek bıraktı, Filistin lehine sloganlar attı.
Filistin’in Moskova Büyükelçisi Nofal, burada yaptığı konuşmada, İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığını belirterek, “Gazze’de olanlar, İsrail tarafından yaratılan büyük bir sorun. İsrail bir yıldır Hamas’ın eylemlerini gerekçe göstererek sivillere saldırılar düzenliyor.” dedi.
Buna karşı çıktıklarını söyleyen Nofal, “40 binden fazla Filistinli öldürüldü, 100 binden fazla Filistinli yaralandı. Gazze yok ediliyor. Okullar bombalandığı için 645 bin Filistinli eğitim göremiyor. Hastaneler, camiler, kiliseler, binalar, yollar yok edildi. Yarın saldırılar durdurulursa Gazze’nin yeniden inşa edilmesi için 90 milyar dolara ve 10 yıla ihtiyaç var.” diye konuştu.
Filistinlilerin gıdaya ihtiyaçları olduğuna işaret eden Nofal, Gazze’de barışın sağlanması gerektiğini vurguladı.
Venezuela’nın Moskova Büyükelçisi Velasquez de Filistin, Yemen, Lübnan gibi İslam ülkelerindeki halklara uygulanan soykırıma karşı çıktıklarını belirterek, “İsrail, ABD ve Anglosakson ülkelerin desteğiyle ayrımcılık ve zulüm uyguluyor.” ifadesini kullandı.
Latin Amerika ülkelerinin İsrail’in eylemlerine karşı çıktığını söyleyen Velasquez, şöyle devam etti:
” Çocuk, kadın ve sivillere uygulanan soykırıma karşı çıkıyoruz. Buna göz yumamayız ve bunu kenardan izleyemeyiz. İsrailliler Gazze Şeridi’ni harabeye dönüştürdü. Buradaki insanlar, gıdaya erişimden, serbest hareket etmekten, sağlık hizmetlerinden yoksun. Filistin halkının yok edilmesine karşı çıkıyoruz ve bunun durdurulmasını istiyoruz. Filistin devletinin tanınması gerekiyor. Ancak bu şekilde barış sağlanabilir.”
Velasquez, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun talimatıyla birçok ülkede İsrail ve ABD’nin eylemlerine karşı etkinlikler düzenleneceğini söyledi.
“Gazze’de halk yok ediliyor”
Etkinliğe katılan Rus vatandaşlarından Oksana Hokonova, AA muhabirine, Filistinlileri desteklemek için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirerek, “İlk önce Gazze’de durum beni bir Müslüman olarak rahatsız ediyor. Ancak Filistin’i desteklemek için mutlaka Müslüman olmaya gerek yok, insan olmak lazım. Bu durum bizi endişelendiriyor.” dedi.
Uluslararası toplumun Gazze’de akan kanın durdurulması için yeterince adım atmadığını söyleyen Hokonova, “Gazze’de halk tamamıyla yok ediliyor, etnik temizlik yapılıyor.” diye konuştu.
Moskova’da eğitim gören Venezuelalı öğrencilerden Alberto Alava da Filistin halkını desteklediklerini belirterek, “Gazze’deki trajedinin sona ermesini, Filistin halkının huzur içinde yaşamasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ankara’nın Başkent oluşunun 101’inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda, ” Gazze’deki durum, tüm insanlık için derin bir üzüntü kaynağıdır. Sivil kayıplar, özellikle çocuklar ve kadınlar üzerindeki etkisi inkar edilemez” dedi.
Ankara’nın Başkent oluşunun 101’inci yıl dönümü dolayısıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve eşi Nursen Yavaş’ın ev sahipliğinde bir resepsiyon düzenlendi. Resepsiyonda konuşan Mansur Yavaş, ülke coğrafyasında savaşların art arda gerçekleştiğine değinerek, İsrail’in Filistin ve Lübnan’a saldırılarına dikkat çekti. Yavaş, “Gazze’deki durum, tüm insanlık için derin bir üzüntü kaynağıdır. Sivil kayıplar, özellikle çocuklar ve kadınlar üzerindeki etkisi inkar edilemez. Bu yaşananlar uluslararası hukuka ve insan haklarına açıkça aykırıdır. Barışın sağlanması için acilen diyalog ve uzlaşıya ihtiyaç vardır” dedi.
