Miçotakis Hamas için ‘terör örgütü’ derken, Erdoğan birden fazla kez buna katılmadığını söyledi, Hamas’ı ‘direniş örgütü’ olarak tanımladı ve Türkiye’de 1000’e yakın Hamas mensubunun tedavi gördüğünü ifade etti.
Ankara’daki zirve ve Erdoğan’ın Hamas mesajı dünya basınında geniş yer buldu.
ABD merkezli Bloomberg ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas’a verdiği desteğin altını çizerek, örgütün binden fazla üyesinin Türkiye’de tedavi gördüğünü söyledi’ dedi. İngiliz Telegraph haberinde şu ifadelere yer verdi;
‘Erdoğan, Türkiye’de 1000’den fazla Hamas üyesinin tedavi gördüğünü söyledi. Türkiye cumhurbaşkanı ayrıca Filistinli grubu terör örgütü olarak tanımlamanın ‘zalimce’ olacağını söyledi.’

İSRAİL BASINI: ERDOĞAN HAMAS’I SAVUNUYOR
Erdoğan’ın açıklamalarını İsrail basını da yakından takip etti. Jerusalem Post ‘Erdoğan Hamas’ı savunuyor, onların direniş savaşçısı olduğunu söylüyor’ dedi.
Times of Israel Erdoğan’ın Hamas’ı bir direniş hareketi olarak gördüğünü yinelediğine dikkat çekti. Haberde ‘Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis ile Ankara’da yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında konuşan Erdoğan, Yunanistan’ın Hamas’ı terör örgütü olarak görmesinden de üzüntü duyduğunu söyledi’ ifadesine yer verildi.
Al Arabiya da Erdoğan’ın Hamas mesajını öne çıkardı Suudi haber platformu ‘Erdoğan Hamas’ın bir direniş hareketi olduğu yönündeki tutumunu yineledi’ dedi.
‘Erdoğan NATO Müttefikini Hamas’tan Dolayı Eleştiriyor’ başlığını atan Hindustan Times, ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ı açıkça desteklerken bir yandan da NATO üyesi bir lideri eleştirdi’ dedi.

Euronews ‘Liderler Yunanistan ve Türkiye ilişkilerini çözmek için bir araya geldi’ başlıklı haberinde ‘Yunanistan ve Türkiye liderleri, onlarca yıllık anlaşmazlıkları bir kenara bırakma çabalarının altını çizmeyi amaçlayan görüşmeler için Pazartesi günü bir araya geldi, ancak aynı zamanda İsrail-Hamas savaşıyla ilgili derin görüş ayrılıklarını da ortaya çıkardı’ dedi.
Katar merkezli Al Jazeera Ankara’daki zirveyi ‘Türk lider Erdoğan Yunanistan Başbakanı ile görüştü, ilişkilerde ‘çözülemeyen bir sorun’ görmüyor’ manşeti ile okurlarına duyurdu.
Voice of America‘nın manşeti ‘Bölgesel rakipler ilişkileri iyileştirmeye çalışırken Yunanistan başbakanı Türkiye’de’ oldu.
Çin merkezli Xinhua ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı ilişkilerdeki olumlu ivmenin sürdürüldüğünü vurguladı’ başlıklı haberinde ‘Türkiye cumhurbaşkanı, iki tarafın Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki sorunları ele alarak yapıcı bir diyalog yürüttüğünü ve ikili ticaret hacminin 10 milyar ABD doları olarak hedeflenmesi konusunda mutabakata vardığını söyledi’ ifadesine yer verdi.
Asharq al Awsat ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Pazar günü yaptığı açıklamada, Filistinli grup Hamas’ın ateşkes teklifini kabul etme hamlesinin ardından ABD ve Avrupa ülkelerinin İsrail’e Gazze’de ateşkesi kabul etmesi yönünde baskı yapmak için yeterince çaba göstermediğini söyledi’ dedi.

YUNAN BASINI: LİDERLER DİYALOG MASASINDA KALMAK İSTİYOR
Proto Thema zirve ile ilgili ‘Dün öğleden sonra Ankara’da Yunan ve Türk yetkililer arasında bolca gülümseme yaşandı. Bu karmaşık ikili ilişkinin zorlukları ve engelleri birdenbire ve sihirli bir şekilde ortadan kalkmış değil, ancak iki ülkenin bir yıldan fazla bir süredir bilinçli olarak mümkün olduğunca gerilimi düşürme ve iş birliği yolunu seçmiş olduğu görülüyor’ değerlendirmesinde bulundu.
Kathimerini Miçotakis’in mesajını öne çıkardı. Haberde ‘Başbakan Kyriakos Mitsotakis, Ankara ziyaretini ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi anlatarak misafirperverliğinden dolayı teşekkür etti’ denildi.
In.gr ‘İki lider, 7 Aralık 2023’te Atina’da düzenlenen 5. Yüksek Düzeyli İş birliği Konseyi’nin sonuçlarını gözden geçirdi ve o tarihten bu yana Siyasi Diyalog’un temel direkleri olan Pozitif Gündem temelinde yapılan toplantılarda kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi’ dedi.
CNN Yunanistan zirvenin Washington’da memnuniyetle karşılandığını yazdı. Haberde ‘Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Kyriakos Mitsotakis’in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da yaptığı görüşmenin ardından, ABD’nin Ege’de sükunetin korunmasını ve anlaşmazlıkların Uluslararası Hukuka uygun olarak çözülmesini teşvik ettiğini belirtti’ denildi.
Ethnos iki liderin görüşmeye devam etme kararlılığına vurgu yaptı ve fikir ayrılıklarına rağmen Kyriakos Mitsotakis ve Recep Tayyip Erdoğan diyalog masasında kalmamızı istediklerini gösterdiler ve bir sonraki randevularını şimdiden aldılar’ dedi.
]]>HANİYYE ARABULUCULARA İLETTİ
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniyye, Katar ve Mısır’a, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin önerilerini onayladığını bildirdi. Hamas’ın internet sayfasından yaptığı açıklamada, Haniyye’nin Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani ve Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile telefon görüşmesi yaptığını ve kendilerine ateşkes anlaşması ile ilgili sundukları önerileri Hamas Hareketi’nin onayladığını duyurdu.
İsrail’in ne yapacağı belirsizliğini korurken, İsrail Devlet Televizyonu KAN’a konuşan İsrailli bir yetkili, Hamas’ın onay verdiği Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması önerisine ilişkin detayları beklediklerini belirterek, “Hamas’ın yanıtını inceleyeceklerini” söyledi. İsrailli yetkili ayrıca, “Hamas’ın neyi kabul ettiğini ve neyi kabul etmediğini anlamaya çalışacağız” dedi.

İSRAİL VE ABD: DEĞERLENDİRİYORUZ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuya ilişkin açıklamasında, ateşkes teklifinin İsrail’in taleplerinden “çok uzak” olduğunu vurguladı ancak müzakereler için yine de heyet gönderileceğini söyledi.
ABD yönetiminden de Hamas’ın kararını değerlendirdiklerine dair açıklama yapıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller, “Şu anda Hamas’ın bir yanıt verdiğini doğrulayabilirim. Bu yanıtı şu anda gözden geçiriyoruz ve bölgedeki ortaklarımızla tartışıyoruz” dedi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı Kirby de günlük basın brifinginde, ABD olarak başından beri İsrail’in Refah’a bir kara saldırısı düzenlemesini desteklemediklerini ve bu pozisyonlarının bugün de geçerli olduğunu söyledi. Kirby, bölgeye bir kara operasyonunun çok sayıda sivilin hayatını riske atacağını ve bunu görmek istemediklerini vurguladı.
CIA DİREKTÖRÜ BÖLGEDE
Kahire’de devam eden ateşkes ve rehine takası müzakereleri, önceki gün Netanyahu’nun “Hamas’ın talepleri kabul edilemez” açıklamasıyla zora girmişti. İsrail hükümeti görüşmeleri çıkmaza sokanın Hamas olduğunu öne sürerken, Hamas ise Netanyahu’nun kişisel çıkarları yüzünden anlaşmadan kaçtığını belirtmişti.
Müzakerelerde arabuluculuk yapan CIA (Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı) Direktörü William Burns de, tarafların görüşmelerin tıkandığı yönündeki açıklamalarına karşın son bir hamle olarak Netanyahu ile görüşmeye gitti. Mısır’da yapılan müzakerelere katıldıktan sonra Katar Başbakanı Muhammed El Sani ile acil bir toplantı yapmak üzere Doha’ya giden Burns’ün, Netanyahu ile baş başa görüşmesi bekleniyor.
Bu arada Ürdün Kralı II. Abdullah, dün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü. Kral Abdullah Biden’dan, Refah’ta “yeni bir katliamı” durdurmak için İsrail’e müdahale etmesini istedi.
HAMAS HANGİ ŞARTLARI KABUL ETTİ
İsrailli bir yetkili, Hamas’ın kabul ettiği anlaşmanın, İsrail’in önerdiği ancak Mısır tarafından ‘yumuşatılmış’ olan bir anlaşma olduğunu ve bunun da Netanyahu hükümetinin kabul edemeyeceği unsurlar içerdiğini söylerken, üst düzey Mısırlı bir kaynak, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkes anlaşmasının, esir takası ile gözaltındakiler, tutuklular ve insani ateşkes aşamalarından oluştuğunu belirtti. Hamas ve Mısırlı yetkililer, ateşkesin İsrail askerlerinin geri çekilmesi ve 1000 Filistinli esirin ve 30 İsrailli rehinenin karşılıklı serbest bırakılacağı bir dizi aşamayı içereceğini söylemişti.
İSRAİL REFAH OPERASYONU İÇİN DÜĞMEYE BASTI
Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından birkaç saat önce İsrail, Refah’ta sivillerin tahliyesine başladı. İsrail ordusu Gazze geneline attığı broşürlerle halkı İsrail ve Mısır sınırlarına yaklaşmamaları konusunda uyardı. El Mavasi bölgesinde belirlenmiş insani bölgenin genişletildiği belirtilen broşürlerde, “Bu bölgede genişletilmiş insani yardım devam edecek. İsrail Silahlı Kuvvetleri sizi canlı kalkan olarak kullanan terör örgütleriyle mücadeleye devam edecek” denildi. Refah’ın doğusuna atılan broşürlerde ise ordunun “bölgedeki terör örgütlerine karşı aşırı güç kullanarak operasyon yapmak üzere olduğu” belirtilerek Filistinlilere “İsrail ve Mısır sınırlarına yaklaşmayın” uyarısı yapıldı. Akşam saatlerinde de İsrail Savaş Kabinesi’nin, Hamas’a esirler konusunda baskı yapılması amacıyla Refah’taki “operasyona” devam etme kararı aldığını duyurdu. İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, Gazze Şeridi’ndeki saldırılardan kaçan yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kentinde 50’den fazla yere hava saldırısı düzenlediklerini açıkladı.
FİLİSTİN KIZILAYI: BİNLERCE KİŞİ GÖÇ EDİYOR
Filistin Kızılayı, İsrail’in muhtemel kara saldırısı sebebiyle binlerce kişinin Refah’tan göç etmeye başladığını açıkladı. Filistin Kızılayı, Refah’ın Gazze’deki nüfusun yaklaşık yarısına ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, “insani felaket” yaşanabileceği uyarısında bulundu.
‘NEREYE GİDECEĞİZ BİLMİYORUZ’
Fransız haber ajansı AFP muhabirleri, Refah’a sığınan çok sayıda Filistinlinin İsrail’in uyarıları sonrasında eşyalarını toplayıp ayrılmaya hazırlandığını bildirdi. Ancak yaklaşık 8 aydır savaşın pençesinde hayata tutunmaya çalışan Gazzeliler, bundan sonrasında ne yapacaklarını bilemez halde. AFP’ye konuşan Abdulrahman ebu Cezer (36), İsrail’in işaret ettiği bölgenin halihazırda yerinden edilmiş Gazzelilerle dolu olduğunu söyleyerek, “Orada yeterince alan yok. Nereye gideceğiz, ne yapacağız bilmiyoruz” sözleriyle çaresizliklerini ifade etti.
]]>BİR ZAMANLARIN EN GÖZDE ÇİFTİ YILLARDIR MAHKEME KAVGALARINI BİTİREMEDİ
Yani aslında boşanma davaları sonuçlanmadı. Ancak mahkeme iki ünlü ismi herhangi bir yasal sorumluluktan uzak tutmak için onları resmi olarak bekar saydı.

Bir zamanların büyük aşıkları yıllardır kanlı bıçaklı düşman…
Angelina Jolie ve Brad Pitt’in büyük çekişme ve kavgalarla başlayan boşanma süreçleri hâlâ sürüyor.
Ünlü çift reşit olmayan çocuklarının velayetinden sonra şimdi de Fransa’daki üzüm bağları ve bu bağların yer aldığı arazideki şatoyu bölüşemedikleri için mahkemede kozlarını paylaşmaya devam ediyor.

Brad Pitt – Ines de Ramon çiftinin romantik sahil turu fotoğraflara böyle yansıdı
ANGELINA HER ŞEYDEN VAZGEÇTİ AMA BRAD HÂLÂ AŞKIN PEŞİNDE…
Angelina Jolie bu süreçte sinemadan adım adım uzaklaştı hatta artık Hollywood’a veda etmek istediğini söyledi. Hayatına da kimseyi almadı. “Çocuklarım benim hayattaki en yakınlarım” diyen güzel yıldız artık neredeyse münzevi bir hayat yaşıyor.
Brad Pitt için de Jolie’den ayrıldıktan sonra birkaç kez ünlü güzellerle aşk yaşadığı yazılıp çizildi. Bu haberlerse sadece bir dedikodu olarak kaldı. Ancak usta aktör gönlünü bu kez gerçekten bir güzele kaptırdı…

Ines de Ramon’ın Brad Pitt’in evine taşındığı biliniyor… Çift ilişkilerinde yeni adımlar atmak isteseler de Brad Pitt’in Angelina Jolie’yle girdiği yasal savaş birmeden harekete geçemiyorlar
ESMER GÜZELİYLE DOLU DİZGİN BİR AŞK YAŞIYOR
Hem de basının “esmer güzeli” diye isim taktığı Ines De Ramon adındaki bu güzel mücevher firması yöneticisiyle yaşadığı aşk her geçen gün ciddileşiyor… 2022’nin kasım ayında ilk kez birlikte görüntülenen aşıklar başlarda saklı gizli görüşseler de artık aşklarını saklamıyor.
Brad Pitt ocak ayında 60. Doğum gününü Paris’te Ines De Roamn’la kutlamış, çiftin baş başa bu doğum günü kaçamağından fotoğraflar manşetlere taşınmıştı. Pitt ve Ines De Ramon geçtiğimiz gün de Santa Barbara sahillerinde çıktıkları romantik bir yürüyüşte paparazzilere yakalandı.


Yıldız oyuncu yeni yaşını da sevgilisiyle Paris’te baş başa kutlamıştı
SAHİLDE ROMANTİK YÜRÜYÜŞ
Spor giysileri, Ines De Ramon’ın köpekleri ve ellerinde kahveleriyle güzel havanın tadını çıkaran çift keyifli bir sohbete dalmıştı. Brad Pitt’in sık sık elini Ines De Ramon’un omzuna atıp sevgilisine sıkı sıkı sarıldığı da gözlerden kaçmadı.
60 yaşındaki Pitt, 31 yaşındaki de Ramon’un ilişkileri ciddileşince birlikte yaşamaya başladığı, esmer güzelin kendi evini kapatmasa da eşyalarını alıp usta aktörün evine taşındığı ortaya çıkmıştı.

Çiftin aşkının ilk kanıtı Kasım 2022’de bir konser çıkışı çekilen bu fotoğraf olmuştu
ARTIK DAVADAN KURTULUP HAREKETE GEÇMEK İSTİYOR… UFUKTA BELKİ DE EVLİLİK VAR!
Çiftin yakın çevresinden gelen haberlere göre Brad Pitt Ines de Ramon’a sırılsıklam aşık. Ve ikilinin ilişkisi de giderek ciddileşiyor hatta belki de ufukta bir evlilik bile olabilir.
Çünkü yine bu iddialara göre usta aktörün canı yıllardır bitmeyerek yılan hikâyesine dönen, yukarıda bahsettiğimiz boşanma davasından dolayı çok sıkkın. Her ne kadar yasal olarak bekar olsa da Brad Pitt Ines de Ramon’la yeni bir hayat kurmadan önce geçmişindeki bu dertlerden kurtulmak istiyor.

Ines de Ramon adı Brad Pitt’le anılmaya başladığından beri boynunda “B” harfli bir kolye taşıyor
ARTIK AŞKINI GÖNLÜNCE YAŞAMAK İSTİYOR
Bu gerçekleşmedikçe de Brad Pitt’in sinirden küplere bindiği, eski eşi Angelina Jolie’ye olan öfkesinin bilendiği ve Ines de Ramon’la ilişkisini dilediği gibi yaşayamadığı için içerlediği söyleniyor. Brad Pitt boşanmasından beri ilk kez ciddi bir ilişki yaşıyor ve arkadaşlarının anlattığına göre de Ines de Ramon ünlü oyuncunun ayaklarını yerden kesmiş durumda.

Sosyetenin ve ünlülerin çok sevdiği bir mücevher şirketinin yöneticisi olan Ines de Ramon da aslında hollywood’a çok uzak bir isim değil. Esmer güzeli The Vampire Diaries dizisinin yıldızı Paul Wesley’le üç yıllık evliliğini 2022’de bitirmişti…
]]>İSRAİL’İ KORURUM
-GAZZE SAVAŞI: Biden yönetimi 7 Ekim’de başlayan Gazze savaşının ardından İsrail’e yüklü silah yardımı ile açık destek verirken, Trump da İsrail’i koruyacağını söyledi. İran ile İsrail’in savaşması halinde ABD’nin dahil olup olmayacağıyla ilgili soruya “İsrail’e çok sadık oldum, diğer başkanlardan daha sadıktım. İsrail için diğer başkanlardan daha fazlasını yaptım. Evet, İsrail’i koruyacağım.” Eski Başkan ayrıca, “İsrail’in bir şeyi çok kötü yaptığını düşünüyorum: Halkla ilişkiler” sözleriyle Netanyahu hükümetinin tutumunu eleştirdi: “Her gece bombalanan binaların ve ölen insanların fotoğraflarının paylaşılması gerekmiyordu. Ama (İsrail yönetiminin) yaptığı bu.”

