1 Mart 2024’de kamuoyuna açıkladığımız YOİKK Eylem Planımızda yer alan 57 eylemden 6’sı tamamlanmış durumdadır; 2’si ise tamamlanmak üzeredir.
Tamamlanan Eylemlerimiz kapsamında, Eylem Planı yayım tarihinden itibaren;
Bugün burada YOİKK Eylem Planındaki gelişmeleri ve atılacak adımları görüşerek, Orta Vadeli Program perspektifinde önemli yapısal reformları hayata geçirme irademizi bir kez daha ortaya koymuş olacağız.
Toplantımızda; özellikle özel sektörle yaptığım istişarelerde istihdam eksenli önemli bir ihtiyaç alanı olarak dile getirilen ve Orta Vadeli Program’da da yer alan öncelikli reform alanlarından biri olan Mesleki Teknik Eğitimde Özel Sektör Odaklı Dönüşüm konusunu özel olarak ele alacağız.
YOİKK’in kamu ve özel sektörü buluşturan avantajlarını kullanarak, iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye hep birlikte odaklanacağız.
Bu kapsamda özellikle mesleki ve teknik eğitim ile yüksekokul mezunu gençlerimizin kendi alanlarında çalışmasını teşvik edecek mekanizmaların oluşturulması, mesleki ve teknik eğitimin öneminin tüm toplum kesimlerine ve ilkokuldan itibaren öğrencilerimize aşılanması amacıyla yürütülebilecek çalışmaları ele alacağız.
Böylelikle, ülkemizde ihtiyaç duyulan ikiz dönüşüm için gerekli nitelikte insan kaynağımızı en etkili şekilde yetiştirecek, ara eleman sorununu kamu ve özel sektörün birlikte hareket ettiği işbirliği imkanlarıyla çözecek, istihdamı ve verimliliğimizi artıracak, istihdam ve yatırım dostu bir yaklaşımla ekonomimizi büyüteceğiz.
Ülkemize gelen yatırımların nitelik ve nicelik olarak artmasını sağlayacak küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan ekonomik dönüşümün, uluslararası doğrudan yatırım trendlerinde görülen yansımalarıyla uyumlu olacak yeni bir yol haritasını paydaşlarımızla birlikte çalışıyoruz.
Yatırım ortamının iyileştirilmesi çalışmalarına uluslararası bir bakış açısı kazandırılması amacıyla dünyanın önde gelen çokuluslu şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin, uluslararası kuruluşların ve Türkiye’deki özel sektör çatı kuruluşlarının katılımıyla, Yatırım Danışma Konseyi toplantısını bu yılın Eylül ayında Cumhurbaşkanımız başkanlığında gerçekleştirmeyi planlıyoruz.
Daha önce pek çok farklı mecrada da ifade ettiğim gibi, önümüzdeki dönemde önceliğimiz ülkemizde yatırımcıların öncelik verdiği güven ortamını sağlamak, finansal istikrarı pekiştirmek, sürdürülebilir büyüme ve istihdam artışını sağlamaktır.
Kurul paydaşlarımızın bu vizyon doğrultusundaki gayreti ve özverili çalışmaları bizler açısından oldukça kıymetlidir.
YOİKK Eylem Planımızın ilerleyişini üç aylık periyodlarla paydaş kurumlarımızla bir araya gelerek yakından izleyeceğiz.
Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu çalışmalarında emeği ve katkısı olan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerine teşekkürlerimi sunuyorum.
YOİKK Eylem Planı kapsamında atılan ve atılacak adımların ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
]]>1 Mart 2024’de kamuoyuna açıkladığımız YOİKK Eylem Planımızda yer alan 57 eylemden 6’sı tamamlanmış durumdadır; 2’si ise tamamlanmak üzeredir.
Tamamlanan Eylemlerimiz kapsamında, Eylem Planı yayım tarihinden itibaren;
Bugün burada YOİKK Eylem Planındaki gelişmeleri ve atılacak adımları görüşerek, Orta Vadeli Program perspektifinde önemli yapısal reformları hayata geçirme irademizi bir kez daha ortaya koymuş olacağız.
Toplantımızda; özellikle özel sektörle yaptığım istişarelerde istihdam eksenli önemli bir ihtiyaç alanı olarak dile getirilen ve Orta Vadeli Program’da da yer alan öncelikli reform alanlarından biri olan Mesleki Teknik Eğitimde Özel Sektör Odaklı Dönüşüm konusunu özel olarak ele alacağız.
YOİKK’in kamu ve özel sektörü buluşturan avantajlarını kullanarak, iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye hep birlikte odaklanacağız.
Bu kapsamda özellikle mesleki ve teknik eğitim ile yüksekokul mezunu gençlerimizin kendi alanlarında çalışmasını teşvik edecek mekanizmaların oluşturulması, mesleki ve teknik eğitimin öneminin tüm toplum kesimlerine ve ilkokuldan itibaren öğrencilerimize aşılanması amacıyla yürütülebilecek çalışmaları ele alacağız.
Böylelikle, ülkemizde ihtiyaç duyulan ikiz dönüşüm için gerekli nitelikte insan kaynağımızı en etkili şekilde yetiştirecek, ara eleman sorununu kamu ve özel sektörün birlikte hareket ettiği işbirliği imkanlarıyla çözecek, istihdamı ve verimliliğimizi artıracak, istihdam ve yatırım dostu bir yaklaşımla ekonomimizi büyüteceğiz.
Ülkemize gelen yatırımların nitelik ve nicelik olarak artmasını sağlayacak küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan ekonomik dönüşümün, uluslararası doğrudan yatırım trendlerinde görülen yansımalarıyla uyumlu olacak yeni bir yol haritasını paydaşlarımızla birlikte çalışıyoruz.
Yatırım ortamının iyileştirilmesi çalışmalarına uluslararası bir bakış açısı kazandırılması amacıyla dünyanın önde gelen çokuluslu şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin, uluslararası kuruluşların ve Türkiye’deki özel sektör çatı kuruluşlarının katılımıyla, Yatırım Danışma Konseyi toplantısını bu yılın Eylül ayında Cumhurbaşkanımız başkanlığında gerçekleştirmeyi planlıyoruz.
Daha önce pek çok farklı mecrada da ifade ettiğim gibi, önümüzdeki dönemde önceliğimiz ülkemizde yatırımcıların öncelik verdiği güven ortamını sağlamak, finansal istikrarı pekiştirmek, sürdürülebilir büyüme ve istihdam artışını sağlamaktır.
Kurul paydaşlarımızın bu vizyon doğrultusundaki gayreti ve özverili çalışmaları bizler açısından oldukça kıymetlidir.
YOİKK Eylem Planımızın ilerleyişini üç aylık periyodlarla paydaş kurumlarımızla bir araya gelerek yakından izleyeceğiz.
Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu çalışmalarında emeği ve katkısı olan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerine teşekkürlerimi sunuyorum.
YOİKK Eylem Planı kapsamında atılan ve atılacak adımların ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Toplantımıza basına kapalı olarak devam edeceğiz, basın mensuplarına teşekkür ediyorum.
]]>
Aracın üzerindeki haciz miktarının yüksek olması, birden fazla kişinin haciz koyması ve borcun ödenme ihtimalinin olmaması nedeniyle araçlar yasadışı şekilde evraksız olarak satılıyor.

BU ARAÇLARA NELER OLUYOR?
Satılan araçların akıbeti ise bilinmiyor. Genellikle bu işi yapan kişiler araçları ya parçalıyorlar ya da change denilen sistemle kazalı ve onarımı çok yüksek paralar tutan araçların şase numaralarıyla değişim yapıyorlar ve bu araçlar böylece piyasaya sürülmüş oluyor. Uzman kişiler tarafından anlaşılan change sistemi merdiven altı tamirhanelerde uygulanıyor.

İŞLEM NASIL YAPILIYOR?
Başka bir örnekle anlatmak gerekirse, aracınız var ve kaza yaptınız, onarımı için çok yüksek fiyatlar isteniyor. Hacizli aracı ucuza alarak hacizli aracın şase numarasını kazalı aracınkiyle değiştirerek 2 arabadan bir araba ortaya çıkmış oluyor. Kazalı olan aracın da işe yarayan parçaları satılıyor ve geri kalan kısmı da hurda demir parasına satılıyor ya da terk ediliyor. Bu işleme halk arasında change deniyor.

ARAÇ ALIM-SATIMLARI NOTERDE OLUYOR
Araç alım-satımlarında yetkili kuruluşlar olarak noterler hizmet veriyor. Noterler satılacak aracın evraklarını inceleyerek alıcı ve satıcının da kimliğini kontrol ederek satışa engel bir konu yoksa alıcı ve satıcıya bunu bildirip para alışverişlerinin yapılmasının ardından satışı gerçekleştirip alıcıya yeni ruhsatını teslim ediyor.

ALANLAR SUÇ İŞLİYOR
Evraksız, sahibinin kim olduğu bilinmeyen, hacizli aracı satın alan kişiler suç işlemiş oluyor. Noter dışında araç alım-satımı yapılamadığı için alıcı kişinin parası da boşa gidebiliyor. Ayrıca hacizli araçları alan kişiler yasa dışı olarak change işine girerlerse ve bu durum tespit edilirse büyük cezalarla karşılaşabiliyor.

DAĞDA, KÖYDE KULLANMAK İÇİN ALAN DA VAR
Hacizli araçları kırsal alanda kullanmak için alan kişiler de bulunuyor. Dağda, köyde, mezra ve kırsal alanlarda kullanmak için alanlar bu araçların tespit edilememesi halinde uzun yıllar kullanımda bulunabiliyor.
HACİZLİ VE YAKALAMALIYSA BAĞLANIYOR
Araca haciz uygulatan kişi satışını istemesi halinde yakalama kararı da çıkarılıyor. Bu durumda araç trafikte uygulama noktasında durdurularak yakalama kararı sürücüye okunup aracın bağlanarak parka çekilmesi işlemi gerçekleştiriliyor. Bundan sonraki süreç adli koşullar üzerinden gerçekleşiyor.