‘ÇOCUKLAR İÇİN GÜVENLİ BİR ORTAM SAĞLANMALIDIR’
Uluslararası toplumun insani yardımları hızlandırması ve bu trajediyi sona erdirmek için ortak çaba göstermesi gerektiğine değinen Yavaş, “Her bir canlının yaşama hakkına saygı gösterilmeli ve geleceğimizin teminatı olan çocuklar için güvenli bir ortam sağlanmalıdır. Unutmayalım ki barış yalnızca bir hedef değil, aynı zamanda insanlık onurunun gereğidir. Tüm ülkeleri bu trajediyi durdurmak ve dayanışma için adaletin sağlanmasına davet ediyoruz. Birlikte daha güvenli bir gelecek için el birliğiyle çalışalım. Nitekim bu noktada fikrimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi yurtta barış, dünyada barıştır. Göreve geldiğimiz günden beri tarihi sorumluluğumuzun farkında olarak Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu mirasa ve gönlünde özel bir yeri olduğunu ifade ettiği Ankara halkına layık olmak için var gücümüze çalışmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Innsbruck Meydanı’nda başlayan ve Steglitz metro durağına kadar süren Filistin’e destek yürüyüşünde, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarına tepki gösterildi.
Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı yürüyüşte “Soykırımı fonlamayı durdurun”, “Cinayetleri durdurun”, “Almanya finanse ediyor, İsrail bombalıyor”, “Filistin’e özgürlük”, “Gazze’nin işgaline hayır” sloganları atıldı.
Geniş güvenlik önlemleri alan polis, gösteri esnasında zaman zaman çıkan arbedede bazı yürüyüşçüleri kısa süreliğine gözaltına aldı. Kimlik tespiti yapılmasının ardından bu kişiler salıverildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gümüşhane’de sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından Gazze işgalinin 1’inci yıl dönümünü protesto etmek amacıyla yürüyüş gerçekleştirildi. Kent merkezinde bulunan Fatih Parkı önünde toplanan kalabalık ellerinde ‘Katil ABD Ortadoğu’dan Defol’ ve ‘Katil İsrail, Filistin’den Defol’ yazılı pankartlarla yürüyerek İsrail aleyhine sloganlar attı.
15 Temmuz Zafer Meydanı’nda sona eren yürüyüşün ardından tüm STK’ler adına basın açıklamasına okuyan AGD Gümüşhane Şube Başkanı Furkan Ustakurt, Gazze işgalinin ve Müslümanlara yapılan zulmün bir an önce sona ermesi gerektiğini söyleyerek, “Batı’yı arkasına alan İsrail, bütün bölgeyi ateşe vermeye başladı. Geçen yıl Gazze’de başlayan vahşet ve soykırım bugün Lübnan ve Yemen’e de sıçramış durumda. Bugün bu meydanda, Filistin halkının haklı mücadelesine ve direnişine destek olmak, Gazze’den sonra Lübnan’a sıçrayan, Yemen’i de hedef alan bu alçakça işgale, katliam ve soykırıma dur demek için buradayız. Türkiye, uzun zamandır bu uyarıyı yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın geçen haftaki uyarısı bu noktada çok önemli. İsrail’in bir sonraki hedefi Türkiye olacaktır. Emperyalist stratejilerle Siyonist İsrail’in arz-ı mevud hedefi birbiriyle örtüşüyor. Doğu Akdeniz’deki savaş gemilerini, katil rejime yapılan silah yardımlarını başka nasıl açıklayabiliriz? Kirli bir oyunla karşı karşıyayız. Onun için tekrar altını çizmekte fayda var: Türkiye’nin savunması Gazze’den başlar” dedi.