ARTIK ÇOK AMA ÇOK ZOR
-İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM: Trump, Biden yönetiminin aksine Filistin meselesinde “iki devletli çözüme” olan inancını kaybettiğini belirtti: “İki devletin işe yarayabileceğini düşündüğüm zamanlar oldu. Şimdi iki devletin çok ama çok zor olacağını düşünüyorum. İsrail ilerleme kaydediyorsa iki devlet istemiyor, her şeyi istiyor. İlerleme kaydetmiyorsa, o zaman iki devletli çözümden bahsediyor.”
-NATO: Trump, Avrupa ülkelerini NATO’ya yetersiz katkı vermekle suçladı: “Faturalarını (ulusal bütçeden NATO’ya ayrılan pay) ödemelerini istiyorum. Çok basit. Bakın, eğer bir sorunumuz olsaydı, biz saldırıya uğrasaydık NATO’nun yardıma geleceğini düşünmüyorum.”
MASRAFLARI ÖDESİNLER
-UKRAYNA SAVAŞI: Avrupa’nın başına kötü bir şey gelmesini istemiyorum, Avrupa’yı seviyorum. Ama hem NATO’da hem de Ukrayna’da bizden faydalandılar. (Bizim Ukrayna’yla) Aramızda bir okyanus var. Ukrayna’ya yardım etmeye çalışacağım ama Avrupa’nın da işini yapması, paylarına düşeni ödemesi gerekiyor.
-RUSYA İLE İLİŞKİLER: Rusya ile ilişkiler ve Rusya’da casusluk suçlamasıyla tutuklu gazeteci Evan Gershkovich ile ilgili de, “Biden’ın (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin ile ilişkisinin çok kötü olduğunu düşünüyorum. Putin’in asla Ukrayna’ya gitmemesi gerekiyordu. Ben olduğum dönemde gitmedi. Putin ile çok iyi baş ediyorum, ancak gazetecinin serbest bırakılması gerekiyor. Biden döneminde serbest kalacak mı bilmiyorum” dedi.
– KASIM SEÇİMLERİ: Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde olası bir gerginlik bekleyip beklemediğine dair soruya, “Siyasi şiddet olacağı görüşünde değilim. Büyük bir zafer kazanacağımızı düşünüyorum. Şiddet olmayacağını düşünüyorum” yanıtını verdi.
3 HAFTADA 29 BİN ÇİNLİ GELDİ
“Yerel kolluk kuvvetlerini kullanacağız. Ve kesinlikle içeri giren suçlularla başlayacağız. Daha önce hiç görmediğimiz sayılarda geliyorlar. Yeni bir suç kategorimiz var: buna göçmen suçu deniyor.” Ulusal Muhafızların ABD sınırlarını korumak için içeride ve sınırda kullanılabileceğini söyleyen Trump, “Eğer onlar bunu başaramazlarsa orduya başvuracağını” söyledi. ABD yasalarına göre ordunun sivillere karşı konuşlandıramayacağını hatırlatılınca ise “Bunlar sivil değil. Bunlar ülkemizde yasal olarak bulunmayan insanlar. Bu ülkemizi işgaldir” dedi.
“Ülkemizde büyük bir güç oluşuyor, son üç haftada Çin’den 29 bin kişi geldi, bunların çoğu askerlik çağındaki erkekler. Bu suçu durdurmak için ne gerekiyorsa yapmanız gerekiyor” diye konuştu.
]]>ÇÖLDE DJ MAHMUT ORHAN ENERJiSi
Türk DJ Mahmut Orhan 13 Nisan Cumartesi günü sahnedeydi.
Coachella gibi ikonik bir etkinlikte performans sergilenmesi gurur verici.
Mahmut
Orhan’ın
Coachella konser listesinde yer alması, etkileyici sahnesi, kalabalığın enerjisi onun kendi alanında nasıl bir yetenek olduğunu bir kez daha ispatladı.
TÜRK MiMARDAN COACHELLA HEYKELi
Issız çölü renk, ışık ve tasarımlarıyla yeniden yaratan isimlerden biri de Güvenç Özel’di. Teknoloji uzmanı, mimar ve Kaliforniya Üniversitesi’nde profesörlük yapan Özel geçen sene Coachella Müzik ve Sanat Festivali tarafından eser yaratmak üzere görevlendirilen nadir sanatçılardan biri. Holoflux adını verdiği eser ışık ve grafikler arasında geçiş yapıp değişik renk şemalarını yansıtıyor.
]]>İnanoğlu kendi hikâyesini şöyle anlatıyordu.
““İkinci Dünya Savaşı yılları… Türkiye savaşa girmemişti ama savaşan ülkelerin kıyısındaydı. Öyle ki zaman zaman Alman uçakları semalarımızda uçar, İstanbul’u bombalar diye herkes endişelenirmiş. Özellikle de geceleri… Tüm İstanbul’da uçaklardan korunmak için karartma uygulanırmış. Babam tıp doktoruydu. İstanbul’da muayenehanesi vardı. Bizi güvende olmamız için Safranbolu’ya göndermiş. O hastalarını bırakamadığı için İstanbul’da kalmış. Biz bir süre Safranbolu’da kaldıktan sonra döndük; sahibi olduğumuz Kanlıca’daki yalımızda yaşamaya başladık. 88 yıllık ömrüm işte bu yalıda geçti.”

İLK FAVORİ FİLMİ: RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ
En büyük merakı futbol ve sinema. Özellikle Amerikan filmlerini izlemeyi seviyor; Rüzgâr Gibi Geçti, İhtiras Tramvayı… Bu filmin ünlü yönetmeni Elia Kazan’la yıllar sonra sette karşılaşacaktı. Futbol hayatı 19 yaşında başına yediği bir tekmeyle son buluyor. Liseden sonra şimdi Marmara Üniversitesi olan Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü’ne giriyor.
“Babam beni sık sık Taksim’e, İstiklal Caddesi’ndeki tiyatrolara, konserlere götürürdü. Gösterileri büyük bir zevkle izlerdim. Özellikle Ses Opereti, İstanbul Opereti binalarında sergilenen oyunlar bende unutulmaz izler bırakmıştır. Çocukluğumda da gençliğimde de güzel sanatların her dalına eğilimim vardı. Yükseköğrenim çağında en uygun seçim Tatbiki Güzel Sanatlar olacaktı”

SENE 1936 Annesi Nazmiye Hanım’ın kucağında
‘YOSMANIN KIZI’NA ASİSTAN OLUR
Derken bir gün… Sene 1957… İnanoğlu üniversite ikinci sınıftayken telefon çalıyor. Arayan Kanlıca’daki komşu yalının sahibi Kadri Cenani Bey… Türker Bey’den dinleyelim:
“Kadri Bey zaman zaman oturduğu yalıyı çekim için filmcilere tahsis ediyordu. Yine böyle bir ekiple randevusu vardı ama yetişemeyeceğini, benden kendileriyle ilgilenmemi rica etti. Gelenler Ozon Film’in sahibi Necil Ozon ve yönetmen Nişan Hançer’di. Bizim bahçede ağırladım. Laf lafı açarken bana bir teklifte bulundular; Nişan Hançer, Halk Film’in sahibi Fuat Rutkay’a ‘Yosmanın Kızı’ adıyla bir film çekiyormuş. Ona asistan olmak ister miydim? Aklım yatar gibi oldu…”

SENE 1920’ler Babası tıp doktoru Hakkı Nevin Bey
YEŞİLÇAM’A İLK ADIM
İnanoğlu, ertesi pazartesi günü Halk Film’in meşhur Yeşilçam Sokak’taki ofisine gitti. Hemen o gün işe başladı. Filmin çekildiği Yakacık’ın Soğanlı Köyü’ne gittiler. İlk iş; dağın başına reflektör taşıma! Türker Bey devamını şöyle anlatıyor:
“Reflektörleri oradan oraya taşıyıp durunca ‘Ulan asistanlık bu muymuş? Hamallığa mı geldim ben buraya?’ diye söylendim. Çok geçmedi sahne sırasını belirten klaketi de bana tutturmaya başladılar. Devamlılığı da bana yüklediler; sahneler değiştikçe bir önceki hareket nasıldı, kimin üstünde ne kıyafet vardı; bunları not alıyordum. Sevmiştim bu işi… Film sette çekiliyordu ama kurgu masasında şekilleniyordu. Sinema ağır basınca okulu yolun yarısındayken bırakmak zorunda kaldım…”

SENE 1957
YUMURCAK, KARA MURAT, GIRGIRİYE…
İnanoğlu hızla asistanlıktan yönetmen yardımcılığına, oradan da yönetmenliğe yükseldi… Yönettiği ilk film ‘Senden Ayrı Yaşayamam’ oldu. Yeşilçam’da çeşitli yapımcılara on film çektikten sonra 1960’ta kendi şirketini kurdu: Erler Film. İlk filmi gençliğinde sevdiği Amerikan filmlerinden uyarlama ‘İçimizden Biri’ oldu. Oyuncuları Orhan Boran ve Turan Seyfioğlu’ydu. Onu Kalp Yarası ve Hancı izledi. ‘Hancı’, gişede büyük sükse yaptı, şöhreti yurtdışına taştı. İnanoğlu daha sonra Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Filiz Akın, Muhterem Nur, Fatma Girik gibi dönemin en parlak yıldızlarını bünyesine kattı. O günlerden bugüne 200’ün üzerinde siyah-beyaz ve renkli film çekti. Bunların arasında Yumurcak Serisi, Bitirim Kardeşler, Kara Murat serisi, Gırgıriye gibi Türk sinemasının en unutulmaz eserleri var.

SENE 1970’ler Kara Murat serisi Cüneyt Arkın ve Hale Soygazi
KES, YAPIŞTIR EKLE, ÇIKAR
Sinemanın en çok nesini sevdi? Şöyle yanıtlıyor:
“Her şeyden önce yoktan var ettiğin bir sanat eserini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşatıyordu sinema bana. Sonra perdedeki başarısı oranında geri dönüşleri oluyordu emeğinin. Hem maddi, hem manevi geri dönüşlerdi bunlar. Kazancı bir yana filmin beğenilmesi, bu beğeninin çeşitli iletişim araçlarıyla duyurulması; senin bu başarı nedeniyle tanınır, bilinir, sevilir, sayılır olman az şey mi? Ben sayısını hatırlayamayacağım kadar çok sık yaşamışımdır o mutluluğu. Bir de öncesi var; yazım, kadro kurma, çekime hazırlık. Sonra çekim. Çekim başlı başına bir macera. Vee, bana göre en zevk aldığım evre; kurgu! Yönetmenle kurgucu, kurgu masasının başında bir araya gelirler. Yönetmen oradan “Kes, şuraya yapıştır, olmadı üç kare ekle, 5 kare çıkar” gibi komutlarla filme yön verirken saatler, günler, geceler geçer, kurgu tamamlanır. Film için her şey mükemmel olsa da kurgu başarılı değilse o film beklenen başarıyı getirmez. Uzun sürdüğünden başkaları için can sıkıcı olsa da benim için muhteşem bir keyif ortamıdır kurgu.”

SENE 1977 Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile ‘Bizim Kız’
TÜRK FİLMLERİ GEÇMİŞE TANIK
Yeşilçam filmleri Türk toplumunu nasıl etkiledi? Diyor ki:
“Yeşilçam filmleri dönemin yaşam tarzını, sosyal ilişkilerini, aile yapısını, yaşam biçimini sergileyen filmlerdi. ‘Fakir kız, zengin oğlan’ ya da “Amca size baba diyebilir miyim” ifadeleri bugün tebessüm yaratıyor insanlarda ama bunu filmin çekildiği ve vizyona girdiği yıllarda hiçbir seyirci yadırgamıyordu. Aksine etkileniyordu. Bugünün kuşakları geçmişi geri getiremeyeceklerine göre o günleri ancak bu filmlerin tanıklığı ile görecek, anlayacak ve değerlendirecektir. Bu büyük bir imkândır onlar için…”

SENE 1950’ler Lise yılları
“KÜLT FİLMİM YOK”
Dünden bugüne Türk izleyicisi nasıl evrildi? Türker Bey diyor ki:
“Ben sinemaya başladığımda dansözlerin, mezarlıkların, camilerin çoğunlukta olduğu filmler çekiliyordu. Daha sonra Türk sinemasında parlayan bir Ömer Lütfi Akad, Osman Seden, Memduh Ün, Atıf Yılmaz filmleriyle başka bir havaya büründü sinema. Benimkiler arasında kült olarak tanımlanacak filme rastlamak pek mümkün olmaz; ister dram olsun ister komedi, ister macera olsun ister müzikal kült değildir. Çünkü seyirci, çektiğim o filmlerde her zaman kendini bulur. Acısını, sevincini, öfkesini, isyanını perdede canlandıranla eşleştirir; onu benimser.”

SENE 1980’ler Gırgıriye
YONCALARI JÖNLERİ O KEŞFETTİ
Türk sinemasının jönleri Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet… Kadınlarda Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik… İyi oyuncu nasıl keşfedilir?
Yanıtı:
“Sinemada belirli bir süre çalışmışsan, filmler yönettiysen, birinin yeteneğini hemen anlarsın. Herkesin kendine göre özellikleri vardır ve o özellikleriyle öne çıkmıştır. Sonra biri çıkar. Öyle bir sergiler ki oyununu; vurur geçer… Türkan Şoray mesela. Sonra Cüneyt Arkın. Baştan sona özel insanlar onlar.”
MUTLU SON İÇİN…
İnanoğlu, 1964 yılında Filiz Akın’la evlendi. Çiftin, ileride çocuk yıldız olarak ‘Yumurcak’ filmleriyle ünlenecek İlker adlı bir oğulları oldu. 1975 yılında ise halen evli olduğu Gülşen Bubikoğlu ile yaşamını birleştirdi. Bu evlilikten de kızları Zeynep dünyaya geldi. Peki uzun evliliğin sırrı nedir?
“Aynı sektörün çalışanlarıyız. İşin stresini ikimiz de yaşıyoruz. Yani gerginliklerimizi birbirimize anlatmamıza gerek kalmıyor. Şartlar ve zorluklar taraflarca bilinince anlaşmazlık nedenleri de azalıyor. Genç çiftler bizim sektörün renkli dünyasıyla baş etmeyi bilsinler. Sabırlı ve anlayışlı olmaya çalışsınlar.”

SENE 2000’ler Türker İnanoğlu ve eşi Gülşen Bubikoğlu
Önce kendi hikâyesiyle başlayalım… Türker İnanoğlu, 1936 senesinde Safranbolu’da Nazmiye Hanım ile tıp doktoru Hakkı Nevin Bey’in ilk çocuğu olarak dünyaya geliyor. Onu ikiz kardeşleri Sezer ile Berker izliyor. Ne yazık ki Sezer’i üç aylıkken kaybediyorlar. Çocukluğu ve ilk gençliği İstanbul-Safranbolu arasında mekik dokuyarak geçiyor. İnanoğlu, “İkinci Dünya Savaşı yılları…” diye anlatıyor: “Türkiye savaşa girmemişti ama savaşan ülkelerin kıyısındaydı. Öyle ki zaman zaman Alman uçakları semalarımızda uçar, İstanbul’u bombalar diye herkes endişelenirmiş. Özellikle de geceleri… Tüm İstanbul’da uçaklardan korunmak için karartma uygulanırmış. Babam tıp doktoruydu. İstanbul’da muayenehanesi vardı. Bizi güvende olmamız için Safranbolu’ya göndermiş. O hastalarını bırakamadığı için İstanbul’da kalmış. Biz bir süre Safranbolu’da kaldıktan sonra döndük; sahibi olduğumuz Kanlıca’daki yalımızda yaşamaya başladık. 88 yıllık ömrüm işte bu yalıda geçti.”

İLK FAVORİ FİLMİ: RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ
En büyük merakı futbol ve sinema. Özellikle Amerikan filmlerini izlemeyi seviyor; Rüzgâr Gibi Geçti, İhtiras Tramvayı… Bu filmin ünlü yönetmeni Elia Kazan’la yıllar sonra sette karşılaşacaktı! Futbol hayatı 19 yaşında başına yediği bir tekmeyle son buluyor. Liseden sonra şimdi Marmara Üniversitesi olan Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü’ne giriyor. İnanoğlu, “Babam beni sık sık Taksim’e, İstiklal Caddesi’ndeki tiyatrolara, konserlere götürürdü. Gösterileri büyük bir zevkle izlerdim. Özellikle Ses Opereti, İstanbul Opereti binalarında sergilenen oyunlar bende unutulmaz izler bırakmıştır. Çocukluğumda da gençliğimde de güzel sanatların her dalına eğilimim vardı. Yükseköğrenim çağında en uygun seçim Tatbiki Güzel Sanatlar olacaktı” diye anlatıyor.

SENE 1936 Annesi Nazmiye Hanım’ın kucağında
‘YOSMANIN KIZI’NA ASİSTAN OLUR
Derken bir gün… Sene 1957… İnanoğlu üniversite ikinci sınıftayken telefon çalıyor. Arayan Kanlıca’daki komşu yalının sahibi Kadri Cenani Bey… Türker Bey’den dinleyelim: “Kadri Bey zaman zaman oturduğu yalıyı çekim için filmcilere tahsis ediyordu. Yine böyle bir ekiple randevusu vardı ama yetişemeyeceğini, benden kendileriyle ilgilenmemi rica etti. Gelenler Ozon Film’in sahibi Necil Ozon ve yönetmen Nişan Hançer’di. Bizim bahçede ağırladım. Laf lafı açarken bana bir teklifte bulundular; Nişan Hançer, Halk Film’in sahibi Fuat Rutkay’a ‘Yosmanın Kızı’ adıyla bir film çekiyormuş. Ona asistan olmak ister miydim? Aklım yatar gibi oldu…”

SENE 1920’ler Babası tıp doktoru Hakkı Nevin Bey
YEŞİLÇAM’A İLK ADIM
İnanoğlu, ertesi pazartesi günü Halk Film’in meşhur Yeşilçam Sokak’taki ofisine gitti. Hemen o gün işe başladı. Filmin çekildiği Yakacık’ın Soğanlı Köyü’ne gittiler. İlk iş; dağın başına reflektör taşıma! Türker Bey devamını şöyle anlatıyor: “Reflektörleri oradan oraya taşıyıp durunca ‘Ulan asistanlık bu muymuş? Hamallığa mı geldim ben buraya?’ diye söylendim. Çok geçmedi sahne sırasını belirten klaketi de bana tutturmaya başladılar. Devamlılığı da bana yüklediler; sahneler değiştikçe bir önceki hareket nasıldı, kimin üstünde ne kıyafet vardı; bunları not alıyordum. Sevmiştim bu işi… Film sette çekiliyordu ama kurgu masasında şekilleniyordu. Sinema ağır basınca okulu yolun yarısındayken bırakmak zorunda kaldım…”

SENE 1957
YUMURCAK, KARA MURAT, GIRGIRİYE…
İnanoğlu hızla asistanlıktan yönetmen yardımcılığına, oradan da yönetmenliğe yükseldi… Yönettiği ilk film ‘Senden Ayrı Yaşayamam’ oldu. Yeşilçam’da çeşitli yapımcılara on film çektikten sonra 1960’ta kendi şirketini kurdu: Erler Film. İlk filmi gençliğinde sevdiği Amerikan filmlerinden uyarlama ‘İçimizden Biri’ oldu. Oyuncuları Orhan Boran ve Turan Seyfioğlu’ydu. Onu Kalp Yarası ve Hancı izledi. ‘Hancı’, gişede büyük sükse yaptı, şöhreti yurtdışına taştı. İnanoğlu daha sonra Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Filiz Akın, Muhterem Nur, Fatma Girik gibi dönemin en parlak yıldızlarını bünyesine kattı. O günlerden bugüne 200’ün üzerinde siyah-beyaz ve renkli film çekti. Bunların arasında Yumurcak Serisi, Bitirim Kardeşler, Kara Murat serisi, Gırgıriye gibi Türk sinemasının en unutulmaz eserleri var.

SENE 1970’ler Kara Murat serisi Cüneyt Arkın ve Hale Soygazi
KES, YAPIŞTIR EKLE, ÇIKAR
Sinemanın en çok nesini sevdi? Şöyle yanıtlıyor: “Her şeyden önce yoktan var ettiğin bir sanat eserini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşatıyordu sinema bana. Sonra perdedeki başarısı oranında geri dönüşleri oluyordu emeğinin. Hem maddi, hem manevi geri dönüşlerdi bunlar. Kazancı bir yana filmin beğenilmesi, bu beğeninin çeşitli iletişim araçlarıyla duyurulması; senin bu başarı nedeniyle tanınır, bilinir, sevilir, sayılır olman az şey mi? Ben sayısını hatırlayamayacağım kadar çok sık yaşamışımdır o mutluluğu. Bir de öncesi var; yazım, kadro kurma, çekime hazırlık. Sonra çekim. Çekim başlı başına bir macera. Vee, bana göre en zevk aldığım evre; kurgu! Yönetmenle kurgucu, kurgu masasının başında bir araya gelirler. Yönetmen oradan “Kes, şuraya yapıştır, olmadı üç kare ekle, 5 kare çıkar” gibi komutlarla filme yön verirken saatler, günler, geceler geçer, kurgu tamamlanır. Film için her şey mükemmel olsa da kurgu başarılı değilse o film beklenen başarıyı getirmez. Uzun sürdüğünden başkaları için can sıkıcı olsa da benim için muhteşem bir keyif ortamıdır kurgu.”

SENE 1977 Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile ‘Bizim Kız’
TÜRK FİLMLERİ GEÇMİŞE TANIK
Yeşilçam filmleri Türk toplumunu nasıl etkiledi? Diyor ki: “ Yeşilçam filmleri dönemin yaşam tarzını, sosyal ilişkilerini, aile yapısını, yaşam biçimini sergileyen filmlerdi. ‘Fakir kız, zengin oğlan’ ya da “Amca size baba diyebilir miyim” ifadeleri bugün tebessüm yaratıyor insanlarda ama bunu filmin çekildiği ve vizyona girdiği yıllarda hiçbir seyirci yadırgamıyordu. Aksine etkileniyordu. Bugünün kuşakları geçmişi geri getiremeyeceklerine göre o günleri ancak bu filmlerin tanıklığı ile görecek, anlayacak ve değerlendirecektir. Bu büyük bir imkândır onlar için…”

SENE 1950’ler Lise yılları
“KÜLT FİLMİM YOK”
Dünden bugüne Türk izleyicisi nasıl evrildi? Türker Bey diyor ki: “Ben sinemaya başladığımda dansözlerin, mezarlıkların, camilerin çoğunlukta olduğu filmler çekiliyordu. Daha sonra Türk sinemasında parlayan bir Ömer Lütfi Akad, Osman Seden, Memduh Ün, Atıf Yılmaz filmleriyle başka bir havaya büründü sinema. Benimkiler arasında kült olarak tanımlanacak filme rastlamak pek mümkün olmaz; ister dram olsun ister komedi, ister macera olsun ister müzikal kült değildir. Çünkü seyirci, çektiğim o filmlerde her zaman kendini bulur. Acısını, sevincini, öfkesini, isyanını perdede canlandıranla eşleştirir; onu benimser.”

