
DEĞİŞEN TALEBİ GÖRDÜ
Mustafa Can Gider, kurumsal çalışma hayatından girişimciliğe geçişlerini şöyle anlattı: “Ben ve Gamze, mühendis iki kardeşiz. Benim endüstri mühendisi olarak, Gamze’nin de gıda mühendisi olarak kurumsal ve uluslararası şirketlerdeki edindiğimiz tecrübelerimizi birleştirerek ortak bir hayalin peşinden koşmaya karar verdik. Bu doğrultuda, tüketici ihtiyaçlarını ve dünyadaki trendleri takip etmeye başladık. Her geçen gün, zamanın, insan hayatındaki önemi hızla artıyor ve yoğun hayat temposunda öğün hazırlamak ve tüketmeye ayrılan zaman kısalıyordu. Biz de sağlıklı, pratik ve fonksiyonel gıdalara odaklandık. Fellas’ın temelleri 2015 yılında bu yaklaşımla atıldı.”

İKİ KEZ YATIRIM ALDI
Aldıkları yatırımlara da değinen Gider, “Kuruluş yılında fikrimize ve vizyonumuza güvenen bir melek yatırımcıdan, ilk çekirdek yatırımımızı aldık. Bu yatırım, bizim hayallerimizi somutlaştırmamıza çok büyük bir katkı sağladı. Fellas markasını tüm dünyaya duyurma hedefimizi gerçekleştirmek adına 2023 yılında yeni bir yatırım turuna çıktık. Keyifli ve yoğun geçen süreç sonunda, Neo Portföy Yönetimi A.Ş. Beşinci Girişim Sermayesi Yatırım Fonu çatısı altında toplanan yatırımcıların katıldığı yatırım turunu başarılı bir şekilde sonuçlandırdık” şeklinde konuştu.
‘YÜZDE 750 BÜYÜDÜK’
Hem yatırımlar hem de tüketicinin ilgisi ile hızlı bir büyüme sağladıklarını söyleyen Gider, “Kurulduğumuzda 8 ürünümüz vardı. Ar-Ge ekibimizin yoğun çalışmasıyla her yıl portföyümüze yeni ürünler ekleyerek bugün 80’den fazla ürüne ulaştık. Ulusal, yerel ve indirim marketleri başta olmak üzere 30 binden fazla noktada tüketici ile buluşuyoruz. Aynı zamanda hem kendi web sitemiz hem de pazaryerinde yer alıyoruz. 2 yılda yüzde 750 büyüdük. Pandemi de bunu destekledi. Bu dönemde tüketici sağlıklı ürünlere yöneldi. Sonrasında sağlıklı ürünün lezzetli de olduğunu görünce hayatlarında kalıcı olduk” diye konuştu.
“Sağlıklı beslenme bilincinin gelişmesine katkı sunmak istiyoruz” diyen Gider, “İstiyoruz ki tüketici bir ürün alırken içindekiler bölümüne baksın, bilinçli tercih yapsın. Zaten bu bilinç arttıkça pazar da biz de büyürüz” ifadelerini kullandı.
YENİ FABRİKA İÇİN HAZIRLIKLARA BAŞLADI
-İstanbul Maltepe’de üretim yaptıklarını dile getiren Mustafa Can Gider, yatırım turu sonrası yeni fabrika ile üretimi büyütme kararı aldıklarını söyledi. Gider, “2024 yılı içerisinde İstanbul Sancaktepe’de 5 kat daha büyük bir tesise yerleşiyor olacağız. Bu sayede 90 kişi olan ekibimiz de büyüyecek. Yüzde 65 kadın ağırlıklı olan personel sayımızı 250 kişinin üzerine çıkarmayı planlıyoruz” diye konuştu.

Fellas, protein ve meyve barlar ile başladığı ürün gamına, kahvaltılık kategorisinde granola, müsli, fıstık ezmesi gibi ürünleri de ekledi.
HEDEF DÜNYA MARKASI OLMAK
-Yurtiçinde kısa zamanda önemli yol kateden marka ihracata odaklanmayı ve Türkiye’den doğan global bir marka olmayı hedefliyor. Geçen yıl ihracata başladıklarını belirten Gider, yeni dönem hedefleri için şunları söyledi: “2023 yılında yakın coğrafyaya ihracata başladık. Ciromuzdaki ihracat payı yüzde 5 oldu. Bu yıl ise ihracat payını yüzde 40’a çıkarmayı hedefliyoruz. Bir yandan Ortadoğu gibi pazarın büyümediği ülkelerde liderlik yapmayı, diğer taraftan Amerika, İngiltere gibi rekabetin yoğun olduğu ülkelerde ‘biz de varız’ demeyi istiyoruz.”
]]>
Şimdilerde bu yaklaşımın adı sürdürülebilirlik diye güçlendi. Oysa bir kuşak için bu kelimeyi yaşamak söylemekten daha kolay ve doğal. Tam da o kuşağın temsilcilerinden Koleksiyon Mobilya. 1972’de Ankara Demir Sanayi Sitesi’nde Faruk Malhan tarafından bir atölye olarak hayatına başladı. Malhan’ın deyimiyle hedef her zaman dayanıklı, uzun ömürlü mobilya üretmekti. 50 yılı arkasında bırakan ve ikinci jenerasyonla yola devam eden Koleksiyon, kendi içinde bu yaklaşımı devam ettirirken dümeni, sektörde sürdürülebilirliği güçlendirecek genç beyinlere de kırdı. Yürüttüğü projelerle yeni nesil mobilya üreticilerine ilham vermeye odaklandı.
YEŞİL, ÇEVRECİ MOBİLYA BÜYÜYEN TREND
Koleksiyon Mobilya’nın sürdürülebilirlik hedefleri büyük. Peki ‘yeşil mobilya’ endüstrisi ne durumda? Global araştırma şirketi Statista’nın verilerine göre küresel mobilya pazarının büyüklüğü 2023’te 579 milyar dolara ulaştı. Rakamın 2030’da 873 milyar olması bekleniyor. Yine global çapta araştırmalar yapan Fact.MR da diyor ki, küresel çevre dostu mobilya pazarı 2023’te 46.98 milyar dolara ulaşmış. 2033’te de 107.2 milyar dolarlık bir çevre dostu mobilya pazarı büyüklüğü tahmin ediliyor.
Yani hala bu alanda gidecek çok yol var. Bu kolay bir süreç de değil. Yenilikçi malzemeler, fikirler gerekiyor.
Koleksiyon Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Koray Malhan, yeşil ekonomi yaklaşımlarını “Çevresel kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanmak, gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir dünya bırakmak herkesin sorumluluğu. Biz de ‘hayatı’ odağımıza yerleştirerek doğru şeyleri doğru şekilde yapmayı hedefliyoruz. Attığımız her adımda, gerçekleştirdiğimiz her yatırımda bu odak bizi ileri taşıyor, uzun vadeli başarımızı destekliyor” sözleriyle özetledi.
ODAĞIMIZA ‘HAYAT’I ALDIK
Koleksiyon Mobilya Yönetim Kurulu Başkanvekili Doruk Malhan da yeşil ekonomi konusundaki felsefelerini şöyle anlatıyor: “Herkes hayatını kaliteli yaşamayı hak ediyor. İnsanların mobilyaya temas ettiği her noktada, evde veya iş yerinde, kaliteli bir ürüne ulaşmasını istiyoruz. Hayata değer veren bir şirket olarak bu konudaki hassasiyetimizi en üst seviyede tutuyoruz. Dünyayı paylaşmak olarak belirlediğimiz sürdürülebilirlik bakış açımız ile sorumlu tüketim ve üretmeye odaklanarak, gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için çalışıyoruz. Bir örnek vermem gerekirse dünya nüfusu artıkça enerji konusunun daha da önemli olacağı çok net bir gerçek. Biz kendi enerji ihtiyacımızı sorumlu bir şekilde karşılamak üzere fabrika çatımıza 4.5 mWp gücünde güneş enerjisi panelleri yerleştirdik.”