Basın açıklamasının ardından yapılan duaların ardından grup dağıldı. – GÜMÜŞHANE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVAS’ta İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarınınım birinci yıl dönümü dolayısıyla Filistin halkına destek amacıyla yürüyüş düzenlendi.
Filistin Destek Platformu tarafından İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının birinci yıl dönümü nedeniyle yürüyüş yapıldı. Tren garı önünde toplanan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar “Direnişe Selam Siyonizme Lanet” pankartıyla birlikte İnönü Bulvarı üzerinden Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüdü. Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı yürüyüşte İsrail’in saldırılarına sloganlarla tepki gösterilirken, Filistin’e destek amaçlı dövizler taşındı. Yürüyüşün ardından platform adına basın açıklaması yapan Anadolu GençlikSivas Şube Başkanı Emre Altun, “Tüm dünyada insani ve islami değerleri kuşanmış vicdan sahibi haklar siyonist işgal politikalarını, katliamlarını protesto etmek ve Filistin direnişine destek olmak için meydanlarda. Bu dava sadece Filistin ve Gazze halkının davası değildir. Azgın bebek katillerinin utanç verici vahşetine karşı vicdan sahibi insanların ortak davasıdır. Bu dava sadece son bir yılda işlenen katliamlara değil bir asırdır devam eden soykırıma karşı olanların ve terör devletlerinin zulümleri karşısında yürekleri sızlayan ümmetin ortak davasıdır. Bu dava bölge haklarının ortak davasıdır” dedi.
Haber-Kamera: Uğur YİĞİT/SİVAS,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yalova Gönüllü Sivil Toplum Kuruluşları Platformu (GÖNÜLDER) tarafından organize edilen etkinlikte, “Nehirden Denize Özgür Filistin” sloganıyla Deprem Anıtı’ndan 15 TemmuzDemokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirildi.
Türkiye ve Filistin bayraklarının açıldığı yürüyüşe katılan vatandaşlar, İsrail aleyhine sloganlar atarak tekbir getirdi.
Yürüyüş sonrası basın açıklamasını okuyan GÖNÜLDER Sözcüsü Hacı Ömer Anlayışlı, İsrail’in bölgede yaptığı soykırımla ilgili bilgiler verdi.
İsrail’in saldırılarına destek veren Batılı ülkeleri eleştiren Anlayışlı, soykırımcı rejimin insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerden olduğunu söyledi.
Anlayışlı, yıllardır belirli aralıklarla devam eden vahşi katliam ve işgal eylemleriyle sabıkalı İsrail’in özellikle bir yıldan beri, Filistin’de soykırım suçunu en vahşi şekilde işlediğini belirterek, şunları kaydetti:
“365 gündür kesintisiz devam eden saldırılar sonucu on binlerce çocuk, kadın, yaşlı, hasta ve engelli ve yüzlerce gazeteci, sağlık çalışanı, insanı yardım çalışanı katledilmiştir. İsrail’in terörü karşısında BM ve AB gibi uluslararası örgütler engelleyici bir rol üstlenmedikleri gibi, İsrail’i koruyup kollamaktadırlar. AB’ye üye ülkeler İsrail’e silah ve para desteğinde bulunurken, BM Güvenlik Konseyi, İsrail terör örgütünün dokunulmazlığını tescilleyen bir rol üstlenmiştir. Uluslararası ilişkilerde ‘İsrail istisnacılığı’ olarak tanımlanan bu tavır, uluslararası mekanizmaları, hukuku, insan hakları sözleşmelerini işlevsizleştirmiş, uluslararası sistemin ana aktörü olan emperyalist batı ülkeleri bu siyonist soykırımın ortağı
olmuşlardır.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum Sivil Toplum Platformunca (ESTP), İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını 365’inci gününde “Direnişe selam, siyonizme lanet” mottosuyla protesto etmek için öğlen namazı sonrası tarihi LalapaşaCami bahçesinde program düzenlendi.