SENE 1980’ler Gırgıriye
YONCALARI JÖNLERİ O KEŞFETTİ
Türk sinemasının jönleri Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Cüneyt Arkın, Kartal Tibet… Kadınlarda Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik… İyi oyuncu nasıl keşfedilir? Yanıtı: “Sinemada belirli bir süre çalışmışsan, filmler yönettiysen, birinin yeteneğini hemen anlarsın. Herkesin kendine göre özellikleri vardır ve o özellikleriyle öne çıkmıştır. Sonra biri çıkar. Öyle bir sergiler ki oyununu; vurur geçer… Türkan Şoray mesela. Sonra Cüneyt Arkın. Baştan sona özel insanlar onlar.”
MUTLU SON İÇİN…
İnanoğlu, 1964 yılında Filiz Akın’la evlendi. Çiftin, ileride çocuk yıldız olarak ‘Yumurcak’ filmleriyle ünlenecek İlker adlı bir oğulları oldu. 1975 yılında ise halen evli olduğu Gülşen Bubikoğlu ile yaşamını birleştirdi. Bu evlilikten de kızları Zeynep dünyaya geldi. Uzun evliliğin sırrı nedir? Yanıtı: “Aynı sektörün çalışanlarıyız. İşin stresini ikimiz de yaşıyoruz. Yani gerginliklerimizi birbirimize anlatmamıza gerek kalmıyor. Şartlar ve zorluklar taraflarca bilinince anlaşmazlık nedenleri de azalıyor. Genç çiftler bizim sektörün renkli dünyasıyla baş etmeyi bilsinler. Sabırlı ve anlayışlı olmaya çalışsınlar.”

SENE 2000’ler Türker İnanoğlu ve eşi Gülşen Bubikoğlu
]]>
Programda konuşan Özhaseki, “Tarihte Anadolu’da doğuya birçok baş şehirler var. Fakat zamanın ruhunu okuyamadıkları için şimdi birçoğu sıradan il olduğu gibi bazen ilçe konumuna da düşmüş durumdalar. Öyle bir şehir konumuna da düşmemek lazım. Eğer şehirdeki yerel yöneticiler, başta belediye başkanımız, valimiz, milletvekili, siyasi partilerimiz o şehirle ilgili düşünceleri var. Hedef koymuşlar, bir araya gelmişler, kol kola girmişler, gayret ediyorlarsa şehirlerin geleceği ayrılık. Değilse emin olun şehirleri ben görüyorum. Gittikçe kötüye doğru gidiyor” dedi.
“Şehirlerimizde bir takım sorunlar var” diyen Özhaseki, “Çünkü biz Batı’dan şehirleşme noktasında önceden çok açık ara öndeyken özellikle sanayi devrimiyle birlikte bizim de gerileme dönemimize denk geldiği için iyice geriye kalmışız. Onlar oradan bir mimari plan üzerine, bir şehir planı üzerine gelişmelerini sağlarken, ekonomileri daha güçlüyken, güzel şehirler oluşturmuşlar bizim de zayıflama ve gerileme dönemimiz olduğu için iyice aradaki fark açılmış. Şimdi bizi hükümet Amerika’ya götürmüştü. Washington’da İmar Daire Başkanı Türk’tü. Söylediğine göre 1711’de şehir planları yapılmış. 11 tane göbek yapmış birbirine bağlamışlar. Şehir planı bu demişler mesela. Ya bizde daha mekansal planlamada 3-5 sene öncesine tamamlayabildik. Böyle bir şey olabilir mi?” ifadelerini kullandı.
“KİMLİKSİZ VE SAĞLIKSIZ ŞEHİRLERİMİZ OLMUŞ”
1940-50’li yıllardan itibaren büyük şehirlere göçlerin başladığını aktaran Özhaseki, “O göçler neticesinde insanlar evlerini rastgele yerlere yapmaya başlamışlar. O günkü yöneticiler iyi veya kötü niyetle ben bilmiyorum yargılamak için de söylemiyorum. Hazırlıksız yakalanmışlar bu göçlere. Bazen de ideolojik yaklaşmışlar. ‘Bunlar evleri buralara yapsınlar, bizim arka mahalle olur’ gibi bir düşünce. Sol rüzgârların estiği bir dönemde buralarda örgütlenmeler yaparız. İşçileri de örgütleriz gibisinden. Rusya gibi oluruz. Arnavutluk’ta sapık bir Enver hoca var onun bir hayalini kuran adamlar vardı bu memlekette ne yazık ki. Castro’nun hayranları vardı bu memlekette. Türkiye’yi buraya götürürüz gibi bir fikirle şehirlere doğrusu tarumar etmişiz. 2000’li yıllara doğru geldiğimizde objektif olarak söylemek gerekirse ne yazık ki üzülerek söylüyorum. Kimliksiz ve sağlıksız şehirlerimiz olmuş. Herkes bunun farkında” diye konuştu.
Cumhuriyet tarihinde mimari noktasında yetersiz kalındığını kaydeden Özhaseki, “Bakın geçmişe doğru baktığımız zaman Selçuklu medeniyeti diye bir medeniyet var bakınca sivil mimarlık örneklerinden ibadethanelerine kamu binalarına kadar bu Selçuklu dersiniz.
Peki 100 yıllık Cumhuriyet’te bilim adamlarımız, mimarlarımız, hocalarımız ve mimarlarımız var.
Şimdi kurduğumuz şehirlere bir bakın. Ne medeniyeti edersiniz şimdi kurduğumuz ortama. O sosyal ağda arabesk medeniyet deriz. İstanbul’a varıyorsunuz. Camdan muhteşem bir bina. Son teknolojiyle donatılmış. Yanında bir tane tamirhane. 2 tane pirketten gecekondu. ‘Allah Allah’ falan diyorsunuz. Şimdi böyle bir medeniyet olabilir mi?” şeklinde konuştu.
Özhaseki, konuşmasına şu şekilde devam etti: “En üzücü tarafı da bu ülkenin bir deprem ülkesi olduğunu unutmamız. Afetlerin her an bizi beklediğini unutmamız ve bunları göz ardı ederek şehirleşmeye doğru geçmemiz. Son yüzyılda bu memlekette meydana gelen deprem sayısı 6 ve üzerindeki şiddetteki deprem sayısı yıkıcı diye tarif ediyoruz biz bu depremlere. Hem denizlerimiz hem karadakileri toplarsak 231 tane deprem olmuş. Ölen insan sayımız 130 bin. Maddi hasar milyarlarca . Niye böyle? Bilimin gerçekliğini tespit ediyoruz, dikkate almıyoruz. İşimize geldiği gibi hareket ediyoruz. Gidip belediyeleri zorluyoruz. Bir takım çıkar ilişkileri başlıyor. Neticesinde de böyle bir felaketle karşı karşıya kalıyoruz.”
Deprem gibi afetler için bütün işlerin gözden geçirilmesi gerektiğini anlatan Özhaseki, “Bizim her şeyi yeni baştan bir daha ele alıp, ‘Bismillah’ diyerek bu işe görmemiz gerekiyor. Doğru bir şekilde planlamamız gerekiyor. 6 Şubat’ta Kuzey Anadolu Fay Hattı malum bizim de biraz 100 kilometre altımızdan geçiyor. Şimdi bütün bilim adamlar diyorlar ki ‘İstanbul’da beklediğimiz tehlike var. Allah korusun büyük bir bela bekliyor’ bizi diyor. 6 Şubat’ta da Doğu Anadolu Fay Hattı kırıldı. Aynı yerden başlıyor neredeyse. Van Gölü’nün biraz daha batısından bu tarafa doğru gelirken diğeri de Adıyaman, Malatya Kahramanmaraş ve oradan Hatay üzerinden Akdeniz’e doğru iniyor. Binlerce yıldır aynı hatlar kırılıyor. Bakın binlerce yıldır, yeni değil. Bunu bilerek hareket etmezsek ne olur? Bir daha başımıza bela gelir. Oturur, ağlarız. Dizlerimiz de vururuz, yardımlar ederiz. Vicdanımızı biraz avutuyoruz.
Sonra yine aynı yerden bir daha başlamış oluruz. Bu gerçekleri bilerek hareket etmekten başka çaremiz yok. En son depremde 680 bin ev yıkıldı. Dile kolay 170 binde iş yeri yerle bir oldu. Maddi hasar 100 milyar doların üzerinde. Manevi hasar zaten hiç ölçülecek gibi değil. Ne yapsak oradaki insanların o acısını dindirmez mümkün değil” dedi.
Deprem bölgesinde 300 bin konut yapımına devam edildiğini belirten Özhaseki “Çelik evler yapıyoruz köylerde. Şehirlerin meydanlarını yapıyoruz bir taraftan. Meydanlara açılan ana caddeleri yapmaya çalışıyoruz ki kimlik binalar çıksın ortaya diye. O şehrin kendine has özgün mimarisi çıksın diye. Şehir merkezlerini de biz bakanlık olarak yapma kararı aldık. Altyapılar için 60 milyar liraya yakın bir kredi temin ettik. Oradaki 11 tane şehrin altyapısını baştan sona bir daha yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta dağıttığımız evlerle birlikte şu ana kadar 76 bin konutu dağıttık. Her ayda 15 bin evi dağıtmaya devam edeceğiz. Bu sayıları söylemesi kolay da bunlar aslında Türkiye’nin inşaat kapasitesinin çok üstünde rakamlar” ifadelerini kullandı.
“YAPMAMIZ GEREKEN AFETLERE KARŞI DİRENÇLİ ŞEHİRLER OLUŞTURMAK”
Afet öncesi yapılması gereken konulara da değinen Özhaseki şunları söyledi: “O hasarları sararken bu tür afetlere karşı dirençli şehirler oluşturmak. Konutlarımızı daha sağlam, güvenli hale getirmek. Bunun hazırlığını yapmalıyız. Eğer deprem gelmeden, afet gelmeden bunu yaparsak bir birim harcıyoruz. Felaket geldikten sonra harcamaya başlarsak tam 7 birim harcıyoruz. Bilim adamları tek tek hesaplamışlar. Onun içinde İstanbul, İzmir’de depreme daha çok maruz olabilecek yerlerde birçok projeleri açıklıyoruz. Bunun peşinden koşuyoruz. Bunun da bir tek yolu var, o da kentsel dönüşüm. Bakanlık olarak biz her yerde duyuruda bulunuyoruz. ‘Gelin beraber yapalım. Hangi partiden olursanız olun hiç fark etmez. Yeter ki gelin bu siyaset üstü bir durum. Bunu siyasete lütfen alet etmeyin’ diyoruz ama derdimizi de bir türlü anlatamıyoruz.”
“Türkiye’de inşaat sektörünün geleceği çok parlak” diyen Özhasek, “Böyle 10 senede falan bitecek gibi gözükmüyor. Belki Avrupa’da restorasyonlarda vakit geçirebilirler. Yeni uydu kentler, küçük yerlere kurabilirler. Onların ihtiyacı olabilir ama bizde ihtiyaç çok daha fazla. İşin yüzde 80 adeta özel sektörde. Bu alanda şu anda bir buçuk milyona yakın insan çalışıyor. Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6’sını oluşturuyor ama inşaat sektörünü besleyen yan sektörleri de ele aldığınız zaman 250 ayrı grubu ilgilendiriyor ve yurtiçi hasılamızında yüzde 30’unu oluşturuyor” dedi.
]]>Uzun oyunculuk kariyeri boyunca birçok başarıya imza atan, Oscar dahil sayısız ödülü kucaklayan usta aktör kariyeri kadar hareketli aşk yaşantısı ve yukarıda bahsettiğimiz “kötü şöhreti” ile anılıyor.

49 yaşındaki Leonardo DiCaprio ve 25 yaşındaki sevgilisi Vittoria Ceretti birlikte öğle yemeği yedi
O YÜZÜK BİR NİŞAN YÜZÜĞÜ OLABİLİR Mİ?
49 yaşındaki Leonardo DiCaprio, bir süredir birlikte olduğu 25 yaşındaki ünlü model Vittoria Ceretti ile çıktığı bir yemek randevusunda paparazzilere yakalandı.
Leonardo DiCaprio ve kız arkadaşı Vittoria Ceretti dün Los Angeles’ta bir öğle yemeği sırasında görüldü, gündelik giysileriyle bir fast food restoranına giden çift birlikte bir şeyler atıştırırken siparişlerini de birlikte verdi ve ısmarladıkları yemekleri birbirlerine tattırdı.

Siparişlerini birlikte veren ikiliyi görenlerin gözü Vittoria Ceretti’nin parmağındaki yüzüğe takıldı
Bu buluşmanın en dikkat çekici detayı ise İtalyan modelin parmağında görülen yüzük oldu. Beyaz altın ve taşlarla süslü bu yüzüğün Vittoria Ceretti’nin sol el yüzük parmağında olması çiftin hayranlarının acaba bu, ilişkinin ciddileştiğinin bir işareti mi diye düşünüp heyecanlanmasına yol açtı.
DOKUZ AYDIR GÖZÜ ONDAN BAŞKASINI GÖRMÜYOR
Adı “usta çapkına” çıkan Leo ve Vittoria Ceretti 2023 yazından beri birlikteler. Daha önceleri de olduğu gibi Leonardo DiCaprio güzel modelle ilk görüntülenmeye başladığında bunun geçici bir heves olduğu yorumu yapılmıştı ancak çift ilişkileri ilerledikçe saklanmaktan vazgeçti.

İtalyan model Vittoria Ceretti şu sıralar podyumların en gözde ismi
İkili baş başa olduklarını düşündükleri anlarda fotoğrafçılara oldukça samimi şekillerde yakalandı.
Öte yandan Vittoria Ceretti Elle dergisinin mart ayı kapağında yer alarak dergi için özel bir röportaj da vermişti. Bu sohbette moda, favori tasarımcıları, özel hayatı ve daha birçok konuda konuşan ünlü model DiCaprio ve ilişkileri hakkında hiçbir şey söylemedi.

Leonardo DiCaprio ve Vittoria Ceretti’nin ilişkisi geçen ağustosta ortaya çıkmıştı
İLİŞKİLERİ KONUSUNDA YORUM YAPMIYOR
Usta oyuncunun hakkında yapılan tüm haberlere rağmen bu konuda çok ketum davrandığı ve aşk hayatı konusunda tek kelime bile etmediği biliniyor. Hayranları Ceretti’nin de bu konuda suskun kalmasını Leo’nun bu gizlilik talebine destek verdiği şeklinde yorumluyor.
Leo ve Vittoria ilk kez geçen yıl ağustos ayında Santa Barbara’da dondurma yerken birlikte görüldüler. Eylül ayının başlarında ise İbiza’da, basına kapalı özel bir partide dans ederken ve öpüşürken çekilen fotoğrafları magazin sayfalarına yansıdı.

İkili Ibiza’daki bir partide böyle yakalanmıştı
LEO’NUN AŞKI PODYUMLARDA FIRTINA ESTİRİYOR
O dönemde yakın çevreleri Leonardo DiCaprio’nun Vittoria Ceretti’nin sadece güzelliğinden değil çevreci tutumundan da çok etkilendiğini söylemişti. DiCaprio uzun yıllardır çevre koruma ve iklim krizi konusundaki açıklamaları ve bu konularda çalışan örgütlere yaptığı yardımlarla tanınıyor.
Vittoria Ceretti, genç yaşına rağmen modellik kariyerinde şöhret ve başarı basamaklarını hızla tırmanmış ve reklamların aranan yüzü haline gelmiş bir model. Chanel, Prada, Dolce & Gabbana ve Moschino gibi dev markalarla çalışan Ceretti hem podyumlarda hem de reklam kampanyalarında sık sık karşımıza çıkıyor.

Bu arada Leo’nun bir dönem adının birlikte anıldığı Gigi Hadid ve Vittoria Ceretti yakın arkadaş
ADI UZUN SÜRE GIGI HADID’LE ANILMIŞTI
Leonardo DiCaprio, Ceretti’yle ilişkisi başlamadan önce 2022’nin sonlarında ve 2023’ün başlarında kısa bir süre model Gigi Hadid ile birlikte oldu. Daha doğrusu ikilinin aşk yaşadığı iddiaları aylarca manşetleri süsledi.
Gigi Hadid sık sık yıldız oyuncuyla bir arada görüntülenmiş ancak en sonunda onunla iyi arkadaş olduğunu ve bir ilişki yaşamadıklarını söylemişti. Zaten bu dedikodulardan kısa bir süre sonra Gigi Hadid de bir başka ünlü aktörle, Bradley Cooper’la aşk yaşamaya başlamıştı.

Vittoria Ceretti birkaç ay sonra 26 yaşında olacak… Bu da usta aktörün aşkının ne kadar sağlam olduğunun sınanması anlamına geliyor
ÜNLÜ MODELİN DOĞUM GÜNÜNE AZ KALDI: O DA YAŞ SINIRINDAN DOLAYI TERK EDİLEBİLİR!
Leonardo DiCaprio ise en son uzun süreli ilişkisini Ağustos 2022’de ayrıldığı ve beş yıl boyunca birlikte olduğu yıldız oyuncu Camila Morrone ile yaşamıştı. Bu ilişki de Leo’nun diğer aşklarında olduğu gibi Camila Morrone 25 yaşını doldurduktan hemen sonra bitmişti.

Leo en son güzel oyuncu Camila Morrone’la uzun süreli bir ilişki yaşamış, bu aşk da tıpkı öncekilerinde olduğu gibi Morrone 25 yaşını doldurunca sona ermişti
Vittoria Ceretti 7 Haziran doğumlu. Yani birkaç ay içinde 25 yaşını doldurup 26 yaşından gün almaya başlayacak. Leonardo DiCaprio’nun 25 yaşından büyük kadınlarla birlikte olmama kuralını büyük bir aşk yaşadığı Vittoria Ceretti için bozup bozmayacağı da bu tarihten sonra belli olacak…
]]>Dünyada bir elin parmağını geçmeyecek kadar az sayıdaki girişimcinin bunda payı oldukça büyük… Onlardan biri de Sevgi Eren… Türkiye’de pırlanta eğitimi alan ve bir süre çalıştıktan sonra 10 yıl önce Dubai’ye yerleşen genç girişimci, kraliyet aileleri başta olmak üzere pırlanta tutkunu pek çok kişiye özel tasarımlar yapıyor.
‘HERKES PIRLANTA SATABİLİR AMA BEN HATIRA SATIYORUM’
Pırlantaya bakışının çok farklı olduğunu söyleyen Sevgi Eren, “Pırlantaya karşı hep bir ilgim vardı. 11 yıl önce Türkiye’de bu konu hakkında eğitim almaya karar verdim. O zamanlar bu eğitimler çok yaygın değildi. Daha sonra pırlanta özelinde kendimi daha da geliştirmek için Dubai’ye yerleştim. Dubai’de eğitimlerime devam ederken sektörün de içerisinde yer aldım. Şimdi ise sadece pırlanta değil sanat satıyorum diyebilirim” dedi.
Özel tasarım fikrinin ise alışılagelmişin dışına çıkmayı sevmesine bağlayan Eren, en büyük müşterilerinin Arap Yarımadası’ndaki kraliyet ailesi üyeleri olduğunu söyledi.
Eren, “Önce aile ile buluşuyorum. Hayat hikâyelerini dinliyorum ve ona göre tasarımlar oluşturuyorum. Herkes pırlanta satabilir ama ben hatıra satıyorum. İnsanların torunlarına bile bırakabilecekleri bir miras ortaya çıkarıyorum” ifadelerini kullandı.

‘HESAP MAKİNESİNİ BİLE PIRLANTALAMAK İSTEYENLER VAR’
Çok ilginç isteklerle de karşılaştığını söyleyen Sevgi Eren, “Örneğin biri hesap makinası pırlantalamak istediğini söyledi, çok şaşırmıştım” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Bir gün bir kişi bana ulaştı ve hesap makinası pırlantalamak istediğini söyledi. “Ne yapacaksınız bunu?” diye sorduğumda ise ilginç bir hikâye ile karşılaştım. Bu beyefendi ticaretle uğraşan biri… Zamanında sektöre kendisine el uzatan bir büyüğünün ona verdiği hesap makinesiyle adım atmış. İşi onun yanında öğrenmiş ve hediye edilen hesap makinasına kendince özel anlamlar yüklemiş. Yani uğurlu olarak görmeye başlamış. Benden hesap makinasını daha özel hale getirmemi istedi. Üzerinde konuştuk ve altından pırlantalı hesap makinesi ortaya çıkardık.”
‘PARFÜM ŞİŞESİ BİLE PIRLANTALIYORUZ’
’Yakın zamanda golf topunu da pırlantaladığını söyleyen Sevgi Eren, “Golf topu kişinin dedesinden kalmaymış. Biraz uğraştığımız bir iş olmuştu ama ortaya güzel bir çalışma çıktı. Golf topu dışında pırlantadan futbol topu da tasarladım, motosiklet kaskı da yaptım. En çok da parfüm şişesi tasarımı isteniyor. Araplar, Arap yağından oluşan parfümü çok seviyorlar. Ben de bunu pırlanta şişesi içerisine tasarladım. Hem kolye olarak hem de parfüm olarak kullanıyorlar” dedi.