YABANCI PLAKALI ARAÇLAR DA SATILIYOR
Yabancı plakalı ve Türkiye’de bulunan araçlar da evraksız olarak çok düşük fiyatlardan satışa çıkıyor. Türkiye’de emsalleri 1.5 milyon lira olan araçlar 200-300 bin liraya satılıyor.
3.5 MİLYON LİRALIK OTOMOBİLİ 1.1 MİLYONA SATIYORLAR
Sosyal medyada yer alan ilanlarda lüks araçlar hurda fiyatının altında satışa sunuluyor. Mercedes E200d 2022 model 19 bin kilometredeki aracın emsal değeri 3.5 milyon lira seviyesindeyken evraksız olarak 1.1 milyon liraya satılıyor.

ALAN KİŞİLER SUÇ İŞLEDİĞİNİ BİLMELİ
Hacizli, yakalamalı, devri olmayan, sahibi belli olmayan, yabancı plakalı gibi araçları satın almak isteyenler kanunla belirlenen çerçevede alım-satım işlemlerini yapmadıkça suç işlediklerini bilmeleri gerekiyor. Noter dışında araç alım-satımı yapılamıyor. Bu nedenle hem paranızdan hem de mahkemelerde yargılanmak istemiyorsanız yasadışı otomobil satışı işlemlerine itibar etmemeniz gerekiyor.
VİCDANİ SORUMLULUĞU DA BULUNMALI
Araçlara haciz koyan kişi alacağını alamadığı için zor duruma düşebiliyor. Aracın yasal yolla ihaleyle satılması halinde alacaklı kişi parasını tahsil edebilirken yasadışı olarak evraksız satış yapılırsa alacaklı kişi hakkından mahrum edilmiş oluyor. Hem kanunsuzluk hem de vicdani sorunlar ortaya çıkıyor.
]]>
FERAHLIK ÖN PLANDA
Proje alanına girince titiz çalışmaların sürdüğü görülüyor. Kaba inşaatı tamamlanan projede, ince işler, sosyal tesis inşası ve yol çalışmaları yapılıyor. Lüks bir otel lobisini aratmayan bina girişinden örnek daireye geçiyoruz. 4+1 dairede büyüklük kadar öne çıkan bir başka detay ferahlık. Bunun kaynağı da tavan yüksekliği. Projede, tavan yüksekliklerinin 4 ila 8 metre arasında olduğu belirtiliyor.

Dairedeki en küçük çocuk odası dahi standart bir projedeki ebeyn odası büyüklüğüde. Hem misafir odalarında hem de aile odasında geniş banyolara yer verilmiş. Ebeveyn odasında ayrıca kullanışlı bir giyinme bölümü de mevcut. Bu dairenin aynı zamanda otopark katında 30 metrekare büyüklüğünde bir deposu da bulunuyor.

TERASTA HAVUZU VAR
En çarpıcı özellik ise 1+1 daire büyüklüğündeki teras ve burada yer alan sonsuzluk havuzu. Üstelik havuzun yanında güneşlenme alanı ve geniş bir oturma grubu için de yer var. Terasa yatak odasından giriş olması havuz kullanımını kolaylaştırırken, salon ve mutfak kapılarının da terasa açılması dikkat çekiyor.
Örnek daire, apartman katında olduğumuz halde bize müstakil bir evde dolaşıyor hissi veriyor. Proje geliştirilirken de tam olarak bu hedeflenmiş ve konsepte ‘teras villa’ adı verilmiş. Projenin giriş katındaki daireler için de ‘bahçe villa’ deniliyor.

TERZİ İŞİ ÜRETİM
Projede birkaç çeşit daire yok. Terzi işi uygulama denilen, her ihtiyaca göre çok sayıda farklı konsept oluşturulmuş.
Koru alanına komşu projede kapalı alanda da spor imkânı mevcut. 2 bin 500 metrekarelik sosyal tesiste Türk hamamı, spa, sauna, kapalı yüzme havuzu, fitness ve lounge alanları bulunuyor.
Nişantaşı Koru projesinde lokasyon avantajına değinmemek olmaz. Proje, lüks markaların yer aldığı Abdi İpekçi Caddesi’ne 650 metre, City’s Alışveriş Merkezi’ne de 300 metre yakınlıkta. Özetle; hem şehri yaşamak, hem de evine geldiğinde şehrin karmaşasından uzaklaşmak isteyen, lüks konut alıcı kitlesi için değerlendirilmesi gereken bir seçenek.

AVRUPA’DAN ÖDÜLLÜ
DAP Gayrimenkul Geliştirme tarafından Emlak Konut GYO güvencesiyle inşa edilen proje, Avrupa’nın en prestijli gayrimenkul ödülleri arasında gösterilen ‘European Property Awards’tan ‘En İyi Konut’, ‘En İyi Rezidans Geliştirme’, ‘En İyi Mimari Rezidans Projesi’, ‘En İyi Peyzaj Mimarlığı’, ‘En İyi Çok Katlı Rezidans Projesi’, ‘En İyi İç Mekânda Özel Rezidans Tasarımı’, ‘En İyi İç Mimari’ ve ‘En İyi Proje Geliştirme Pazarlama’ kategorilerinde büyük ödüllerin sahibi oldu. Ayrıca ‘En İyi Proje Geliştirme Pazarlama’da dünya birinciliği ödülüne de değer görüldü.
]]>ÖNEMLİ BİR ATILIM YAPTIK
Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, “Bugünkü rüzgâr kapasitesine ulaşmakta en önemli etken çok doğru kurgulanan ve yatırımcılara bazlı alım garantisi imkânı sunan YEKDEM mekanizması ve yine beraberinde kurgulanarak uygulamaya alınan yerli aksam kullanım destekleri olmuştu. Son 15 yılda doğru destekleme politikalarıyla neredeyse sıfırdan bir sektör inşa ettik. Sanayisi, servis bakım ve lojistik alt sektörleriyle, tüm bu alanlarda yetişmiş insan kaynağıyla, yatırımcısıyla, gün geçtikçe gelişen mevzuatıyla Türkiye rüzgârda müthiş bir atılım yaptı ve dünya geneline baktığımızda da atılan adımların faydalarını açık bir şekilde görebiliyoruz. Ancak, oluşan kazanımları devam ettirmemiz gerekiyor” dedi.
YÜZDE 70’İ İHRAÇ EDİLİYOR
Türkiye’nin rüzgâr sanayisinde yıldan yıla gelişen bir noktada olduğunu vurgulayan TÜREB Başkanı İbrahim Erden, “Batılı rüzgâr türbini üreticilerinin tedarik zinciri içerisinde önemli ve güçlü pozisyonlanan tedarikçilerimiz yüksek ihracat rakamlarına ulaşırken ülke içerisinde kullanılacak pek çok türbin aksamının da üretimi yerli sanayimiz tarafından yapılıyor. Sanayimiz ülke içerisinde üretilen bu ürünlerin yine yaklaşık yüzde 70’ini ihraç ediyor. Sanayicilerimizi zorlayan önemli gelişmelerden biri Çin’den Türkiye’ye uzanan düşük fiyatlı rüzgâr türbinleri ve diğer ilgili aksam. Yurtdışı ile ilgili bu gelişmeler olurken bir yandan da ülkemiz içinde açıklanan yeni depolamalı rüzgâr kapasiteleri gelecek yıllardaki gelişimi şekillendirebilir. İç pazarda da ciddi oranlarda bir üretim yapılmasını beklemekteyiz” ifadelerini kullandı.
‘2023 EN YAVAŞ YILIMIZ OLDU’
“Rüzgâr enerjisi alanında geçmiş yıllarda kısmi yavaşlamalar olurken maalesef son 2 yılda hızlı bir ivme kaybı gözlemledik” diyen TÜREB Başkanı İbrahim Erden, sözlerine şöyle devam etti: “Maalesef 2023 rakamı son 10 senenin en düşük performansı olarak kayda geçti. Yaşanan zorluklara ek olarak 2023 yılında tahsisi yapılan depolamalı rüzgâr santral projelerinin de yatırım süreçlerinin başlayabilmesi için henüz çok erken aşamadayız. Bu projeler de ancak 2025 ortasından itibaren yatırıma hazır olabileceğinden maalesef gözlemlediğimiz geçiş dönemini yaşıyoruz.”
SEFERBERLİK ZAMANI
Rüzgâr enerjisi sektörünü güçlendirmek için 2022 yılını ‘Sanayi Yılı’, 2023’ü de ‘Yatırım Yılı’ ilan ettiklerini belirten TÜREB Başkanı İbrahim Erden, “Geçen 15 yılın ortalaması yılda 1000 megavat seviyesindeyken ve sektörümüz her yıl en az 3 bin megavat yeni kurulu gücü ülkemize kazandırabilecek teknik kapasiteye, beceriye ve ayrıca isteğe sahipken potansiyelimizin çok altında kalan bir performans sergilemiş olduk. Sektörün tekrar hız kazanması ve 2023 içerisinde önlisansları verilen 19 bin megavat seviyesinde depolamalı rüzgâr projesinin hızla devreye alınması amacıyla; proje geliştirme ve izin/onay süreçleri, rekabetçi finansmana erişim, sanayide yerli desteğin kurgulanması başlıkları altında yer alan sorunları kalıcı olarak çözüme kavuşturmamız gerekiyor. Biz de bu alanlara yoğunlaşarak sorunların çözümü için gerekli her türlü teknik ve ticari çalışmayı yapacağız. 2024 yılını da ‘Rüzgârda Seferberlik Yılı’ ilan ettik” şeklinde konuştu.
YÜZDE 65 YERLİLİK
Türkiye’de bugün kanattan kuleye, jeneratörden dişli kutusuna kadar bileşenlerin artık yüzde 65’e kadar ulaşan yerliliğe sahip olduğunu vurgulayan TÜREB Başkanı İbrahim Erden, şöyle devam etti: “Dişli kutulu teknolojiyi kullanan bir rüzgâr türbininin kurulması için yaklaşık 7 bin, doğrudan tahrikli teknolojiye sahip bir türbin için de takriben 3 bin parça ve komponentin yaygın bir tedarik zinciri ağı üzerinden temin edilerek birleştirilmesi ve üretimin tamamlanması gerekiyor. Biz artık bunun büyük kısmını üretebiliyoruz.” Erden, “Ülkemizi “rüzgârda Avrupa’nın en güvenilir tedarik ortağı” olarak konumlandırmak adına elimiz çok kuvvetli” diye konuştu.
İSTİHDAMİ DESTEKLEME GÜCÜ OLDUKÇA YÜKSEK
Rüzgârda ekipman ve parça üretiminin istihdamı en yoğun biçimde destekleyen sektörel alt faaliyet alanlarından biri olduğunu anlatan TÜREB Başkanı İbrahim Erden, “Sektörde şu an imalat ve parça üretiminde 20 bin istihdama ulaştık. Ayrıca ekipman ve parça üretimi dışında mühendislik, inşaat, izin ve onay süreçlerinde de yine 25 bin kişinin faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Bu zamanla daha da önemli bir seviyeye ulaşacak” dedi. Erden, İzmir, Balıkesir, Çanakkale ve Trakya’nın bu alanda önemli yatırım alanları olacağını vurguladı.
]]>
Ne derdik Anadolu tarzı sanayi babalarının iyilikleri için: “Hayırsever sanayici”.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 2010’larda çıkıp dedi ki, “Artık hayırseverlik stratejik hale geldi.”
Yani öyle doğduğu köye okul yaptırmak gibi kıymetli işler bu stratejinin bir parçası sayılmıyor, olsa olsa ‘vefalı’ diyorlar. Son 15 yıldır ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ denilen işler, bir iş insanını stratejik fayda yaratan pozisyona taşıyor. Bu işlerin de tıpkı bir şirket gibi fizibilite, planlama, hedefler ile yönetilmesi gerekiyor. Çok güzel örnekler verildi bu alanda Türkiye’de. Ben dahil birçok insanın aklına ilk gelen proje Turkcell’in ‘Kardelenler’idir.