Programda sivil toplum kuruluşlarının üyeleri ve vatandaşlar, taşıdıkları döviz, Türk ve Filistin bayraklarıyla Filistin’e destek verdi.
Grup adına basın açıklaması yapan Memur-Sen İl Başkanı ve Eğitim-Bir-Sen 2 Nolu Şube Başkanı Mustafa Karataş, İsrail’in 365 gündür Gazze’de soykırım yaptığını söyledi.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını lanetleyen Karataş, “Dünyanın bu suskunluğu çoğu çocuk ve kadın 42 binden fazla insanı katleden, hastaneleri, okulları ve ibadethaneleri bombalayan soykırımcıyı, kandan beslenen katil sürüsünü cesaretlendiriyor.” dedi.
Karataş, bazı Batılı ülkelerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu alkışladığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Siyonist İsrail, 7 Ekim’den bu yana 17 bini çocuk, 11 bin 500’ü kadın olmak üzere 42 binden fazla Filistinli masumu katletti. Bunlar resmi rakamlar, 97 binden fazla yaralı ve on binlerce kayıp var. Bunlar istatistiki rakam değil bunların her biri insan, her biri kardeşimiz. Bunlar, bizim evlatlarımız, annelerimiz ve bacılarımız. Bunlar, insan vicdanını kanatan gerçekler.”
Gruptakiler, basın açıklamasının ardından hayatını kaybedenler için dua ederek dağıldı.
Erzincan
Erzincan’da İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına tepki göstermek amacıyla “Soykırıma İsyan, Filistine Destek Yürüşü” düzenlendi.
Öğle namazı sonrası Cami Kebir Camisi’nin avlusunda toplanan sivil toplum kuruluşu üyeleri ile vatandaşlar, Türk ve Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak Kızılay Meydanı’na yürüdü.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından grup adına basın açıklaması yapan Diyanet-Sen Erzincan Şube Başkanı Zakir Yıldız, İsrail’in 365 gündür çocuk kadın demeden Gazze’de soykırım uyguladığını anımsattı.
Dünyanın bu suskunluğunun çoğu çocuk ve kadın 42 binden fazla insanı katleden, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri dahi bombalayan soykırımcıyı, kandan beslenen katil sürüsünü cesaretlendirdiğini belirten Yıldız, şöyle konuştu:
“Batılı emperyalist güçler, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıklarını İsrail denen siyonist katil çete eliyle gerçekleştiriyor. Söz konusu Müslümanlar olunca bugüne kadar iddia ettikleri demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi bütün değerlerini çiğnemeleri bundan. Aklın, idrakin ve vicdanın rafa kalktığı bu kör bir inanç, emperyalizmin desteği ile dünyayı bir cehennem çukuruna sürüklüyor.”
Basın açıklaması, duanın ardından sona erdi.
Kars
Kars’ta Memur-Sen Şubesinin öncülüğünde bir araya gelen STK’ler, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıları kınadı.
Sultan Alpaslan Külliyesi önünde toplanan grup, döviz ve pankartlarla Faikbey Caddesi’nde yürüyerek Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı yanındaki parka geldi.
Memur-Sen Kars Şube Başkanı Ahmet Altun, saldırıları kınadı.
Siyonist İsrail’in Gazze’de 365 gündür soykırım yaptığına dikkati çeken Altun, şunları dile getirdi:
“Dünya kör, dünya sağır, dünya suskun. Dünyanın bu suskunluğu, çoğu çocuk ve kadın kırk 42 binden fazla insanı katleden, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri dahi bombalayan soykırımcıyı, kandan beslenen katil sürüsünü cesaretlendiriyor. Çocukları öldürmeyi itikatlarının gereği sayan devlet görünümlü sapkın terör örgütü, emperyalist sistemin koruması altında bölgeyi kan gölüne çeviriyor ve soykırım siyasetini bütün bölgeye yayıyor.”