Fotoğraflar: Sevgi Eren
‘TABLOLARA İLGİ ÇOK FAZLA’
Dubai kralının tablosuna ilginin çok fazla olduğunu söyleyen Sevgi Eren, “Bu tablodan ne kadar yaptığımın sayısını hatırlamıyorum. Sıklıkla sipariş geliyor. Dubai halkı krallarına çok düşkün. Aşırı derecede seviyorlar. Sevgilerini göstermek için bu tablolardan alıp evlerinin baş köşelerine asıyorlar. Biraz da pahalı bu tablolar ama ona rağmen alıyorlar. Bir tablonun yapımı boyutuna göre değişiyor ama en az üç ay sürüyor. Bu tabloları partnerimle birlikte mikro pırlantalar ile çalışarak oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.

‘BİR SENE SONRASINI BEKLEYENLER VAR’
İlk başlarda tasarımlarının bu kadar talep göreceğini düşünmediğinin altını çizen Eren, “Şimdilerde bir sene sonrası bekleyenler bile var. Tabloların fiyatları da genel olarak 5-6 milyon arasında değişiyor. Diğer ürünler de 200-300 bin liradan başlayıp tasarıma göre milyonları buluyor” dedi.
]]>SETTE BAŞLAYAN AŞK 41 YILDIR SÖNMEDİ
Hollywood’un iki dev ismi Goldie Hawn ve Kurt Russell tam 41 yıldır aynı yastığa baş koyuyorlar. Üstelik Goldie Hawn 78 Kurt Russell da 72 yaşına gelmiş olsa da hâlâ taze birer aşık gibi mutlular ve birbirlerine bakarken gözlerinin içi gülüyor.

Onların ilişkisi de birçok Hollywood ünlüsü gibi birlikte kamera karşısına geçtikleri filmin setinde başlamıştı
Birlikte 4 çocuk büyüten, 8 de torunu olan ünlü çift artık Los Angeles’ta emeklilik günlerinin tadını çıkarıyor, sık sık da güneşli Avrupa sahillerine gidip birlikte tatil yapıyor.
41 YIL, 4 ÇOCUK, 8 TORUN…
Goldie Hawn’ın eski eşi Bill Hudson’dan Kate adında bir kızı ve Oliver adında bir oğlu var. Kurt Russell ise eski eşi Season Hubley’den Boston adında bir çocuk sahibi olmuştu.

Goldie Hawn ve Kurt Russell birbirlerinin başka ilişkilerinden doğan çocuklarını da sevgi dolu bir yuvada birlikte büyüttü, 8 de torun sahibi oldu
Çiftin 41 yıllık ilişkilerinden bir de Wyatt adında oğulları var. Kariyerlerinin hemen başında, gençlik yıllarında sette başlayan aşklarını yıllar içinde büyüyen çift, başkalarından doğan çocuklarını da büyük bir sevgiyle aynı yuvada büyütüp torun bakan tatlı birer büyükanne ve büyükbabaya dönüştüler.
Buraya kadar okuyunca Hawn ve Russell’ın uzun yıllar önce nikah masasına oturduğu günden de bahsedeceğimizi düşünmüş olabilirsiniz…

HİÇ EVLENMEDİLER
Oysa bu herkesin aşklarına, sadakatlerine ve mutluluklarına hayran olduğu ünlü çift hiç evlenmedi. Evlenmeyi akıllarına bile getirmedi desek yeridir. En azından kendileri böyle söylüyor.
Ve bunca yıldır devam eden mutlu aşklarının sırrının da bu olduğunu düşünüyorlar. Hatta Goldie Hawn’ın verdiği son röportaja göre eğer evlenmiş olsalardı şimdiye çoktan boşanmış da olacaklardı…

Hawn, evli olsalardı Kurt Russell’a olan aşkının ‘muhtemelen sürmeyeceğini’ söylüyor…
İkili geçtiğimiz Sevgililer Günü’nde birlikte 41. yıllarını kutladılar ve Hawn ilişkilerinin neden ve nasıl o imzayı atmadan daha mutlu şekilde yürüdüğünü anlattı.
“BEN KAFESTE KUŞUM, KAFESİN KAPISINI KAPATIRSANIZ YAŞAYAMAM”
İnsanların birbiriyle fazla kaynaştığı zaman, bir başkasının her şeyiyle ilgilenmeye başladığı zaman saygı ve sevgiyi giderek ve aslında farkına bile varmadan kaybettiğini söyleyen güzel yıldız “Eğer bir kafesteysem ve ben bir kuşsam ve kapıyı açık bırakırsanız, muhtemelen asla dışarı uçamam” diyor.

Ünlü çift aşk, mutluluk, sadakat ve fedakarlık için mutlaka evliliğin şart olmadığını en büyük örneklerinden biri oldular
Ve “Eğer kafesin kapısını kapatırsanız tüylerim yok olur ve artık bir kuşa benzemem. Ve hayatta kalamam” diye de ekliyor… Goldie Hawn eğer Kurt Russell’la evlenmiş olsalar bunun yaratacağı şartlar yüzünden boşanmış olacaklarını düşünüyor.
“Her sabah onun yanında uyandığım için mutlu oluyorum ve bu benim için yeterli” diyen Goldie Hawn bu uzun ömürlü ilişkinin sırrının biriyle sadece evli olduğu için onunla birlikte olmak değil, onu seçtiği için onunla olmak olduğunu söylüyor
“EVLENSEK BOŞANIRDIK”
Kurt Russell için “Onu ben seçtim. Bu adamı seviyorum” diye başlayan her gününün güzel geçtiğini ve bunun kendi seçimi olduğu için onu mutlu ettiğini söyleyen Goldie Hawn’a usta aktör de katılıyor.

Russell ilişkilerinin ilk dönemlerinde insanların kendilerine sürekli olarak ne zaman evleneceklerini ya da neden hâlâ evlenmediklerini sorduğunu söylüyor. Yıldız oyuncunun buna cevabı ise “’Bu neden kimsenin umurunda olsun ki’ diyorduk. Çocuklarımıza bunu önemseyip önemsemediklerini sorduk. Onlar umursamadı. Biz de umursamadık” şeklinde.
“BAŞKA ERKEKLERE DE BAKTIM AMA ONUN GİBİSİNİ GÖRMEDİM”
Goldie Hawn bu yaşına kadar karşısına çıkan tüm erkeklere baktığını, hiçbirinin Kurt Russell’la boy ölçüşemediğini de söylüyor. Bu yüzden de ömrünün neredeyse yarısını onunla geçirdiği için çok mutlu olduğunu ekliyor.

Çiftin kızları Kate Hudson da anne babası gibi Hollywood yıldızı oldu
Birlikte çocuk büyütmenin, birer ebeveyn olmanın da ilişkilerini olgunlaştırdığını söyleyen Goldie Hawn “Bazı konularda aynı fikirde değiliz. Bir ebeveyn olarak benden daha sertti. … Ama bu yüzden çok güçlü bir ailemiz var. Bize konuşacak şeyler veren şeylerden biri de buydu,” diyerek ilişkilerinin nasıl güçlü bir şekilde devam ettiğini açıkladı: “Ama bence evli olsaydık, muhtemelen ‘Benden bu kadar!’ dediğimiz ve çekip gitmek istediğimiz zamanlar olabilirdi”
Sözün kısası kortizol sağlığımız hayati bir öneme sahip. Peki kortizol dengesizliği gerçekten bu kadar yaygın mı? İşte kritik hormon hakkında sosyal medyada dolanan endişe verici hurafelere ilişkin bilinmesi gerekenler…
Böbreklerin üstündeki adrenal bezler tarafından salgılanan ve steroid hormonlardan biri olarak bilinen kortizol, vücudun hemen hemen her dokusunda bulunuyor. O kadar ki Los Angeles’ta bulunan Cedars-Sinai Tıp Merkezi’nde endokrinolog olarak görev yapan Dr. Anat Ben-Shlomo, National Geographic’e yaptığı açıklamada, “Dürüst olmak gerekirse, kortizolsüz yapamayız” ifadelerini kullandı.
Kortizol, vücudun metabolizmadan uykuya, bağışıklık fonksiyonuna ve iltihaplanmaya kadar her şeyi düzenlemesinde rol oynuyor. Ancak tartışmasız en iyi bilinen görevi, vücudun algılanan tehditlere yanıt vermesine yardımcı olması. Zaten bu nedenle de genelde “stres hormonu” olarak anılıyor.
Kısaca açıklamak gerekirse, vücut bir iç veya dış tehdit algıladığında sempatik sinir sistemi harekete geçerek karmaşık bir dizi hormonal tepkiyi tetikliyor. Bu tepkilerden biri de adrenal bezleri kortizol salgılamaya teşvik etmek. Kortizol salgılanması, vücuda stresle başa çıkmak ve homeostaziye geri dönmek için ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlamaya yardımcı oluyor.
ÇOK FAZLA OLMASI DA ÇOK AZ OLMASI DA SORUN
Kortizolün vücutta çok fazla olması da çok az olması da önemli bir sorun.
Örneğin, hipofiz bezindeki tümörler çok yüksek kortizol seviyelerini tetikleyebiliyor. Bu da Cushing sendromu adı verilen, kilo alma, halsizlik, kan şekeri sorunları ve morarma ile karakterize edilen bir duruma yol açabiliyor.
Öte yandan, bağışıklık sistemleri adrenal bezlerine saldıran kişilerin vücutları yeterli kortizol üretemiyor. Bunun sonucunda Addison hastalığı olarak da bilinen kronik adrenal yetmezlik gelişebiliyor. Addison hastalığı kişiyi yerinden kıpırdayamacak hale getiren yorgunluğa, baş dönmesine, cildin kararmasına, iştah kaybına ve diğer semptomlara neden olabiliyor.
Dr. Ben-Shlomo, “Kortizol eksikliği veya fazlalığıyla ilişkili hastalıklar çok karmaşık, multiorganik, multisistemik hastalıklardır” dedi. Söz konusu hastalıkların tedavi edilmesi oldukça zor oluyor. Dahası kortizol sorunlarının semptomları başka hastalıklarla benzeştiğinden yanlış teşhis de oldukça yaygın bir problem.
Ancak uzmanlar bu rahatsızlıkların zaman zaman gözden kaçtığından şüphelense de Cushing sendromu da Addison hastalığı da nadir görülen hastalıklar arasında sayılıyor.

“ADRENAL YORGUNLUK” DİYE BİR ŞEY VAR MI?
Kortizolle alakalı hastalıklar nadir olmakla birlikte, internette sağlıkla ilgili paylaşımlar yapan siteler ve kullanıcılar sık sık bu hormondan bahsediyor. En fazla gündeme gelen başlıklardan biri de “adrenal yorgunluk”. Adrenal yorgunluğun kaynağı, sürekli stres nedeniyle adrenal bezlerin tükenip kortizol üretememesi olarak açıklanıyor. Ancak Dr. Ben-Shlomo, bu terimin bir efsane olduğunu belirtti. Nitekim 2016’da yapılan bir literatür incelemesi de adrenal yorgunluk durumunun gerçekte var olmadığını gösteriyordu.
Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde endokrinoloji, diyabet ve metabolizma alanlarında çalışan Prof. Dr. Anne Cappola da Temmuz 2023’te National Geographic’e yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “Adrenal bezlerinizin çalışmamaları için gerçekten çok büyük bir ‘hakarete uğramış’ olmaları gerekir. İnsan vücudunda iki adrenal bezi bulunur. Metabolizmanın çalışması için birden az adrenal bezi yeterlidir.”
Ciddi endokrin bozuklukları önemli hastalıklar olmakla birlikte, evde hormonları “dengelemeye” çalışmak veya kortizol eksikliğini veya fazlalığını önlemek için bilinçsiz ilaçlar ya da çoğunun etkisi kanıtlanmamış ya da yetkili kurumlarca denetim altına alınmamış takviyeler kullanmak oldukça tehlikeli hareketler.
Uzmanlar, belirtilerin yaşam kalitesini etkilediği durumlarda daha fazla bilgi için bir doktora başvurmayı öneriyor. Endokrinologların yaptıkları muayeneler sonucunda adrenal sorunu olduğu düşünülen rahatsızlıkların, çoğu zaman, perimenopoz veya polikistik over sendromu (PCOS) gibi başka durumlardan kaynaklı olduğu ortaya çıkıyor.
Dr. Ben-Shlomo, “Böbreküstü bezlerinin güzelliği, size hayatta kalmak ve strese dayanmak için ihtiyacınız olanı verecek kadar büyük bir kapasiteye sahip olmalarıdır” dedi.
AŞIRI STRESİN ZARARLARI GERÇEK
Aşırı stres adrenal bezlerinin tükenmesine ya da vücudunuzun kortizol depolarının boşalmasına neden olmasa da etkileri gerçek. Literatürde yüksek stres düzeyleri ile sağlık sorunları arasındaki ilişkinin altını çizen çok sayıda araştırma bulunuyor.
Örneğin, birden fazla olumsuz çocukluk deneyimin yaşamış kişilerin, duygudurum bozukluklarından obezite ve felce kadar çeşitli sağlık sorunlarına daha yatkın olduğu biliniyor. Stres, çeşitli bedensel sistemleri tehlikeye atarak bir dizi başka durumu tetikleyebiliyor veya kötüleştirebiliyor. O kadar ki 2017 yılında yayımlanan bir araştırmada şu ifadeler yer alıyordu: “Tıp camiasının, stresin çeşitli hastalıklarda oynayabileceği önemli rolün daha fazla farkında olması gerekiyor.”
Büyüyen bir tümörle veya otoimmün bir bozuklukla mücadele etmemiz mümkün olmasa da stresi hayatımızda yapabileceğimiz çeşitli değişiklikler aracılığıyla kontrol etmek mümkün.
Dr. Ben-Shlomo, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, meditasyon veya farkındalık ve yeterli uyku gibi faktörlerin, bazı insanların kortizol üretimiyle ilgili bir sorun sanabileceği çeşitli koşulları iyileştirebildiğini ve hatta önleyebildiğini vurgulayarak, “Stres kötü bir şeydir. Bu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlandı” ifadelerini kullandı.
National Geographic’in “What is cortisol—and should you actually be worried about it?” başlıklı haberinden derlenmiştir.
]]>Telefonunun çalındığını fark eden ve suçluyu yolcular arasında arayan Alev, bütün yolcuları karakola gitmeye zorladı.

Alev’in ilk suçladığı kişi çarpıştığı Umut oldu. Müthiş hafızası ile gerçek suçluyu ortaya çıkaran Umut, hem polis memurlarını hem de Alev’i şoke etti.
Karakol çıkışı Umut’a özür borçlu olduğunu düşünen Alev, hayatının en unutulmaz derslerinden birini aldı.
Sen bir de avukat olacaksın değil mi? Senin insanlık hali dediğin şey insanların hayatını karartabilir…
Kadir’i nezarette ziyaret eden Harun, onu dışarıya çıkaracağına söz verdi. Olayı en tepeden halletmeye çalışan Harun, Kadir’e denediği bütün yolların boşa çıktığını anlattı.
Rahat ol ya! Yakarsa dünyayı Harun yakar…
Kendisi için parti organize eden Fecir, gecede daha önce dinlediği ve sesini çok beğendiği Büşra’nın sahne almasını istedi.
Parti için mekana gelen Fecir, girişte Kadir’in avukatı Harun ile karşılaşınca gerildi.

Büşra’yı kulisinde ziyaret eden Fecir, genç kızın tedirginliğini fark edince onu sakinleştirmeye çalıştı:
Bu gece benim memlekete dönüş partim. Senlik hiçbir şey yok, keyfine bak… Biz seni dinlemeye geldik.
Parti başlasın!
Gecenin sonunda alkolün de etkisiyle ayakta durmakta zorlanan Fecir, arkadaşlarıyla birlikte eve dönmek yerine bir kez daha Büşra’nın odasına gitti.
Ne sen Leyla’sın ne de ben Mecnun!
Sana ‘yürekten oku’ dedim, sen canımızı okudun. İnsanın hem sesi, hem kendi güzel olur mu? Açık söyleyeyim sana doyamadım!

Uyandığında babasının evde olmadığını fark eden Umut, telefona sarıldı.
Güç bela babasının olduğu yeri öğrenen Umut, yardıma gittiğinde yerde cansız bir şekilde yatan Büşra’yı gördü.

Vakit kaybetmeden polisi arayan Umut, babası da hastaneye götürdü. Çok geçmeden polis memurları da Rıza’nın ifadesini almak için hastaneye geldiler.
Umut ve Rıza’nın hayata tutunma çabası!
Polisler, Rıza’nın tavırlarını oldukça şüpheli buldular.

Fecir’in bir açığını arayan avukat Harun, onun ölümü bütün ülkede infial yaratan Büşra’yı en son görenlerden biri olduğunu öğrendi.
Harun’un soruları ile köşeye sıkışan Fecir, avukata saldırdı.
Kavga görüntülerini kayda aldıran Harun, Fecir’e karşı son kozunu oynadı:
Sen şikayetini geri al ben de bu görüntülerin hepsini sildireyim…
Büşra toprağa verilirken, acılı ailesini teselli edenlerin başında Umut ve babası Rıza vardı. Sirenlerin böldüğü cenaze töreninde Rıza cinayet şüphesi ile gözaltına alındı. Umut’un olayı ihbar edenin kendileri olduğunu söylemesi de duruma engel olmaya yetmedi.
Rıza Tanrıkulu! Büşra Korkmaz cinayetinin baş şüphelisi olarak savcının talimatı ile gözaltına alınıyorsun
Mezarlığın ortasında eli kolu bağlı bir şekilde kalan Umut’u tesadüfen tanıştığı Alev teselli etti.

Ekip otosuna bindirilen Rıza, yolun yarısında karakol yerine başka bir yere götürüldüğünü fark etti.
Rıza, kendini bekleyen kötü sürprizden habersizdi.
Televizyon kanallarında geçen son dakika bütün mahalle sakinlerinde soğuk duş etkisi yaptı.
Büşra’nın katili komşusu çıktı
Olup bitene inanamayan Umut, soluğu babasının yanında aldı. Umut’u Rıza’nın katil damgası yemesinden daha çok onu tanımaması yaraladı.

Rıza yüksek güvenlik önlemleri ile adliyeye götürülürken, içinde Büşra’nın babası Haydar’ın ve komşularının bulunduğu kalabalık bir grup onu yuhaladı.

Büşra’nın yakınları tarafından saldırıya uğrayan Umut, can havli ile içeriye girip Rıza’yı gözaltına alan polislere babasının masum olduğunu anlatmaya çalıştı.
Baban masumsa çok iyi bir avukat tutacaksın!
Umut bu dakikalarda hayatını bütünüyle değiştirecek olan Fecir ve Harun ile aynı karede olduğundan habersizdi.

Günün sonunda Harun, Fecir’e karşı zaferini kazandı ve Kadir’i nezaretten çıkardı.