Atılan adımlar şirketin sürdürülebilirliği açısından da önemli. Artık şu bir gerçek, yeşil ekonomi ve sürdürülebilirlik uluslararası ticaretin kurallarını yeniden yazıyor. İhracatta önemli hedefleri olduğunu söyleyen Doruk Malhan, “Bugün ihracatımız toplam satışlarımızın yüzde 25’ine denk geliyor. Ancak biz bu oranı 5 yıl içerisinde yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Bu noktada da ülkemizin üstün işçiliği ve üretim gücünü tüm dünya ile paylaşmak istiyoruz. Ana hedef pazarlarımız Amerika ve Ortadoğu. Bugün ‘Dubai’de ve Amerika’da başarılı iş yapıyorum’ demek her yerde geçerlilik sağlıyor. Mevcut uluslararası başarımızı stratejik olarak belirlediğimiz yerlerde açtığımız showroomlarla artırmayı hedefliyoruz” diyor.
17 YIL DAYANAN MOBİLYA
Doruk Malhan’a göre üretim sürecinde yenilenebilir kaynaklara yönelmek ve üretim faaliyetlerinin çevreye olan etkilerinden sorumlu olmak kadar ürünlerin dayanıklılığı da büyük önem taşıyor. Diyor k; “Mobilya zamana karşı direniyorsa sürdürülebilir olduğu fikrini benimsiyoruz. Koleksiyon Mobilya’nın ürünlerinin kullanım ömrü 15 – 17 yıl. Bu oran ortalama bir mobilya için 7 yıl olarak ölçülüyor. İhtiyaca ve görselliğe ayak uyduramayan ürün sürdürülebilir olamaz.”
Koray Malhan ise bu felsefede iş ve özel hayat dengesinin önemine dikkat çekiyor. Aynı yaklaşımın ofiste de olması gerektiğini söylüyor. Koray Malhan, “İnsanların sosyal yaşantısının önemli bir parçası çalışmak. Evinde nasıl yaşıyorsa ofisinde de öyle olmak istiyor. Dolayısıyla mobilya da bu işin en önemli unsuru. O açıdan günü yakalayan ürünler tasarladık. Bunu yaparken de sürdürülebilirliği gerçekten kendi özelliğimiz olarak koruyoruz. Günümüzde başarılı bir rekabet avantajı elde etmek ve bu avantajı sürdürmek inovasyon ve teknolojiden geçiyor. Mobilya sektörü, geçmişten günümüze önemli değişimlere tanık oldu. Artık sadece estetik ve fonksiyonel tasarımlar değil, aynı zamanda üretim süreçlerinde kullanılan teknolojiler öne çıkıyor. Geleceğin mobilya sektörünü şekillendirmek adına girişimlerimize devam ediyoruz” sözleriyle anlatıyor düşüncesini.
İKİNCİ 50 YILLIK PLANIN ODAĞI SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM
Peki sürdürülebilirlik hedeflerini sadece kaptan köşkünde belirlemek, sahiplenmek yeterli mi? Doruk Malhan’ın yanıtı net: “Elbette hayır.” Neler yaptıklarını ise şöyle anlatıyor: “Hem binek hem ticari araçlardan oluşan tüm filomuzu elektrikli araçlara dönüştürdük. Şu an da nakliye süreçlerinde elektrikli araçları nasıl kullanılabileceği konusunda Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Hedefimiz 2030 yılında sadece karbon nötr olmayı başarmak değil, pozitife de geçmek. Ayrıca 16 Ağustos 2023 tarihi itibarıyla çevresel, sosyal ve yönetimsel alanlarda etkin bir yaklaşım benimseyerek sürdürülebilirlik hedeflerine odaklanan prestijli GreenStars Sertifikası aldık. Şirket olarak sürdürülebilirlik konusunu ön planda tutuyoruz ve ikinci 50 yıllık stratejilerimizi bu doğrultuda oluşturuyoruz. Ayrıca sürdürülebilirlik komisyonları kurarak çalışanlarımızın bu yönde fikir ve önerileri için alanlar yaratıyoruz.”
Üstelik Güney Kutbu’ndan sadece bir hafta önce yani Ocak 2024 başlarında Antarktika’nın en yüksek zirvesi olan Vinson Masifi’ne de tırmanmıştı Ward. Bir başka deyişle dünyada çok az insana nasip olacak iki başarıya, birkaç gün arayla imza atmıştı.
Aslında Ward böyle ilklere alışkın bir insan. 2017 yılında dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret eden ilk İrlandalı olarak tarihe geçti Ward. O sırada henüz 33 yaşındaydı.
Ömrünün çok büyük bir kısmını seyahatlerde ve tırmanışlarda geçiren Ward, bugün bir başka ilki daha başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyor. Ultimate Explorer’s Grand Slam olarak adlandırdığı bu hedef kapsamında Ward, hem Kuzey hem de Güney Kutbu’nu ziyaret etti ve tüm kıtaların en yüksek dağlarının zirvelerine tırmandı.

Ward’un blog’unda Kapadokya’dan pek çok fotoğraf var
Ward, geçtiğimiz günlerde CNN Travel’a yaptığı açıklamada, 4.892 metre yüksekliğindeki Vinson Masifi’ne tırmanıp 12 Ocak günü Güney Kutbu’na ayak bastıktan sonra “rahatlamış hissettiğini” belirtti ve ekledi:
“Ama dünya çapında bir sporcu olmadığımın, normal bir adam olduğumun farkındayım. Dolayısıyla bence bunu başarmamın ardında herhangi bir beceriden ziyade azim ve kararlılık yatıyordu.”
Bütün bunlar inanılmaz geliyor. Her zaman tüm dünyayı görmek istediğimi söylemişimdir. Elbette tüm dünyayı gördüm diyemem ama elimden geleni fazlasıyla yaptım. Çok mutluyum ve bunu yaptığım için çok gururluyum. Ben havalı bir şey yapmaya karar veren normal bir insanım. Bu süreçte inanılmaz şeyler yapan insanların farklı olmadığını öğrendim. Tek fark şu: Ben bu konuda kararlılık gösterdim. Her şeyi yapabiliriz. Yeter ki harekete geçin.
Johnny Ward
KITALARI TEKER TEKER TAMAMLIYORDU
Ward’un ilk hedefi 30 yaşına gelmeden 100 ülke görmekti. 5 yıl boyunca sırt çantasıyla seyahat eden Ward, ayda 500 sterlin kazanmasına rağmen bu hedefi “az daha” yakaladığını belirterek, “Her zaman özgür olmak istedim. Başlangıçta en özgür olmanın yolunun her ülkeyi ziyaret etmek olduğunu düşünüyordum. 100 ülkeye yaklaştığımda, kendime her ülkeyi ziyaret etmiş ilk İrlandalı olma hedefini koydum. Üstelik o dönemde bu işi yapan ilk kişi olacaktım” dedi.
2007-2017 arasında dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret etmeyi başaran Ward, bu dönemde günde ortalama 10 sterlin harcıyordu. Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkenin yanı sıra Vatikan, Filistin toprakları, Tayvan ve Kosova’yı ziyaret eden Ward, bu akıl almaz yolculuklar esnasında konteyner gemisiyle Umman’dan Yemen’in Sokotra adasına gitti, karayoluyla Kahire’den Cape Town’a uzandı, otobüs ve gemiyle Güney Kore’den Avustralya’ya yolculuk yaptı.

Ward, ziyaret ettiği ülkelerin 70’ine annesiyle 50’sine de eşiyle gittiğini söyledi
Ward, fazla para harcamamak için yabancıların evlerinde kalıyor, otobüs terminallerinde uyuyor, otostop yapıyor, trenlerle ve halk otobüsleriyle seyahat ediyordu. Mümkün olduğunca uçağa binmekten kaçınıyor sadece kıtalar arası seyahati uçakla yapıyor, ardından aylar boyunca kara yoluyla bir ülkeden öbürüne geçiyordu.