Ardahan
Ardahan’da İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının birinci yılında tepki göstermek amacıyla “Soykırıma Hayır” yürüyüşü düzenlendi.
Kentte ikindi namazı sonrası Merkez Camisi önünde toplanan sivil toplum kuruluşu üyeleri ile vatandaşlar, Türk ve Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak Milli Egemenlik Parkı’na yürüdü.
Burada yapılan açıklamaların ardından yürüyüş tamamlandı.
Iğdır
Iğdır’da Tansu Çiller Caddesi’nde toplanan kalabalık, Vali Yolu Caddesi’nden Millet Bahçesine yürüdü.
“Filistin’e Destek Platformu” tarafından düzenlenen etkinlikte Vali Ercan Turan, İl Emniyet Müdürü Erden Sakarya ve vatandaşlardan oluşan kalabalık, “Kahrolsun İsrail” sloganları attı.
Millet Bahçesi’nde Filistin temalı resim sergisi ve basın açıklaması düzenlendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE, 3 Ekim (Xinhua) — Filistinli kaynaklar Çarşamba günü yaptıkları açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nde gece boyunca düzenlediği saldırılarda en az 67 Filistinlinin hayatını kaybettiğini söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrailli yetkililer tarafından defalarca tutuklanan ve kötü muamelelere maruz kalan Amro, çekimleri TRT World ekipleri tarafından, işgal altındaki Filistin topraklarında gerçekleştirilen “Kutsal İşgal” belgeselinin Atlas Sineması’nda yapılan galası öncesinde AA muhabirine, Filistinlilerin hakları için devam eden mücadelelerini anlattı.
Filistin davasına verdiği kararlı destekten ötürü Türkiye’ye şükranlarını ifade eden Amro, belgesellerin anlatı kontrolü mücadelesinde oynadığı önemli role işaret etti.
Amro, İsrail’in kendisini demokratik göstermesine karşı çıkmanın önemli olduğunun altını çizerek “Bu belgesel, bence İsrail işgalini dünyadaki herkese duyurmak için bir araç.” diye konuştu.
Filistinli aktivist Amro, “Kutsal İşgal” gibi belgesellerin İsrail hükümeti tarafından sıklıkla yayılan yanıltıcı anlatıları ortadan kaldırmak için gerçek kanıtları kullanarak İsrail işgali ve apartheid’ın arkasındaki gerçeği ortaya koymada güçlü araçlar olarak hizmet ettiğini vurguladı.
“Biz Filistinliler asla vazgeçmeyiz”
Kurucusu olduğu “Yerleşimlere Karşı Gençlik” grubunun Filistin direnişinde aktif bir güç olmaya devam ettiğine işaret eden Amro, tutuklamalar ve devam eden tehditler de dahil olmak üzere, aktivistlik konusunda ödediği kişisel bedellere rağmen bu yöndeki kararlığını koruduğunu vurguladı.
Amro, “Biz Filistinliler asla vazgeçmeyiz ve haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.
Filistinli aktivist Amro, grubun Filistinlileri ve destekçilerini işgale karşı birleştirmek için şiddetsiz direnişi, yasal aktivizmi ve küresel kampanyaları sürdürdüğünü ve Filistin toplumunu güçlendirmeyi amaçladığını söyledi.
“Batı Şeria’da Filistinlilere karşı duyurulmamış bir savaş var”
İsrail’in hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da uyguladığı şiddete dikkati çeken Amro, 7 Ekim 2023’ten önce ve sonra defalarca tutuklandığını anlattı.
Amro, “Gazze’deki Filistinlilere yönelik gerçek bir soykırım savaşı var ve Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik de gizli, duyurulmamış bir savaş var.” değerlendirmesinde bulundu.
Kaçırılma, gözaltına alınma ve işkence görme de dahil olmak üzere, Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı acımasız koşulları ayrıntılı biçimde anlatan Amro, bu zorluklara rağmen direnme kararlılığını dile getirdi.