Dizinin final sahnesinde;
Karakoldaki masanın üzerinde babasının dosyası duran Umut, o geceye ait kamera kayıtlarını gördü.
TAŞ KAĞIT MAKAS’IN 2. BÖLÜM FRAGMANINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN
SOSYAL MEDYAYI SALLADI
‘Taş Kağıt Makas’ın ilk bölümü sosyal medyaya damga vurdu. TT listesinde yerini bulan dizi ile ilgili yüzlerce tweet paylaşıldı.
*Beni ruh hastası bir karakterin bağımlısı yapan Burak Yörük’ten ben razıyım…
*Mükemmel bir dizi
*Bu dizi nedense bana Yeşil Yol’u hatırlattı. Çok ağlattı…
*Mafyatik Burak Yörük bambaşka bir mevzuymuş

*İlk bölüm olarak baya iyi giriş yaptı bence oyuncular rolüne çok yakışmış hepsi harika oynuyor Ekin Koç farklı bir karakter ortaya koymuş. Bülent Seyran ve Ekin Koç’un karşılıklı sahneleri çok iyidi dokunaklıydı. Kısaca baya iyi bir iş çıkmış emeklere sağlık.
*Denk gelerek izledim. Yıkılıyor dizi resmen hayran bıraktınız.
*Çok iyi bir ilk bölümdü çok sağlam bir hikayesi var su gibi aktı yarın inşallah güzel bir başlangıç yaparız.
*Çarşamba günlerine artık plan yok. Yerimiz belli #taşkağıtmakas
*Kanal D ‘İnci Taneleri’nden sonra efsane bir yapıma daha imza attı. Tebrikler.
İşte Taş Kağıt Makas: Hayatın Oyunu’nun karakterleri;
EKİN KOÇ (UMUT TANRIKULU)

Çocuk yaşta anne ve abisini bir trafik kazasında kaybeden Umut; babası Rıza’yla birlikte, şehrin en büyük gökdelenlerinin arkasındaki dik yokuşa kurulmuş bir gecekondu mahallesinde, yoksul bir hayat sürmektedir. Hipertimezi hastalığına sahip olan Umut’un sıradışı bir hafıza yeteneği vardır. Yaşadığı her anı en küçük ayrıntılarına kadar hatırlar, çevresindeki dünyayı farklı bir şekilde algılar. Babası bir cinayet soruşturması kapsamında tutuklanınca tüm hayatı değişir. Babasının masum olduğunu ispatlamak ve adaleti sağlamak için bu yeteneğiyle birlikte kazanmaya odaklı, özgüvenli ve güçlü bir avukata dönüşür. Alev’le tanışmalarını ve ilişkilerinin ilerlemesini sağlayan en önemli etken, yine bu hatırlama yeteneği olacaktır.
SERRA ARITÜRK (ALEV DÖNERTAŞ)

Alev, zorluklar karşısında pes etmeyen, hayatı adalet ve doğruluk üzerine kurulmuş, cesur, kararlı ve zeki bir hukuk öğrencisidir. Umut ile bir belediye otobüsünde sürpriz bir şekilde tanıştıklarında aralarında özel bir bağ oluşur. Zaman zaman yolları ayrılsa da Umut’un adalet arayışında en büyük destekçisi olan Alev, adalet mücadelesi ve profesyonel başarılarıyla; yıllar içinde güçlü, bağımsız, kararlı bir avukata dönüşür.
OZAN GÜVEN (HARUN YAKAR)

Zeki, karizmatik, komik ve şeytan tüylü, yıldızı yüksek bir avukat olan Harun; karanlık bir geçmişe sahiptir. Cesur ve hırslı bir yapısı vardır ve amacına ulaşmak için her yolu denemekten çekinmez. Büyük iş adamları, mafyalar ve suç örgütleriyle olan ilişkileri, onu karmaşık ve tehlikeli sularda yol almaya iterken; her ortama uyum sağlama yeteneği ve renkli kişiliğiyle adeta bir bukalemundur. Güçlü iletişim yeteneği ve kullandığı farklı yöntemlerle kariyerinde aldığı bütün davaları kazanan Harun; lüks yaşamı, tatlı dili ve flörtöz tavırlarıyla da renkli bir özel hayata sahiptir. Bir dava yüzünden Umut’la yolları kesişen Harun, hem süreçte öğrendiği bilgilerle kendi geçmişine bir yolculuk yapacak hem de karakterinin farklı yönlerini keşfedecektir.
HANDE ATAİZİ (SÜREYYA UYAR)

Süreyya, zeki, güzel ve sert bir Cumhuriyet savcısıdır. Kendisine has bir tavrı ve müthiş bir hitabet yeteneği olan Süreyya, hukuk camiasında çekinilen, işinde çok başarılı bir kadındır. Üniversite yıllarından arkadaşı, aralarında adı konmamış bir çekim ve kıyasıya bir rekabet olan Harun’dan farklı olarak devlete, iş etiğine ve kurumlara aşırı bağlı bir hukukçudur. Savcısı olduğu bir dosyada aldığı hızlı karar, Umut’un babası için başlattığı adalet savaşını tetikleyecektir.
BURAK YÖRÜK (FECİR EMİRKIRAN)

Dışarıdan bakıldığında güçlü, çekici ve karizmatik biri gibi görünen Fecir, duygusal dalgalanmalara sahip, kibirli, maço ve öfke kontrolünü sağlayamayan bir sosyopattır. Duygularını sınırların ötesinde yaşayan Fecir, travmatik geçmişinin yaralarını iç dünyasında hissetmeye devam eder. Babasının feodal fikirleri yüzünden ona yüklediği sorumluluklarla, Emirkıran Grup’un başkanı olması için büyütülmüş Fecir; duygusal zayıflığını saklamaya çalışsa da zaman zaman dinlediği şarkılarla açık eder. Bir sosyal medya uygulamasında keşfettiği ve şarkı söyleyişinden çok etkilendiği Büşra’yla yollarının kesişmesi, herkesin hayatını değiştirecektir.
HÜSEYİN AVNİ DANYAL (KADRİ PALAZ)

Kadri Palaz, babasının ölümünden itibaren tanıdığı Harun’u adeta bir oğul gibi sahiplenmiştir. Harun’u en iyi okullarda okutup muhteşem bir avukat olmasını sağlamıştır. Kadri, Harun’u bir avukatın ötesinde bir araç olarak kullanarak hukuki arenada adeta bir satranç ustası gibi oyun oynamaktadır. Az ile yetinmeyi hiç sevmeyen Kadri Palaz’ın en büyük amacı, patronlar kulübü içerisinde kendisine de yer bulmaktır. Harun’la kurduğu baba oğul ilişkisi, aralarındaki çok kuvvetli bağ, Fecir Emirkıran davasıyla birlikte büyük bir testten geçecektir.

Rusya NATO birliklerinin Ukrayna’ya konuşlanması halinde Rusya ile doğrudan çatışma yaşanabileceği uyarısında bulunurken, Avrupalı liderler de peş peşe yaptıkları açıklamalar ile Ukrayna’ya asker gönderme seçeneğine sıcak bakmadıklarını duyurdular.

AVRUPA ÜLKELERİ NELER DEDİ?
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın “zafere giden yolun” askeri yardım sağlamaktan geçtiğine inandığı, “böylece Ukraynalı askerlerin kendilerini savunmak için ihtiyaç duydukları silah ve mühimmata kavuşabilecekleri” belirtildi. Açıklamada, “Başkan Biden, ABD’nin Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini açıkça ifade etti” denildi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, hiçbir Avrupa ülkesinin veya NATO üyesi devletin Ukrayna’ya asker göndermeyeceği yönünde varılan mutabakatta bir değişiklik olmadığını söyledi.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın sözcüsü, Ukrayna güçlerini eğiten az sayıdaki personelin dışında, ülkenin Ukrayna’ya büyük ölçekli asker konuşlandırma planının olmadığını belirtti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin ofisi, İtalya’nın “desteğinin, Ukrayna topraklarında Avrupa veya NATO ülkelerinden birliklerin varlığını içermediğini” kaydetti.
Aralarında Polonya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir dizi NATO üyesi ülke de aynı tutumu benimsediklerini dile getirdi.
“MACRON’DAKİ TON DEĞİŞİKLİĞİ DİKKAT ÇEKİCİ”
Bugün dünya medyasında yer alan analizlerde Macron’ın tartışma yaratan çıkışı ile ilgili dikkat çeken ifadeler yer aldı.
İngiliz Telegraph gazetesi Macron’un daha önce Ukrayna ve Rusya arasında arabulucu rolü üstlenmeye çalıştığını ancak başarısız olduğunu hatırlatarak “46 yaşındaki lider Putin’in yatıştırma rolünden birden Avrupa’nın baş kılıç sallayıcısına dönüştü.” ifadelerini kullandı ve Macron’daki ton değişikliğinin dikkat çekici olduğunu vurguladı.

ALMANYA RAHATSIZ MI OLDU?
Macron’un Ukrayna konusunda Avrupa’ya liderlik etmeye çalıştığını yazan Telegraph, Fransız liderin tek başına hareket etme yaklaşımının bazı Avrupalı ortakları rahatsız ettiğini öne sürdü. Gazeteye göre rahatsız olan ülkelerin en başında ise Fransa’nın yakın ortağı Almanya var.
Telegraph, Macron’un dünkü açıklamasında yer alan “Bugün ‘Asla, asla’ diyen pek çok kişi, iki yıl önce ‘Asla tank, asla uçak, asla uzun menzilli füze’ diyenlerle aynı kişiler” ifadelerinin Almanya’nın temkinli yaklaşımına bir gönderme olduğunu öne sürdü.
“MACRON, AVRUPA’YA LİDERLİK ETMEK İSTİYOR ANCAK FRANSA BUNA İZİN VERMEYEBİLİR”
ABD merkezli Politico da Macron’un Ukrayna konusunda Avrupa’ya liderlik etmek istediğini ancak Fransa’nın buna izin vermeyebileceğini yazdı.
Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme önerisinin siyasi yelpazenin her yerinden tepkiyle karşı karşıya kaldığını yazan Politico, muhalefetin eleştirilerine ve Fransız televizyonlarındaki tartışmalara atıfta bulunarak çoğunluğun Rusya ile savaşa girme fikrine sıcak bakmadığını vurguladı.
Politico da Macron’un açıklamasının Almanya’yı rahatsız ettiğini belirterek “Ukrayna’ya askeri yardım konusunda Scholz ile Macron arasındaki sürtüşme, açık bir kavgaya dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.
Scholz Macron’ın Ukrayna önerisine “Ukrayna topraklarında Avrupa devletleri ya da NATO devletleri tarafından gönderilmiş hiçbir kara birliği, hiçbir asker olmayacak. Ülkelerimizde görev yapan askerler de savaşa aktif olarak katılmayacak” şeklinde cevap vermişti.
2016’dan beri devam eden ve ekranların en çok izlenen dizilerinden olan Stranger Things’in gizli yetenekleri olan baş kahramanı Eleven’ı canlandırmaya başladığı günden beri de bir dünya yıldızı.

12 yaşındayken başrolünü oynadığı diziyle bir dünya yıldızına dönüşen Millie Bobby Brown artık 20 yaşında… Son yıllarda filmlerde de başrol oynamaya başlayan genç yetenek yıllar içinde büyük bir servetin de sahibi oldu
Dizi çok sevilip başrollerindeki çocuk oyuncular da kendilerine has bir hayran kitlesi oluşturunca yapımcılar kesenin ağzını açmaya başlamıştı.
Böylece Millie Bobby Brown daha 14 yaşında büyük bir servetin de sahibi oldu. Bir yandan dizinin sezonları çekilmeye devam ederken birkaç filmde ufak rollerde gözüktü.

Sherlock Holmes’un kız kardeşi Enola Holmes’u canlandırdığı iki filmlik seride de yıldız oyuncu Henry Cavill’le başrol oynadı.
Sadece birkaç yıl içinde Hollywood’un adından en çok söz ettiren genç yıldızlarından biri olan Millie Bobby Brown dün 20. yaş gününü kutlayıp yetişkinliğe iyice adım attı.

Millie Bobby Brown, 20. doğum gününü nişanlısı Jake Bongiovi ile New York’ta kutladı
Doğum günü de oldukça sade bir şekilde nişanlısı Jake Bongiovi ile New York’ta kahve içmeye giderek kutladı.
20 yaşındaki Millie Bobby Brown ve 21 yaşındaki Jake Bongiovi, 2021’den beri birlikteler. Nişanlandıklarını ise geçen yılın nisan ayında duyurdular.

Genç çift birçok yaşıtları gibi internetten tanışmış ve ilişki yaşamaya başlamıştı
Bu arada yıldız oyuncunun nişanlısı Jake Bongiovi de spot ışıklarına yabancı bir isim değil. Jake Bongiovi, efsane rock yıldızı Jon Bon Jovi’nin oğlu.
İtalyan kökleri olan bir ailenin oğlu olan Jon Bon Jovi John Francis Bongiovi adıyla dünyaya gelmiş, müzik dünyasına adım atınca soy adını değiştirmişti.

Genç aşıkların nişan kararını çok erken aldıkları söylenmişti… Jake Bongiovi’nin babası Jon Bon Jovi, eleştirilerin ardından oğlu ve müstakbel gelinine destek çıkmıştı
Jake Bongiovi de babası gibi gösteri dünyasına erkenden adım atmıştı; ünlü isim de tıpkı nişanlısı gibi oyunculuk bir yandan da modellik yapıyor.
Millie Bobby Brown, dünya çapında ünlendikten sonra sürekli kırmızı halılarda ve davetlerde boy gösteriyor, görüntüsü ise yaşına uygun bulunmadığı için çok eleştiriliyordu.

Jake Bongiovi, nişanlısının kırmızı halı eşlikçisi ve en büyük desteği haline geldi
Sürekli ağır makyajlar yapan, saç modelleri ve giydiği kıyafetler de kendisini bir genç kız değil kocaman bir kadın gibi gösteren Millie Bobby Brown, Jake Bongiovi’yle birlikte tarzını da giderek değiştirdi ve daha yaşına uygun giyinmeye başladı.
Nişan haberleri duyulunca bu önemli kararı biraz erken aldıkları söylenen çifte yıldız müzisyen Jon Bon Jovi sahip çıkmış, oğlu ve müstakbel gelinin çok mutlu olduğunu ve evlilik kararını zamanı gelince vereceklerini söylemişti.

Millie Bobby Brown, ilk ünlendiği dönemlerde yaşına uygun olmayan şekilde giyindiği ve çok kadınsı göründüğü için eleştiriliyordu… Genç yıldız artık yaşıtlarından farksız bir görüntüye kavuştu
Millie ve Jake ilk olarak son zamanlarda sıkça rastladığımız şekilde, Instagram üzerinden tanışmıştı. Yıldız oyuncu ilişkisi ilk duyulduğunda “Instagram’da tanıştık ve bir süre arkadaş olduk… Sonrası için ne diyebilirim ki?” açıklamasını yapmıştı.
Çift, o yılın mart ayında Londra’da düzenlenen EE British Academy Film Awards 2022’de kırmızı halıda görünerek ilişkilerine resmiyet kazandırmıştı. Aradan bir yıl geçtikten sonra da nişanlandıklarını açıkladılar.

]]>
“CENNET GİBİ BİR VATANA SAHİBİZ”
Depremde hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1 ay içerisinde deprem bölgesinde teslim edilecek konut sayısının 75 bin olacağını anlatarak, “Öncelikle başımız sağ olsun. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Bin yıllık Anadolu medeniyetini kurduğumuz bu güzel topraklarda başımıza gelen en büyük felaket bu depremlerdir. Allah bir daha böyle felaket yaşatmasın. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık diliyoruz. Hasarları giderip yaraları sarmak hepimizin ve devletimizin görevi. Mutluyuz, binlerce hak sahibini evlerine kavuşturduk. Gece-gündüz çalıştık ve hiç ara vermedik. Bu 1 ay içerisinde 46 bin konutu, gelecek ay vereceklerimizle birlikte 75 bin konutu vatandaşlarımıza vermiş olacağız. Bütün herkesten helallik alana kadar buradan gitmeyeceğiz. Bu coğrafya en eski yerleşim yeri olarak geçiyor. Medeniyet bu topraklardan, bilim bu topraklardan yayılmış. Cennet gibi bir vatana sahibiz. Bizim bu topraklarımızın da 2 kusuru var birisi depremsellik, diğeri de fitne odakları bitmiyor” ifadelerini kullandı.
“ARTIK ŞEHİRLERİMİZ, DAĞLARIMIZ, İLÇELERİMİZ TERTEMİZ”
Türkiye’nin birçok bölücü örgüt ile mücadele ettiğini aktaran Özhaseki, “Birçoğunuzun yaşı geçmişi hatırlamaya yeter. Bir taraftan PKK gibi bölücü bir örgüt, bir taraftan meseleye diğer taraftan girip FETÖ’cü bir yapı, IŞİD gibi sapık bir grup. Hepsi aynı ülkeler tarafından destekleniyor. Bir seferinde Cizre’de yapılan açılış öncesi beni sosyal medyadan linç ettiler. Sabah ise onlara cevap verdim. Bana laf ediyorsunuz ama karşınızda Amerika’nın üsleri var dedim. Bana ise onlar demokrasi getiriyor dediler. Bunlar nereye gittiler de demokrasi, eşitlik götürdüler. Bunlar gittikleri her yere kan, bela, gözyaşı götürdüler. Yıllardır mücadele veriyoruz. Allah’a şükürler olsun artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz. Asker ve polislerimiz mücadelelerini hep sürdürüyor. Allah bu yavrularımızın ayaklarına taş değirmesin. Arada bir sızma yaparak canlarımızı yakmaya çalışıyorlar ama onlarla mücadele edecek gücümüz var” diye konuştu.
“5 RİSKLİ ÜLKEDEN BİRİSİ TÜRKİYE”
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor. Bu ülke bir deprem ülkesidir. Her ne yaparsak onu bilerek yapacağız. Evlerimizi, iş yerlerimizi nereyi yaparsak yapalım bu deprem gerçeğini unutmamak gerek. 5 tane riskli ülke var ve birisi Türkiye. En riskli şehir ise İstanbul’dur. Yıkıcı deprem sayısı 231. Neredeyse her sene 2-3 yıkıcı deprem olmuş. 5 ve altındakileri saymıyoruz bile. Maddi hasar milyarlarca . Biz doğa ile savaşamayız ve ona kafa tutamayız. İçeri de bir enerji var ve dışarı vuruyor. Biz bunu bilerek hareket edeceğiz. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Her işimizi tedbirli, doğru yapmak zorundayız. Akıl, dize vurup ah etmek için değildir. Bizde böylece hareket etmek durumundayız. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta çok şiddetli, yıkıcı ve uzun süren deprem meydana geldi. 11 ilimiz doğrudan hasar gördü. 14 milyon insanımız hasar gördü. 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Böyle bir felaket ile karşı karşıya kaldık. Allah böyle bir acıyı bir daha göstermesin.”
“ONLARI VİCDANLARIYLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUZ”
Depremde birçok siyasi partinin deprem bölgesinde hizmet verdiğini ancak bazı kişilerin göstermelik hareketler yaptığını aktaran Bakan Özhaseki, “Depremin manevi hasarı ölçecek alet ortaya çıkmadı. Biz şu ana kadar girdiğimiz bütün evlerden ağlayarak çıkıyoruz. O evlerden acı tütmeye devam ediyor. 04.17’de Cumhurbaşkanımıza haber verildi. Oda ilk MYK toplantısında bize neler yaptığını anlattı. Bizde ona neler yaptığımızı anlattık. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Partili. Ben o gün, bütün belediye başkanlarını arayıp hepsine işlerini bırakıp deprem bölgelerine gitmelerini söyledim. Sağ olsun bazı CHP’li belediye başkanları da gelip deprem bölgesinde çalıştı. Fakat milyonlarca nüfusu olduğu halde, ellerinde koca koca imkanları ve ordusu olduğu halde bazı kişiler sosyal medya orduysa gelip öz çekim yapıp gittiler. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” dedi.
“1 BUÇUK SENE İÇERİSİNDE BÜTÜN EVLERİ TESLİM EDECEĞİZ”
Depremde tüm Türkiye’nin ve birçok kardeş ülkenin kenetlendiğini anlatan Özhaseki, “85 milyon bir millet evinde sıcak çorbasını içmedi, doğru dürüst uyumadı. Haccını erteleyenleri mi dersiniz, küçücük eski arabasıyla gelen kardeşlerimizi mi dersiniz hepsinden Allah razı olsun. Bu milletin içinde bir birey olmak bile yeter. İnsanoğlu dünyaya gelirken Allah’a dilekçe vermiyor. Öyle bir şey yok. Allah’ın takdiriyle dünyaya geliyoruz. Bu dünyadaki yaptıklarımızdan sorumluyuz. Hepimiz kol kola girdik ve asrın dayanışmasını gerçekleştirdik. Mart, Nisan aylarında sağlam zeminleri tespit edip inşaatlara başladık. Şu anda deprem bölgesindeki rezerv alanlarda 207 bin bağımsız bölümün yapımı devam ediyor. Şehir merkezlerinde 50 bin konutun, köylerde ise 50 bin çelik köy evinin de yapımına başlanmış durumda. Toplamda 307 bin konutumuzun inşası hızla devam ediyor. Yerinde dönüşüm için bir proje açıkladık ve binlerce kardeşimiz müracaat etti. 256 bin kardeşimiz müracaat etti. Köy evlerini çelikten yapıyoruz. 9 şiddetinde bile depremde yıkılmayacak evler yapıyoruz. Bir fon bulduk ve bütün illerimizde altyapıyı baştan yapıyoruz. Toplam altyapı civarı 60 milyar lira civarında. Adana içinde 3 milyar liralık proje hazırladık. Bu yaz itibariyle başlayıp hiçbir belediyeye yük getirmeden altyapıyı biz yapıyoruz. Diyarbakır’da dağıtılacak konutlarla bugün 46 bin konut dağıtmış olacağız. Ondan sonrada her ay gelip konutları dağıtmaya devam edeceğiz. Bugün bin 589 konutu dağıtıyoruz. Adana’da 8 bin 138 konutun ihalesi yapılmış, devam ediyor. Onları da dağıtacağız 1 buçuk sene içerisinde” ifadelerini kullandı.
“KOL KOLA GİRELİM VE BİRLİĞİMİZİ DEVAM ETTİRELİM”
Depremden 2 ay sonra sağlam zeminde inşaat çalışmalarına başladıklarını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, muhalefetin kendilerini eleştirdiklerini kaydederek, “Deprem olmuş 1 gün sonra muhalefetteki partinin ileri gelenleri, ‘Bu deprem iktidarı alır götürür’ diyor. Herkes enkazın altında ailesini kurtarmaya çalışıyorken bu laflar neyin nesi. Hangi hesabı yapıyorsunuz. İlk günlerde temel atarken ‘Acelenize ne oluyor’ diyorlardı. Aradan 1 sene geçince ise muhalefet çıkmış verilen 25 konut var diyor. Ben 75 binden bahsediyorum onlar ne söylüyor. Allah bunları ıslah etsin. 75 bin konut dağıtıyoruz. Geçen bir törende 1 tane tanıdığımız var mı diye soruyorum ama kimse çıkmadı. Burada hak yenmez. Deprem üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset olmaz. Eğer görmek istiyorlarsa tek tek gelsinler göstereceğim, inşaatları gezdireceğim. Bütün evleri 1, 1 buçuk sene içerisinde teslim edeceğiz. Nereden geldiğiniz hiç önemli değil, bizler Allah’ın kullarıyız. O yüzden kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim” diye konuştu.
Öte yandan Bakan Özhaseki, vatandaşlara evleri teslim edilene kadar kira yardımlarının süreceğini söyledi.
Törene Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’in yanı sıra kent protokolü ve vatandaşlar katıldı.
– Çok heyecanlıyım. Hayatımda ilk defa heyecandan uçuk çıkardım. Çünkü çok büyük bir işe kalkıştım. Etrafımdaki birçok kişinin de kaygısı vardı. “Beceremezsen hayal kırıklığına uğrarsın” gibi yorumlarda bulundular. Ama niyeyse içimden bir ses bana, başkaları benim için korkarken kendim için çok cesaretli olmam gerektiğini söylüyor.
◊ Böyle büyük bir gösteriyi aklınıza düşüren ne oldu?
– Ben bir Ricky Gervais hayranıyım. Onun bir “Armageddon” gösterisi var, kocaman bir kalabalığın karşısına çıkıyor. Görünce “Bu neden Türkiye’de olmasın ve neden bunu bir kadın başaramasın?” dedim. Aslında “Armageddon” bu fikri sadece ateşleyen kısım. Yoksa benim stadyum hayalim vardı. Yapımcımız bir gün Nejat Uygur’dan bahsetti. Nejat Uygur bir şehre gidiyor ve orada salonlar yetmiyor, stadyuma çıkarmak zorunda kalıyorlar. Halkı selamlıyor. O hikâye benim kafama oturdu bir kere. O gün bugündür WhatsApp grubumuzun adı bile “Yasemin Arena” oldu. Biz o enerjiyi çağırdık yani.
◊ Hazırlıklar nasıl gidiyor?
– Çok güzel. 35 dansçımız var. Ben 35 yaşında bu hikâyeyi başlattığım için 35 dansçı olsun dedik, onu simgelesin diye. Sık sık serum yiyorum ayakta kalabilmek adına.