Ward, “Kıtaları teker teker tamamlıyordum. Çok korkutucu yerlere ya da çok pahalı yerlere gitmiyordum. Yaşım ilerledikçe ve daha fazla param oldukça buralara giderim diye düşünüyordum. Sonlara yaklaştığımda blog’um bana para kazandırmaya başlamıştı. Bu sayede geri dönüp atladığım yerlere de gittim. Kendimi gerçekten özgür hissetmek istiyordum. Bu nedenle her ülkede 2-3 hafta geçiriyordum. Sanırım bu yüzden dünyayı tamamlamak 11 yıl sürdü” dedi.
Ward, seyahatleri boyunca pek çok tehlike atlattı. Everest’in zirvesinde ölümden döndü, Angola’ya adım attıktan 10 dakika sonra bir adamın öldürülmesine şahit oldu, Ebola krizi sırasında Fildişi Sahili’nde iki kez göz altına alındı ve -36 derecede hayatta kalmayı başardı. Sonlara doğru Somali, Kongo, Çad ve Yemen’e giden Ward’un nihai destinasyonu Norveç oldu. Ward bunun sebebini, “Aşağı yukarı 150 ülkeyi tamamladığım günlerde, seyahatimi Avrupa’da bir ülkede tamamlamaya karar verdim. Ailemin gelip benimle birlikte kutlama yapabileceği bir yer olmasını istedim” sözleriyle açıkladı.
YOLCULUKLAR SONA ERİNCE BOŞLUĞA DÜŞTÜ
Ancak bu hedefe ulaştıktan sonra bir duygusal çöküntü yaşadığını ifade eden Ward, “Çok büyük bir hedefti. Hayatımın 10 yılından fazlasını buna adamıştım. Bitince biraz kayboldum. Kötü beslenmeye başladım, kilo adım ve işimi ihmal ettim” diye konuştu.
Yaşadığı bu çöküntüden çıkmanın en iyi yolunun kendisine yeniden meydan okumak olduğuna karar veren Ward, ultra maratonlara katılmaya ve dağcılığa başladı. Kısa süre içinde bu uç hedefler, Ward’a hayatı tekrar sevdirdi.
Ward, “Ben de bunu kabullenip yoluma devam ettim. Eğer koşacaksan dünyanın en zor yarışını koşmalısın diye düşündüm. Aynı şekilde dağlara tırmanacaksam hedefim Everest olmalıydı” ifadelerini kullandı. Dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret ederek yaklaşık 250 kişilik elit bir grubun üyesi haline gelmiş olan Ward, gözünü bir başka büyük hedefe dikti ve Explorer’s Grand Slam’i tamamlamaya karar verdi.
Bu zorlu grand slam, Kuzey ve Güney Kutbu’na gitmenin yanı sıra her kıtadaki en yüksek zirveler olan Everest, Denali, Kilimanjaro, Aconcagua, Elbruz, Puncak Jaya, Vinson Masifi’ne tırmanmayı gerektiriyor. Şu ana kadar bu hedefe ulaşabilmiş kişi sayısı 70 civarında.
Ward, hem her ülkeyi ziyaret etmiş hem de Explorer’s Grand Slam’i tamamlamış ilk kişi olabileceğini fark ettiğinde hedefini hayata geçirmesi gerektiğine daha da fazla inandı. Bunun için yedi yılını dağcılık eğitimlerine ve tırmanışlara ayırdı.

Ward’un Everest tırmanışından
“UMARIM YAKINDA BAŞKALARI DA OLACAK”
Ultimate Explorer’s Grand Slam adını verdiği hedefine ulaştıktan sonra konuşan Ward, “İlk olmak nasıl bir duygu mu? Çılgınlık. Bu hedefe ulaşmak isteyen başkalarına yardımcı olabilmek için bir internet sitesi kuracağım. Umarım kısa süre içinde bu unvanı taşıyan başkaları da olacak” dedi.
Ward’a göre, bu hedeflerin en zor yanı lojistik, antrenmanlar ya da fiziksel zindelik değil, yolculukları yapmak için gerekli para. Her ülkeyi ziyaret etmenin kendine göre masrafları olduğunu ancak örneğin Everest’e tırmanmak için 77.000 dolar harcadığını belirten Ward, “Üstelik bu 7 zirveden sadece bir tanesi” dedi.
Ward, zirve tırmanışlarının masraflarının yanı sıra Kuzey ve Güney Kutbu yolculukları için de hatırı sayılır ödemeler yaptığını belirtti.
Dağcılık geçmişi olmadığından “kolay olsun diye” Kilimanjaro ile işe başlayan Ward, 2023 yılında tırmandığı Everest’in favori zirvesi olduğunu belirtti. Everest’e tırmanmayı “hayatında yaptığı en zor iş” olarak nitelendiren Ward, 7 Ocak’ta zirve tırmanışı yaptığı Vinson Masifi’nin nispeten kolay ancak çok soğuk olduğunu sözlerine ekledi. Kuzey Kutbu’nun sonu gelmeyen buzlarla kaplı bir hiçlik olarak tanımlayan Ward, Güney Kutbu’nun ise Amerikan üssü nedeniyle o kadar boş hissettirmediğini ifade etti.
ÇOK ZOR BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİ
Seyahatlerinin masraflarını kendi girişimleriyle karşıladığını da sözlerine ekleyen Ward, bugün yaşadığı hayatı çocukken hayal bile edemeyeceğini ifade etti.
İrlanda’nın Galway şehrinde dünyaya gelen Ward, aile içi problemler nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte ülkeden kaçıp isim değiştirmek ve Birleşik Krallık sınırları içinde bulunan Kuzey İrlanda’ya yerleşmek zorunda kaldı. O dönemde Ward’un babası da hapisteydi.
Sonraki 10 yıl boyunca devlet yardımlarıyla geçindiklerini söyleyen Ward, “Okul arkadaşlarımın tatilde İspanya’ya ya da Florida’ya gittiklerini hatırlıyorum. Onları çok kıskanırdım. Belki de içimdeki seyahat aşkının fitilini ateşleyen şey bu olmuştur. Üniversiteden mezun olmamın üzerinden 12 saat geçmeden bir uçağa atladım. New York’a indim ve o günden sonra bir daha hiç Birleşik Krallık’ta ya da İrlanda’da yaşamadım” dedi.
“O andan sonra hayatım bir maceraya dönüştü. Yurt dışında yaşamaya ve hayatta olduğumu hissetmeye adeta âşık olmuştum” diyen Ward şu an eşi Jaa ile birlikte Tayland’da Chiang Mai’de yaşıyor.
Ward hayatında ilk kez 14-15 yaşlarındayken yurt dışına çıktığını belirterek, “10 yılı aşkın süre yardımlarla yaşadık. Ben o yaştayken annem çalışmaya başladı ve nihayet ilk arabamızı aldık ve Fransa’daki bir kamp alanına gittik. Feribottan indiğimde yüzüme çarpan sıcağı ve ‘Vay canına burası İrlanda gibi değilmiş’ dediğimi hatırlıyorum O zamanlar her şey bir heyecandı. Yeni yemekler, yeni para birimleri, yeni bina şekilleri. Bayılmıştım. Hep özgür olmak istedim; hem finansal anlamda hem de zaman anlamında.” ifadelerini kullandı.

BLOG’U SAYESİNDE MİLYONER OLDU
Gezilerinin finansmanı için Tayland ve Güney Kore’de İngilizce dersleri veren, Avustralya’da çalışan hatta 5 hafta boyunca Belfast’ta yapılan bir tıp araştırmasında gönüllü katılımcı olan Ward, bu süreçte “One Step 4 Ward” isimli seyahat blog’unu hayata geçirdi. Blog’un zamanla ulaştığı başarı sayesinde bir milyonere dönüşen Ward, “Gerçekten önemli ne yaptığımdan emin değilim” ifadelerini kullandı ve ekledi:
“Ama benim gibi bir geçmişe sahip kişilere güzel bir mesaj verdiğimi düşünüyorum. Benim gibi insanlar da hayatlarında oldukça havalı şeyler yapabilirler. Varlıklı bir aileye ya da doğru okullara gitmenize gerek yok. Herkes rüyalarını gerçekleştirebilir.”