Amro, “Filistinlilerin sessizce ölmelerini istiyorlar ama biz bunu reddediyoruz ve pes etmeyeceğiz.” dedi.
Filistinli aktivist, “Özgürlüğümüzü, adaletimizi ve eşitliğimizi elde edene ve İsrail’i işgalden ve apartheid’dan sorumlu tutana kadar savaşmaya, direnmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Filistinli protestocuları vuruyorlar”
Amro, Batı Şeria’da İsrail’in yoğunlaştırdığı baskılar karşısında Filistinlilerin direniş stratejilerini değiştirmek zorunda kaldıklarını belirtti.
İsrail’in baskıları altında barışçıl protestoların neredeyse imkansız hale geldiğine dikkati çeken Amro, “7 Ekim’den sonra artık barışçıl protesto yapamıyoruz. Filistinli protestocuları vuruyorlar. Onları öldürüyorlar.” ifadelerini kullandı.
Amro, bu nedenle odak noktalarının insan hakları ihlallerini belgelemeye, fon ve Filistinli ailelerin topraklarında kalabilmelerini sağlamaya kaydırdıklarını belirterek “Şu anda Filistinliler olarak gerçek bir varoluş mücadelesi içindeyiz. Bizim varoluşumuz, direniştir.” değerlendirmesini yaptı.
İsrail’in, Filistinlilerin sesini kesmek ve onları dünyadan izole etmek istediğini kaydeden Amro, “Bu topraklardaki varlığımız, sıcak noktalardaki varlığımız, topraklarımızdaki varlığımız bugünlerde ana hedefimizdir.” dedi.
“Adınızı tarihteki kara listeye yazıyorsunuz”
Amro, İsrail’i destekleyenleri duruşlarını yeniden gözden geçirmeye çağırarak “İsrail’i destekleyenler ‘apartheid’ı destekliyor’ demektir. İşgali destekliyorsunuz ve adınızı tarihteki kara listeye yazıyorsunuz.” mesajını paylaştı.
Filistinli aktivist, İsrail destekçilerini sahadaki gerçekler konusunda kendilerini eğitmeye ve işgal, apartheid ve ırkçılığın sürdürülmesindeki rollerinin farkına varmaya çağırdı.
Amro, belgesellerin küresel izleyiciye gerçeği göstermedeki önemini bir kez daha hatırlatarak insanları, İsrail işgalinin gerçekleri hakkında daha fazla bilgi edinmeye çağırdı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İHH İnsani Yardım Vakfı Afet Yönetimi Departmanı tarafından, 16-17-18 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da 4. Ulusal Arama Kurtarma Tatbikatı düzenlendi. Bine yakın arama kurtarma teknisyenin katıldığı tatbikatta; 6 farklı bölgede ve 35 istasyonda doğada, kentsel, medikal ve suda arama kurtarma çalışmaları yapıldı.
İHH Afet Yönetimi Departmanı tarafından olası afetlere hazırlıklı olmak ve arama kurtarma ekiplerinin operasyon kabiliyetlerini sıcak tutmak amacıyla 17 Ağustos 1999 depreminin 25. yıl dönümünde 4. Ulusal Arama Kurtarma Tatbikatı düzenlendi. Tatbikatta, Marmara Denizi’nin açıklarında, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde 6.8 büyüklüğünde ve İstanbul’un tamamını etkileyen bir deprem olduğu varsayıldı.
6 FARKLI NOKTADA ÇALIŞMALAR YAPILDI
Gönüllüler, 125 bin ağır, 169 bin orta, 206 bin hafif hasarlı konutun bulunduğu temsili bölgelerde doğada, kentsel, suda ve medikal kurtarma çalışmaları yaptı. Tuzla’daki İHH Emre Yerli Afet Yönetimi ve Lojistik Merkezi’nden koordine edilen tatbikatta; Yeşilköy, Akfırat, Oruçoğlu, Süreyyapaşa, Hacıllı ve Beykoz’da çalışmalar yapıldı.