4.5 TRİLYON DOLARLIK PAZAR
Kurumsal dünya İngilizce kısaltması ESG olan Türkçe’ye ‘Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetim’ diye çevrilen bir kavramla yönetim kurullarına taşıdı ‘iyilik’ yatırımlarını. Bloomberg Intelligence’a göre, küresel ESG varlıkları 2025 yılına kadar 53 trilyon doları aşma yolunda ilerliyor. Bu rapora göre 2025’te dünyanın öngörülen toplam yönetim altındaki varlıkları (AUM) 140.5 trilyon olacak, yani ESG varlıkları toplamın üçte birinden fazlasını temsil edecek.
Belli, ciddi bir para buraya akacak.
ETKİ YOKSA TOPAL ÖRDEK
Peki bu ESG yatırımlarını kıymetli kılan ne? Yanıt net: Yarattığı etki. Şimdi deli gibi etki ölçümü yatırımları yapılıyor, girişimler peydahlanıyor. Hiçbiri de şirketlerin ilgisinden mahrum kalmıyor. Yine Bloomberg Intelligence’in raporu diyor ki; küresel etki yatırımı pazarı 2030 sonuna kadar 4.5 trilyon dolarlık kayda değer bir dönüm noktasına ulaşacak.
Bank of America, ESG danışmanlığı vermek için BofA Securities’i kurmuştu. Onun uzmanları da diyor ki; önümüzdeki 20 yıllık süreçte sürdürülebilirlik ekosistemi 20 trilyon dolarlık aktif bir artış yaşayacak. KPMG’nin raporu el artırıyor; Dünyanın en büyük 100 şirketinden 75’i sürdürülebilir yaklaşımları benimseyerek varlıklarını devam ettirebildiler. Yani önümüzdeki dönemde bu alana yatırım yapmayan varlığını sürdüremeyecek deniliyor.
Bunlar ne kadar gerçek olur, zorlayan ekonomik şartlar tahminleri ne kadar haklı çıkarır, zaman gösterecek.
Ben işin ‘nasıl başarılır’ kısmını biraz araştırdım.
Yakın dostum, son 10 yılda bütün ‘ödüllü’ ESG çalışmalarının akıl hocalığını da yapan, Adım Adım gibi önemli platformların kurucuları arasında yer alan Prof. Dr. Itır Erhart’a sordum. Yanıtı net oldu: “Bence çok net KSS bakış açısı dönüşüyor. Neredeyse artık kullanılmıyor bile. Bunu daha çok sosyal etki, sosyal dönüşü olan yatırım olarak adlandırıyoruz. Eskiden şirketler ‘hoşluk olsun diye’ projeler yapıyordu, şimdi o projelerin belli alanları yatay kesmesi lazım. Eşitlik, sürdürülebilirlik gibi kavramlarla entegre olması gerekiyor. Ben sosyal yatırımlarımı nasıl planlamalıyım, uzun vadeli bakmalıyım ve sosyal etkimi büyütmek istediğim başlıkları belirlemeliyim. Etkisini ölçebilmeliyim. ‘Şu bölgeye gittik farkındalık eğitimi verdik’ demekle olmaz, nasıl etki yarattığını göstermen lazım. Bunun raporları var. Bir yatırdım, kaç aldım. Üstelik bunu her yıl iyileştirmen gerekiyor.”

Prof. Dr. Itır Erhart
YENİ SOSYAL YATIRIM ARAYANLAR İÇİN 6 İHTİYAÇ
Son dönemin konuşulan isimlerinden FutureBright Group’un kurucusu Akan Abdula’dan bundan sonrasını anlatmasını istedim. “Hangi alanlarda yapılacak sosyal yatırımların etkisi daha güçlü olacak, dünyanın neye ihtiyacı var” dedim.
Dilinden dökülen ilk kelime ‘yaşlanma’ oldu.
Sadece nüfusun değil gezegenin, medeniyetin de yaşlanmasının getirdiği ve getireceği ihtiyaçlardan bahsetti. “Yeni sosyal yatırımlar arayanlar bu ihtiyaçlara odaklanmalı” dedi.