Ward’u tarif etmek için “hırslı” kelimesi yetersiz kalıyor. Örneğin Güney Kutup yolculuğu öncesi havanın düzelmesini beklediği sırada boş kalmamak için Antarktik Maratonu’na katılan Ward, bir hedefi daha tamamlamanın yarattığı boşlukla yine sağlıksız yaşam tarzına dönmekten endişe ediyor.
Son yıllarda Ward’unki gibi seyahat hedefleri adeta bir yarışa dönüştü. Örneğin dünyadaki tüm ülkeleri ziyaret eden en genç kişi rekorunu elinde tutan gezgin, listeyi tamamladığında henüz 21 yaşındaydı. Bu durum böyle büyük hedefleri hem daha zor hem de daha abartılı ve masraflı hale getiriyor.
SIRADA NE VAR?
Peki Ward’un bir sonraki destinasyonu neresi? Uzaya mı gidecek? Okyanusların en derin noktası olan Mariana Çukuru’nun dibine mi inecek? Yoksa tüm ülkeleri ziyaret etme hedefine baştan mı başlayacak?
Ward, “Çok iyi bir soru. Sosyal medya çağında herkes muğlak da olsa bir şeyler arıyor. Ama umarım başkaları da Ultimate Explorer’s Grand Slam’de bana katılır. Oldukça etkileyici bir kulüp olur bu” diye yanıtladı bu soruyu.
Şu an var gücüyle başkalarının seyahat hedeflerini hayata geçirmesine yardım ettiğini ifade eden Ward, insanları konfor alanlarından çıkarmak için bir dizi dayanıklılık etkinliğini de hayata geçirdiğini söyledi.
Bunların ilki Aralık 2024’te Sahra Çölü’nde yapılacak üç günlük ve 150 kilometrelik bir ultra maraton.

Listesinde daha sıradan bir hedef olduğunu da ifade eden Ward, sözlerini, “Yakın zamanda 40 yaşıma girdim. Baba olmak istiyorum. Bu kesinlikle büyük bir plan. Macera açısından ise ‘normal’ insanlara gerçekten ama gerçekten çılgın tecrübelerden ne kadar fayda sağlayabileceklerini göstermek istiyorum. İyi olan her şeyin öncesinde acı çekilir. Bunu insanlarla paylaşmak istiyorum. Bir sonraki planım bu” ifadeleriyle noktaladı.
CNN Travel’ın “He’s visited every corner of the Earth. Now he wants to try a very different challenge” ve Daily Mail’in “‘That’s the Ultimate Explorer’s Grand Slam ticked off’: Meet the ‘normal guy from the UK’ who’s become the world’s first person to climb the highest mountain on every continent, visit the North and South Poles… and all 197 countries” başlıklı haberlerinden derlenmiştir.
]]>“KADINLARIN EV VE İŞ HAYATI ARASINDA TERCİH YAPMAK ZORUNDA KALMALARININ ÖNÜNE GEÇMEYİ HEDEFLİYORUZ”
Bakanlık olarak ‘Güçlü Kadın, Güçlü Aile, Güçlü Türkiye’ vizyonu ile çalıştıklarının altını çizen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “12.’inci Kalkınma Planımızda, kadınların geleceğine dair önemli hedefler belirledik. Bu plandan hareketle Kadını Güçlendirme Strateji Belgesi ve Eylem Planımızı tüm paydaşlarımızla hazırladık. Eylem planımız çerçevesinde kadınların toplumsal hayata katılımını artırmak için 2024-2028 dönemini kapsayan hedef ve uygulamalarımızı belirledik. Ekonominin büyümesinde kadınların üstleneceği rol çok önemli. Bu noktada Mahalle Tipi Kreş Modelinin yaygınlaştırılmasının kadın istihdamına önemli katkılar sunduğunu belirtmek istiyorum. Bu anlamda 0-3 yaş arası çocuklara yönelik Mahalle Odaklı Kreş Modeliyle bakım ve eğitim hizmeti veren kurumların yaygınlaştırılmasını çok önemsiyoruz. Ülke geneline yaygınlaştıracak bu model ile kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin her yerinde kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadın girişimciler hem inovatif hem de yenilikçi yaklaşımlara sahipler. Bu yıl Ocak ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ortak bir protokol imzaladık. Bu protokolle mevcut kadın girişimcileri güçlendirmeyi, fonları arttırmayı, kadın girişimcilerimizin sayısını ve kadın istihdamını arttırmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
“KADIN KOOPERATİFLERİNE DESTEK VERMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Kadın Girişimcilik Akademisi kurmak için hazırlıkların sürdürüldüğünü söyleyen Bakan Göktaş, “Ayrıca, belediyeler bünyesinde Girişimci Kadınlar Ağı’nın oluşturulmasını teşvik edeceğiz. Yerelde kadınların ekonomik değer üretimini teşvik ettiğimiz kadın kooperatiflerine destek vermeyi sürdüreceğiz. Üretimin gücüne güç katan kadınların ekonomik alanda söz hakkını belirgin kılmayı, kadınlara eşit fırsatlar sunmanın ön koşulu olarak görüyoruz. Toplumun gelişmesinde önemli katkılar sunan kadınların karar süreçlerinde yer almalarını, güçlü bir kalkınmanın önemli bir adımı olarak değerlendiriyoruz” dedi.
“KADININ EKONOMİK OLARAK GÜÇLENMESİ DEMEK, TÜRKİYE’NİN GÜÇLENMESİ DEMEKTİR”
‘TÜİK verilerine göre ülkemizin yüzde 49,9’unu kadınlar oluşturuyor’ diyerek sözlerini sürdüren Göktaş, “Ancak yönetici kadın sayımız maalesef yeterli seviyede değil. 2002 yılında yaklaşık yüzde 28 olan kadınların iş gücüne katılım oranı, 2023 yılında yüzde 36’ya ulaştı. OECD’ye göre kadınların iş gücüne katılım ortalaması yüzde 66’dır. Türkiye’nin, bu orana ulaşmasıyla milli gelirimizde de yüzde 20’lik bir artış söz konusu olacak. 12. Kalkınma Planımızda, 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedeflerimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimcileri desteklemeye devam ediyoruz. Yani daha fazla kadının ekonomi dünyasında yer alması, ülkemizin büyümesine önemli bir katkı sağlayacak. Bu anlamda kadının ekonomik olarak güçlenmesi demek, Türkiye’nin güçlenmesi demektir.” şeklinde konuştu.
“ÇALIŞMA ARKADAŞLARIMIZIN YÜZDE 42’Sİ KADINLARIMIZDAN OLUŞUYOR”
Sivil Toplum Kuruluşlarında yer alan kadın sayısının arttırılması için daha çok teşvik verilmesi gerektiğinin altını çizen DEİK Başkanı Nail Olpak, “Ülkemizdeki kadın STK’larını kastederek söylemiyorum. Genel iş dünyası STK’larındaki kadın temsiline de bakarsak DEİK o noktada iyi bir yerde diye düşünüyorum. Yeterliliği konuşmuyoruz tekrar. Yani birçok kurumda kaç kadın yönetim kurulu üyesi var? Kaç kadın sektör ya da iş konseyi başkanı benzer konumlarda diye bakacak olursak bu noktada iyi bir yerdeyiz. Yeterli görmeyelim hiçbir şey yeterli değil. Kazanımı, 18 üyeyi niye biz 28 yapamıyoruz? Elbette buna bakmamız lazım. 90 kişilik çok güzel bir çalışma arkadaşları grubumuz var DEİK’te. Beraber çalıştığımız personelimiz demiyorum çalışma arkadaşlarımız, onların yüzde 42’si kadınlarımızdan oluşuyor. 4 tane genel sekreter yardımcımız var. Şartlar öyle gelmiştir. Biz özel bir ayrımcılık yapmıyoruz, ikisi kadın. Bu projeye gönülden destek veriyoruz, geciktik mi? Evet gecikmişiz” diye konuştu.