AİLEMİ SEYİRCİME ŞİKÂYET EDİYORUM
◊ Anneniz de sizi ilk kez izleyecek. Bu zamana kadar neden izlemedi?
– Ben cesaret edemedim.
◊ “Gelme” mi dediniz?
– Dedim. Ben 1.5 yıldır terapi alıyorum. Kendimi bu sürece hazırladım; annemin, babamın beni izlemesine. Çünkü aslında komedi bir nevi yaşadığın şeyi şaka yoluyla şikâyet etmek demek. Ben ailemi 4 yıldır seyircime şikâyet ediyorum. Ama şimdi “Şikâyet ettiğim insanlar bakın onlar” diyorum. O yüzden o kadar kolay bir süreç değil benim için.
◊ Gösteri sonrası anne-babanıza terapi gerekir mi?
– Annem zaten kazanacağım parayı hesaplayınca o onu çok mutlu edecek! (Gülüyor)
HEM GÜLDÜRÜP HEM AĞLATIYORUZ
◊ Ağlatmak güldürmekten daha kolaydır derler, sizce siz hangi yönünüzle güldürmeyi başarıyorsunuz?
– Aslında biz hem güldürüp hem ağlatıyoruz. Gösteride çok derin bir anne-kız ilişkisi var. O ilişki hem güldürüyor hem izleyene kendi gerçeğini hatırlattığı için ağlatıyor.
BİRİLERİ İÇİN İDOLÜM O BANA YETER
◊ Türkiye’de böyle büyük bir arenada stand-up yapan ilk kadın komedyen olacaksınız. Bu nasıl bir haz veriyor?
– Bu bana hazdan ziyade çok büyük bir yük veriyor. Çünkü bir şeyi ilk yaparsan, onun ne kadar önemli olduğunu anlatmak zorunda olan da sensin demektir. Ben şu anda hem önemli bir şey yapıyorum hem de “Bakın önemli bir şey yapıyorum” diyorum. Bu çok zor. Benden sonra gelen kadın komedyenler o yolları çok daha rahat aşacaklar. Biz hep erkeğin yaptığını daha değerli buluruz. Bu stand-up’ta da geçerlidir. Ben bunun için çok büyük bir savaş veriyorum. Mesela AVM’de küçücük bir kız gördüm, 16 yaşında. “Sen olmak istiyorum” dedi. Bu kadar güzel bir şey olabilir mi? Gözünün içine bakarak “Benden daha iyisi ol” dedim. İnsanın en keyif aldığı şey idol olabilmek biri için. Şu anda birileri için idolüm, o bana yetiyor.
SEKTÖR BENİ
MARATONA SOKTU
◊ Hep böyle hırslı ve azimli miydiniz?
– Ben kendimi azimli zannederdim, azimli artı hırslıymışım onu anladım. Çünkü her geçen gün hedef yükseltiyorum. Yakında stand-up mitingi yapacağım! Oraya doğru gidiyor bu. Ne zaman ki ilk gösterimin biletleri 36 saatte tükendi, bana bir zehir bulaştı. Ve ben ondan sonra her gösterimin biletlerinin böyle tükenmesini istedim.
◊ Şaşırdınız mı biletler tükenince?
– Çok şaşırmıştım. Hiç kimsenin aklına benim gösterimin biletlerinin 36 saatte tükenebileceği gelmedi. Yurtdışına gösteri koydular, yurtdışındaki organizatör “Bu kızın biletleri burada satar mı?” dedi, 6 saatte tükendi biletler. Hızlı başladığım için farkında olmadan sektör beni maratona soktu. Sonra benim tek görevim topu yere düşürmemek oldu.
◊ Ülker Sports Arena’yı dolduracak mısınız sizce?
– İnşallah. Dolmazsa da canım sağ olsun. Ben bu işe baş koydum, denedim. Bugüne kadar denemeyenlerin karşısında denedim diyebilen tarafım. Çok büyük bir adım atıyorum şu anda. Bir kadın komedyen yapacağı en iyi şeyi yapsın istiyorum. 20 yıl sonrasına çalışıyorum, bugüne değil.
◊ Gösterinizin dışında başka projeleriniz var mı?
– Dijital platform için 8 bölümlük bir dizi yazıyorum.
◊ Yine komedi mi?
– Komedi-dram. Hem güleceğiz, hem ağlayacağız.
◊ İnsanlar sizi izleyerek deşarj oluyor. Siz nasıl deşarj olursunuz?
– Terapiye giderek. Terapiye başlamadan önce uyuyarak, yemek yiyerek deşarj olurdum. O yüzden kilo aldım.
◊ Çok mu duygusalsınız?
– Çok. Bence her komedyen duygusaldır. Kavramlar karşıtlarıyla vardır diyorlar ya, bir insan ne kadar gülüyorsa o kadar ağlıyordur.
◊ En çok ne ağlatır sizi?
– Birinin bana yalan söylemesi çok ağlatır. Yalana hiçbir şekilde tahammülüm yok.
◊ En çok neye veya kime gülersiniz?
– Herkese. Bence herkesin komik bir tarafı var, kimse bunun farkında değil.
BEN DİŞİ GÖZÜKMEKTEN KORKMUŞUM
◊ Bir röportajınızda “Şık ve bakımlı olunca komik olamıyorum” demişsiniz…
– Artık olabiliyorum. Bu da terapiyle oldu. Çünkü ben aslında kilonun ve fazla doğallığın arkasına sığınmışım. Bazı şeyleri beceremediğim için. Becerebildiğimi görünce komik olmaya engel olmadığını gördüm. Bir kadın hem güzel hem komik olabilir. Kendini nasıl yansıttığınla alakalı. Ben güzel olmaktan, dişi gözükmekten korkmuşum, o korkumu yendim. Yetiştirilme tarzım, ailem, abilerim her şey bunun etkeniymiş.
HERKES KENDİ HAYALİNİ ALIP GELSİN
◊ 20 Şubat’taki gösteriniz için seyircilere nasıl seslenmek istersiniz?
– İyi şeyler gördüğümüz zaman iyi şeylerin olacağına daha çok inanırız. O akşam da Türk izleyicisi bir kadının bir şeyi hayal ettiğinde sonuna kadar gidebildiğini görecek. O nedenle herkes kendi hayalini alıp gelsin, bu akşamı kendine kerteriz alsın. Ve kendi hayalini gerçekleştireceğini kafasına koyarak çıksın oradan.
]]>
KARİYER SEVDASI 13 YILLIK EVLİLİĞİ BİTİRMİŞTİ
Bu çok konuşulan ayrılığın ardından da birbirlerine olan sevgi ve saygılarını anlatan bir ortak açıklama yayınladılar. İki çocukları için dost kalmaya ve görüşmeye devam edeceklerini, onların hayatlarında her zaman birinci öncelik olacağını belirttiler.

Bu beklenmedik ayrılığın sebebi de Tom Brady’nin bir türlü kopamadığı kariyeriydi. En azından basına öyle yansıdı. Söylenenlere göre Gisele Bundchen, kariyerini ailesinin önüne koymaya başlayan eşine ültimatom vermiş, ya işin ya da biz demişti.
HERKES ESKİ AŞIKLARIN YENİ AŞKLARI KİM OLACAK DİYE MERAK EDİYORDU
Brady’nin emeklilik planlarından vazgeçmesi de bardağı taşıran son damla oldu. Ünlü çift 13 yıl süren mutlu evliliklerini bir çırpıda sona erdirdi. Sonra da her zaman olduğu gibi yıllar sonra bekar kalan bu iki ünlü ismin bir sonraki ilişkileri merakla beklenir oldu.

Tom Brady yoluna Bradley Cooper’dan ayrılan ünlü Rus model Irina Shayk’la devam etti. Geçen yılın yaz aylarında sık sık birlikte görüntülenen ikili ciddi bir ilişkiye adım atmış gibi görünmeseler de birlikte görüntüleniyorlar, baş başa yemeklere çıkıp görüşmeye devam ediyorlar.

Ünlü modelin kişisel antrenörü Joaquim Valente, 1 yıldan fazladır ailenin yanından neredeyse hiç ayrılmıyor
BOŞANMADAN BERİ ONUN ETRAFINDAN HİÇ AYRILMADI
Ayrılıktan sonra kendini işine ve iki çocuğuna vermiş gibi görünen Gisele Bundchen de aslında boşanmadan beri hiç yalnız kalmadı ancak birlikte görüldüğü kişiyle bir aşk yaşadığını ilk günden beri inkar etti. Bu kişi ayrılık haberi duyulduğundan beri sık sık magazin basınına haber oldu.
Ünlü modelin kişisel spor antrenörü ve aynı zamanda jiu-jitsu eğitmeni de olduğu söylenen Joaquim Valente de Bundchen gibi Brezilyalı. Sürekli olarak ünlü model ve çocuklarıyla birlikte olan yakışıklı spor eğitmeni son gelen haberlere göre Sevgililer Günü’nde de onu yalnız bırakmadı.

Kaynaklara göre Gisele Bündchen ve jiu-jitsu eğitmeni Joaquim Valente birbirlerine aşıklar ve hatta ABD basınındaki haberlerde ikilinin Sevgililer Günü’nde Miami’deki mahallelerinde öpüşürken görüldüğü yazılıyor.
MEĞER AŞK BACAYI ÇOKTAN SARMIŞ: SEVGİLİLER GÜNÜ ÖPÜCÜĞÜ!
Çarşamba gecesini birlikte geçiren ikilinin birbirlerine sırılsıklam aşık olduğu hatta düzenli olarak aynı evde kaldığı da iddia edildi. Gisele Bündchen, Brady’den ayrıldığından beri sürekli olarak Joaquim Valente ile birlikte görüntüleniyordu.

34 yaşındaki Joaquim Valente, genç yaşında ABD’ye geldikten sonra erkek kardeşleriyle birlikte bir spor salonu işletmeye başlamış… Brezilya dövüş sporu jiu-jitsu konusunda uzman olan Valente hem Gisele Bündchen’in hem de iki çocuğunun eğitmeni
Birlikte sürekli antrenman yapan ikili ormanda koşarken, ata binerken, Valente’nin spor salonunda hep bir aradaydı. Yakışıklı eğitmenin Gisele Bündchen’in spor hocası olduğu düşünülürse bunda garip bir taraf yok.

TATİLE BİLE BİRLİKTE ÇIKIYORLARDI
Ancak sık sık çocuklarıyla birlikte en sevdiği yer olan Kosta Rika’ya tatile giden ünlü model tüm bu seyahatlere de hep antrenörü Joaquim Valente ile çıktı. Joaquim Valente başlarda hep Bündchen’le görülürken bir süre sonra aile yemeklerine katılmaya, ünlü modelin 14 yaşındaki oğlu Benjamin ve 11 yaşındaki kızı Vivian’la da oldukça yakın ilişkiler kurmaya başladı.

Gisele Bündchen ve Joaquim Valente’nin fotoğraflarının yayınlanmasıyla birlikte Brezilyalı dedikodu sitesi Purepeople, çiftin birlikte olduğunu iddia etmişti ancak ikiliye yakın kaynaklar bu ilişkinin ‘kesinlikle platonik ve profesyonel’ olduğunu söylediler.

Bündchen daha önce Valente’yle sevgili olduğu yönündeki söylentiler hakkında “O bizim öğretmenimiz ve en önemlisi, hayran olduğum ve güvendiğim bir insan. Böyle bir enerjiye sahip olmak, çocuklarımın böyle bir enerjinin etrafında olması çok güzel” demişti
“ÇOCUKLAR DA ONDAN EĞİTİM ALIYOR” DEMİŞLERDİ
“Joaquim ve iki erkek kardeşi, Gisele ve çocuklara son bir buçuk yıldır dövüş sanatları eğitimi verdiler. Jordan ve Joaquim, şehir dışındayken bu aileyle birlikte seyahat ediyorlar çünkü Gisele Bündchen’in çocukları evde eğitim görüyor ve şehir dışındayken de bu özel antrenörlerden ders alıyorlar” deniyordu. Şimdilik görünen o ki bir arada bu kadar çok vakit geçirmek ikiliyi iyice birbirine yaklaştırmış…

Henüz bu konuyla ilgili ne ünlü model ne de Joaquim Valente’nin ağzından bir şey çıkmış değil. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” deyimi bu ikili için gerçeğe dönüştü mü bunu belli ki ilerleyen günlerde göreceğiz…
]]>Kızı Hailey’nin birinci yaş günüydü. Scott, saman almak için ailece yaşadıkları çiftlikten kasabaya gitmişti. O esnada eşi Tracy telefonla arayıp “Sana bir sürprizim var” demişti. Scott eşinin sürprizinin yeni bir at olduğunu düşünmüştü. Ancak çiftliğe geri döndüğünde çok daha iyisi olduğunu gördü: Tracy ve bebek Hailey, Scott’ın traktörünü yıkayıp pırıl pırıl yapmıştı. Yaklaşık 20 yıl aradan sonra o günü hatırlayan Scott, The Guardian’a yaptığı açıklamada, “Çok mutlu olmuştum” dedi.
Takvimler 2005 yılının Temmuz ayını gösteriyordu. Teksas’ta sıcak bir yaz günüydü.
37 yaşındaki Scott, ufka doğru kafasını kaldırdığında 25 kilometre uzakta toplanmış fırtına bulutlarını gördü. Ancak bulundukları yerde hava açık ve sakindi. Atlar çayırda otluyor, tavuklar bahçede dolanıp toprağı gagalıyordu.
“BİR ANDA HER ŞEY DEĞİŞTİ”
Tracy’nin kucağındaki Hailey’i kendisine verdiğini belirten Scott, “Genç çiftlerin yaşadığı o mutlu anlardan biriydi; çok huzurluyduk. Sonra bir anda her şey değişti” dedi.
Aniden Scott’ın üzerine yıldırım düştü. Kafasının tepesinden giren elektrik dalgası sol elinden çıktı. Scott, parlak bir ışık gördü ve “hayatında işittiği en yüksek sesi” duydu. Atlar kaçışırken toprağın derinliklerine gömülü borular bir anda yüzeye fırladı. Bulundukları noktadan 275 metre uzaktaki evlerindeki televizyon patladı. Ve kaos başladığı kadar ani bir biçimde sona erdi.
Scott hâlâ ayakta duruyordu ama o hengamede Hailey’i Tracy’nin kucağına vermeyi başarmıştı. “Yıldırım düştüğünü biliyordum” diyen Scott ekledi: “Gülmeye başladık. Hava pırıl pırıldı. Nasıl böyle bir şey yaşanmış olabilirdi?”
Yıldırımlar ve şimşekler doğada çok sık yaşanıyor. Dünya genelinde her gün 3 milyon yıldırım ve şimşek meydana geliyor. Bu sayı yılda 1,4 milyar, saniyede 44 yıldırım ve şimşeğe denk geliyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin verilerine göre, ülkede her yıl 40 milyon civarında yıldırım düşüyor. Ancak bunun bir insana isabet etme ihtimali oldukça düşük; 1 milyonda 1’in altında. Üzerine yıldırım isabet edenlerin yaklaşık yüzde 90’ı hayatta kalıyor. Ülkede 2006-2021 yılları arasında 444 yıldırım kaynaklı ölüm kaydedildi.
FİŞİ ÇEKİLMİŞ ESKİ BİR TELEVİZYON GİBİ
Bugün 55 yaşında olan Scott’ın ailesi beş nesildir Teksas’ta yaşıyor. Tam bir kovboy olan Scott ve eşi Tracy, halen yaşamakta oldukları çiftliği, Hailey’nin dünyaya geleceğini öğrendikten sonra satın aldı. Tracy bir “şehir kızıydı” ama Scott kırsalda büyümüş olduğundan toprağı ve havayı okuyabilme becerisine sahipti.
Yıldırımlar bölgede yaşanması olası tehlikelerden biriydi. Scott bir keresinde bir ağaca yıldırım düştüğüne ve altındaki ineklerin o an öldüğüne şahit olmuştu. Ancak o gün ne yıldırım düşebileceğine dair bir işaret vardı ne de kaçıp saklanmak için zaman…
Yaşadığı olayın ardından, beyninin fişi çekilmiş eski bir televizyon gibi olduğunu hissettiğini belirten Scott, “Hani eskiden televizyonların görüntüsünün gelmesi için biraz beklemek gerekirdi ya…” dedi. Ancak vücudunda bir hasar yok gibiydi. Scott, “Maço kovboyluk yapmak için söylemiyorum. O sırada gerçekten iyi olduğumu düşünüyordum” sözleriyle anlattı durumunu.
EŞİNİN YÜZÜNDEKİ DEHŞETİ GÖRÜNCE İYİ OLMADIĞINI ANLADI
Bunun üzerine Tracy, kulaklarındaki çınlamaya ve gözlerindeki yanmaya aldırmayıp, Hailey’nin doğum günü pastasını almak için arabayla yarım saat mesafedeki kasabaya gitti. Scott, “Normalde beni bırakmazdı ama ‘İyiyim’ dedim. Hailey’nin doğum gününü kutlamak, iyi ebeveynler olmak istiyorduk” diye konuştu.
Tracy aşağı yukarı bir saat sonra eve döndüğünde, Scott oturduğu yerden kalkmamıştı. Kafası ve eli yanıyor gibiydi ve hiçbir şey yapamıyordu. Ancak durumunun ciddiyetini anlaması için eve dönen Tracy’nin yüzündeki dehşet ifadesini görmesi gerekmişti.
Scott’ın yüzünde burun kemerinin üstünde kalan kısım kömür gibi kapkara olmuştu. Scott, “Oradan sonrası tepetaklak aşağı gitti” dedi.
HASTANEYE ZORLUKLA YETİŞTİ
Scott hikâyenin devamını eşinin anlattıklarından biliyor.
Tracy’nin dediğine göre, halen ne yaşadıklarını tam idrak edememiş olmakla birlikte, ambulans çağırmaya çalıştılar. Ancak Scott, telefonun değil bilgisayar klavyesinin tuşlarına basarak arama yapmaya çalışıyordu. Bütün hareketleri birbirine karışmıştı.
Gökyüzünde çakan şimşekler çok büyük görünmekle birlikte, aslında düşen bir yıldırımın genişliği 2-3 santimetre civarında yani bir baş parmak kadar. Bu kadar dar bir kanaldan ilerleyen elektrik akımı o kadar yoğun oluyor ki sıcaklığı 30.000 santigrat dereceyi bulabiliyor. Bu da Güneş’in yüzey sıcaklığının beş katı demek.
Yaşadıkları çiftliğe en yakın şehir olan Fredericksburg, aşağı yukarı 120 kilometre uzaktaydı. Scott’ın hastaneye yetiştirilip yetiştirilemeyeceği bile belli değildi çünkü durumu gerçekten çok kötüydü.
Ama hastaneye zamanında ulaştılar. Acil servisteki doktor hem onu hem de Tracy ve Hailey’i hızla muayene etti ancak ortada bir sorun vardı. Doktorlar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. “Kitaplarında ‘Yıldırım düşene ne yapılır’ bölümü yoktu” diye özetledi Scott durumu.