Akan Abdula
Bu ihtiyaçları da altı başlıkta özetledi:
1- Yaşlanma: 50 yaş üzerindeki nüfus artıyor, ekonomide etkisi de büyüyor. Bunun getirdiği ihtiyaçlar da öne çıkacak.
2- Eşitlik: Cinsiyet eşitliğinden yaşlılığa kadar her alanda eşitlik.
3- İklim: İklim her zaman önde olacak. Şirketler hem kendi sürdürülebilirlikleri hem de sosyal etkilerini artırmak için iklim kriziyle mücadeleyi destekleyecek projeler yapmalı. Tedarik zincirinin ‘adil tedarik zinciri’ne doğru dönüşümü öne çıkacak.
4- Yapay zekâ: Yapay zekâ ile sürdürülebilirliği konuşturabilen işler geliyor. Bütün yapay zekâ teknolojileri ve araçlarımızda sürdürülebilirlik projelerini konuşturabilecek işler. Karbon emisyonunu düşürmek için yapay zekâyı kullanacağız. Bizim göremediğimiz acayip çözümler üretecek bize.
5- Adil üretimi destekleyen projeler.
6- Onarıcı tarım uygulamaları. ‘İçinde olduğum, sahiplendiğim alanda onarıcı çözümler geliştirmeliyim’ denilmeli.
Bakanlık olarak suyun her anlamda verimli kullanılması ve israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“31 Ocak 2023 tarihinde Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde ve Bakanlığımız koordinasyonunda başlatılan ‘Su Verimliliği Seferberliği’ ile kaynaklarımızın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve verimli kullanımı için ülke ölçeğinde büyük bir dönüşüm hayata geçirildi. Seferberlik kapsamında, değişen iklime uyum sağlanması, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetiminin gerçekleştirilmesi hedeflenerek hazırlanan Değişen İklime Uyum Çerçevesinde Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2033) Sayın Cumhurbaşkanımızın genelgesiyle yürürlüğe girmişti.
Su Yönetimi Genel Müdürlüğümüzün bu genelgeye dayanarak hazırladığı Kurakçıl Peyzaj Uygulamaları Rehber Dokümanı internet sitemizde yayımlandı. Ayrıca rehberimizi 81 ilimizin valilikleri ve belediye başkanlıkları ile tüm bakanlıklarımız ve Türkiye Otelciler Birliği ile paylaştık. Kurakçıl peyzaj, kurak iklime sahip ve su kaynaklarının sınırlı olduğu alanlarda ‘estetik peyzaj’ kaygısı gütmeden ‘klasik peyzaj’ düzenlemelerinden vazgeçilerek suyun akılcı kullanılması anlamına gelir. Bu bağlamda, tüm paydaşlarımızın peyzaj uygulamalarımızda rehberimizde dikkat çektiğimiz hususları dikkate alarak gerekli hassasiyeti göstereceklerini ümit ediyoruz.”
“DOĞAYA UYUMLU VE SÜRDÜRÜLEBİLİR PEYZAJ ALANLARI”
Peyzaj alanlarında gerek estetik kaygılar gerekse temininin kolay olması nedeniyle suya çok fazla ihtiyaç duyan çim alan kullanımının yaygın olduğuna işaret eden Bakan Yumaklı, “Çim alanların bir kısmının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile yüzde 20-50, tamamının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile de ortalama yüzde 80’e varan su verimliliği sağlayabiliriz. Bu uygulamayla aynı zamanda bakım ve enerji maliyetlerinin de yaklaşık yarı yarıya azaltılabildiğini unutmayalım. Bu nedenle doğaya uyumlu ve sürdürülebilir peyzaj alanları oluşturulması ülkemizin su kaynaklarının korunup geliştirilmesi için büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
SÜSLEME İÇİN KURAKÇIL BİTKİLER, SULAMA İÇİN ARITILMIŞ SU
Bahar aylarında başlayan peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli kullanımı için gözetilmesi gereken hususların altının çizildiği rehbere göre peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli ve etkili kullanılması için uyulması gereken kurallar şöyle:
Peyzaj alanlarında toprakta buharlaşmanın minimize edilmesi amacıyla bölgenin iklim şartlarına ve doğal yapısına uyumlu malçlama (toprağın üstüne organik veya sentetik malzemeler serilerek bitki köklerinin etrafında tabaka oluşturulması) yapılmalıdır.
Suyu verimli kullanan sulama sistemleri tercih edilmelidir.
Sulama gün ağarmadan veya gün batımı sonrasında yapılmalıdır.
Sulamada, içme suyu standardı taşıyan sular yerine dezenfekte edilmiş arıtılmış atık sular gibi alternatif su kaynakları kullanılmalıdır.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında su tüketimi yüksek olan geniş çim yüzeyler yerine bölgenin iklim şartlarına uyumlu, çok yıllık yer örtücüler ve kuraklığa dayanıklı doğal bitkiler (Dam koruğu, acı damkoruğu, Japon ipeği, fare kulağı, yıldız halısı, ak üçgül, Cezayir menekşesi, Japon süpürgesi, kara yosunu vb.) tercih edilmelidir.
Çim alan miktarı mümkün olduğunca düşük tutulmalı ve kuraklığa dayanıklı çim türleri (Kamışsı yumak, çayır salkım otu, koyun yumağı, bermuda çimi vb.) seçilmelidir.
Enerji ihtiyacı mümkün olduğunca yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmalıdır.
Yeşil binalar, yeşil çatılar, yeşil sokaklar, dikey bahçeler ve çatı bahçeleri gibi yeşil altyapı uygulamaları kurakçıl peyzaj anlayışıyla entegre edilmelidir.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında doğal drenaj kanalları inşa edilerek bu alanlarda biriken sular uygun filtreleme yöntemi sonrası tekrar sulamada kullanılmalıdır.
Yağışlardan kaynaklanan yüzey akışı filtrelenerek yerinde yağmur suyu etkin kullanılmalı ve yağmur bahçeleri uygulamaları aracılığı ile yağmur suları yer altında depolanmalıdır.
Turizmin sadece bakanlığın gayretiyle çalışmaların yürütüleceği bir alan olmadığını ifade eden Ersoy, “Yerelden genele, sürdürülebilir bir büyüme ve gelişim istiyorsak; valilik, belediyeler, kalkınma ajansı, sanayi ve ticaret odaları, üniversiteler, turizm sektör kuruluş ve dernekleri gibi her bir paydaşımızın işbirliği içinde üzerine düşeni yapması gerekiyor. Elbette turizm noktasında yapılacak çalışmaların ortak bir payda çerçevesinde ve yine ortak hedefler doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Biz 2021 yılında, Covid-19’un yaşattığı ciddi sıkıntıları göz önüne alarak ve bütün paydaşlarımızla istişare ederek, Türkiye Turizm Ana Planı’mızı güncelledik ve sözünü ettiğim ortak paydayı bütün çalışmalara temel olacak şekilde belirlemiş olduk. İl Turizm Master Planları da Turizm Ana Planımızın ortaya koyduğu bu hedef ve beklentilere göre şekillenmelidir. İller söz konusu olduğunda, geniş yetki ve sorumluluk alanları ile belediyeler en önemli paydaşımız konumundalar. O yüzden bakanlık olarak belediyelerimizden İl Turizm Master Planlarını hazırlamalarını ısrarla talep ediyoruz. Biz eğer, en önemli hedeflerimizden biri olarak turizmi 12 aya ve 81 ilimize yaymayı başaracaksak ki başaracağız, bu çalışmalar başarımıza temel teşkil edeceklerdir” diye konuştu.
“HİÇBİR İŞİMİZ GÜNÜ KURTARMAK ADINA YAPILMIYOR”
“13 Mart’ta Samsun Büyükşehir Belediyemiz ile ilk master plan lansmanımızı yaptık” diyen Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Van’ın da Samsun’la birlikte bu alanda öncülük ettiğini görmekten büyük bir memnuniyet duydum. İl Turizm Master planları yoğun bir sürecin sonunda şekilleniyor. Sonuç vermesi için titizlikle yürütülmesi gereken bir çalışma bu. Kapsamlı literatür ve veri taramaları, örnek çalışmaların incelenmesi, arama konferansları, paydaş buluşmaları Sürekli bir iletişim ve istişare halinde, ortak aklın tesis edilmesine ve ortaya en doğru ve eksiksiz planın konulmasına çalışılıyor. Bu sürecin alanında uzman, geniş bir akademisyen kadrosunun idaresi altında bilimsel yöntemlerle yürütüldüğünü özellikle belirtmek isterim. Zira hiçbir işimiz günü kurtarmak adına yapılmıyor. Geleceği bugünden şekillendirmenin gayretindeyiz. Somut veriler ışığında doğru ve akılcı hedefler belirlemek zorundayız ki başarıya ulaşabilelim. İşte bütün bu yoğun ve karmaşık mesai Van için meyvesini vermiştir. Türkiye Turizm Ana Planı’ndaki stratejik amaç ve hedeflere uyumlu şekilde, Van’ın turizmdeki geleceği için 47 adet politika, 16 öncelikli alan ve bunlar doğrultusunda hayata geçirilmesi gereken 12 kapsamlı proje belirlenmiştir. Genel çerçevede baktığımızda; sürdürülebilir ve rekabetçi bir büyüme için etkili bir turizm yönetimi, güçlü bir altyapı, cazip ürün ve etkili tanıtım yapılması gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu gereklilikler doğru şekilde karşılandığında ise ilin turizm gelirlerinde belirgin bir artış sağlanacağı öngörülmüştür. Gelir odaklı bu master planı Bilgehan hocamız ayrıntılarıyla anlattılar. İl sathına yayılmış bir turizm hareketi için Urartulardan Eski Van Şehri’ne ilin tüm kültürel mirasını kullanmak; Mavi Bayrak ödüllü bir plaja da sahip olan Van Gölü’nü eğlence, spor ve maceralarıyla daha büyük bir cazibe merkezi haline getirmek, gastronomiden sağlık ve kış turizmine uzanan bir ürün çeşitliliği sunmak gibi adımlar hazırlanmış. Diyebilirim ki Van Turizm Master Planı ile şehrimiz için artık detaylı bir turizm rotası çizilmiş durumda. 2027 yılı için yerli ve yabancı dahil olmak üzere toplam ziyaretçi sayısı 2 milyon 175 bin, toplam gelir miktarı ise 494 milyon olarak öngörülüyor. İnşallah bu yolda birlikte yürüyecek ve bütün bu hedeflere ulaşacağız. Şehrimizin turizm çatısı altında gerek ekonomik gerek sosyal gerekse kültürel, sürdürülebilir kazanımlar elde ettiğini birlikte göreceğiz.”