“KADIN VARLIĞINI, TEMSİLİYETİNİ ARTTIRMAK İSTİYORUZ”
Toplantıda konuşma yapan DEİK Kadın Platformu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Hepimiz ayrı ayrı bu konuyu sahiplenmiş durumdayız. O zaman gönüllü olarak emek verdiğimiz, çok çalıştığımız DEİK için kolektif akıl ve güç birliğiyle ne yapabiliriz sorusuna cevap aramaya başladık. Önce bir durum tespiti yaptık her zamanki gibi. DEİK’te 152 tane iş konseyi var. Ve Ocak 2023’deki ilk toplantımızda 14 olan Kadın İş Konseyi Başkanı sayısı bugün itibariyle ne yazık ki 12’ye düştü. Yani biz çalışmaya başladıktan sonra iş konseyi başkan sayımızı kaybetmiş olduk. Bugün itibariyle 2 bin 168 olan toplam yürütme kurulu üyelerimizin sadece 227’si kadın. Yani yüzde 10 buçuk. Biz yönetim kurulunda 35 üyeden 3 kadın üyeyiz. Yani genelde yüzde 10 seviyelerindeyiz. Dolayısıyla yani hem DEİK üyesi hem iş konseyi yürütme kurulu üyesi, hem yürütme kurulu başkan ve başkan yardımcısında kadın varlığını, temsiliyetini arttırmak istiyoruz. Başladığımız yer de belli yüzde 10 civarındayız” dedi.
]]>REKABET GÜCÜNÜ ETKİLİYOR
Şirketlerin iklim değişikliği ile mücadelede çok önemli bir rolü olduğunu anlatan iklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirlik alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veren Climate Union’ın kurucusu Akın Ayberk Çilekoğlu, “Şirketler etkili uygulamalar geliştirip, yenilikçi yaklaşımlarla bu dönüşüm sürecine katkı sağlıyorlar. Ancak çevresel sürdürülebilirlik konusunda yeterli hassasiyeti göstermese de öyleymiş gibi davranan çok sayıda şirket var. Bu durum gittikçe yaygınlaşıyor. Çünkü çevre duyarlılığı güçlü bir reklam ve pazarlama materyali olarak şirketlere rekabet avantajı sağlıyor. Halbuki şirketler çevresel sürdürülebilirlik alanında yapacakları yatırımlar ile bir yandan doğal çevrenin korunmasına katkı sağlarken, diğer yandan ulusal ve küresel düzeyde rekabet gücünü artırabilir, marka itibar ve güvenilirliklerini de koruyabilir” diye konuştu.
HANGİ SEKTÖRLERDE DAHA YAYGIN
Türkiye’nin de 2022 sonunda ‘Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz’unu kamuoyuna duyurduğunu hatırlatan Çilekoğlu, “Küresel düzeyde yeşil aklama ile mücadele ediliyor. Devletler yeni adımlar atıyor. Çalışmalara göre petrol ve doğalgaz sektörünün çok fazla greenwashing yaptığını, onu da bankacılık ve finans sektörlerinin takip ettiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de ise hızlı tüketim ürünleri başta olmak üzere gıda, ulaşım, kozmetik, enerji, bankacılık ve tekstil gibi çeşitli sektörlerde sıkça greenwashing ile karşılaşıyoruz” dedi.
ŞİRKETLER BUNU NEDEN YAPIYOR
-Greenwashing yapan şirketlerin aslında piyasaya sundukları ürün veya hizmetin çekiciliğini artırmayı hedeflediğini belirten Akın Ayberk Çilekoğlu, “Çevre duyarlılığı olan tüketiciler esas hedef kitleyi temsil ediyor. Ayrıca tüketicide daha kaliteli algısı yaratabiliyor. Dolayısıyla greenwashing yapan şirketler aslında büyük bir rekabet avantajı elde etmiş oluyor. Bu yüzden yeşil aklama, rekabet kurulları ve finansal piyasaları denetleyen ve düzenleyen kamu otoritelerinin de faaliyet alanına giren bir konu oldu” dedi.
TÜKETİCİ NEYE DİKKAT ETMELİ
-İklim değişikliği ve çevresel sürdürülebilirliğe dair okur yazarlığı artırmanın da artık oldukça önemli olduğunu söyleyen Akın Ayberk Çilekoğlu, “Tüketiciler her bir ürün ve hizmetin içeriğini, doğaya ve insan sağlığına etkilerini bilmeseler bile doğa dostu veya sürdürülebilir ürün gibi çok genel tabirler kullanan, belirsiz, kafa karıştırıcı içerikleri barındıran ürün ve hizmetlerden uzak durabilir, en azından şüphe uyandırıcı içeriklerin olduğu ürün ve hizmetleri tercih etmeyebilirler. Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının çalışmaların inceleyebilirler. Özellikle sağlık açısından risk taşıdığını düşündükleri ürün ve hizmetler konusunda Alo 175 Tüketici Danışma Hattı’ndan bilgi almayı bile tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.
‘DÜZENLİ OLARAK RAPORLAMA ŞART’
Gerçek verilerle desteklenmeyen faaliyetlerin greenwashing riskini artırdığını anlatan İklim için 350 Derneği Finans Kampanyaları Sorumlusu Selen Karaca, “Aynı zamanda şirketlerin belirledikleri çevresel hedeflerin gerçekçi ve ölçülebilir olması gerekir. Ayrıca, bu hedeflere ulaşmak için atılan adımların ve kaydedilen ilerlemenin düzenli olarak raporlanması da diğer bir şart. Dolayısıyla bu kriterler bir şirketin çevre ile ilgili adımlarının gerçekçiliğini değerlendirmede yol gösterici olacaktır” dedi. İklim için 350 Derneği olarak Türkiye özelinde konuyu bankalar ve özel sektör olarak 2 ayrı raporda incelediklerini vurgulayan Karaca, “Bankaları incelediğimiz raporda yer alan 17 bankadan; 10’u kömüre ‘hayır’ derken, 11’i net sıfır hedefine uygun olarak adımlarını atma taahhüdünde bulunmuş. BIST 30 Endeksi’nde yer alan bankacılık harici 26 şirkette ise 10 şirketin 2022 yılına göre Kapsam-1 emisyonları artarken, sadece 7 şirketin emisyonları azalmıştır. 9 şirket ise emisyonlarını raporlamamış. Ayrıca çoğu şirket karbon-nötr olma yolunda bir hedef tarih paylaşmıyor ve belirli bir planları yok. Ancak sadece taahhüt vermek yeterli değil ve önemli olan bu taahhütleri destekleyecek gerçekçi ve ölçülebilir kısa-orta-uzun vadeli plan” dedi.
]]>Banka, takip ettiği Türk bankaları için başına kâr tahminlerini ortalama yüzde 14 artırdı ve hedef fiyatlarını revize etti. ABD’nin en büyük ikinci bankası konumundaki BofA, ‘2024’ü, umut verici bir 2025 yılı öncesinde geçiş yılı’ olarak gördüğünü belirtti. “Türk özel bankaları için olumlu görüşümüzü sürdürüyoruz. 2024-26 hisse başına kâr tahminlerimizi ortalama yüzde 14 artırıyoruz” denilen değerlendirmede, “Çünkü, 2024 ilk çeyrekteki durağan kârlılığın, 2024 ikinci yarıda özellikle de 2024 son çeyrekte hızlı bir toparlanma ile fazlasıyla telafi edilmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.