VÜCUDU LİME LİME OLMUŞ, OKUMA YAZMAYI UNUTMUŞTU
Neyse ki sonunda, bu konuda uzman bir doktor bulundu. Yıldırım, Scott’ın sol kolundan ilerlemişti ve o sırada Scott bu koluyla Hailey’i tutuyordu. Ama küçük kız olayı hasarsız atlatmıştı. Tracy de birkaç gün sonra iyileşti. Ancak Scott’ın hayatta kalması adeta bir mucizeydi.
Yıldırımın vücudunda bıraktığı harabiyet çok büyüktü. Kalp ritmi çok yüksekti. Yapılan beyin taramasında bilişsel sorunlar yaşadığı da anlaşılmıştı. Scott’ın deyişiyle, “Her şey çok hızlı hareket ediyor, yeniden programlanmaya çalışıyordu”. Sonraki aylar boyunca eli sürekli ateşe girmiş gibiydi. Kafasının üzerinde yıldırımın vücuduna girdiği noktanın iyileşmesi ise yıllar sürdü.
Zaman içinde başka hasarlar da ortaya çıktı. Örneğin akciğerlerinin etrafında sıvı birikimi olduğu anlaşıldı. Olaydan bir yıl kadar sonra sinemada patlamış mısır yerken tüm dişlerindeki dolgular bir anda ağzına döküldü. Vücudu adeta lime lime olmuştu.
Yaşadığı en büyük zorluklardan biri, temel becerilere dair bilgisinin neredeyse tamamen silinmiş olmasıydı. Mesela okuma yazmayı hiç öğrenmemiş gibiydi.
“TRACY’NİN ÇOCUKLARININ SAYISI BİRKEN İKİYE ÇIKTI”
Bu koşullarda bile Scott ailesine çok fazla yük olmamaya çalışıyordu. İyileşeceğinden emindi. Geçmişte defalarca kazalar geçirmiş, uzuvlarını kaybetmenin eşiğinden dönmüştü.
Bütün bunlar sayesinde nasıl hayatta kalacağını bildiğini belirten Scott, “Hiçbir kazada moralimin bozulmasına izin vermedim. Çünkü bir kez dibe vurursanız yeniden yukarı çıkmak için çok daha uzun bir yol gitmeniz gerekir. Durumumu kabullendim ve bunu bir eğlenceye çevirdik” diye konuştu.
Tracy bir yandan bebek Hailey’le ilgilenirken bir yandan da eşine okuma yazma öğretiyordu. “Tracy’nin çocuklarının sayısı bir anda birden ikiye çıktı” ifadelerini kullanan Scott, sayıları telefonun tuşlarıyla ve televizyondaki çocuk programlarıyla öğrendiğini belirtti.
Hailey’nin boyama kitabını boyarken kendisinden çok daha iyi bir iş çıkardığını da ifade eden Scott, “Zorlu bir süreçti. El-göz koordinasyonu, zihin koordinasyonu; pek çok şeyi yeniden öğrenmek zorunda kaldım” dedi.
Hikâyesini kitaplaştıran Scott Knudsen’in yaşadıklarının filme uyarlanması da gündemde…
Hikâyesini kitaplaştıran Scott Knudsen’in yaşadıklarının filme uyarlanması da gündemde…
“NASIL DAHA İYİ OLABİLİRİM?”
Üç ay sonra Scott daha hızlı ilerlemeye başladı ancak halen araç kullanamıyor, çiftliğin işleriyle ilgilenemiyordu. Çok net düşünemediği ve çok hızlı tepkiler veremediği için yaralanma riski yaşıyordu. Bu Tracy için sorumluluklarının daha da artması demekti, Scott için ise kimlik kaybı…
Eşi çiftliğin içinde koşturup hayvanları beslerken o camın önüne oturup dışarıyı izliyordu. Elinden hiçbir şey gelmemesine üzülen Scott aynı zamanda Tracy’le gurur duyuyordu. Hayatı boyunca olumlu düşünmüş bir insandı ancak yıldırım olayından sonra bu becerisinin sınırlarının sınandığını hissediyordu.
Tracy ve Hailey ile birlikte vakit geçirmek moralini düzeltiyordu. Bunun yetmediği zamanlarda komedi dizilerine sığınıyor ya da yeni şeyler öğrenerek kendini mutlu etmeye çalışıyordu.
Kendini kurban olarak görmek yerine meraklanıyor, “Bu olayın başıma gelmesinin sebebi neydi? Nasıl daha iyi olabilirim?” diye düşünüyordu.
GEÇMİŞE DAİR HİÇBİR ŞEY HATIRLAMIYORDU
Yıldırım düştükten 6 ay sonra Scott yeniden okumaya ve yazmaya başlamış, kamyonetinin direksiyonuna oturabilir, atlarını besleyebilir hale gelmişti. Bir kere o noktaya geldikten sonra sürekli ilerlemeye devam etmişti ancak geçmişle ilgili bazı sorunları vardı.
Yıldırımdan önce yaşadıklarını, çocukluğunu, ailesini, evlendikleri günü neredeyse hiç hatırlamıyordu. Tracy ve akrabaları ona eski zamanlara dair hikâyeler anlatıp fotoğraflar göstererek hatırlamasını sağlamaya çalışıyordu. Scott’ın hatıraları geri gelmedi ancak bu çabalar sayesinde kendisini yeniden ailesinin bir parçası gibi hissetmesini sağladılar.
Çiftliğin dışındaki dünyaya geri dönmek daha da zordu. Scott yaşadığı olayı çok fazla duyurmaktan kaçınmıştı. Kendi tabiriyle “İnsanların moralini bozmak istememişti”. Ancak Fredericksburg’a gittiğinde, önceden tanıdığı ama hafızasından silinen birilerine saygısızlık etmekten korkuyordu. Bu nedenle de dışarı çıkmak istemiyordu.
Tanımadığı biri selam verdiğinde ya Tracy kulağına eğilip o kişiyle ilgili Scott’a kopya veriyordu ya da o karşısındaki kişiyi tanımış gibi davranıp sonradan parçaları birleştiriyordu. Neyse ki zamanla özgüvenini kazandı Scott ve insan içine daha rahat çıkmaya başladı. Bu sayede kayıp olan hatıralarının yerini yenileriyle doldurdu.

ÇARPINTILARI YAKIN ZAMANA KADAR SÜRDÜ
Yıldırımın fiziksel etkileri uzun süreli oldu. Scott, uzun zaman sonra bile kalbinin ve zihninin çalışma hızının normale dönmediğini hissediyordu. Hatta çarpıntıları geçen seneye kadar devam ediyordu.
Yıldırımdan iki yıl sonra Tracy, eşi için border collie cinsi bir köpek sahiplendi. İkisi her yere birlikte gidiyorlardı; köpek Scott’ın beyninin sakinleşmesine yardımcı oluyordu.
Ölümden dönmüş olmak Scott’ın kendisine daha iyi bakmayı, anın farkında olmayı, şükrederek yaşamayı öğretti. Başından geçenleri ve hayatta kalma hikâyesini bir markaya dönüştüren, kendisine “Cowboy Entrepreneur” (Kovboy Girişimci) diyen Scott, çiftliğinin adını da “Yıldırım K” olarak değiştirdi. Giysilerinde de yıldırım logoları bulunan Scott, “Bundan kaçmak istemedik. Böyle bir şey oldu ve bizi bunu faydaya çevirdik” dedi.
Gün içinde yıldırım düşen noktanın yakınından defalarca geçtiğini de belirten Scott, “Ara sıra aklımdan ne kadar şanslı olduğum geçiyor ama çoğunlukla ‘Tavuklara yem vermem lazım’ diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
The Guardian’ın “Struck by lightning, my face burned and my memory disappeared. Here is how I made it back” başlıklı haberinden derlenmiştir.
]]>Ama hem hastalığın pençesine düşen kızının hem de ünlü yıldızın morali yerinde. Yüzlerinden gülücükleri, kalplerinden umudu eksik etmiyorlar. Hastalıkla ailece savaşıyorlar.

19 YAŞINA GİRMEDEN BİR GÜN ÖNCE AMELİYAT OLDU
Başına böyle talihsiz bir olay gelen kişi, hayatının 15 yılını Amerikan futbolu sahalarında geçiren sonra da bir TV yıldızına dönüşen Michael Strahan.
52 yaşındaki Strahan, bir süredir bir baba olarak çok zorlu günler geçiriyor. Çünkü henüz 19 yaşında olan kızı Isabella’ya beyin kanseri teşhisi konuldu. Aile, ilk şokun ardından, vakit geçirmeden başlayan tedavi sürecine dört elle sarıldı.
Isabella bu tedaviler sırasında biraz zorlansa da yanında bir an olsun elini bırakmayan babası Michael’ı ve ikiz kardeşi Sophia’yı buluyor hep.
Genç kız tam da yüksek öğreniminin ilk yılına başladığında baş ağrısı, mide bulantısı ve yürüme bozukluğu nedeniyle doktora gitti. Yapılan tetkikler sonunda da geçen yılın ekim ayında Isabella Strahan’ın beyninde bir tümör olduğu belirlendi.

TEDAVİNİN HER ANINI PAYLAŞIYOR
Çok zor bir hastalıkla mücadele eden Isabella, yine de yaşam coşkusunu yitirmemek için elinden geleni yapıyor. Genç kız önceki gün de kendine ait internet kanalında kemoterapiye nasıl hazırlandığını gözler önüne seren bir video paylaştı.
Hemşire onun damarını ararken zorlandığında da “O kadar da acıtmadı” diye konuştu genç kız. Kemoterapi bittikten sonra da teyzesiyle kart oyunları oynadığını bunun da dikkatini hastalığından uzaklaştırdığını belirtti.

HER ŞEY BAŞ AĞRISI VE YÜRÜME BOZUKLUĞUYLA BAŞLADI
Isabella, babasıyla birlikte konuk olduğu Good Morning America (Günaydın Amerika) adlı programda hastalığının nasıl ortaya çıktığını anlattı.
Genç kız ekim ayının başlarına kadar kendisine neler olup bittiğini tam olarak anlayamadığını söyledi. Ama düz yürüyememe, baş ağrısı ve mide bulantısı şikayetleri artınca soluğu doktorda aldılar.
Sonra bir dizi kan testi ve görüntüleme yapıldı. Bütün bunların sonucunda da Isabella’nın beyninde dört santimlik bir tümör bulundu.
Genç kızın söylediğine göre bu bir golf topundan daha iriydi. Üstelik söz konusu tümör hızlı büyüyen cinstendi.
Michael Strahan, bu kötü haberi kızından önce öğrendiğini anlattı programda. Önce bunun gerçek olabileceğine inanmak istemedi. Sonra da olup biteni kabullendi ve hemen kızının yanına koşup onu bir dakika bile yalnız bırakmadı.

HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAMAK GEREK
19 yaşına girmesine bir gün kala Isabella hemen ameliyata alındı ve beynindeki tümör çıkarıldı. Ardından da radyasyon ve kemoterapi tedavileri geldi.
Kendisine uygulanan tedavinin yan etkilerine rağmen Isabella yine de yüzünden gülümsemesini eksik etmiyor. Söylediğine göre de kendini iyi hissediyor.
Bir an önce sıradan günlük hayatına dönmeyi de arzu ediyor anlattığına göre genç kız.
Tedaviler sırasında zorlansa da Isabella hayata tutunmak için elinden geleni yapıyor.
Konuk olduğu programda bu konuda şunları söyledi genç kız “Bütün bu sürecin bitmesini heyecanla bekliyorum. Ama yine de her gün yaşamaya devam etmek zorundasınız.”

TEDAVİ BAŞLAMADAN YUMURTALARINI DONDURDU
Bu arada Isabella kendi Youtube kanalı üzerinden yaptığı yayında uygulanan tedavilerin doğurganlığını olumsuz etkileyeceğini bildiği için yumurta dondurduğunu anlattı.
Genç kız bu konuda şunları söyledi: ” Kemoterapi ve radyasyon tedavisi doğurganlığımı etkileyebileceği için ilk adımım yumurtaları dondurmak oldu”.
Genç kız bunun kendisi için çok da eğlenceli olmadığını sözlerine ekledi.

Isabella’nın en büyük destekçileri babası Michael Strahan ile ikiz kardeşi Sophia. Onu hastane odasında bir an bile yalnız bırakmıyorlar.

Isabella hastanedeki tedavisi sırasında dikkatini dağıtmak için teyzesiyle kart oyunları oynuyor.
]]>
Ayla’dan Sevilay’ın malikaneye yerleştiğini öğrenen Rüçhan, hemen yola çıktı. Kapıda Kartal ile karşılaşan Rüçhan, içindeki bütün öfkeyi bir çırpıda kustu.

Rüçhan’ı sakinleştirmek için her yolu deneyen Kartal, onu hayatının gerçeği ile yüzleştirdi:
Öldüğünü sandığınız oğlunuz yaşıyor
Rüçhan duydukları ile büyük şok yaşarken aynı dakikalarda Türkan, fenalaşarak yere yığıldı. Panikleyen Somer, onu hastaneye götürdü.
Kartal ile konuşmasını bitiren Rüçhan, öfke ile malikaneye girip Sevilay’a saldırdı.

Neye uğradığını şaşıran Sevilay, öylece kala kalmışken bir darbe de Nezahat’tan geldi.
Her geçen gün Kartal’a biraz daha bağlanan Derya, ona attığı mesajla aralarında geçen her şeyi unutmanın daha doğru olduğunu söyledi. Kartal da Derya ile aynı fikirdeydi.

Sabırsızlıkla Türkan ve Somer’in hastaneden dönüşünü bekleyen ev halkı korkulan bir şey olmadığını öğrenince derin bir nefes aldılar.
Annesinin ısrarına daha fazla dayanamayan Somer, hapishaneye babasını görmeye gitti.
Sevilay’ın Rüçhan’a ait kıyafetleri çöpe atmasına gönlü razı olmayan Ayla, topladığı her şeyi Kalender Ailesi’nin evine getirdi.
Eve sığamamaktan şikayetçi olan Nezahat’ın sözleri Türkan’ı kırdı.

Sadık’ı yemeğe davet eden Adnan; ona Müjgan ile ilgili bambaşka bir hikaye anlattı.
Uzay nedeniyle Sadık ile karşı karşıya gelen Serdar hastanede Müjgan ile karşılaştı.
Serdar sözleriyle Müjgan’ı etkilemeyi başardı.
Adnan’ı arayarak onunla görüşmek istediğini söyleyen Rüçhan, abisi ile malikanenin bahçesinde yüzleşti. Kartal’ın kendisine söylediklerini Adnan’a anlatan Rüçhan, istediği ipucunu yakaladı.

Vakit kaybetmeden Kartal’ın ofisine giden Rüçhan, oğluyla ilgili sorular sordu. Karşısındakinin annesi olduğunu bilen ancak durumu çaktırmamaya çalışan Kartal, sorularıyla gerçekleri Rüçhan’ın ağzından öğrenmeye çalıştı.
Somer’in saçlarını okşarken; vazgeçtiğiniz oğlunuzun bir yerlerde üşüyebileceğini düşündünüz mü?
Kızlarının istediklerini alabilmek için çalışmaktan başka çaresi olmayan Somer, inşaatta günlükçü olarak işe başladı.

Hastaneden taburcu olan Uzay, bahçede gördüğü Dönüş ve Serdar’ın yanına gitti. Ayvalık’ta kalmaya devam edeceğini söyleyen Uzay, Serdar’ın endişelerini haklı çıkardı.

Kartal ile Rüçhan’ın yakınlaşmasından korkan Adnan, manevi oğlunu zor duruma sokacak bir planın startını verdi.
Ailecek oturulan yemek masasına Uzay’ın gölgesi düştü. Ortamı bozmak istemeyen Dönüş, masadan kalktı. Kızının peşinden giden Sadık, Uzay’ın İstanbul’a gitmeyeceğini öğrenince şoke oldu.
Serdar haklı çıktı. Ana-oğul seni kandırmışlar baba…
Sinirleri bozulan Sadık, Müjgan’ı arayarak duyduklarının doğru olup olmadığını sordu. Müjgan, sözleri Sadık’ı rahatlattı.
Babasının suçsuzluğunu ispatlayıp, onu hapisten kurtarmayı kafasına koyan Somer; kayıp danışmanın peşine düştü.

Adrese ulaşan Somer, Türkan’ı arayıp kendisine eşlik etmesini istedi.
Halasının söylediklerine kulak veren ve babasında haksızlık yaptığını düşünen Dönüş, gönlünü almak için postaneye gitti. İrfan’dan Sadık’ın Müjgan ile birlikte çıktığını öğrenen Dönüş, sahilde babası ile Müjgan’ı sarmaş dolaş görünce yıkıldı.

Ev ekonomisine katkıda bulunmak isteyen Türkan, bir restoranla anlaştı ve onlara yemek hazırlamaya başladı.
Efe konusunda Derya ile inatlaşan Sevilay, torununu görebilmek için yalan bir hikaye anlattı ve üstü kapalı Adnan’dan yardım istedi.
Oğlundan gelecek haberi bekleyen Rüçhan, Kartal’ı aradı. Kartal, Rüçhan’a “Sizi yarın oğlunuza götüreceğim” dedi.

Gizlice malikaneye giren ve Adnan’ın odasında araştırma yapan Somer, kara kaplı defteri buldu. Özer Korman’ın üzerinin çizildiğini gördü.
Adnan’ın beklenmedik gelişi Somer’i şoke etti.
Hapishanede özgür kalacağı günlerin hayalini kuran Özer ise bambaşka bir sınav ile baş başaydı…
?

]]>
GÖRÜNÜRDE EVLİ VE ÇOCUKLU BİR AİLE BABASIYDI…
Bundan tam 3 yıl önce ortaya atılan iddialar ise kolay kolay zihinlerden silinmeyecek dehşetli detaylarla dolu oldu. 27 yaşındaki, Bulgar asıllı Effie Angelova adında bir kadın yıldız oyuncuyla bir ilişki yaşadığını söyleyerek ortaya çıktı ve Armie Hammer hakkında yukarıda saydığımız iddialarla mahkemeye başvurup dava açtı.

Effie Angelova’nın konuşacak cesareti bulmasıyla Armie Hammer’ın o dönemde evli olduğu eşi Elizabeth Chambers’ı aldattığı ve kısa süreli ilişkiler yaşadığı başka kadınlar da ortaya çıktı ve ünlü oyuncuya benzer suçlamalar yöneltti.
3 YILLIK DAVA SÜRECİ GEÇEN YIL SONUÇLANMIŞTI
Dava büyük olay yarattı, Armie Hammer o dönem ayrıldığı eşi ve çocuklarına yakın olmak için gittiği Cayman Adaları’ndan dönmedi, Hollywood tarafından dışlandı, çalıştığı projelerden kovuldu ve gelen haberlere göre oyunculuk kariyeri bittiği için devremülk satan bir emlakçı oldu…

Effie Angelova, Armie Hammer’la ilgli korkunç iddiaları dile getiren ilk kadın oldu… 2017’de daha 20 yaşındayken ünlü oyuncuyla ilişki yaşamaya başlayan Effie Angelova 4 yıl boyunca korkunç tacizler yaşadığını, ünlü oyuncunun tecavüzüne uğradığını ve yamyamlık gibi sapkın cinsel fantezilerin kurbanı olduğunu söyledi
3 yıllık dava sürecinin ardından mahkeme Effie Angelova’nın iddialarını yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle reddetti. Genç kadın hayatını karartan bu olayları mahkeme önünde kanıtlayamadı ve Armie Hammer hiçbir kanıtlanabilir suçu olmadığı gerekçesiyle tüm bu iddialardan aklanmış oldu.
ÜNLÜ OYUNCU BAŞLADIĞI YERE GERİ DÖNDÜ, HAYATINA KALDIĞI YERDEN DEVAM ETTİ
“Armie Hammer’ın bana yaşattıklarından sonra hayatım altüst oldu, bir daha hiçbir erkeğe güvenemeyeceğim” diyen Effie Angelova’nın da elleri boş kaldı ve elleri boş bir şekilde hayatına devam etti.