“VAN’A YÖNELİK KÜLTÜR-TURİZM YATIRIMLARIMIZA DA HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYORUZ”
Bakanlık olarak bütün şehirler için var olan potansiyeli en iyi şekilde kullanmak, elde edilen kazanımları koruyarak sürdürülebilirlik çerçevesinde hedefleri sürekli daha ileriye taşımak istediklerini belirten Bakan Ersoy, “Yerelde bu çalışmaların bütünlük içinde yürütülmesi için kurduğumuz İl Tanıtım ve Geliştirme Kurullarımız, valilerimizin başkanlığında ve illerdeki paydaşlarımızın katılımıyla faaliyetlerini sürdürüyorlar. Kurullarımızın tesis ettiği bu birliktelik şehirlerimizin markalaşma süreçlerine ciddi bir ivme kazandırmıştır. Zira hem illerin tanıtımı için ayrılan kurum bütçeleri efektif şekilde kullanılır oldu hem de tek merkezden etkili ve sonuç odaklı tanıtım çalışmaları gerçekleştirilmeye başlandı. Ulusal ve uluslararası alanda ise Bakanlık olarak biz tanıtım, ürün ve pazar çeşitliliği ile nitelikli turist olmak üzere belirlediğimiz üç saç ayağı üzerinden çok kapsamlı çalışmalarla 81 ile ve 12 aya yayılmış Türk turizmi inşa etmenin adımlarını atıyoruz. Van özelinden baktığımızda, Doğu Anadolu’da en fazla yabancı turist çeken destinasyon karşımıza çıkıyor. Van’ın bu konumunu güçlendirmek ve daha da geliştirmek için TGA çatısı altında uluslararası düzeyde marka iletişim çalışmaları yürütüyor, ağırlama etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. 2023 yılında Van’da 4 etkinlik gerçekleştirdik ve 9 farklı ülkeden basın mensubu ve tur operatörü 22 kişiyi ağırladık. Yine 29 Haziran-7 Temmuz tarihleri arasında Van’da gerçekleştireceğimiz Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, özel olarak düzenleyeceğimiz iki etkinlikte 8 basın mensubu ve 8 influencer olmak üzere toplamda 16 kişiyi ağırlamayı planlıyoruz. 2021’de İstanbul’da başlattığımız Türkiye Kültür Yolu Festivali bugün 7 bölgemizdeki 16 farklı şehrimizde düzenlenir duruma gelmiştir. Van da artık, Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine de kabul edilen bu festivalimize ev sahipliği yapacak şehirlerimizden biridir. Gastronomisinden kültür varlıklarına, doğal güzelliklerinden tarihî mirasına Van’ı Türkiye’nin en büyük kültür, sanat ve turizm markasının bir parçası olarak dünya vitrinine çıkaracağız. Günümüz dünyasında dijital platformlar ve sosyal medya, geniş kitlelere ulaşmanın en güçlü araçları. Ülkemizdeki ağırlama etkinliklerinin arkasında yatan gerçek bu. Ancak bu alandaki faaliyetlerimiz sadece ağırlamalarla sınırlı değil. Bugün ülkelerin resmi turizm tanıtım platformları arasında lider konumda olan GoTürkiye üzerinden de Van’ın tarihî ve turistik yerlerini, doğasını, müziğini ve otantik atmosferini, gastronomisini ve rotalarını 10 farklı dilde tanıtmaya ve anlatmaya devam ediyoruz. 2023’te, GoTürkiye sosyal medya hesaplarından yapılan Van paylaşımları 5,7 milyon gösterime ulaşmıştır. Akdamar Kilisesi, Van Kalesi ile Van Tarihî Kenti ve Höyüğü olmak üzere Van’ın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesindeki kültür varlıkları hem UNESCO sayfamızda hem de UNESCO rotalarımızda yer almakta ve bunlar da yine 10 dilde tanıtılmakta ve anlatılmaktadır. Yabancı hedef kitlemize yönelik olarak İngilizce hazırlanan GoVan web sitemizin ziyaretçi sayısını artırmak ve ilimizin tanıtımını yapmak amacıyla Google Display Network üzerinden 2023 yılı Ocak- Aralık dönemi içerisinde 47 ülkede reklam çalışması yaptık ve 63 milyon gösterim rakamına ulaştık. Van’a yönelik kültür-turizm yatırımlarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
“TÜRK ARKEOLOJİSİNİN ALTIN ÇAĞINI BAŞLATMIŞ BULUNUYORUZ”
Van-Erciş Kültür Merkezini, 2024 rakamlarıyla 180 milyon liralık bir yatırım gerçekleştirip kente kazandırdıklarını da değinen Ersoy, “Hâlihazırda yeni bir kültür merkezi inşaatına daha başlamış bulunuyoruz. Bu yeni merkezimiz yaklaşık 14 bin metrekare kullanım alanına sahip. İçinde 697 kişilik büyük salon, 200 kişilik küçük salon, toplantı salonları, atölyeler, fuaye ve sergi salonu, idari ofisler, teknik hacimler ve diğer hizmet alanları olacak. Van’ın kültür-sanat hayatına son derece güçlü bir katkı sunacağına inandığım bu eser, keyifli olduğu kadar verimli vakit geçirme noktasında da özellikle gençlerimiz için çok değerli bir alternatif olacaktır. Sözleşme bedeli yaklaşık 400 milyon TL olan merkezimizi inşallah 2025 yılı içerisinde tamamlamış olacağız. Kültür varlıkları noktasında da Van Akdamar Adası Bakım Onarım İşi, Van Hoşap Kalesi Restorasyonu ve Van Kalesi Aydınlatma Yapım İşi titizlikle sürdürülmektedir. Bunlarla da yetinmiyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivalinde olduğu gibi Van’ı yine kültür-turizm noktasında tarihimizin en önemli projelerinden biri olan Geleceğe Miras’a da dâhil ediyoruz. Malumunuz ‘Kazıların 12 Aya Yayılması Projesi’ ile arkeolojide çalışmaların hızını ve kapsamını ciddi oranda artırmıştık. Şimdi Geleceğe Mirasla bu alanda yeni bir dönemin kapısını açmış ve Türk arkeolojisinin çağını başlatmış bulunuyoruz. Van işte bu çağın aktörlerinden biri olacak. Eski Van Şehri’ni arkeolojik kazılar, restorasyon ve çevre düzenleme olmak üzere üç koldan yürüteceğimiz çalışmalarla ayağa kaldıracağız. Bu proje hem Van hem de Türkiye turizmi için büyük bir kazanım olacak ve şehrimize çok ciddi bir katma değer sunacaktır. Şimdiden hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“HAYATA GEÇİRİLECEK PROJELER VAN İÇİN YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI AÇACAKTIR”
“Bugün 103 acentenin faaliyet gösterdiği Van’ın turizmde kat ettiği mesafeyi anlamamız açısından tesis ve yatak kapasitesindeki artış da önemli bir göstergedir” diyen Bakan Ersoy, “Bakınız 2002 yılında işletme belgeli konaklama tesisi sayısı 10, bu tesislerdeki yatak kapasitesi ise 1.239 idi. 2024 yılı Mart ayı itibarıyla işletme belgeli konaklama tesisi sayısı 77’ye, bu tesislerdeki yatak kapasitesi ise 6.122’ye yükselmiştir. Bu tesislerde konaklayan kişi sayısı da 97 bin seviyesinden 336 bin kişi seviyesine kadar yükselmiştir. Türkiye bugün konaklama tesisleriyle dünyada öncü ve örnek gösterilen bir ülkedir. Uluslararası olarak onaylanmış Sürdürülebilir Turizm Sertifikasyon Programımızla bu liderliği daha da pekiştiriyoruz. Van bu noktada da üzerine düşeni yapmaya başlamıştır. 25 Mart itibarıyla Van genelinde 4 tesis 3. Aşama Sertifikası, 63 tesis ise 1. Aşama Belgesi olmak üzere toplam 67 tesis sertifika/belge almıştır. 1 tesis ise belgelendirme sürecindedir. Bütün bunlar Van’da yaşanan değişim ve gelişimin sonucudur. Bugün sürmekte olan çalışmalar ve Turizm Master Planı ile birlikte hayata geçirilecek projeler Van için yeni bir dönemin kapısını açacaktır. Bugün Türkiye’ye baktığımızda 60’tan fazla ürün çeşitliliği sunan, pazar çeşitliliğini sağlamış, lise çağından başlayarak kendi nitelikli personelini yetiştiren, dünyanın en etkili ve yoğun tanıtım çalışmalarını ve yine dünyanın en yoğun arkeolojik faaliyetlerini yürüten, bütün bunlarla birlikte nitelikli turistin tercihi olmaya başlamış bir turizm ülkesi görmekteyiz. Bütün paydaşlarımızla birlikte ülkemizi bugünlere taşıdık. O yüzden biliyoruz ki daha fazlasını da yapabiliriz. Van da daha fazlasını yapabilir ve yapacak. Bugün lansmanını yaptığımız Van Turizm Master Planı şehrimizin ulaşabileceği noktayı, gerçekleştirebileceği hedefleri göstermiştir. Samsun ve Van gibi il il ülkemizin potansiyelini esere, hizmete, faydaya dönüştürmeyi sürdüreceğiz. Neticede 12 ay boyunca 81 ilinde turizm hareketi olan bir turizm ülkesi olarak Türkiye’yi lider ülkelerin arasına sokacak ve kalıcı olmasını sağlayacağız” şeklinde konuştu.
Bakan Ersoy, eski Van şehrinde “Eski Van Şehri Geleceğe Miras Tanıtım Toplantısı”na katılacak.
Programa, Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı, Van YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, Emniyet Müdürü Murat Mutlu, kurum amirleri, sektör temsilcileri ve öğrenciler katıldı.
]]>ÖNEMLİ YOL KATEDİLDİ
Avrupa’nın en büyük fiber optik etkinliği olan FTTH Konferansı 19-21 Mart’ta Berlin’de gerçekleşti. Konferansta yer alan Türk Telekom fiber ağlardaki son gelişmeleri ve çalışmalarını paylaştı. Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini söyleyen Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, fiber ağlarda kat edilen mesafeye vurgu yaptı. “Fiber yatırımlarını her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere de ulaşıyoruz” diyen Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üçüncü çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık” şeklinde konuştu.