‘UMUT VERİCİ 2025’ VURGUSU
BofA hisse fiyatı hedeflerini; Akbank için 53.5 TL’den 66 TL’ye, Garanti Bankası için 78 TL’den 99 TL’ye, Yapı Kredi için 28.5 TL’den 36 TL’ye çıkardı. İş Bankası C hisse fiyatı tavsiyesini ise 34.5 TL’den 42 TL’ye yüksetti ve ‘al’ olarak korudu.
Banka, söz konusu değerlendirmenin devamında şu ifadeleri kullandı:
“2024 yılını, kârlılıkların artmasını, tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) düşmesini ve fiyat/defter değeri büyümesinin büyük olasılıkla yıllık kârları aşmasını (yukarı yönlü risk) beklediğimiz umut verici bir 2025 yılı öncesinde geçiş yılı olarak görüyoruz. Bunun yakın olmayabileceğini kabul ediyoruz, ancak eğilim net görünüyor ve piyasalar ileriye bakıyor.
Akbank, Garanti, İş Bankası ve Yapı Kredi için tavsiyemiz ‘al’. Bu arada, kamu bankaları Halkbank ve Vakıfbank için ‘düşük performans’ notlarımızı yineliyoruz.”
POZİTİFLİK SÜRÜYOR
Öte yandan BofA, 8 Ocak’taki Türk bankalarıyla ilgili analizinde de, önceki yılların aksine uzun vadeli yatırım yapan fonların borsaya girişlerde hakim konumda olduğunu belirtmiş ve şöyle demişti: “Ortak görüş, Türkiye’nin normalleşme temasına en iyi bankaların ayak uyduracağı yönünde. Neredeyse her toplantıda enflasyon beklentileri, kur görünümü ve ortodoks politikaların sürdürülebilirliğiyle ilgili sorular masada.”
BofA’nın yanı sıra, ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs da geçen hafta Türk bankaları için kazanç tahminlerini yükseltmişti. Banka Akbank, Garanti Bankası, Vakıfbank ve Yapı Kredi için fiyat hedefini yukarı yönlü revize ederken; İş Bankası ve Halkbank için hedef fiyatını değiştirmemişti. Akbank’ın 43.6 TL olan hedefi 49 TL olarak güncellenirken tavsiye “Al” olarak açıklanmış; Garanti Bankası’nın hedef fiyatı 62 TL’den 71 TL’ye ve Vakıfbank’ın hedef fiyatı ise 10.4 TL’den 11 TL’ye yükseltilmişti.
Türk bankalarına ilişkin bir diğer pozitif rapor da 17 Ocak’ta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’ten gelmiş; Moody’s 17 Türk bankasının kredi notu görünümlerini ‘durağan’dan ‘pozitif’e çevirmişti.
BORSADA GÜN İÇİ REKOR
-BORSA İstanbul haftanın ilk gününde rekor tazelerken bankacılık endeksindeki artış dikkat çekti. CDS’lerdeki düşüş ve yabancı ilgisi bankacılık hisselerindeki artışta etkili oldu. Ayrıca, yabancı bankaların pozitif raporları da borsadaki artışı tetikledi.
Buna göre, Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi yeni haftaya yüzde 0.77 yükselerek 9 bin 322,05 puanla rekor seviyeden başladı. Gün içinde 9 bin 404 seviyesine çıkarak rekor tazelemeye devam eden endeks, günü yüzde 0.58 düşüşle 9 bin 196 seviyesinden tamamladı.
Borsadaki son hareketi Hürriyet’e değerlendiren İnfo Yatırım Stratejisti Çağlar Toros, endeksteki son düşüşün kâr satışından kaynaklandığını söyledi. “Zirveye ulaşan endeks daha sağlam adımlarla yukarı yönlü hareketine devam edebilmek için dinlenmeye çekildi” diyen Toros, “Bu düzeltmeler sağlıklı. ilerleyen günlerde yeniden yukarı yönlü hareket sürecektir” diye konuştu.
CDS’LER OLUMLU ETKİLİYOR
-Peki borsa son günlerde neden rekor üzerine rekor kırdı? Bankacılık hisselerindeki artışta kredi risk primindeki (CDS) düşüşün ve yabancı girişlerinin etkili olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, bankaların 4. çeyrek bilançoları çok güçlü gelmese de CDS’deki geri çekilme ve yabancı ilgisi banka hisselerine olan ilgiyi artırdı. Şubatta başlayan düşüş eğilimini sürdüren Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 300 baz puanın altına gerilemişti. Ziraat Yatırım’ın günlük bülteninde de konu ile ilgili şu ifadeler yer aldı: “Geçtiğimiz enflasyon raporu toplantısında faiz artırımlarına ara verildiğinin işaretinin verilmesi borsa için önemli bir katalizör olurken, Türkiye-ABD ilişkilerine yönelik yaşanan ilerlemenin fiyatlamaları desteklediği söylenebilir. Nitekim TL varlıklara yabancı ilgisinin sürdüğü gözlendi. Yeni haftaya başlarken ise olumsuz bir gelişme yok.”
]]>“HİZMETLER İHRACATIMIZI 200 MİLYAR DOLARA ÇIKARMA AZMİNDEYİZ”
Beş yıllık kalkınma planı hedefleri doğrultusunda toplam mal ihracatını 2028’e kadar 375 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirten Bakan Bolat, “Hizmetler ihracatımızı da 200 milyar dolara çıkarmak azmindeyiz. Bu asla ütopik bir hedef değildir. Çalışılmış, düşünülmüş, hesapları yapılmış hedeflerdir. Zaten şükürler olsun Allah’a biz geçen yılı cumhuriyetimizin yüzüncü yılını 255,8 milyar ihracatla kapatmıştık, rekor kırmıştık” diye konuştu.
2024 yılının ilk 45 gününde yıllıklandırılmış ihracatın 257,3 milyar doları aştığına dikkati çeken Bakan Bolat, “Geçen yılın rekorunun üzerine 1,5 milyar dolar daha ilave ihracatımız oluştu. Bu trendle Orta Vadeli Program’daki hedefimiz olan mal ihracatında hizmetler ihracatında da 110 milyar doları Allah’ın izniyle aşacağız, o rakamlara ulaşacağız” ifadelerini kullandı.
“HEDEFİMİZ 2028’DE ORTA YÜKSEK VE YÜKSEK TEKNOLOJİLİ ÜRÜNLERİN PAYINI YÜZDE 50’YE ÇIKARTMAK”
Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde de ilerleme kaydettiklerini aktaran Bakan Bolat, şöyle konuştu:
“2002 yılında yüzde 30’luk bir pay, 2022 yılında yüzde 36’lık bir pay varken geçen yılı yüzde 40,3’le kapattık. İnşallah 2028 hedefimiz orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerin payını yüzde 50’ye yükseltmek olacaktır. Yine güzel bir haber. Küresel mal ihracatındaki payımız da 2002’de yüzde 0,50 iken, 2022’de yüzde 1,02’di. 2023’ün dokuzuncu ayı sonunda yüzde 1,06’ya ulaştık. 12’inci ay rakamı yakında çıktığında bu payın inşallah daha da yükseldiğini hep birlikte göreceğiz.”
Söz konusu ihracatın yüzde 94’ünün sanayi ürünleri olduğunu bildiren Bakan Bolat, 241 milyar dolarlık sanayi ürünleri ihracatı yaptıklarını vurgulayarak, daha ileriyi hedeflediklerini belirtti.
“AYLIK BAZDA YÜZDE 2,4, 12 AYLIK BAZDA YÜZDE 1,6 ARTIŞ KAYDETTİ”
Geçtiğimiz günlerde sanayi üretimi rakamlarının açıklandığını hatırlatan Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“Aylık bazda yüzde 2,4, 12 aylık bazda yüzde 1,6 artış kaydetti. Bu aralıktan önceki 5-6 ayda aylık baz nispeten yavaş yavaş bir artış oranı geriliyordu. Şimdi tekrar artış oranında bir ivme yakalamış olduk. İthalatımız da önemli. İthalatta da önemli çabalar içindeyiz. Ağustos ayından bu yana Allah’a şükür ithalatımızda her ay bir azalış trendi var. Dış ticaret açığımızda da ağustos ayından itibaren her ay bir azalış trendimiz var.”