Tatbikata katılan 53 ekibin 1’inin ağır, 2’sinin orta, 17’sinin hafif seviye AFAD akreditasyonu bulunurken, 33 ekibin ise akreditasyon süreçleri devam ediyor.
TATBİKATIN İKİNCİ GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI YAPILDI
Tatbikatın ikinci gününde tatbikatla ilgili bilgilerin paylaşıldığı bir basın açıklaması düzenlendi. Basın açıklamasına; İstanbul Valisi Davut Gül, Düzce Valisi Selçuk Aslan, Adalar Kaymakamı Abdurrahman İnan, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, AFAD Gönüllülük ve Sivil Toplumla İlişkiler Daire Başkanı Hüseyin Ceven, AFAD Risk Azaltma Daire Başkanı Abdulkadir Tezcan, AFAD Geçici Barınma ve Lojistik Depo Yönetimi Daire Başkanı Güray Karakaya, AFAD Sivil Savunma Daire Başkanı Gürkan Tepekıran, İstanbul AFAD Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ve Tuzla Emniyet Müdürü Fatih Tilki katıldı.
İcra edilen tatbikat, Pazar günü sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilgin, 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalan 2 milyon 300 bin kişiden yaklaşık yüzde 85’inin yerinden edildiğini belirtti.
Resmi rakamlara göre, İsrail’in saldırılarında yaklaşık 40 bin kişinin hayatını kaybettiğini, ölen çocukların sayısının ise 16 bini geçtiğini hatırlatan Bilgin, enkaz altında 10 binden fazla Filistinli kaldığını ve bölgenin adeta toplu mezar haline geldiğini ifade etti.
Yaşamla ölüm arasındaki çizginin kaybolduğu Gazze’de Dünya Doktorları’nın 78 kişilik ekibiple çalıştığını dile getiren Bilgin, bölgede insani yardım çalışanlarının da saldırıların hedefi olduğuna dikkati çekti.
Çatışma ve kriz bölgelerinde canları pahasına görev yapan insani yardım çalışanlarına destek verilmesi çağrısında bulunan Bilgin, “7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 300 insani yardım çalışanı hayatını kaybetti. Veriler, Gazze’de son 10 ayda hayatını kaybeden insani yardım çalışanlarının, 2021 ve 2022’de dünya genelinde yaşamını yitiren insani yardım çalışanlarından daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Doktorları da bu saldırılardan yüksek oranda etkileniyor. Aylardır Gazze’de olan ekip, İsrail bombardımanına ve gıdasızlığa maruz kalıyor. 19 Ağustos İnsani Yardım Günü’nde ‘yardımcılara yardım’ çağrısı yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bilgin, Dünya Doktorları’nın verilerine göre Gazze’de 122’si çocuk 2 bin kanser, 1500 diyalize ihtiyaç duyan böbrek hastası, 45 bin kardiyovasküler hastalık teşhisi konmuş kişi ile 485 binden fazla ruh sağlığı bozukluğu vakası bulunduğunu aktardı.
Gazze sağlık sistemindeki tahribatın geri dönülemez noktaya ulaştığını vurgulayan Bilgin, şunları kaydetti:
“Gazze’deki hastanelerin sadece yüzde 44’ü kısmen işlevsel durumda. Yalnızca 1400 yatak kapasitesi var. Birinci basamak sağlık tesislerinin yüzde 45’i, 8 sahra hastanesinin ise sadece 4’ü tam kapasiteyle çalışabilir durumda. Gazze’de binlerce hasta, insani yardım personeli ve yerinden edilmiş insanın hayatı, büyük risk altında. Dünya Doktorları olarak tüm devletlere sivillerin, hastaların, sağlık personelinin korunmasına yönelik acil adım atılması, tam, güvenli ve engelsiz insani yardıma erişim için İsrail hükümetine her türlü baskının uygulanması çağrısında bulunuyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>