Ümit Önal
KARARLILIK GÖSTERGESİ
Türkiye’nin fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığının belirten Önal, FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine değinerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Rapora göre, eve kadar fiber erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu yılki raporda İspanya’yı arkamızda bıraktık. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici.”

‘5G’DE DENEYİMİ YAŞATTIK’
TÜRK Telekom’un 5G alanındaki çalışmalarını sürdürdüğünü söyleyen Önal, şirketin bu alandaki bazı projelerini şöyle anlattı:“Halka açık ilk bireysel 5G deneyimi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı öncülüğünde, İstanbul Havalimanı’nda başlatıldı. Türkiye’de ilk akıllı fabrika uygulamasını iş ortaklarımızla hayata geçirdik. Spor alanında ilk canlı 5G maç yayını, sağlık alanında 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat ve tarımda ilk akıllı traktör kullanımı gibi çok sayıda yenilikçi proje hayata geçirildi. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki 5G destekli kültür sanat projesini yaptık.”
Türkiye’nin milli teknoloji hamlesi yolunda, gençlerin enerjisiyle yoluna devam edeceğini aktaran Bakan Kacır, sözlerine şunları da ekledi:
“Biz her daim ifade ediyoruz ki, Türkiye’nin bu yoldaki en büyük gücü, en büyük kuvvet çarpanı genç ve dinamik nüfus. Bizim varımız yolumuz gençlik. Milli teknoloji hamlesinin de öznesi ve merkezi, Türkiye’nin gençliği TEKNOFEST kuşağı. Türk gençliği aslında kabiliyetlerini, yetkinliklerini, önleri açıldığında bizler onların yanında durduğumuzda neleri başarabileceklerini bütün dünyaya ispat ettiler. Bu ispatın en görünür olduğu alan şüphesiz Türkiye’nin savunma sanayi olduğu ve havacılık oldu.”
Konuşmasında 60 yıl önce Atatürk Havalimanı’nda TEKNOFEST’ler düzenlendiğinden bahseden Bakan Kacır, 60 yıl önce Atatürk Havalimanı’nda tıpkı bizim TEKNOFEST’lerde yaptığımız işler gibi işler yapılmış. Gök şenlikleri adıyla Nuri Demirağ tarafından festivaller düzenlenmiş. Metal gövdeli yerli uçaklar üreten Nuri Demirağ, kendisiyle birlikte uçaklar geliştirebilecek, üretebilecek mühendisler, teknisyenler yetişsin diye, o uçakları uçuracak pilotlar yetişsin diye, hem İstanbul’da ve kendi memleketi Sivas’ta gök okulları açmış hem de Atatürk Hava Meydanı’nda gök şenlikleri düzenlemiş. 2000’li yıllardan sonra Türkiye, özellikle terörle mücadelede ihtiyaç duyduğu tüm teknolojiyi kendi imkanlarıyla geliştirme, üretme iddiasıyla yeni bir yolculuğa çıkmış. Biz İHA’ya ‘Heron’ diyorduk. ‘Heron’ İsrail’in insansız hava aracı markası. İsrail’den alınan bir takım uçaklar vardı, robot uçaklar. Fakat uçması gerektiğinde maalesef çoğu zaman uçmuyordu. İhtiyaç duyduğumuzda onlardan etkin şekilde maalesef yararlanamıyorduk. Türkler Bayraktar’la, Ankay’la, Akıncı’yla, Aksungur’la, Hürkuş’la, Hürşet’le, Atak’la, Gökbey’le, Kızıl Elma’yla, Kaan’la gökyüzüne imza attı” ifadelerini kullandı.
Başarı hikayesinin uzay alanına da taşınmasını ümit ettiklerinin altını çizen Bakan Kacır, şöyle konuştu:
“Uzay da en az savunma sanayi kadar stratejik bir alan. Önce 2018 yılının sonunda Türkiye Uzay Ajansı’nı kurduk ve 2021 yılının başında da 2030 için 10 büyük hedef ve Milli Uzay Programımızı dünyaya ilan ettik. Biz 20 yılda uzay teknolojilerinde önemli bir kabiliyet kazandık. 20 yıl önce görüntüleme uydularında ortak üretimle yola çıktık. Bilsat uydusunda üretim faaliyetlerine dahil olduk. Daha sonra Rasat görüntüleme uydusunu yerli olarak ürettik. Daha sonra Göktürk görüntüleme uydusunu yerli olarak ürettik ve nihayetinde görüntüleme uydularının bütün alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirme kabiliyeti edindik.”
Haberleşme uygularını da yerli ve milli olarak geliştirmek gerektiğine inandıklarını vurgulayan Bakan Kacır, “TÜRKSAT 6A’yı üretmeye yönelik projeyi başlattık. İnşallah önümüzdeki 3-4 ay içerisinde TÜRKSAT 6A’yı uzaya gönderecek ve kendi haberleşme uydularını üretebilen 10 ülkeden biri olacağız. Uzaya erişimde de iddia sahibiyiz” diye konuştu.
Türkiye’nin aya erişim programının bulunduğunu anlatan Bakan Kacır, “Uzay ekonomisi 600 milyar dolarlık bir ekonomi. Dünyada yılda uzay ekonomisi 600 milyar dolara gelmiş. Yüzde bir alsak altı milyar olacak. Yüzde 10 alsak altmış milyar dolar yapar. Bir yandan da bu büyüyecek. Bütün savunma sanayi sistemlerimiz ve hatta bütün kritik sivil teknoloji uygulamalarımız aslında uzay teknolojileri tabanla çalışıyor. Her birimiz eve giderken, yol bulurken navigasyon kullanıyoruz. Bunlar GPS uyduları sayesinde çalışan teknolojiler” cümlelerini aktardı.
TEKNOLOJİ VE İNOVASYON MERKEZİ PROJESİ
Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da İzmir’i bilişimin ve teknolojinin merkezi yapacaklarını belirtti. İzmir’in ekonomisini gelecek dönemde ayağa kaldıracak alanların başında bilişim sektörünün geldiğini söyleyen Dağ, şu ifadeleri aktardı:
“Alsancak Limanı’nın arka alanını, teknoloji ve inovasyon merkezi haline getireceğiz. Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ndeki Teknopark ile birlikte bunu entegre ederek bilişimin İzmir’de önünü sonuna kadar açacağız. Tarihi elektrik fabrikasını, yazılım sektörü ve teknoloji girişimcilere sunarak, geçmişle geleceği buluşturacağız. Teknoloji ve inovasyon merkezimiz de bilişim, otonom araç teknolojileri ve yapay zeka uygulamalarına kadar birçok ekosistem kurulması için altyapı hazırlayacağız. Robotik ve kodlama atölyeleri, oyun ve animasyon teknolojileri, yazılım geliştirme ve girişimcilik merkezleriyle 5 yıl sonra yazılım dünyasında İzmirli gençlerimizin dünyada ses getirdiğine hep birlikte şahit olacağız.”
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı üniversitede ağırlamaktan mutluluk duyduklarını ve Ege Üniversitesi olarak bilim ve teknoloji öncelikli ekosistemi güçlendirerek, Türkiye yüzyılını Türk bilim yüzyılı yapmak için çalışacaklarını belirtti.
Uzay yolculuğuna çıkmadan önce astronot olmak için başından geçen aşamaları öğrencilerle paylaşan Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, “Çocukluğundan itibaren havacılıkla ilgili bir hevesi, bir hayali zihninde taşıyabilmiş, bu hayalin peşinde koşabilmiş, hasbelkader havacılığın çeşitli alanlarında uçma şansı bulabilmiş bir kardeşiniz olduğum halde, iş uzaya geldiğinde bir adım durup boynumu bükmek zorunda kalıyorum. Çünkü o güne kadar belgesellerde, sinemalarda, internette, kitaplarda uzayla ilgili bir şey geçtiğinde, belki bulunduğum yaşın olmaması gerektiği şekilde çok daha üstüne bir olgunlukla kendime şunu terk ediyordum, ‘bu hayal başka milletlerin çocuklarının hayali. Elinde olan mutlulukla geçinmeyi bil.’ Dolayısıyla iş uzay konusuna geldiğinde ısrarla kendimi bu alanda hayal kurmaktan uzak tutuyordum. O günün şartlarında ülkemizin imkanlarıyla bunu gerçekleştirmenin mümkün olmadığının idrakı içerisinde kesinlikle bu hayalden uzak duruyordum” diye konuştu.
“TÜBİTAK Uzay’ın sitesinden ilgili kriterleri incelemeye başladım. Yaklaşık 3 buçuk 4 sayfalık bir gereklilik listesi ortaya koyulmuştu. Sona geldiğinde bütün kriterler tutuyordu” diyen Gezeravcı, şunları kaydetti:
“Bu andan itibaren 3 haftalık düşünce sürecinin içerisine girmek zorunda kaldım. Çünkü o güne kadar hayal dahi ekmekten uzak durduğum bir konuda ülkemiz 100’üncü yılımızda, geleceğimizin teminatı olan kardeşlerimize özgüven kaynağı olabilecek bir hedef koymuş ve o güne kadar hayal kurmaktan dahi uzak duran bir insan pozisyondaydım. 3 hafta boyunca açık kaynaklardan erişebildiğim, hali hazırda yazılmış kitaplarda, bu işi yapmış olan, görevde olan ve emekli olan astronotların, süreci yöneten ajansların, konuyla ilgili paylaşmış oldukları bütün resmi, gayri resmi kaynakları okumaya çalıştım. Yazılmış bir kaç tane bütün hissiyatlarını aktaracak şekilde astronotların kitaplarını okumaya çalıştım.”
Yürüttükleri bilimsel çalışmalardan da bahseden Gezeravcı, “Asıl yürüttüğümüz bilim operasyonları vardı. Deneyimlerimizi, bilim insanlarımızın kendi laboratuvarlarında, kendi çalışma ortamlarında şehir şehir gezerek, Türkiye’ye gelip burada çalışma imkanı bulduk. Bir diğer gelişimizde hocalarımızı Ankara’ya toplayarak, Ankara’da TÜBİTAK yerleşkesinin içerisinde tüm deneyleri tekrar çalıştık. Üçüncü sırada hocalarımızı deney düzenlikleriyle birlikte ABD’ye getirdik. ABD’nin de Uluslararası Uzay İstasyonunda modülleri NASA’nın testlerinde. Kontrol merkezi var, orası da bilimsel deneylerin kontrol süreçlerini yürütüyor. Deneylerimizi bir kez de orada tekrardan çalışma imkanı bulduk” dedi.
“İNSANOĞLU GÜNÜN BİRİNDE MARS’A ERİŞECEK VE BU SÜRE ÇOK UZAK DEĞİL”
Deneylerinin rastgele seçilmiş deneyler olmadığını söyleyen Gezeravcı, “1 tane görevi tamamladık. 9 tane görev alanında, Türkiye’nin koymuş olduğu hedeflerle ilgili çalışmalar devam ediyor. Deneyler de tıpkı bizim astronot seçim süreci gibi yine Türkiye Uzay Ajansı’nın kontrolünde bir deney seçim sürecinin sonunda belirlerdi. Burada amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin bundan sonraki uzay alanında yapmaya çalıştığı ve koyduğu hedeflere erişme yolunda, ileride daha da büyüyen uzay ekosisteminden pay almaya imkan tanıyacak, uzayda kurulacak farklı ekosistemlerde bir alt birleşen oluşturabilecek deney alanlarındaki çalışmalardı. İnsanoğlu günün birinde Mars’a erişecek ve bu süre çok uzak değil.” İfadelerine yer verdi.
Gezeravcı, Haziran-Temmuz aylarında da yapılan 13 deneye ilişkin bulguları kamuoyunun öğrenmiş olacağının altını çizdi.
Konuşmalar ve plaket töreninin ardından Rektör Budak, Bakan Kacır ve Alper Gezeravcı, sahneye çıkarak özçekim yaptı. Konuşmaların ardından Alper Gezeravcı’ya Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak tarafından plaket takdim edildi.
]]>İşte bu yüzden, kum gibi yüzlerce konteynerin olduğu bu devasa kentlerde ‘vaha’ niteliğindeki sosyal destek merkezlerinin etkisi büyük. İskenderun Teknik Üniversitesi’nin kampus arazisinde, Türkiye’nin en büyük konteyner kentlerinden biri kuruldu. Yaklaşık 6 bin konteyner ve yaşayan yine yaklaşık 25 bin depremden olumsuz etkilenmiş kişi var. Çocuk ve gençlerin yoğun olduğu bir nüfustan bahsediyoruz. Anneler önce kendilerini sonra da evlatlarını iyileştirmek için uzatılan her dala sımsıkı tutunuyorlar.
O sıkıca tutunulan yerlerden biri de İskenderun Destek Merkezi. TOG’un depremin ilk günlerinde planını yaptığı bu projenin desteği ise Akkök Holding ve grup şirketlerinden geldi. TOG Genel Müdürü Ayşe Kırımlı, “Akkök Holding ile daha önce de çalışmalarımız olmuştu. Duyarlı liderliği yaşadığımız, hissettiğimiz bir şirket. Bu nedenle önce onlara sorduk. Hiç düşünmeden ‘Hadi yapalım’ dediler. Ve merkezimizi eylül ayında açtık” diye anlattı bu projenin gelişim sürecini.