2021’de açılan dava, iddialar kanıtlanamadığı için 2023’te düşürüldü… Armie Hammer birkaç yıl saklandığı Cayman Adaları’ndan Los Angeles’a döndü ve hayatına kaldığı yerden devam etti
Hammer, davası düştükten ve yaşanan korkunç süreç biraz küllenip unutulmaya başladıktan sonra yeniden Los Angeles’a döndü. Artık sektör tarafından tamamen dışlanmış ve aktörlük yapma şansı kalmamış olsa da hayatına mutlu mesut devam etti.
“O HİÇ PİŞMAN OLMADI”
Adalet arayışı yarım kalan 27 yaşındaki Effie Angelova, Daily Maile’e Armie Hammer ile geçirdiği dört yıl boyunca maruz kaldığı istismarı ve bunun kendisinde yarattığı etkiyi anlattı. Angelova gazeteyle Armie Hammer’ın kendisine yolladığı ve okuyanın kanını donduran telefon mesajlarını da paylaştı.

Effie Angelova, Instagram’da açtığı hesapta hem kendisinin hem de diğer kadınların Armie Hammer’a yönelttiği suçlamaları anlatmaya ve sesini duyurmaya çalışmaya devam ediyor
Ünlü oyuncuyu suçlayan ilk isim olarak öne çıkan Effie Angelova, davanın üzerinden üç yıl geçtikten sonra verdiği özel röportajda Armie Hammer’ın hiçbir pişmanlık göstermediğini, yaptığı şeyleri kabul edip özür dilemediği gibi hâlâ oldukça manipülatif şekilde davrandığını söyledi.
KONUŞMAKTAN KORKUYORDU… HAMMER AKLANINCA SUSKUN KALAMADI
“Yaşadığım travma hakkında konuşmaktan korkuyordum çünkü tecavüzcü destekçileri tarafından mağdur olarak suçlanıyor, zorbalığa uğruyor ve taciz ediliyorum” diyen genç kadın adalet yerini bulmadığı için konuşmaya karar verdiğini söyledi.

Aktörün kısa bir ilişki yaşadığı Paige Lorenze de benzer şiddet suçlamalarını yineledi ve onun bedeninde açtığı yaraları da fotoğraflarla belgeledi
Armie Hammer’la daha 20 yaşındayken Facebook’tan tanışan Effie Angelova, ünlü aktörün kendisini nasıl tehditlerle ve yamyamlık, kan oyunu ve cinsel ilişki sırasında kemik kırma gibi mide bulandırıcı cinsel fantezilerle kontrol altına aldığını detaylarıyla anlattı.
“YUMUŞAK BAŞLI BAŞKA KIZLAR BULMAYA ÇALIŞIYORDU”
Hammer’ı 2017’de kendisine tecavüz etmekle suçlayan Angelova “O değişmedi. Görünüşe göre daha manipülatif hale geldi” diyerek onun karanlık ve sadist fantezilerini dile getirdiği, bazıları yayınlanamayacak kadar rahatsız edici bir dizi mesajını da paylaştı.

Aslında her şey Armie Hammer’ın 2010’da evlendiği gençlik aşkı Elizabeth Chambers’ın 2020’nin sonlarına doğu eşinden ayrıldığı açıklamasıyla başladı… Bu dışarıdan çok mutlu görünen evliliğin bitmesiyle birlikte ünlü oyuncuyla ilgili korkunç iddialar da art arda ortaya çıktı
Görünüşe göre Armie Hammer o dönem görüştüğü kız arkadaşı olan Angelova’ya sürekli olarak sapkın cinsel fantezilerine maruz bırakabileceği yeni ve ona boyun eğecek “yumuşak başlı” kızlar bulmaktan hoşlandığını da itiraf etmişti.
“ADALET YERİNİ BULMADI”
Üstelik Effie Angelova’nın iddiasına göre hiçbir pişmanlık duymayan Armie Hammer değişmemiş, daha fazla kıza zarar vermeye devam ediyor. Angelova iddialarının arkasında durmaya devam ediyor ve “Adalet yerini bulmadı. Tecavüzcülerin sorumlu tutulmasını istiyorum. O bir tecavüzcü ve sorumlu tutulmalı” diyor.

Mutlu bir evliliği, güzeller güzeli bir eşi ve iki de küçük çocuğu olan Armie Hammer dışarıdan bakıldığında ideal bir aile babası gibi görünüyordu
Effie Angelova, Armie Hammer’ın kana susamışlığının korkunç bir noktada olduğunu ve bir keresinde bu akıl almaz fantezisini tatmin edebilmek için bir hayvanı kesip yiyerek sapkın emellerini gerçekleştirdiğini bile iddia etmişti.
“ÖLMENİ VE SENSİZ KALMAYI İSTEMİYORUM” DEMİŞ
Effie Angelova Armie Hammer’a dava açtıktan sonra ünlü oyuncuyla kısa süreli ilişkileri yaşayan iki kadın daha yaşadıklarını açıkladı. Hatta yamyamlık fantezisini gerçekleştirmek isteyen Hammer tarafından ısırıldıklarını gösteren yaralı bereli fotoğraflarını basına bile verdiler.

Adaletin yerini bulmadığını söyleyen Effie Angelova, Armie Hammer’ın pişmanlık yaşamadığını söyleyerek kendisinin de bu sebepten açıklama yaptığını dile getirdi
Effie Angelova Armie Hammer’ın kendisine kanını içmek istediğini ve kalbini söküp yemek istediğini bile söylediğini, “Sonrasında öleceksin ve ben de sensiz kalacağım, sırf bu yüzden bunu yapamıyorum” dediğini anlatı.
SAVCILIK “SUÇLAMALARI KANITLAYAMIYORUZ” DİYEREK DOSYAYI KAPATMIŞTI
Tüm bu suçlamalara ve Effie Angelova’nın mahkeme sunduğu delillere rağmen dava Los Angeles savcılığı tarafından “Hammer ve Angelova arasındaki ilişkinin karmaşıklığı ve rıza dışı, zorla cinsel ilişkiyi kanıtlayamama nedeniyle davayı makul bir şüphenin ötesinde kanıtlayamıyoruz” diyerek ünlü oyuncu için mahkumiyet kararı vermeden dosyayı kapattı ve Hammer’ı suçlamalardan akladı…
]]>– Beyza Alkoç: İlk kez bir kitabım film oluyor, aşırı heyecanlıyım. Kitap da elime ilk geldiğinde çok heyecanlanmıştım ama bu seferki bambaşka bir heyecan. Aslında başta biraz çekinerek yaklaşmıştım film projesine. “Acaba kitabım yeterli mi film olmak için” diye çok düşündüm. Ama ortaya çıkan sonuç çok içime sindiği için şimdi iyi ki böyle bir işe girişmişiz diyorum.
◊ “3391 Kilometre”, sosyal medyadan tanışan iki gencin uzak mesafe ilişkisini anlatıyor. Filme aktarılırken çok değişiklik oldu mu hikâyede?
– Kitapta karakterlerin daha çok iç dünyalarına yer verdiğim için, ufak tefek eklemek gerekiyordu ki heyecanı bir tık artıralım. Kitabı çok küçük yaşta yazdığımdan film için yetersiz kalan noktalar vardı. O nedenle eklemeler yaptık tabii.

16 YAŞINDAYKEN YAZDIM
◊ Kaç yaşında yazdınız kitabı?
– 16 yaşında. Film öncesinde çok toplantı yaptık, “Şu yaşımda yazsaydım kitabı, nasıl bir şey olurdu” diye fikirler ürettik. Senaryoya da katkıda bulundum, senaristimiz Fulya Özcan sağ olsun fikirlerime önem verdi. Değişiklikler yaptık ama okurlar Ege ve İzmir’in yani baş karakterlerimizin aşkını o kadar çok seviyor ki, onlara dokunmak istemedik. O aşkı olduğu gibi yansıttık. Sadece etraflarındaki olaylara, yan karakterlere dokunduk.
ARTIK ELEŞTİRİLERİ DAHA ÇOK DİKKATE ALIYORUM
◊ Daha önce Wattpad’de tefrika gibi mi yayınlıyordunuz yazdıklarınızı?
– Evet. Belli bir yayın günü ve saati vardı. Dizi bekler gibi bekliyorlardı. 1-2 dakika geciksem, mesajlar geliyordu “Nerede kaldın” diye. Hatta bir de rutinimiz vardı. Her bölümün başına “Şimdi sessiz bir odaya geçelim, ışıklarımızı kısalım ve öyle okuyalım” diye yazardım. Geçen gün filmimizin fragmanının altına bunu yazdıklarını gördüm sosyal medyada, çok duygulandım.
◊ Peki yazdıklarınıza “Neden böyle yaptırdınız karaktere, keşke şöyle olsaydı” şeklinde yorumlar yapıyor muydu takipçileriniz?
– Tabii ki. Son zamanlarda eleştirileri daha çok dikkate aldığımı söyleyebilirim. O yaşlarda insan kafasının dikine gitmeyi seviyor…
ERGENLİĞİMDE TWILIGHT FANIYDIM
◊ Kaç yaşından beri yazıyorsunuz?
– 13 yaşından beri. İlk kitabım da 16 yaşındayken basıldı.
◊ Yazmak için okumak da gerekiyor tabii. Ne tür kitaplara meraklıydınız o dönem?
– ‘Fan’ kelimesi var ya, ben onun tam karşılığıydım! Ergenliğimi “Twilight”ın çok meşhur olduğu dönemde yaşadım. Zaten Stephenie Meyer’i deli gibi okuyordum. O dönem vampir hikâyeleri yazmaya çok özenirdim. Daha sonra okuma tarzım biraz daha Sophie Kinsella’ya kaydı. Chick lit, tema olarak çok tüketilir. O dönemde dedim ki; “Ben bu tarz şeyler yazmak istiyorum”. Kitap dediğimiz şey bir noktada insanlara dizi izlemek, film izlemek, oyun oynamak gibi eğlenceli vakit geçirten bir içerik aslında. Ve ben kendi ergenliğinde chick lit okumayı çok sevdim.
◊ “3391 Kilometre” tür olarak hangi kategoriye giriyor?
– Genç kurguya giriyor. “Aynı Yıldızın Altında” tarzında serilere benzetebiliriz. Aşk romanı olarak niteleyemiyorum tam olarak, çünkü aşk romanı dediğim zaman aklıma daha yetişkin aşk romanları geliyor. Karakterlerin 18-19 yaşlarındaki hayatla mücadelelerini ve kendilerini tanıma süreçlerini de işliyorum bir yandan.
◊ Türk yazarları okur musunuz?
– Aslı Biçen’i çok severim. Tüm kitaplarını okudum. Ege Soley’i de severim. Diline bayılırım.
YAYINCILIK SEKTÖRÜNDE ÇEVİRMEN OLARAK YER ALMAYI HAYAL EDİYORDUM
◊ Üniversitede ne okudunuz?
– Beyza Alkoç: İngiliz Dili ve Edebiyatı. Ben hep yayıncılık sektöründe çevirmen olarak yer almayı hayal ederdim. Şimdi yine yayıncılık sektöründeyim ama farklı bir şekilde…
◊ Sizi kalbinizden vuran İngiliz yazarlar var mı?
– “Karantina” romanımda çok fazla Shakespeare alıntısı kullanmıştım. Öğrencilik dönemimde sınavlara çalışırken sevdiğim bölümleri not alırdım, kendi romanımda yer vermek için. Shakespeare’i çok severim.
◊ “3391 Kilometre”de karakterlerden biri Paris’te yaşıyor. Siz Paris’te yaşadınız mı?
– Yaşamadım ama çok gittim geldim. Benim için çok büyük bir hayaldi Paris’e gitmek. “3391 Kilometre”yi yazdıktan sonra kazandığım ilk parayla oraya gittim.
◊ Tipik bir aşk filmi değil bu. Aynı zamanda günümüz ilişkilerini sorgulayan, yeni dünya sisteminin zorlukları ve yeni kuşağı anlatan derinlikli bir film, öyle değil mi?
– Bir de karakterler kusursuz değil. Kusurlu karakterlerimiz var ve bu çok gerçek bir şey bence. İkisinin dahil olduğu bir sosyal medya grubu var ve arkadaşlarının hepsi farklı şehirlerde yaşıyor. Bir grubun uzak mesafe arkadaşlığını da işliyoruz. Ve baş karakterlerin geçmiş yaşamlarındaki travmalarını da. O açıdan çok yönlü bir film. Bir sahnede gülerken, bir diğer sahnede ağlarken bulacağız kendimizi.

İNTERNETTEKİ OYLAMALAR
◊ Deniz Bey, “3391 Kilometre” genç kuşağa hitap eden bir proje. Casting’i yaparken nelere dikkat ettiniz?
– Deniz Enyüksek: Böcek Film’le bu iş için anlaşıldığında, ben projede henüz yoktum. Ama Ömer Abi’yle (Ömer Faruk Sorak) çalışıyordum. Onun Derya’ya (Derya Pınar Ak) “Bir film var, seninle çalışmak istiyorum” dediğini duydum. “Umarım ben çekerim bu işi” diye geçirmiştim içimden. Ömer abi benim sinemayla olan bağımı gördüğü için “Sen yapar mısın” diye sordu sonra. “Seve seve” dedim. Ben dahil olduğumda, ‘İzmir’ karakteri için zaten Derya seçilmişti. Beyza’nın okurlarının internette yaptığı oylamalar vardı, “3391 Kilometre film olsa İzmir’i ve Ege’yi kim oynar?” diye. Haktan’la Derya’nın rol aldıkları dizilerden sahnelerini de alıp klipler hazırlamışlar. Onlar zaten çoktan karar vermişlerdi yani.
KİTAPTAKİ EGE’YE ÇOK KIZIYORDUM
◊ Karakterlerin biri Paris’te, diğeri İzmir’de…
– Deniz Enyüksek: Evet, daha sonra kızımız İzmir’den İstanbul’a taşınıyor.
◊ Başrol oyuncularınız nasıl oynadı? Kitaptaki o iki kişiyi gördünüz mü karşınızda?
– Birebir karşılığını gördüm. Ben kitaptaki Ege’ye çok kızıyordum. Çünkü ailesini kaybetmiş bir kıza haksızlık yaptığını düşünüyordum. Hatta sette Haktan’la konuşurken “Zaten bu karakter uyuz, sen de beni zorlama” diye tartıştım tatlı tatlı.
HAKTAN’A BAŞTA ÇOK UYUZ OLDUM
◊ Ahmet Haktan Zavlak zorladı mı sizi çekimlerde?
– Deniz Enyüksek: Derya’yla 3 yılda üç proje yaptık. Haktan’la ilk kez çalıştım. Çok uyuz oldum başta Haktan’a. Çünkü düşündüğü şeyi hemen söyleyen birisi. Mesela ben ona “Şöyle yapalım” dediğimde o bana hemen bir fikirle geliyordu. Ama bir noktada o duvarlarını kaldırıyor. Yani finalde birbirimize sarıldığımız bir iş yaptık. İkisinden de çok razıyım.
BÜTÇEMİZ 40 MİLYON LİRANIN ÜSTÜNDE
◊ Gişe beklentiniz nedir?
– Deniz Enyüksek: 1 milyonu rahat aşar.
◊ O zaman devamı da gelir sanırım…
– Seve seve. Kitabın devamı var; “0 Kilometre”. İkinci kitapta hikâye daha çok Fransa’da geçiyor. Olursa büyük zevkle yaparız.
◊ Büyük bütçeli bir film mi bu?
– PR ve bütün her şey dahil olmak üzere Otto Holding’in açıkladığı rakam, 40 küsurdu diye hatırlıyorum.
]]>
Ama hem hastalığın pençesine düşen kızının hem de ünlü yıldızın morali yerinde. Yüzlerinden gülücükleri, kalplerinden umudu eksik etmiyorlar. Hastalıkla ailece savaşıyorlar.

19 YAŞINA GİRMEDEN BİR GÜN ÖNCE AMELİYAT OLDU
Başına böyle talihsiz bir olay gelen kişi, hayatının 15 yılını Amerikan futbolu sahalarında geçiren sonra da bir TV yıldızına dönüşen Michael Strahan.
52 yaşındaki Strahan, bir süredir bir baba olarak çok zorlu günler geçiriyor. Çünkü henüz 19 yaşında olan kızı Isabella’ya beyin kanseri teşhisi konuldu. Aile, ilk şokun ardından, vakit geçirmeden başlayan tedavi sürecine dört elle sarıldı.
Isabella bu tedaviler sırasında biraz zorlansa da yanında bir an olsun elini bırakmayan babası Michael’ı ve ikiz kardeşi Sophia’yı buluyor hep.
Genç kız tam da yüksek öğreniminin ilk yılına başladığında baş ağrısı, mide bulantısı ve yürüme bozukluğu nedeniyle doktora gitti. Yapılan tetkikler sonunda da geçen yılın ekim ayında Isabella Strahan’ın beyninde bir tümör olduğu belirlendi.

HER ŞEY BAŞ AĞRISI VE YÜRÜME BOZUKLUĞUYLA BAŞLADI
Isabella, babasıyla birlikte konuk olduğu Good Morning America (Günaydın Amerika) adlı programda hastalığının nasıl ortaya çıktığını anlattı.
Genç kız ekim ayının başlarına kadar kendisine neler olup bittiğini tam olarak anlayamadığını söyledi. Ama düz yürüyememe, baş ağrısı ve mide bulantısı şikayetleri artınca soluğu doktorda aldılar.
Sonra bir dizi kan testi ve görüntüleme yapıldı. Bütün bunların sonucunda da Isabella’nın beyninde dört santimlik bir tümör bulundu.
Genç kızın söylediğine göre bu bir golf topundan daha iriydi. Üstelik söz konusu tümör hızlı büyüyen cinstendi.
Michael Strahan, bu kötü haberi kızından önce öğrendiğini anlattı programda. Önce bunun gerçek olabileceğine inanmak istemedi. Sonra da olup biteni kabullendi ve hemen kızının yanına koşup onu bir dakika bile yalnız bırakmadı.

HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAMAK GEREK
19 yaşına girmesine bir gün kala Isabella hemen ameliyata alındı ve beynindeki tümör çıkarıldı. Ardından da radyasyon ve kemoterapi tedavileri geldi.
Kendisine uygulanan tedavinin yan etkilerine rağmen Isabella yine de yüzünden gülümsemesini eksik etmiyor. Söylediğine göre de kendini iyi hissediyor.
Bir an önce sıradan günlük hayatına dönmeyi de arzu ediyor anlattığına göre genç kız.
Tedaviler sırasında zorlansa da Isabella hayata tutunmak için elinden geleni yapıyor.
Konuk olduğu programda bu konuda şunları söyledi genç kız “Bütün bu sürecin bitmesini heyecanla bekliyorum. Ama yine de her gün yaşamaya devam etmek zorundasınız.”

Isabella ve ikizi Sophia, Michael Strahan’ın ikinci eski eşi Jean Muggli ile evliliğinden dünyaya geldi. Strahan’ın ilk evliliğinden 32 yaşında Tanita ve 29 yaşında Michael adında iki tane daha çocuğu bulunuyor.

TEDAVİ BAŞLAMADAN YUMURTALARINI DONDURDU
Bu arada Isabella kendi Youtube kanalı üzerinden yaptığı yayında uygulanan tedavilerin doğurganlığını olumsuz etkileyeceğini bildiği için yumurta dondurduğunu anlattı.
Genç kız bu konuda şunları söyledi: ” Kemoterapi ve radyasyon tedavisi doğurganlığımı etkileyebileceği için ilk adımım yumurtaları dondurmak oldu”.
Genç kız bunun kendisi için çok da eğlenceli olmadığını sözlerine ekledi.

Isabella’nın en büyük destekçileri babası Michael Strahan ile ikiz kardeşi Sophia. Onu hastane odasında bir an bile yalnız bırakmıyorlar.
]]>