Dış ticaret açığının 2022’de 100 milyar dolar olduğunu hatırlatan Bakan Bolat, 2023 yılında bu rakamın 106 milyar dolara gerilediğine dikkat çekerek, “Şu anda 45 gün içinde 2024’te 100 milyar doların altına çektik. 97 milyar dolar civarında bir dış ticaret açığımız var yıllıklandırılmış olarak. Amacımız bunu yıl sonuna kadar daha da aşağıya çekmek. Temmuz, ağustostan bu yana burada önemli tedbirler aldık” ifadelerine yer verdi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın konuşmasını tamamlamasının ardından hatıra fotoğrafı çektirildi.
]]>GÜÇLÜ EKİP VURGUSU
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan yılın ilk enflasyon raporu toplantısına başkan yardımcıları Cevdet Akçay ve Hatice Karahan ile birlikte geldi. MB Başkanı Karahan, konuşmasının başında, “Merkez Bankası olarak, güçlü ekibimizle birlikte, dezenflasyonu tesis etmeye yönelik çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz” mesajı verdi. Karahan, “Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyelere gerileyene kadar, gereken parasal sıkılığı korumakta kararlıyız. Enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını yakından takip ediyoruz. Enflasyon görünümünde herhangi bir bozulmaya kesinlikle izin vermeyeceğiz” vurgusu yaptı.
BELİRGİN BİR BOZULMA OLURSA
Karahan yaptığı sunumda, politika faizinin ocak ayında ulaştığı seviye ve parasal aktarımı güçlendirmek için atılan destekleyici adımlarla birlikte, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığını kaydetti. Politika faizinin mevcut seviyesinin gerektiği müddetçe sürdürüleceğini vurgulayan Karahan, “Bu süreçte iki ana koşul gözetilecek. Bunlardan ilki, aylık enflasyonun ana eğiliminin belirgin bir düşüş göstermesi. Bu kapsamda, ana eğilim, iç talep, ithalat ve finansal koşullara ilişkin göstergeleri yakından izleyeceğiz. İkincisi ise, enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsaması. Bu çerçevede, geniş kapsamlı enflasyon beklentisi göstergeleri takip edilecek. Öte yandan, enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma öngörülmesi halinde, parasal sıkılık gözden geçirilecek” dedi.
Karahan, bu süreçte; enflasyon beklentileri, fiyat belirme davranışları, kamu harcama ve vergi politikası, ücretler, özel tüketim gibi unsurların enflasyon görünümü tahminlerinde belirgin bir sapmaya yol açacağının anlaşılması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağını vurguladı.

YÜZDE 36 HEDEFİ KORUNDU
Karahan, orta vadeli tahminler oluşturulurken, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar, ara hedeflere bağlılığı yansıtacak şekilde, para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği bir görünümün esas alındığını ifade etti. 2024, 2025 ve 2026 yıl sonu enflasyon tahminlerinin bir önceki rapordaki haliyle korunduğunu dile getiren Karahan, “2024 yıl sonu tahmini yüzde 36, 2025 yıl sonu tahmini ise yüzde 14 olarak tahmin edilmektedir. Enflasyonun 2026 yılını tek haneli seviyelere gerileyerek yüzde 9 ile tamamlaması, orta vadede ise yüzde 5 hedefinde istikrar kazanması öngörülmektedir” diye konuştu.
‘ENFLASYON MAYISTA ZİRVE YAPACAK’
Karahan, şu anda beklentilerde kısmi iyileşme olduğuna dikkati çekerek hizmet fiyatlarının belirlenmesinde kiraların önemli rol oynadığını söyledi. Burada henüz istedikleri düzelmeyi göremediklerinin altını çizen Karahan, “Konut fiyatlarında kısmi de olsa toparlanma başladı, bunun kiraya yansıması çeşitli sebeplerden dolayı zaman alacak” şeklinde konuştu. Enflasyonun mayısta yüzde 73 ile zirve yapacağını, daha sonra yıl sonunda yüzde 36’ya ineceğini öngördüklerini vurgulayan Karahan, önlerindeki bir numaralı riskin, beklentilerinin bir miktar üzerinde gerçekleşen asgari ücret artışı olduğunu belirterek, bu gerçekleşmenin yine de beklenen aralığın içinde ancak üst puana yakın olduğunu belirtti.
‘FAİZ İNDİRİMİ İÇİN ERKEN’
Karahan, politika faizinde indirimin zamanlamasına yönelik soruya, “Faiz artışı döngüsünü sonlandırdığımızı ilan ettik, fakat indirimi konuşmak için fazlasıyla erken. Aylık enflasyona baktığımızda, geçici etkileri dışlayarak ana eğilimi okuduğumuzda hem 2024 hem de 2025 hedefinin tutabilecek durumda olduğunu görmemiz gerekiyor. O dönemde faiz indirimini konuşmaya başlayabiliriz. Şimdi fazlasıyla erken” yanıtını verdi. Karahan, enflasyonu 2024’te istenilen seviyeye düşürerek 2025 yılındaki dezenflasyonun da yolunu yapmak istediklerini dile getirerek, “Çünkü orada da yüzde 14’lük hedefimiz var. Bunu yapmak istiyorsak, bu hedefleri ciddiye alıyorsak yapmamız gereken şey parasal duruşumuzu ve sıkılığımızı korumak. Araç bağımsızlığını kullanarak hedefler için gereken adımları atacağız. Ek bir faiz artışı gerektiğini şu anda değerlendirmiyoruz. Fakat görünümün bozulması halinde kararlarımızı gözden geçiririz” mesajını verdi.
KREDİ KARTI İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Kredi kartı harcama-larındaki artışın hatırlatılması üzerine Karahan, aralık ayında kredi kartı harcamalarında bir yükselme olduğunu, bunun farkında olduklarını dile getirdi. Bunun geçici olup olmadığının henüz net olmadığını vurgulayan Karahan, “Asgari ücretin artacağı bekleniyordu. Bu nedenle bazı harcamalar öne çekilmiş olabilir ama bundan bağımsız olarak kredi kartlarında düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda birkaç fikrimiz var, çalışmalarımız sürüyor. Belirli bir aşamaya geldiğinde kamuoyuyla paylaşacağız” diye konuştu.
HATİCE KARAHAN: ‘ÖDEME İSTE’ KOLAYLAŞTIRIYOR
MB Başkan Yardımcısı Hatice Karahan ise ödeme sistemlerinde inovatif çalışmaların devam ettiğini söyledi. Karahan, işlem limitlerini de artırdıklarına dikkat çekerek, “FAST sisteminin ekstra katmanlarını geliştiriyoruz. Ödeme İste’yi devreye aldık. Bu da alacaklının, borç ödeme talebi yapmasını, işlemlerin kolaylaşmasını sağlıyor” dedi.
AKÇAY: FENA HALDE İNANIYORUZ
MB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay da, “Sistemde, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti-mevduat faizi bağı kopmuş, politika faizi-enflasyon bağı kopmuş, faiz-kur bağı kopmuş durumdaydı. Biz yedi aydır tekrar ihdas ediyoruz” dedi. Yüzde 36 hedefini değiştirmekten ziyade o hedefe sürekli yakınsatacak olan önlemlerin devreye alınmasının çok daha anlamlı olduğunu kaydeden Akçay, “36 hedefi iddialı; ama iddiasız hedef koyan merkez bankası bence oksimorondur. İddialı ama erişilebilir bir hedef, enflasyon beklentilerini aşağı indirmekte ve düzeltmekte iddiasız ve rahat ulaşılabilir bir hedeften çok daha iyidir. Dolayısı ile yaptığımız şeyin doğruluğuna fena halde inanıyoruz” diye konuştu.