ÇOCUK, GENÇ VE KADINLAR
İskenderun Destek Merkezi’nin açılışının üzerinden beş buçuk ay geçti. Neler yapıldığını konuşmak üzere TOG Genel Müdürü Ayşe Kırımlı ve Akkök Holding CEO’su İhsan Gökşin Durusoy ile bir araya geldik. Bu deprem bölgesi projelerinden bahsetmek karışık duygular yaratıyor insanda. Normal zamanda büyük mutlulukla, umutlarla dinlediğiniz işleri yüreğiniz burkularak not alıyorsunuz. Ayşe Kırımlı ve İhsan Gökşin Durusoy ile sohbetimizde fark ettim ki aynı durum anlatıcı için de geçerli.
Akkök Holding, sosyal fayda yaratma stratejilerini çocuk, genç ve kadınlar odağında kurgulamış. ‘Kadın Enerjisi Hareketi’, ‘Sen de Bizdensin’ gibi projelerde özellikle kadınların yaşamın her alanında eşit erişimi ve güçlenmesini hedefleyen işlere imza atıyorlar. 6 Şubat depremlerinin ardından da bölgedeki akut dönem atlatıldıktan sonra yine aynı odak alanlarda uzun vadeli iyileşmeyi hedefleyen çalışmalar yapmak istemişler.
Tam bu noktada TOG’dan gelen İskenderun Destek Merkezi projesi tipik bir sivil toplum ve özel sektör buluşması örneği aslında. STK’nın deneyimiyle sosyal etkiye ayrılan fonun buluşması. Bu arada sordum, yakında Akkök Holding ve grup şirketleri çalışanları da TOG’dan aldıkları gönüllülük eğitimlerinin ardından İskenderun’daki destek merkezinde çalışmalara katılacaklarmış. Yani olayın boyutu sadece fon desteğiyle sınırlı değil.
‘İLK KADINLAR GELDİ’
İskenderun Destek Merkezi, 261 metrekarelik kapalı alana sahip. Üç atölye odası ve bir sosyal amaçlı salon bulunan bu merkezde sadece TOG değil farklı sivil toplum kuruluşları da projeler yürütebiliyor. Ayşe Kırımlı bunu çok değerli bulduğunu söyledi. “Burayı açarken alanda henüz konteynerler yoktu, arazi bomboştu. Hemen izinler alındı. İki ay gibi bir sürede merkezi kurduk. En büyük ihtiyaç neydi? İnsanlar tarifsiz bir travma yaşıyorlardı. En büyük ihtiyaçları konuşmaktı. Durmaksızın anlatıyorlardı. Bu merkezler onların nefes almalarına, konuşmalarına alan açtı. Sosyalleşmelerini, yaşadıklarını paylaşmalarını sağladı” dedi.
Kırımlı’nın anlattığına göre merkezin hedefi başta gençlere dokunmak olsa da süreç farklı işledi. Bunu da şöyle özetledi Kırımlı, “Yetişkinler de geldi, çocuklar da. Dedik ki sabah 10:00’dan akşam 18:00’e kadar açık kalsın, ama o da olmadı. 24 saat çalıştık.
Gençler ders çalışacakları bir yer istediler. Hangi gence ‘Nasılsın’ diye sorsak, ‘Çalışacak bir sınıf bile yok’ yanıtı aldık. Destek merkezini açar açmaz konteyner kentte uzmanlarla dolaştık. Tek tek tüm konteynerlere girdik. ‘Biz buradayız, gelin’ dedik.
İlk kadınlar geldi. Gençler başta gelmedi. Kadınlar çocukların elinden tutup getirdi. Sonra evdeki genci de getirdi. İnternet yok, cep telefonu yok, bilgisayar yok. Merkezde bunların hepsini buldular. Gönüllü öğretmenler geldi. Ayrıca TOG dışında STK’lar da gelip bu merkezde gençlerin ihtiyaçlarına dokundu. Her şeyden önemlisi gençler yaşıtlarıyla burada bir araya geldiler. 5.5 ayda 8 bin katılımcıya ulaştık. Bunların yarısı genç diyebiliriz.”
ŞAN HOCASI ARANIYOR
İskenderun Destek Merkezi’nde birçok konuda eğitim var. Sosyal ve psikolojik destekler uzmanlar tarafından veriliyor. Bölgede ikamet eden üç uzman istihdam edilmiş durumda. Bunun dışında sürekli giden eğitmenlerle gençlere yabancı dilden kodlamaya birçok alanda eğitim veriliyor. Gençlerden birinin ‘Sesimi geliştirmek istiyorum. Hayalim ses sanatçısı olmak’ talebi üzerine ekip harekete geçmiş. Şimdi bu merkezde şan dersleri verecek bir uzman aranıyor.
ÜRETİLENLER ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNDE SATILACAK
Merkezde kadınlar için de sepet, sabun, tığ işi gibi konularda atölyeler var. Mesele üretim olunca, işin pazarlama tarafını İhsan Gökşin Durusoy’a sordum. Daha ben dile getirmeden ‘Aklın yolu bir’ dedirten planını anlattı: “Bu ürünleri biz de alışveriş merkezlerimizde alıcılara ulaştıralım. Satalım. Onları üreten kadınları da buraya getirelim.”
Durusoy’un planında deprem bölgesine kısa süreli bir dokunup çekilmek yok. Uzun vadeli ihtiyaçları belirleyip, çözümüne yönelik geniş zamanlı çalışmak niyetindeler. Durusoy, bunu şöyle dile getirdi: “Bölgeye gittiğinizde yüzlerdeki travmayı görüyorsunuz. Bu kolay kolay geçecek bir yıkım değil. Uzun yıllar sürecek. Biz de desteğimizi uzun vadeli planladık. İnsanların vaktini geçirebilecekleri, nefes alabilecekleri bir alan yarattık TOG ile.”
HEDEF İKİNCİ SAMSUN’U BURAYA KURMAK
İskenderun Destek Merkezi’ni artık bölgedeki tüm gençler, hatta aileler biliyor, takip ediyor. Yeni gönüllüler lazım. Çünkü talep çok. Yeni eğitim alanları ortaya çıkıyor. TOG Genel Müdürü Ayşe Kırımlı, talebin bu denli büyük olması nedeniyle merkezi büyüteceklerini söyledi. Hatta öyle ki uzun yıllardır Samsun’da Türkiye’nin tek TOG Gençlik Merkezi olarak hizmet veren projesine bir kardeş planı yapılmış bile. Kırımlı, “Şimdi İskenderun Destek Merkezi’nde gençlerin alanını büyütmeye çalışıyoruz. Samsun’da bir Gençlik Merkezi var. En büyük hayalimiz bunun ikincisini İskenderun’da açmak. Bunun için fon ve içerik ihtiyacı var. Ama bunları sağlayıp merkezimizi kuracağız” dedi.
]]>
İSTANBUL’DA VATANDAŞLARIMIZI AKILLI ULAŞIM ÇÖZÜMLERİNE YÖNLENDİRECEK ÇALIŞMALAR YAPIYORUZ
Uraloğlu, İstanbul’u, Avrupa’nın ve dünyanın en gelişmiş ulaşım altyapısına sahip şehirleri arasında zirveye taşımak için dünyanın en özgün ve saygın kent içi raylı sistem projelerini bir bir hayata geçirdiklerini belirterek, “İstanbul’u bir baştan diğer başa modern raylı sistem ağlarıyla donatıyoruz. Bu projemiz sadece bir raylı sistem işi değil, aynı zamanda yaya odaklı yeni nesil bir ulaşım projesidir. İstanbul’da kentsel hareketliliği teşvik edecek, insanımızı aktif hareketliliğe, toplu taşıma ve diğer temiz, akıllı ulaşım çözümlerine yönlendirecek çalışmalara büyük önem veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakanlık olarak öncülük edilen tüm proje ve yatırımların çevre hassasiyetiyle yapıldığını kaydeden Uraloğlu, “Bütünsel kalkınma esaslı vizyonumuz, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Paris İklim Anlaşması ve Avrupa İklim Yasası gibi AB’nin temel yaklaşımlarıyla da birçok ortak paydaya sahip. Kent içi raylı sistemlerin yaygınlaştırılmasının yanı sıra karbon emisyonunu azaltıcı politikalar çerçevesinde yeni nesil yöntemlerle karbon emisyonunu azaltmayı hedefliyoruz. Bu konuda etkin, verimli ve çözüm odaklı bir mikro hareketlilik sistemi oluşturuyoruz.” açıklamasında bulundu.
İSTANBULLU VATANDAŞLARIMIZA ŞEHRİN KALBİNDE BÜYÜK BİR YEŞİL ALAN KAZANDIRDIK
Bakan Uraloğlu, şehirlerde toplu taşımanın ve bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması ve yayalaştırma projelerinin gelişmesine verdikleri öneme işaret ederek, Kazlıçeşme-Sirkeci Kentsel Ulaşım ve Rekreasyon Odaklı Dönüşüm Projesi’nin de bunun en güzel örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Sirkeci-Kazlıçeşme arasında atıl vaziyette duran 8,3 kilometrelik hattın, gerekli iyileştirmeler ve değişimler yapılarak 8 istasyonla tekrardan kullanıma hazır hale getirildiğini bildiren Uraloğlu, İstanbul’a şehrin kalbinde büyük bir yeşil alan kazandırdıklarını belirterek şu bilgileri verdi:
“Bu proje; bir raylı sistem projesi olmasıyla birlikte kapsamında yer alan 7 bin 300 metre bisiklet yolu, 7 bin 300 metre yaya yolu, 10 bin 120 metrekare meydan ve rekreasyon alanları, 6 bin metrekare kapalı sosyal kültürel alan, 74 bin metrekare yeni yeşil alan, 3 yaya üst geçidi, 22 kara yolu ve yaya alt geçidi, Yedikule, Kocamustafapaşa, Yenikapı, Kumkapı olmak üzere 4 tescilli istasyonu, Sirkeci ve Cankurtaran olmak üzere 2 yenilenecek istasyonu ve Kazlıçeşme ile Cerrahpaşa’daki 2 istasyonu ile İstanbul halkına ulaşım ihtiyacının yanı sıra sosyokültürel, turizm, ekolojik, rekreasyon, spor, gezinti, bisiklet, scooter gibi imkanlarla da hibrit karakterde yeni nesil bir ulaşım projesi oldu. Ayrıca, Samatya ve Cerrahpaşa’da, sahil yolunu Samatya ve Cerrahpaşa hastanelerini bağlayan kavşak modernize edilerek alt geçit gabarisini de yükseltip yeniden inşa ettik.”
215 BİN METREKARELİK ALANIN 122 BİN 550 METREKARESİ VATANDAŞLARIN YAYA OLARAK KULLANIMI İÇİN PLANLANDI
Uraloğlu 215 bin metrekarelik Sirkeci- Kazlıçeşme hattın da çalışma alanının 92 bin 450 metrekaresini (yüzde 43) demiryolu ulaşımına, 122 bin 550 metrekaresini ise yaya yürüme alanı, bisiklet, scooter parkuru, dinlenme, rekreasyon alanları olarak düzenlendiklerini belirterek, “122 bin 550 metrekare alanı vatandaşlarımızın yaya olarak kullanımına açılmak suretiyle şehrin kalbinde büyük bir yeşil alan kazandırmış olduk.” ifadelerine yer verdi.
Uraloğlu proje ile sadece demiryolu inşası yapmayıp, hat boyunca çevrede yaşayan insanların yaşam konforunu artıracak diğer düzenlemeleri de gerçekleştirdiklerini ifade ederek, proje kapsamında raylı sistem, yaya ve mikro mobilite araçları, sosyal aktivite alanları oluşturarak, yıllardır kronikleşmiş trafik ve güvenlik sorunlarına neden olan yaya ve karayolu alt geçitlerini de rehabilite ettiklerini söyledi.

‘SİRKECİ-KAZLIÇEŞME HATTI’ TEK YÖNLÜ SEFER SÜRESİ 20 DAKİKA OLACAK
İstanbulluların hayatına kalıcı olarak dokunan bir büyük bir eseri daha tamamladıklarını belirten Uraloğlu, “Sirkeci liman bölgesindeki yeni demir yolu hattı sayesinde Sirkeci ve Haydarpaşa limanları arasında ulaşım ve koordinasyon sağlanacak. Projede tüm altyapı imalatlarını tamamladık. Tescilli istasyonlarda restorasyon işlerini bitirdik. Yeni yapılan Cerrahpaşa ve Kazlıçeşme istasyonlarında imalatları tamamladık. Yenilenen Sirkeci, Cankurtaran istasyonlarını da tamamlandı. Yine toplamda 26 sanat yapısındaki çalışmalar bitirildi. Sinyalizasyon ve elektrifikasyon imalatları ve bisiklet-yürüme yolu imalatı ve peyzaj işleri tamamlandı. Sirkeci-Kazlıçeşme hattı tek yönlü sefer süresi 20 dakika olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
PROJE İLE 2023-2053 YILLARI ARASINDAKİ EKONOMİK KAZANÇ 785 MİLYON AVRO OLACAK
Uraloğlu, projenin tamamlanmasıyla 2023-2053 yılları arasındaki ekonomik kazancın 785 milyon avro olacağını bildirerek, Türkiye’nin dört bir köşesinde olduğu gibi, dünyanın en önemli metropollerinden olan İstanbul’da da hizmet ve eser fırtınası estirmeye devam edeceklerini ifade etti.

Personel eksikliğinin bugünlerde zirve yaptığını vurgulayan Bekir Topuz, “Artık işçi ithalatı yapmamız gerekiyor. Ancak dışarıdan getirdiğimiz işçiler bir takvim ve programa bağlı olmalı. Dikkatli davranırsak işçi ithalatı olumlu katkı yapar. Özellikle turizm gibi sektörlerin büyümesi, artan ihracat ortamı bu sorunu daha da büyütüyor. Ancak Türkiye’de yaşayan insanlar işçi ihtiyacını artık maalesef karşılayamıyor. Paydaş olduğumuz tüm alanlarda bu böyle” ifadelerini kullandı.

‘MÜHENDİS DEĞİL İŞÇİ LAZIM’
“Bize mühendis değil, vasıfsız işçi lazım” diyen Bekir Topuz, “Fabrikalarımızda mühendise 25 bin lira, işçiye ise 35 bin lira veriyoruz. Ama mühendise, ‘Gel sen bu makinenin başına geç, ustanın yaptığı işi sana öğretelim, sadece burada dur, 40 bin lira verelim’ diyoruz. Mühendis bunu kabul etmiyor ve bize, ‘Benim işim masada oturmak’ diyor. Yani günün sonunda ihtiyacımızı kimse karşılamıyor. Bu sıkıntı büyüyor” şeklinde konuştu.

Bekir Topuz
CİDDİ SIKINTILAR YAŞANABİLİR
YILLARDIR mesleki eğitimi en öncelikli faaliyet alanlarından biri olarak gördüklerini anlatan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan da TÜSİD Başkanı’nın dile getirdiği soruna “Sanayimizin katma değerli üretime geçmesi ve yüksek teknoloji alanlarına yönelebilmesi için nitelikli işgücüne yani ‘aranan eleman’a büyük ihtiyaç duyuyoruz. Günümüzde, nitelikli işgücü ihtiyacının karşılanması ve verimliliğin artması da hız kazanıyor. Şirketlerin yetişmiş insan kaynağı ile buluşması gittikçe önem kazanıyor. İnsan kaynaklarını geliştirmeyen şirketlerin işgücü piyasasına yeni gelen gençlerle buluşma noktasında ciddi sıkıntı hatta yaşadıkları bir dönemden geçmekteyiz” yorumunu yaptı.

Erdal Bahçıvan
Bahçıvan, şunları söyledi:
REKABET GÜCÜ DÜŞÜYOR
“Bugün sanayide nitelikli eleman bulamama sorununun; üretimde kapasite artışlarının sağlanamaması, termin sürelerindeki belirsizlik, ülkemizin uluslararası rekabet üstünlüğü ve gelişmişlik seviyesinin önünde engel oluşturduğunu söyleyebiliriz. Buradan hareketle; ülke olarak sürdürülebilir bir büyümenin sağlanabilmesi için beşeri sermayenin yani insanın niteliğinin geliştirilmesi son derece önemli. Bireylerin kaliteli eğitimle buluşması ülkelerin sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimlerinde rol oynayan en önemli faktörlerden birini oluşturuyor. Bu süreçte ise eğitim ve yeteneklerin gelişimi için mesleki eğitimin önemi kuşkusuz ön plana çıkıyor. Biz de bu kapsamda mesleki eğitime yönelik projeler geliştiriyoruz. İnsana yapılan yatırımın, o ülkenin insan gücünün ve dolayısıyla üretim sürecinde yer alan insan faktörünün niteliğini artırdığını görebiliyoruz. Bu nedenle nitelikli istihdam için mesleki eğitimin her yönden destek ve teşviğe ihtiyaç duyduğunun altını çizmek istiyorum. Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının kendi alanlarında istihdam oranları birçok alanda yüzde 10’un altında kalırken İSO MEİP okullarında bu oranlar belirli alanlarda yüzde 90’lara kadar ulaştı.”
‘MESLEK LİSELERİNDEN ELEMAN YETİŞMİYOR’
TÜM üyelerden gelen bildirimlerin başında işçi bulma sorunu bulunduğunu belirten İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Tüm dünyada dijitalleşme anlamında yaşanan hızlı değişimin yanı sıra iş dünyasının ihtiyacına uygun yeterli sayıda çalışanın üniversite ve meslek liselerinden yetişmiyor olmasını, bu sorunun kök nedenleri olarak görüyoruz.Bu sorunu çözmek amacıyla meslek liselerinin, üniversitelerin, iş dünyasının çalışma programlarının gözden geçirilmesi, dünya genelinde uygulanan yeni trendlerin yakından izlenerek uygulamaya alınmasının yanı sıra yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme uyum sağlayan işletmelere de yönelik çalışan yetiştirilmesinin önemli olduğu kanaatindeyiz” dedi.

Mahmut Özgener
Özgener, şunları şöyledi:
MÜFREDAT VURGUSU
“Özellikle meslek liselerinin sorunun çözümüne yönelik ihtiyaca karşılık verebilmesi için iş dünyası ile işbirliği içerisinde olması ve de müfredatı buna göre belirlemesi önem arz etmekte. İşgücüne ulaşmada karşılaşılan zorlukların aşılması için İŞKUR tarafından verimli çalışmalar yapılıyor, ancak İŞKUR portalının iş arayan kişinin talebini portala girebileceği, işverenin iş arayan adaylara kolay ve hızlı bir şekilde ulaşıp değerlendirebileceği, adayları iş görüşmesine çağırabileceği bir formatta düzenlenmesinin yararlı olacağına inanıyoruz. Bununla birlikte; İŞ-KUR’un veri tabanının, sadece başvuru yaparak İşkur’a kayıt yaptıranlar dışında, mevcutta bulunan tüm işgücünü kapsayacak hale getirilmesinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.”

‘EĞİTİMDEKİ EKSİKLİĞİ BİZ TAMAMLAMAK ZORUNDAYIZ’
SANAYİCİ için en büyük sorunlardan birinin üniversite eğitimi alan personelin yeterli niteliğe ulaşamaması olduğunu söyleyen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ramazan Kaya, işgücü sorununa ilişkin şunları söyledi: “Üniversitelerde yeterli eğitim verilemediği için sanayiciler olarak biz bu eksikliği tamamlamak istiyoruz. Ancak bu hem maliyet hem zaman demek. Bazı durumlarda taraf bu konuda da sabırlı davranmıyor. Dolayısıyla katma değerli üretime geçmek için gerekli olan personeli bulmakta da çok zorlanıyoruz. Ar-Ge ve tasarım aşaması bunlardan biri. Bu işin en temelden eğitim seviyesinde düzeltilmesi gerekiyor. Konfor alanlarının dışına çıkılması, herkesin kendine yatırım yapması da ayrı bir unsur olmalı.”

Ramazan Kaya
İNŞAATTA DA İŞÇİ YOK
Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) son raporuna göre; inşaatlar da işgücü açığı sorunu yaşıyor. Raporda demirci, kalıpçı, iş makinesi operatörü, hatta düz işçi gibi mavi yaka olarak nitelendirilen orta kademe eleman bulmakta zorluk yaşayan sektörde, ücretlerin geçen yıl sonunda aylık 150 bin TL seviyelerine kadar çıktığı belirtildi. Yaşanan bu sorun TÜİK’in inşaat maliyet endeksi verilerine de yansıdı. Aralık sonuçlarına göre malzeme endeksi yıllık yüzde 54.26 artarken, işçilik endeksindeki artış yüzde 111.83 oldu.