]]>ROTAMIZA DÖNMELİYİZ
“Yaşanabilir bir dünya için çabalarımızı artırmalı ve hızlandırmalıyız” ifadelerini kullanan Çele, “2030 hedeflerine ulaşmada takvimi yarılamışken yolun yarısında bile değiliz. İklim değişikliği ile mücadelede ise 1.5 derece kavşağını geçmek üzereyiz. Dünyamızı yaşanabilir sınırlar içinde tutmak ve 2030 yılında hayalini kurduğumuz daha adil ve yaşanabilir bir dünyaya ulaşmak için rotamıza dönmeli, daha hızlı ve daha ileri yol almalıyız” şeklinde konuştu.
ŞİRKETLERE ‘YEŞİL BADANA’ ELEŞTİRİSİ
Şirketlerin sürdürülebilirlik ve karbon emisyonu azaltma noktasında fiilen eksik kaldığına vurgu yapan Çele, “Eylemlerin taahhütlerin gerisinde kalması bir yana, açıklanan hedeflerin inandırıcılığı da sorgulanıyor. Hedeflerin neye göre belirlendiğini, bu hedeflere giden yol haritasını ve ilerlemeyi kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmayan şirketler “yeşil badana” (greenwashing) eleştirisiyle karşı karşıya kalıyor” dedi. Greenwashing, bir şirketin gerçekte olduğundan daha çevre dostu görünme çabasına deniyor.
BİLİME DAYALI HEDEF
UN Global Compact Türkiye olarak daha fazla şirketin bilime dayalı karbon emisyonu azaltım hedefi belirlemesi için onları desteklediklerini de anlatan Çele, şöyle devam etti: “UN Global Compact, CDP, WRI ve WWF ortaklığıyla hayata geçirilen “Bilime Dayalı Hedefler İnisiyatifi” (Science Based Targets- SBTi), küresel bir standart olarak giderek daha fazla kabul görüyor. İnisiyatif, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve net sıfır hedefinin tutturulabilmesi için şirketlere bir yol haritası sunuyor. Bugün itibariyle Türkiye’den 64 şirket İnisiyatife katıldı.”
‘İLERLEMELERİNİZİ RAPORLAYIN’
Daha fazla şirketin bilime dayalı karbon emisyonu azaltım hedefi belirlemesi için onları desteklediklerini anlatan Melda Çele, “İklim Hedefi Hızlandırma Programı iklim nötr olma yolunda bilime dayalı emisyon hedeflerinde ilerleme kaydetmelerinde ve net sıfıra geçiş stratejisi belirlemelerinde şirketlere destek oluyor. İklim Eylemi Deneyim Paylaşım Grubu ise bu alanda şirketlerin en iyi uygulamaları paylaşmalarını ve birbirlerinden öğrenmelerini sağlıyor. UN Global Compact, üye şirketlerini belirli alanlarda somut taahhütte bulunmaya davet eden “Daha Hızlı, Daha İleri (Forwad Faster)” girişimini duyurdu. Girişim, iklim eylemi alanının da içinde bulunduğu konularda şirketleri somut taahhütte bulunma ve bu taahhütlerde ilerlemelerini raporlamaya davet ediyor.
]]>TAHMİNLER ARA HEDEF
2024 yılı para politikası metninde, merkez bankalarının toplumsal refah artışına en büyük katkısının fiyat istikrarının sağlanmasıyla gerçekleşeceği belirtildi. Bu çerçevede, Merkez Bankası’nın (TCMB) temel amacının fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek olduğu kaydedildi. Metinde, “Sahip olunan tüm araçlar bu amaç doğrultusunda kullanılmaya devam edilecektir. Fiyat istikrarını destekleyici bir unsur olarak finansal istikrar da gözetilecektir” denildi. Enflasyon hedefinin yüzde 5 olarak korunduğu metinde, “Enflasyon Raporu’nda açıklanan tahminler enflasyon beklentilerine yönelik referans oluşturma işleviyle ara hedef olarak kullanılacaktır” mesajı verildi. Metinde, parasal sıkılık ve parasal aktarım, likidite gelişmelerinin yakından takip edilerek miktarsal sıkılaştırma kararları ile desteklenebileceği belirtilerek, “Miktarsal sıkılaştırma adımlarına, kullanılan sterilizasyon araçlarının çeşitliliği artırılarak devam edilecektir” denildi.
TL MEVDUATTA YÜZDE 50 HEDEFİ
Sadeleştirme süreci 2024 yılında da devam edecek. Para politikası metnine göre, yabancı para yükümlülükler üzerinden menkul kıymet tesisinin kademeli olarak azaltılmasına devam edilecek. KKM hesaplarından TL hesaplara geçişin güçlenmesiyle bu alandaki düzenlemelerde de sadeleşme yapılacak. Metinde, ağustos ayından itibaren KKM bakiyesinin yüzde 22 azaldığı, TL mevduatın toplam mevduat içindeki payında 15 Aralık itibarıyla 9 puanlık artış olduğu kaydedilerek, “2024 yılında KKM’den çıkışın süreceği TL varlıklara olan talebin güçleneceği öngörülmektedir. Ayrıca, 2024 yılında Türk Lirası mevduatın önceliklendirilmesine yönelik atılacak adımlarla bankacılık sisteminde Türk Lirası mevduatın payının yüzde 50’ye yükselmesi ve KKM bakiyesindeki gerilemenin devam etmesi hedeflenmektedir” denildi.
KUR HEDEFİ GÖZETİLMİYOR
Metinde MB’nin geçmişte olduğu gibi 2023 yılında da döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla, döviz arz ve talep gelişmelerini yakından takip ederek gerekli önlemleri almaya devam ettiği belirtildi. 2024’te dalgalı rejiminin sürdürüleceği ve döviz kurlarının, serbest piyasa koşullarında, arz ve talep dengesine göre oluşmaya devam edeceği kaydedilen metinde, “TCMB, döviz kurlarının seviyesine ilişkin herhangi bir hedefi gözetmemekte olup, kurların düzeyini ya da yönünü belirleme amacıyla herhangi bir döviz alım ya da satım işlemi yapmayacaktır. TCMB, döviz piyasasının etkin bir şekilde çalışabilmesi ve sağlıklı fiyat oluşumlarının desteklenmesi amacıyla döviz kuru gelişmelerini ve buna ilişkin risk faktörlerini yakından takip etmeye ve gerekli önlemleri alarak ilgili araçları kullanmaya devam edecektir” değerlendirmesi yapıldı.
REZERV BİRİKTİRMEYE DEVAM
Para politikasının etkinliği ve finansal istikrar açısından uluslararası rezervlerin güçlendirilmesinin büyük önem arz ettiğine dikkat çekilen metine şöyle devam edildi:
“Uluslararası rezervler, parasal sıkılaşma ve makro ihtiyati çerçevede atılan sadeleşme adımlarının etkileri ile 2023 yılının ikinci yarısından itibaren güçlü bir artış eğilimi göstermiş ve 22 Aralık 2023 itibarıyla 145.5 milyar dolara ulaşmıştı. Bu doğrultuda, 2024 yılında da piyasa koşulları elverdiği müddetçe rezerv biriktirilmesi yönündeki stratejiye devam edilecek ve uluslararası rezervlerdeki istikrarlı artış eğiliminin devamlılığı sağlanacaktır”
İLK PPK 25 OCAK’TA
Yılın ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı 25 Ocak 2024 tarihinde yapılacak. Yılda 12 PPK toplantısı olacak. İlk enflasyon raporu toplantısı ise 8 Şubat tarihinde gerçekleştirilecek. PPK öncesi yedi günlük süre “sessiz dönem” olarak adlandırılıyor. Bu süre içinde para politikasına yönelik dış iletişim yapılmıyor.
]]>